4. Tacir Yardımcıları

Özgün soru denemeleri, konu özeti ve sınav taktikleri.

Konu Hakkında Hızlı Bilgi

Konu Özeti: Önemli Nokta 1: Çözüm, Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) ilgili hükümlerinin yorumlanmasına dayanmaktadır. Acentelik sözleşmesi, TTK'da özel olarak düzenlenmiş bir sözleşme türüdür. Bu nedenle, öncelikle TTK'daki özel hükümlerin (lex specialis) uygulanması gerekir. TTK m. 121(1) hükmü son derece açıktır: "Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir." Somut olayda, sözleşme belirsiz sürelidir ve taraflar arasında aksine bir anlaşma yoktur. Müvekkilin fesih iradesi haklı bir sebebe dayanmamaktadır, bu nedenle olağan fesih yoluna başvurulması gerekmektedir. Bu durumda, TTK m. 121(1) uyarınca müvekkilin üç aylık fesih ihbar süresine uyması zorunludur. Dolayısıyla doğru cevap (D) seçeneğidir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: (A) seçeneği yanlıştır. TBK m. 368'de ürün kirası için öngörülen altı aylık fesih bildirim süresinin kıyasen uygulanması, acentelik sözleşmesi için TTK'da özel bir hüküm (m. 121) varken mümkün değildir. Özel kanun hükmü, genel kanun hükmüne göre önceliklidir. (B) seçeneği yanlıştır. TTK m. 121(4), haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden tarafın, diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorunda olduğunu belirtir. Bu hüküm, ihbar süresine uymamanın bir sonucunu (tazminat yükümlülüğü) düzenler; ihbar süresini bertaraf ederek derhal fesih hakkı tanımaz. (C) seçeneği yanlıştır. Kanunda açık ve emredici nitelikte bir süre (üç ay) öngörüldüğü için hâkimin takdir yetkisi veya dürüstlük kuralına dayanarak farklı bir süre belirlemesi söz konusu olamaz. (E) seçeneği yanlıştır. Acentelik sözleşmesi, TTK'da özel olarak düzenlendiği için TBK'daki genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler (örneğin, TBK m. 431 ve devamı) doğrudan uygulanamaz. TTK'daki özel hüküm varken genel hükümlere gidilemez ilkesi burada da geçerlidir. Önemli Nokta 2: Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 123. maddesinin 1. fıkrasında, acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonrası için öngörülen rekabet yasağı anlaşmasının en çok, ilişkinin bitiminden itibaren iki yıllık süre için yapılabileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu süre, acentenin ekonomik özgürlüğünü korumaya yönelik emredici bir hükümdür. Somut olayda taraflar üç yıllık bir süre kararlaştırmıştır. TTK m. 123/4 uyarınca, "Bu maddeye aykırı şartlar, acentenin aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir." Bu hüküm, sürenin aşılması halinde anlaşmanın tamamen geçersiz sayılmayacağını, ancak kanuni sınıra indirileceğini ifade eden bir kısmi butlan (geçersizlik) yaptırımını öngörmektedir. Dolayısıyla, üç yıllık süre, kanunun emredici hükmüne aykırı olan bir yıl yönünden geçersiz olup, anlaşma iki yıllık azami süre için geçerliliğini korur. Bu nedenle B seçeneği doğrudur. A seçeneği yanlıştır, çünkü tazminat ödenmesi rekabet yasağının geçerlilik şartlarından biri olmakla birlikte, taraflara emredici süre sınırını aşma serbestisi tanımaz. C seçeneği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 445. maddesinde hizmet sözleşmeleri için öngörülen hâkimin aşırı nitelikteki rekabet yasağını süresi bakımından sınırlayabilmesi kuralını yansıtmaktadır. Ancak acentelik sözleşmesinde TTK m. 123'teki özel ve emredici hüküm gereği, süre iki yıl ile kesin olarak sınırlandırılmıştır ve hâkimin takdir yetkisi bulunmamaktadır. Aşan kısım kendiliğinden geçersiz olur. D seçeneği yanlıştır, çünkü TTK m. 123/4, tam hükümsüzlük yerine kısmi hükümsüzlük yaptırımını benimsemiştir. Anlaşma tamamen değil, sadece sınırı aşan kısmı itibarıyla geçersizdir. E seçeneği ise ilgisiz iki hukuki kurumu karıştırmaktadır. Acentenin denkleştirme (portföy tazminatı) isteme hakkının TTK m. 122/4 uyarınca sözleşmenin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekliliği, rekabet yasağı anlaşmasının süresini düzenleyen TTK m. 123 ile bağlantılı değildir. Önemli Nokta 3: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 119. maddesi acentenin hapis hakkını düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre acente, müvekkilindeki bütün alacakları ödeninceye kadar, acentelik sözleşmesi dolayısıyla zilyetliğinde bulunan müvekkile ait taşınırlar ve kıymetli evrak üzerinde hapis hakkına sahiptir. Maddenin ikinci fıkrası ise, müvekkile ait malların acente tarafından satılması durumunda, acentenin bu malların bedelini ödemekten kaçınabileceğini hükme bağlayarak hapis hakkının kapsamını tahsil edilen satış bedellerini de içerecek şekilde genişletmiştir. Sorudaki en kritik nokta ise TTK m. 119/3'te düzenlenmiştir. Bu fıkraya göre, müvekkilin aciz hâlinde bulunması durumunda, acentenin henüz muaccel olmamış alacakları için de hapis hakkı hükümleri uygulanır. Olayda müvekkilin aciz hâline düşmek üzere olduğu belirtilmiştir. Bu durumda acente (A), sadece vadesi gelmiş (muaccel) alacakları için değil, aynı zamanda vadesi gelmemiş (müeccel) alacakları için de hem elindeki ürünler hem de tahsil ettiği satış bedelleri üzerinde hapis hakkını kullanabilir. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir. Diğer seçenekler ise; A seçeneği TTK m. 119/3'teki istisnayı göz ardı ettiği için, B seçeneği TTK m. 119/2'deki özel düzenlemeye aykırı olduğu için, D ve E seçenekleri ise kanunda yer almayan, hatalı hukuki yorumlara dayandığı için yanlıştır. Önemli Nokta 4: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 104. maddesinin 1. fıkrası, "Yazılı olarak aksi kararlaştırılmadıkça, müvekkil, aynı zamanda ve aynı yer veya bölge içinde aynı ticaret dalı ile ilgili olarak birden fazla acente atayamayacağı gibi, acente de aynı yer veya bölgede, birbirleriyle rekabette bulunan birden çok ticari işletme hesabına acentelik yapamaz." hükmünü amirdir. Bu hüküm, acentelik sözleşmesinde tarafların aksini kararlaştırmadığı durumlarda hem müvekkil hem de acente için bir inhisar (tekel) hakkı karinesi getirmektedir. Bu kural, emredici nitelikte olmayıp, tarafların yazılı bir anlaşmayla bertaraf edebileceği yedek bir hukuk kuralıdır. Somut olayda, (Ü) ile (A) arasındaki sözleşmede inhisar hakkına ilişkin aksine bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle, kanuni karine gereği (Ü)'nün, aynı bölge ve aynı ticaret dalı için (A)'dan başka bir acente atama yetkisi yoktur. (Ü)'nün (B) ile yeni bir acentelik sözleşmesi yapması, (A) ile olan mevcut sözleşmesine aykırılık teşkil eder ve (A)'nın sözleşmeden doğan haklarını (örneğin tazminat, fesih vb.) kullanmasına neden olabilir. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir. A seçeneği yanlıştır; çünkü sözleşme serbestisi ilkesi, kanunun yedek hukuk kuralları ile doldurduğu boşluklar bakımından sınırlanmıştır. TTK m. 104 bu duruma bir örnektir. B seçeneği yanlıştır; çünkü TTK m. 104'te düzenlenen inhisar hakkı, acentenin TTK m. 102 uyarınca sözleşmelere aracılık eden acente veya bunları tacir adına yapan acente olmasına bakılmaksızın uygulanır. Kanun bu konuda bir ayrım yapmamıştır. D seçeneği yanlıştır; çünkü TTK m. 104 emredici bir hüküm değil, yedek (düzenleyici) bir hukuk kuralıdır. Bu nedenle, bu kurala aykırılık halinde yapılan ikinci sözleşme kendiliğinden kesin hükümsüz olmaz, ancak ilk sözleşmenin ihlali anlamına gelir. E seçeneği yanlıştır; zira tescil ve ilan zorunluluğu, TTK m. 107/2 uyarınca acenteye müvekkili adına sözleşme yapma yetkisi verilmesi durumunda söz konusudur, inhisar hakkının doğumu için böyle bir şart öngörülmemiştir. Önemli Nokta 5: Bir kimsenin tacir sayılabilmesi için bir ticari işletmeyi kendi adına işletmesi gerekmektedir. Olayda, ticari temsilci (Y), 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 547. maddesi uyarınca atanmış bir tacir yardımcısıdır. Ticari temsilci, işletmeyi kendi adına değil, işletme sahibi adına ve hesabına yönetir. Bu nedenle, ne kadar geniş yetkilere sahip olursa olsun tacir sıfatını kazanamaz. Tacir sıfatı, ticari işletmenin malikine aittir. Diğer yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 13. maddesi, küçük ve kısıtlılara ait ticari işletmelerin durumu özel olarak düzenlemiştir. Bu maddeye göre, “Küçük ve kısıtlılara ait ticari işletmeyi bunların adına işleten yasal temsilci, tacir sayılmaz. Tacir sıfatı, temsil edilene aittir.” Dolayısıyla, işletme sahibi küçük (K) olmasına rağmen tacir sıfatı kendisine aittir ve yasal temsilci olan (A) tacir sayılmaz. Sonuç olarak, işletmeyi fiilen yöneten ticari temsilci (Y) ile küçük adına hareket eden yasal temsilci (A) tacir değildir. Tacir sıfatı, işletmenin maliki olan küçük (K)’ye aittir. Bu nedenle doğru cevap, ticari temsilci (Y)'nin tacir olmadığını ve tacir sıfatının küçük (K)'ye ait olduğunu belirten seçenektir.

Örnek Çıkmış Sorular

Soru 1

Beş yıldır bir tekstil firması (M) ile belirsiz süreli acentelik sözleşmesi bulunan acente (A), sözleşme süresince müvekkilinin müşteri portföyünü önemli ölçüde genişletmiştir. Ancak müvekkil (M), ticari stratejisi gereği yeniden yapılandırmaya gitme kararı almış ve acente (A)'nın herhangi bir kusuru veya sözleşmeye aykırı bir davranışı olmamasına rağmen acentelik sözleşmesini sona erdirmek istemektedir. Taraflar arasındaki sözleşmede fesih ihbar süresine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda, müvekkil (M)'nin sözleşmeyi feshedebilmesi için uyması gereken yasal prosedürle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A)Acentelik ilişkisinin beş yılı aşan uzun bir süre devam etmesi nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu'nun ürün kirasına ilişkin hükümleri kıyasen uygulanmalı ve altı aylık ihbar süresine uyulmalıdır.
B)Haklı bir sebep olmasa dahi müvekkil, acentenin başlanmış işlerin tamamlanmamasından doğan zararını tazmin etmeyi teklif ederek sözleşmeyi derhal feshetme hakkına sahiptir.
C)Sözleşmede fesih süresi kararlaştırılmadığı için, ihbar süresi hâkim tarafından dürüstlük kuralı çerçevesinde, somut olayın koşulları ve acentenin emekleri göz önünde bulundurularak belirlenir.
D)Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan özel hüküm uyarınca, belirsiz süreli acentelik sözleşmesini taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir.
E)Acentelik sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu'ndaki genel hizmet sözleşmesi hükümlerine tabi olduğundan, hizmet süresi dikkate alınarak kanunda öngörülen kademeli fesih bildirim sürelerinden uygun olanı uygulanmalıdır.

Çözüm

Çözüm, Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) ilgili hükümlerinin yorumlanmasına dayanmaktadır. Acentelik sözleşmesi, TTK'da özel olarak düzenlenmiş bir sözleşme türüdür. Bu nedenle, öncelikle TTK'daki özel hükümlerin (lex specialis) uygulanması gerekir. TTK m. 121(1) hükmü son derece açıktır: "Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir." Somut olayda, sözleşme belirsiz sürelidir ve taraflar arasında aksine bir anlaşma yoktur. Müvekkilin fesih iradesi haklı bir sebebe dayanmamaktadır, bu nedenle olağan fesih yoluna başvurulması gerekmektedir. Bu durumda, TTK m. 121(1) uyarınca müvekkilin üç aylık fesih ihbar süresine uyması zorunludur. Dolayısıyla doğru cevap (D) seçeneğidir. Diğer seçeneklerin incelenmesi: (A) seçeneği yanlıştır. TBK m. 368'de ürün kirası için öngörülen altı aylık fesih bildirim süresinin kıyasen uygulanması, acentelik sözleşmesi için TTK'da özel bir hüküm (m. 121) varken mümkün değildir. Özel kanun hükmü, genel kanun hükmüne göre önceliklidir. (B) seçeneği yanlıştır. TTK m. 121(4), haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden tarafın, diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorunda olduğunu belirtir. Bu hüküm, ihbar süresine uymamanın bir sonucunu (tazminat yükümlülüğü) düzenler; ihbar süresini bertaraf ederek derhal fesih hakkı tanımaz. (C) seçeneği yanlıştır. Kanunda açık ve emredici nitelikte bir süre (üç ay) öngörüldüğü için hâkimin takdir yetkisi veya dürüstlük kuralına dayanarak farklı bir süre belirlemesi söz konusu olamaz. (E) seçeneği yanlıştır. Acentelik sözleşmesi, TTK'da özel olarak düzenlendiği için TBK'daki genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler (örneğin, TBK m. 431 ve devamı) doğrudan uygulanamaz. TTK'daki özel hüküm varken genel hükümlere gidilemez ilkesi burada da geçerlidir.

Soru 2

Türkiye genelinde tıbbi görüntüleme yazılımları üreten müvekkil (M) ile Marmara Bölgesi'ndeki özel hastaneler nezdinde geniş bir müşteri çevresine sahip olan acente (A) arasında, (A)'ya bölge tekeli tanıyan bir acentelik sözleşmesi akdedilmiştir. Sözleşmeye eklenen ve yazılı şekilde yapılan bir rekabet yasağı anlaşmasıyla, acentelik ilişkisinin sona ermesinden itibaren (A)'nın üç yıl süreyle Türkiye'nin hiçbir yerinde (M)'nin rakipleriyle çalışamayacağı kararlaştırılmış ve (A)'ya bu yükümlülüğü karşılığında uygun bir tazminat ödeneceği taahhüt edilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 123. maddesi hükümleri dikkate alındığında, bu rekabet yasağı anlaşmasının süresine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Soru 3

İtalya merkezli lüks moda markası "Elegante Moda"nın Türkiye'deki tek yetkili acentesi olan (A), son altı aydır vadesi gelmiş komisyon alacaklarının müvekkili tarafından ödenmediğini tespit etmiştir. Ayrıca, (A)'nın, henüz vadesi gelmemiş komisyon alacakları da bulunmaktadır. Bu esnada, müvekkil şirketin ciddi bir mali darboğaza girdiği ve aciz hâline düşmek üzere olduğu yönünde piyasada söylentiler dolaşmaktadır. Bu gelişmeler üzerine (A), hem muaccel hem de müeccel alacaklarını güvence altına almak amacıyla, zilyetliğinde bulunan müvekkile ait yeni sezon ürünleri, ticari numuneleri ve son satışlardan tahsil ettiği nakit satış bedellerini müvekkile göndermeme kararı almıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, acente (A)'nın hapis hakkına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Devamını Görmek İster misin?

Tüm soruların çözümlerine, yapay zeka destekli konu anlatımlarına ve akıllı denemelere erişmek için ücretsiz kayıt ol.