Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 230. maddesi, kollektif şirket ortakları için kanuni bir rekabet yasağı öngörmektedir. Bu maddeye göre, bir ortak, diğer ortakların izni olmaksızın, şirketin faaliyet konusuna giren bir ticari işi kendi veya başkası hesabına yapamaz. Sorudaki olayda, ortak (A) tam olarak bu yasağı ihlal etmiştir. Şirket sözleşmesinde bu konuda bir düzenleme olmaması, kanuni yasağın uygulanmasına engel teşkil etmez.
Rekabet yasağının ihlali durumunda şirketin sahip olduğu haklar ise TTK m. 231'de düzenlenmiştir. Buna göre şirket, rekabet yasağını ihlal eden ortaktan;
1) Tazminat isteyebilir,
2) Tazminat yerine, ortağın kendi adına yaptığı işlerin şirket adına yapılmış sayılmasını talep edebilir,
3) Üçüncü kişiler hesabına yapmış olduğu işlerden doğan menfaatin şirkete bırakılmasını isteyebilir.
Bu üç haktan birini seçme hakkı şirkete aittir. Dolayısıyla, doğru cevap bu seçimlik hakları eksiksiz ve doğru bir şekilde ifade etmektedir.
Diğer seçeneklerin analizi:
- B seçeneği yanlıştır, çünkü ortaklıktan çıkarma bir sonuç olabilmekle birlikte, kanunun şirkete tanıdığı birincil ve seçimlik haklar bunlar değildir. Şirketin sadece çıkarma davası açabileceği ifadesi hatalıdır.
- C seçeneği yanlıştır, çünkü rekabet yasağı ihlali, sır saklama yükümlülüğü ihlalinden farklı ve bağımsız bir yükümlülük ihlalidir. Ayrıca yaptırımı 'sadece tazminat' ile sınırlı değildir.
- D seçeneği yanlıştır, çünkü TTK m. 230 uyarınca rekabet yasağı, sözleşmede hüküm olmasa dahi kanun gereği uygulanır. Bu nedenle (A)'nın faaliyeti hukuka aykırıdır.
- E seçeneği yanlıştır, çünkü TTK m. 230'daki rekabet yasağı, yönetici olsun veya olmasın tüm kollektif şirket ortakları için geçerlidir.
Önemli Nokta 2: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 211. maddesi, kollektif şirketi, 'ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla, gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlanmamış olan şirket' olarak tanımlamaktadır. Bu tanım, kollektif şirketin kurucu ortaklarının niteliğine ilişkin emredici bir hüküm içermektedir. Buna göre, bir kollektif şirketin ortağı olabilmek için 'gerçek kişi' olmak zorunlu bir unsurdur. Sorudaki olayda, (A) gerçek kişi iken, (B) bir limited şirket olup tüzel kişiliğe sahiptir. TTK m. 211'deki açık hüküm karşısında, bir tüzel kişinin kollektif şirkete ortak olması mümkün değildir. Bu sebeple, tasarlanan ortaklık yapısı hukuken geçersizdir ve bu şekilde bir kollektif şirketin tescili yapılamaz.
Diğer seçeneklerin incelenmesi:
- A seçeneği yanlıştır. TTK m. 232 uyarınca kollektif şirketin tescil ile tüzel kişilik kazanacağı doğru olsa da, tescilin yapılabilmesi için kanunun aradığı kurucu şartların, özellikle de ortakların niteliğine ilişkin şartın sağlanmış olması gerekir. Tescil, kurucu unsurlardaki eksikliği veya aykırılığı gidermez.
- B seçeneği yanlıştır. TTK m. 124'e göre kollektif şirket bir şahıs şirketidir ve ortakları tacir sıfatını kazanır. Ancak kanun, tacir sıfatının yanı sıra TTK m. 211'de özel bir şart olarak 'gerçek kişi' olma zorunluluğunu getirmiştir. Tüzel kişi tacirler kollektif şirket ortağı olamaz.
- D seçeneği yanlıştır. Ortağın sorumluluğunun sermaye payı ile sınırlandırılması, kollektif şirketin değil, komandit şirketteki komanditer ortağın veya sermaye şirketlerinin bir özelliğidir. Kollektif şirketin tanımı gereği tüm ortakların sorumluluğu sınırsızdır.
- E seçeneği yanlıştır. Tüzel kişinin bir temsilci ataması, tüzel kişinin ortak sıfatını değiştirmez. Ortak olan yine tüzel kişiliğin kendisidir; temsilci, sadece tüzel kişi adına hakları kullanan ve borçları ifa eden bir organdır. Bu durum, ortaklığın 'gerçek kişiler arasında' olması şartını sağlamaz.
Önemli Nokta 3: Kollektif şirketlerde ortakların şirket borçlarından dolayı sorumluluğu; ikinci dereceden, sınırsız ve müteselsildir.
1. **İkinci Dereceden Sorumluluk:** Alacaklılar, şirket borcu için öncelikle şirket tüzel kişiliğinin malvarlığına başvurmalıdır. Ancak şirkete karşı yapılan takibin sonuçsuz kalması veya şirketin malvarlığının borcu karşılamaya yetmediğinin anlaşılması (sorudaki gibi tasfiye sürecinde bu durumun tespiti) halinde ortakların şahsi malvarlığına başvurulabilir. Nitekim 6102 sayılı TTK m. 298, şirketin varlığının borçlara yetmemesi halinde tasfiye memurlarının ortaklara başvuracağını düzenleyerek bu prensibi teyit etmektedir. Bu nedenle, ortak (C)'nin 'şirket iflas etmeden bana başvurulamaz' iddiası hukuki dayanaktan yoksundur. Şirket malvarlığının yetersizliğinin tespiti yeterlidir.
2. **Sınırsız Sorumluluk:** Ortaklar, şirket borçlarından dolayı tüm şahsi malvarlıkları ile sorumludurlar. Sorumluluğun şirkete koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlandırılması söz konusu değildir. Bu nedenle ortak (C)'nin 'sorumluluğum sermaye payım ile sınırlıdır' iddiası da yanlıştır. Bu durum, kollektif şirket ortağını, komandit şirketin komanditer ortağından (TTK m. 322) ve limited şirket ortağından ayıran temel bir özelliktir.
3. **Müteselsil Sorumluluk:** Ortakların her biri, şirket borcunun tamamından zincirleme olarak sorumludur. Alacaklı, borcun tamamı için dilediği ortağa veya tüm ortaklara birlikte başvurabilir. Bu nedenle E seçeneğindeki 'yalnızca kendi payına düşen miktar' ifadesi yanlıştır.
Diğer seçeneklerin analizi:
- A seçeneği, limited şirket ortaklarının *amme borçlarından* kaynaklanan ve sermaye hisseleriyle orantılı sorumluluğunu (6183 sayılı Kanun m. 35) yanlış bir şekilde kollektif şirkete atfetmektedir.
- B seçeneği, komanditer ortağın sınırlı sorumluluk ilkesini (TTK m. 322) hatalı bir şekilde kollektif şirket ortağına uygulamaktadır.
- D seçeneği, İİK m. 205'i yanlış yorumlamakta ve şirketin iflasını, ortağa başvurmak için zorunlu bir ön şart olarak göstermektedir. Oysa kanun böyle bir şart öngörmemektedir.
Sonuç olarak, C seçeneği, kollektif şirket ortağının sorumluluğunun niteliklerini doğru ve eksiksiz bir şekilde açıklamaktadır.
Önemli Nokta 4: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 620. maddesine göre adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri bir sözleşmedir. Ortaklar arasındaki iç ilişkilere dair kanuni düzenlemeler şu şekildedir: TBK m. 621/3 uyarınca, bir ortağın katılım payı bir şeyin mülkiyetinden oluşuyorsa, satış sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Bu nedenle ilk seçenek doğrudur. TBK m. 621/2'ye göre ise, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa katılım payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak zorundadır. Bu nedenle son seçenek de doğrudur. TBK m. 623/2'ye göre, sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından yalnızca biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bu nedenle üçüncü seçenek doğrudur. TBK m. 623/3'e göre ise, bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir. Bu nedenle dördüncü seçenek de doğrudur. Ancak, sorunun doğru cevabı olan ikinci seçenek hatalıdır. Çünkü TBK m. 623/1'de açıkça belirtildiği üzere, 'Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.' Dolayısıyla, sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, kâr ve zarar, ortakların getirdiği sermaye payının değerine göre değil, eşit olarak paylaşılır.
Önemli Nokta 5: Adi ortaklıkta, ortakların şirket borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı sorumluluğuna ilişkin temel düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 638. maddesinde yer almaktadır. Bu maddeye göre, ortaklar, ortaklık borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı “birlikte” sorumludurlar. Bu sorumluluk, “müteselsil sorumluluk” değil, “elbirliğiyle (iştirak halinde) sorumluluktur”. Müteselsil sorumlulukta alacaklı, alacağının tamamı için borçlulardan dilediği birine veya birkaçına başvurabilirken; elbirliğiyle sorumlulukta alacaklı, alacağını alabilmek için kural olarak bütün ortaklara birlikte başvurmak ve davayı hepsine yöneltmek zorundadır. Ayrıca, ortakların sorumluluğu “ikinci derecede” (tali) bir sorumluluktur. Yani alacaklı, öncelikle ortaklık malvarlığına başvurmalı, buradan alacağını tahsil edemezse ortakların şahsi malvarlıklarına yönelebilmelidir. Dolayısıyla, soruda yer alan ifadenin hem “birinci derecede” hem de “müteselsilen” kısımları hatalıdır. Diğer seçenekler ise adi ortaklığın temel özelliklerini doğru bir şekilde yansıtmaktadır: (A) TBK m. 620 uyarınca adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur, bu nedenle davalarda tüm ortakların birlikte hareket etmesi gerekir. (B) TBK m. 621 uyarınca sözleşme şekle tabi değildir, ancak sermaye olarak konulan değerin devri için kanunda öngörülen şekle uyulması gerekir. (D) TBK m. 623 uyarınca sermayesi sadece emek olan ortak, zarara katılmaz. (E) TBK m. 639 uyarınca bir ortağın ölümü, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa ortaklığı sona erdiren bir sebeptir.