Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Türk Ticaret Kanunu'nun 127. maddesinin birinci fıkrası, ticaret şirketlerine sermaye olarak nelerin konulabileceğini genel olarak düzenlemiştir. Bu maddeye göre, taşınmazlar (m. 127/1-c), fikrî mülkiyet hakları (m. 127/1-b) ve ticari itibar (m. 127/1-f) sermaye olarak konulabilir. Ancak, aynı maddenin ikinci fıkrası, anonim şirketlere ilişkin TTK m. 342 hükmünün saklı olduğunu belirtmektedir. TTK m. 342 uyarınca anonim şirketlere kişisel emek ve ticari itibar sermaye olarak getirilemez. Bu nedenle, olayda Aslı'nın taşınmazı ve Berk'in patent hakkı sermaye olarak konulabilirken, Ceyda'nın ticari itibarı anonim şirkete sermaye olarak konulamaz. Dolayısıyla B seçeneği doğrudur.
Diğer seçeneklerin analizi:
- A seçeneği yanlıştır. TTK m. 128/3, “Sermaye olarak taşınmaz mülkiyeti veya taşınmaz üzerinde var olan veya kurulacak olan ayni bir hakkın konulması borcunu içeren şirket sözleşmesi hükümleri, resmî şekil aranmaksızın geçerlidir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, taahhüt için tapuda resmi şekil zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır.
- C seçeneği yanlıştır. TTK m. 128/5'e göre, “Taşınmaz mülkiyetinin veya diğer ayni bir hakkın sermaye olarak konulması hâlinde, şirketin bunlar üzerinde tasarruf edebilmesi için tapu siciline tescil gereklidir.” Bu nedenle şirket, tüzel kişilik kazansa bile tescil olmadan taşınmaz üzerinde tasarruf edemez.
- D seçeneği yanlıştır. TTK m. 128/7, şirketin, ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmesini isteyebileceği ve dava edebileceği gibi, “yerine getirmede gecikme sebebiyle uğradığı zararın tazminini de isteyebilir.” hükmünü içermektedir. Dolayısıyla şirketin tazminat talep etme hakkı da bulunmaktadır.
- E seçeneği yanlıştır. TTK m. 127/1'deki liste sınırlı sayıda (numerus clausus) değildir. Nitekim aynı fıkranın (i) bendinde “Maden ruhsatnameleri ve bunun gibi ekonomik değeri olan diğer haklar” ve (j) bendinde “Devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değer” sermaye olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla maden ruhsatnamesi açıkça sermaye olarak konulabilir.
Önemli Nokta 2: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca anonim şirketlerin kuruluşu ve tek pay sahipliği hallerine ilişkin temel prensipler şu şekildedir:
* **Doğru Seçenek (B):** TTK m. 338/1, "Anonim şirketin kurulabilmesi için pay sahibi olan bir veya daha fazla kurucunun varlığı şarttır." hükmüyle tek kişilik anonim şirket kurulmasına açıkça izin vermektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise, şirketin kurulduktan sonra pay sahibi sayısının bire düşmesi durumunda izlenecek usulü düzenler. Buna göre, durum bu sonucu doğuran işlem tarihinden itibaren yedi gün içinde yönetim kuruluna bildirilir ve yönetim kurulu da bildirimi aldığı tarihten itibaren yedi gün içinde şirketin tek pay sahipli olduğunu tescil ve ilan ettirir. Dolayısıyla B seçeneğindeki ifade, kanundaki düzenlemeyi tam olarak yansıtmaktadır.
* **Çeldirici (A):** Bu ifade, TTK m. 338/3'te yer alan açık yasakla çelişmektedir. Anılan hüküm, "Şirket, tek pay sahibi olacak şekilde kendi payını iktisap edemez; ettiremez." demek suretiyle, şirketin kendi paylarını alarak tek pay sahipli hale gelmesini kesin bir dille yasaklamıştır. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
* **Çeldirici (C):** Bu seçenekteki bilgi hatalıdır. TTK m. 338/2'de düzenlenen yedi günlük bildirim ve tescil yükümlülüğü, mevcut bir şirketin paylarının tek kişide toplanması hali için öngörülmüştür; tek pay sahipli ilk kuruluş için böyle bir "kuruluş sonrası bildirim" süreci yoktur. Ayrıca, bu yükümlülüğe aykırılığın yaptırımı, doğacak zarardan sorumluluktur, kuruluşun geçersizliği değildir. Bu nedenle seçenek yanlıştır.
* **Çeldirici (D):** TTK m. 335/1'e göre şirket, kurucuların esas sözleşmede "anonim şirket kurma iradelerini açıklamalarıyla kurulur." Ticaret siciline tescil ise kurucu bir işlem olmayıp, şirkete tüzel kişilik kazandıran açıklayıcı (bildirici) bir işlemdir. Bu nedenle kuruluş anının tescil anı olduğunu belirtmek hatalıdır.
* **Çeldirici (E):** TTK m. 331/1, anonim şirketlerin "kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için" kurulabileceğini belirtir. Bu ilke, pay sahibi sayısından bağımsızdır ve tek pay sahipli anonim şirketler için de aynen geçerlidir. Tek pay sahipli şirketlerin faaliyet konularını sınırlayan özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle seçenek yanlıştır.
Önemli Nokta 3: Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 359/1 uyarınca anonim şirketin, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur. Kanun, üye sayısının alt sınırını bir olarak belirlemiş ve üst sınır koymamıştır. Üyelerin gerçek veya tüzel kişi olabileceği ise m. 359/2'de açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, bir tüzel kişi yönetim kuruluna üye seçilebilir. Bu durumda, tüzel kişiyle birlikte, tüzel kişi adına hareket edecek, toplantılara katılıp oy kullanacak olan ve tüzel kişi tarafından belirlenen bir gerçek kişinin de tescil ve ilan edilmesi zorunludur. TTK m. 359/3 uyarınca, hem yönetim kurulu üyelerinin hem de tüzel kişi adına tescil edilecek bu gerçek kişinin tam ehliyetli olması şarttır. Dolayısıyla ilk seçenek doğrudur.
Diğer seçeneklerin analizi:
- İkinci seçenek, TTK m. 359/2 hükmüne açıkça aykırıdır. Kanun, tüzel kişilerin yönetim kurulu üyesi olabileceğini net bir şekilde belirtmiştir.
- Üçüncü seçenek, TTK m. 360'da düzenlenen 'belirli grupların yönetim kurulunda temsil edilmesi' hakkı ile TTK m. 359'da düzenlenen 'genel üyelik şartlarını' karıştırmaktadır. Bir tüzel kişinin pay sahibi olarak yönetim kuruluna seçilmesi genel bir haktır ve esas sözleşmede özel bir temsil hakkı veya imtiyaz tanınmasını gerektirmez. TTK m. 360, belirli pay gruplarına veya azlığa tanınan özel bir temsil hakkını düzenler ve bu durum genel üyelik koşullarından farklıdır.
- Dördüncü seçenek hukuki bir dayanaktan yoksundur. TTK'da yönetim kurulunda görev alacak tüzel kişi sayısı ile ilgili herhangi bir kısıtlama bulunmamaktadır. Dolayısıyla birden fazla tüzel kişi aynı anda yönetim kurulu üyesi olabilir.
- Beşinci seçenek yanlıştır. TTK m. 359/5, kamu tüzel kişilerinin pay sahibi oldukları şirketlerde yönetim kuruluna seçilebileceğini düzenlerken, bu durum onları TTK m. 359/2'deki genel kuraldan istisna tutmaz. Dolayısıyla, Ankara Büyükşehir Belediyesi de üye olarak seçildiğinde, kendi adına hareket edecek bir gerçek kişiyi tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür.
Önemli Nokta 4: Ticaret hukukunda ticaret siciline yapılan tesciller, doğurdukları hukuki sonuca göre kurucu (ihdasi) ve bildirici (açıklayıcı) olmak üzere ikiye ayrılır. Kurucu tescil, tescil edilmeden önce mevcut olmayan bir hakkı veya hukuki durumu meydana getiren tescildir. Bildirici tescil ise daha önce doğmuş olan bir hakkı veya hukuki durumu üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hale getiren, yani alenileştiren tescildir.
Somut olayda iki farklı tescil işlemi bulunmaktadır:
1. **Şirketin Tescili:** 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 354. ve 355. maddeleri uyarınca, anonim şirket ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır. Tescilden önce şirket, hukuken bir tüzel kişilik olarak mevcut değildir. Tescil işlemi, şirkete tüzel kişilik kazandıran ve onu bir hukuk süjesi haline getiren işlemdir. Bu nedenle, şirketin ilk tescili kurucu (ihdasi) niteliktedir.
2. **Esas Sözleşme Değişikliğinin Tescili:** TTK m. 455'e göre, esas sözleşmenin değiştirilmesine ilişkin genel kurul kararı ticaret siciline tescil edilir. Bu değişiklik, genel kurulun karar aldığı anda şirket için hukuken geçerlidir. Ancak, bu kararın üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmesi, yani onlara karşı ileri sürülebilmesi tescil ile mümkün olur. Madde metninde açıkça "Değiştirme kararı üçüncü kişilere karşı tescilden önce hüküm ifade etmez." denilmektedir. Tescil, mevcut olan ve geçerli bir şekilde alınmış kararı alenileştirerek üçüncü kişilere karşı etkili kılmaktadır. Dolayısıyla, esas sözleşme değişikliğinin tescili bildirici (açıklayıcı) niteliktedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda, şirketin tüzel kişilik kazanmasını sağlayan ilk tescil kurucu, mevcut ve geçerli bir genel kurul kararını alenileştiren ikinci tescil ise bildirici niteliktedir.
Önemli Nokta 5: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 339. maddesi, anonim şirket esas sözleşmesinde bulunması gereken asgari (zorunlu) unsurları açıkça düzenlemiştir. Bu unsurlar şunlardır:
- **A ve B Seçenekleri:** TTK m. 339/2-a uyarınca "Şirketin ticaret unvanı ve merkezinin bulunacağı yer" ve m. 339/2-b uyarınca "Esaslı noktaları belirtilmiş ve tanımlanmış bir şekilde şirketin işletme konusu" esas sözleşmede bulunması zorunlu unsurlardandır. Bu nedenle bu seçenekler yanlıştır.
- **C Seçeneği:** TTK m. 339/3'te "İlk yönetim kurulu üyeleri esas sözleşme ile atanır." hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla, ilk yönetim kurulu üyelerinin kimler olduğunun esas sözleşmede belirtilmesi bir zorunluluktur. Bu nedenle bu seçenek yanlıştır.
- **D Seçeneği:** TTK m. 339/2-k'de "Şirketin hesap dönemi" de sayılan zorunlu unsurlar arasındadır. Bu nedenle bu seçenek de yanlıştır.
- **E Seçeneği:** TTK m. 339'da sayılan zorunlu unsurlar arasında kurucuların ad, soyad ve vatandaşlıklarının esas sözleşmeye yazılması gerektiğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Her ne kadar TTK m. 335 ve m. 339/1 uyarınca esas sözleşmenin bütün kurucular tarafından imzalanması ve bu imzaların noter tarafından onaylanması veya ticaret sicili müdürü ya da yardımcısı huzurunda atılması zorunlu olsa da, bu durum kurucuların kimlik bilgilerinin sözleşmenin metnine bir madde olarak yazılmasını gerektirmez. Kurucuların kimliği imza ve onay şerhi ile zaten bellidir. Bu durum, örneğin limited şirketlerden farklıdır; zira TTK m. 576 limited şirket müdürlerinin ad, soyad ve vatandaşlıklarının şirket sözleşmesinde yer almasını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, kurucuların ad ve soyadları ile vatandaşlıklarının esas sözleşmede yer alması zorunlu değildir.