Konu Özeti:
Önemli Nokta 1: Limited şirket ortaklarının kamu borçlarından sorumluluğu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 35. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, “Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.” Bu sorumluluk, şirketin malvarlığından alacağın tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin anlaşılması halinde doğan ikincil nitelikte bir sorumluluktur. Sorumluluğun sınırı ise her bir ortağın şirketteki sermaye payı oranıdır. Somut olayda, şirketten tahsil edilemeyen 400.000 TL'lik bir amme alacağı mevcuttur. Ortakların sorumluluğu şu şekilde hesaplanacaktır:
- Ortak (A)'nın Sorumluluğu (%40): 400.000 TL * 0,40 = 160.000 TL
- Ortak (B)'nin Sorumluluğu (%30): 400.000 TL * 0,30 = 120.000 TL
- Ortak (C)'nin Sorumluluğu (%30): 400.000 TL * 0,30 = 120.000 TL
Bu nedenle D seçeneği doğrudur.
Diğer seçeneklerin analizi:
A seçeneği yanlıştır. Zira 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesi, alacağın şirketten “kısmen” tahsil edilememesi halinde de ortaklara başvurulabileceğini açıkça belirtmektedir.
B seçeneği yanlıştır. Kanuni temsilcilerin sorumluluğu 6183 sayılı Kanun'un Mükerrer 35. maddesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinde düzenlenmiştir. Bu sorumluluk, ortakların 35. madde kapsamındaki sorumluluğundan ayrı ve bağımsızdır. Kanuni temsilcinin sorumluluğuna gidilmesi, diğer ortakların sermaye payı oranındaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
C seçeneği yanlıştır. Limited şirket ortaklarının amme borçlarından sorumluluğu müteselsil değil, sermaye payları oranındadır. Müteselsil sorumluluk, kanunda açıkça öngörülen hallerde (örneğin pay devrinde devreden ve devralan için) söz konusu olabilir. Genel kural orantılı sorumluluktur.
E seçeneği yanlıştır. Kanun, ortakların sorumluluğuna başvurmak için şirketin iflasını veya tasfiyesini bir ön şart olarak aramamaktadır. Amme alacağının “tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması” yeterlidir ki bu durum, yapılan icra takibinin semeresiz kalmasıyla da ispatlanabilir.
Önemli Nokta 2: Sorunun çözümünde limited şirketlerde ortakların sorumluluğuna ve ek ödeme yükümlülüğünün sınırlarına ilişkin Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümleri esas alınmalıdır.
TTK m. 573/2'ye göre, limited şirket ortakları kural olarak şirket borçlarından sorumlu olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Bu hüküm, limited şirketlerde ortaklara, sermaye borcu dışında ek mali yükümlülükler getirilebilmesine imkân tanımaktadır. Bu nedenle doğru cevap, bu genel ilkeyi doğru bir şekilde ifade eden seçenektir.
Ancak, ek ödeme yükümlülüğünün getirilmesi sınırsız değildir. TTK m. 603/3'e göre, "Ek ödeme yükümlülüğü şirket sözleşmesinde ancak esas sermaye payını esas alan belirli bir tutar olarak öngörülebilir. Bu tutar esas sermaye payının itibarî değerinin iki katını aşamaz." Bu hüküm emredici niteliktedir.
Seçeneklerin değerlendirilmesi:
A) Şirket sözleşmesindeki hükmün, esas sermaye payının "üç katına kadar" ek ödeme öngörmesi, TTK m. 603/3'teki "iki katını aşamaz" şeklindeki emredici sınıra aykırıdır. Bu nedenle sözleşmedeki bu hüküm geçersizdir ve ortaklar üç katına kadar ödeme yapmakla yükümlü tutulamaz. Dolayısıyla bu seçenek yanlıştır.
B) Bu seçenek, TTK m. 573/2'deki temel kuralı ve istisnasını doğru bir şekilde özetlemektedir. Ortakların sorumluluğu esasen sermaye borcuyladır, ancak kanunun çizdiği sınırlar (örneğin TTK m. 603/3'teki iki kat sınırı) dâhilinde şirket sözleşmesiyle ek ödeme yükümlülüğü getirilebilir. Sorudaki hüküm bu sınıra aykırı olsa da, genel olarak böyle bir yükümlülüğün getirilebileceği bilgisi doğrudur. Bu seçenek, hukuki durumu en doğru özetleyen ifadedir.
C) Bu seçenek, TTK m. 602'deki şirketin kendi malvarlığıyla sorumlu olması ilkesini mutlak bir kural olarak ele almaktadır. Ancak TTK m. 573/2, bu kurala bir istisna getirerek sözleşmeyle ek ödeme yükümlülüğü öngörülebileceğini açıkça düzenlemiştir. Dolayısıyla bu seçenek yanlıştır.
D) Bu seçenek, ek ödeme yükümlülüğünün talep edilebilme koşullarını yanlış yorumlamaktadır. TTK m. 603/1, ek ödemenin ancak maddede sayılan belirli şartların (örneğin, şirketin zararının esas sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamını aşması) gerçekleşmesi halinde istenebileceğini açıkça belirtir. Sözleşmedeki hüküm tek başına yeterli değildir. Bu nedenle seçenek yanlıştır.
E) Bu seçenek, ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri arasındaki ilişkiyi hatalı kurmaktadır. TTK m. 606/3, bunun tersini düzenler; yani belirli nitelikteki yan edim yükümlülüklerinin, ek ödeme yükümlülüğüne ilişkin hükümlere tâbi olacağını belirtir. Ek ödeme yükümlülüğünün kendisi yan edim hükümlerine tabi olmaz. Dolayısıyla bu seçenek yanlıştır.
Önemli Nokta 3: Türk Ticaret Kanunu (TTK) limited şirketlerde müdürlerin görevden alınmasına ilişkin iki temel yol öngörmüştür. Birincil yol, TTK m. 630/1 uyarınca genel kurul kararıdır. Genel kurul, herhangi bir sebep göstermeksizin müdürü veya müdürleri görevden alabilir. Ancak sorudaki olayda, ortaklar arasındaki güç dengesi nedeniyle genel kuruldan azil kararı çıkarılamamıştır. Bu gibi durumlarda, azınlıkta kalan ortağı korumak amacıyla kanun koyucu ikincil bir yol düzenlemiştir. TTK m. 630/2'ye göre, 'Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir.' Somut olayda, müdür (A)'nın ticari sırları sızdırması, TTK m. 630/3'te tanımlanan 'özen ve bağlılık yükümünü ağır bir şekilde ihlal etme' kapsamına giren bir haklı sebeptir. Bu nedenle, genel kurulda çoğunluğu sağlayamayan ortak (B), tek başına bu haklı sebebe dayanarak mahkemeye başvurup müdür (A)'nın görevden alınmasını talep etme hakkına sahiptir. Diğer seçenekler ise şu nedenlerle yanlıştır: Genel kurul kararı nihai değildir, kanun mahkeme yolunu açıkça düzenlemiştir. TTK m. 622 genel kurul kararlarının iptali veya butlanı ile ilgilidir; oysa olayda iptal edilecek bir 'azil talebinin reddi kararı' değil, karar alınamaması durumu söz konusudur. Mahkemeye başvurma hakkı herhangi bir sermaye payı oranına bağlanmamış, 'her ortak' için tanınmıştır. Tüm ortakların oybirliği şartı da kanunda yer almamaktadır.
Önemli Nokta 4: Limited şirketlerde esas sermaye paylarının itibari değerinin belirlenmesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 583. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Sorunun çözümü için bu madde ve ilgili diğer hükümlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
TTK m. 583/1'e göre, “Şirket sözleşmesinde esas sermaye paylarının itibarî değerleri en az yirmibeş Türk Lirası olarak belirlenebilir.” Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “Ancak, esas sermaye paylarının değerlerinin yirmibeş Türk Lirası veya bunun katları olması şarttır.” hükmü yer almaktadır. Bu iki fıkra birlikte okunduğunda, bir limited şirkette esas sermaye payının asgari itibari değerinin 25 TL olduğu ve bu değerin 25 TL'nin katları (örn. 25, 50, 75 TL gibi) şeklinde belirlenmesi gerektiği açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle C seçeneği doğrudur.
Diğer seçeneklerin incelenmesi:
A) Bu seçenek yanlıştır. “En az bir kuruş” şeklindeki itibari değer alt sınırı, anonim şirketler için TTK m. 476'da öngörülen bir kuraldır. Limited şirketler için geçerli değildir ve sıkça karıştırılan bir husus olması nedeniyle güçlü bir çeldiricidir.
B) Bu seçenek yanlıştır. TTK m. 580 uyarınca limited şirketlerde asgari esas sermaye tutarı on bin Türk Lirasıdır. Ancak bu kural, toplam sermayeye ilişkindir ve payların itibari değerinin serbestçe belirlenebileceği anlamına gelmez. Pay değerleri, TTK m. 583'teki özel düzenlemeye tabidir.
D) Bu seçenek yanıltıcıdır. TTK m. 583/1'de yer alan “Şirketin durumunun iyileştirilmesi amacıyla bu değerin altına inilebilir.” ifadesi, şirketin kuruluşu aşaması için değil, sonradan şirketin finansal zorluğa düşmesi halinde yapılacak esas sermaye azaltımı gibi işlemler için geçerli bir istisnadır. Kuruluş anında bu kurala dayanılarak 25 TL'nin altında bir değer belirlenemez.
E) Bu seçenek yanlıştır. TTK m. 585, “nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmibeşinin tescilden önce ödenmesi şartı limited şirketler bakımından uygulanmaz.” hükmünü amirdir. Dolayısıyla, bu seçenek hem limited şirketler için geçerli olmayan bir kuralı belirtmekte hem de bu kuralı pay değerinin serbestçe saptanması gibi ilgisiz bir sonuçla ilişkilendirmektedir.
Önemli Nokta 5: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 638/2'ye göre, her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Somut olayda, yönetici ortağın rekabet yasağını ihlal etmesi ve bu durumun ortaklar arasında ciddi bir güven bunalımı yaratması, ortak C açısından ortaklığın devamını çekilmez kılan bir haklı sebep olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla C, bu gerekçeyle mahkemeye başvurarak şirketten çıkma talebinde bulunabilir. Bu nedenle C seçeneği doğrudur.
Diğer seçeneklerin analizi:
A seçeneği yanlıştır, çünkü TTK m. 639'da düzenlenen 'çıkmaya katılma' hakkı, bir ortağın sözleşmeye dayanarak veya haklı sebeple çıkma davası açması durumunda diğer ortaklara tanınmıştır. Ancak aynı maddenin 4. fıkrası, 'bir ortağın şirketten çıkarılması hâlinde bu hüküm uygulanmaz' diyerek bu durumu açıkça istisna tutmuştur.
B seçeneği yanlıştır, çünkü TTK m. 255'te kollektif şirketler için düzenlenen ve kıyasen uygulanabilen oybirliği ile çıkarma kararı, şirketin feshini gerektirecek bir durumda fesih yerine bir seçenek olarak sunulmuştur. Ancak limited şirketler için TTK m. 640/3, şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması yolunu açıkça saklı tutmuştur. Bu nedenle oybirliği tek yol değildir.
D seçeneği yanlıştır, çünkü TTK m. 640/3, genel kurul kararı yolundan bağımsız olarak, şirketin istemi üzerine doğrudan mahkemeye başvurularak bir ortağın haklı sebeple çıkarılmasını talep etme hakkını saklı tutmaktadır.
E seçeneği yanlıştır, çünkü TTK m. 638/2, ortağın 'çıkmasına karar verilmesi için dava açabileceğini' düzenlemektedir. Bu, çıkmanın mahkeme kararıyla gerçekleştiğini, dava açmanın veya bildirimde bulunmanın tek başına ortaklık sıfatını sona erdirmediğini gösterir.