1982 Anayasası Madde 108

1982 Anayasası 108. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 108 – İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla, Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak kurulan Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanının isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü idari soruşturma, inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapar. [50] (…) [51] yargı organları, Devlet Denetleme Kurulunun görev alanı dışındadır. Devlet Denetleme Kurulunun Başkan ve üyeleri, Cumhurbaşkanınca atanır. [52] Devlet Denetleme Kurulunun işleyişi, üyelerinin görev süresi ve diğer özlük işleri, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir. [53] II. Bakanlar Kurulu A. Kuruluş

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2024/1938 E., 2024/4655 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Anayasa'nın 36. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. (1086 sayılı Kanunun 73.) maddelerinde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
1. Hukuk Dairesi         2024/1938 E.  ,  2024/4655 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 1996/1 E., 1998/908 K. DAVALILAR : ... vekili Avukat ..., ... vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 24.07.1996 HÜKÜM : Kabul Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil istekli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Mersin ili, Erdemli ilçesi, ... ... mahallesi çalışma alanında bulunan 186 ada 16 parsel sayılı taşınmazın davalıların mirasbırakanı ... adına tespit edildiğini ancak taşınmazın taşlık, kayalık, çalılık vasfında olup zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılardan Bayramali Doğruöz ve Hayri Doğruöz; dava konusu taşınmazın mirasbırakanları ... ...’ya babasından intikal ettiğini, iddianın ... olmadığı belirterek davanın reddini istemişler, diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir. III. MAHKEMESİ KARARI Mahkemenin tarih ve sayısı yukarıda belirtilen kararı ile, dava konusu taşınmazın taşlık, çalılık ve kayalık olup tarıma elverişli olmadığı, mahalli bilirkişi beyanlarına itibar edilemeyeceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. B. Temyiz Nedenleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; gerekçeli kararın davalıya usulüne uygun tebliğ edilmediğini, karardan 22.02.2024 tarihinde haberdar olunduğunu, yargılama sırasında dava dilekçesi ile bilirkişi raporları ve duruşma günlerinin de davalıya tebliğ edilmediğini, taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğini, mirasçılarının davaya dahil edilmesinin ... olmadığını, mirasbırakan ...’nun kızı olan ...’in mirasçılarının davaya dahil edilmediklerini, dava konusu taşınmazın mirasbırakan ile ölümü üzerine mirasçıları tarafından 100 yılı aşkın süredir kesintisiz malik sıfatı ile kullanıldığını, davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10 ve 35. maddeleri, Mülga Tebligat Tüzüğü'nün 55. maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 27. (1086 sayılı Kanun'un 73.) maddeleri, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi. 3. Değerlendirme Mersin ili, Erdemli ilçesi, ... ... mahallesi çalışma alanında bulunan 186 ada 16 parsel sayılı taşınmaz senetsizden ...’nun babasına ait iken intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile ...’ya ait olduğu, ...’nün 1973 yılında ölümü ile taşınmazın mirasçılarına geçtiği ancak mirasçıların tam olarak tespit edilemediğinden taşınmazın ölü ... adına tarla vasfı ile ve 80.272 m2 yüz ölçümlü olarak tespit edildiği, kadastro tutanağının 13.02.1995-15.03.1995 tarihleri arasında askı ilanında kalarak 16.03.1995 tarihinde kesinleştiği ve davanın davacı ... tarafından 16.03.1995 tarihinde açıldığı, Mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve kararın temyiz edilmediğinden 19.03.2002 tarihinde kesinleştirildiği, taşınmazın hükmen davacı ... adına tescil edildiği ve daha sonra yapılan 22/A uygulaması sonucu taşınmazın aynı ada ve parsel numarası ile halen 80.263,34 m2 yüz ölçümlü olarak tarla vasfı ile davacı adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." hükmüne; 6100 sayılı Kanun'un 27. maddesinde ise, "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir." hükmüne yer verilmiştir. Bilindiği üzere; yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. Anayasa'nın 36. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. (1086 sayılı Kanunun 73.) maddelerinde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar bile mutlaka dava ve duruşmadan haberdar edilmelidirler. Duruşmaya gelinmese dahi ilgilinin yokluğunda davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı hâllerde, açıklanan biçimdeki uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanarak işin esasına girildikten sonra deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması gereklidir. Değinilen işlemler nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle, tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu (7201 sayılı Kanun) ve Tebligat Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun'un amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Bu nedenle, tebligata ilişkin yasal hükümlerin gözden uzak tutulmaması ve uygulanması zorunludur. Esasen, taraf teşkilinin sağlanması Anayasa'nın 90/son maddesi delâletiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Tebligat Kanunu'nun 10. maddesine göre tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Tebligat Kanunu'nun 35/1.fıkrası ile kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılan kimseye, adresini değiştirdiği takdirde yeni adresini hemen tebliğ yaptıran kaza merciine bildirme yükümlülüğü getirilmiş, bundan sonraki tebliğlerin bildirilen yeni adrese yapılacağı öngörülmüştür. Tebligat Kanununun 35/2 ve Tüzüğün 55.maddelerine göre tebliğin usulüne uygun olarak yapılabilmesi için daha önce aynı adrese kanunun gösterdiği usullere göre bir tebligat yapılmış olması gerekmektedir. Evvelce yapılan tebligat usulsüz ise 35. maddeye göre tebligat yapılması mümkün değildir. Somut olayda, kararı 07.03.2024 tarihinde temyiz eden davalı ... vekilinin gerekçeli kararın davalıya usulüne uygun tebliğ edilmediğini, karardan 22.02.2024 tarihinde haberdar olunduğunu belirtmiş olup dava dilekçesinin davalı ...’ün “... ...” adresine tebliğ edildiği, adres yetersizliğinden tebligatın iade edildiği, kolluk marifeti ile yapılan adres araştırmasına göre davalının adresinin İstanbul/Bakırköy olarak belirlendiği ancak 05.10.1997 tarihli duruşmada, anılan davalıya daha önce tebligat yapıldığı belirtilerek yeniden tebligat yapılmasına yönelik bir ara karar kurulmadığı ve gerekçeli kararın da davalının ... ... adresine tebliğ edildiği, tebligatın adres yetersizliğinden iade edilmesi üzerine TK’nın 35. maddesi uyarınca tebligat yapılmasına karar verildiği ve tebligat zarfında davalının açık adresi bulunmadığından “... Belediyesi ilan panosuna asıldı” açıklaması ile kararın tebliğ edildiği ve askı tarihinin de 19.03.2002 olduğu belirtilmiş olup davalı ...’e usulüne uygun şekilde yapılmış bir tebligat bulunmadığından TK’nın 35. maddesine göre yapılan gerekçeli karar tebliğinin usulüne uygun olduğu söylenemeyeceği gibi, belediye panosuna yapılan ilanın da usulüne uygun bir tebligat olarak kabul edilmesine imkan bulunmamaktadır. Bu itibarla, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süresinde olduğu açıktır. Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Davalı vekili, yargılama sırasında dava dilekçesi ile bilirkişi raporları ve duruşma günlerinin davalıya tebliğ edilmediğini, taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğini, ...’nun ise mirasçı olmadığını, mirasçılarının davaya dahil edilmesinin ... olmadığını, mirasbırakan ...’nun kızı olan ...’in mirasçılarının davaya dahil edilmediklerini, dava konusu taşınmazın mirasbırakan ile ölümü üzerine mirasçıları tarafından 100 yılı aşkın süredir kesintisiz malik sıfatı ile kullanıldığını, davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiş olup yukarıda ayrıntılı olarak ifade edildiği üzere davalı ...’e yargılama sırasında dava dilekçesinin tebliğinden itibaren Tebligat Kanuna uygun şekilde yapılmış usulüne uygun bir tebligat bulunmadığı ve yargılamanın davalının yokluğunda yürütülerek savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca; usulsüz tebligat ile savunma ve hukuki dinlenilme hakkını kısıtlayacak şekilde yazılı olduğu üzere karar verilmesinin ... olmadığı ve dava konusu taşınmazın ölü ... adına tespit ve tescil edildikten sonra davanın ... mirasçılarına husumet yöneltilerek açıldığı, ... terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu gözetilerek dava dilekçesi ve duruşma gününün usulüne uygun şekilde ... mirasçılarına tebliğ edilmesi, taraf teşkilinin sağlanması, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ...’ün temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın Erdemli 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.09.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

16. Hukuk Dairesi, 2012/9821 E., 2013/515 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKADASTRO MAHKEMESİ
tam metni aç
Anayasamızın 141, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28.
16. Hukuk Dairesi         2012/9821 E.  ,  2013/515 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : KADASTRO Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Yargıtay bozma ilamında özetle; "eksik inceleme sonucu verilen hükmün isabetsiz olduğu belirtilerek, dava konusu yapılan bölüme ilişkin zilyetlik durumunun araştırılması, bundan sonra toplanan delillerin sonucuna göre bir karar verilmesi" gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın tespitinin iptali ile fen bilirkişi rapor ve krokisinde kırmızı renk ile taralı olarak gösterilen bölümün paylı olarak davacılar adına, kalan bölümün davalı köy adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkının garantileri arasında aleni yargılanma ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkı da yer almaktadır. Anılan prensiplerin amacı, yargılama süresini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak, kamu eliyle karar verme süresini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır. Aleni yargılama prensibi ile hukuki dinlenilme hakkı, duruşmaların açık yapılması kadar hükmün açık duruşmada tefhimini ve kararların gerekçeli olmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasamızın 141, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28. maddelerinde bu hususlara işaret edilmektedir. 1086 sayılı Yasa'nın 388. ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. ve 298. Maddeleri kararın gerekçe içermesini zorunlu kılmaktadır. Anılan maddeler uyarınca gerekçe, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermelidir. Başka bir deyişle gerekçe; hüküm fıkrasında yazılı sonuçlara nasıl varıldığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklanmasıdır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası birbirine sıkı sıkıya bağlı olup uyumlu bulunması zorunludur. Açık duruşmada tefhim olunan hüküm fıkrasında varılan sonucun nedenlerini açıklamayan ifadelerin gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, gerekçenin farklı bir sonuca ilişkin bulunması da aleni yargılama prensibi ile hukuki dinlenilme hakkı ile doğrudan çelişmektedir. Somut olayda, mahkemece belirtilen hususlar göz ardı edilerek davanın hangi gerekçe ile kabul edildiği konusunda herhangi bir gerekçe belirtilmeden hüküm kurulması isabetsiz olup, davalı Hazine temsilcisi ile müdahil Vakıflar Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 04.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi, 2013/6171 E., 2013/6613 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Anayasamızın 141, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi         2013/6171 E.  ,  2013/6613 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Kadastro sonucunda dava konusu 119 ada 6 parsel sayılı 45.285 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı ... adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ... ve arkadaşları, miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmışlardır. Mahkemece usule ilişkin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargılamanın temel prensiplerinden olan yargılanma ilkesi ve hukuki dinlenilme prensipleri gereğince yargılama süresini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak, kamu eliyle karar verme süresini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır. Aleni yargılama prensibi ile hukuki dinlenilme hakkı, duruşmaların açık yapılması kadar, hükmün açık duruşmada tefhimini ve kararların gerekçeli olmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasamızın 141, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28. maddelerinde bu hususlara işaret edilmektedir. 1086 sayılı Yasa'nın 388. ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. ve 298. maddeleri kararın gerekçe içermesini zorunlu kılmaktadır. Anılan maddeler uyarınca gerekçe, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermelidir. Başka bir deyişle gerekçe; hüküm fıkrasında yazılı sonuçlara nasıl varıldığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklanmasıdır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, uyumlu bulunması zorunludur. Açık duruşmada tefhim olunan hüküm fıkrasında varılan sonucun nedenlerini açıklamayan ifadelerin gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, gerekçenin farklı bir sonuca ilişkin bulunması da aleni yargılama prensibi ile hukuki dinlenilme hakkı ile doğrudan çelişmektedir. Somut olayda, mahkemece belirtilen hususlar göz ardı edilerek davanın hangi nedenler ile reddedildiği konusunda herhangi bir gerekçe belirtilmeden hüküm kurulması isabetsiz olup, davacı ... ve ... vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden davacıya iadesine, 12.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
16. Hukuk Dairesi, 2012/1598 E., 2012/2197 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Anayasamızın 141, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28.
16. Hukuk Dairesi         2012/1598 E.  ,  2012/2197 K. * KADASTRO TESPİTİNDEN DOĞAN ZİLYETLİK * KARARLARIN GEREKÇELİ OLMA ZORUNLULUĞU * ADİL YARGILANMA HAKKI * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (6100) Madde 298 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (6100) Madde 297 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (6100) Madde 28 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (6100) Madde 27 * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 141 * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 36 "İçtihat Metni" ÖZET: AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NİN 6. MADDESİ İLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI’NIN 36. MADDESİNDE KABUL EDİLEN ADİL YARGILANMA HAKKININ GARANTİLERİ ARASINDA ALENİ YARGILANMA İLKESİ VE HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI DA YER ALMAKTADIR. ALENİ YARGILANMA PRENSİBİ İLE HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI, DURUŞMALARIN AÇIK YAPILMASI KADAR HÜKMÜN AÇIK DURUŞMADA TEFHİMİNİ VE KARARLARIN GEREKÇELİ OLMASINI ZORUNLU KILMAKTADIR. KARARIN GEREKÇESİ İLE HÜKÜM FIKRASI BİRBİRİNE SIKI SIKIYA BAĞLI OLUP, UYUMLU BULUNMASI ZORUNLUDUR. DAVA KONUSU OLAYDA DA­VALARIN HANGİ GEREKÇE İLE REDDEDİLDİĞİ KONUSUNDA HERHANGİ BİR GEREKÇE BELİRTİLMEDEN KARAR OTURUMUNDAKİ BEYANLARA YOLLAMA YAPILMAK SURETİYLE HÜKÜM KURULMASI İSABETSİZDİR. Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde ol­duğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği gö­rüşüldü: Kadastro sırasında 349 ada 3, 4, 5, 6 ve 8 parsel sayılı 421.58; 412.23; 824; 828.40 ve413.56 metrekareyüzölçümündeki taşınmazlardan, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 349 ada 3 parsel Gülser, 349 ada 4 parsel Turgut, 349 ada 5 parsel sayılı taşınmaz B.Ali, 349 ada 6 parsel Durali, 349 ada 8 parsel Sevgül adlarına, 349 ada 7 parsel sayılı taşınmaz ise kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 349 ada 3, 4, 5, 6 ve 8 parsel maliklerinin müşterek metası olarak tespit edilmiştir. Davacı Ramazan, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 349 ada 3, 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazların bir bölümü hakkında B.Ali, Emel, Emrah, Nuray, Nurten, Ayten, Öznur ve Aytekin’i davalı olarak göstermek suretiyle, davacı B.Ali ise irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle 349 ada 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazların sınırlarının 08.08.2005 tarihli taksim krokisi ge­reğince belirlenmesi istemiyle dava açmışlardır. Mahkemece davalar bir­leştirilerek yapılan yargılama sonunda her iki davanın reddine, taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacılardan Ramazan tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece Ramazan ile davalı-davacı B.Ali’nin karar oturumundaki beyanlar dikkate alınmak suretiyle davaların reddine karar verilmiş ise de, verilen karar dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. mad­desinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkının garantileri arasında aleni yargılanma ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkı da yer almaktadır. Anılan prensiplerin amacı, yargılama süresini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini gö­rünür kılmak, kamu eliyle karar verme süresini denetleyerek kişinin adil yar­gılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır. Aleni yargılama prensibi ile hukuki dinlenilme hakkı, duruşmaların açık yapılması kadar hükmün açık duruşmada tefhimini ve kararların gerekçeli olmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasamızın 141, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28. maddelerinde bu hususlara işaret edilmektedir. 1086 sayılı Yasa’nın 388. ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. ve 298. maddeleri kararın gerekçe içermesini zorunlu kılmaktadır. Anılan maddeler uyarınca gerekçe, “iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, an­laştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” içermelidir. Başka bir deyişle gerekçe; hüküm fıkrasında yazılı sonuçlara nasıl varıldığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklanmasıdır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası birbirine sıkı sıkıya bağlı olup uyumlu bulunması zorunludur. Açık duruşmada tefhim olunan hüküm fıkrasında varılan sonucun nedenlerini açıklamayan ifadelerin gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi gerekçenin farklı bir sonuca ilişkin bulunması da aleni yargılama prensibi ile hukuki dinlenilme hakkı ile doğrudan çelişmektedir. Dava konusu somut olayda belirtilen hususlar gözardı edilerek davaların hangi gerekçe ile reddedildiği konusunda herhangi bir gerekçe belirtilmeden karar oturumundaki beyanlara yollama yapılmak suretiyle hüküm kurulması isabetsiz olup, davacı Ramazan’ın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelen­mesine yer olmadığına, 12.03.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi, 2013/9661 E., 2013/8917 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKADASTRO MAHKEMESİ
tam metni aç
Anayasamızın 141, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi         2013/9661 E.  ,  2013/8917 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : KADASTRO KANUN YOLU : TEMYİZ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Kadastro sırasında ... ada ..., ..., ..., ... ve ... parsel sayılı sırasıyla 2.452.250, 1.396.215,74, 4.030.576,09, 262.300 ve 456,928,13 metrekare yüzölçümündeki taşınmazların tespiti sırasında taşınmazlara ait iki ayrı tapu kaydının bulunduğu gerekçesiyle uyuşmazlık çıktığından, konu Kadastro Komisyonuna intikal etmiş, Kadastro Komisyonunca yetkisizlik kararı verilerek tutanak ve ekleri Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda çekişmeli ... ada ... ve ... parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tesciline, çekişmeli ... ada ... ve ... parsel sayılı taşınmazların fen bilirkişi raporunda (A), (B), (C), (D) ve (E) harfleri ile gösterilen bölümlerinin bu parsellerden ifraz edilerek 09.05.2012 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen payları oranında davacılar adına tesciline, kalan bölümlerin mera olarak sınırlandırılarak özel siciline yazılmasına karar verilmiş; hüküm, davacılar ..., ... ve ... ile davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkının garantileri arasında aleni yargılanma ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkı da yer almaktadır. Anılan prensiplerin amacı, yargılama süresini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak, kamu eliyle karar verme süresini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır. Aleni yargılama prensibi ile hukuki dinlenilme hakkı, duruşmaların açık yapılması kadar hükmün açık duruşmada tefhimini ve kararların gerekçeli olmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasamızın 141, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28. maddelerinde bu hususlara işaret edilmektedir. 1086 sayılı Yasa'nın 388. ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. ve 298. maddeleri kararın gerekçe içermesini zorunlu kılmaktadır. Anılan maddeler uyarınca gerekçe, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermelidir. Başka bir deyişle gerekçe; hüküm fıkrasında yazılı sonuçlara nasıl varıldığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklanmasıdır. Somut olayda, mahkemece yukarıda belirtilen hususlar göz ardı edilerek herhangi bir gerekçe belirtilmeden hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, dosya kapsamında yapılan araştırma, inceleme ve uygulama da karar için yeterli bulunmamaktadır. Her ne kadar dava konusu ... ada ... ve ... parsel sayılı taşınmazlar davalı Hazine adına, aynı ada 9 ve 12 2013/9661-8917 parsel sayılı taşınmazlar davacı şahıslar adına tespit edilmişse de kadastro komisyonu, tutanakları 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca yetkisizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine göndermiş olduğuna göre, hukuken tutanaklarının malik hanesi açık sayılmaktadır. Bu nedenle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca, gerçek hak sahibinin re'sen belirlenmesi gerekirken, hukuken malik haneleri açık olduğu halde mahkemece ... ada ... ve ... parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmiş, yine malik hanesi açık olarak tespiti yapılan dava konusu 179 ada 11 parsel sayılı taşınmazın tutanağı, komisyon tarafından malik hanesinin doldurulması için Kadastro Mahkemesine gönderilmiş olduğu halde mahkemece bu taşınmaz hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamış, tapu kayıtları tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile getirtilerek yöntemince uygulanıp kapsamı tayin edilmemiş, adlarına tescil kararı verilen davacıların belgesizden edindiği taşınmaz bulunup bulunmadığı ve kazandırıcı zamanaşımı ile taşınmaz edinme koşullarının davacılar yararına gerçekleşip gerçekleşmediği yöntemince araştırılıp tartışılmadan tespitte miktar fazlası olarak kabul edildikleri halde oldukça büyük taşınmaz bölümlerinin davacılar adına tesciline karar verilmiş, fen bilirkişi raporunda (C) harfi ile gösterilen bölümün dava dışı komşu köyde kaldığı bildirilmesine rağmen bu bölümün ... ada ... parsel sayılı taşınmaz kapsamında kaldığı kabul edilerek davacılar adına tescile karar verilmiş, Budaklar Köyü Tüzel Kişiliği'nin birleşen 1992/90 Esas sayılı dosyada, çekişmeli ... ada ..., ..., ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazların mera olduğu iddiası bulunmasına karşın usulüne uygun mera araştırması yapılmamış ve davacı köy tüzel kişiliği gerekçeli karar başlığında davalı olarak gösterilmiştir. Kadastro Komisyonunca kadastro mahkemesine devredilen dava konusu ..., ..., ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazların malik hanelerinin hukuken açık olduğu ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca gerçek hak sahibinin re'sen mahkemece belirlenmesi gerektiği hususu göz önüne alınarak doğru sonuca ulaşılabilmesi için tapu kayıtları tesisinden itibaren gerektiğinde Genel Müdürlük'ten oluşum ve iktisap sebeplerini de gösterir şekilde getirtilerek yöntemine göre uygulanmalı ve kayıtlara kapsam tayin edilmeli, kayıt miktar fazlası bulunduğu takdirde Budaklar Köyü Tüzel Kişiliğinin birleşen dosyada ileri sürdüğü mera iddiası da göz önüne alınarak mera olup olmadığı yöntemince araştırılmalı, mera olmadığı saptandığı takdirde mülkiyet belgesi olmayan ancak 1981 yılı ve öncesine ilişkin emlak kayıtlarının zilyetlik belgesi olabileceği göz önüne alınarak miktarlarınca uygulanıp kapsamları belirlenmeli ve emlak kayıtları kapsamında davacılar yararına kazandırıcı zamanaşımı ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmalı, 1981 yılından kadastro tespitinin yapıldığı 1991 yılına kadar 20 yıllık süre dolmadığından miktar fazlasının zilyetlikle kazanılamayacağı da göz önünde bulundurulmak suretiyle, toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre ve gerekçesi açıklanarak bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yönler göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene davacılara iadesine, 25.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Cumhurbaşkanlığı teşkilat yapısı içerisinde yer alan birimler; yürütme yetkisinin etkin kullanımı, koordinasyonu ve stratejik planlaması için kritik öneme sahiptir. Cumhurbaşkanlığına bağlı kuruluşlar ve ofislerle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi hukuki açıdan doğrudur?

A) Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanlığına bağlı olup Başkan ve üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
B) Dijital Dönüşüm Ofisi ve İnsan Kaynakları Ofisi gibi yapılar doğrudan TBMM Başkanlığına bağlıdır.
C) Devlet Denetleme Kurulu'nun işleyişi ve üyelerinin özlük hakları münhasıran kanunla düzenlenmek zorundadır.
D) Cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanlığına bağlı kurumlarda görev alan birer "amir" statüsünde olup meclis soruşturmasına tabi değildirler.
E) Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, doğrudan Milli Savunma Bakanlığına bağlı bir birimdir.

Bu maddeyle ilgili 9 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol