1982 Anayasası 135. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 135 – Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.
Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde asli ve sürekli görevlerde çalışanların meslek kuruluşlarına girme mecburiyeti aranmaz.
(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/13 md.) Bu meslek kuruluşları, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.
(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/13 md.) Bu meslek kuruluşları ve üst kuruluşları organlarının seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremezler.
(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/13 md.) Bu meslek kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar kanunla düzenlenir.
(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/13 md.) Amaçları dışında faaliyet gösteren meslek kuruluşlarının sorumlu organlarının görevine, kanunun belirlediği merciin veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkeme kararıyla son verilir ve yerlerine yenileri seçtirilir.
(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/13 md.) Ancak, milli güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, meslek kuruluşlarını veya üst kuruluşlarını faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içerisinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idari karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.
İ. Diyanet İşleri Başkanlığı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
16 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2019/476 E., 2019/1419 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
ehirlerde bulunan delegelere çağrıların 9-15.12.2016 tarihlerinde, davacı ...'a da 14.12.2016 tarihinde ulaştığı, bu durumda 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul çağrısının 6356 sayılı Kanun ve ana tüzük hükümlerine uygun yapılmadığı, Anayasanın 135. maddesine paralel olarak 6356 Sayılı Kanun’un 14/2.
Hukuk Genel Kurulu 2019/476 E. , 2019/1419 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki “olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 21. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 12.12.2017 tarihli ve 2016/495 E., 2017/853 K. sayılı karara karşı davalı Belediye-İş Sendikası vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 08.06.2018 tarihli ve 2018/667 E., 2018/1601 K. sayılı kararı ile istinaf isteminin esastan reddine dair verdiği karar davalı Belediye-İş Sendikası vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 13.12.2018 tarihli ve 2018/15476 E., 2018/27114 K. sayılı kararı ile;
“…A)DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:
Asıl davada davacı vekili özetle, müvekkilinin 30.11.2002 tarihinde davalı sendikanın İzmir 1 nolu şubesine profesyonel başkan yardımcısı seçildiğini, 09.09.2006 tarihinde ise ilk kez 1 nolu şubeye başkan seçildiğini, davalı sendika genel merkezinin müvekkili şube başkanı gibi kendisine muhalif olduğunu düşündüğü diğer şubelerle ilgili de geçmiş dönemlerde hukuka aykırı birçok işlem yaptığını, hukuka aykırı işlemlerin mahkeme kararları ile iptal edildiğini ve kararların Yargıtay tarafından onandığını, İzmir 1 nolu şubenin 09.02.2014 tarihli olağan genel kurulunda müvekkilinin yeniden şube başkanı seçildiğini, Ahmet Fehimoğlu isimli bir kişinin 1 ve 6 nolu şubelere başvurarak davalı sendika genel merkezine ulaşamadığını belirterek bir takım iddialarda bulunduğunu, ileri sürülen iddialar konusunda 1 ve 6 nolu şube olarak sendika genel merkezine yazı yazıldığını ve 03.10.2016 tarihli yazı ile de sendika genel denetleme kurulunun iddiaları araştırmasının talep edildiğini, sendika yönetim kurulu tarafından İzmir 1 ve 6 nolu şubeler tarafından yazılan yazıların gözardı edildiğini, arkasından da sendika başkanlar kurulunun 18.10.2016 tarihinde gündemsiz olarak toplanacağının müvekkiline bildirildiğini, müvekkilinin de bu toplantıya katılmak üzere çağrıldığını, müvekkili ve diğer davacıların toplantıya katılmak üzere Ankara’ya geldiğini, sendika genel merkez binasının önünde toplantı yapılmadan ve binaya girilmeden önce 18.10.2016 günü sendika çalışanları ve yetkilileri tarafından saldırıya uğradıklarını, soruşturmanın halen sürdüğünü, bu olaydan sonra 19.10.2016 tarihli yazı ile müvekkilinden savunma istenildiğini, bu olayların yaşanması sonrasında ise sendika genel başkanlığının 03.12.2016 tarih ve 16 sayılı disiplin kurulu kararı ile müvekkilinin geçici olarak ihraç edilmesine karar verdiğini, geçici ihraç kararının sonrasında da 25.12.2016 tarihinde olağanüstü genel kurul icrasına karar verildiğini, gündemin 5. maddesinin müvekkilinin ihraç kararının görüşülmesi ve kesin ihraç edilip edilmeyeceğinin oylanması olduğunu, gündemin 9, 10 ve 11. maddelerinin de şube kapatma, şubelere bağlı işyerlerinin başka şubelere bağlanması ve şube birleştirme konusunda genel yönetim kuruluna yetki verilmesi olduğunu, delege sıfatının bir sonraki olağan genel kurula kadar devam edeceği kuralının görmezden gelinip ihlal edildiğini, müvekkilinin şube başkanı olması nedeniyle doğal delegelik sıfatının, sendikacılık yapmak şeklindeki Anayasal ve yasal faaliyetinin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını, gündemin 4-11. maddelerinde yer alan konuların davacı ve arkadaşlarını sendikadan tasfiye etmeye yönelik olduğunu, bu olmaz ise davacı ve arkadaşlarının görev yaptıkları şubelerin kapatılması yönünde genel yönetim kuruluna yetki verilmesi olduğunu, T.C. Anayasası, Türk Medeni Kanunu ve 6356 sayılı Kanun’un ilgili maddelerinin çiğnendiğini, davalı sendikanın Giresun şube, İzmir 1 ve 6 nolu şubeler ile İzmir çevre belediyeler şubesi ve Manisa şubesinin hukuka aykırı bir şekilde seçilmiş yöneticilerini tasfiye etmeye çalıştığını, olağanüstü genel kurulun yapılması için uyulması gereken kurallara da uyulmadığını, toplantı gündeminin usule uygun olarak ilan edilmediğini, gerekli tebligatların yapılmadığını, kanunda öngörülen sürelere uyulmadığını, yapılan olağanüstü genel kurulda gizli oy açık sayım esaslarına da uyulmadığını ve açık oylama yapıldığını ileri sürerek 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkili ...’un kesin ihracına ilişkin kararın iptaline karar verilmesini talep etmiş, yargılamanın devamı esnasında ise ıslah suretiyle ayrıca 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların da iptalini talep etmiştir.
Asıl dava ile birleşen Ankara 36. İş Mahkemesinin 2016/1616-2017/258 E.K. sayılı dosyasında ise davacı vekili, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkili ...’ın kesin ihracına ilişkin kararın iptaline ve ayrıca 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların da iptalini talep etmiştir.
Asıl dava ile birleşen Ankara 32. İş Mahkemesinin 2017/49-2017/630 E.K. sayılı dosyasında ise davacı vekili, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkili ...’in kesin ihracına ilişkin kararın iptaline ve ayrıca 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların da iptalini talep etmiştir.
Asıl dava ile birleşen Ankara 18. İş Mahkemesinin 2017/42-2017/30 E.K. sayılı dosyasında ise davacı vekili, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkili ...’ün kesin ihracına ilişkin kararın iptaline ve ayrıca 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların da iptalini talep etmiştir.
Asıl dava ile birleşen Ankara 6. İş Mahkemesinin 2017/34-2017/55 E.K. sayılı dosyasında ise davacı vekili, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkili ...’in kesin ihracına ilişkin kararın iptaline ve ayrıca 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların da iptalini talep etmiştir.
B)DAVALI CEVABININ ÖZETİ:
Davalı Belediye İş Sendikası vekili, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C)İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
D)İSTİNAF BAŞVURUSU:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı Belediye İş Sendikası vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
E)BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
F)TEMYİZ:
Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı, davalı Belediye İş Sendikası vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
G)GEREKÇE:
I-Dosya kapsamı:
Somut uyuşmazlıkta, davacılardan ... İzmir çevre belediyeler şube başkanı olarak görev yapmakta iken 30.09.2016 tarih ve 10 sayılı disiplin kurulu kararı ile yapılacak ilk genel kurula kadar görevinden geçici olarak ihraç edilmiştir.
Davacılardan ... İzmir 1 nolu şube başkanı iken, ... İzmir 6 nolu şube başkanı iken, ... İzmir 6 nolu şube sekreteri iken ve ... ise İzmir 1 nolu şube başkan yardımcısı olarak görev yapmakta iken 03.12.2016 tarih ve 16, 17, 18 ve 19 sayılı disiplin kurulu kararları ile yapılacak ilk genel kurula kadar görevlerinden geçici olarak ihraç edilmişlerdir.
Daha sonra sendika genel merkezi tarafından dava konusu 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplanmıştır. Söz konusu genel kurulda gündemin 4, 5, 6, 7 ve 8. maddeleri yukarıda belirtilen geçici ihraç kararlarının oylanması ve beş davacının görevlerinden ihracına ilişkindir. Yapılan oylama sonucunda beş davacının da oybirliği ile seçilmiş şube yöneticiliği görevlerinden kesin olarak ihraç edilmelerine karar verilmiştir.
Diğer taraftan genel kurul gündeminin 9. maddesi “Sendika Ana Tüzüğü ve Bütçe Hükümlerine göre kapatılabilecek şubelerin belirlenmesi ve belirlenen şubelerin uygun görülen zamanda kapatılması konusunda Genel Yönetim Kuruluna yetki verilmesinin görüşülmesi ve oylanması”; 10. maddesi “Genel Yönetim Kuruluna yetki verilmesi halinde; kapatılacak şubelere bağlı işyerlerinin başka şubelere bağlanması konusunda Genel Yönetim Kuruluna yetki verilmesinin görüşülmesi ve oylanması”; 11. maddesi ise “Sendika Ana Tüzüğü ve Bütçe Hükümlerine göre birleştirilebilecek şubelerin belirlenmesi ve belirlenen şubelerin uygun görülen zamanda birleştirilmesi ve birleşmeyle ilgili işlemlerin yapılması konusunda Genel Yönetim Kuruluna yetki verilmesinin görüşülmesi ve oylanması” şeklindedir.
Olağanüstü genel kurulda yapılan oylama ile gündemin 9, 10 ve 11. maddeleri de oybirliği ile kabul edilmiştir.
Davacılar ayrı ayrı açmış oldukları davalar ile seçilmiş görevlerinden kesin olarak ihraç edilmelerine dair genel kurul kararları ile 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların iptalini talep etmişlerdir. İlk Derece Mahkemesince olağanüstü genel kurul çağrısının kanun ve tüzük hükümlerine uygun yapılmaması, genel kurulun yargı gözetiminde yapılmaması, oylamada gizli oy/açık sayım ilkesine uyulmaması sebepleriyle olağanüstü genel kurulun şekli hükümlere aykırı icra edildiği ve ayrıca disiplin cezalarının içerik olarak da hukuka aykırı olduğu gerekçeleriyle olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların iptaline karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de benzer gerekçelerle istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.
Dosya kapsamı, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesi ve temyiz itirazlarının niteliği gözetildiğinde, üç başlık halinde değerlendirme yapılması gerekmektedir.
II-Olağanüstü Genel Kurulun Usûl Açısından Değerlendirilmesi
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 2/1-ğ maddesinde sendikalar “İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar” olarak tanımlanmıştır. Anayasanın 51. maddesi de aynı doğrultudadır. Aynı maddenin son fıkrasında sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağı vurgulanmıştır.
6356 sayılı Kanun'un 9. maddesinde, genel kurulun, sendika ve şubelerin zorunlu organlarından olduğu belirtilmiştir. Genel kurulun görev ve yetkileri, aynı Kanun'un 11. maddesinde düzenlenmiş olup, maddeye göre, sendika organlarının seçilmi yetkisi de genel kuruldadır. Bu itibarla, sendikanın yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerinin belirlendiği genel kurulların, demokratik esaslar doğrultusunda icra edilmesi, sendika içi demokrasinin gerçekleşmesi yönünden son derece önemlidir. Bu cümleden olarak, bir sendikanın demokratik yapıya sahip olup olmadığına ilişkin en somut ölçüler genel kurulun yapısı ve işleyişinde aranmalıdır (Şahlanan, Fevzi: Sendikaların İşleyişinin Demokratik İlkelere Uygunluğu, İstanbul, 1980, s.119).
Genel kurul sendikaların iradesini yansıtan nihai karar organıdır. Genel kurullar bakımından asıl olan ise olağan genel kuruldur. Olağan genel kurul, kanunda ve daha kısa bir süre belirlenmesi koşuluyla tüzükte öngörülen sürelerde düzenli şekilde yapılmak zorunda olunan ve yapılması için herhangi bir sebebin ortaya çıkması gerekli olmayan genel kuruldur.
6356 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 4. fıkrasına göre de “Olağanüstü genel kurul, yönetim kurulu veya denetleme kurulunun gerekli gördüğü hâllerde ya da genel kurul üye veya delegelerinin beşte birinin yazılı isteği üzerine altmış gün içinde yazılı istekteki konuları öncelikle görüşmek üzere toplanır.”
Olağanüstü genel kurul, ancak genel kurulun olağanüstü toplanmasını gerektirir nitelikte objektif ve ciddi sebeplerin bulunması halinde söz konusu olan istisnai nitelikteki genel kuruldur. Bu husus 6356 sayılı Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde “Uygulamada seçimi kaybeden grubun beşte bir delege imzasını toplayıp hiçbir gerekçe göstermeden olağanüstü genel kurul talebinde bulunması her zaman karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle üye ve delegeler tarafından yapılacak olağanüstü genel kurul isteklerinin “iyi niyet kuralına” uygun haklı veya geçerli bir sebebe dayandırılması veya olağanüstü genel kurul isteminin olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olması aranmıştır” şeklinde ifade edilmiştir.
Öncelikle Bölge Adliye Mahkemesi tarafından genel kurulun yargı gözetimi altında yapılmadığı ve genel kurulda gizli oy/açık sayım ilkesine uyulmadığı gerekçelerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
6356 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 1. fıkrasına göre “Genel kurulda yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kuruluna üye seçimi ile delege seçimi, yargı gözetimi altında serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına ve tüzük hükümlerine göre yapılır.”
Belirtilen hükümden açık bir şekilde anlaşılacağı üzere, genel kurulda zorunlu organlara üye seçimi yapılması durumunda, seçim yargı gözetimi altında gerçekleştirilecek ve gizli oy/açık sayım ilkesine uyulacaktır. Maddede belirtilen durum, yapılacak seçimin ilgili seçim kurulu başkanlığının gözetiminde gerçekleştirilmesine ilişkindir. Bunun haricinde başkaca gündem maddeleri ile genel kurulun toplanması durumunda ilgili seçim kurulu başkanlığının bir görevi bulunmamaktadır. Kaldı ki, seçim dışı gündemle toplanması durumunda da, alınan kararlara karşı taraflarca yargı yoluna başvurmak her zaman olanaklıdır.
Somut uyuşmazlıkta dava konusu genel kurul yukarıda ayrıntıları belirtildiği üzere seçim dışı gündemle toplanmıştır. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin yargı gözetimi altında yapılmadığı gerekçesiyle genel kurulun hukuka aykırı olduğu yönündeki tespiti isabetsizdir.
Diğer taraftan, yukarıda belirtildiği üzere gizli oy/açık sayım ilkesi de yapılacak zorunlu organ seçimlerinde uygulanması gereken bir ilkedir. Ayrıca divan tutanağına göre 27 imzalı önerge ile oylamaların açık şekilde yapılması teklif edilmiş ve önerge oybirliği ile kabul edilmiştir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin, gizli oy/açık sayım ilkesinin uygulanmadığı gerekçesiyle genel kurulun hukuka aykırı olduğu yönündeki tespiti de isabetsizdir.
Bu kısımda son olarak genel kurul çağrılarının süresinde yapılıp yapılmadığı hususuna değinmek gerekmektedir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde belirtilen 6356 sayılı Kanun’un 12/3. maddesi ile sendika tüzüğünün 13/c maddesi “İki genel kurul toplantısı arasındaki döneme ait faaliyet ve hesap raporu, yeminli mali müşavir raporu, denetleme kurulu raporu ve gelecek döneme ait bütçe teklifi toplantı tarihinden on beş gün önce genel kurula katılacaklara gönderilir” şeklindedir. Yine gerekçede ifade edilen 6356 sayılı Kanun’un 14/2. maddesi ise “Seçim yapılacak genel kurul toplantılarından en az on beş gün önce genel kurula katılacak üye veya delegeleri belirleyen listeler, toplantının gündemi, yeri, günü, saati ve çoğunluk olmadığı takdirde yapılacak ikinci toplantıya ilişkin hususları belirten bir yazı ile birlikte yetkili seçim kurulu başkanlığına verilir.” şeklindedir.
Somut uyuşmazlıkta, iptali talep edilen olağanüstü genel kurul sadece yukarıda belirtilen sınırlı gündemle toplandığından, 6356 sayılı Kanun’un 12/3. ve 14/2. maddeleri ile tüzüğün 13/c maddesinin somut olayda uygulanması olanaklı değildir. Bununla birlikte, sendika genel merkezi tarafından toplantı daveti delegelerin toplantıya katılabileceği makul sürede de ilgililere tebliğ edilmiştir.
Bütün bu açıklamalar karşısında, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul usûl hükümlerine uygun gerçekleştirildiğinden, toplantının tamamen hukuka aykırı olduğu gerekçesi isabetsizdir. Bu itibarla her bir genel kurul kararının hukuka uygun olup olmadığının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.
III-İhraç Kararlarının Değerlendirilmesi
87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunmasına İlişkin Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’nin 3. maddesinin 1. fıkrasına göre “Çalışanların ve işverenlerin örgütleri tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptirler.”
Sendikanın idaresi işlevini üstlenen yönetim kurulu, sendikanın demokratik işleyişi içinde önemli bir role sahiptir. Bu anlamda, yönetim kurulunun, demokratik esaslar doğrultusunda teşekkül etmesi, sendika içi demokrasinin gerçekleşmesi yönünden son derece önemlidir. Diğer taraftan sendikanın zorunlu organlarından olan denetleme kurulu ve disiplin kurulu açısından da aynı durum geçerlidir. Nitekim demokratik işleyiş için, etkin denetim ve yaptırım mekanizması vazgeçilmez niteliktedir.
6356 sayılı Kanun’un 11. maddesine göre de, sendika organlarının seçimine ilişkin görev ve yetki, genel kurula aittir. 6356 sayılı Kanun’un 14. maddesine göre ise, yönetim, denetim ve disiplin kurulu organlarının üyeleri “yargı gözetimi altında serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına ve tüzük hükümlerine göre” yapılacak seçimler sonucunda belirlenecektir. Öte yandan ilke olarak, demokratik hukuk devletinde yönetime gelmede ve yönetimden ayrılmada tek yol da seçimlerdir.
Bu açıklamalara göre, sendika üyelerinin temsilcilerini yahut bir başka ifadeyle kendi kuruluşları olan sendikanın idaresi ile görevli yönetim, denetleme ve disiplin kurulu üyelerini serbestçe seçme hakkı, sendikaların demokratik işleyişi için zorunlu bir unsurdur. Bu hak, gerek genel merkez zorunlu organları açısından, gerekse şube zorunlu organları açısından geçerlidir.
Seçimle göreve gelen yönetim, denetleme ve disiplin kurulu üyelerinin bu görevleri, seçim dışında çeşitli şekillerde son bulabilir. İlk olarak 6356 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 5. fıkrası gereğince, aynı kanunun 6. maddesinde sayılan suçlardan biri ile mahkûm olmaları hâlinde zorunlu organ üyeliği kendiliğinden sona erer. Zorunlu organ üyeliği ikinci olarak, ilgilinin sendika üyeliğinden çıkarılması kararının kesinleşmesi ile yine kendiliğinden son bulur. Zorunlu organ üyeliği üçüncü olarak ölüm, istifa, milletvekili veya belediye başkanı seçilme gibi nedenlerle de son bulabilir.
Bu bağlamda ifade etmek gerekir ki, sendikanın genel merkez ve şube zorunlu organları üyeliğine seçilenlerin, verilecek disiplin cezası ile bu görevlerinden kesin olarak ihraç edilmeleri, gerek sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağına ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 51. maddesine ve gerekse temsilcilerin serbestçe seçilmesi gerektiğini öngören 87 sayılı ILO Sözleşmesinin 3. maddesine aykırılık teşkil eder.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular karşısında, seçilmiş şube yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan asıl ve birleşen dosya davacılarının, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda şube yöneticiliği görevlerinden kesin olarak ihraç edilmelerine ilişkin genel kurul kararlarının hukuka aykırı olduğu açıktır. Bu itibarla, ilk derece mahkemesince söz konusu kararların iptaline karar verilmesi ve Bölge Adliye Mahkemesince bu yönden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi sonucu itibariyle isabetlidir.
IV-Şubelerle İlgili Yetki Devrine İlişkin Kararların Değerlendirilmesi
6356 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendine göre, sendika tüzüklerinde “Şube veya bölge şubelerinin nasıl kurulacağı, birleştirileceği veya kapatılacağı, görev ve yetkileri, genel kurullarının toplantılarına ve kararlarına ilişkin usul ve esaslar ile sendika genel kurulunda şube ve bölge şubelerinin nasıl temsil edileceği” hususlarının yer alması gerekmektedir.
6356 sayılı Kanun’un 11. maddesinde de “Şube açma, birleştirme veya kapatma, bu konuda tüzükte belirlenen esaslar doğrultusunda yönetim kuruluna yetki verilmesi” hususları genel kurulun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Belirtilen kanuni düzenlemelere göre, şube açma, birleştirme ve kapatma yetkisi münhasıran sendika genel kurulunda olup, bu konuda, ancak tüzükte belirlenen esaslar doğrultusunda sendika yönetim kuruluna yetki verilebilecektir. Sendika yönetim kuruluna yetki verilmesi durumunda, söz konusu yetkinin kullanılabilme esasları ise genel kurul kararı ile tespit edilecektir.
Sendika tüzüğünün 16. maddesinin (f) bendine göre de “Gerekli görüldüğü hallerde; Şube açılması, kapatılması, birleştirilmesi, bir şube faaliyet alanı içinde bulunan işyerlerinin başka şubeye bağlanması” hususu genel kurulun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Diğer taraftan tüzüğün 19. maddesinin 12. bendine göre de “Gerekli gördüğü hallerde, genel kurulca verilen yetki gereğince şube açmak, şubeleri birleştirmek, şube kapatmak, bir şube faaliyet alanı içinde bulunan işyerlerini başka şubeye bağlamak ve yeni örgütlenilen işyerlerini uygun görülen şubeye bağlamak” hususu da, sendika genel yönetim kurulunun görev ve yetkileri arasında düzenlenmiştir.
Dava konusu genel kurul gündeminin 9, 10 ve 11. maddeleri ile kapatılabilecek şubelerin belirlenmesi ve belirlenen şubelerin uygun görülen zamanda kapatılması konusunda genel yönetim kuruluna yetki verilmesi, kapatılacak şubelere bağlı işyerlerinin başka şubelere bağlanması ve birleştirilebilecek şubelerin belirlenmesi ile belirlenen şubelerin uygun görülen zamanda birleştirilmesi ve birleşmeyle ilgili işlemlerin yapılması hususlarında genel yönetim kuruluna yetki verilmesi konusu oylanmış ve oybirliği ile söz konusu gündem maddeleri kabul edilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta şubelere dair genel kurulda alınan söz konusu kararlar genel nitelikte olup, somut bir şubeye ilişkin değildir. 6356 sayılı Kanun’un ve sendika tüzüğünün yukarıda belirtilen maddeleri gereğince, gündemin 9, 10 ve 11. maddeleri doğrultusunda alınan kararlarda hukuka aykırı bir durum bulunmamaktadır. Belirtmek gerekir ki, sendikaların yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamayacağından, soyut yetki devrinin genel yönetim kurulunca kullanımı sonucunda şubelere dair alınacak somut kararlar ayrıca yargı denetimine açıktır.
Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince gündemin 9, 10 ve 11. maddeleri ile alınan genel kurul kararlarının iptali yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Anılan hususlar gözetilmeksizin, İlk Derece Mahkemesince sadece 25.12.2016 tarihli genel kurulda gündemin 4, 5, 6, 7, ve 8. maddeleri doğrultusunda davacılar hakkında verilen disiplin cezalarının iptaline ve fazlaya dair istemin reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm tesisi ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddi kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
H)SONUÇ:
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine…”
gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda ilk derece mahkemesince önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava; olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkilinin davalı sendikanın İzmir 1 Nolu Şubesine 30.11.2002 tarihinde profesyonel başkan yardımcısı, 09.09.2006 tarihinde ise ilk kez 1 nolu şubeye başkan seçildiğini, davalı sendika genel merkezinin müvekkili şube başkanı gibi kendisine muhâlif olduğunu düşündüğü diğer şubelerle ilgili de geçmiş dönemlerde hukuka aykırı birçok işlem yaptığını, hukuka aykırı işlemlerin mahkeme kararları ile iptal edildiğini ve kararların Yargıtay tarafından onandığını, İzmir 1 nolu Şubenin 09.02.2014 tarihli olağan genel kurulunda müvekkilinin yeniden şube başkanı seçildiğini, Ahmet Fehimoğlu’nun 1 ve 6 nolu şubelere başvurarak davalı sendika genel merkezine ulaşamadığını belirtmek suretiyle bir takım iddialarda bulunduğunu, ileri sürülen iddialara ilişkin 1 ve 6 nolu şube yetkililerinin sendika genel merkezine yazı yazdığını ve 03.10.2016 tarihli yazı ile de sendika genel denetleme kurulunun iddiaları araştırmasının talep edildiğini, sendika yönetim kurulu tarafından yazılan yazıların göz ardı edildiğini, arkasından da sendika başkanlar kurulunun 18.10.2016 tarihinde gündemsiz olarak toplanacağının müvekkiline bildirildiğini, müvekkilinin de bu toplantıya katılmak üzere çağrıldığını, müvekkili ve diğer davacıların toplantıya katılmak üzere Ankara’ya geldiğini, sendika genel merkez binasının önünde toplantı yapılmadan ve binaya girilmeden önce 18.10.2016 günü sendika çalışanları ve yetkilileri tarafından saldırıya uğradıklarını, soruşturmanın hâlen sürdüğünü, bu olaydan sonra 19.10.2016 tarihli yazı ile müvekkilinden savunma istenildiğini, bu olayların yaşanması sonrasında ise sendika genel başkanlığının 03.12.2016 tarih ve 16 sayılı disiplin kurulu kararı ile müvekkilinin geçici olarak ihraç edilmesine karar verdiğini, geçici ihraç kararının sonrasında da 25.12.2016 tarihinde olağanüstü genel kurul icrasına karar verildiğini, gündemin 5. maddesinin müvekkilinin ihraç kararının görüşülmesi ve kesin ihraç edilip edilmeyeceğinin oylanması olduğunu, gündemin 9, 10 ve 11. maddelerinin de şube kapatma, şubelere bağlı işyerlerinin başka şubelere bağlanması ve şube birleştirme konusunda genel yönetim kuruluna yetki verilmesi olduğunu, delege sıfatının bir sonraki olağan genel kurula kadar devam edeceği kuralının görmezden gelinip ihlal edildiğini, müvekkilinin şube başkanı olması nedeniyle doğal delegelik sıfatının, sendikacılık yapmak şeklindeki Anayasal ve yasal faaliyetinin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını, gündemin 4-11. maddelerinde yer alan konuların davacı ve arkadaşlarını sendikadan tasfiye etmeye yönelik olduğunu, bu olmaz ise davacı ve arkadaşlarının görev yaptıkları şubelerin kapatılması yönünde genel yönetim kuruluna yetki verilmesi olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türk Medeni Kanunu ve 6356 sayılı Kanun’un ilgili maddelerinin çiğnendiğini, davalı sendikanın Giresun Şube, İzmir 1 ve 6 Nolu Şubeler ile İzmir Çevre Belediyeler Şubesi ve Manisa Şubesinin hukuka aykırı bir şekilde seçilmiş yöneticilerini tasfiye etmeye çalıştığını, olağanüstü genel kurulun yapılması için uyulması gereken kurallara da uyulmadığını, toplantı gündeminin usule uygun olarak ilan edilmediğini, gerekli tebligatların yapılmadığını, kanunda öngörülen sürelere uyulmadığını, yapılan olağanüstü genel kurulda gizli oy açık sayım esaslarına da uyulmadığını ve açık oylama yapıldığını ileri sürerek 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkili ...’un kesin ihracına ilişkin kararın iptaline karar verilmesini talep etmiş, yargılamanın devamı esnasında ise ıslah suretiyle ayrıca 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların da iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen Ankara 36. İş Mahkemesinin 2016/1616 Esas sayılı dosyasında davacı vekili; 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkili ...’ın kesin ihracına ilişkin kararın iptaline ve 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen Ankara 6. İş Mahkemesinin 2017/34 Esas sayılı dosyasında davacı vekili; 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkili ...’ün kesin ihracına ilişkin kararın iptaline ve 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen Ankara 18. İş Mahkemesinin 2017/42 Esas sayılı dosyasında davacı vekili; 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkili ...’ün kesin ihracına ilişkin kararın iptaline ve 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen Ankara 32. İş Mahkemesinin 2017/49 Esas sayılı dosyasında davacı vekili; 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda müvekkili ...’in kesin ihracına ilişkin kararın iptaline ve 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Belediye İş Sendikası vekili; davacının 19.12.2016 tarihinde bu davanın tarafları, konusu ve sebepleri ile aynı olan Ankara 9. İş Mahkemesinin 2016/1079 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, ayrıca altı ayrı mahkemeden müvekkili sendikanın 25.12.2016 tarihli genel kurul kararı için tedbir ve iptal talep edildiğini, bu sebeple dava şartı yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, genel merkez genel kurul kararı ile ilgili açılan davalarda sendika şubesinin taraf olma hakkının bulunmadığını, davaya konu disiplin kurulu kararını oluşturan olayların tartışılması ve oylanması için 25.12.2016 tarihinde olağanüstü genel kurul yapıldığını, davacının da kesin ihracına karar verildiğini, iptali istenen ve tedbiren davacı açısından sonuçları mahkemece durdurulan olağanüstü genel kurula davacının davet edilmesine rağmen katılmadığını, sonrasında da tüm sonuçları ile birlikte iptalini talep ettiğini, müvekkil sendikanın genel kurul için yapılması gereken bütün yasal işlemleri eksiksiz yerine getirdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul çağrıları ve gündemin, toplantıya katılacak delegelere 6356 sayılı Kanun ve Ana Tüzük hükümlerine rağmen 15 gün önce gitmediği gibi, seçilmiş 3 sendika şube başkanı ile 2 sendika şube başkan yardımcısının kesin ihraçlarına dair genel merkez olağanüstü genel kurulunun yargı gözetimi altında olmadan ve açık oylama ile gerçekleştirildiği konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulun toplanması objektif ve geçerli sebeplere dayanmadığı gibi, olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olmadığı, davacılar ... veya Buket Mertoğlu hakkında öncesinde de genel merkez yönetim kurulu kararıyla benzer sebeplerle ve ihraç gündemli olarak yapılmasına karar verilen olağanüstü şube genel kurulu veya geçici ihraca dair merkez disiplin kurulu kararlarının mahkemelerce iptaline karar verildiği, anılan kararların Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtayca onanarak kesinleştiği, üç davacının şube başkanlığı, iki davacının şube başkan yardımcılığı görevlerinden kesin ihraçlarına dair 25.12.2016 tarihli genel merkez olağanüstü genel kurul kararlarının iptaline karar vermek gerektiği, 25.12.2016 tarihli genel merkez olağanüstü genel kurul gündeminin son üç maddesinin kapatılabilecek, birleştirilebilecek şubelerin belirlenmesi, kapatılacak şubelere bağlı işyerlerinin başka şubelere bağlanması konusunda genel yönetim kuruluna yetki verilmesi ve oylanması hususunun görüşülmesi olduğu, anılan son 3 gündem maddesi yönünden de gündem ve çağrıların 15 gün öncesinde ulaşmadığı, esas yönünden de bir sendika için şube kapatılması, birleştirilmesi, kapatılan şubelere bağlı işyerlerinin başka şubelere bağlanması hususları olağan genel kurulu bekleyemeyecek derecede haklı, objektif nitelikte ve ağırlıkta olmadığı gibi, olağan genel kurulda çözülemeyecek bir konu olmadığının da izahtan vareste olduğu, bu nedenle davalı Belediye-İş Sendikası yönünden davanın kabulü ile olağanüstü genel kurul gündeminin son 3 maddesi yönünden alınan kararların iptaline karar vermek gerektiği gerekçesiyle zorunlu dava arkadaşlığı şube genel kurulunun iptalinde söz konusu olduğundan davalı sendika dışında hakkında dava açılan tüm şube başkanlıkları hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine ve Belediye İş Sendikasına açılan davanın kabulü ile 25.12.2016 tarihli genel merkez olağanüstü genel kurulunda alınan tüm kararların tüm sonuçları ile iptaline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davalı Belediye-İş Sendikası vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine;
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı Sendika Merkez Disiplin Kurulunun 30.09.2016, diğer 4 davacı hakkında aynı disiplin kurulunun 03.12.2016 tarihli kararı ile ilk genel kurula kadar geçici ihraçlarına dair kararına karşı Ankara iş mahkemelerine açılan davaların "genel merkez disiplin kurulu kararı ile geçici ihraçlarının", bu davanın ise "olağanüstü genel kurul kararı ile kesin ihraçlarının" iptali talepli olması karşısında; tarafların aynı olması dışında iptali istenen kararların farklı kurullara ait olduğu, biri geçici, diğeri kesin ihraçlara ilişkin olduğu ve içeriklerinin de farklı olması nedeniyle mahkemece verilen ret kararının yerinde olduğu, 25.12.2016 tarihli genel kurul çağrılarının 244 delegeye 08.12.2016 tarihinde APS ile postaya verildiği, Ankara dışındaki şehirlerde bulunan delegelere çağrıların 9-15.12.2016 tarihlerinde, davacı ...'a da 14.12.2016 tarihinde ulaştığı, bu durumda 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul çağrısının 6356 sayılı Kanun ve ana tüzük hükümlerine uygun yapılmadığı, Anayasanın 135. maddesine paralel olarak 6356 Sayılı Kanun’un 14/2. maddesinde; “Seçim yapılacak genel kurullarda en az 15 gün önce Genel Kurula katılacak üye ve delegeleri belirleyen listelerin yetkili seçim kurulu başkanlığına verileceği” hükmü bulunduğu, Ana Tüzükte bu konuda hüküm bulunmadığı, ancak Tüzüğün 56. maddesinde “ Bu tüzükte mevcut yasalara aykırı maddeler olması halinde, bunlar hükümsüz sayılır. Bu tür maddelerin yerine Yasa hükmü geçerlidir. İlk Olağan Genel Kurulda hükümsüz olan madde Yasa'ya uygun hale getirilir.” hükmü bulunduğundan 6356 sayılı Kanun’un 14/2.maddesinin uygulanması gerektiği, yargı gözetimine ilişkin anılan hükmün zorunlu organ seçimlerinde uygulanacak bir madde olduğu ancak 6356 sayılı Kanun’da veya başka hiç bir kanun veya ana tüzükte; şube genel kurullarınca seçilen şube başkanı veya yardımcılarının başka bir kurulca bu görevlerinden ihraç edilebileceklerine dair bir hüküm bulunmadığından davacı 3 şube başkanı ile 2 şube başkan yardımcısının yargı gözetimi altında yapılan şube olağan genel kurullarında seçildiklerinden kesin ihraçlarının gerçekleştirildiği olağanüstü genel kurul'unda yargı gözetimi altında yapılması gerektiği, bunun denklik ve eşitlik ilkesi gereği olduğu, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulun yargı gözetimi altında yapılmadığı sadece yapılacağının 6 gün önce 19.12.2016 tarihinde Valiliğe bildirildiği, davalı tanığı olarak dinlenen genel sekreter yardımcısının 12.12.2017 günlü duruşmada bu yazının Valiliğe bilgi için yazıldığını belirttiği, Anayasanın 135. maddesine paralel olarak 6356 Sayılı Kanun’un 14/1. maddesinde; zorunlu organlara üye, delege seçiminin serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına göre yapılacağına ilişkin hüküm bulunduğu, tüzükte bu konuda da hüküm bulunmadığını, ancak davalı Sendikanın “Genel Kurul ve Seçim" başlıklı Yönetmeliğinin 9/e maddesinde; genel kurulca yapılacak seçimlerin serbest, eşit, gizli oy, açık sayım esasına göre yapılacağının belirtildiği, tüm davacılar kendi olağan şube genel kurullarında gizli oy ve açık sayım esasına göre seçildiklerinden denklik ve eşitlik ilkesi gereğince ihraçlarına ilişkin genel kurulda da aynı esasların uygulanmasının gerekli olduğu, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul tutanağında verilen önerge üzerine kesin ihraçların tüm kararların açık oylama ile alındığının yazılı olduğu, dava konusu 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulun şekli hükümler açısından mahkemece verilen kabul kararında hata bulunmadığı, diğer yandan, mahkemece açıklanan gerekçelerle 3 davacının şube başkanlığı, 2 davacının şube başkan yardımcılığı görevlerinden kesin ihraçlarına dair 25.12.2016 tarihli genel merkez olağanüstü genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesinde ve diğer gündem maddeleri yönünden, gündem ve çağrıların 15 gün öncesinde ilgilerine ulaşmadığı, esas yönünden de bir sendika için şube kapatılması, birleştirilmesi, kapatılan şubelere bağlı iş yerlerinin başka şubelere bağlanması hususlarının; olağan genel kurulu bekleyemeyecek derecede haklı, objektif nitelik ve ağırlıkta olmadığı, olağan genel kurulda çözülemeyecek bir konu olmadığı da dikkate alınarak diğer gündem maddeleri yönünden alınan kararların iptaline karar verilmesinde dosya kapsamına ve toplanan delillere göre hata bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davalı Belediye-İş Sendikası vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince; Kanun ve Sendika Ana Tüzüğünde "şube açma yetkisi" sayılmasına rağmen dava konusu olağanüstü genel kurul gündeminde, 3 şube başkanı ile 2 şube başkan yardımcısının ihraçlarının hemen ardından sadece şube kapatma, kapatmanın doğal sonucu olarak kapatılan şubelere bağlı işyerlerini başka şubelere bağlama ve şube birleştirilmesi için genel yönetim kuruluna yetki verilmesi taleplerinin bulunduğu, ancak şube açmaya dair herhangi bir gündem, dolayısıyla alınan bir karar bulunmadığı, davalı Sendika şubelerini kapatma, birleştirme yetkilerinin genel merkez yönetim kuruluna verildiği, genel kurulun olağan değil, olağanüstü genel kurul olduğunun ihtilafsız olduğu, böyle olunca şube kapatma ve şube birleştirme yetkilerinin genel yönetim kuruluna devredilmesinin Yargıtay bozma ilamında da yazılı olduğu gibi; "hangi objektif ve ciddi sebeplerle olağan yerine olağanüstü genel kurulda" görüşülmesinin gerektiği, bu konuların hangi nedenle "olağan genel kurulla çözülemeyecek" kadar acil bir sorun olduğunun iddia ve ispat edilmediği, münhasıran genel kurula ait olan şube kapatma, birleştirme yetkileri, genel yönetim kuruluna devredilirken; kullanılabilme esaslarına dair herhangi bir kriter ya da herhangi bir esas belirlenmediği, anılan devrin kullanılabilme esasları belirlenmeden gerçekleştirilmesi nedeniyle de Kanun ve davalı Sendikanın Ana Tüzüğüne aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davalı Belediye-İş Sendikası vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık somut olayda;
1- Olağanüstü genel kurul isteminin, olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olup olmadığı, sendika genel merkez olağanüstü genel kurulunun 25.12.2016 tarihinde toplanması için objektif ve ciddi sebeplerin bulunup bulunmadığı, bu sebeplerin bulunması durumunda gündeme başkaca konuların eklenmesinin olanaklı olup olmadığı ve burada varılacak sonuca göre 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul gündeminin 9, 10 ve 11. maddelerinin olağanüstü genel kurulda görüşülmesinin hukuka uygun olup olmadığı,
2- Münhasıran sendika genel kurulunda olan şube kapatma, birleştirme ve şubelere bağlı işyerlerinin değiştirilmesi yetkisi genel yönetim kuruluna devredilirken, kullanılabilme esaslarına dair herhangi bir kriter ya da esas belirlenmesine gerek olup olmadığı, yetki devrinin 6356 sayılı Kanuna ve Sendika Tüzüğüne uygun olup olmadığı ve burada varılacak sonuca göre 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul gündeminin 9, 10 ve 11. maddeleri doğrultusunda alınan kararlarda hukuka aykırı bir durum bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların iptali istemi ile açılan davada ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyizi sonucu Özel Dairece verilen kararın 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun/ Kanun) 15. maddesi uyarınca kesin olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre direnme kararı verilip verilemeyeceği hususu ön sorun olarak tartışılmış, 6356 sayılı Kanunu’nun 15. maddesinin başlığı “Seçimlere itiraz” olması ve anılan düzenlemeye göre; genel kurulda yapılan organ ve delege seçimlerinin devamı sırasında yapılan itirazın ancak, seçimlerin aynı Kanun’un 14. maddesine aykırı olduğu, seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük bulunduğu ya da kanuna aykırı uygulamalar olduğu iddiası ile yapılabilecek olması karşısında yasa koyucunun burada genel kurulda sadece organ ve delege seçimlerine ilişkin yapılan işlemlere karşı itiraz sürecini düzenlemeyi amaçladığı olağanüstü genel kurulda alınan kararların iptali istemine dair eldeki davada bu madde hükmünün uygulanamayacağı, 6356 sayılı Kanun’un 80. maddesinin 1. fıkrası ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un 83. maddesi gereğince Özel Dairece verilen kararın kesin olmadığı ve ön sorun bulunmadığı yapılan ikinci görüşmede oy birliği ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle olağanüstü genel kurulun usûl açısından değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun/Kanun) 2. maddesinin 1. bendinin (ğ) fıkrasında sendikaların “İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar” olarak tanımlanmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 51. maddesinde yer alan,
“Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.
Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.
Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
(Mülga: 12/9/2010-5982/5 md.)
İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.” şeklindeki hüküm 6356 sayılı Kanunu’nun 2. maddesinin 1. bendinin (ğ) fıkrası ile aynı doğrultuda olup ayrıca sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağı vurgulanmıştır.
6356 sayılı Kanun'un 9. maddesinde, genel kurulun, sendika ve şubelerin zorunlu organlarından olduğu belirtilmiştir. Genel kurulun görev ve yetkileri, aynı Kanun'un 11. maddesinde düzenlenmiş olup, maddeye göre, sendika organlarının seçim yetkisi de genel kuruldadır. Bu itibarla, sendikanın yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerinin belirlendiği genel kurulların, demokratik esaslar doğrultusunda icra edilmesi, sendika içi demokrasinin gerçekleşmesi yönünden son derece önemlidir. Bu cümleden, bir sendikanın demokratik yapıya sahip olup olmadığına ilişkin en somut ölçüler genel kurulun yapısı ve işleyişinde aranmalıdır (Şahlanan, F.; Sendikaların İşleyişinin Demokratik İlkelere Uygunluğu, İstanbul, 1980, s.119).
6356 sayılı Kanun’un 12. maddesinin 2. fıkrası ile olağan genel kurulun en geç dört yılda bir toplanması yükümlülüğü getirilmiştir. Sendikanın en üst ve denetim organı olan genel kurulun toplanması için Kanun’da öngörülen dört yıllık süre azami olup tüzüğe konulacak bir hükümle daha uzun bir süre kararlaştırılamaz. Kanunda veya tüzükte belirtilen dönemlerde yapılacak olağan genel kurulların yanı sıra ihtiyaç halinde olağanüstü toplanılması mümkündür (Esener, T. / Bozkurt Gümrükçüoğlu, Y.; Sendika Hukuku, İstanbul, 2014, s.110,115,116).
Kanun’un 12. maddesinin 4. fıkrası ile olağanüstü genel kurulun, yönetim kurulu veya denetleme kurulunun gerekli gördüğü hâllerde ya da genel kurul üye veya delegelerinin beşte birinin yazılı isteği üzerine altmış gün içinde yazılı istekteki konuları öncelikle görüşülmek üzere toplanacağı belirtilmiştir.
Öte yandan, 6356 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 1. fıkrası; “Genel kurulda yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kuruluna üye seçimi ile delege seçimi, yargı gözetimi altında serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına ve tüzük hükümlerine göre yapılır.” şeklinde düzenlenmiş olup bu madde ile genel kurulda yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kuruluna üye seçimi ile delege seçimi yapılması durumunda seçimin yargı denetimi altında ve gizli oy, açık sayım ilkesine uygun yapılacağı vurgulanmıştır. Bu durumda, bahsi geçen maddede belirtilen zorunlu organların üye seçimi dışında kalan gündem maddeleri ile genel kurulun toplanması hâlinde toplantının yargı gözetimi altında ve gizli oy, açık sayım ilkesine uygun olarak yapılması zorunluluğunun bulunmadığı ortadadır. Ayrıca seçim dışı gündemle toplanılması durumunda, alınan kararlara karşı yargı denetiminin açık olduğu kuşkusuzdur.
Diğer taraftan aynı Kanun’un 12. maddesinin 3. fıkrası ve Sendika Tüzüğünün 13. maddesinin (c) fıkrası ile iki genel kurul toplantısı arasındaki döneme ait faaliyet ve hesap raporu, yeminli mali müşavir raporu, denetleme kurulu raporu ve gelecek döneme ait bütçe teklifi toplantı tarihinden on beş gün önce genel kurula katılacaklara gönderileceği hüküm altına alınmıştır.
6356 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 2. fıkrası aynen “Seçim yapılacak genel kurul toplantılarından en az on beş gün önce genel kurula katılacak üye veya delegeleri belirleyen listeler, toplantının gündemi, yeri, günü, saati ve çoğunluk olmadığı takdirde yapılacak ikinci toplantıya ilişkin hususları belirten bir yazı ile birlikte yetkili seçim kurulu başkanlığına verilir.” şeklindedir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, genel kurulda zorunlu organlara üye seçimi yapılması durumunda yargı gözetimi altında gerçekleştirilmesi ve gizli oy, açık sayım ilkesine uyulması şartı aranmakta ise de, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul seçim dışı gündemle toplanılması hâlinde alınan kararlara karşı tarafların her zaman yargı yoluna başvurabilme haklarının bulunması ile divan tutanağına göre 27 imzalı önergeyle oylamanın açık yapılmasının teklif edilmesi, önergenin oy birliği ile kabul edilmesi, olağanüstü genel kurulun sınırlı gündemle toplanması ve sendika genel merkezi tarafından toplantı davetinin delegelerin toplantıya katılabileceği makul sürede ilgililere tebliğ edilmesi karışında 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulun usul hükümlerine uygun gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
Uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak olağanüstü genel kurul isteminin, olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olup olmadığı, sendika genel merkez olağanüstü genel kurulunun 25.12.2016 tarihinde toplanması için objektif ve ciddi sebeplerin bulunup bulunmadığı hususları birlikte değerlendirilmelidir.
6356 Kanun’un 12. maddesinin 4. fıkrası ile olağanüstü genel kurulun, yönetim kurulu veya denetleme kurulunun gerekli gördüğü hâllerde ya da genel kurul üye veya delegelerinin beşte birinin yazılı isteği üzerine altmış gün içinde yazılı istekteki konularının öncelikle görüşülmek üzere toplanacağı belirtilmiştir.
Bahsi geçen 12. maddenin gerekçesinde ise; “genel kurul üye veya delegelerinin beşte birinin yazılı isteği üzerine, yönetim ve denetleme kurulunun gerekli gördüğü hallerde olağanüstü genel kurulun altmış gün içinde yazılı istekteki konuları görüşmek üzere toplanması gerektiği belirtilmiştir. Bununla üye veya delegelerin yazılı taleplerine rağmen genel kurulun toplanma sürecindeki belirsizlik giderilmiştir. Ayrıca üye veya delegelerin yazılı olarak talep ettikleri hususların olağanüstü toplantıda görüşülerek karara bağlanmasının zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Uygulamada seçimi kaybeden grubun beşte bir delege imzasını toplayıp hiçbir gerekçe göstermeden olağanüstü genel kurul talebinde bulunması her zaman karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle üye ve delegeler tarafından yapılacak olağanüstü genel kurul isteklerinin “iyi niyet kuralına” uygun haklı veya geçerli bir nedene dayandırılması veya olağanüstü genel kurul isteminin olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olması aranmıştır.” şeklindeki açıklamayla, genel kurulun olağanüstü toplanmasını gerektirir nitelikte olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kıstaslar kabul edilmiştir.
Ayrıca, Sendika tüzüğünün 15. maddesi; “Sendika yönetim kurulu veya denetleme kurulu gerekli gördüğü hallerde ya da genel kurul delegelerinin 1/5’ inin yazılı isteği üzerine altmış gün içinde sendika genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırılabilir. Talep tarihi itibariyle olağan genel kurul toplantı tarihine altı aydan az bir süre kalması halinde olağanüstü genel kurula gidilemez. Ancak isteğe konu olan hususlar olağan genel kurul gündemine alınır. Delegeler tarafından ayrı ayrı, şahsen yapılacak olağanüstü genel kurul taleplerinin yasal ve gerektirici sebepleri açıkça belirtilmek ve ayrıca iddialarını kanıtlayan delil v.s. belgeler taleplerine eklemek suretiyle noter aracılığı ile sendika yönetim kurulu başkanlığına intikal ettirilmesi şarttır.
Delegelerin 1/5’inin olağanüstü genel kurul isteklerinin “iyi niyet kuralına” uygun haklı ve geçerli nedenlere dayandırılması veya olağanüstü genel kurul isteminin olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olması gerekmektedir.
Olağanüstü genel kurul, öncelikle yazılı istekteki konular görüşülmek üzere toplanır.
Genel kurul çağrısı sendika yönetim kurulunca yapılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
O hâlde, olağanüstü genel kurulun istisnai olarak toplanabilme kıstası, genel kurulun olağanüstü toplanmasını gerektirir objektif ve ciddi sebeplerin bulunması durumudur.
Bu itibarla tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacılar sendika disiplin kurulu kararları ile yapılacak ilk genel kurula kadar görevlerinden geçici olarak ihraç edilmiştir. Sendika disiplin kurulu tarafından geçici ihraç kararı verilebilmekte ise de geçici ihraç kararlarının süresi belirli olmayacak şekilde alınması hukuka ve Yargıtay uygulamalarına uygun değildir. Bu durumda olağan genel kurul yakın bir tarihte ise, bu kararlar ilk olağan genel kurulda görüşülmeli, aksi hâlde sendika olağanüstü genel kurulu derhal toplanarak nihai kararı vermelidir. Dosya kapsamından sendikanın olağan genel kurulunun son olarak 2014 yılında toplandığı anlaşıldığından 30.09.2016 ve 03.12.2016 tarihli disiplin kurulu kararları ile geçici ihraç edilen davacılar hakkında nihai disiplin kararlarının verilmesi için yapılacak ilk genel kurula kadar beklenilmesi uygun görülmemiştir.
Diğer taraftan, sendika yönetim kurulu tarafından 06.12.2016 tarih ve 810 sayılı karar ile olağanüstü genel kurulun 25.12.2016 tarihinde toplanması kararlaştırılarak toplantının gündemi belirlenmiştir. 6356 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile Sendika Tüzüğünün 13. maddesi gereğince, genel kurul gündemini belirleme yetkisi yönetim kurulunda olduğundan sendika yönetim kurulunun 25.12.2016 tarihinde yapılacak olağanüstü genel kurulun gündemini belirlemesinde bir sakınca bulunmamıştır.
Öyle ise, olağanüstü genel kurul isteminin, olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olduğu ve olağanüstü genel kurulun toplanması için objektif ve ciddi sebeplerin bulunduğu kabul edilmelidir.
Bu durumda sendika disiplin kurulu tarafından alınan geçici ihraç kararlarına kısaca değinmekte yarar bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 51. maddesi ile sendikaların yönetim ve işleyişinin demokrasi esaslarına aykırı olmayacağı belirtilmiştir.
87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunmasına İlişkin Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’nin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Çalışanların ve işverenlerin örgütleri tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptirler.” şeklindeki düzenleme ile temsilcilerin serbestçe seçilmesi gerektiği özellikle vurgulanmıştır.
6356 sayılı Kanun’un 11. maddesinde organların seçimlerine ilişkin görev ve yetkilerin genel kurula ait olduğu bildirilmiş olup, 14. maddesinde ise, yönetim, denetim ve disiplin kurulu organları üyelerinin yargı gözetimi altında, serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına ve tüzük hükümlerine göre yapılacak seçimler sonucunda belirleneceği belirtilmiştir.
Aynı Kanunun 9. maddesinin 5. fıkrası gereğince, 6. maddede sayılan suçlardan biri ile mahkûm olma hâlinde zorunlu organ üyeliği kendiliğinden sona ereceği gibi ilgilinin sendika üyeliğinden çıkarılması kararının kesinleşmesi ile de kendiliğinden sona erer. Ayrıca ölüm, istifa, milletvekili veya belediye başkanı seçilme gibi durumlarda zorunlu organ üyeliği son bulabilir.
O hâlde, seçimle göreve gelen yönetim, denetleme ve disiplin kurulu üyelerinin görevleri, seçim dışında belirtilen şekillerde son bulabileceği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, sendikanın genel merkez ve şube zorunlu organları üyeliğine seçilenlerin verilen disiplin cezaları ile bu görevlerinden kesin ihraç edilmelerinin, sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olmayacağına ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 51. maddesine ve temsilcilerin serbestçe seçilmesi gerektiğini öngören 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunmasına İlişkin Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’nin 3. maddesine aykırı olduğu ortadadır.
Gelinen noktada 25.12.2016 tarihli Olağanüstü genel kurul gündeminin 9, 10 ve 11. maddelerinin, olağanüstü genel kurulda görüşülmesinin hukuka uygun olup olmadığı hususu ele alınmalıdır.
6356 sayılı Kanun’un 12. maddesinin 4. fıkrasında yer alan, “Olağanüstü genel kurulu, yönetim kurulu veya denetleme kurulu gerekli gördüğü hâllerde ya da genel kurul üye veya delegelerinin beşte birinin yazılı isteği üzerine altmış gün içinde yazılı istekteki konuları öncelikle görüşülmek üzere toplanır.” düzenlemesi ile olağanüstü genel kurulda öncelikle yazılı istekteki konuların görüşüleceği belirtilmekle başkaca gündem maddelerinin görüşülmesine cevaz verilmiştir.
Kuşkusuz olağanüstü toplantının yapılış nedeni olan konu öncelikle görüşüldükten sonra genel kurul alacağı bir kararla çalışmalarına devam edebilir (Şahlanan, F.; Sendikalar Hukuku, İstanbul, 1995, s.82).
O hâlde, sendika genel kurulunun olağanüstü toplanması için objektif ve ciddi sebeplerin bulunması durumunda, kanun ve tüzük hükümlerine uygun olarak, gündeme başkaca konuların eklenmesi olanaklıdır.
Bütün bu açıklamalar karşısında, sendika genel merkez olağanüstü genel kurulunun 25.12.2016 tarihinde toplanması için objektif ve ciddi sebepler mevcut olduğundan, gündemin 9, 10 ve 11. maddelerinin de olağanüstü genel kurulda görüşülebileceği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümüne yönelik son olarak, münhâsıran sendika genel kurulunda olan yetkinin genel yönetim kuruluna devredilme ve bu yetkinin kullanılabilme esasları üzerinde durmak gerekir.
6356 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (g) bendi ile, “Şube veya bölge şubelerinin nasıl kurulacağı, birleştirileceği veya kapatılacağı, görev ve yetkileri, genel kurullarının toplantılarına ve kararlarına ilişkin usul ve esaslar ile sendika genel kurulunda şube ve bölge şubelerinin nasıl temsil edileceği” hususlarının sendika tüzüklerinde yer alması gerektiği belirtilmekle birlikte aynı Kanun’un 11. maddesinin (h) bendi ile de, “Şube açma, birleştirme veya kapatma, bu konuda tüzükte belirlenen esaslar doğrultusunda yönetim kuruluna yetki verilmesi” hususlarının genel kurulun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Dosya kapsamında bulunan Sendika Tüzüğünün 16. maddesinin (f) bendinde; “Gerekli görüldüğü hallerde; şube açılması, kapatılması, birleştirilmesi, bir şube faaliyet alanı içinde bulunan işyerlerinin başka şubeye bağlanması” genel kurulun görev ve yetkilerinden biri olarak sayılmıştır. Aynı maddenin devamında belirtilen “Sendika genel yönetim kurulu bu yetkisini şubelerin faaliyet alanlarını, işyerlerinin özelliklerini, şubenin ileriye dönük gelişme imkanlarını, iş yerlerinin coğrafi dağılımını, çalışma potansiyelini, sendikanın örgütlenme stratejilerini değerlendirmek suretiyle kullanacaktır.” şeklindeki düzenleme ile devredilen yetkinin hangi esas ve kıstaslara göre kullanılacağı belirlenmiştir.
Yine bahsi geçen Tüzüğün 19. maddesinin 12. bendi ile, “Gerekli gördüğü hallerde, genel kurulca verilen yetki gereğince şube açmak, şubeleri birleştirmek, şube kapatmak, bir şube faaliyet alanı içinde bulunan işyerlerini başka şubeye bağlamak ve yeni örgütlenilen işyerlerini uygun görülen şubeye bağlamak” hususu da, sendika genel yönetim kurulunun görev ve yetkileri arasında düzenlenmiştir.
Sendika Tüzüğünün 25. maddesinin (c) bendinde ise, “Sendika yönetim kurulu, şube kapatma, birleştirme ve şubelere bağlı iş yerlerinin değiştirilme yetkisini, şubelerin faaliyet alanlarını, işyerlerinin özelliklerini, şubenin ileriye dönük gelişme imkanlarını, iş yerlerinin coğrafi dağılımını, çalışma potansiyelini, sendikanın örgütlenme stratejilerini değerlendirmek suretiyle kullanacaktır.” şeklinde düzenmesine yer verilmiştir.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul gündeminin 9, 10 ve 11. maddeleri ile kapatılabilecek şubelerin belirlenmesi ve belirlenen şubelerin uygun görülen zamanda kapatılması konusunda genel yönetim kuruluna yetki verilmesi, kapatılacak şubelere bağlı iş yerlerinin başka şubelere bağlanması ve birleştirilebilecek şubelerin belirlenmesi ile belirlenen şubelerin uygun görülen zamanda birleştirilmesi ve birleşmeyle ilgili işlemlerin yapılması hususlarında genel yönetim kuruluna yetki verilmesi konusunun oylandığı ve oybirliği ile söz konusu gündem maddelerinin kabul edildiği anlaşılmıştır.
Diğer taraftan, söz konusu düzenlemelere bakıldığında, şube açma, birleştirme ve kapatma yetkisinin münhasıran sendika genel kurulunda olduğu ve bu yetkinin ancak sendika tüzüğünde belirlenen esaslar doğrultusunda sendika yönetim kuruluna verilebileceği, yönetim kurulunca bu yetkiyi kullanabilme esaslarının da genel kurul kararı ile tespit edilebileceği görülmektedir.
Bununla birlikte, her ne kadar olağanüstü genel kurulda yetki devrine dair herhangi bir esas ve kıstas belirlenmemiş ise de, bu konu Sendika Tüzüğünün 16. ve 25. maddelerinde düzenlendiğinden ayrıca olağanüstü genel kurulda tekrarlanması şartı aranmamalıdır.
Öte yandan, şubelere dair genel kurulda alınan söz konusu kararların genel nitelikte olması, kararlarda somut bir şubeye ilişkin düzenleme bulunmaması ve soyut yetki devrinin genel yönetim kurulunca kullanımı sonucunda şubelere dair alınacak somut kararların ayrıca yargı denetimine açık olması karşısında gündemin 9, 10 ve 11. maddeleri doğrultusunda alınan kararlarda hukuka aykırı bir durum bulunmadığı kabul edilmelidir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacılar hakkında 03.12.2016 tarihinde geçici ihraç kararı ile birlikte 25.12.2016 tarihinde olağanüstü genel kurulun toplanmasına karar verildiği, delegelere toplantının 09.12.2016 ile 15.12.2016 tarihleri arasında tebliğ edildiği, davacılara da tebligatların geç yapıldığı ve 15 günlük süreye riayet edilmediği, seçim yapılacağının 19.12.2016 tarihinde yani toplantıdan altı gün önce bildirilerek süreye riayet edilmediği, her ne kadar olağanüstü genel kurul seçim gündemi ile toplanmamış ise de davacıların kesin ihraçlarının görüşülmesi için toplanıldığından eşit ve gizli oy seçimi ile iş başına gelen davacıların ihraçlarına ilişkin görüşmenin de aynı şekilde eşit ve gizli oy ile yapılması gerektiği, somut olayda yargı gözetimi olmaksızın açık oylama ile ihraç kararları, şube birleştirme, kapatma ve yeni şube açılması kararlarının alındığı, bu şekle aykırılığın olağanüstü genel kurulun demokratik yapıya sahip olmaksızın yapıldığını gösterdiği, bunun yanı sıra davacıların geçici ihraç kararlarının kesinleşen yargı kararları ile iptal edildiği gibi şubelerin birleşmesi, kapatılması ve yeni şube açılmasına ilişkin kararların da ilk derece mahkemesi tarafından iptal edildiği, ihraca ilişkin genel kurul kararının iptaline dair ilk derece mahkemesi kararının Özel Daire tarafından onanarak kesinleştiği, o hâlde davacıların delege olarak genel kurula katılmalarının ve oy kullanmalarının hukuki dayanağının kalmadığı, bu durumda 6356 sayılı Kanun’un 13. maddesinin emredici hükmüne aykırılığın oluştuğu, aslında bu hususu Özel Dairenin de kabul ettiği, diğer taraftan aynı genel kurulda kesin ihraçlara yönelik kararlar iptal edilince delege ve şube yöneticileri olan davacıların şubesinin kapatılması, birleştirilmesi yönünde alınan kararların da alt yapısının kalmadığı, zira şube ile genel merkez arasında husumetin oluştuğu ve davacıların bu konuda genel kurulda iradesine başvurulmadığı, 27.11.2015 tarihinde bir takım sendika yöneticileri hakkında Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesine dolandırıcılık suçundan dava açıldığı, şube yöneticisi ve delege olan bir kısım davacıların 03.10.2016 tarihinde açılan davanın takip edilmesini ve araştırılmasını Sendika Denetleme Kurulundan talep ettikleri, bu şikâyet üzerine Sendika Başkanlar Kurulunun 18.10.2016 tarihinde toplandığı, 19.10.2016 tarihinde davacılardan savunma istenildiği, davacıların geçici olarak ihraçlarına 30.09.2016 ve 03.12.2016 tarihlerinde karar verildiği ve kesin ihraçlar ile şubelerin kapatılması, birleştirilmesi konularının görüşülmesi gündemi ile toplanması için yönetim kurulu tarafından 25.12.2016 tarihinde olağanüstü genel kurulun yapılması kararının alındığı, olağanüstü genel kurulun toplanılma sürecinin davacıların yasal şikâyet haklarını kullanmaları üzerine başladığı, sendika içerisinde iç çekişme yaşandığını ve amacın davacıları tasfiye etmeye yönelik olduğu, yönetim kurulunun sendikayı olağanüstü genel kurula çağırma hakkını kötüye kullandığının anlaşıldığını, davacıların ihracı ile birlikte yönetici oldukları şubelerin kapatılması, başka şubeye bağlanması kararının objektif ve ciddi sebeplere dayanmadığı, yetkinin keyfi kullanıldığını, hakkın kötüye kullanılmasının hukuken korunmaması gerektiği, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir.
Hâl böyle olunca mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda yazılı ilave nedenlerle bozulması gerekmiştir.
S O N U Ç: Davalı Belediye-İş Sendikası vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan ilave sebeplerle BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.12.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
1. İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasında direnme konusu olan uyuşmazlık;
Somut olayda haklarında disiplin soruşturması ile ihraç kararı verilen ve şubede yönetici olan davacıların kesin ihraçlarının ve ayrıca yönetici bulundukları şubenin kapatılması ve başka şube ile birleştirilmesi için gerçekleştirilen olağanüstü genel kurul isteminin, “olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olup olmadığı, sendika genel merkez olağanüstü genel kurulunun 25.12.2016 tarihinde toplanmasıiçin objektif ve ciddi sebeplerin bulunup bulunmadığı, bu sebeplerin bulunması durumunda gündeme başkacakonularıneklenmesinin olanaklı olup olmadığı ve burada varılacak sonuca göre 5.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulun şube birleştirme, kapatma ve başka şubeye bağlama ile ilgiligündeminin 9,10 ve 11. maddelerinin olağanüstü genel kurulda görüşülmesinin hukuka uygun olup olmadığı”,
Buna bağlı olarak da “Münhasıran sendika genel kurulunda olan şube kapatma, birleştirme ve şubelere bağlı iş yerlerinin değiştirilmesi yetkisi genel yönetim kuruluna devredilirken, kullanılabilme esaslarınadair herhangi bir kriter ya da esas belirlenmesine gerek olup olmadığı, yetki devrinin 6356 sayılı Kanuna ve Sendika Tüzüğüne uygun olup olmadığı ve burada varılacak sonuca göre 25.12.2016tarihli olağanüstü genel kurul gündeminin 9,10 ve 11. maddeleri doğrultusunda alınan kararlardahukuka aykırı bir durum bulunup bulunmadığı” noktasındatoplanmaktadır.
2.1. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda “25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul çağrıları ve gündemin, toplantıya katılacak delegelere 6356 sayılı Kanun ve Ana Tüzük hükümlerine rağmen 15 gün önce gitmediği gibi, seçilmiş 3 sendika şube başkanı ile 2 sendika şube başkan yardımcısının kesin ihraçlarına dair genel merkez olağanüstü genel kurulunun yargı gözetimi altında olmadan ve açık oylama ile gerçekleştirildiği konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulun toplanması objektif ve geçerli sebeplere dayanmadığı gibi, olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olmadığı, davacılar ... veya Buket Merdoğlu hakkında öncesinde de genel merkez yönetim kurulu kararıyla benzer sebeplerle ve ihraç gündemli olarak yapılmasına karar verilen olağanüstü şube genel kurulu veya geçici ihraca dair merkez disiplin kurulu kararlarının mahkemelerce iptaline karar verildiği, anılan kararların Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay'ca onanarak kesinleştiği, üç davacının şube başkanlığı, iki davacının şube başkan yardımcılığı görevlerinden kesin ihraçlarına dair 25.12.2016 tarihli genel merkez olağanüstü genel kurul kararlarının iptaline karar vermek gerektiği, 25.12.2016 tarihli genel merkez olağanüstü genel kurul gündeminin son üç maddesinin kapatılabilecek, birleştirilebilecek şubelerin belirlenmesi, kapatılacak şubelere bağlı iş yerlerinin başka şubelere bağlanması konusunda genel yönetim kuruluna yetki verilmesi ve oylanması hususunun görüşülmesi olduğu, anılan son 3 gündem maddesi yönünden de gündem ve çağrıların 15 gün öncesinde ulaşmadığı, esas yönünden de bir sendika için şube kapatılması, birleştirilmesi, kapatılan şubelere bağlı iş yerlerinin başka şubelere bağlanması hususları olağan genel kurulu bekleyemeyecek derecede haklı, objektif nitelikte ve ağırlıkta olmadığı gibi, olağan genel kurulda çözülemeyecek bir konu olmadığı da izahtan vareste olduğu, bu nedenle davalı Belediye-îş sendikası yönünden davanın kabulü ile olağanüstü genel kurul gündeminin son 3 maddesi yönünden alınan kararların iptaline karar vermek gerektiği gerekçesiyle zorunlu dava arkadaşlığı şube genel kurulunun iptalinde söz konusu olduğundan davalı sendika dışında hakkında dava açılan tüm şube başkanlıkları hakkında ki davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine ve Belediye İş Sendikasına açılan davanın kabulü ile, 25.12.2016 tarihli genel merkez olağanüstü genel kurulunda alınan tüm kararların tüm sonuçları ile iptaline” karar verilmiştir.
2.2. Verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından “davalı Sendika merkez disiplin kurulunun 30.09.2016, diğer 4 davacı hakkında aynı disiplin kurulunun 03.12.2016 tarihli kararı ile ilk genel kurula kadar geçici ihraçlarına dair kararına karşı Ankara İş Mahkemelerine açılan davaların"genel merkez disiplin kurulu kararı ile geçici ihraçlarının", bu davanın ise "olağanüstü genel kurul kararı ile kesin ihraçlarının" iptali talepli olması karşısında; tarafların aynı olması dışında iptali istenen kararların farklı kurullara ait olduğu, biri geçici, diğeri kesin ihraçlara ilişkin olduğu ve içeriklerinin de farklı olması nedeniyle mahkemece verilen ret kararının yerinde olduğu, 25.12.2016 tarihli genel kurul çağrılarının 244 delegeye 08.12.2016 tarihinde APS ile postaya verildiği, Ankara dışındaki şehirlerde bulunan delegelere çağrıların 9-15.12.2016 tarihlerinde, davacı ...'a da 14.12.2016 tarihinde ulaştığı, bu durumda 25.12.2016 tarihli Olağanüstü Genel Kurul çağrısının 6356 sayılı kanun ve ana tüzük hükümlerine uygun yapılmadığı. Anayasanın 135. maddesine paralel olarak 6356 Sayılı Kanunun 14/2. maddesinde; “seçim yapılacak genel kurullarda en az 15 gün önce Genel Kurıda katılacak üye ve delegeleri belirleyen listelerin yetkili seçim kurulu başkanlığına verileceği” hükmü bulunduğu, Ana Tüzükte bu konuda hüküm bulunmadığı, ancak Tüzüğün 56. maddesinde “ Bu tüzükte mevcut yasalara aykırı maddeler olması halinde, bunlar hükümsüz sayılır. Bu tür maddelerin yerine Yasa hükmü geçerlidir. İlk Olağan Genel Kurulda hükümsüz olan madde Yasa'ya uygun hale getirilir. ” hükmü bulunduğundan 6356 sayılı Kanunun 14/2. madde sinin uygulanması gerektiği, yargı gözetimine ilişkin anılan hükmün zorunlu organ seçimlerinde uygulanacak bir madde olduğu ancak 6356 sayılı Kanunda veya başka hiç bir kanun veya ana tüzükte; şube genel kurullarınca seçilen şube başkam veya yardımcılarının başka bir kurulca bu görevlerinden ihraç edilebileceklerine dair bir hüküm bulunmadığından davacı 3 şube başkanı ile 2 şube başkan yardımcısının yargı gözetimi altında yapılan şube olağan genel kurullarında seçildiklerinden kesin ihraçlarının gerçekleştirildiği Olağanüstü Genel KuruTunda yargı gözetimi altında yapılması gerektiği, bunun denklik ve eşitlik ilkesi gereği olduğu, 25.12.2016 tarihli Olağanüstü Genel Kurulun yargı gözetimi altında yapılmadığı sadece yapılacağının 6 gün önce 19.12.2016 tarihinde Valiliğe bildirildiği, davalı tanığı olarak dinlenen genel sekreter yardımcısının 12.12.2017 günlü duruşmada bu yazının Valiliğe bilgi için yazıldığım belirttiği, Anayasanın 135. maddesine paralel olarak 6356 Sayılı Yasanın 14/1. Maddesinde; zorunlu organlara üye, delege seçiminin serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına göre yapılacağına ilişkin hüküm bulunduğu, tüzükte bu konuda da hüküm bulunmadığını, ancak davalı Sendikanın"Genel Kurul ve Seçim" başlıklı yönetmeliğinin 9/e maddesinde; genel kurulca yapılacak seçimlerin serbest, eşit, gizli oy. açık sayım esasına göre yapılacağının belirtildiği, tüm davacılar kendi olağan şube genel kurullarında gizli oy ve açık sayım esasına göre seçildiklerinden denklik ve eşitlik ilkesi gereğince ihraçlarına ilişkin genel kurulda da aynı esasların uygulanmasının gerekli olduğu, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul tutanağında verilen önerge üzerine kesin ihraçların tüm kararların açık oylama ile alındığının yazılı olduğu, dava konusu 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulun şekli hükümler açısından mahkemece verilen kabul kararında hata bulunmadığı, diğer yandan, mahkemece açıklanan gerekçelerle 3 davacının şube başkanlığı, 2 davacının şube başkan yardımcılığı görevlerinden kesin ihraçlarına dair 25.1.2.2016 tarihli genel merkez olağanüstü genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesinde ve diğer gündem maddeleri yönünden, gündem ve çağrıların 15 gün öncesinde ilgilerine ulaşmadığı, esas yönünden de bir sendika için şube kapatılması, birleştirilmesi, kapatılan şubelere bağlı iş yerlerinin başka şubelere bağlanması hususlarının; olağan genel kurulu bekleyemeyecek derecede haklı, objektif nitelik ve ağırlıkta olmadığı, olağan genel kurulda çözülemeyecek bir konu olmadığı da dikkate alınarak diğer gündem maddeleri yönünden alınan kararların iptaline karar verilmesinde dosya kapsamına ve toplanan delillere göre hata bulunmadığı” gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
2.3. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyizi üzerine temyiz incelemesini yapan Özel Daire ise “Olağanüstü genel kurul, ancak genel kurulun olağanüstü toplanmasını gerektirir nitelikte objektif ve ciddi sebeplerin bulunması halinde söz konusu olan istisnai nitelikteki genel kurul olduğu, bu hususun 6356 sayılı Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde “Uygulamada seçimi kaybeden grubun beşte bir delege imzasını toplayıp hiçbir gerekçe göstermeden olağanüstü genel kurul talebinde bulunması her zaman karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle üye ve delegeler tarafından yapılacak olağanüstü genel kurul isteklerinin “iyi niyet kuralına” uygun haklı veya geçerli bir sebebe dayandırılması veya olağanüstü genel kurul isteminin olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olması aranmıştır ” şeklinde ifade edildiği, belirtilen hükümden açık bir şekilde anlaşılacağı üzere, genel kurulda zorunlu organlara üye seçimi yapılması durumunda, seçim yargı gözetimi altında gerçekleştirilecek ve gizli oy/açık sayım ilkesine uyulacağı, maddede belirtilen durum, yapılacak seçimin ilgili seçim kurulu başkanlığının gözetiminde gerçekleştirilmesine ilişkin olduğu, bunun haricinde başkaca gündem maddeleri ile genel kurulun toplanması durumunda ilgili seçim kurulu başkanlığının bir görevi bulunmadığı, kaldı ki seçim dışı gündemle toplanması durumunda da, alınan kararlara karşı taraflarca yargı yoluna başvurmanın her zaman olanaklı olduğu, 6356 sayılı Kanun un 14. maddesinin 1. Fıkrası ile “Genel kurulda yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kuruluna üye seçimi ile delege seçimi, yargı gözetimi altında serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına ve tüzük hükümlerine göre yapılır. ” şeklinde düzenleme yapıldığı, belirtilen hükümden genel kurulda zorunlu organlara üye seçimi yapılması durumunda, seçim yargı gözetimi altında gerçekleştirileceği ve gizli oy/açık sayım ilkesine uyulacağının anlaşıldığı, maddede belirtilen durumun, yapılacak seçimin ilgili seçim kurulu başkanlığının gözetiminde gerçekleştirilmesine ilişkin olduğu, bunun haricinde başkaca gündem maddeleri ile genel kurulun toplanması durumunda ilgili seçim kurulu başkanlığının bir görevinin bulunmadığı, seçim dışı gündemle toplanması durumunda da, alınan kararlara karşı taraflarca yargı yoluna başvurmanın her zaman olanaklı olduğu, dava konusu genel kurulun seçim dışı gündemle toplandığı, Bölge Adliye Mahkemesinin yargı gözetimi altında yapılmadığı gerekçesiyle genel kurulun hukuka aykırı olduğu yönündeki tespitin isabetsiz olduğu, diğer taraftan, gizli oy/açık sayım ilkesinin yapılacak zorunlu organ seçimlerinde uygulanması gereken bir ilke olduğu, ayrıca divan tutanağına göre 27 imzalı önerge ile oylamaların açık şekilde yapılmasının teklif edildiği ve önergenin oybirliği ile kabul edildiği, bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin, gizli oy/açık sayım ilkesinin uygulanmadığı gerekçesiyle genel kurulun hukuka aykırı olduğu yönündeki tespitinin de isabetsiz olduğu, iptali talep edilen olağanüstü genel kurulu sınırlı gündemle toplandığından, 6356 sayılı Kanun un 12/3. ve 14/2. maddeleri ile Tüzüğün 13/c maddesinin somut olaya uygulanmasının olanaklı olmadığı, bununla birlikte, sendika genel merkezi tarafından toplantı daveti delegelerinin toplantıya katılabileceği makul sürede de ilgililere tebliğ edildiği, bütün bu açıklamalar karşısında, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurul usûl hükümlerine uygun gerçekleştirildiğinden, toplantının tamamen hukuka aykırı olduğu gerekçesinin doğru olmadığı, seçilmiş şube yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan asıl ve birleşen dosya davacılarının, 25.12.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda şube yöneticiliği görevlerinden kesin olarak ihraç edilmelerine ilişkin genel kurul kararlarının hukuka aykırı olduğu, bu itibarla, ilk derece mahkemesince söz konusu kararların iptaline karar verilmesinin ve Bölge Adliye Mahkemesince bu yönden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğru bulunmadığı, şube açma, birleştirme ve kapatma yetkisinin münhasıran sendika genel kurulunda olduğu, bu konuda ancak tüzükte belirlenen esaslar doğrultusunda sendika yönetim kuruluna yetki verilebileceği, sendika yönetim kuruluna yetki verilmesi durumunda, söz konusu yetkinin kullanılabilme esasları ise genel kurul kararı ile tespit edileceği, dava konusu genel kurul gündeminin 9, 10 ve 11. maddeleri ile kapatılabilecek şubelerin belirlenmesi ve belirlenen şubelerin uygun görülen zamanda kapatılması konusunda genel yönetim kuruluna yetki verilmesi, kapatılacak şubelere bağlı işyerlerinin başka şubelere bağlanması ve birleştirilebilecek şubelerin belirlenmesi ile belirlenen şubelerin uygun görülen zamanda birleştirilmesi ve birleşmeyle ilgili işlemlerinyapılması hususlarında genel yönetim kuruluna yetki verilmesi konusunun oylandığı ve oybirliği ile söz konusu gündem maddelerinin kabul edildiği, şubelere dair genel kurulda alınan kararların genel nitelikte olduğu, somut bir şubeye ilişkin olmadığı, 6356 sayılı Kanun’un ve sendika tüzüğünün yukarıda belirtilen maddeleri gereğince, gündemin 9, 10 ve 11. maddeleri doğrultusunda alınan kararlarda hukuka aykırı bir durum bulunmadığı, sendikaların yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamayacağından, soyut yetki devrinin genel yönetim kurulunca kullanımı sonucunda şubelere dair alınacak somut kararların ayrıca yargı denetimine açık olduğu, bu itibarla İlk Derece Mahkemesince gündemin 9, 10 ve 11. maddeleri ile alınan genel kurul kararlarının iptali yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu” gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir.
2.4. İlk derece mahkemesi bozma sonrası yaptığı yargılama sonunda “Kanun ve Sendika ana tüzüğünde "şube açma yetkisi" sayılmasına rağmen dava konusu olağanüstü genel kurul gündeminde, 3 şube başkanı ile 2 şube başkan yardımcısının ihraçlarının hemen ardından sadece şube kapatma, kapatmanın doğal sonucu olarak kapatılan şubelere bağlı işyerlerini başka şubelere bağlama ve şube birleştirilmesi için genel yönetim kuruluna yetki verilmesi taleplerinin bulunduğu, ancak şube açmaya dair herhangi bir gündem, dolayısıyla alınan bir karar bulunmadığı, davalı Sendika şubelerini kapatma, birleştirme yetkilerinin genel merkez yönetim kuruluna verildiği, genel kurulun olağan değil, olağanüstü genel kurul olduğunun ihtilafsız olduğu, böyle olunca şube kapatma ve şube birleştirme yetkilerinin genel yönetim kuruluna devredilmesinin Yargıtay bozma ilamında da yazılı olduğu gibi; "hangi objektif ve ciddi sebeplerle olağan yerine olağanüstü genel kurulda" görüşülmesinin gerektiği, bu konuların hangi nedenle "olağan genel kurulla çözülemeyecek" kadar acil bir sorun olduğunun iddia ve ispat edilmediği, münhasıran genel kurula ait olan şube kapatma, birleştirme yetkileri, genel yönetim kuruluna devredilirken; kullanılabilme esaslarına dair herhangi bir kriter ya da herhangi bir esas belirlenmediği, anılan devir kullanılabilme esasları belirlenmeden gerçekleştirilmesi nedeniyle de Kanun ve davalı Sendikanın ana tüzüğüne aykırı olduğu” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
2.5. Direnme kararının temyizi üzerine Sayın çoğunluğun görüşü ile özellikle Özel Dairenin direnme sonrası gönderme kararındaki “sendika disiplin kurulu tarafından ilk genel kurula kadar geçici ihraç kararı verildiği, sendika yönetim kurulunun 06.12.2016 tarih ve 810 sayılı kararı ile de olağanüstü genel kurulun 25.12.2016 tarihinde toplanmasının kararlaştırıldığı, bu açıklamalara göre, olağanüstü genel kurulun toplanması için objektif ve ciddi sebepler mevcut olduğundan belirtilen tarihte olağanüstü genel kurulun toplanmasının 6356 sayılı Kanuna ve Tüzük hükümlerine uygun olduğu, olağanüstü toplantının gündeminin de sendika yönetim kurulunun 06.12.2016 tarih ve 810 sayılı kararı ile belirlendiği, nitekim genel kurul gündemini belirleme yetkisinin 6356 sayılı Kanunun 12. ve Tüzüğün 13. maddesi gereğince yönetim kurulunda olduğu, sendika genel kurulunun olağanüstü toplanması için objektif ve ciddi sebeplerin bulunması durumunda, kanun ve tüzük hükümlerine uygun olarak, gündeme başkaca konuların eklenmesinin olanaklı olduğu, 6356 sayılı Kanunun 12. maddesinin 4. fıkrasında yer alan “Olağanüstü genel kurul, yönetim kurulu veya denetleme kurulunun gerekli gördüğü hâllerde ya da genel kurul üye veya delegelerinin beşte birinin vazıh isteği üzerine altmış gün içinde yazılı istekteki konuları öncelikle görüşmek üzere toplanır” düzenlemesi ile de, olağanüstü genel kurulda öncelikle yazılı istekteki konuların görüşüleceği belirtilmekle, başkaca gündem maddelerinin görüşülmesine cevaz verildiği, bütün bu açıklamalar karşısında, sendika genel merkez olağanüstü genel kurulunun 25.12.2016 tarihinde toplanması için objektif ve ciddi sebepler mevcut olduğundan, gündemin 9, 10 ve 11. maddelerinin olağanüstü genel kurulda görüşülmesinin hukuka aykırı olmadığı ve direnme kararının isabetli olmadığı, şube açma, birleştirme ve kapatma yetkisi münhasıran sendika genel kurulunda olup, bu konuda, ancak tüzükte belirlenen esaslar doğrultusunda sendika yönetim kuruluna yetki verilebileceği, sendika yönetim kuruluna yetki verilmesi durumunda, söz konusu yetkinin kullanılabilme esaslarının ise genel kurul kararı ile tespit edileceği, olağanüstü genel kurulda yetki devrine dair herhangi bir esas ve kıstas belirlenmemiş ise de, bu husus sendika tüzüğünde düzenlendiğinden ayrıca genel kurulda bu hususun tekrarına gerek bulunmadığı, diğer taraftan somut uyuşmazlıkta şubelere dair genel kurulda alınan söz konusu kararlar genel nitelikte olduğu, somut bir şubeye ilişkin olmadığı, sendikaların yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamayacağından, soyut yetki devrinin genel yönetim kurulunca kullanımı sonucunda şubelere dair alınacak somut kararlar ayrıca yargı denetimim açık olduğu, şüphesiz yargı denetimi, yönetim kurulunun tüzükte yer alan ve yetki devrinin ne suretle kullanılması gerektiğinin esaslarını belirleyen ilkelere göre gerçekleştirileceği, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular nedeniyle ikinci direnme gerekçesinin de isabetli olmadığı” gerekçesi benimsenerek yerel mahkemenin direnme kararı bozulmuştur.
3. Çoğunluk görüşüne aşağıda gerekçeleri açıklanan nedenler ve özellikle olağanüstü genel kurul kararının kanun ve sendika tüzük hükümlerine aykırı olması(şekil şartlarına uyulmaması), davacıların karara katılmalarının engellenmesi(6356 sayılı kanunun emredici kuralına aykırılık), aynı genel kurulda alınan davacıların ihracına ilişkin kararların iptal edilmesi ve özellikle olağanüstü genel kurula gitme hakkının dürüstlük kuralına aykırı kullanılması(hakkın kötüye kullanılması yasağı) nedenleri ile katılınmamıştır.
Sendika genel kurulu kararlarının hukuka aykırılığını, öncelikle kanunun emredici veya tüzükle tersi kararlaştırılmamış bulunan kanunun tamamlayıcı hükümlerine veya tüzük hükümlerine veya tüzel kişiler özellikle dernekler ve sendikalar hakkındaki hukukun yazılı olmayan genel ilkelerine, demokratik sendika düzenine ve dürüstlük kuralına veya hakkın kötüye kullanılması yasağına (veya sendika içi geleneklere) aykırılık şeklinde geniş anlamak gerekir. Kanun veya tüzükteki toplantı veya karar nisaplarına aykırı olarak alınmış genel kurul kararları ile sendikanın tüzükteki amacına ters düşen veya üyelik hakkını ortadan kaldıran çoğunluk kararlan iptal edilebilir nitelikte kararlardır(Kaplan, E. Tuncay, Sendika Genel Kurul Kararlarının İptali Davası ve Şartları. Dergiler. ankara.edu.tr/dergiler. s: 255 vd).
3.1. Şekle aykırılık:
Anayasamızın sendika kurma hakkı ile ilgili 51/son maddesine göre “Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz”. Bir sendikanın demokratik yapıya sahip olup olmadığına ilişkin en somut ölçüler genel kurulun yapısı ve işleyişinde aranmalıdır (Şahlanan, Fevzi: Sendikaların İşleyişinin Demokratik İlkelere Uygunluğu, İstanbul, 1980, s.119).
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 12/4 maddesi uyarınca “Olağanüstü genel kurul, yönetim kurulu veya denetleme kurulunun gerekli gördüğü hâllerde ya da genel kurul üye veya delegelerinin beşte birinin yazılı isteği üzerine altmış gün içinde yazılı istekteki konuları öncelikle görüşmek üzere toplanır”. Aynı maddenin beşinci fıkrasına göre ise “Genel kurula çağrı yönetim kurulu tarafından yapılır”.
356 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 1. fıkrasına göre “Genel kurulda yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kuruluna üye seçimi ile delege seçimi, yargı gözetimi altında serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına ve tüzük hükümlerine göre yapılır.” Aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise “Seçim yapılacak genel kurul toplantılarından en az on beş gün önce genel kurula katılacak üye veya delegeleri belirleyen listeler, toplantının gündemi, yeri, günü, saati ve çoğunluk olmadığı takdirde yapılacak ikinci toplantıya ilişkin hususları belirten bir yazı ile birlikte yetkili seçim kurulu başkanlığına verilir.
Davalı Sendikanın Tüzüğünün 15. Maddesi ve buna dayanılarak çıkarılan Genel Kurul ve Seçim Yönetmeliğinin3. Maddesine göre genel kurula çağrı sendika yönetim kurulu tarafından toplantı tarihinden 15 gün önce ilan edilir. Delege listeleri de gösterilir. Aynı maddenin e bendine göre genel kurulda yapılacak seçimlerde; serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm esaslarına uyulur”.
Dosya içeriğine göre davacılar hakkında 03.12.2016 tarihinde geçici ihraç kararı ile birlikte 25.12.2016 tarihinde olağanüstü genel kurulun toplanmasına karar verilmiştir. Delegelere toplantının 09-15.12.2016 tarihlerinde tebliğ edilmiştir. Davacılara da tebliğin geç yapıldığı ve 15 günlük süreye riayet edilmediği, seçim yapılacağının 19.12.2016 tarihinde toplantıya 6 gün önce süreye riayet edilmeden bildirildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar olağanüstü genel kurul seçim gündemi ile toplanmamış ise de davacıların kesin ihracının görüşülmesi vardır. Eşit, gizli oy seçimi ile gelen davacıların ihracının da eşit, gizli oy ile yapılması, 6356 sayılı kanunun 14/2 ve sendika tüzüğüne ilişkin yönetmeliğin ilgili hükmüdür. Ancak süreye uyulmadığı gibi yargı gözetiminde olmaksızın açık oylama ile ihraç kararları ve birleşme, kapatma ve ek gündem ile yeni şube açılması kararları alınmıştır. Bu şekle aykırılık olağanüstü genel kurulun demokratik yapıya sahip olmaksızın yapıldığını göstermektedir.
3.2. Emredici kurallara aykırılık ve ihraç kararlarının iptali:
Anayasanın 51. Maddesi uyarınca “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlarkurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz”.
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 13/2 maddesi uyarınca “Delegelerin veya üyelerin genel kurula katılmaları ve oy kullanmaları engellenemez”.
Somut uyuşmazlıkta, şekle aykırılı yanında davacıların geçici ihraç kararları kesinleşen yargı kararları ile iptal edildiği gibi 25.12.2016 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurulda kesin ihraçlarına ilişkin gündemin 4, 5, 6, 7 ve 8. Maddeleri uyarınca alınan genel kurul kararları birleşme, kapatma ve yeni şube açılması kararları gibi yerel mahkemece iptal edilmiştir. İhraca ilişkin genel kurul kararlarının iptali Özel Daire tarafından onanarak kesinleşmiştir. O halde davacı şube yöneticilerinin delege olarak genel kurula katılmaları ve oy kullanmamalarının hukuki dayanağı kalmadığından, 6356 sayılı kanunun 13/2 maddesinin emredici hükmüne aykırılık sözkonusu olmuştur. Aslında bu olgu Özel Dairenin de kabulündedir. Diğer taraftan aynı genel kurulda kesin ihraçlara yönelik genel kurul kararları iptal edilince, delege ve şube yöneticileri olan davacıların şubesinin kapatılması, birleştirilmesi yönünde alınan genel kurul kararının da hukuki alt yapısı kalmamıştır. Zira şube ile genel merkez arasında husumet oluşmuş ve davacıların bu konuda genel kurulda iradesine başvurulmamıştır.
3.3. Hakkın Kötüye Kullanılması(Dürüstlük Kuralı):
Sendika genel kurul kararlarının, objektif hukuk kurallarına aykırı olmaması gerekir.Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca “herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen madde, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlan¬dırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanılmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir. Keza 6100 Sayılı HMK.’un 28/1 maddesine göre “Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar”. Bu ilke gereğince taraflar doğruyu söyleme yükümlülüğü altındadır. Tarafların iyiniyeti veya kötüniyeti(Y. İBK. 14.2.1951 gün ve 17/1), taraflarca ileri sürülmese dahi dosyadan anlaşıldığı takdirde hakim resen dikkate alacaktır(Y. HGK. 21.10.1983 gün ve 1981/1-30 E, 1983/1000 K).
Dosya içeriğine göre 27.11.2015 tarihinde bir takım sendika yöneticileri hakkında Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesine dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmıştır. Şube yöneticisi ve delege olan davacılar ise 03.10.2016 tarihinde açılan davanın takip edilmesini ve araştırılmasını Sendika Denetleme Kurulundan talep etmişlerdir. Bu şikâyet üzerine Sendika Başkanlar Kurulu 18.10.2016 tarihinde toplanmış, 19.10.2016 tarihinde davacılardan savunma istenmiş ve davacıların geçici olarak ihraçlarına 03.12.2016 tarihinde karar verilmiş ve aynı tarihte ise kesin ihraç, şube kapatılması, birleştirilmesi kararları gündemi ile toplanması için yönetim kurulu tarafından 25.12.2016 tarihinde olağanüstü genel kurul yapılması kararı alınmıştır. Olağanüstü Genel Kurulu sürecinin davacıların yasal şikâyet haklarını kullanmaları üzerine başlatıldığı, sendikada iç çekişmelerin yaşandığı, amacın davacıları tasfiyeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Yönetim Kurulunun sendikayı olağanüstü genel kurula çağırma hakkını kötüye kullandığı anlaşılmaktadır. Davacıların ihracı ile birlikte yönetici oldukları şubenin kapatılması, başka şubeye bağlanması kararının objektif ve ciddi sebeplere dayanmadığı, bu konuda yetkileri olsa da bu yetkinin keyfi kullanıldığı açıktır. Hakkın kötüye kullanılması, hukuken korunmamalıdır.
4. Sonuç: Yerel Mahkemece davacıların kesin ihraç kararları yanında, şube kapatma, birleştirme ve yeni şube açma yönünde olağanüstü genel kurul kararlarının iptaline karar vermesi; şekil şartlarına aykırı genel kurul çağrısı yapılması, delege olan davacıların genel kurula katılmalarının engellenmesi, haklarındaki ihraç kararının iptal edilmesi nedeni ile bağlı olan kapatma, birleştirme ve şube açma kararlarının da hukuki alt yapısının kalmaması ve en önemlisi olağanüstü genel kuruluna çağırma hakkının kötüye kullanılması nedeni ile isabetlidir. Kararın onanması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, bozma gerekçesinden farklı olarak Özel Dairenin gönderme kararındaki gerekçe ile direnme kararının bozulması kararına katılınmamıştır.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2015/160 E., 2015/827 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5174 Sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Borsalar Kanunu'nun dayanağı Anayasanın 135. maddesidir. Bu Kanunun 4. maddesinde odaların;
Hukuk Genel Kurulu 2015/160 E. , 2015/827 K.
* TİCARET VE SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN GÖREVLERİNE SON VERİLMESİ VE YERLERİNE YENİLERİNİN SEÇİLMESİ
* TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ İLE ODALAR VE BORSALAR KANUNU (5174) Madde 4
* TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ İLE ODALAR VE BORSALAR KANUNU (5174) Madde 13
* TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ İLE ODALAR VE BORSALAR KANUNU (5174) Madde 17
* TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ İLE ODALAR VE BORSALAR KANUNU (5174) Madde 18
* TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ İLE ODALAR VE BORSALAR KANUNU (5174) Madde 19
* TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ İLE ODALAR VE BORSALAR KANUNU (5174) Madde 94
* 1982 ANAYASASI (2709) Madde 135
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki “oda yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Osmaniye 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 16.04.2012 gün ve E:2012/67, K:2012/262 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 11.10.2012 gün ve E:2012/5697, K:2012/11000 sayılı ilamı ile;
(...O.. B..nın davanamesinde; O.. Ticaret ve Sanayi Odasının başkan ve üyeleri olan davalıların, Oda Meclisinin eski Başkanı M.. K..’in meclis üyeliğinden çekilmiş sayılmasına karar verdiklerini ve bu işlemin hukuka aykırı olduğunu, bu durumun Bakanlık Müfettişliği tarafından tespit edildiğini ve 21.07.2011 günlü yazı ile görevine iade edilmesini istediğini, bu konuda Bakanlıkça verilen talimatları yerine getirmeyerek hukuka aykırı işlemleri geri almamakta ısrar ettikleri ileri sürülerek 5194 Sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun 94. maddesi gereğince odadaki görevlerine son verilmesini, yerlerine yenilerinin seçilmesine karar verilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuştur.
Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; O.. Ticaret Odası Başkanı olan M.. K..’in oda meclisi toplantılarına katılmaması sebebiyle oda meclisi tarafından üyeliğinin düşürüldüğü, yerine yedek üyelerden A.. K..’ın meclis üyeliğine atandığı, meclis üyesi K.. E..’in Meclis Başkanlığına seçildiği, eski Başkan M.. K..’in görevden alınması üzerine Bakanlık Teftiş Kurulu elemanları tarafından düzenlenen fezleke ile yapılan işlemlerin geri alınması için Bakanlığa teklifte bulunulduğu, Bakanlıkça O.. Ticaret Odası Başkanlığına gönderilen yazıda M.. K..’in görevine iadesinin istendiği, Oda Yönetim Kurulunun konuyu inceleyip bu görevin Oda Meclisine ait olduğuna zira söz konusu görevden alma ve atama kararlarının oda meclisi tarafından alındığının, Yönetim Kurulu Başkanı ve üyesi olan davalıların böyle bir yetkilerinin bulunmadığını belirtikleri, bunun üzerine Bakanlıkça O.. B..na yazı yazılarak O.. Ticaret ve Sanayi Odası Organlarının görevlerine son verilmesinin ve yerlerine yenilerinin atanmasının istendiği, O.. Sanayi ve Ticaret Odası eski Başkanı M.. K..’in 23.12.2009 tarihinde meclis başkanı olarak göreve başladığı, 23.12.2010 ile 20.05.2011 tarihleri arasında yapılan on meclis toplantısından 6'sına katılmadığı gerekçesiyle Oda Meclisi tarafından Oda Muamelat Yönetmeliğinin 25. maddesi uyarınca üyelikten çekilmiş sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Oda Muamelat Yönetmeliğinin 25. maddesinde; özürlü veya özürsüz olarak altı ay içinde yapılan toplantıların yarısından bir fazlasına katılmayan meslek komitesi, meclis, yönetim kurulu ve disiplin kurulu ile şube meclisi ve yönetim kurulu üyelerinin üyelikten çekilmiş sayılacağı, altı aylık sürenin organ seçimlerinin kesinleştiği tarihten bir sonraki herhangi bir altı aylık zaman diliminin gözönünde bulundurularak hesaplanacağı öngörülmüştür.
5174 Sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Borsalar Kanunu'nun dayanağı Anayasanın 135. maddesidir. Bu Kanunun 4. maddesinde odaların; üyelerinin müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, mensuplarının birbirleri ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere mesleki disiplin ahlak ve dayanışmayı korumak ve bu kanunda yazılı hizmetler ile mevzuatla odalara verilen görevleri yerine getirmek amacıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları oldukları hususuna yer verilmiş olup aynı Yasanın 13. maddesinde oda organları gösterildikten sonra oda organları arasında sayılan yönetim kurulunun görevlerinin neler oldukları 19.maddede birer birer sayılmıştır.
Öte yandan aynı Yasanın 94. maddesi, bu davanın dayanağını teşkil eden maddedir. Buna göre; kuruluş amaçları veya kanunda belirtilen asli görevlerini Bakanlığın yazılı uyarısına rağmen yerine getirmeyen oda, borsa veya birlik organlarının görevlerine son verilmesine ve yerlerine yenilerinin seçtirilmesine, Bakanlığın veya bunların bulundukları ildeki Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine, o yer Asliye Hukuk Mahkemesince karar verilir. Maddenin son fıkrasında ise yukarıda belirtilen veya kanunlarda öngörülen haller dışında oda, borsa veya birlik organlarının görevlerine son verilemez.
Bu Yasa ve mevzuat metinlerinden de anlaşılacağı gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından olan odalar ve dolayısıyla odaların organları anayasal teminat altındadır. Bu organların görevden alınmaları sıkı şartlara bağlanmıştır. Bakanlığın ya da Cumhuriyet Savcısının oda organlarının görevden alınmasını istemesi iki halde mümkündür. Birincisi kuruluş amaçlarını yerine getirmemek, ikincisi ise kanunda belirtilen aslî görevlerini yerine getirmemektir. Her iki halde de bir görevin veya amacın yerine getirilmemiş olması gerekir. Oda Muamelat Yönetmeliğinin 25. maddesinin hükmüne uygun biçimde bir görevi yerine getirmiş olması, bir organın 5174 Sayılı Kanunun 94. maddesindeki yaptırıma tabi tutulmasını gerektirmez. Kanunun 19.maddesinde oda yönetim kurulunun görevleri sayılmış olup bunlar arasında üyelikten çekilmiş sayılmasına karar verilenleri meclis üyeliğine iade etmek gibi bir görevleri bulunmamaktadır. Bu görev ancak, bu kararı alan organdan yani oda meclisinden istenebilir. Oda organlarının mevzuat dahilinde aldıkları kararlarla ilgili olarak takdir yetkileri bulunmaktadır. Bu yetkilerini yerinde kullanıp kullanmadıkları hususu ise ayrı bir davanın konusudur. Oda organlarının amaçlarını ve aslî görevlerini kanun göstermiştir. Somut olayın konusu olan Bakanlığın talimatları davalıların görev yaptıkları oda organlarının ne amaçlarına ve ne de aslî görevlerine ilişkin bulunmaktadır. O halde yasal koşulları bulunmayan davanın reddi yerine kabulü yolunda hüküm kurulması doğru görülmemiştir...)
gerekçesiyle dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, oda yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verilerek, yerine yenilerinin seçilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, “…yönetim kurulu tarafından bakanlık tarafından gönderilen bu yazının oda meclis genel kurulu görüşmesine alınması için oda meclis başkanı veya meclis başkan vekilinden talepte bulunulmadığı, 13/09/2011 tarihinde yazılan yazı ile de ‘oda ve meclis tarafından M.. K..'in oda meclis üyeliği ve başkanlığından düşürülmesi işleminde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gibi şahsın bu işleme karşı yargı mercilerinde hakkını arayabileceğini, M.. K..'in oda meclis başkanlığı görevine iadesinin uygun görülmediğinin’ yönetim kurulu başkanı A.. T.. imzası ile Bakanlığa bildirdiği, O..Ticaret ve Sanayi Odası yönetim kurulu başkanı ve üyeleri olan davalıların Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın 19/08/2011 tarih ve 417 sayılı talimat yazısının gereğinin yerine getirilmesini sağlamak üzere talebin yönetim kurulu başkan ve üyeleri tarafından 5174 sayılı Yasanın 18.maddesine göre yönetim kurulu toplantısında gündeme alınıp 5174 sayılı Yasanın 17/1-c maddesi gereğince bu konuda karar vermeye yetkili oda meclisine sevk etmeleri ve olumlu-olumsuz bir karar alınmasını sağlamaları (ki oda meclisince verilecek bu karar yargı denetimine tabidir) gerekirken Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın 19/08/2011 tarih ve 417 sayılı talimatın yerine getirilmesini engellediği ve halen de bakanlıkça verilen bu talimatın yerine getirilmediği ve bu şekilde yönetim kurulu başkanı ve üyeleri olan davalıların kasıtlı olarak görevlerini kötüye kullandıkları ve bu davranışlarında halen ısrar ettikleri anlaşıldığı…” gerekçesiyle davanın kabulü ile O.. Ticaret ve Sanayi Odası yönetim kurulu üyeleri olan davalıların 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 94/1.maddesi gereğince görevlerine son verilmesine, 5174 sayılı Kanun'un 94/2.maddesi gereğince kararın kesinleşmesini müteakip görevlerine son verilen O.. Ticaret ve Sanayi Odası yönetim kurulu üyeleri yerine, bu kanundaki usul ve esaslara göre, en geç bir ay içerisinde yenilerinin seçilmesine dair verilen karar davalılar vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda yazılı nedenlerle bozulmuş; yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; Ticaret ve Sanayi Odası yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verilmesini gerektirecek yasal şartların eldeki davada gerçekleşip, gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Belirtilmelidir ki, hizmet yerinden yönetim kuruluşlarından birini de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları oluşturur. Bunlar, meslek mensuplarının oluşturduğu, tüzel kişilikleri olan, bir kısım kamu görevlerini yerine getiren, üyeleri nezdinde kamu hukukundan doğan bazı yetkilere sahip kişi topluluklarıdır; yapısı ve görevleri yönünden kamu kurumlarından ayrılırlar. Bunlar da kamu tüzel kişileridir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, 1961 Anayasası gibi 1982 Anayasası da bünyesinde yer vermiştir. 1982 Anayasası kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını 135.maddesinde ayrıntılı olarak düzenlemiştir. Bu maddeye göre, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının amacı, “belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak”tır. Ayrıca aynı maddede, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikleri de belirtilmiştir.
Anayasanın 135.maddesindeki düzenlemenin verdiği yetki kapsamında 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu yürürlüğe girmiştir.
Anılan Kanunun beşinci bölümünde yer alan “Faaliyetlerin sona erdirilmesi” üst başlığı altında “Organların görevlerine son verilmesi ve faaliyetten men edilmesi” alt başlığında düzenlenen 94. maddesi;
“Kuruluş amaçları veya Kanunda belirtilen asli görevlerini Bakanlığın yazılı uyarısına rağmen yerine getirmeyen oda, borsa veya Birlik organlarının görevlerine son verilmesine ve yerlerine yenilerinin seçtirilmesine, Bakanlığın veya bunların bulundukları ildeki Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince karar verilir. Yargılama, basit yargılama usulüne göre yapılır ve en geç iki ay içerisinde sonuçlandırılır.
Görevlerine son verilen organların yerine, bu Kanundaki usul ve esaslara göre, en geç bir ay içerisinde yenileri seçilir. Yeni seçilenler, eskilerin görev süresini tamamlar.
Bu organların, görevlerine son verilmesine neden olan ve mahkeme kararında belirtilen tasarrufları hükümsüzdür.
Yeni organ seçimleri yapılıncaya kadar rutin iş ve işlemlerin nasıl yürütüleceği, oda ve borsalar için Birlik, Birlik için Bakanlıkça belirlenir.
Millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde, gecikmede sakınca varsa, oda ve borsalarda vali, Birlikte Bakanlar Kurulu, organların faaliyetten men edilmesine karar verebilir ve bu durumu Bakanlığa bildirir.
Faaliyetten men kararı, yirmidört saat içerisinde yetkili hâkimin onayına sunulur; hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar. Aksi takdirde, bu idarî karar kendiliğinden ortadan kalkar.
Faaliyetten men kararı, organın görevlerine son verilmesi isteminin nihaî olarak karara bağlanmasına kadar geçerlidir.
Yukarıda belirtilen veya kanunlarda öngörülen haller dışında, oda, borsa veya Birlik organlarının görevlerine son verilemez, bu organlarda yer alanlar görevden alınamaz.”
Hükmünü içermektedir.
Madde metninden de anlaşılacağı üzere, oda, borsa veya Birlik organlarının görevden alınmalarının hangi hallerde mümkün olduğu belirtilmiş; maddede öngörülen haller dışında bu organlarda yer alanların görevden alınamayacağı düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, kanun koyucu organların ve burada görevli olan kişilerin görevlerine son verilmesini sıkı şartlara bağlamıştır. Maddedeki düzenlemenin görevden alınma bakımından bir sınırlama getirdiği belirgindir. Dolayısıyla asıl olan organların ve bu organlarda yer alan kişilerin görevde kalmaları olup; görevden alınma veya göreve son verilme istisnaidir. Görevden alınma bakımından; her somut olayda istisnai hallerin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda bir belirsizlik ve tereddüt halinde, istisnai kanun hükümlerinin dar yorumlanması gerektiğine ilişkin hukukun genel ilkesi uyarınca, seçimle göreve gelen kişiler lehine uygulama yapmak asıl olmalıdır.
Nitekim, kanun koyucu da anılan maddenin gerekçesinde; “Madde ile oda, borsa ve Birlik organlarının hangi durumlarda görevlerine son verileceği ve faaliyetten men edilebilecekleri Anayasada bulunan seçimle işbaşına gelen organlar hakkındaki düzenlemeler de dikkate alınarak düzenlenmiştir. Böylece seçimle işbaşına gelen oda, borsa ve Birlik organlarının görevlerine son verilecek durumlar sınırlanmakta ve bu konularda gerekli hukuksal güvenceler sağlanmaktadır.” denilmek suretiyle aynı hususa vurgu yapmıştır.
5174 sayılı Türkiye Odalar Ve Borsalar Birliği İle Odalar Ve Borsalar Kanunu'nun “Oda yönetim kurulunun görevleri” başlıklı 19. maddesi;
“... Oda yönetim kurulunun görevleri şunlardır:
a) Mevzuat ve meclis kararları çerçevesinde oda işlerini yürütmek.
b) Bütçeyi, kesin hesabı ve aktarma tekliflerini ve bunlara ilişkin raporları oda meclisine sunmak.
c) Aylık hesap raporunu oda meclisinin incelemesi ve onayına sunmak.
d) Oda personelinin işe alınmalarına ve görevlerine son verilmesine, yükselme ve nakillerine karar vermek.
e) Disiplin kurulunun soruşturma yapmasına karar vermek, bu Kanun uyarınca verilen disiplin ve para cezalarının uygulanmasını sağlamak.
f) Hakem, bilirkişi ve eksper listelerini hazırlamak ve onaylanmak üzere meclise sunmak.
g) Bu Kanunda ve ilgili mevzuatta öngörülen belgeleri tasdik etmek.
h) Odanın bir yıl içindeki faaliyeti ve bölgesinin iktisadî ve sınaî durumu hakkında yıllık rapor hazırlayıp meclise sunmak.
ı) Hazırladığı oda iç yönergesini meclise sunmak.
j) Ticaret ve sanayiye ait her türlü incelemeyi yapmak, çalışma alanı içindeki ticarî ve sınaî faaliyetlere ait endeks ve istatistikleri tutmak ve meclisçe belirlenen maddelerin piyasa fiyatlarını takip ve kaydetmek ve bunları uygun vasıtalarla ilân etmek.
k) Oda personelinin disiplin işlerini bu Kanunda ve ilgili mevzuatta öngörülen esas ve usuller çerçevesinde karara bağlamak.
l) Yüksek düzeyde vergi ödeyen, ihracat yapan, teknoloji geliştiren üyelerini ödüllendirmek.
m) Bütçede karşılığı bulunması kaydıyla sosyal faaliyetleri desteklemek ve özendirmek, bağış ve yardımlarda bulunmak, burs vermek, meclis onayı ile okul ve derslik yapmak.
n) Hakem veya hakem heyeti seçmek.
o) Bu Kanunla ve sair mevzuatla odalara verilen ve özel olarak başka bir organa bırakılmayan diğer görevleri yerine getirmek.”
düzenlemesini içermektedir.
Görüldüğü üzere anılan maddede oda yönetim kurulunun görevleri sayılmış olup, bunlar arasında üyelikten çekilmiş sayılmasına karar verilenleri meclis üyeliğine iade etmek gibi bir görev bulunmamaktadır. Bir an için Bakanlığın talimatını yerine getirme işinin, oda yönetim kurulunun görevleri arasında sayılmış olduğu kabul edilse bile bu durum, davalıların görev yaptıkları odanın ne kuruluş amaçlarına ne de yönetim kurulunun kanunda belirtilen aslî görevlerine ilişkin bulunmamaktadır.
Öte yandan, Bakanlık müfettişlerinin eski oda başkanının göreve iadesine karar verilmesine yönelik taleplerinin 5174 sayılı Kanun'un 19. maddesinde yer alan düzenlemeye uygun olmadığı da açıktır.
Zira, anılan Kanun uyarınca iade yetkisi sadece ilgili odaya ait olup, ne Bakanlık müfettişlerinin ne de Cumhuriyet savcılarının, göreve iade talep etme yetkisi veya görevleri bulunmamaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, oda yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmalarını gerektirecek yasal koşulların eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
Buna göre, mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ:Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 18.02.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/3086 E., 2024/4737 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Kamu kurumu niteliği, Anayasa’nın 135 inci maddesi uyarınca verilen Federasyon onaylı sözleşme bulunmaktadır.
10. Hukuk Dairesi 2024/3086 E. , 2024/4737 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1862 E., 2023/2260 K.
KARAR : Esastan Reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 29. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/891 E., 2021/455 K.
Taraflar arasındaki hizmet ve prime esas kazancın tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın fer'i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 18.03.2008- 31.07.2010 tarihleri arasında davalı futbol kulübünde profesyonel futbolcu olarak çalıştığını, sadece 2009/10-11 ve 12 nci aylarda 68 gün prim yatırıldığını, davalı aleyhine işçilik alacaklarına ilişkin dava açıldığını, verilen kararın kesinleştiğini davalı nezdinde aylık ücret olarak asgari ücret üzerinden anlaştığını ancak oynanan maç başına 600 TL ödeneceğinin kararlaştırıldığını, ancak ücretinin Kuruma asgari ücret olarak bildirildiğini belirterek, davalı nezdinde 18.03.2008- 31.07.2010 tarihleri arasında bildirilmeyen sürelerin ve prime esas gerçek ücretinin tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Fer'i müdahil SGK vekili, davada hak düşürücü sürenin dolduğunu, Kurum kayıtları esas olup iddianın eşdeğer ve yazılı delillerle ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasının kabulü ile Davacının davalı işyerinde 18.03.2008-31.05.2010 tarihleri arasında aylık brüt asgari ücret üzerinden çalıştığının ve
01.05.2009-31.05.2009 arası brüt 1.800 TL
01.08.2009-31.08.2009 arası brüt 450,00 TL
01.09.2009-31.09.2009 arası brüt 750,00 TL
01.10.2009-31.10.2009 arası brüt 1.050,00 TL
01.11.2009-30.11.2009 arası brüt 300,00 TL
01.04.2010-30.04.2010 arası brüt 300,00 TL
01.05.2010-31.05.2010 arası brüt 900,00TL maç başı ücretin prime esas kazanca dahil edilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Fer'i müdahil Kurum vekili; davanın kamu düzenine ilişkin olduğunu, fiili çalışmanın şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması gerektiğini, Kurumun resmi kayıtlarının incelenmesi, sadece tanık anlatımlarına göre karar verilmemesi, Kurum kayıtlarına eş değer belgelerin sunulması, tanık beyanları değerlendirilirken işyerinde yürütülen işin niteliği, tanıkların iş ve işyeri hakkındaki bilgileri, tanıklık edilen dönemin üzerinden geçen süresinin uzunluğu, tanık beyanlarının hayatın olağan akışı ile çelişkili olmamasının dikkate alınmasının gerektiğini, kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı arasında imzalanan noter tasdikli sözleşme ve Türkiye Futbol Federasyonu tarafından da gönderilen listeye göre davacının tespitini talep ettiği dönemde davalı nezdinde kesintisiz olarak profesyonel futbolcu olarak oynadığı, ücreti asgari ücret olmakla birlikte oynadığı her maç için 600 TL, ilk 11'de yer alırsa %100, sonradan oyuna girerse %75, oynamazsa %50 oranında transfer ödemesinin de futbolcuya ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacının Kuruma bildirimleri asgari ücret olarak yapılmış olup, transfer ödemelerinin de prime esas ücrete dahil edilmesi gerektiği, taraflar arasında imzalanan sözleşme yazılı delil olup TFF tarafından alacak dava dosyasına gönderilen maç kayıtlarına göre bilirkişi raporu ve Mahkeme kararının yerinde olduğu anlaşılmakla,başvurunun reddine, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Fer'i müdahil Kurum vekili, istinaf gerekçeleri ile birebir aynı gerekçeler ile kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının 18.03.2008-31.07.2010 tarihleri arasında sürekli ve kesintisiz davalı işyerinde çalışmalarının ve prime esas kazancının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2.Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesine göre yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre temyiz eden fer'i müdahil Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş ve aşağıda kalan paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanun'un kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
2.Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
3-Sigortalı işe giriş bildirgesi veya Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde belirtilen diğer belgelerin Kuruma verilmesi ya da sigorta müfettişi tarafından tespit yapılması hâlinde hak düşürücü sürenin işlememe gerekçesi Kurumun sigortalı çalıştırıldığından haberdar olmasıdır. Halbuki blok çalışmanın bildirim öncesi kısmı için bu gerekçe geçerli değildir. Bu nedenle blok çalışmada bildirim öncesi çalışma dönemi yönünden hak düşürücü sürenin işlemeyeceğini kabul etmek Kanun'daki açık düzenlemeye uygun olmayacağı gibi hak düşürücü sürenin işlevsiz hâle gelmesi sonucunu doğuracaktır. Kanun'un açık hükmü karşısında sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulanması da mümkün olmayıp bu hâlde bildirim öncesi çalışma süresi bakımından sigortalının sigortalı hizmetlerinin sona ermesinden sonra hak düşürücü süre içinde dava açma hakkı devam etmektedir.
4.Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde; davalı işverene ait futbol kulübü işyerinde bildirimi yapılan 2009 yılı 10, 11 ve 12 nci aylarda ki 68 günlük süreler hariç 18.03.2008-31.05.2010 arası sürekli çalışma nedeniyle bildirilmeyen süreler ile sigorta primine esas kazancın tespiti istemine ilişkin olan davada; yukarıdaki ilkeler kapsamında talep ve hükme konu 18.03.2008-15.10.2009 arası çalışmaların 16.08.2016 dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı gözetilerek bu dönem yönünden istemin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar tesisi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla
30.04.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİDİR
I. UYUŞMAZLIK
1. Çoğunluk ile aradaki ... uyuşmazlık “somut olayda sözleşme imzalanıp kuruma bildirilen 2009 yılı, 10,11 ve 12 aylar için 68 gün dışında 18.03.2008-31.05.2010 tarihler arası noter onaylı sözleşme imzalanmasına ve bu sözleşme futbol federasyonuna bildirilmesine rağmen Kuruma bildirim yapılmaması nedeni ile bu sözleşmenin hak düşürücü süreyi kesen belgelerden sayılıp sayılamayacağı, ayrıca blok çalışmanın varlığı halinde kuruma intikal eden süreden önceki çalışmanın hak düşürücü süreye uğrayıp uğramayacağı ve buradan varılacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır.
2. İlk Derece Mahkemesince “taraflar arasında akdedilmiş olan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı nezdinde mevcut kayıtlarına ve noter onaylı tek tip profesyonellik sözleşmelerinin asılları dikkate alındığında davacının bu sözleşmelerde belirlenen süre zarfında davalı ... kulübünde kesintisiz olarak çalıştığı gerekçesi ile avacının davalı işyerinde 18.03.2008-31.05.2010 tarihleri arasında aylık brüt asgari ücret üzerinden çalıştığının ve sözleşmelere göre ayrıca maç başına ücretinde prime esas kazanca dahil edilmesinin tespitine” karar verilmiştir.
3. Kararın fer'i müdahil Kurum tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince "davacı ile davalı arasında imzalanan noter tasdikli sözleşme ve Türkiye Futbol Federasyonu tarafından da gönderilen listeye göre davacının tespitini talep ettiği dönemde davalı nezdinde kesintisiz olarak profesyonel futbolcu olarak oynadığı, ücreti asgari ücret olmakla birlikte oynadığı her maç için 600 TL, ilk 11'de yer alırsa %100, sonradan oyuna girerse %75, oynamazsa %50 oranında transfer ödemesinin de futbolcuya ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacının Kuruma bildirimleri asgari ücret olarak yapılmış olup, transfer ödemelerinin de prime esas ücrete dahil edilmesi gerektiği, taraflar arasında imzalanan sözleşme yazılı delil olup TFF tarafından alacak dava dosyasına gönderilen maç kayıtlarına göre bilirkişi raporu ve Mahkeme kararının yerinde olduğu” gerekçesi ile isitnaf isteminin reddine karar verilmiştir.
4. Kararın fer'i müdahil tarafından temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ile "davalı işverene ait futbol kulübü işyerinde bildirimi yapılan 2009 yılı 10, 11 ve 12 nci aylarda ki 68 günlük süreler hariç 18.03.2008-31.05.2010 arası sürekli çalışma nedeniyle bildirilmeyen süreler ile sigorta primine esas kazancın tespiti istemine ilişkin olan davada; yukarıdaki ilkeler kapsamında talep ve hükme konu 18.03.2008-15.10.2009 arası çalışmaların 16.08.2016 dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı gözetilerek bu dönem yönünden istemin reddine karar verilmesi gerektiği" gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:
5. İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun ... ilkelerinden birisi de, işçi-sigortalı lehine yorum ilkesidir. İş hukukunun ... prensipleri arasında yer alan işçinin korunması ilkesinin bir sonucu olan işçi lehine yorum ilkesi, sosyal güvenlik hukukunda kendini sigortalı lehine yorum şeklinde göstermektedir. Sosyal güvenlik hukukunda genel amaç, bu haktan olabildiğince fazla kesimin yararlanabilmesi yani kapsamının genişletilmesidir. Diğer bir ifadeyle bu hukukun uygulanmasında esas alınacak ... ilkelerden birisi de şartlar elverdiği ölçüde sigortalı lehine yorum yapılmasıdır.
6. Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu da, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en ... haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır. Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında; sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulamaya geçirildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararda (Y.H.G.K 14.2.1990 E. 1989/10-391 K. 1990/83); "Kanun'un çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun ... ilkelerindendir" diyerek bunu vurgulamıştır(Prof. Dr. ... ... Barın, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Sigortalı Lehine Yorum İlkesi. Internatıonal Conference On Eurasıan Economıes 2016 s: 236 vd).
7. Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanun'un “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79 uncu maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmıştır. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
8. Öncelikle ... ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik hakkı sınırlanırken, hak düşürücü sürenin kesilmesi yönünde, Anayasa’nın 13 üncü maddesinin göz ardı edilmemesi gerekir. Anayasanın 13 üncü maddesinde ... hakların özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı açıkça belirtilmiştir. Sosyal güvenlik hakkının hak düşürücü süre açısından önem taşıyan belgelerin yönetmeliğe bırakılması ve yönetmelikte sınırlandırılması, Anayasa düzenlemesine uygun olmadığı gibi kurumun tespit ettiği çalışmaların da bu kapsamda değerlendirilmesi, takdir hakkının kötüye kullanılması açısından da doğru olmayacaktır. Kurumun kayıtlar var ise hiç tereddütsüz tüm sigortalılar için çalışmayı saptaması anayasal ve yasal görevidir.
9. Uyuşmazlığın çözümü için 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile ilgili mevzuatın bilinmesi ve düzenlenen futbolcu sözleşmesinin bu kapsamda Yönetmelikte belirtilen resmi belgelerden olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
10. Özerk ve özel hukuk hükümlerine tabi ancak kamu gücünü kullanan Futbol Federasyonunun kanuna göre amacı “her türlü futbol faaliyetlerini milli ve milletlerarası kurallara göre yürütmek, teşkilatlandırmak, geliştirmek ve Türkiye’yi futbol konusunda yurt içinde ve yurt dışında temsil etmek” olarak belirtilmiştir. Futbolcu ile spor kulübü arasındaki sözleşmenin unsurları ve kapsamı Türkiye Futbol Federasyonu tarafından düzenlenmiş olan talimatlar çerçevesinde belirlenmektedir. Türkiye Futbol Federasyonu Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatı gereği futbolcu sözleşmeleri noterden düzenlenmeli ve federasyona onaylattırılmalıdır.
11. Belirtmek gerekir ki kamu kurumu tarafından tutulan ve çalışma olgusunu kanıtlayan belgeler de, Kuruma intikal eden belgeler kadar nitelikli ve esas alınması gereken belgelerdendir. En azından madde de belirtildiği gibi Kurumca bu belgeler esas alınarak çalıştığı rahatlıkla saptanabilir. Kurumun bu saptamayı yapmaması maddedeki takdir hakkını keyfi kullanması anlamına gelecektir.
12. Çalışmanın blok çalışma niteliğinde olması yani kesintisiz devam etmesi halinde hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi, mevsimlik çalışmanın bulunması ve bu çalışmanın yıllar itibariyle kesintisiz sürdüğünün kabulü halinde de çalışılmayan dönemde hizmet akdi askıda olduğundan hükme esas alınan 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak, mevsimlik çalışmanın sona erdiği yılın sonu esas alınması gerekir(Y. HGK. 01.07.2019 tarih ve 2016/21-1238 E, 2019/834 K). Belirtmek gerekir ki “hak düşürücü süre, bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörülmüştür. Belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti hâlinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir. Sigortalının kayda dayanan çalışması bildirilmiş veya Kurumca saptanan çalışması var ise bu bildirilen veya saptanan hizmeti ile blok çalışmanın da zamanaşımına uğramadığı kabul edilmelidir. Dairemizin 2021/10293 E, 2022/1056 Karar sayılı karşı oy gerekçelerinde ayrıntılı olarak açıklandığı gibi blok çalışmalarda Kuruma bildirilen süre var ise sonraki çalışma için hak düşürücü süreye uğramaz kabulü önceki çalışma içinde kabul edilmeli ve hak düşürücü süre uygulanmamalıdır.
13. Hak düşürücü sürenin dikkate alınmaması gereken bir olgu da kesinleşen mahkeme ilamıdır. Zira kesinleşen mahkeme ilamı bir kuvvetli belgedir. Bu belge bağımsız mahkemelerce verilmiştir. Bu ilamın varlığı karşısında Kurum bu çalışmayı saptayabilir. Kesinleşen mahkeme kararının varlığı halinde hak düşürücü süre aranmamalıdır.
III. SONUÇ:
14. Somut uyuşmazlığa gelince davacı sigortalının 118.03.2008-31.05.2008 tarihleri arasında noterden onaylı futbolcu sözleşmesi ile davalı ... kulübünde çalıştığı sabittir. Davacının 115.10.2009 tarihinde Kuruma işe giriş bildirgesi bildirimi yapılması nedeni ile hizmetinin kabul edilip, noter onaylı ve federasyona bildirilen sözleşmelerle çalıştığı sabit olmasına rağmen önceki dönem 18.03.2008-15.10.2009 tarihleri arasındaki hizmetinin hak düşürücü süre nedeni ile reddi sözleşmelerin kamu kurumuna bildirilen belge niteliğinde olması karşısında isabetli olmamıştır. Anılan hükümlere davacı ile yasal kapsamda sözleşme imzalanmıştır. Kamu kurumu niteliği, Anayasa’nın 135 inci maddesi uyarınca verilen Federasyon onaylı sözleşme bulunmaktadır. Davacı hakkında düzenlenen bu sözleşmenin işverenden sadır olduğu açıktır. Federasyon tarafından onaylandığına göre resmi belge saymak gerekir. Kurumca çok rahatlıkla çalıştığı saptanabilecektir. Sigortalı lehine yorum da bunu gerektirmektedir.
15. Kaldı ki ortada blok çalışma vardır. Blok çalışma belgeye da dayanıp bölünemeyeceğine göre hak düşürücü süreden sözedilemeyecektir. Davacının 18.03.2008 tarihi ile sonrası kayda giren 15.10.2009 tarihini takip eden çalışmaları blok çalışmaya dayanmaktadır. Bu blok çalışma içinde Kuruma intikal eden süreler olduğuna göre hak düşürücü süre önceleri içinde geçerli olmayacaktır.
16. Diğer taraftan İstanbul Anadolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 2011/723 Esas sayılı dava dosyasında davacının 18.03.2008-31.05.2010 arası asgari ücret ve maç başına ücretlerinin tahsiline ilişkin kararı kesinleşmiş ve hizmet süresi mahkeme ilamı ile belirlenmiştir.
17. İlk Derece Mahkemesinin kabul kararı yerinde olup, kararının onanması erektiği düşüncesinde olduğumdan Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılınmamıştır.
11. Hukuk Dairesi, 2024/397 E., 2024/8922 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Anayasa'nın 135. maddesine göre 1618 sayılı Kanun'la kurulmuş kamu kurumu niteliğine haiz meslek birliği olduğunu, aynı kanundaki düzenlemeler doğrultusunda seyahat acentalığı mesleği ile ülke turizminin korunması ve geliştirilmesi amacıyla her türlü önlemi almak ko
11. Hukuk Dairesi 2024/397 E. , 2024/8922 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/398 Esas, 2023/1583 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2011/1174 E., 2019/1021 K.
Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekili ve fer'i müdahiller ... ... A.Ş. ile ... Gıda ...Ltd. Şti. vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalılar .... (“....”) ve ... Destek Hizmetleri Ltd. Şti. (“...”) vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Anayasa'nın 135. maddesine göre 1618 sayılı Kanun'la kurulmuş kamu kurumu niteliğine haiz meslek birliği olduğunu, aynı kanundaki düzenlemeler doğrultusunda seyahat acentalığı mesleği ile ülke turizminin korunması ve geliştirilmesi amacıyla her türlü önlemi almak konusunda yetkisinin bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 56 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddeleri ve Danıştay kararları doğrultusunda dava açmaya yetkili olduklarını, Türkiye'de seyahat acentalığı faaliyetinde bulunmak için ...'a üye olma, Bakanlık'tan işletme belgesi alma, bakanlığa teminat ödeme zorunluluğunun bulunduğunu, bunun dışında acentelerin üyesi olduğu müvekkili meslek birliğine üye kayıt ücreti ve aidat ödeme zorunluluğunun olduğunu, Seyahat Acentaları Yönetmeliği'nin 5 inci maddesinde, seyahat acentalarının hizmet alanlarının düzenlendiğini, Hollanda Amsterdam'da kayıtlı Booking.com İnternational B.V. unvanlı davalı şirketin, www.booking.com internet adresi üzerinden online otel rezervasyonu ve satışını gerçekleştirdiğini, davalının faaliyetinin seyahat acentalığı faaliyeti kapsamında olduğunu, davalının çalıştıkları ülkelerde destek sağlamak ve bazı durumlarda müşteri hizmetleri sunmakla görevli destekleyici şirketlerden yararlandığını, ...nin dünyadaki hiçbir destekleyici şirketi mesken tutmadığını, destekleyici şirketlerin booking.com işlem veya hizmet sorumlusu olarak yetkisinin bulunmadığını, davalılardan ... Destek Hizmetleri Ltd. Şti.'nin .... şirketinin destek şirketi olduğunu, davalı ...V.'nin, www.booking.com internet sitesi üzerinden rezervasyon yapan kullanıcıları olan müşterilerine karşı sorumluluk yüklenmediğini, tüm sorumluluğun rezervasyon yapılan konaklama tesisine ait olduğunu, ihtilaf halinde Hollanda Hukuku'nun ve Amsterdam Mahkemeleri'nin görevli olduğunun belirttiğini, davalıların sürekli olarak tüketicinin algısında gizli fırsatlardan ve indirimlerden yararlandırıldığı şeklinde 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (6502 sayılı Kanun) 61 inci maddesinde düzenlenmiş olan reklam ilkelerine aykırı, tüketiciyi aldatıcı mahiyette reklam yaptığını, tüketiciye karşı sonuçları ve kriterleri açıklanmamış ve doğruluğu herhangi bir mercii tarafından kanıtlanmamış veya denetlenmemiş reklamlar ile saldırgan satış yöntemlerini kullanarak faaliyette bulunduğunu, davalıların ülkedeki mevzuatlara aykırı olarak otel konaklaması gerçekleştirdiğini, internet sitesinde yer alan otellere garanti oda uygulamasını dayattığını, bu sebeple birlik üyelerinin konaklama talebinde bulunan müşterilerine karşın zor durumda kaldığını, otellerin seyahat acentası ile anlaşması olmasına rağmen bu uygulama sebebi ile oda satışı gerçekleştiremediğini, davalıların faaliyetlerinin 6102 sayılı Kanun'un 54 ve 55 inci maddelerine açıkça aykırı olduğunu, birçok Avrupa ülkesinde Booking, Expedia gibi web siteleri üzerinden çevrim içi otel rezervasyonu yapan şirketler hakkında vergi incelemeleri, haksız rekabet eylemleri ile rekabetin korunması hakkındaki kanun hükümlerine aykırılık nedeniyle açılan davaların olduğunu, davalıların Türkiye'deki faaliyetlerinin de vergilendirilmediğini, buna karşılık konaklama satışı yapan birlik üyesi acentaların gelirinden vergilendirme yapıldığını, sırf bu nedenle dahi eşit koşullarda rekabetin imkansız olduğunu, davalıların 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun (4054 sayılı Kanun) kapsamında soruşturulması için Rekabet Kurumu'na 19.01.2015 tarihinde müracaat edildiğini, 23.07.2015 tarihinde soruşturma açıldığını, Rekabet Kurumu'nun 11.01.2017 tarihinde verdiği karar ile davalılar hakkında 4054 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi kapsamında en iyi fiyat garantisi uygulaması nedeniyle 2.543.992,85 TL ceza verdiğini, yine Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü tarafından 6502 sayılı Kanun'un 77 nci maddesinin on ikinci fıkrası gereğince davalıların faaliyetlerine yönelik reklamları ile ilgili olarak durdurma cezası verildiğini, davalılar hakkında birliklerine birçok tüketici şikayetinin geldiğini, davalıların üyeleri olan seyahat acentalarına yönelik haksız çevrim içi konaklama rezervasyonu gerçekleştirme ve satış uygulamalarını 6102 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesi ve "dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar" başlıklı 55 inci maddesi ile ilgili maddelerine aykırı haksız fiillerinin haksız rekabet oluşturduğunu belirterek bu hallerin tespitine ve önlenmesine, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ...V. vekili; davalının Hollanda yasaları çerçevesinde kurulmuş genel merkezi Amsterdam'da bulunan bir limited şirketi olduğunu, şirketlerin işletmiş olduğu internet sitesinin katılımcı konaklama tesislerinin odalarını rezervasyon için erişilir kıldığını, siteyi ziyaret eden ziyaretçilerin rezervasyon yapabildiğini, Booking.com'un rezervasyonu konaklama tesisine gönderdiği ve akabinde teyidini tüketicilere gönderdiği bir çevrim içi rezervasyon sistemi işlettiğini, herhangi bir oda satın almadığını veya satmadığını, tüketicinin doğrudan konaklama tesisine ödeme yaptığını, şirketin konaklama tesislerinden elde ettiği gelirin tüketicinin konaklama tesisinde kaldıktan sonra konaklama tesisi tarafından kendilerine ödenen bir komisyondan müteşekkil olduğunu, konaklama tesisinin fiyatlarına müdahale etmediklerini, bu nedenle faaliyetlerinin seyahat acentalarının faaliyetlerinden farklı olduğunu, .... şirketinin seyahat acentası olmadığını, bu sebeple seyahat acentalarına yüklenmiş olan yükümlülüklerden sorumlu tutulamayacağını, dolayısıyla davacının iddialarının aksine Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan faaliyet belgesi almak buna ilişkin teminat bedeli ödemek, davacı birliğe üye olmak ve üye aidatı ödeme yükümlülüklerinin olmadığını, usuli yönden yargılamanın Hollanda Mahkemelerinde ve Hollanda Hukuku uygulanmak suretiyle görülmesi, tüketici şikayetleri yönünden Tüketici Mahkemesi'nde görülmesini talep ettiklerini, davalı şirketin 6102 sayılı Kanun kapsamında haksız rekabete yol açacak herhangi bir fiil, dürüstlük kuralına aykırı davranış veya ticari faaliyette bulunmadığını, davalı şirketin bilgi toplumu hizmetleri sağlayıcısı olduğunu, Avrupa Birliği E-Ticaret Yönergesi şartları altında faaliyet gösterdiğini, Booking.com tarafından sunulan en iyi fiyat garantisi uygulamasının sadece Booking.com'a özgü olmayıp bu uygulamanın aynı veya farklı sektörlerde birçok gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılan bir uygulama olduğunu, en iyi fiyat uygulamalarının tatil rezervasyonlarının yapıldığı neredeyse tüm platformlarda kullanıldığını, bunlara ilişkin evrakları sunduklarını, davacının davasını dayandırdığı Rekabet Hukuku ihlallerinin gerçeği yansıtmadığını, en iyi fiyat garantisiyle ilgili hususların 4054 sayılı Kanun'un Rekabet Hukuku'nun ikincil mevzuatında işaret edilen "en çok kayrılan müşteri/ülke" klozlarının bir parçası olduğunu, bugüne kadar Türk Rekabet Kurumu'nun bu klozların rekabeti kısıtlayıcı olduğuna dair verilen bir kararının olmadığını, davacının benzer uygulamalarının birçok Avrupa devleti tarafından haksız rekabet nedeniyle mahkum edildiğine ilişkin iddiaların manüpülatif ve gerçek dışı olduğunu, davacının davalı ... şirketinin iyi imajını ve itibarını lekelemek için gerçek olmayan iddialar ileri sürdüğünü, ....'nin hiçbir şekilde agresif satış taktikleri uygulamadığını, davacı tarafça talep edilen ihtiyati tedbir talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilinin seyahat acentası olmaması, seyahat acenta faaliyeti göstermemesi ve haksız rekabete yol açacak haksız fiil, dürüstlük kuralına aykırı davranış veya ticari faaliyetlerde bulunmaması, davacının zararına sebebiyet verebilecek herhangi bir eyleminin bulunmaması, davacının zarar iddiasının somut delillerle ispatlayamamış olması nedeniyle tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek haksız ve mesnetsiz davanın usul ve esasa ilişkin itirazları kapsamında reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin diğer davalı şirketin destek şirketi olduğunu, kuruluş amacının Booking.com'a günlük bazda yardımcı olmak, Türkiye'de yer alan konaklama tesislerinin ve ortaklarını Booking.com ile sözleşme imzalaması amacıyla teşvik etmek, sözleşme imzalamış konaklama acentalarına yerel destek sağlamak şeklinde faaliyetleri olduğunu, bu sebeple herhangi bir internet sitesinin sahibi olmadığını, sunuculuğunu yapmadığını ve kontrol etmediğini, herhangi bir arabuluculuk hizmeti vermediğini, Booking.com adına ya da onun için sözleşmesel ilişkiye girmeye ya da başka bir şekilde temsile yetkili olmadığını, herhangi bir ticari sözleşmeyi imzalamadığını, diğer davalıya dahili destek sağladığını, turizm ve seyahat sektörü içerisinde faaliyette bulunmadığını, bu sebeple çevrim içi otel rezervasyonu ve satışı nedeniyle 6102 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri kapsamında herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, seyahat acentası olmadığı için seyahat acentalarına yüklenmiş olan yükümlülüklerden sorumlu olmadığını, 6102 sayılı Kanun kapsamında haksız rekabete yol açacak herhangi bir fiil, dürüstlük kuralına aykırı bir ticari faaliyette bulunmadığını, davacı tarafın dayandığı vakaları ispata elverişli bir biçimde somutlaştırmakla yükümlü olduğunu, bu şirkete ait otel kayıtlarının ticari sır niteliğinde olduğunu, uyuşmazlıkla ilgisi bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, davalıların www.booking.com adresli internet sitesi üzerinden konaklama tesislerini müşterilere rezerve ettirmesinden sonra müşteriler ile konaklama tesisleri arasında sözleşme ilişkisi kurulduğu, diğer davalı ... ...Ltd. Şti.'nin tek ortağının davalı ...V.'nin olduğu, davalı ...V.'nin www.booking.com adresli internet sitesi üzerinden doğrudan organik bağı olan diğer davalı ... ...Ltd. Şti. aracılığıyla daha önceden konaklama tesisleri ile imzalanmış oldukları sözleşme gereğince odaların pazarlanmasını yaparak odaların satışını yaptıkları, her ne kadar davalı ...V. ile diğer davalı ... ...Ltd. Şti. iki ayrı şirket olarak gözükse de bu şirketlerin organik bağ içerisinde olduğu, Türkiye'deki faaliyetleri açısından tek bir şirket olarak hareket ettikleri, davalı ... ...Ltd. Şti.'nin sermayesinin 100.000,00 TL olduğu, tek ortak olarak davalı ...V.'nin 99.500,00 TL sermayeye sahip olduğu, bu durumda menfaat sahibinin inançlı üyeye talimat verebilecek güce sahip olduğu, alınan kararları etkileyebileceği gözetildiğinde fiili organ olarak kabul etmek gerektiği, TTK m. 40/4. fıkrası gereğince merkezi yurt dışında bulunan işletmelerin Türkiye'deki şubelerinin başına tam yetkili bir ticari mümessilin atanmasının zorunlu olduğu, hakim ortak konumunda olan davalı Hollanda merkezli şirketin fiilen diğer davalı ... ...Ltd. Şti. aracılığıyla Türkiye'deki faaliyetleri açısından konaklama tesisleriyle sözleşmeler yaparak konaklama tesislerinin pazarlanması konusunda yukarıda belirtildiği üzere ticaret sicil kaydı kapsamındaki faaliyet konusu dahilinde ticari faaliyet yürüttüğü, dolayısıyla davalı ... ...Ltd. Şti.'nin fiilen ticari mümessil olarak görev yaptığı, bu itibarla her iki davalı şirketin sorumluluğuna gidilebileceği, pasif husumet ehliyetinin davalı ... ...Ltd. Şti. yönünden de mevcut olduğu, davalı ...V.'nin otellerle imzaladığı sözleşmede yer alan "otomatik ödeme" yönteminin "booking.com'u doğrudan konaklama tesisinin banka hesabından herhangi bir miktar tahsilat yapması için yetkilendirmek üzere konaklama tesisinin bankasına verdiği talimat anlamına gelecektir." şeklinde ifade edildiği, bu tanım gereğince müşterilerin konaklama ücretini doğrudan otele yapmış olmaları halinde dahi davalı şirketin, otelin hesabından aracılık yaptığı hizmetin ücretini doğrudan olarak alabileceği, somut olayda organik bağ içerisindeki davalı şirketlerin her ikisinin müvekkil olan oteller ile üçüncü kişi olan müşteriler arasında internet adresi üzerinden sözleşme yapılmasına Türkiye'deki oteller açısından devamlılık arz edecek şekilde aracılık yaptıkları, davalılar organik bir bağ içerisinde digital işyeri niteliğindeki internet adresi üzerinden Türkiye'deki konaklama tesislerini pazarlayarak müşterilere satarak kar elde ettikleri, sözleşme hükümleri gereğince internetten rezervasyon yapılınca konaklama tesisi ile doğrudan müşteri sözleşme ilişkisine girdikleri, dosyaya celp edilen otellerle yapılan sözleşmeler incelendiğinde sadece tek bir rezervasyon işlemi için bu faaliyetin yapılmadığı, otellerle en az 1 yıllık sözleşmeler imzalandığı, dolayısıyla devamlılık unsurunun da somut olayda gerçekleştiği, ücretin otel çıkışında müşteri tarafından doğrudan otele ödenmesinin aracı acente özelliğini değiştirmeyeceği, çünkü önemli olan hususun sözleşmenin kurulmasının sağlanarak ücrete hak kazanılması olduğu, yine ücretin kim tarafından ödendiğinin aracı acentelik faaliyeti açısından bir önemi bulunmadığı, üçüncü kişi olan müşterilerin otellere vermiş olduğu ödemeden davalı ...V.'nin otellerle imzaladığı sözleşme gereğince belirli bir oranda komisyon adı altında ücrete hak kazandığı, Rekabet Kurulu Kararına göre davalıların faaliyeti nedeniyle konaklama tesisi pazarlanması piyasasında elde edilen komisyon gelirleri yönünden 2010 yılından bu yana %40 pazar payına sahip olduğu gözetildiğinde aynı ihtiyaçları karşılayan aynı türde ürün veya hizmet üretilerek aynı tüketici kesimine hitap eden seyahat acentelerinin faaliyetlerini objektif olarak etkileyecek nitelikte olduğu, dolayısıyla haksız rekabet için davalıların faaliyetinin hukuki vasfının bir öneminin bulunmadığı, vergi uzmanlarının raporuna göre davalı ...'de kurulu ... şirketinin Hollanda merkezli .... şirketinin Türkiye'deki sabit işyeri ve şubesi olması nedeniyle dar mükellef kurum olarak davalı Hollanda merkezli şirketin vergi ödemesi gerekeceği, fiili şube ve ticari temsilci gibi hareket eden Türkiye merkezli şirketle fiilen ortak hareket eden Hollanda merkezli şirketin vergi ziyaına sebep olarak Türkiye'deki seyahat acentelerine kıyasla ve sektör payı itibariyle bu durumun rakipleri olan seyahat acentelerini objektif olarak etkileyeceği, davalıların vergi ödememe nedeniyle haksız rekabete neden oldukları, seyahat acentelerinin hem otellerden yer ayırttıktan sonra fatura düzenlenmesi nedeniyle vergi ödemekte hem de bu ayırt edilen otel odalarının müşterilere pazarlanmasından sonra gelir vergisi ödemekteyken davalıların tüm vergileri anlaşmış olduğu otellerin ödenmesinden sonra doğrudan komisyon olarak ücretini aldıkları, davalıların internet sitesi üzerinden pazarladıkları konaklama tesisleri nedeniyle vergi ödememeleri nedeniyle haksız rekabete neden oldukları, Türkiye'de aynı sektörde faaliyette bulunan seyahat acentelerinin 1618 sayılı Kanun'un m.10/e gereğince Bakanlıkça belirlenecek teminatı yatırmak zorunda olduğu, m.12 gereğince zorunlu sigorta yaptırmaları gerekeceği, m.19 gereğince gerçeğe aykırı ve yanıltıcı tanıtma ve reklam yapamayacağı, m.21 gereğince mesleki sır kapsamındaki kişisel hususları gizli tutmak zorunda olduğu, m.24 gereğince Bakanlık denetimine tabi olarak idari para cezası yaptırımı ile seyahat acentesi belgesi iptali ile faaliyetten men kararları ile karşılaşacağı, m.30 gereğince yaptırımlara maruz kalacağı, buna karşılık seyahat acenteliği faaliyetinde bulunan davalıların tüm bu idari ve hukuki denetimlerden kaçınarak ekonomik menfaatleri zarar gören veya zarar görme tehlikesi altında olan müşteriler, tüketiciler ve diğer seyahat acenteleri açısından haksız rekabete neden oldukları, Rekabet Kurulu'nun 05.01.2017 tarihli 2015-5-2 dosya sayılı 17-01/12-4 karar sayılı kararında da booking.com'un konaklama tesisleri ile imzaladığı sözleşmelerdeki incelemeye konu fiyat ve kontenjan paritesi hükümleri ve en iyi fiyat garantisi uygulaması hükümleri nedeniyle sözleşmelerin 4054 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi kapsamında olduğuna oybirliği ile karar verildiği, soruşturma kapsamındaki bu sözleşmelerin 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğinin 2. maddesinde öngörülen pazar eşiğinin aşılması nedeniyle aynı Tebliğ kapsamında grup muafiyetinden yararlanamadığına, anılan sözleşmelere 4054 sayılı Kanun'un 5. maddesinde sayılan şartları taşımadığı için bireysel muafiyet verilemeyeceğine, bu nedenle söz konusu sözleşmelerdeki rekabeti kısıtlayıcı hükümlerin ve bunlara ilişkin uygulamaların 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi anlamında ihlal teşkil ettiğine, .... 'ne 2.543.992,85 TL idari para cezası verilmesine karar verildiği, davalı ... Ltd. Şti.'nin soruşturma konusu uygulamaların esasları üzerinde herhangi bir karar verici rolünün bulunmaması nedenleriyle soruşturma konusu iddialar bakımından herhangi bir sorumluluğunun olmadığına, bu nedenle adı geçen firmaya idari para cezası verilemeyeceğine karar verildiği, TTK. m. 55/1-b hükmüne göre üçüncü kişi konumunda olan davalıların, otellerle yapmış oldukları sözleşmelere "geniş mfn", "fiyat ve kontenjan paritesi", "minimum tahsisat" ve "en iyi fiyat garantisi"ne ilişkin hükümler koyarak aynı konaklama sektöründe faaliyet gösteren seyahat acentelerinin otellerden ayırt etmek için almış oldukları fiyatlara da dolaylı olarak müdahale ederek kendi lehlerine ekonomik menfaat elde etmelerine sebebiyet verdiği, otellerin booking.com ile sözleşme süreleri boyunca otellerin çevrimiçi ve açık portallardan diğer piyasadaki seyahat acentelerine verilen fiyatla aynı veya daha iyi fiyat ve özelliklerin verilmesinin kararlaştırıldığı, (m. 2.2.1), yine diğer seyahat acentelerinin sahip olmadığı şekilde otellerin minumum sayıda odayı rezervasyon için ve hatta talep edilmesi halinde odaların müsaitlik durumunun sağlanmasının sözleşmede şart olarak koşulduğu (2.2.2), "En iyi fiyat garantisi"nin Booking.com'un bir oda için en iyi fiyatı sunduğuna ve aynı check-in ve check-out tarihlerinde, aynı rezervasyon koşullarına sahip eşdeğer bir odanın internette bulunamayacağına dair Booking.com'un verdiği taahhüt anlamına geldiği, sözleşmenin 2.5.6 hükmünde konuğun en iyi fiyat garantisi kapsamında geçerli bir talebi olması durumunda Booking.com'un ivedilikle otele bu talebi ileteceğinin ve taleple ilgili bilgileri konaklama tesisine sunacağının, konaklama tesisinin-mümkün olabildiğince- daha sonraki rezervasyonlarda nispeten düşük fiyat geçerli olacak şekilde Booking.com platformunda verilen fiyatları derhal düzenleyeceği, konuğun check-out işlemini gerçekleştirdiğinde konaklama tesisinin odayı düşük fiyattan rezervasyona açacağının ve (i) konuktan düşük fiyatı tahsil etme suretiyle rezervasyon fiyatı ve düşük fiyat arasındaki farkı kapatacağının ve (ii) iki fiyat arasındaki farkı konuğa (nakit olarak) ödeyeceğinin düzenlendiği, tüm bu düzenlemelerin Türkiye'deki seyahat acentelerinin sahip olamadığı hakların davalılara verilmesini sağladığı, davalıların bu sözleşme şartlarıyla pazar sektör payı itibariyle rakipleri olan seyahat acentelerini objektif olarak ekonomik yönden olumsuz etkileyerek haksız rekabete neden oldukları, davalıların "booking.com olarak en iyi fiyatları garanti eden bir internet sitesi kurmayı amaçlıyoruz", "en düşük fiyatlar", "booking.com hem şehirlerde hem ... kenarı veya kırsal bölgelerde en iyi otel fiyatlarını garanti etmektedir" ve benzeri şeklindeki reklamlar nedeniyle Reklam Kurulu'nun 14.06.2016 tarihli kararıyla "Kuruma reklama konu iddiaların doğruluğunu ispatlayacak nitelikte herhangi bir bilgi ve belgenin gönderilmemesi nedeniyle inceleme konusu tanıtımlarda doğruluğu ispat edilemeyen, tüketicilerin bilgi ve tecrübe eksikliklerini istismar edici nitelikte ifadeler kullanılması nedeniyle tüketicilerin yanıltıldığı, dürüst rekabet ilkelerine aykırı davranılarak benzer firmalar arasında haksız rekabete yol açıldığı ve izinsiz olarak seyahat acenteciliği faaliyetinde bulunulduğu gerekçesiyle 1618 S. Kanun'un 4 üncü maddesi, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinin m. 5/1, m. 7, m. 9/1 ve 4, m. 32, 6502 sayılı Kanun'un m. 61 , m. 63 ve m. 77/12 hükümleri gereğince davalı ...'de kurulu limited şirketin anılan reklamlarının durdurulması cezası verildiği, bu kararın itiraz üzerinde Ankara 14. İdare Mahkemesinin 03.03.2017 T. 2016/3408 E., 2017/804 K. sayılı kararı ile kesinleştiği, davalının yaptığı karşılaştırmalı reklamın, objektif ve ölçülebilir olmadığı için dürüstlük kurallarına ve Ticari Reklam Yönetmeliğine aykırı olduğu, hoş görülebilir abartının üstünde üstünlük iddiası içeren reklamlardaki iddianın doğruluğunun reklam anında ve reklam veren tarafından ispat edilmiş olması gerektiği, kesinleşen reklam durdurma cezasına konu olan reklamların, davalıların reklama dayalı üstünlük iddiasını kanıtlayacak somut, ölçülebilir ve objektif bir bilgi ve belgeye dayalı olmadığı, davalıların kendi iş ürününü rakip ürünlere nazaran haksız yere öne geçirmeye dönük "en iyi" ibareli reklamların haksız rekabete neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, haksız rekabetin tespitine, davalıların faaliyetlerinin "Seyahat Acenteliği" faaliyeti olduğunun tespiti ile davalıların vergi ödemeyerek, işyeri açmak için gerekli izinleri almayarak "Digital ve Sabit İşyeri" açma yoluyla faaliyette bulunarak ve idari ve hukuki denetimlerden kaçınarak denetlenmelerini engellemek suretiyle iş şartlarına uymayarak, davalıların otellerle imzalamış olduğu sözleşmelerde "Geniş MFN", "Fiyat ve Kontenjan Paritesi", "Minimum Tahsisat" ve "En İyi Fiyat Garantisi"'ne ilişkin haksız rekabete neden olan hükümlere yer vererek, davalıların www.booking.com adresli internet sitesinde haksız rekabete neden olan reklamlara yer vererek haksız rekabete neden olduklarının tespitine, ayrıca davalıların otellerle imzalamış olduğu sözleşmelerdeki "Geniş MFN"ye, "Fiyat ve Kontenjan Paritesi"ne, "Minimum Tahsisat"a ve "En İyi Fiyat Garantisi"'ne ilişkin tüm hükümlerin sözleşmelerden çıkarılmasına, davalıların "Booking.com olarak en iyi fiyatları garanti eden bir internet sitesi kurmayı amaçlıyoruz", "en düşük fiyatlar", "booking.com hem şehirlerde hem ... kenarı veya kırsal bölgelerde en iyi otel fiyatlarını garanti etmektedir" ve benzeri şeklindeki haksız rekabete neden olan reklamların www.booking.com adresli internet sitesinden ve tüm online uygulamalardan kaldırmalarına, 29.03.2017 tarihli ara karar ile verilen "davalıların booking.com internet adresi üzerinden veya oluşturacakları başka bir adres üzerinden Türkiye de yerleşik otel, konaklama tesislerinin pazarlaması ve pazarlanmasına aracılık edilmesi yönündeki faaliyetlerinin durdurulmasına" şeklindeki İstinaf incelemesi sonrası 500.000,00 TL bedelli nakdi veya kesin-süresiz teminatın davacı tarafından yatırılması üzerine verilen ihtiyati tedbir kararının 500.000,00 TL teminat karşılığında kaldırılmasına karar verilmiş, karar davalılar vekili ile fer'i müdahiller ... ...A.Ş. ile ... Gıda ...Ltd. Şti. vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.
Davacı vekilinin, ihtiyati tedbir kararının teminat karşılığında kaldırılmasına ilişkin kısmı yönünden tavzih talebinin 14.01.2020 tarihli ek kararla reddine karar verilmiş, ek karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların konaklama tesisleri ile imzaladığı sözleşmelerde "Geniş MFN", "Fiyat ve kontenjan paritesi", "Minimum tahsisat" ve "En iyi fiyat garantisi"ne ilişkin hükümlere yer verilmesi satıcının, bu koşuldan yararlanan alıcı dışındaki alıcılara, daha iyi fiyat ve koşullar sağlamasını engellediği, bu hükümlerin rakiplerin maliyetlerini yükselterek veya pazara giriş engellerini artırarak rakip teşebbüslerin dışlanmasına neden olabildiği, bu koşul sayesinde pazarda mümkün olan en düşük fiyatı almayı garanti altına alan alıcının, satıcıların vazgeçemeyeceği bir konumda olması halinde diğer alıcılara daha düşük fiyat teklif edilmesinin, satıcının kâr maksimizasyonunu azaltacağı ve diğer alıcıların çoğunlukla daha yüksek fiyatlardan ürün temin edileceği, bu durumda diğer alıcıların hiçbir zaman rekabet avantajına sahip olamayacakları, bunun dışında pazara yeni girecek potansiyel rakip alıcıların, fiyatta rekabet edebilme olasılığını ortadan kaldırdığı, davalının 2010 yılında %40 olan ve devam eden yıllarda giderek artan pazar payına sahip olduğu gözetildiğinde davalıların bahsi geçen uygulamalarının rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyeceği, aynı ihtiyaçların teminine yönelik hizmet veren işletmeleri zarar tehlikesine maruz bırakacağı, dolayısıyla ilk derece mahkemesince, davalıların sözleşmelerde "Geniş MFN", "Fiyat ve kontenjan paritesi", "Minimum tahsisat" ve "En iyi fiyat garantisi"ne ilişkin hükümlere yer verilmesinin haksız rekabet teşkil ettiğinin kabulünde, bahsi geçen sözleşme hükümlerinin eski hale iade kapsamında 6102 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında sözleşmelerden çıkarılmasına, yine haksız rekabete neden olduğu tespit edilen ifadelerin internet sitesinden ve tüm uygulamalardan çıkarılmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalılar vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 54 ve 55 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılar .... (“....”) ve ... Destek Hizmetleri Ltd. Şti.'ne (“...”) yükletilmesine, 11.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2020/5034 E., 2021/6872 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Kamu kurumu niteliği, Anayasa’nın 135. Maddesi uyarınca verilen Federasyon onaylı sözleşme bulunmaktadır.
10. Hukuk Dairesi 2020/5034 E. , 2021/6872 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
...
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı feri müdahil Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı ve feri müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, alınmayan temyiz harcının davacıdan alınmasına, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üyeler ... ve ...'ın muhalefetlerine karşı, Başkan ... ile Üyeler ... ve ...'ın oyları ve oy çokluğuyla, 25/05/2021 gününde karar verildi.
(M)
(M)
...
KARŞI OY GEREKÇESİDİR
1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “somut olayda sözleşme imzalanıp kuruma bildirilen 19/10/1992-31/05/1993 tarihleri arası hizmet tespiti kabul edilen davacı sigortalı açısından daha sonra 23.06.1993-14.11.1993 tarihleri arası noter onaylı sözleşme imzalanmasına ve bu sözleşme futbol federasyonuna bildirilmesine rağmen kuruma bildirim yapılmaması nedeni ile bu sözleşmenin hak düşürücü süreyi kesen belgelerden sayılıp sayılamayacağı ve buradan varılacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır.
2.İlk derece mahkemesince“taraflar arasında akdedilmiş olan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı nezdinde mevcut kayıtlarına ve noter onaylı tek tip profesyonellik sözleşmelerinin asılları dikkate alındığında davacının bu sözleşmelerde belirlenen süre zarfında davalı ... kulübünde kesintisiz olarak çalıştığı gerekçesi ile davacının davalı ... kulübüne ait işyerinde 19/10/1992 - 31.05.1993 tarihleri arasında ve 23/06/1993 - 14/11/1993 tarihleri arasında hizmet akdi ile kesintisiz ve asgari ücret ile çalıştığının tespitine” karar verilmiştir.
3. Kararın feri müdahil kurum tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesince “davalı işveren ile davacı arasında 23.06.1993-31.05.1994 dönemi yönünden akdedilen sözleşmenin bulunduğu, davacının Kuruma bildirimlerinin ise 15.10.1992-06.06.1993 tarihleri arasında yapıldığı, Kuruma bildirim yapılmayan ve yukarıda anılan ilkeler doğrultusunda hak düşürücü süreyi kesecek nitelikte belge bulunmayan 23.06.1993-14.11.1993 tarihleri arası dönem yönünden çalışmanın sona erdiği tarihi takip eden yılbaşından dava tarihine kadar 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gözetilerek bu dönem yönünden istemin hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiği gerekçesi ile esastan kaldırılarak, davacının davalı ... kulübüne ait işyerinde 19/10/1992-31/05/1993 tarihleri arasında hizmet akdi ile kesintisiz ve asgari ücret ile çalıştığının tespitine,23/06/1993-14/11/1993 tarihleri arasındaki dönemin hak düşürücü süre nedeniyle reddine,” karar verilmiştir.
4.Kararın davacı sigortalı ve feri müdahil tarafından temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
5. İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkelerinden birisi de, işçi-sigortalı lehine yorum ilkesidir. İş hukukunun temel prensipleri arasında yer alan işçinin korunması ilkesinin bir sonucu olan işçi lehine yorum ilkesi, sosyal güvenlik hukukunda kendini sigortalı lehine yorum şeklinde göstermektedir. Sosyal güvenlik hukukunda genel amaç, bu haktan olabildiğince fazla kesimin yararlanabilmesi yani kapsamının genişletilmesidir. Diğer bir ifadeyle bu hukukun uygulanmasında esas alınacak temel ilkelerden birisi de şartlar elverdiği ölçüde sigortalı lehine yorum yapılmasıdır.
6. Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu da, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır. Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında; sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulamaya geçirildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararda (Y.H.G.K 14.2.1990 E. 1989/10-391 K. 1990/83); "Kanunun çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerindendir" diyerek bunu vurgulamıştır(Prof. Dr. Nurgül Emine Barın, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Sigortalı Lehine Yorum İlkesi. Internatıonal Conference On EurasıanEconomıes 2016 s: 236 vd).
7.Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmıştır. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
8. Öncelikle temel ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik hakkı sınırlanırken, hak düşürücü sürenin kesilmesi yönünde, Anayasa’nın 13. maddesinin göz ardı edilmemesi gerekir. Anayasanın 13. maddesinde temel hakların özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı açıkça belirtilmiştir. Sosyal güvenlik hakkının hak düşürücü süre açısından önem taşıyan belgelerin yönetmeliğe bırakılması ve yönetmelikte sınırlandırılması, Anayasa düzenlemesine uygun olmadığı gibi kurumun tespit ettiği çalışmaların da bu kapsamda değerlendirilmesi, takdir hakkının kötüye kullanılması açısından da doğru olmayacaktır. Kurumun kayıtlar var ise hiç tereddütsüz tüm sigortalılar için çalışmayı saptaması anayasal ve yasal görevidir.
9. Uyuşmazlığın çözümü için 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanun ile ilgili mevzuatın bilinmesi ve düzenlenen futbolcu sözleşmesinin bu kapsamda Yönetmelikte belirtilen resmi belgelerden olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
10. Özerk ve özel hukuk hükümlerine tabi ancak kamu gücünü kullanan Futbol Federasyonunun kanuna göre amacı “her türlü futbol faaliyetlerini milli ve milletlerarası kurallara göre yürütmek, teşkilatlandırmak, geliştirmek ve Türkiye’yi futbol konusunda yurt içinde ve yurt dışında temsil etmek” olarak belirtilmiştir. Futbolcu ile spor kulübü arasındaki sözleşmenin unsurları ve kapsamı Türkiye Futbol Federasyonu tarafından düzenlenmiş olan Talimatlar çerçevesinde belirlenmektedir. Türkiye Futbol Federasyonu Profesyonel Futbolcuların Statüsü Ve Transferleri Talimatı gereği futbolcu sözleşmeleri noterden düzenlenmeli ve federasyona onaylattırılmalıdır.
10. Somut uyuşmazlığa gelince davacı sigortalının 19/10/1992 - 31.05.1993 tarihleri arasında ve 23/06/1993 - 14/11/1993 tarihleri arasında noterden onaylı futbolcu sözleşmesi ile davalı ... kulübünde çalıştığı sabittir. Davacının 19.10.1992-31.05.1993 arasında kuruma işe giriş bildirgesi bildirimi yapılması nedeni ile hizmetinin kabul edilip, noter onaylı ve federasyona bildirilen sözleşmelerle çalıştığı sabit olmasına rağmen sonraki dönem 23.06.1993-14.11.1993 tarihleri arasındaki hizmetinin hak düşürücü süre nedeni ile reddi ilk dönem bildiriminin kabulü, sözleşmelerin kamu kurumuna bildirilen belge niteliğinde olması karşısında isabetli olmamıştır. Anılan hükümlere davacı ile yasal kapsamda sözleşme imzalanmıştır. Kamu kurumu niteliği, Anayasa’nın 135. Maddesi uyarınca verilen Federasyon onaylı sözleşme bulunmaktadır. Davacı hakkında düzenlenen bu sözleşmenin işverenden sadır olduğu açıktır. Federasyon tarafından onaylandığına göre resmi belge saymak gerekir. Kurumca çok rahatlıkla çalıştığı saptanabilecektir.Sigortalı lehine yorumda bunu gerektirmektedir. İlk derece mahkemesinin kabul kararı yerinde olup, davacı temyizi yönünden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan Sayın çoğunluğun onama gerekçesine katılmamaktayız.
... ...
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Anayasa Hukuku
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları (Barolar, Odalar vb.) ile ilgili anayasal düzenlemelere göre aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.
B) Organlarının seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremezler.
C) Kamu kurum ve kuruluşları ile KİT'lerde asli ve sürekli görevlerde çalışanların meslek kuruluşlarına girme mecburiyeti vardır.
D) İdari ve mali denetimi kanunla düzenlenir.
E) Organları gizli oyla ve yargı gözetimi altında seçilir.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.