1982 Anayasası Madde 161

1982 Anayasası 161. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 161 – (Değişik: 21/1/2017-6771/15 md.) Kamu idarelerinin ve kamu iktisadî teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılır. Malî yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü ile yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usuller kanunla düzenlenir. Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz. Cumhurbaşkanı bütçe kanun teklifini, malî yılbaşından en az yetmişbeş gün önce, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar. Bütçe teklifi Bütçe Komisyonunda görüşülür. Komisyonun ellibeş gün içinde kabul edeceği metin Genel Kurulda görüşülür ve malî yılbaşına kadar karara bağlanır. Bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde, geçici bütçe kanunu çıkarılır. Geçici bütçe kanununun da çıkarılamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Genel Kurulda kamu idare bütçeleri hakkında düşüncelerini her bütçenin görüşülmesi sırasında açıklarlar, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar. Genel Kurulda kamu idare bütçeleri ile değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır. Merkezî yönetim bütçesiyle verilen ödenek, harcanabilecek tutarın sınırını gösterir. Harcanabilecek tutarın Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle aşılabileceğine dair bütçe kanununa hüküm konulamaz. Carî yıl bütçesindeki ödenek artışını öngören değişiklik teklifleri ile carî ve izleyen yılların bütçelerine malî yük getiren tekliflerde, öngörülen giderleri karşılayabilecek malî kaynak gösterilmesi zorunludur. Merkezî yönetim kesinhesap kanunu teklifi, ilgili olduğu malî yılın sonundan başlayarak en geç altı ay sonra Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur. Sayıştay genel uygunluk bildirimini, ilişkin olduğu kesinhesap kanun teklifinin verilmesinden başlayarak en geç yetmişbeş gün içinde Meclise sunar. Kesinhesap kanunu teklifi ve genel uygunluk bildiriminin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştayca sonuçlandırılamamış denetim ve hesap yargılamasını önlemez ve bunların karara bağlandığı anlamına gelmez. Kesinhesap kanunu teklifi, yeni yıl bütçe kanunu teklifiyle birlikte görüşülür ve karara bağlanır. B. Bütçenin görüşülmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

80 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2015/914 E., 2018/472 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
Anılan hükmün Anayasaya aykırılığı iddiası ve iptali istemiyle dava açılmış, ancak kanun koyucu tarafından bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına dair Anayasanın 161’inci maddesi gözetilerek, 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 29’uncu maddesinin (c) bendi ile5277
Hukuk Genel Kurulu         2015/914 E.  ,  2018/472 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bursa 1. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.05.2011 gün ve 2009/1076 E., 2011/277 K. sayılı karardavalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 01.10.2012 gün ve 2011/10896 E., 2012/16734 K. sayılı kararı ile, “…Davanın yasal dayanağı 5277 sayılı Kanunun 25 ve 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddeleridir. 5277 sayılı Bütçe Kanunu 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 25’inci maddesinin (f) fıkrası; “...Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dâhil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 11'inci maddesine göre 01.01.2005 tarihinden önce alınmış Bakanlar Kurulu kararları uygulanmaz...” hükmünü içermektedir. Anılan hükmün Anayasaya aykırılığı iddiası ve iptali istemiyle dava açılmış, ancak kanun koyucu tarafından bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına dair Anayasanın 161’inci maddesi gözetilerek, 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 29’uncu maddesinin (c) bendi ile5277 sayılı Kanunun 25’inci maddesinde yer alan bu hüküm yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından 29.11.2005 gün 2005/6-93 sayılı kararıyla, “iptali istenen madde yürürlükten kaldırılmakla, davanın konusuz kaldığı” gerekçesiyle, “istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir. Ne var ki; 5277 sayılı Kanunun 25’inci maddesinde yer alan söz konusu düzenleme, bu defa 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesi ile aynen korunmuş ve 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ayrıca, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 105’inci maddesinde sayılan “uygulanmayacak maddeler” arasında 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesi yer almamaktadır. Bu nedenle de bu maddenin halen yürürlükte olduğunun ve 01.01.2005 tarihinden itibaren herhangi bir yasal boşluk dönemi bulunmadığının kabulü gerekir. Açıklanan yasal süreç ve düzenleme karşısında; herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin 5277 ve 5335 sayılı Kanunlarda belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarında herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları belirgindir. Bu yasal düzenlemeye aykırı biçimde çalışılması durumunda; çalışanların, fiilen çalıştıkları dönemdeki emeklilik veya yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilmesi ve yersiz aylıkların istirdadı söz konusu olacaktır.(HGK; 27.05.2009 gün, 2009/21-168 E. 2009/218 K.). Davaya konu somut olayda; 01.09.1987 tarihinden başlamak üzere 506 sayılı Kanun uyarınca yaşlılık aylığı bağlanan davacının, yaşlılık aylığı almaya devam ederken 01.01.2005 tarihinden itibaren 5335 sayılı Kanunun 30. maddesinde belirtilen istisnalar içinde yer almayan işyerinde çalıştığı anlaşılmaktadır.Şu hale göre, yaşlılık aylığı almakta iken dava konusu dönemde 5335 sayılı Kanunun 30. maddesi kapsamında olan işyerinde davacının çalışması mümkün olmadığından davalı Kurumun dava konusu dönemde yaşlılık aylığının iptaline ilişkin işlemi yerindedir. 5335 sayılı Kanun kapsamındaki çalışması nedeniyle fiilen çalıştığı dönem içinde aldığı yaşlılık aylıklarının Kuruma iadesi gerekmekte olup, Kanun değişikliğine karşın, 5335 sayılı Kanun kapsamında kalan işyerinde çalıştığını davalı Kuruma bildirmemesi nedeniyle davacının iyiniyetli olduğunun kabul edilmesi mümkün olmadığı da gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkiline Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı bağlandığını, 04.11.1991 tarihinde yaşlılık aylığı alırken T.C. Emekli Sandığına tabi olarak ilkokul öğretmenliğine atandığını, öğretmenlik görevini ifa ettiği sırada Kurum tarafından Sosyal Sigortalar Kurumundan alınan yaşlılık aylığı kesilmeksizin öğretmen olarak görev yaptığından bahisle 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesine istinaden 2005 tarihi itibariyle aylığı iptal edilerek 01.01.2005 ile 25.10.2009 tarihleri arasında ödenen 30.426,88 TL’nin iadesinin istenildiğini, ancak Kurum işleminin hatalı olduğunu, 07.01.2005 tarihinde T.C. Maliye Bakanlığı Tel emrinde 01.01.2005 tarihinden itibaren çalışmaya devam edeceğini yazılı olarak beyan edenler ile bu tarihten itibaren görevinden ayrılanların 5277 sayılı Kanunun 25/f maddesinin uygulamasını sağlamak amacıyla yedi iş günü içerisinde ilgili Sosyal Güvenlik Kurumuna bildireceklerinin belirtildiğini, bu talimata istinaden Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 11.01.2005 tarihinde yayınlanan genelgede işyerince emekli sigortalının aylığının kesilmesine ilişkin yazılı bildirimin Kuruma yapılması hâlinde aylığın 01.01.2005 tarihinden itibaren kesilerek yapılan işlemin sonucundan ilgili kuruluşa ve emekli sigortalıya bilgi verileceğinin ve kamu kurum ve kuruluşlarının aylıklarının durdurulmasına ilişkin yazılarına istinaden sigortalılarının aylıklarının durdurulacağının belirtildiğini, ancak müvekkilinden görevine devam etmek isteyip istemediği sorularak davacının vereceği dilekçenin ilgili Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmesi gerekirken bu hususun yerine getirilmediğini, burada idarenin kusurunun bulunduğunu, kaldı ki Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yaşlılık aylığı aldığının ve Emekli Sandığına tabi çalışmaya devam ettiğinin bilinmesine rağmen aylıkların ödenmeye devam ettiğini, yaşlılık aylığının ödenmeye devam etmesinde kusurun Kuruma ait olduğunu, öte yandan davacının Kurumu yanıltmış olması söz konusu olmadığından müvekkilinin iyi niyetli olduğunu ileri sürerek Kurum işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesi gereğince aylıkları kesilmesi gerekirken aylıklarının ödenmeye devam ettiği tespit edilen davacının aylıklarının 01.01.2005 tarihinden itibaren iptal edildiğini, sigortalıya 01.01.2005 - 20.10.2009 tarihleri arasında fuzulen ödenen 30.426,88 TL’nin borç kaydedildiğini, Kurum işleminin yerinde olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece emekli aylığının bağlandığı tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanunun yaşlılık aylığı bağlanması ve kesilmesine ilişkin şartları belirten 63’üncü maddesi uyarınca Emekli Sandığına tabi çalışmanın yaşlılık aylığı almaya engel oluşturmadığı, 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesinin ise aylık kesme yükümlülüğü getirmediği, ilgili kuruluşlara aylığı kesilmemiş kişileri çalıştırmama yükümlülüğü getirdiği, söz konusu düzenlemenin Bütçe Kanunu içinde düzenlenmiş olması ve Maliye Bakanlığı tarafından uygulamaya yönelik tebliğ ve emirlerin çıkarılmış olmasının da bu tespiti desteklediği, kaldı ki davacıyı çalıştıran kurum olan Milli Eğitim Müdürlüğünün Maliye Bakanlığı talimatının gereğini yerine getirmediği, davalı Kurumun aylık kesme işleminin kanunun amacına uygun düşmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece önceki karardaki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilince temyize getirilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacının 506 sayılı Kanun uyarınca almış olduğu yaşlılık aylıklarının 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesi uyarınca yersiz ödeme olarak kabulü ile Kurumca istirdadının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, konuya ilişkin yasal süreç üzerinde durulmasında yarar vardır: 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Bütçe Kanunu'nun 25’inci maddesi ile “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin % 50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar” düzenlemesi getirilmiştir. Anılan yasa maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne dava açılmışsa da, henüz bu dava karara bağlanmadan kanun koyucu tarafından, bütçe kanunlarına, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasanın 161’inci maddesi hükmü gözetilerek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkarılan 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 29’uncu maddesinin c bendi ile 5277 sayılı Kanunun 25’inci maddesinde yer alan hüküm yürürlükten kaldırılmış, ancak aynı düzenleme Kanunun 30’uncu maddesi ile yeniden getirilmiş ve bu madde 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece Anayasa Mahkemesi tarafından iptale dair bir hüküm verilmeden, aynı düzenleme 5335 sayılı Kanunda yer almıştır 30’uncu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında; “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun ek 11 inci maddesine göre 01.01.2005 tarihinden önce alınmış Bakanlar Kurulu kararları uygulanmaz” düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 5277 sayılı Kanunun 25’inci maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiası ile açılan dava sonunda, 29.11.2005 gün 2005/6-93 sayılı kararıyla; “iptali istenen bu maddenin 5335 sayılı Kanunun 29’uncu maddesiyle yürürlükten kaldırılmakla, davanın konusuz kaldığı” gerekçesiyle, istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Öte yandan, 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesinin Anayasaya aykırı olduğundan bahisle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuş, Anayasa Mahkemesinin 03.04.2007 gün 2005/52 E., 2007/35 K. sayılı kararıyla, iptal istemine konu kuralın, emekli veya yaşlılık aylığı almakta olan kişinin kendini çalışma gücüne sahip görerek kendi isteği ile kuralda belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlaması durumunda emekli aylığının kesilmesine ilişkin olduğu, düzenlemenin kişinin sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldırmadığı ve emeklilik statüsüne zarar vermediği, belirtilen yerlerde çalışıldığı ve karşılığında gelir elde edildiği sürece bireye ödenen aylıkların kesilmesiyle sınırlı bir sonuç doğurduğu, bu durumun sosyal güvenliğin sosyal riskler karşısında asgari yaşam düzeyinin sağlanması amacını ortadan kaldırmadığı, ayrıca sosyal güvenlik kurumlarından emekli veya yaşlılık aylığı almakta iken kendi isteği ile belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlayanların emekli veya yaşlılık aylıkların kesilmesinin, özellikle öğrenimlerini tamamlayıp iş arayan gençlere iş bulma amacı dikkate alındığında daha büyük sorunların çözümüne yönelik bir düzenlemeiçerdiğigerekçeleriyle, ilgili maddenin Anayasa aykırı olmadığına karar verilmiştir. Diğer taraftan 01.10.2008 tarihinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girmiş, bu Kanunun 105’inci maddesinde “21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi,…hariç olmak üzere, diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.” hükmüne yer verilmiştir. Hâl böyle olunca, 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesinin hâlen yürürlükte olduğunun kabulü gerekir. Sonuç itibariyle, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin kamu kurumlarında herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları uygulamasına, 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Kanunun 25’inci maddesi ile başlandığı ve sonrasında da 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesi ile sürdürüldüğü, bu düzenlemenin 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 105’inci maddesi hükmü karşısında hâlen yürürlükte olduğu açıktır. Anılan yasal düzenlemelere aykırı biçimde çalışılması durumunda; çalışanların, fiilen çalıştıkları dönemdeki emeklilik veya yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilmesi ve yersiz aylıkların istirdadı söz konusu olacaktır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 27.05.2009 gün ve 2009/21-168 E., 2009/218 K.; 01.12.2010 gün ve 2010/10-586 E., 2010/615 K.; 06.04.2011 gün ve 2010/21-726 E., 2011/68 K. ve 05.10.2011 gün ve 2011/10-476 E., 2011/584 K., 21.03.2012 gün ve 2012/10-20 E., 2012/235 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir. Diğer taraftan uyuşmazlığın çözümünde ölçülülük ilkesi üzerinde durmakta da yarar vardır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13’üncü maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Anayasa Mahkemesinin 2013/8074 Esas sayılı başvuru üzerine verilen 09.03.2016 tarihli kararında da belirtildiği üzere "ölçülülük ilkesi"ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir. Ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerekir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir Nitekim 5510 sayılı Kanunun 96’ıncı maddesi ile yersiz ödemelerin geri alınmasına ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Bu maddeye göre sebepsiz zenginleşmenin sigortalı veya hak sahibinin kasıtlı veya kusurlu davranışı ile Kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâllerine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarlarının belirlenmesi ayrı ayrı esaslara bağlamıştır. 5510 sayılı Kanunun 96’ıncı maddesinin (a) bendinde; yersiz ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğması durumunda, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede, ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faizi ile birlikte geri alınacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte maddenin (b) bendinde; fazla veya yersiz ödemenin kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâlinde, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamının, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içerisinde ödenmesi durumunda faizsiz olarak tahsil edileceği belirtilmiş, bu sürenin geçmesinden sonra yapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylık sürenin sonundan itibaren hesaplanan kanuni faizi ile geri alınacağı ifade edilmiştir. Açıklanan yasal süreç karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; davalıya 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu uyarınca 01.09.1987 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığı, davalının 04.11.1991 tarihinden itibaren öğretmen göreviyle 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa tabi olarak çalışmaya başladığı ve 24.11.2009 tarihine kadar çalışmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Kanunun 25’inci maddesiyle getirilip, 5335 sayılı Kanunun 30’uncu maddesinin yürürlüğe girmesiyle devam ettirilen düzenlemelere göre, davacının Sosyal Sigortalar Kanuna tabi olarak yaşlılık aylığı almakta iken bu aylığı kesilmeksizin Emekli Sandığı Kanuna tabi öğretmen olarak çalışması mümkün bulunmadığından, 506 sayılı Kanun kapsamında aldığı yaşlılık aylıklarının 01.01.2005 tarihi itibariyle kesilmesine ilişkin Kurum işleminde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak açık kanuni düzenlemelere rağmen Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacının 506 sayılı Kanun uyarınca aldığı yaşlılık aylığı ödemelerine devam edildiği, davacının yaşlılık aylığı aldıktan sonra tekrar çalışmaya başladığı yönündeki bildiriminin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında mevcut olduğu, görev yaptığı Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirimde bulunulmadığı gibi Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından da uzun bir süre bu konuda herhangi bir araştırmanın yapılamadığı, bu hâliyle yersiz yapılan ödemelerde Sosyal Güvenlik Kurumunun da hatasının bulunduğu, davacının ise herhangi bir kasıtlı veya kusurlu davranışından bahsedilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacıya yapılan yersiz ödemelerin Sosyal Güvenlik Kurumunun hatalı işleminden kaynaklandığının kabulü ile yersiz aylıkların geri alınmasında 5510 sayılı Kanunun 96’ıncı maddesinin (b) bendinin uygulanması gerekmektedir. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir. S O N U Ç: Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 14.03.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2015/1751 E., 2018/1790 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenleme sonrasında kanun koyucu; bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasa’nın 161. maddesi hükmünü gözeterek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkardığı 27.4.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Hukuk Genel Kurulu         2015/1751 E.  ,  2018/1790 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “kurum işleminin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 5. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 23.09.2010 tarihli ve 2008/786E., 2010/767 K. sayılı karar davalı ... vekili ve davalı T.C. Ulaştırma Denizcilik Ve Haberleşme Bakanlığı (Eski T.C.Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı) izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 05.07.2012 tarihli ve 2010/14177E., 2012/13128 K. sayılı kararı ile; "…Dava, davacıya 1.1.2005-20.07.2008 tarihleri arasında 38.595,00 TL tutarındaki emekli aylığının yersiz ödendiğine ilişkin Kurum işleminin iptali ile ödeme tarihinden itibaren geri ödenen miktarın faizi ile ödenmesi istemine ilişkindir. Mahkeme, ilamda belirtildiği şekilde; davanın kabulüne karar vermiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; 15.08.1993 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı alan davacının, 24.10.1994 tarihinden itibaren Denizcilik Müsteşarlığında çalışmasının tespit edilmesi üzerine, 5277 sayılı Kanunun 25/f ve 5335 sayılı Kanunun 30. maddeleri gereğince 1.1.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığının kesildiği ve 20.08.2008 tarihine kadar ödenen yaşlılık aylıklarının geri ödemesinin istendiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın yasal dayanağı; 5277 sayılı 2005 Mali Yılı Bütçe Kanununun 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragrafları ile 5335 sayılı Yasanın 30/2. maddesidir. 1.1.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Bütçe Kanununun 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragrafları “...Her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50’sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 11. maddesine göre alınmış Bakanlar Kurulu kararları 2005 yılında uygulanmaz.” düzenlemesini içermektedir. Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenleme sonrasında kanun koyucu; bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasa’nın 161. maddesi hükmünü gözeterek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkardığı 27.4.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 29. maddesinin (c) bendi ile; 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinde yer alan hükmü yürürlükten kaldırmış, ancak, aynı düzenlemeyi anılan kanunun 30. maddesi ile yeniden getirmiş ve bu madde 27.4.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Diğer taraftan, 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiası ile açılan dava sonucunda, 28.12.2005 gün 2005/146-105 sayılı kararla; anılan maddenin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragraflarının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş, aynı yönde yapılan başka bir başvuru üzerine de anılan mahkemenin 29.11.2005 gün 2005/6-93 Sayılı kararı ile 5277 sayılı Yasanın 25. maddesinin (f) fıkrasının, 21.4.2005 günlü 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 29. maddesinin (c) fıkrasıyla yürürlükten kaldırıldığına ve 25. maddenin (f) fıkrasına yönelik Anayasaya aykırılık iddiasına ilişkin konusu kalmayan istemler hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş, aynı düzenlemeyi içeren 5335 sayılı Kanunun 30. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan dava sonucunda ise 3.4.2007 gün 2005/52 Esas 2007/35 Karar Sayılı hükümle, anılan kanun maddesinin Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir. 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 105. maddesinde sayılan uygulanmayacak hükümler arasında 5335 sayılı Kanunun 30. maddesinin yer almaması, Anayasanın 153. maddesinin “iptal kararları geriye yürümez” hükmünü içermesi karşısında; her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılmayacakları ve görev yapamayacaklarına dair düzenlemenin 1.1.2005 tarihinden başlamak suretiyle yürürlükte olduğu belirgindir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/21-168 esas, 2009/218 karar sayılı ilamı). Davacının, birleşen davanın davalısı olan Kamu Kurumunda 1.1.2005 tarihinden beri yaşlılık aylığı kesilmeksizin çalışmasının, yukarıda açıklandığı üzere 5277 ve 5335 sayılı Kanunlar ile getirilen yasal düzenlemelere aykırı olması nedeniyle, 506 sayılı Kanun kapsamında aldığı yaşlılık aylıklarının 1.1.2005 tarihi itibariyle kesilmesine ilişkin Kurum işleminde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Öte yandan, anılan kanunun açık hükmü karşısında; Kurumun, çalışmayı veya yaşlılık aylığı alma konusunda seçim hakkı verdikten sonra aylığı kesme gibi bir yükümlüğü bulunmadığı gibi, davacının sebepsiz zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmadığını, geri vermekle yükümlü olduğunu bilecek durumda olduğu, her iki dosyanın Kuruma ait olması nedeniyle, Kurumun denetim görevi yerini getirmediği ve fuzuli ödemenin Kurumun hatasından kaynaklandığından bahisle, davacının iyiniyetli olduğunun kabulü ise mümkün değildir. Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Kabule göre de, 5502 sayılı Yasa’nın 36.maddesine göre davalı ... harçtan muaf olduğu halde yargılama giderlerine dahil edilmek suretiyle harç ödemekle yükümlü kılınması da hatalı olmuştur. O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. 2-Davalı T.C. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı (Eski T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı) izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kesilen emekli aylığının derece ve katsayı yönünden tekrar hesaplanarak kesildiği tarihten itibaren yasal faiziyle tahsili, kurum işleminin iptaliyle yersiz ödendiği gerekçesiyle tahsil edilen 38.595.00TL’nin ödenme tarihinden itibaren yasal faiziyle iadesi istemine ilişkindir. Davacı vekili, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına yönelik olarak açmış olduğu asıl davada müvekkilinin 01.08.1994 tarihinde 506 sayılı Kanun kapsamında emekli olduğunu, 24.10.1994 tarihinde 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Kararnamenin değişik 14. maddesi uyarınca sözleşmeli "Deniz Trafik Başkılavuzu" olarak T.C.Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığında çalışmaya başladığını, çalışmasının 19.06.2008 tarihine kadar devam ettiğini, 2008 Temmuz ayında SSK’dan almış olduğu yaşlılık aylığının 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesi düzenlemesi gerekçe gösterilerek kesildiğini ve 01.01.2005–20.07.2008 tarihleri arasında yaşlılık aylığının yersiz olarak ödendiğinden bahisle müvekkiline 32.652,06TL borç tahakkuk ettirildiğini, tahakkuk ettirilen borcun dava hakkı saklı kalmak kaydıyla faiziyle birlikte 38.595,00TL olarak müvekkili tarafından ödendiğini, oysaki müvekkilinin Nisan-Aralık 2005 dönemine ait yaşlılık aylıklarını tedbir için çekmediğini, 6 ay süre ile çekmemesi nedeniyle aylığın SSK’ya iade edildiğini, bunun üzerine müvekkilinin Kurum ile yaptığı görüşmede aylığından Sosyal Güvenlik Destek Primi kesildiğinin, aylığının ödenmeye devam ettiğinin, aksi olsaydı aylığının ödenmeyeceğinin söylenmesi üzerine Kuruma iade edilen aylıkların tekrar hesabına yatırılması için başvuruda bulunduğunu ve Kuruma iade edilen aylıkların yeniden hesabına yatırıldığını, bu hâliyle müvekkilinin iyi niyetli olmasına rağmen Kurum tarafından yapılan bu kesintinin hakkaniyete ve kazanılmış haklara aykırı olduğunu, diğer taraftan 5335 sayılı Kanunun 35. maddesinin son paragrafında çalıştırılmaz dendiğinden müvekkilinin çalıştırılmasına izin verilmesinde tüm sorumluluğun Müsteşarlığa ait olduğunu, kaldı ki müvekkilinin 14.01.2005 tarihli, emekli olup tekrar göreve dönen personel konulu yazıyı okuyup tebellüğ ettiğine dair yazısının Denizcilik Müsteşarlığı İstanbul Bölge Müdürlüğüne gönderildiğini, bu nedenle hem müsteşarlığın hem de Kurumun yaşlılık aylığı almakta iken çalıştığını bilmesine rağmen yaşlılık aylığının kesileceğine dair müvekkiline herhangi bir bildirimde de bulunmadıklarını, öte yandan 5335 sayılı Kanunun 21.04.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği ancak yaşlılık aylığının 2005 yılının başından itibaren kesildiğini ileri sürerek öncelikle 20.07.2008 tarihinden itibaren ödenmeyen emekli maaş ödeneğinin derece ve katsayı yönünden tekrar hesaplanarak kesim tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 01.01.2005–20.07.2008 tarihleri arasındaki yersiz ödendiği belirtilerek kesilen 38.595,00TL’nin geri ödenmesi kararının iptali ile ödenme tarihinden itibaren geri ödenen miktarın faiziyle birlikte iadesine, T.C. Başbakanlık Deniz Müsteşarlığının birinci derecede bu mağduriyetin sorumlusu olduğuna karar verilip söz konusu bedelin bu Kurum tarafından karşılanmasına, ayrıca Kanunun yürürlük tarihinden itibaren kesintinin yeniden hesaplanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili birleşen davada ise asıl davada bildirmiş olduğu gerekçeleri tekrar ederek T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığının mağduriyetinin sorumlusu olduğuna, ödenen bedelin bu Kurum tarafından karşılanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, öncelikle davacının Kuruma yapmış olduğu tahsis talebine yönelik Kurum tarafından verilmiş herhangi bir ret kararı bulunmadığından tarafına yeniden yaşlılık aylığı bağlanmasına yönelik dava açmasında hukuki menfaatinin bulunmadığını, ayrıca davacının yaşlılık aylığı aldığı sürece Müsteşarlıkta çalışamayacağını kendisinin de bildiğini, bu nedenle 2005 yılında 6 ay süre ile aylığını bankadan almadığını, diğer taraftan davacının yasal düzenlemeler karşısında çalıştığı süre içerisinde yaşlılık aylığı almasının mümkün bulunmadığını, Kurum işleminin yerinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı T.C. Ulaştırma Denizcilik Ve Haberleşme Bakanlığına (Eski T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı) izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili, öncelikle yetkili mahkemenin Beyoğlu İş Mahkemeleri olduğunu, diğer taraftan müvekkili idarenin bu davada taraf olamayacağını, istirdadı istenen meblağın SGK tarafından ödemesinin yapıldığını, diğer taraftan 5330 sayılı Kanunda geçen “çalıştırılamaz” ibaresinin davalı idarenin sorumluluğunu doğurmayacağını, kaldı ki çalıştırma yasağına ilişkin keyfiyetin davacıya tebliğ edildiğini, öte yandan davacının talep ettiği emekli ödeneklerinin 19.06.2008 tarihini müteakip ödenmeye başlandığını, ayrıca temerrüt söz konusu olmadığından faiz talebine de itiraz ettiklerini bildirerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davacının Denizcilik Müsteşarlığında çalıştığı sırada maaşından her ay düzenli olarak Sosyal Güvenlik Destek Primi kesildiği, 5335 sayılı Kanunun 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmesine karşın davacının yaşlılık aylığının 01.01.2005 tarihinden itibaren kesilmiş olduğu, davalıdan ödenen yaşlılık aylığının geri istenmesinin yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile Kurum işleminin iptaline ve davacının ödediği miktarın yasal faizi ile birlikte davalılardan alınmasına karar verilmiştir. Davalı ... vekilinin ve davalı T.C. Ulaştırma Denizcilik Ve Haberleşme Bakanlığına (Eski T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı) izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilinin ayrı ayrı temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece davacının 24.10.1994 tarihinde "Deniz Trafik Başkılavuzu" olarak göreve başladığı ve sözleşmenin Denizcilik Müsteşarlığı tarafından her yıl düzenli olarak yenilendiği ve karşılıklı imzalandığı, davacının Denizcilik Müsteşarlığındaki çalışması sırasında SSK emeklisi olduğunu gizlemediği ve aynı şekilde Denizcilik Müsteşarlığının davacının çalışır iken sosyal güvenlik destek primi ödenerek çalıştırıldığını beyan ettiği, bu durumun davacının iyi niyetli olduğunu gösterdiği, uyuşmazlığın yasal dayanağı olan 5277 ve 5335 sayılı Kanunlar ile getirilen yasal düzenlemelerin inceliklerinin normal vatandaş tarafından bilinmesi, yorumu ve takibinin mümkün olmadığı, değişen koşullara göre zaman içinde değişen sosyal güvenlik hukukundaki yorumların hukukçular arasında dahi farklılıklar gösterdiği belirtilerek ve önceki gerekçeler de tekrar edilmek suretiyle direnme karar verilmiştir. Direnme kararını davalı ... vekili ve davalı T.C. Ulaştırma Denizcilik Ve Haberleşme Bakanlığına (Eski T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı)izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili ayrı ayrı temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda davacının iyi niyetli olarak kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre 506 sayılı Kanun uyarınca almış olduğu yaşlılık aylıklarının 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesi uyarınca yersiz ödeme olarak kabulü ile Kurumca istirdadının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, konuya ilişkin yasal süreç üzerinde durulmasında yarar vardır. 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Bütçe Kanununun 25. maddesi ile “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dâhil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin % 50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar” düzenlemesi getirilmiştir. Anılan kanun maddesinin Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesine iptal davası açılmışsa da, henüz bu dava karara bağlanmadan kanun koyucu tarafından, bütçe kanunlarına, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin 2709 sayılı T.C. Anayasasının 161. maddesi hükmü gözetilerek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkarılan ve 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 29. maddesinin c bendi ile 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinde yer alan hüküm yürürlükten kaldırılmış, ancak aynı düzenleme Kanunun 30. maddesi ile yeniden getirilmiş ve bu madde 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece Anayasa Mahkemesi tarafından iptale dair bir hüküm verilmeden, aynı düzenleme 5335 sayılı Kanun da yer almış, 30. maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları ile; “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 11 inci maddesine göre 01.01.2005 tarihinden önce alınmış Bakanlar Kurulu kararları uygulanmaz” düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiası ile açılan dava sonunda, 29.11.2005 tarihli 2005/6-93 sayılı kararıyla; “iptali istenen bu maddenin 5335 sayılı Kanunun 29’uncu maddesiyle yürürlükten kaldırılmakla, davanın konusuz kaldığı” gerekçesiyle, istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Öte yandan, 5335 sayılı Kanunun 30. maddesinin T.C. Anayasasına aykırı olduğundan bahisle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuş, Anayasa Mahkemesinin 03.04.2007 tarihli ve 2005/52 E., 2007/35 K. sayılı kararıyla, iptal istemine konu kuralın, emekli veya yaşlılık aylığı almakta olan kişinin kendini çalışma gücüne sahip görerek kendi isteği ile kuralda belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlaması durumunda emekli aylığının kesilmesine ilişkin olduğu, düzenlemenin kişinin sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldırmadığı ve emeklilik statüsüne zarar vermediği, belirtilen yerlerde çalışıldığı ve karşılığında gelir elde edildiği sürece bireye ödenen aylıkların kesilmesiyle sınırlı bir sonuç doğurduğu, bu durumun sosyal güvenliğin sosyal riskler karşısında asgari yaşam düzeyinin sağlanması amacını ortadan kaldırmadığı, ayrıca sosyal güvenlik kurumlarından emekli veya yaşlılık aylığı almakta iken kendi isteği ile belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlayanların emekli veya yaşlılık aylıkların kesilmesinin, özellikle öğrenimlerini tamamlayıp iş arayan gençlere iş bulma amacı dikkate alındığında daha büyük sorunların çözümüne yönelik bir düzenleme içerdiği gerekçeleriyle, ilgili maddenin T.C. Anayasasına aykırı olmadığına karar verilmiştir. Diğer taraftan 01.10.2008 tarihinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girmiş, bu Kanunun 105. maddesinde “21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi,…hariç olmak üzere, diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.” hükmüne yer verilmiştir. Hâl böyle olunca, 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin hâlen yürürlükte olduğunun kabulü gerekir. Sonuç itibariyle, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin kamu kurumlarında herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları uygulamasına, 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Kanunun 25. maddesi ile başlandığı ve sonrasında da 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Kanunun 30. maddesi ile sürdürüldüğü, bu düzenlemenin 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 105. maddesi hükmü karşısında hâlen yürürlükte olduğu açıktır. Anılan yasal düzenlemelere aykırı biçimde çalışılması durumunda; çalışanların, fiilen çalıştıkları dönemdeki emeklilik veya yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilmesi ve yersiz aylıkların istirdadı söz konusu olacaktır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 27.05.2009 tarihli ve 2009/21-168 E., 2009/218 K.; 01.12.2010 tarihli ve 2010/10-586 E., 2010/615 K.; 06.04.2011 tarihli ve 2010/21-726 E., 2011/68 K. ve 05.10.2011 tarihli ve 2011/10-476 E., 2011/584 K., 21.03.2012 tarihli ve 2012/10-20 E., 2012/235 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir. Diğer taraftan uyuşmazlığın çözümünde ölçülülük ilkesi üzerinde durmakta da yarar vardır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Anayasa Mahkemesinin 2013/8074 Esas sayılı başvuru üzerine verilen 09.03.2016 tarihli kararında da belirtildiği üzere "ölçülülük ilkesi" ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir. Ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerekir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir. Nitekim 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi ile yersiz ödemelerin geri alınmasına ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Bu maddeye göre sebepsiz zenginleşmenin sigortalı veya hak sahibinin kasıtlı veya kusurlu davranışı ile Kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâllerine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarlarının belirlenmesi ayrı ayrı esaslara bağlamıştır. 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin (a) bendinde; yersiz ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğması durumunda, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede, ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faizi ile birlikte geri alınacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte maddenin (b) bendinde; fazla veya yersiz ödemenin kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâlinde, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamının, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içerisinde ödenmesi durumunda faizsiz olarak tahsil edileceği belirtilmiş, bu sürenin geçmesinden sonra yapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylık sürenin sonundan itibaren hesaplanan kanuni faizi ile geri alınacağı ifade edilmiştir. Açıklanan yasal süreç karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; davalıya 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu uyarınca 28.07.1993 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığı, davalının 24.10.1994 tarihinden itibaren Davalı T.C. Ulaştırma Denizcilik Ve Haberleşme Bakanlığında (Eski T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı) Deniz Trafik Başkılavuzu olarak görev yaptığı ve 19.06.2008 tarihine kadar çalışmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Kanunun 25. maddesiyle getirilip, 5335 sayılı Kanunun 30. maddesinin yürürlüğe girmesiyle devam ettirilen düzenlemelere göre, davacının Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak yaşlılık aylığı almakta iken bu aylığı kesilmeksizin T.C. Ulaştırma Denizcilik Ve Haberleşme Bakanlığında (Eski T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı) görev yapması mümkün bulunmadığından, 506 sayılı Kanun kapsamında aldığı yaşlılık aylıklarının 01.01.2005 tarihi itibariyle kesilmesine ilişkin Kurum işleminde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak açık kanuni düzenlemelere rağmen Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacının 506 sayılı Kanun uyarınca aldığı yaşlılık aylığı ödemelerine devam edildiği, davacının yaşlılık aylığı aldıktan sonra tekrar çalışmaya başladığı yönündeki bildiriminin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında mevcut olduğu, T.C. Ulaştırma Denizcilik Ve Haberleşme Bakanlığı (Eski T.C.Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı) tarafından davacının çalıştığına dair bildirimde de bulunulduğu, davacı tarafından Kanunun uygulanmasına yönelik olarak 21.04.2005 ile 22.12.2005 tarihleri arasında yaşlılık aylığı hesabından para çekilmediği, bu nedenle biriken aylıkların banka tarafından Kuruma iade edildiği, davacının 25.04.2006 tarihinde bankadan çekilmediğinden Kurum hesabına aktarılan aylığının yeniden hesabına yatırılmasını talep etmesi üzerine Kurum tarafından 5335 sayılı Kanunun 30. maddesi dikkate alınmadan davacıya iade edildiği, bu hâliyle yersiz yapılan ödemelerde Sosyal Güvenlik Kurumunun da hatasının bulunduğu, davacının ise herhangi bir kasıtlı veya kusurlu davranışından bahsedilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacıya yapılan yersiz ödemelerin Sosyal Güvenlik Kurumunun hatalı işleminden kaynaklandığının kabulü ile yersiz ödenen yaşlılık aylıkların geri alınmasında 5510 sayılı Kanunun 96. maddesinin (b) bendinin uygulanması gerekmektedir. Öte yandan kamu hizmetlerinin kurulması ve yürütülmesi için gerekli olan mali kaynağın sağlanması amacıyla devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu mali yükümlerden kaynaklanan alacakları genel olarak kamu alacakları olarak nitelendirilmektedir. Devletin kamu alacağını oluşturan gelir kaynaklarından birini ise kamu hizmetlerinden yararlananların ödedikleri harçlar oluşturmaktadır. Harç, bazı kamu hizmetlerinden yararlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel kişilerin, özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülüklerdir (Pınar, B.:Yargı ve İcra Harçları, Ankara 2009, s.1-3). Diğer bir deyişle harç, adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetin gerektirdiği masrafları karşılamak mülahazasıyla gerçek ve tüzel kişilerden Hazinece alınan bir paradır. Yapılan işler ve görülen hizmet amme hizmetinden ziyade, kişilerin şahsına ve menfaatine ilişkindir (YİBK'nun 23.12.1976 tarihli ve 1976/7 E., 1976/6 K. sayılı kararı). Anayasa Mahkemesi de harcı, verginin özel ve ayrıksı bir türü olarak tanımlamıştır (17.12.1968 tarihli ve 1968/12 E., 1968/65 K.; 24.10.1974 tarihli ve 1974/31 E., 1974/43 K.; 14.01.2010 tarihli ve 2009/27 E., 2010/9 K. sayılı kararları ve aynı mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.1982 tarihli ve 1982/5-341 E., 1982/493 K. sayılı kararı). Harçlar konusunda genel düzenleme içeren 492 sayılı Harçlar Kanununun gerekçesinde harcın tanımı, “fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir” biçiminde yapılmış ve bu tanım Anayasa Mahkemesinin 31.03.1987 tarihli ve 1986/20 E., 1987/9 K.; 14.02.1991 tarihli ve 1990/18 E., 1991/14 K.; 28.09.1995 tarihli ve 1995/24 E., 1995/52 K.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.1982 tarihli ve 1982/5-341 E., 1982/493 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir (YİBK'nun 07.12.1964 tarihli ve 1964/3 E., 1964/5 K.; Anayasa Mahkemesinin 31.03.1987 tarihli ve 1986/20 E., 1987/9 K. sayılı kararları). Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır. Nitekim T.C. Anayasası'nın 73/3. maddesi; “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” hükmünü içermektedir. Bu Anayasa kuralının, vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu açıktır. O hâlde, harca ilişkin bir yasa hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amacın gözden uzak tutulmaması gerekir. Aksi hâlde, kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına sokulmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, yasa koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.05.1982 tarihli ve 1982/5-341 E., 1982/493 K. sayılı kararı). Kanunilik ilkesi gereği 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 1. maddesinde, bu kanuna göre alınacak harçlar arasında diğer harçlar yanında yargı harçları da bulunmaktadır. Aynı Kanunun 2. maddesinde ise, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu vurgulanmıştır. Yargı harcı, devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısıdır (YİBK'nun 16.12.1983 tarihli ve 1983/5 E., 1983/6 K. sayılı kararı). Kanunla açıkça yargı harçlarından muaf olduğu ya da işleminin müstesna olduğuna ilişkin düzenleme yapılmamış olan herkes, bu harçları ödemekle yükümlüdür. Görülmektedir ki vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça kanunda gösterilmesi gerekir. 492 sayılı Harçlar Kanunu ile buna bağlı tarifede ve yine bu kanunda yapılan atıf nedeniyle bazı özel yasalarda istisna ve muafiyetler ayrıca düzenlenmiştir. Anılan Kanununun "istisna ve muaflıklar" başlıklı 13. maddesinde harçtan müstesna işlemler düzenlenmiş; 59. maddesinde ise; "Harçtan müstesna tutulan işlemler" başlığı altında hangi işlemlerin harçtan istisna olduğu sıralanmış, son fıkrasında ise; "Yukarıda yer alan istisnalara ilave olarak özel kanunlarda yer alan muafiyet ve istisnalara ilişkin hükümler saklıdır." düzenlemesi getirilmiştir. 492 sayılı Kanunun 13. maddesinin (j) bendinde ise, genel bütçeye dahil idarelerin bu Kanunun (1) ve (3) sayılı tarifeye giren bütün işlemlerinin harçtan müstesna olduğu belirtilmiştir. İlgili Kanun maddesi uyarınca davalı T.C. Ulaştırma Denizcilik Ve Haberleşme Bakanlığı (Eski T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı) genel bütçeye dahil olduğundan 492 sayılı Kanunun 13. maddesinin (j) bendi uyarınca harçtan muaf olduğu kabul edilmelidir. Diğer taraftan 5502 sayılı Kanunun 36. maddesinde yer alan “Kurum, (...) faaliyetleri dolayısıyla yapılan işlemler yönünden ilgili kanunlarında yer almamış olsa dahi 020/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa göre alınan harçlardan, elektrik ve havagazı tüketim vergisi ve yangın sigortası vergisi hariç olmak üzere 26/05/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınan vergi, harç, katılma payı ile tasdik ücretlerinden, düzenleyeceği kâğıtlar nedeniyle damga vergisinden, sahip olduğu taşınmazlar dolayısıyla emlak vergisinden, satın alınan ve satılan taşınmazlar ile ilgili olarak tapu ve kadastro döner sermaye bedellerinden ve her türlü dava ve icra işlemlerinde teminat yatırma mükellefiyetinden muaftır.” düzenlemesi uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumuna özel kanun ile harçtan muafiyet imkânı getirilmiştir. Sonuç itibariyle davalı ... ile davalı T.C. Ulaştırma Denizcilik Ve Haberleşme Bakanlığının (Eski T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı) harçtan muaf tutulması gerekirken, mahkemece davalılar aleyhine harca hükmedilerek yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Davalı ... vekilinin ve davalı T.C. Ulaştırma Denizcilik Ve Haberleşme Bakanlığı (Eski T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı) izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazlarının ayrı ayrı kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 27.11.2018 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenleme sonrasında kanun koyucu; bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasa’nın 161.maddesi hükmünü gözeterek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkardığı 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Hukuk Genel Kurulu         2011/10-476 E.  ,  2011/584 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun 2.İş Mahkemesi TARİHİ : 28.04.2011 Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali ile birleşen istirdat” davasında yapılan yargılama sonunda; Samsun 2.İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 20.11.2008 gün ve 2008/243 E., 2008/665 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 03.06.2010 gün ve 2009/1947 E., 2010/7957 K. sayılı ilamı ile; (“…Uyuşmazlığın yasal dayanağı; 5277 sayılı 2005 Mali Yılı Bütçe Kanununun 25.maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragrafları ile 5335 sayılı Yasanın 30/2. maddesidir. 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Bütçe Kanununun 25.maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragrafları “…Her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50’sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 11.maddesine göre alınmış Bakanlar Kurulu kararları 2005 yılında uygulanmaz.” düzenlemesini içermektedir. Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenleme sonrasında kanun koyucu; bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasa’nın 161.maddesi hükmünü gözeterek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkardığı 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 29.maddesinin (c) bendi ile; 5277 sayılı Kanunun 25.maddesinde yer alan hükmü yürürlükten kaldırmış, ancak, aynı düzenlemeyi anılan kanunun 30.maddesi ile yeniden getirmiş ve bu madde 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Diğer taraftan, 5277 sayılı Kanunun 25.maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiası ile açılan dava sonucunda, 28.12.2005 gün 2005/146-105 sayılı kararla; anılan maddenin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragraflarının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş, aynı yönde yapılan başka bir başvuru üzerine de anılan mahkemenin 29.11.2005 gün 2005/6-93 Sayılı kararı ile 5277 sayılı Yasanın 25.maddesinin (f) fıkrasının, 21.04.2005 günlü 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 29.maddesinin (c) fıkrasıyla yürürlükten kaldırıldığına ve 25.maddenin (f) fıkrasına yönelik Anayasaya aykırılık iddiasına ilişkin konusu kalmayan istemler hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş, aynı düzenlemeyi içeren 5335 sayılı Kanunun 30.maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan dava sonucunda ise 03.04.2007 gün 2005/52 Esas 2007/35 Karar Sayılı hükümle, anılan kanun maddesinin Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 105.maddesinde sayılan uygulanmayacak hükümler arasında 5335 sayılı Kanunun 30.maddesinin yer almaması, Anayasanın 153.maddesinin “iptal kararları geriye yürümez” hükmünü içermesi karşısında; her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılmayacakları ve görev yapamayacaklarına dair düzenlemenin 01.01.2005 tarihinden başlamak suretiyle yürürlükte olduğunun kabulü gerekir. Bu yasal düzenlemeye aykırı biçimde çalışılması durumunda; çalışanların, fiilen çalıştıkları dönemdeki emeklilik veya yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilmesi ve yersiz aylıkların istirdadı söz konusu olacaktır. (HGK; 27.05.2009 gün, 2009/21-168 E. 2009/218 K.) Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar dikkate alındığında; Kurumun, yaşlılık aylıklarının kesilmesi işlemi yerinde bulunarak, sigortalı çalışmaların gerçekleştiği döneme ilişkin Kurum işleminin iptaline dair talebin reddine karar verilmiş ise de; hükmün devamında, davacının iyiniyetli olarak elinden çıkardığı ve başkaca da geliri olmadığından bahisle, Borçlar Kanunun 61. ve 63.maddeleri gereğince, aldığı aylıkları iade ile yükümlü olmadığı sonucuna varılmış olması, isabetsiz bulunmuş olup, 5335 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmalar nedeniyle davacı tarafından alınan yaşlılık aylıklarının Kuruma iadesi gerekmektedir. O halde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır…”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ  EDEN  : Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl dava, yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptali, birleşen dava yersiz ödenen aylıkların tahsili istemine ilişkindir. Davacı sigortalı vekili asıl davada, davacının 506 sayılı Kanun uyarınca Kurumdan yaşlılık aylığı almakta iken çalışmaya başladığını, bu çalışmanın Kuruma bildirildiği ve çalışma süresince sosyal güvenlik destek primi ödendiğini, çalışma sona erdikten sonra Kurumca uyarı yapılmadan ve seçimlik hakkı tanınmadan aylığının iptali ile iadesinin talep edildiğini, oysa iptal işlemine dayanak teşkil eden 5277 sayılı Kanunun 25.maddesinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiğini, düzenlemenin çalışma hürriyetine aykırı olduğunu, ayrıca aylıkların sadece çalışılan dönem için iptali yerine çalışmanın sona erdiği dönemden sonrası için de iptal kararı verilmesinin doğru olmadığını beyanla, Kurum işleminin iptalini istemiştir. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (Devredilen SSK) vekili cevap dilekçesinde, sosyal güvenlik kurumlarından emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların aylıkları kesilmeksizin Kanunda belirtilen kurumlarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacağı ve görev yapamayacağının 5277 sayılı Kanunun 25.maddesinde öngörüldüğünü, söz konusu fıkranın 5335 sayılı Kanunun 29/c maddesi ile yürürlükten kaldırılarak içerik olarak aynı hükmün 30.madde ile yeniden düzenlendiğini, yaşlılık aylığı almakta olan davacının çalıştığı işyerinin 30.maddede sayılan istisnalardan olmadığı ve bu nedenle destek primi ödeyerek dahi çalışmanın mümkün olmadığını, 30.madde halen yürürlükte olmakla Kurum işleminin yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Yerel Mahkemece, 5277 sayılı Kanunun 25.maddesi yürürlükten kaldırılmış ise de aynı yönde düzenleme içeren 5335 sayılı Kanunun 30.maddesinin yürürlükte olması nedeniyle davacının çalıştığı sürelere ilişkin olarak Kurumun aylığın iptali işleminin yerinde olduğu ancak çalışması konusunda Kurumu bilgilendiren ve sosyal güvenlik destek primi ödeyen davacının iyiniyetli olması ve elinde bir şey kalmaması nedeniyle iade yükümlülüğü olmadığı gerekçesiyle; Kurumun, çalışılan sürelere ilişkin olarak aylığın iptali işleminin iptaline yönelik talebinin reddine, 03.08.2007-22.05.2008 tarihleri arasında ödenen yaşlılık aylığının iadesine ilişkin işlemin ise iptaline karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle bozulmuştur. Bozma kararı sonrası yapılan yargılama sırasında SGK (Devredilen SSK) tarafından yersiz ödenen yaşlılık aylıklarının istirdadı talebi ile açılan davanın iş bu dava ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Yerel Mahkemece, birleşen davanın reddine karar verilmiş; ayrıca asıl dava yönünden de yargılama sırasında yürürlüğe giren ve sigortalı aleyhine düzenleme içeren 5510 sayılı Kanunun 96.maddesinin olayda uygulanma imkanı bulunmadığı gerekçesiyle ve önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle ilk kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir. (I)–Davalı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; Özel Daire bozma ilamı ve direnme kararının kapsamı itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yersiz ödeme haline gelen aylığın iadesinde, 818 sayılı Borçlar Kanununun 61 ve devamı maddelerinin uygulama yeri olup olmadığı; ödeme tarihlerinden sonra yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun hükümlerinin somut olay yönünden uygulanıp uygulanamayacağı noktalarında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Kurumun iptal işleminin yasal dayanağını; 5277 sayılı 2005 Mali Yılı Bütçe Kanununun 25.maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragrafları ile 5335 sayılı Yasanın 30/2.maddesi oluşturmaktadır. 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Bütçe Kanununun 25.maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragrafları “…Her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50’sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Ek 11.maddesine göre alınmış Bakanlar Kurulu kararları 2005 yılında uygulanmaz.” düzenlemesini içermektedir. Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenleme sonrasında kanun koyucunun; bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasa’nın 161.maddesi hükmünü gözeterek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkardığı 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 29.maddesinin (c) bendi ile; 5277 sayılı Kanunun 25.maddesinde yer alan hükmü yürürlükten kaldırmış, ancak, aynı düzenlemeyi anılan Kanunun 30.maddesi ile yeniden getirmiş ve bu madde 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Diğer taraftan, 5277 sayılı Kanunun 25.maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiası ile açılan dava sonucunda Anayasa Mahkemesinin 28.12.2005 gün 2005/146-105 sayılı kararı ile anılan maddenin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragraflarının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Aynı yönde yapılan başka bir başvuru üzerine de anılan mahkemenin 29.11.2005 gün 2005/6-93 Sayılı kararı ile 5277 sayılı Yasanın 25.maddesinin (f) fıkrasının, 21.04.2005 günlü 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 29.maddesinin (c) fıkrasıyla yürürlükten kaldırıldığına ve 25.maddenin (f) fıkrasına yönelik Anayasaya aykırılık iddiasına ilişkin konusu kalmayan istemler hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir. Aynı düzenlemeyi içeren 5335 sayılı Kanunun 30.maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan dava sonucunda ise 03.04.2007 gün 2005/52 Esas 2007/35 Karar Sayılı hükümle, anılan kanun maddesinin Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir. Öte yandan, gerek 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 105.maddesinde sayılan 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden itibaren uygulanamayacak hükümler arasında 5335 sayılı Kanunun 30. maddesinin yer almaması, gerekse T.C. Anayasası’nın 153. maddesinin “iptal kararları geriye yürümez” hükmünü içermesi karşısında; her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılmayacakları ve görev yapamayacaklarına dair düzenlemenin 01.01.2005 tarihinden başlamak suretiyle yürürlükte olduğunun kabulü gerekir. Anılan yasal düzenlemeye aykırı biçimde çalışılması durumunda; çalışanların, fiilen çalıştıkları dönemdeki emeklilik veya yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilmesi ve yersiz aylıkların istirdadı söz konusu olacaktır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulu’nun 27.05.2009 gün ve 2009/21-168 E., 2009/218 K.; 01.12.2010 gün ve 2010/10-586 E., 2010/615 K. ve 06.04.2011 gün ve 2010/21-726 E., 2011/68 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir. Yeri gelmişken, yersiz ödeme haline gelen aylıkların istirdadına ilişkin uyuşmazlığın ve bununla ilgili sosyal güvenlik mevzuatının değerlendirilmesi gerekmektedir. Konuya ilişkin ilk düzenleme (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda yer almaktadır. Kanunun “Sigorta Yardımlarının Haczedilemeyeceği, Yanlış Ve Yersiz Ödemelerin Tahsili” başlıklı 121.maddesi; “Bu kanun gereğince bağlanacak gelir veya aylıklar ve sağlanacak yardımlar, nafaka borçları ve bu Kanunun 80'inci Maddesine göre takip ve tahsili gereken alacaklar dışında, haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez. (Ek fıkra:29.07.2003-4958/47 md.) Ancak, yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımları 84'üncü Maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınır. Kurumun genel hükümlere göre takip hakkı saklıdır…” hükmünü içermektedir. Diğer taraftan, yargılama sırasında 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 506 sayılı Kanunun anılan hükmü yürürlükten kaldırılmış ve konu 5510 sayılı Kanunun 96.maddesinde düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren “Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” başlıklı 96. maddesinde de; “…Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a)Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b)Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” hükmü yer almaktadır. Hemen burada, devam etmekte olan uyuşmazlık yönünden önceki Kanunun mu, yoksa dava devam etmekte iken çıkarılan yeni Kanunun mu uygulanması gerektiği, çözüme kavuşturulmalıdır. Bilindiği üzere, yasaların geriye yürümesi konusunda mevzuatımızda genel bir düzenleme bulunmamaktadır. İlke olarak her yasa yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar. Bunun doğal sonucu da, yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilemeyeceği, başka bir anlatımla geriye yürümeyecekleridir. Ancak devam eden uyuşmazlıklar ile tamamlanmamış hukuki durumlara yeni yasa veya düzenleyici kural “derhal yürürlüğe girme” niteliği nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır. Bu gibi durumlarda yasaların geriye yürümesi değil ani etkisi söz konusudur. Ne var ki, sosyal güvenlik hukukunun ilgi alanı kamusal olup, otoritesi kamu düzenini ilgilendirmektedir. Bu nedenle sosyal güvenlik hukuku ile ilgili yasalar yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurur. Öte yandan, 5510 sayılı Kanun öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Kanunun 121.maddesinde yersiz ödemelerin kayıtsız şartsız iadesinin öngörüldüğü, yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamının farklı hukuki durumlara özgü olarak değişiklik göstermediği görülmektedir. 5510 sayılı Kanun ise 96.maddesiyle, 506 sayılı Kanunda yer almayan yeni bir düzenleme getirmiş; sebepsiz zenginleşmenin sigortalı veya hak sahibinin kasıtlı veya kusurlu davranışı ile Kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hallerine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarlarının belirlenmesini ayrı ayrı esaslara bağlamıştır. Dolayısıyla, 5510 sayılı Kanun ile ödeme yükümünün kapsamı, sigortalının kasıt veya kusuruna veya Kurumun hatalı işlemine göre farklılaştırılarak, kayıtsız şartsız iade öngören 121.madde hükmüne göre daha lehe bir düzenleme getirilmiştir. Hal böyle olunca, sosyal güvenlik hukukunun yukarıda açıklanan niteliği karşısında sigortalı lehine düzenleme getiren 5510 sayılı Kanunun anılan hükmünün devam etmekte olan uyuşmazlıklarda uygulanması gerekmektedir. Ayrıca, 5510 sayılı Yasanın geçici maddelerinde, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural da yer almamaktadır. 5510 sayılı Kanunun geçici maddelerinde, önceki hükümlerden hangilerinin uygulanamayacağı belirtilmek suretiyle uygulama düzenlenmiş olup; yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğine işaret eden herhangi bir kural da bulunmadığından, Kanunun 96.maddesinin sigortalı yararına getirdiği bu yeni düzenlemenin, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklarına ilişkin süregelen uyuşmazlıklara uygulanması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Yapılan açıklamaların ışığında sonuç itibariyle; kamusal niteliği gereği sosyal güvenlik hukuku ile ilgili yasaların yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurması; 5510 sayılı Kanun ile ödeme yükümünün kapsamının sigortalının kasıt veya kusuruna veya Kurumun hatalı işlemine göre farklılaştırılarak, kayıtsız şartsız iade öngören 121.madde hükmüne göre daha lehe bir düzenleme getirilmesi ve 5510 sayılı Yasanın geçici maddelerinde, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kuralın da yer almaması karşısında yersiz ödemelerin iadesi talebine ilişkin devam etmekte olan uyuşmazlıkların çözümünde, 5510 sayılı Kanunun 96.maddesinin değerlendirilmesi ve uygulanması gerekmektedir. Diğer taraftan, uyuşmazlığın çözümünde 818 sayılı Kanunun 63.madde hükmünün uygulama yeri olup olmadığı hususunun da açıklığa kavuşturulmasında yarar vardır. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde, genel hüküm niteliğinde bulunan 63’üncü maddesi uyarınca; iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermekle yükümlü olmayacaktır. Buna karşın; zenginleşenin, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor olması halinde, kötü niyetli sayılacağında da kuşku bulunmamaktadır. 5510 sayılı Kanunun 96.maddesiyle, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusunda genel hüküm niteliğindeki Borçlar Kanunu’nun 63.maddesine nazaran, özel bir düzenleme getirilmiştir. Şu duruma göre, karşımıza, aynı konu hakkında bir tarafta genel kanunda kabul edilen yasa kuralı, bir tarafta da özel bir yasal düzenleme çıkmaktadır. Bu nedenle sorunun normlar hiyerarşisi kurallarına göre çözümlenmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. "Yasaların çatışması" olarak da adlandırılan bu gibi durumlarda; sonraki norm, öncekinin yerini alır (Lex Pasterior deraget priori); özel kanun, genel kanundan önce gelir (Lex specialis per generalem non deregatur); açık anlamlı norm, kapalı anlamlı normdan önce gelir, biçiminde kabul edilen temel ilkelerden yararlanılarak sonuca ulaşılmalıdır. Belirtilen ilkeler doğrultusunda yapılan değerlendirmede ise; 5510 sayılı Kanunun, 818 sayılı Borçlar Kanununa göre özel nitelikte olduğu; bu kapsamda 5510 sayılı Kanunun 96.maddesi hükmünün sebepsiz zenginleşme nedeniyle yersiz ödemelerin Kuruma iadesi konusunda özel nitelikte düzenleme içerdiği açıktır. Bu durumda özel kanun niteliğindeki 5510 sayılı Kanunun, yine özel düzenleme içeren 96.maddesi hükmü, genel nitelikteki 818 sayılı Borçlar Kanununun 63.maddesi hükmüne nazaran uygulama önceliğine sahiptir. O halde, Yerel Mahkemece yukarıda yapılan açıklamaların ışığında özel Kanun niteliğindeki 5510 sayılı Kanunun 96.maddesinin değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Ne var ki, 5510 sayılı Kanunun 96/1-b bendinin son cümlesi uyarınca ilgililerin Kurumdan alacakları yoksa yersiz ödemelerin genel hükümlere göre geri alınması gerektiğine ilişkin yasal düzenleme de göz ardı edilmemelidir. Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 15.06.2011 gün ve 2011/21-362 E., 2011/409 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince: Sigortalıya 01.12.2005 tarihinden başlamak üzere 506 sayılı Kanunun Geçici 81/B-a bendi uyarınca yaşlılık aylığı bağlandığı, yaşlılık aylığı almaya devam ederken 03.08.2007 ila 14.11.2007 tarihleri arasında 5335 sayılı Kanunun 30.maddesinde belirtilen istisnalar içinde yer almayan işyerinde çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır. Şu hale göre, davacının yaşlılık aylığı almakta iken çalışması mümkün olmadığından Kurumun yaşlılık aylığının fiilen çalışılan 03.08.2007-14.11.2007 tarihleri arasındaki dönem için iptaline yönelik işlemi yerinde olup, 5335 sayılı Kanun kapsamındaki çalışma nedeniyle fiilen çalıştığı dönem içinde aldığı yaşlılık aylıklarının Kuruma iadesi gerekmektedir. Ne var ki, Yerel Mahkemece, davacıya fiilen çalıştığı 03.08.2007-14.11.2007 döneminde ödenen yaşlılık aylıklarının iadeye konu miktarının belirlenmesi yönünden yapılan değerlendirme yetersizdir. Yerel Mahkemece öncelikle, 5510 sayılı Kanunun 96.maddesi kapsamında araştırma ve inceleme yapılarak, yersiz ödemenin sigortalının kasıtlı ve kusurlu davranışından mı, yoksa Sosyal Güvenlik Kurumunun hatalı işleminden mi kaynaklandığının belirlenmesi ve varılacak sonuca göre yine 5510 sayılı Kanunun 96.maddesi hükmü gözetilerek yapılacak değerlendirme ile iade yükümünün kapsamı ve miktarı konusunda bir karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. (II)–Birleşen dava davacısı/ asıl dava davalısı Kurum vekilinin birleşen dava yönünden verilen red kararına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Bozma kararından sonra birleşen 2010/967 E. sayılı yersiz ödemelerin tahsiline ilişkin dava yönünden verilen karar, Yargıtay denetiminden geçmemiş, bozmaya konu olmamıştır. Birleşen dava yönünden verilen karar açıklanan nedenlerle direnme niteliğinde olmayıp yeni hüküm teşkil ettiğinden ve birleşen dava yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazları Özel Daire’since incelenmediğinden, bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir. S O N U Ç : 1-Yukarıda (I) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 2-Yukarıda (II) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, birleşen dava davacısı/asıl dava davalısı Sosyal Güvenlik Kurumu (Devredilen SSK) vekilinin, birleşen dava yönünden verilen yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 10.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 05.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenleme sonrasında kanun koyucu; bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasa’nın 161.maddesi hükmünü gözeterek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkardığı 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Hukuk Genel Kurulu         2012/10-20 E.  ,  2012/235 K. * YAŞLILIK AYLIĞI ALAN EMEKLİNİN YENİDEN MEMURİYETE BAŞLAMASI * İTİRAZIN İPTALİ İSTEMİ * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 153 * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 161 * BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (5335) Madde 30 * SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU (5510) Madde 105 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 19.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.11.2010 gün ve 2010/557 E.-2010/1023 K. sayılı kararın incelenmesi davacı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 03.05.2011 gün ve 2011/2400 E.-2011/6524 K. sayılı ilamı ile; (“…Dava; 506 sayılı Kanun kapsamında 01.01.1995 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı alan, 11.10.1995 tarihinden itibaren Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı öğretmen olarak 5434 sayılı Kanun kapsamında çalışması nedeniyle 5277 sayılı Kanunun 25 ve 5335 sayılı Kanunun 30.maddeleri gereğince 01.01.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı kesilen ve 24.01.2010 tarihine kadar fuzulen ödenen yaşlılık aylıklarının ferileriyle birlikte tahsili için davalı borçlu aleyhine girişilen icra takibine vaki itirazının iptali ile icra takibinin devamına ve borçlunun %40 icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulması istemine ilişkin olup, Mahkemece; davanın reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlığın yasal dayanağı; 5277 sayılı 2005 Mali Yılı Bütçe Kanununun 25.maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragrafları ile 5335 sayılı Yasanın 30/2.maddesidir. 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Bütçe Kanununun 25.maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragrafları “…Her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50’sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 11.maddesine göre alınmış Bakanlar Kurulu kararları 2005 yılında uygulanmaz.” düzenlemesini içermektedir. Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenleme sonrasında kanun koyucu; bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasa’nın 161.maddesi hükmünü gözeterek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkardığı 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 29.maddesinin (c) bendi ile; 5277 sayılı Kanunun 25.maddesinde yer alan hükmü yürürlükten kaldırmış, ancak, aynı düzenlemeyi anılan kanunun 30. maddesi ile yeniden getirmiş ve bu madde 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Diğer taraftan, 5277 sayılı Kanunun 25.maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiası ile açılan dava sonucunda, 28.12.2005 gün 2005/146-105 sayılı kararla; anılan maddenin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragraflarının Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş, aynı yönde yapılan başka bir başvuru üzerine de anılan mahkemenin 29.11.2005 gün 2005/6-93 Sayılı kararı ile 5277 sayılı Yasanın 25.maddesinin (f) fıkrasının, 21.4.2005 günlü 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 29.maddesinin (c) fıkrasıyla yürürlükten kaldırıldığına ve 25.maddenin (f) fıkrasına yönelik Anayasaya aykırılık iddiasına ilişkin konusu kalmayan istemler hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş, aynı düzenlemeyi içeren 5335 sayılı Kanunun 30.maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan dava sonucunda ise 03.04.2007 gün 2005/52 Esas 2007/35 Karar Sayılı hükümle, anılan kanun maddesinin Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 105.maddesinde sayılan uygulanmayacak hükümler arasında 5335 sayılı Kanunun 30.maddesinin yer almaması, Anayasanın 153.maddesinin “iptal kararları geriye yürümez” hükmünü içermesi karşısında; her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılmayacakları ve görev yapamayacaklarına dair düzenlemenin 01.01.2005 tarihinden başlamak suretiyle yürürlükte olduğu belirgindir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/21-168 esas, 2009/218 karar sayılı ilamı). Davacının, uyuşmazlık konusu olmayan dava dışı kamu kurumunda 01.01.2005 tarihinden beri yaşlılık aylığı kesilmeksizin çalışmasının; yukarıda açıklandığı üzere 5277 ve 5335 sayılı Kanunlar ile getirilen yasal düzenlemelere aykırı olması nedeniyle, 506 sayılı Kanun kapsamında aldığı yaşlılık aylıklarının 01.01.2005 tarihi itibariyle kesilmesine ilişkin Kurum işleminde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünün yargılamayı gerektirdiği ve bu nedenle icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği yönü de gözetilerek, uyuşmazlık konusu dönemde iadesi gereken aylıklar ve faizi hesaplandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) vekili dava dilekçesinde, 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı almakta iken, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı öğretmen olarak 5434 sayılı Kanun kapsamında çalışmaya başlaması nedeniyle 5277 sayılı Kanunun 25 ve 5335 sayılı Kanunun 30.maddeleri gereğince 01.01.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı kesilen ve fuzulen ödenen yaşlılık aylıklarının ferileriyle birlikte tahsili için davalı borçlu aleyhine girişilen icra takibine davalının itirazının iptali ile icra takibinin devamı ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, çalışmaları karşılığı hak kazandığı yaşlılık aylığının iadesinin istenmesinin sosyal güvenlik ilkelerine aykırı olduğunu, çalışmayı bilmesine rağmen yaşlılık aylığını ödemeye devam eden davacı Kurum ile emekli çalıştırdığını bildirmeyen işverenin sorumluluğunun kendisine yüklenemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. Yerel Mahkemece, 506 sayılı Kanunun 63.maddesi uyarınca davalının yaşlılık aylığının kesilmesini gerektiren bir durum olmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar, davacı SGK vekilinin temyizi üzerine Özel Daire’ce yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; kararı davacı SGK vekili temyiz etmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalıya 506 sayılı Kanun uyarınca ödenen yaşlılık aylıklarının 5335 sayılı Kanunun 30.maddesi uyarınca yersiz ödeme haline gelip gelmediği ile Kurumca istirdardının mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Öncelikle, konuya ilişkin yasal süreç üzerinde durulmasında yarar vardır: 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Bütçe Kanunu'nun 25.maddesi ile; “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %  50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar.” düzenlemesi getirilmiştir. Anılan yasa maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne dava açılmışsa da, henüz bu dava karara bağlanmadan kanun koyucu tarafından, bütçe kanunlarına, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasanın 161.maddesi hükmü gözetilerek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkarılan 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 Sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 29.maddesinin c bendi ile; 5277 sayılı Kanunun 25.maddesinde yer alan hüküm yürürlükten kaldırılmış ancak, aynı düzenleme anılan Kanunun 30.maddesi ile yeniden getirilmiştir. Bu madde 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece Anayasa Mahkemesi tarafından iptale dair bir hüküm verilmeden aynı düzenleme 5335 Sayılı Yasa'da yer almış; 30.maddenin 2. ve 3.fıkrasında: “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 11'inci maddesine göre 01.01.2005 tarihinden önce alınmış Bakanlar Kurulu kararları uygulanmaz.” Düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 5277 sayılı Kanunun 25.maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiası ile açılan dava sonunda 29.11.2005 gün 2005/6-93 sayılı kararıyla; “İptali istenen bu maddenin 5335 sayılı Kanunun 29.maddesiyle yürürlükten kaldırılmakla, davanın konusuz kaldığı” gerekçesiyle, “İstem hakkında karar verilmesine yer olmadığına” hükmetmiştir. Öte yandan, 01.10.2008 tarihinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girmiş; bu Kanun'un 105.maddesinde “Uygulanmayacak hükümler” arasında 5335 sayılı Kanunun 30'uncu maddesine yer verilmemiştir. Gerek 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 105.maddesinde sayılan 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden itibaren uygulanamayacak hükümler arasında 5335 sayılı Kanunun 30.maddesinin yer almaması, gerekse T.C.Anayasası’nın 153.maddesinin “iptal kararları geriye yürümez” hükmünü içermesi karşısında; her hangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin her hangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılmayacakları ve görev yapamayacaklarına dair düzenlemenin 01.01.2005 tarihinden başlamak suretiyle yürürlükte olduğunun kabulü gerekir. Anılan yasal düzenlemeye aykırı biçimde çalışılması durumunda; çalışanların, fiilen çalıştıkları dönemdeki emeklilik veya yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilmesi ve yersiz aylıkların istirdadı söz konusu olacaktır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulu’nun 27.05.2009 gün ve 2009/21-168 E., 2009/218 K.; 01.12.2010 gün ve 2010/10-586 E., 2010/615 K.; 06.04.2011 gün ve 2010/21-726 E., 2011/68 K. ve 05.10.2011 gün ve 2011/10-476 E., 2011/584 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir. Açıklanan yasal süreç karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; Dosya içeriğinden davalıya 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'na tabi olarak çalışması karşılığı 01.01.1995 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığı; davalının 11.10.1995 tarihinden itibaren 5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanunu'na tabi olarak öğretmenlik görevine başladığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin Kamu Kurumlarında herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları uygulamasına 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 Sayılı Yasa'nın 25.maddesi ile başlandığı ve sonrasında da 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 Sayılı Yasa'nın 30.maddesi ile sürdürüldüğü ve bu düzenlemenin 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 Sayılı Yasa'nın 105.maddesi hükmü karşısında halen yürürlükte olduğu belirgindir. Şu durumda; davacının yaşlılık aylığı almakta iken yeniden 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’na tabi olarak öğretmenlik görevine başladığı 1995 tarihinde bu çalışmasını yasaklayan bir düzenleme olmadığından, bu tarihten (1995) itibaren 5277 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 01.01.2005 tarihine kadarki dönemde yaşlılık aylığını almış olmasında kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, gerek 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Kanunun 25.maddesiyle getirilip, 5335 sayılı Kanunun 30.maddesinin yürürlükte olduğu dönemde de açıkça sürdürülen çalışma yasağına karşın davacının çalışmasını sürdürmesi açıklanan yasal düzenlemelere aykırı olacağından, 506 Sayılı Kanun kapsamında aldığı yaşlılık aylıklarının 01.01.2005 tarihi itibariyle kesilmesine ilişkin Kurum işleminde isabetsizlik bulunmamaktadır. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, Yerel Mahkemece 506 sayılı Kanunun 63.maddesi uyarınca davalının yaşlılık aylığının kesilmesine gerek bulunmadığı belirtilmekte ise de, anılan madde 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı almakta iken yine anılan Kanun kapsamında çalışmaya başlayanlara sosyal güvenlik destek primi ödemek suretiyle çalışma imkanı vermekte olup, somut uyuşmazlıkta davalı Emekli Sandığı Kanunu kapsamında çalıştığından 506 sayılı Kanunun 63.madde hükmünün somut uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. Öte yandan, Özel Daire’nin yukarıda açıklanan bozma nedeni karşısında, bozma ilamının “Hal böyle olunca, Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünün yargılamayı gerektirdiği ve bu nedenle icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği yönü de gözetilerek uyuşmazlık konusu dönemde iadesi gereken aylıklar ve faizi hesaplandıktan sonra” şeklinde yer alan ifadenin tamamen eleştiri niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Hemen belirtmelidir ki, bozma sebebine göre inceleme sırası gelmemekle birlikte sadece mahkemenin hükmündeki hatanın varlığına işaret eden, hükmü o yönden eleştiren, mahkemenin aynı hataya düşmemesi için ona bir tavsiye ve yol gösterme amacına yönelik bulunan ifade ve açıklamalar ile bozma ilamlarında “ kabule göre de” veya “kaldı ki” gibi söz dizinleriyle başlayan ifadeler usul hukuku anlamında “bozma” niteliği taşımamaktadır. Yerel mahkemelerin, bozma ilamında yer alan bu tür ifade ve açıklamalara ilişkin direnme ya da uyma kararı veremeyecekleri belirgindir. Bozmada işaret edilen bu tür ifade ve açıklamalar ile eleştirilere karşı direnilmesi veya usuli anlamda bozma niteliği taşımayan bu hususlara uyulması mümkün olmadığından, aynı hususların Hukuk Genel Kurulu’nca da incelenmesi olanaklı değildir. Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.03.1996 gün ve 1995/14-966 E.,1996/124 K. sayılı ; 28.02.2007 gün ve 2007/2-91 E., 2007/85 K. ve 27.04.2011 gün 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı kararları ). O nedenle, Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sonucunda, Daire kararında açıklanan bozma nedenleri karşısında “icra inkar tazminatı ve faize ilişkin” bozma nedenlerinin gerçekte bozma kapsamında düşünülemeyeceği, bu tür bir bozma nedeninin kabulüne olanak bulunmadığı ve ortada gerçek bir bozma olmadığından bunlara karşı da direnmenin de söz konusu olamayacağı, hususunda görüş birliğine varılarak, inceleme sırası gelmemiş, bozma gerekçesine dahil olmayan bu hususlara ilişkin ifadenin bozma metninden çıkarılmasına karar verilmiştir. S O N U Ç : Davacı SGK vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, Bozma nedenine göre bozma ilamının sondan bir önceki paragrafında yer alan “uyuşmazlığın çözümünün yargılamayı gerektirdiği ve bu nedenle icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği yönü de gözetilerek uyuşmazlık konusu dönemde iadesi gereken aylıklar ve faizi hesaplandıktan sonra” bölümün bozma metninden çıkarılmasına ve “davalının iade ile sorumlu olduğu miktar yönünden yürürlükteki mevzuat uyarınca değerlendirme yapılarak” ibarelerinin yazılmasına, 21.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenleme sonrasında kanun koyucu, bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasanın 161. maddesi hükmünü gözeterek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkardığı, 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Hukuk Genel Kurulu         2010/10-586 E.  ,  2010/615 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kadıköy 1. İş Mahkemesi TARİHİ : 14/07/2010 Taraflar arasındaki “Tespit ve Alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 4.3.2009 gün ve 2008/341-2009/80 sayılı kararın incelenmesi davalı SGK vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 19.10.2009 gün ve 5472-15844 sayılı ilamı ile; (“...Davacı, iptal edilen yaşlılık aylıklarının yeniden bağlanması ve birikmiş yaşlılık aylıklarının yasal faizle birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitine; Kuruma yatırdığı 18.000,00 TL. nın yasal faizle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamda belirtildiği şekilde; davacıya yaşlılık aylığı bağlandığı tarihte çalışmasını engelleyen bir kanun hükmü bulunmadığı ve 5335 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanması sözkonusu olup, davacının kazanılmış hakkının elinden alınmasının hukuk sistemimizde mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir... 01.07.1996 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı alan, 15.05.1997 tarihinden itibaren İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde 5434 sayılı Kanun kapsamında çalışması nedeniyle 5277 sayılı Kanunun 25 ve 5335 sayılı Kanunun 30. maddeleri gereğince 01.01.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı kesilen ve 23.07.2008 tarihine kadar fuzulen ödenen yaşlılık aylıklarını işlemiş yasal faizleriyle birlikte geri ödemesi istenen davacının; 2008 yılı Eylül ve Ekim aylarında 18.000,00 TL. davalı Kuruma ödeme yaptığı anlaşılmaktadır. 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Bütçe Kanununun 25. maddesi ile; herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların bu aylıkları kesilmeksizin, kamu kurumlarında herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları düzenlemesi getirilmiştir. Bütçe Kanunu ile yapılan bu düzenleme sonrasında kanun koyucu, bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasanın 161. maddesi hükmünü gözeterek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkardığı, 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 29. maddesinin c bendi ile, 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinde yer alan hükmü yürürlükten kaldırmış, ancak, aynı düzenlemeyi anılan Kanunun 30. maddesi ile yeniden getirmiştir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 105. maddesinde sayılan uygulanmayacak hükümler arasında 5335 sayılı Kanunun 30. maddesi yer almamaktadır. Hal böyle olunca, bu maddenin halen yürürlükte olduğu belirgindir. Ayrıca, 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine açılan davada 29.11.2005 gün 2005/6-93 sayılı kararla; “iptali istenen bu maddenin 5335 sayılı Kanunun 29. maddesiyle yürürlükten kaldırılmakla, davanın konusuz kaldığı” gerekçesiyle, “istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/21-168 esas, 2009/218 karar sayılı ilamı) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların bu aylıkları kesilmeksizin; kamu kurumlarında herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları uygulanmasına 5277 sayılı Yasa’nın 25. maddesinin yürürlüğe girmesiyle başlanmıştır. Bu yönde, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken kamu kurumlarında herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalışmaya devam edenlerin emeklilik veya yaşlılık aylıklarının kesilmesi, sosyal devlet ilkesinin gerçekleştirilebilmesi için sosyal sigortacılık faaliyetinin sürdürebilmesine ve diğer yandan istihdamın korunmasına, geliştirilmesine, yaygınlaştırılmasına ve işsizliğin önlenmesi faaliyetlerine yardımcı olmaya yönelik bir uygulamadır. Sigortalıların sosyal güvenlik kuruluşlarından yararlanma koşullarının iyileştirilmesi bu bağlamda adı geçen kuruluşlara mali katkıda bulunulması amacıyla, açıklanan düzenlemenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi, toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Anayasa'nın 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu öngören Anayasa'nın 60. maddesinin gerekçesinde, sosyal güvenlik hakkının, çalışanların yarını ve güvencesi olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle toplum yaşamında eşitlik temeline dayanan adil bir hukuk düzeni kurulması amaçlanmıştır.Anayasa’nın 60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve Devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alarak teşkilatı kuracağına ilişkin kural, 65. madde ile birlikte değerlendirildiğinde, devletin bu görevi “mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde” yerine getirebileceği görülmektedir. Devlet, sosyal güvenliği sağlamak için, kurumsal bir yapılanmayı gerçekleştirmiş ise bunu korumakla da yükümlü olduğundan sosyal güvenlik kuruluşları, devletin yönetimi ve denetimi altına alınmıştır. Bu bağlamda devlet, sosyal güvenlik kuruluşlarının güçlü bir mali yapıda tutulabilmesi ve aktüeryal dengelerinin korunabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapmak zorundadır. Yaşlılık, gerçekleşmesi yönünden diğer sosyal risklerden ayrı özelliğe sahiptir. Yasalarda emeklilik yaşının kesin olması nedeniyle, sigortalı yarınını bu güvenlik içinde planlamaktadır. Sosyal devlet, sosyal adaletin, refahın ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir. Sosyal güvenlik kuruluşları, çalışanların geleceğine ilişkin güveni sağlamak durumundadır. Bu sağlanamadığı takdirde sosyal güvenlik kavramından da bahsedilemez. Bu nedenle, sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişikliklerin hukuk devletinde olması gereken hukuk güvenliğini zedelemeyecek biçimde adil, makul ve ölçülü olması zorunludur. Bu yönde, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken ancak kamu kurumlarında herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalışmaya devam etmeleri şartının gerçekleşmesi halinde emeklilik veya yaşlılık aylıklarının kesilmesine ilişkin düzenlemenin açıklanan kriterleri ihlal etmediği belirgin olup, anılan şekilde çalışmanın olmaması halinde yaşlılık aylığı alma kazanılmış hakkı korunmasına karşın, aksi durumda yaşlılık aylığı almanın kazanılmış hak oluşturmadığı belirgindir. Hal böyle olunca, davacının, uyuşmazlık konusu olmayan dava dışı kamu kurumunda 01.01.2005 tarihinden beri yaşlılık aylığı kesilmeksizin çalışmasının; yukarıda açıklandığı üzere 5277 ve 5335 sayılı Kanunlar ile getirilen yasal düzenlemelere aykırı olduğu ve bu nedenle 506 sayılı Kanun kapsamında aldığı yaşlılık aylıklarının 01.01.2005 tarihi itibariyle kesilmesine ilişkin Kurum işlemi isabetli olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı SGK Başkanlığı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ  EDEN  : Davalı SGK (Devredilen SSK) vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI 01Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava,5335 Sayılı Yasa'nın 30.maddesi uyarınca kesilen yaşlılık aylığının yeniden bağlanması, yapılacak olan maaş ödemelerinin faizi ile birlikte tahsili, hukuka aykırı olarak alınan faizin iptali isteğine ilişkindir. Davacı vekili, 1997 yılında davalı kurumdan emekli olduğunu ve davalı kurumca 506 Sayılı Yasaya göre kendisine yaşlılık aylığı bağlandığını, davacının aynı yıl içinde Milli Eğitim Bakanlığı’na müracaat ederek 15.05.1997 tarihinde 5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanunu’na tabi devlet memuru olarak öğretmenlik görevine başladığını ve halen devlet memuru olarak Kadıköy Nurettin Teksan İlk Öğretim Okulu müdür muavini olarak çalışmasına devam ettiğini, ancak davalı kurum tarafından almakta olduğu yaşlılık aylığının 07/2008 dönemi itibariyle,İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nde çalışmaya devam etmesi nedeniyle 5335 Sayılı Kanun'un 30. maddesine göre 1.1.2005 tarihi itibariyle durdurulup 01.01.2005-23.07.2O08 arası döneme ilişkin ödenen aylıklarının istenilmesi üzerine ihtirazi kayıtla geri davalı Kuruma ödemek zorunda kaldığını, oysa 5434 Sayılı Yasa’ya tabi olarak çalışmaya başladığı dönemde mevzuatta aylığının kesilmesini öngören bir hüküm bulunmadığını, ileri sürerek, iptal edilen yaşlılık aylıklarının yeniden bağlanması ve birikmiş yaşlılık aylıklarının yasal faizle birlikte ödenmesi gerektiğinin tespiti; Kuruma yatırdığı 18.000,00 TL.’ nin yasal faizle birlikte tahsilini istemiştir. Mahkemece, davacıya yaşlılık aylığı bağlandığı tarihte çalışmasını engelleyen bir kanun hükmü bulunmadığı ve 5335 Sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanmasının gerekeceği, davacının kazanılmış hakkının elinden alınamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairece karar, yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş olup, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü temyize Davalı SGK vekili getirmektedir. Uyuşmazlık, Sosyal Güvenlik Kurumundan yaşlılık aylığı almakta iken 15.5.1997 tarihinde 5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanunu kapsamında çalışmaya başlayan davacıya, 27.4.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 Sayılı Kanunun 30/2. maddesindeki, “…Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin… kamu kurumlarında herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacakları, görev yapamayacakları…” hükmünün uygulanıp uygulanmayacağı, buna göre davacının davaya konu isteklerinin kabulünün gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. Öncelikle, konuya ilişkin yasal süreç üzerinde durulmasında yarar vardır: 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Bütçe Kanunu'nun 25. maddesi ile; “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde  ve sermayesinin %  50'sinden fazlası kamuya ait olan  diğer ortaklıklarda  herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar.” düzenlemesi getirilmiştir. Anılan yasa maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne dava açılmışsa da, henüz bu dava karara bağlanmadan kanun koyucu tarafından, bütçe kanunlarına, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağına ilişkin Anayasanın 161. maddesi hükmü gözetilerek, bütçe kanunlarında yer almaması gereken hükümlerin temizlenmesi amacıyla çıkarılan 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 Sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 29. maddesinin c bendi ile ; 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinde yer alan hüküm yürürlükten kaldırılmış ancak, aynı düzenleme anılan Kanunun 30. maddesi ile yeniden getirilmiştir. Bu madde 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece Anayasa Mahkemesi tarafından iptale dair bir hüküm verilmeden aynı düzenleme 5335 Sayılı Yasa'da yer almış; 30.maddenin 2. ve 3.fıkrasında: “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 11 inci maddesine göre 1.1.2005 tarihinden önce alınmış Bakanlar Kurulu kararları uygulanmaz.” Düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 5277 sayılı Kanunun 25. maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiası ile açılan dava sonunda 29.11.2005 gün 2005/6-93 sayılı kararıyla; “İptali istenen bu maddenin 5335 sayılı Kanunun 29. maddesiyle yürürlükten kaldırılmakla, davanın konusuz kaldığı” gerekçesiyle, “İstem hakkında karar verilmesine yer olmadığına” hükmetmiştir. Öte yandan, 01.10.2008 tarihinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girmiş; bu Kanun'un 105. maddesinde “Uygulanmayacak hükümler” arasında 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesine yer verilmemiştir. Hal böyle olunca, anılan maddenin halen yürürlükte olduğunun kabulü gerekir. Açıklanan yasal süreç karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; Dosya içeriğinden davacıya 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'na tabi olarak çalışması karşılığı 1.7.1996 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığı; akabinde 15.5.1997 tarihinde ise 5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanunu'na tabi olarak öğretmenlik görevine başladığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin Kamu Kurumlarında herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları uygulamasına 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 Sayılı Yasa'nın 25.maddesi ile başlandığı ve sonrasında da gerek 27.4.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 Sayılı Yasa'nın 30.maddesi ile sürdürüldüğü ve bu düzenlemenin 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 Sayılı Yasa'nın 105.maddesi hükmü karşısında halen yürürlükte olduğu belirgindir. Şu durumda; davacının yaşlılık aylığı almakta iken yeniden 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’na tabi olarak öğretmenlik görevine başladığı 1997 tarihinde bu çalışmasını yasaklayan bir düzenleme olmadığından, bu tarihten (1997) itibaren 5277 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 01.01.2005 tarihine kadarki dönemde yaşlılık aylığını almış olmasında kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır. Ne var ki, gerek 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5277 sayılı Kanunun 25.maddesiyle getirilip, 5335 sayılı Kanunun 30.maddesinin yürürlükte olduğu dönemde de açıkça sürdürülen çalışma yasağına karşın davacının çalışmasını sürdürmesi açıklanan yasal düzenlemelere aykırı olacağından, yaşlılık aylığının kesilmesi işlemiyle kazanılmış haklarının zedelendiğinin kabulüne de olanak yoktur. O halde, mahkemenin kazanılmış hakların ihlal edildiğine ilişkin gerekçesi somut olaya uygun düşmemekle, 506 Sayılı Kanun kapsamında aldığı yaşlılık aylıklarının 01.01.2005 tarihi itibariyle kesilmesine ilişkin Kurum işleminde isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davalı SGK(Devredilen SSK)vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 1.12.2010 gününde, oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Cumhurbaşkanı tarafından merkezi yönetim bütçe kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması için öngörülen hak düşürücü süre aşağıdakilerden hangisidir?

A) Mali yılbaşından en az 30 gün önce.
B) Mali yılbaşından en az 60 gün önce.
C) Mali yılbaşından en az 75 gün önce.
D) Bütçe Komisyonu çalışmalarından 15 gün önce.
E) Her yılın Ekim ayının ilk haftası içinde.

Bu maddeyle ilgili 36 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol