1982 Anayasası Madde 172

1982 Anayasası 172. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 172 – Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder. B. Esnaf ve sanatkarların korunması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

2 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/2163 E., 2023/4492 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTüketici Mahkemesi
takiplere değinilmediğini, oysa ki eldeki davanın açılma amacının davalı firmanın kendisi ve kendisi gibi insanları kandırarak yatırım yaptırma vaadiyle maddi ve manevi olarak uğradıkları zararların tazmini ve tahsili amacıyla açıldığını, Anayasa'nın 172 nci maddesi ve Tüketici Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve diğer Kanunların ilgili maddelerinin olaya uygulanmaması veya delillerin gösterilmemiş say
11. Hukuk Dairesi         2022/2163 E.  ,  2023/4492 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2021/140 E., 2021/435 K. HÜKÜM : Ret Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; paraya ihtiyacı olduğu bir dönemde davalı şirket çalışanı ... ile tanıştığını, kendisinin yanlış ve yanıltıcı yönlendirmeleri ile davalı şirket nezdinde foreks işlemleri yapmaya başladığını, zamanla yaptığı işlemler sonucunda zarar ettiğini, bunun üzerine çeşitli bankalardan ve kredi kartlarından kredi çekerek davalı nezdindeki yatırım tutarını arttırdığını, ancak sonuçta zararın büyüdüğünü, davalı çalışanı hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu, toplam zararının 24.529,00 USD’ye ulaştığını, 13.11.2014 ile 19.11.2015 tarihlerinde davalı firma adına ...’la mesafeli olarak imzaladığı sözleşmenin haksız şartlar içerdiği, uğradığı zarar sebebiyle davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci madde kapsamında şimdilik 150.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, cevaba cevap dilekçesi ile toplam talebini 300.000,00 TL’ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, davalı şirketin Sermaye Piyasası Kanununa tabi bir şirket olduğunu ve SPK denetimi altında olduğunu, davacı tarafından yapılan işlemlerin kaldıraçlı işlemler olduğunu, davacıya yatırdığı paranın yüz katına kadar alım veya satım pozisyonları açıldığını, bu tür işlemlerde risk oranlarının yüksek olduğunu, davacı zararlarının yanlış yatırım sebebi ile oluştuğunu, davacının gerekli şekilde uyarıldığını, risk bildiriminin yapıldığını, buna ilişkin olarak sözleşme düzenlendiğini, şirket çalışanı hakkındaki soruşturmanın takipsizlik kararı ile sonuçlandığını, davacı ile ilgili olarak SPK tarafından her hangi bir idari ceza işlemi uygulanmadığını, her hangi bir yanıltıcı reklam uygulaması yapılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 28.11.2018 tarihli ve 2017/312 E., 2018/563 K. sayılı kararıyla; davacı ile imzalanan risk bildirim formu doğrultusunda hesap ilişkisinin başladığı, kaldıraç oranının ve teminat tamamlamanın SPK'nın ilgili tebliğ hükümleri doğrultusunda gerçekleştirildiği, davalı şirketin SPK'nın tebliğine aykırılık teşkil edecek reklam ve ilanda bulunduğunun tespit edilemediği, davacının Antalya'daki başka tüketici mahkemelerinde de aynı nitelikte dosyalarının bulunduğu, kendince yüksek kâr elde etmek amacıyla bu konuda hiçbir tecrübesi, bilgisi ve eğitimi olmamasına rağmen kaldıraçlı işlem yaptığı ve 20.11.2014 ile 19.11.2015 tarihleri arasında yaptığı işlemlerden dolayı 24.529,04 USD zarar ettiği, ancak bu işlemde davalı tarafın ayıplı veya eksik hizmetinin bulunduğu ispatlanamadığından davacının yaptığı işlemin sonucuna katlanması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 18.12.2019 tarihli ve 2019/607 E., 2019/2400 K. sayılı kararıyla; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 04.02.2021 tarih, 2020/1357 E. ve 2021/873 K. sayılı kararıyla ''... Somut olayda kaldıraç oranının ve teminat tamamlamanın SPK'nın ilgili tebliğ hükümleri doğrultusunda gerçekleştirildiğine yönelik ilk derece mahkemesinin gerekçesi yerinde ise de ileri sürülen iddia doğrultusunda takipsizlik kararı ile neticelendiği anlaşılan davacının davalı şirket çalışanı ...... aleyhinde yaptığı şikayete konu ceza soruşturma dosyası da celp edilerek, taraflar arasındaki sözleşme, forex işlem talimatları, forex yetkilileri ile davacı arasındaki telefon görüşme kayıtlarının da incelenerek adı geçen davalı şirket çalışanının mevzuata aykırı bir tutumu olup olmadığının somut olaya öncelikle uygulanması gereken SPK tebliği ve devamında genel hükümler kapsamında bir bütün olarak değerlendirildiği bilirkişi heyetinden ek rapor ya da yeni rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi ve Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir... '' gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapmış olduğu davalı şirket çalışanı hakkındaki şikayetin kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilip karara itirazın Antalya 4 Sulh Ceza Hakimliğince reddedilerek kesinleştiği, mahkemelerince aldırılan her iki raporun da birbiri ile uyumlu olduğu, taraflar arasında düzenlenen 14.11.2014 tarihli kaldıraçlı alım satım işlemleri çerçeve sözleşmesi, sözleşme öncesi müşteriyi tanıma formu risk bildirim formu, internet üzerinden yapılacak işlemlere ilişkin sözleşme gibi tamamlayıcı nitelikteki sözleşmelerin kanuna uygun olarak yapıldığı, davacının sözleşme sonrasında çok sayıda işlem yaparak açık pozisyonlar aldığı, yatırım yaptığı ancak bu yatırımlar sebebi ile zarara uğradığı, davacının uğradığı zararın kendi verdiği kararlarla oluştuğu, iradesini sakatlayacak herhangi bir durumun davacı tarafından ispatlanamadığı, davalı şirketin SPK Mevzuatı ve taraflar arasındaki sözleşmelere göre davacının zarara uğramasında herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı temyiz dilekçesinde özetle; maddi sıkıntıları ve ödeme güçlüğü nedeniyle internette gördüğü "Yatırım yapmanın kolay yolu" reklamıyla, GCM Forex firmasından yatırım danışmanı ...... ile tanıştığını, yanlış ve yanıltıcı yönlendirmeleri ile tecrübesizliğinden faydalanması sonucunda ilk etapta 111,00 Amerikan Dolarıyla başladığı yatırım yapma sürecini önce 250,00 Amerikan Doları, daha 600,00 Amerikan Doları ve toplamda 24.529,00 Amerikan Doları para yatırdığını ve firmanın sistem hileleri neticesinde kaybettiğini, mahkemece Anayasa'nın 36 ncı maddesine ve 141 inci maddesinin dördüncü fıkrasına, 6100 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesine aykırı olacak şekilde hüküm kurulduğunu, yerel mahkemece dava dosyasında yer alan dava dilekçesinin, birinci cevap dilekçesinin ve ikinci cevap dilekçesinde, yer alan delillerinin, itirazlarının ve davalı ... şirketine düzenleyici ve denetleyici otorite olan Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kesilen idari para cezaları ve yerleşik Yargıtay Kararlarının görmezden gelindiğini, bozma ilamından sonra sadece yeni bilirkişi heyetinden rapor alınması dışında yerel mahkemece ceza soruşturmasının yeterince irdelenmeden ve telefon görüşme kayıtları gsm operatöründen almak suretiyle incelmeden daha önce verilen karar ile benzer nitelikte karar verildiğini, mahkemece bozmaya uyulmasına karar verildiğini, daha sonra bu uyma kararı verilmemiş gibi bozmaya uyma kararının aksi yönde karar verilmesinin usul ve yasa ile bağdaşmadığını, bozma kararına uyulmakla tarafı açısından usuli kazanılmış hak doğduğunu, davalı şirket tarafından tarafına (müşterilere) kargo ile gönderdikleri ve müşteri olarak içeriğine etki edemediği matbu sözleşme metninin uzaktan telefonla imzalamasını istemeleri neticesinde yapılan sözleşmenin geçeriz olduğunu, sözleşme metni incelendiğinde müşteri (tüketici) aleyhine hükümlere yer verildiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin hükümsüzlüğü ve geçersizliğine ilişkin emsal Yargıtay kararlarının görmezden gelindiğini, bilirkişilerce ve mahkemece alacaklıların başlattığı takiplere değinilmediğini, oysa ki eldeki davanın açılma amacının davalı firmanın kendisi ve kendisi gibi insanları kandırarak yatırım yaptırma vaadiyle maddi ve manevi olarak uğradıkları zararların tazmini ve tahsili amacıyla açıldığını, Anayasa'nın 172 nci maddesi ve Tüketici Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve diğer Kanunların ilgili maddelerinin olaya uygulanmaması veya delillerin gösterilmemiş sayılması yerel mahkemece yapılan hatalardan olduğunu, mahkemece sadece dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden alıntı yaparak hüküm kurmasının yanlış olduğunu, davalı firma çalışanı ......'ın kendisinin iradesenin yanılması ve kendisini uzaktan telefonla yönlendirmesi neticesinde yapılan sözleşmenin geçersiz ve hükümsüz olduğunu, (6098 sayılı Kanun'un 20 nci, 21 inci maddeleri), davalı taraf ile imzalanan sözleşmenin Tüketici Korunması Hakkındaki Kanun'un, 1 inci, 3 üncü, 5 inci maddelerine aykırılık nedeniyle geçersiz ve hükümsüz olduğunu, Mahkemece dava dilekçesi, cevap dilekçesi, eklerinde ve bilirkişi raporlarına beyan dilekçelerinde sıralanan kanuni gerekçelere ve delillere kanunların ilgili maddelerine aykırı karra verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı şirketin yatırım danışmanı olduğunu söyleyen ...... ile davalı şirketin 0212 345 0 426 numaralı telefonundan 0542 899 72 18 numaralı Turkcell hattını aradığı, 11-12-13-14 Kasım 2014 tarihlerindeki kendi firmalarının “Banka gibi çalışan bir firma oluğunu” söylemesi üzerine bankaların bir güven kurumu olduğunu düşündüğündüğünden Forex işlemleriyle para kazanabileceğini düşündüğüü, ilk dava dilekçesi ekindeki para transferi yaptığı tarihlerdeki (...... ile para transferlerinin öncesi ve sonrası) yapılan telefon görüşmeleri de bu konunun somut delili olduğunu, gerek görülmesi halinde Turkcell’den görüşme kayıtlarının istenebileceğini, yerel mahkemece alınmasına karar verilen 1. bilirkişi raporunun sonrasında mahkemeye yaptığı itirazlarını karşılar nitelikte yeni bilirkişi raporu istenmesi yönünde mahkemece herhangi işlem yapılmadığını ve ilgili gsm operatöründen görüşme kayıtlarının istenmediğini, davanın Yargıtay'ca yapılan ilk incelemesi sonrasında yeni bilirkişiden rapor alınmasına ve davalı firma çalışanı ile yapılan telefon görüşme kayıtlarının da incelenmesinin istenmesine rağmen, sadece bilirkişi raporu alınmasına karar verildiğini, bilirkişi raporunun hem kendi içinde hem de 1. bilirkişi raporuyla çeliştiği göz önüne alınamadan kendi içinde çelişkili ve genel hukukla çelişen bir bilirkişi raporuna göre karar verilmesinin hatalı olduğunu, güven kurumları olan forex şirketlerinin, müşterilerin talimatlarını özenle yerine getirmek için bütün tedbirleri almak zorunda olduğunu, bu konuda objektif özen borcunun gereği olarak hafif kusurlarından dahi sorumlu olduklarını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kaldıraçlı alım-satım (foreks) sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacının yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince tüketici mahkemelerinde tüketici tarafından açılan davalar harçtan muaf olduğundan, davacıdan alınan temyiz başvuru harcı ile temyiz ilam harcının isteği halinde davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (1)

Hukuk Genel Kurulu, 2014/891 E., 2016/425 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var##########Tüketici Mahkemesi
tam metni aç
Nitekim; Anayasamızın 172. maddesinde;
Hukuk Genel Kurulu         2014/891 E.  ,  2016/425 K. "İçtihat Metni" ########## MAHKEMESİ :##########Tüketici Mahkemesi ########## ########## ########## ########## Taraflar arasındaki “abonelik sözleşmesi yapılması ” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ..... Tüketici Mahkemesi tarafından davanın reddine dair verilen 18.05.2012 gün ve 2011/1131 E. 2012/295 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay ..... Hukuk Dairesinin 19.04.2013 gün ve 2012/23223 E. 2013/10249 K. sayılı ilamı ile; “…Davacı, Alemdağ Mah.981 Sok No: 17/8 Altındağ Ankara adresinde bulunan konutuna su aboneliği için davalı kuruma başvuruda bulunduğunu, ancak davalı kurumca binanın statik raporunun olmaması nedeniyle abonelik işleminin yapılmadığını belirterek mağduriyetinin giderilmesi için geçici elektrik (su) aboneliğinin yapılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece ,davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu binanın iskan izninin alınmadığı dosya içeriği ile sabittir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 30 ve 31. maddeleri hükmüne göre, yapı kullanma izin belgesi bulunmayan yerlerde abonelik tesisi mümkün değildir. Ne var ki; davadan önce 26.7.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanıp yürürlüğe giren ‘5784 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 25.maddesinde 3194 Sayılı İmar Kanunu’na eklenen Ek Geçici 11. madde, “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar yapı (inşaat) ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olup ,kanalizasyon kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılara yol, su, elektrik, telefon vb. gibi altyapı hizmetlerinden birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi halinde ilgili yönetmelikler doğrultusunda fenni gereklerin yerine getirilmiş olması ve bu maddenin yayımı tarihinden itibaren başvurulması üzerine, kullanma izni alınıncaya kadar geçici abonelik yapılabilir,bu halde elektrik ve su bağlanması abone için kazanılmış hak teşkil etmez. Ancak yapı ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olma şartı 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış olan yapılarla ilgili olarak uygulanamaz” hükmü getirilmiştir. Ayrıca Aski Tarifeler Yönetmeliği 30/d maddesinin yollamasıyla uygulanması gereken 6.maddesi (h) bendi gereğince; yapı ruhsatı bulunup da elektrik, doğalgaz ve telefon gibi kamu hizmetlerinin en az birinden yararlandığını ispatlamak koşuluyla, yapı kullanma izni için ilgili kuruma başvurulduğu halde izin verilmeme nedenlerinin sigorta prim veya vergi borçlarından kaynaklanması,binanın bazı kısımlarının yapı ruhsatına aykırı olması, binanın oturulan bölümleriyle ilgili olmayıp çevre düzenlemesi gibi eksikliklerden kaynaklanması halinde geçici abonelik yapılacağı kabul edilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen geçici 11.maddesi uyarınca dosyada dava konusu binanın yapı ruhsatının bulunduğu, aynı apartmanda başka bir daireye doğalgaz abonesi olunduğu yönünde faturaların bulunduğu, Ankara 3.Tüketici Mahkemesinin 2011/1161 esas sayılı dosyasında aynı apartmana geçici abonelik verilmesine ilişkin davada,yapı denetim firması tarafından yazılan yazı içeriğine göre;inşaatın %95 oranında tamamlandığı ,projeye aykırı bir işlemin olmadığı,statik raporun ve denetim raporlarının hazır olduğu,ancak yapı denetim hizmet bedeli yatırılmadığı için raporların belediyeye verilmediğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.O halde mahkemece, davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. ########## HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; su aboneliğinin tesisi istemine ilişkindir. Davacı vekili, konutuna su aboneliği için davalı kuruma başvuruda bulunduğunu, ancak davalı kurumca binanın statik raporunun olmaması nedeniyle abonelik işleminin yapılmadığını belirterek mağduriyetinin giderilmesi için geçici su aboneliğinin yapılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davacının binaya ilişkin statik rapor ve hesap kesme işlemi yaptırmadan mahkeme kararı ile aboneliği gerçekleştirmeye çalışmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, “davaya konu binanın statik raporu olmadığından “ davanın reddine dair verilen karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mevcut delillere göre davalı idarenin abonelik sözleşmesi yapmak zorunda olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 30 ve 31. madde hükümlerine göre, yapı kullanma izin belgesi bulunmayan yerlerde abonelik tesisi mümkün olmayıp, dava konusu dairenin bulunduğu binanın yapı kullanma (iskan) izninin alınmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki, su aboneliği tesisine ilişkin talep, aynı zamanda aboneliğin geçici olarak tesisi talebini de kapsadığından, somut uyuşmazlığın bu yönden de ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle konuya ilişkin mevzuatın açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 26.07.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5784 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 25. maddesi ile 3194 Sayılı İmar Kanunu’na eklenen Geçici 11. madde, “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar yapı (inşaat) ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olup, kanalizasyon kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılara yol, su, elektrik, telefon vb. gibi altyapı hizmetlerinden birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi halinde ilgili yönetmelikler doğrultusunda fenni gereklerin yerine getirilmiş olması ve bu maddenin yayımı tarihinden itibaren başvurulması üzerine, kullanma izni alınıncaya kadar geçici abonelik yapılabilir, Bu halde elektrik ve su bağlanması abone için kazanılmış hak teşkil etmez. Ancak yapı ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olma şartı 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış olan yapılarla ilgili olarak uygulanamaz" hükmünü içermektedir. Öte yandan, ASKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin 30/d maddesinin yollamasıyla, anılan Tarifenin “Abonelik türleri” başlıklı 6/h maddesi, “…Abonelerin gruplandırılmasıyla, tarifelerin uygulama esasları aşağıda açıklanmıştır. Geçici aboneler: Yapı ruhsatı bulunup da, elektrik, doğalgaz ve telefon gibi kamu hizmetlerinin en az birinden yararlandığını ispatlamak koşuluyla, yapı kullanma izni için ilgili kuruma başvurulduğu halde izin verilmeme nedeninin; -Sigorta prim veya vergi borçlarından kaynaklanması halinde tüm bağımsız bölümlere, ... -Binanın oturulan bölümleriyle ilgili olmayıp çevre düzenlemesi gibi eksikliklerden kaynaklanması halinde tüm bağımsız bölümlere, Yapı Kullanma İzni Belgesi alınıncaya kadar geçici olarak, kullanım türüne göre su verilen aboneliklerdir…” Buna göre, yapı ruhsatı bulunup da elektrik, doğalgaz ve telefon gibi kamu hizmetlerinin en az birinden yararlandığını ispatlamak koşuluyla, yapı kullanma izni için ilgili kuruma başvurulduğu halde izin verilmeme nedenlerinin; sigorta prim veya vergi borçlarından kaynaklanması, binanın bazı kısımlarının yapı ruhsatına aykırı olması, binanın oturulan bölümleriyle ilgili olmayıp çevre düzenlemesi gibi eksikliklerden kaynaklanması halinde, geçici abonelik yapılacağı kabul edilmiştir. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, yapı kullanma izni verilmesi için gerekli belgeler Ankara İmar Yönetmeğinin 97. maddesinde belirtilmiş olup, anılan madde uyarınca yapı izni verilebilmesi için aranan koşullardan biri de; yapının ruhsat eki projelere uygun olarak kısmen veya tamamen bitirildiğini belirten ve fenni mesuller ile yapı denetim kuruluşlarının denetçi mimar ve mühendisleri tarafından imzalanan raporun düzenlenerek, ibrazıdır. Somut uyuşmazlıkta ASKİ’ ye yazılan yazıya verilen cevapta; Altındağ ilçesi Alemdağ Mah 981. sok no: 17 adresinde inşaat aboneliğinin mevcut olmadığı, öncelikle inşaat aboneliğinin yapılması tarifeler yönetmeliğinin 6 maddesinin (h) fıkrasına istinaden iskana müracaat yazısı, statik raporu ve kanal vizesinin ibraz edilmesi halinde abonelik işleminin yapılacağı bildirilmiştir. Yapı denetim şirketine yazılan yazıya verilen cevapta, binanın oturmaya elverişli olmadığı bildirilmiştir. Diğer yandan somut uyuşmazlıkta yapı ruhsatının 28.08.2009 tarihi olduğu anlaşılmıştır. 3194 sayılı İmar Kanununun “Yapı Kullanma İzni” başlıklı 30.maddesi; “Yapı tamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının kullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren belediye ve valilikten izin alınması mecburidir. Mal sahibinin müracâatı üzerine, yapının ruhsat ve eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespiti gerekir.” Hükmünü içermektedir. Yine aynı kanunun “Kullanma İzni Alınmamış Yapılar” başlıklı 31. maddesinde de; “İnşaatın bitme günü, kullanma izninin verildiği tarihtir. Kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılarda izin alınıncaya kadar elektrik, su ve kanalizasyon hizmetlerinden ve tesislerinden faydalandırılmazlar. Ancak, kullanma izni alan bağımsız bölümler bu hizmetlerden istifade ettirilir.” düzenlemesi yer almaktadır. Açıklanan yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; yapı kullanma (iskân) izni verilmeyen veya alınmayan yapıların, izin alınıncaya kadar elektrik ve belediye (ferdi abonelik) hizmetlerinden faydalanamayacakları açıktır. Hâl böyle iken, yasa koyucu; ülkemizde, yapı (inşâat) ruhsatı alınmadan inşa edilmiş ya da yapı (inşâat) ruhsatı alınmasına rağmen yapı kullanma (iskân) izni alınmamış birçok yapının bulunması nedeniyle yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere, 5784 sayılı Kanunun 25. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanununa eklenen geçici 11.madde ile bir istisna getirmiştir. Anılan geçici 11. maddeye göre “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe (26/07/2008) kadar yapı (inşâat) ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olup, kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılara; yol, elektrik, su, telefon, kanalizasyon ve doğalgaz gibi alt yapı hizmetlerinden birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi hâlinde, ilgili yönetmelikler doğrultusunda fenni gereklerin yerine getirilmiş olması ve bu maddenin yayımı tarihinden itibaren başvurulması üzerine, kullanma izni alınıncaya kadar ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su ve/veya elektrik bağlanabilir. Bu kapsamda, ilgili belediyeden dağıtım şirketlerine elektriğin kesilmesi talebinin söz konusu olması hâlinde aboneliği iptal edileceğinden, su ve/veya elektrik bağlanması herhangi bir kazanılmış hak teşkil etmez. Ancak, yapı (inşâat) ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olma şartı 12/10/2004 tarihinden önce yapılmış olan yapılarla ilgili olarak uygulanmaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan abonelikler de ait olduğu gruba dönüştürülür”. Hükmü yer almaktadır. Madde içeriğinden de görüldüğü üzere; yasa koyucu, getirdiği istisnanın uygulanma süresini sınırlandırmakla yetinmemiş; ayrıca, kanunun uygulanmasını bazı şartların gerçekleşmiş olmasına da bağlamıştır. Bu nedenle, geçici abonelik tesisi işlemlerinde; kanunda sayılan şartların tamamının mevcut olduğu işlemin tesis edilmesini isteyen kişi tarafından ispat edilmeli; ayrıca, işlemi tesis edecek kuruluşlar (ve dava yolu ile tesis edilmesi istenildiği takdirde mahkemece) tarafından da süre sınırının aşılıp aşılmadığı denetlenmelidir. 5784 sayılı Kanunun 25. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanununa eklenen geçici 11. maddeyle, yapı (inşâat) ruhsatı bulunan; ancak, gerekli koşulları yerine getirmediği için “iskân” yani oturma izni bulunmayan binalara elektrik ve su bağlanmasının yolu açılmıştır. 12/10/2004 tarihi ile 26/07/2008 tarihleri arasında yapı (inşâat) ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olup, kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılara; yol, elektrik, su, telefon, kanalizasyon, doğal gaz gibi alt yapı hizmetlerinden birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi hâlinde, ilgili yönetmelikler doğrultusunda fenni gereklerin yerine getirilmiş olması ve kanunun yayımı tarihinden itibaren başvurulması üzerine, kullanma izni alınıncaya kadar ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su ve/veya elektrik bağlanabilir. Ancak, yapı (inşâat) ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olma şartı 12/10/2004 tarihinden önce yapılmış olan yapılarla ilgili olarak uygulanmaz. 12/10/2004 tarihinden önce inşa edilen yapılarda yapı (inşâat) ruhsatı alınmış olma şartı dahi aranmamaktadır. Diğer bir deyişle 12/10/2004 tarihi ile 26/07/2008 tarihleri arasında yapı (inşâat) ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olan yapılar için kanunen aranan koşullar 12/10/2004 tarihinden önce inşa edilen yapılar için aranmayacaktır. Yani 12/10/2004 tarihinden önce binanın yapıldığının ispatı şartıyla geçici su veya elektrik aboneliği verilmesi amir hükümdür. Geçici elektrik veya su aboneliğinin tesisi için yapının 12/10/2004 ten önce yapıldığının ispatı ve oturmaya elverişli olması gerekli ve yeterlidir, bunlar dışında başka bir şart aranmaz. Somut uyuşmazlıkta yapı ruhsatı 28.08.2009 tarihli olup; istisnai sürenin dışındadır. Bu nedenle süre koşulu gerçekleşmediğinden davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından direnme kararının onanması gerekir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından, talep edilen aboneliğin geçici su aboneliği olduğu, davacının mağdur edilmemesi için davanın kabul edilmesi gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de ; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler gözetilerek yerel mahkemece verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının ONANMASINA, 30.03. 2016 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dava, tüketici hukuku kapsamında oluşan bir muarazadır. Bu nedenle uyuşmazlığın bu yönde değerlendirilmesi ve sonuçlandırılması gerekmektedir. Davacı kiracısı bulunduğu altındağ Mahallesi 981. sokak no; 17/8 adresinde kiracı olduğu taşınmazda su aboneliği tesisi için başvuruda bulunduğunu, ancak binanın statik raporunun olmaması nedeniyle su aboneliğinin tesis edilmediğini, geçici abonelik tesisini istemiştir. Davalı binaya ilişkin statik rapor ve hesap kesme işlemi yapılmadan aboneliğin gerçekleştirilemeyeceğini savunmuştur. Mahkemece saptanan delillere göre binanın statik raporunun bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş, kararın temyizi üzerine Yüksek 13. HD.nun kararıyla bozulmuş, bozma kararına mahkemece direnilmiş, direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, karar Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelmiştir. Öncelikle davanın dayanağını açıklamak zorunluluğu bulunmaktadır. Davaya uygulanması gereken 3194 sayılı Yasa'nın geçici 11. maddesidir. Yasa maddesi aynen şu şekildedir. "Geçici Madde 11-(Ek; 9.7.2008 -5784/25.md.) (26.7.2008 RG) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar yapı (inşaat) ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olup, kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılara; yol, elektrik, su, telefon, kanalizasyon, doğal gaz gibi alt yapı hizmetlerinden birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi halinde, ilgili yönetmelikler doğrultusunda fenni gereklerin yerine getirilmiş olması ve bu maddenin yayımı tarihinden itibaren başvurulması üzerine, kullanma izni alınıncaya kadar ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su ve/veya elektrik bağlanabilir.Bu kapsamda, ilgili belediyeden dağıtım şirketlerine elektriğin kesilmesi talebinin söz konusu olması halinde aboneliği iptal edilebileceğinden, su ve/veya elektrik bağlanması herhangi bir kazanılmış hak teşkil etmez. Ancak yapı (inşaat) ruhsatı alınmış ve buna göre yapılmış olma şartı 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış olan yapılarla ilgili olarak uygulanmaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan aboneliklerde ait olduğu gruba dönüştürülür." Maddenin sadece tüketici bazlı olmadığı diğer aboneliklerde de uygulanacağı tartışmasızdır. Maddenin yazılışında "bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar yapı ruhsatı alınmış cümlesi bu tarihten sonraki yani yasanın yürürlüğe girdiği 26.7.2008 tarihindne sonra yapı ruhsatı alınmış binalarda geçici abonelik tesis edilip edilmeyeceği yasada boşluk olarak düşünülmelidir. Geçici aboneliğin amacı iskan ruhsatı olmayan binalarda kullanıcıların mağdur olmaması için yasa koyucu tarafından konulduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu tarihten sonra yapı ruhsatı alınmış binalarda ne şekilde işlem yapılacağı askıda bırakılmıştır. Böyle bir durumda TMK.nun 1. maddesi uyarınca Hakimin boşluğu doldurması gerekir. Gerçekten de, bu tarihten sonra yapı ruhsatı alınmış bir konutta abonelik tesis edilememiş ise, geçici 11. madde uyarınca geçici abonelikten varsa diğer şartları da taşıyorsa yararlanması gerek genel hükümler gerekse Tüketici Hukuku'nun ruhuna uygundur. Kaldı ki, maddenin son cümlesinde, 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış olan yapılarda ruhsat alınma şartı dahi gerek görülmemiştir. Yapı ruhsatı alınmayan bir kısım binalarda geçici abonelik kabul edildiği halde, maddenin yürürlüğe girmesinden sonra alınan yapı ruhsatına rağmen geçici abonelik verilmemesi çelişki oluşturmaktadır. Yapı ruhsatının dava tarihinden sonra alındığı da dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Geçici 11. maddedeki diğer koşulların da gerçekleştiği, örneğin su, elektrik, doğal gaz gibi alt yapı hizmetlerinden birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi halinde, ve fenni gereklerinin yerine getirlmiş olması yani yapının fen ve tekniğine uygun yapıldığının anlaşılması halinde geçici abonelik verileceği kuşkusuzdur. Öte yandan konunun Tüketici Hukuku yönünden de değerlendirilmesi gerekmektedir. Dava tarihinde 4822 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki 4077 sayılı Yasa yürürlüktedir. 4077 sayılı Yasa'nın "amaç" başlıklı 1. maddesi; "Bu kanunun amacı, kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu ukonudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmelerini teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir." Anılan yasa dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunduğuna göre, bu yasa hükümlerinin dikkate alınması ve tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkartalırın koruyucu, önlemlerin alınması yönündeki düzenlemesi de gittikçe gelişen tüketicinin korunmasına ilişkin düşünceler doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır. Nitekim; Anayasamızın 172. maddesinde; "Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirleri alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişmlerini teşvik eder." düzenlemesi yaıplmıştır. Anayasada yapılan düzenlemeler, 6502 sayılı TKHK, TBK, TTK ve diğer kanun hükümleri ile tüzük ve yönetmelikler uygulanırken her zamanda hatırda tutulmalıdır.Tereddüt halinde tüketici lehine yorum kuralına uygun hareket edilmesi zorunludur. Tüketici işlemi niteliğinde olan abonelik sözleşmelerinde, sözleşmenin taraflarından biri daimi tüketici, karşı taraf ise mal veya hizmet veren satıcı veya sağlayıcıdır. Bu tür sözleşmelerde sözleşmenin karşı tarafı çoğu zaman o ürünü tekel niteliğinde elinde bulunduran, satan veya hizmet veren bir kamu kurumu veya kuruluşudur. Örneğin, Su, doğalgaz ve elektrik aboneliklerinde bu hizmeti veren çoğunlukla ilgili belediye veya ilgili Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlardır(su için Ankara'da ASKİ, İstanbulda İSKİ, Eskişehirde ESKİ vb.) ( Tüketici Hukuku, Hakim İlhan Kara, sh. 1072) Bu tür aboneliklerle ilgili kamu kuruşlarının tekel oldukları ve bu tür sözleşmelerin iltihaki niteliğinde bulunduğu, konut sahipleri yada kiracıların başka kurumla abone sözleşmesi yapma imkanının bulunmadığı da bilinmektedir. Öte yandan, davacı konusu binanın iskan raporunun alınması için yapı denetim firmasının alacağını alamadığı ve bu nedenle de iskan raporunun düzenlenmediği, bu sebeple esasen abonelik tesis edildiği dosya kapsamıyla anlaşılmaktadır. Binanın statik yönden iskana elverişli olduğu da anlaşılmaktadır. Yapı denetim bedelinden de iş sahiplerinin sorumlu olduğu konusunda bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Bu bedelden iş sahipleri sorumlu olduğuna göre, davacı kiracının sorumlu olmadığı bir bedeli ödeyip, iskanın alınmasını sağlayacak bir sonuç dosya kapsamına uymamaktadır. Diğer yandan davalı tarafın söz konusu binanın statik raporunun alınmadığı ve ilişik kesme işlemi yaptırmadığından bahisli aboneliğin tesisinin mümkün bulunumadığı savunulmaktadır. Davacı kiracının statik raporu alma gibi bir yükümlülüğü bulunmadığı gibi ilişik kesme belgesi de kiracıya yüklenemez. Esasında Borçlar Kanunu'nun kiraya ilişkin hükümlerinde sözü edilen eksikliklerin tamamen kiralayanın yükümlü olduğu tartışmasızdır. Öte yandan bu konuda 2003 yılına kadar temyiz incelemesi yapan Yüksek 13. Dairesi, bu yönde pekçok karar vermiş ve yapı ruhsatının alınmasıyla koşulların gerçekleştiği görüşüyle geçici abonelik tesisi istemini diğer şartları da varsa kabul eden kararları onamış, aksi kararlar ise bozulmuştur. Hukuk düzeninin istikrarlı olması gözetildiğinde de, emsal kararlar da bulunduğundan bu yönde uygulama yapan Dairenin uygulamasının doğru olduğu ve davacının da kiracı olduğu nazara alındığında, en başta gelen ihtiyaçlardan olan su ihtiyacının başka türlü de karşılayamayacağı anlaşıldığından geçici abonelik tesisi isteminin kabulü gerekir. Temel ihtiyaç olan su ihtiyacını yasa dışı yöntemlerle karşılama yolunu açacak bir uygulama hukuk düzeniyle bağdaşmaz. Kiracının başka türlü yani taşıma suyla ihtiyacını gidermesi beklenemez. Kaldı ki, geçici abonelik tesis edilmesi istenmiş olup, ileri de binanın iskan ruhsatı alınamaması halinde kaçak bina işlemi göreceği ve kesin abonelik tesis edilemeyeceği , anlaşıldığından kararın bozulması gerektiğini düşündüğümden, aksi yöndeki görüşlere katılamıyorum. ##########

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Tüketicilerin korunmasıyla ilgili olarak Devletin yükümlülüğü aşağıdakilerden hangisidir?

A) Tüketici kredilerini faizsiz hale getirmek.
B) Tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler almak.
C) Tüm ithal ürünlere tüketici onayı şartı getirmek.
D) Tüketici mahkemelerini kaldırmak.
E) Sadece kamu kurumlarından alışveriş yapılmasını sağlamak.