1982 Anayasası Madde 53

1982 Anayasası 53. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 53 – İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler. Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir. (Ek fıkra: 23/7/1995-4121/4 md.; Mülga üçüncü fıkra: 7/5/2010-5982/6 md.) (Mülga dördüncü fıkra: 7/5/2010-5982/6 md.) (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/6 md.) Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler. (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/6 md.) Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir. (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/6 md.) Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir. B. Grev hakkı ve lokavt

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

161 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2022/38409 E., 2023/681 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
a) FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, TCK'nın 62 inci maddesinin birinci fıkrası, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas 2015/85 sayılı kısmi iptal Kararındaki hususlar gözetilerek 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkrası, TCK'nı
3. Ceza Dairesi         2022/38409 E.  ,  2023/681 K. "İçtihat Metni" T U T U K L U İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık HÜKÜM : Üye olma suçu yönünden, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı, dolandırıcılık suçu yönünden, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak hükmedilen mahkumiyet İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin, 22.01.2020 tarihli ve 2019/331 Esas, 2020/17 sayılı Kararı ile sanık hakkında; a) FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, TCK'nın 62 inci maddesinin birinci fıkrası, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas 2015/85 sayılı kısmi iptal Kararındaki hususlar gözetilerek 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkrası, TCK'nın 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, TCK'nın 221 inci maddesinin beşinci fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir. b) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının e bendi, TCK'nın 62 nci maddesinin birinci fıkrası, TCK'nın 52 inci maddesi, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas 2015/85 sayılı kısmi iptal Kararındaki hususlar gözetilerek 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkrası uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 56.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir. c) Resmi belgede sahtecilik suçundan, CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir. 2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 30.11.2021 tarihli ve 2020/171 Esas, 2021/2010 sayılı Kararı ile sanık hakkında; a) Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin ve Mahalli Cumhuriyet savcısının istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. b) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin ve katılan ... vekilinin istinaf başvuruları üzerine, duruşma açılarak mahkumiyet hükmünün CMK'nın 280/2 nci maddesi uyarınca kaldırılmasına, 5237 sayılı Kanun’un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının e bendi, TCK'nın 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, TCK'nın 62 nci maddesinin birinci fıkrası, TCK'nın 52 nci maddesi, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas 2015/85 sayılı kısmi iptal Kararındaki hususlar gözetilerek 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkrası uyarınca 3 yıl 1 ay 15 ... hapis ve 5.460 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir. c) Resmi belgede sahtecilik suçundan İlk Derece Mahkemesince kurulan beraat hükmüne yönelik Mahalli Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine KESİN olmak üzere karar verilmiştir. 3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 23.10.2022 tarih ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle, 1. Tevsihi tahkikat taleplerinin usul ve yasaya aykırı olarak reddedildiği, 2. ByLock kullanımına ilişkin delillerin hukuka aykırı elde edildiği, 3. Silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediğine ilişkin dosyada delil bulunmadığı, 4.Sanığın geçmişe yönelik kayıtlarının hakim kararı olmaksızın, yetkisiz organ MİT tarafından hukuka aykırı yol ve yöntemler kullanılarak incelendiği, 5. Örgüt talimatı ile ağa dahil olduğu her türlü şüpheden uzak şekilde kanıtlanmadığı, 6. Sanığın duruşmada ve son savunmasında ByLock haberleşme programını kullanmadığını, tespit ve değerlendirme tutanağının kendisine ait olmadığını belirttiğini, 7. Sanığın ByLock kullanıcısı olduğu kabul edilecek olsa dahi (kabule girmemek üzere) yazışma içeriklerine bakıldığında örgüt talimatıyla ve gizliliği sağlamak üzere haberleşmek için kullanıldığına ilişkin dosyada delil bulunmadığı, 8.Tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan yazışmaların örgüt üyeliği suçunun delilini oluşturabilecek nitelikte olmadığı, 9.M.E.G., S.Ç. ve S.D.'nin beyanlarının, CMK'nın 148 inci maddesine uygun beyanlar olmadığından hükme esas alınamayacağı, 10. M.E,G.'nin mahkeme huzurunda verdiği ifadesini S.Ç.'nin yönlendirmesi ile verdiğini polis akademisi sınavına girdiğinde kopya çekmediğini müvekkil sanığı da aynı lisede okumuş olması sebebiyle tanıdığını örgüt üyeliği suçunu işlediğine dair herhangi bir bilgisi görgüsü olmadığını beyan etmesine rağmen bu beyanına itibar edilmeyerek mahkumiyet kararında yine bu kişinin beyanına dayanılmış olmasının hukuka aykırı olduğu, 11.Hukuka aykırı delil niteliğinde olan ... isimli gizli tanığın bazı ağır ceza mahkemelerinde verdiği ifadelerindeki tutarsızlık bulunduğu ve 17/25 Aralık 2013 sonrasında FETÖ'den koptuğuna ilişkin beyanları nazara alındığında işbu kodlamanın gerçeği yansıtmadığı, 12.Sanığın kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçunu işlediğine dair kopya çektiği iddiasına ilişkin hiç bir tespit bulunmadığı, sınav öncesinde veya sonrasında soruları ele geçirdiğine ilişkin tespit bulunmadığı, 13. İl Emniyet Müdürlüğünce hazırlanan maliyet tablosunun dayanağının ne olduğu, hesaplamanın nasıl yapıldığı yönünde hiç bir açıklama bilgi belgenin mevcut olmadığı, 14.Şüpheden sanık yararlanır evrensel hukuk kaidesinin göz ardı edildiği, 15.Belirtilen sebeplerle kararın bozulması talebine ve sair sebeplere İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1.Silahlı Terör Örgütü Üyeliği Suçu Yönünden: Sanığın 17.08.2012 tarihinde İçişleri Bakanlığı ... ... Polis Akademisi yazılı yarışma sınavına girerek sınavda 100 puan üzerinden 83,25 puan alarak sınavı 5. Asil Erkek olarak kazandığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin iletişim amacıyla kullandıkları ByLock isimli şifreli mesajlaşma ve iletişim programını, kullandığını beyan ve kabul ettiği üzerine sanığın babasının adına kayıtlı bulunan .......04 09 numaralı telefon hattı üzerinden ... , IMEİ no'lu cihaz ile 12.09.2015 ilk tespit tarihinden 01.01.2016'a kadar 2736 sinyal, 139 sayfa olacak şekilde "...'' ID" no, "...." kullanıcı adı, "- -...- -" şifresiyle kullandığı, ByLock kullanıcı adının sanığın adının sessiz harflerinden oluştuğu, ByLock yazışmalarında ... ID no'lu ByLock kullanıcısı sanığa hitaben "talha kaç gibi gelirsin sen" diye hitap edildiği, sanığın ByLock mesaj içeriklerinin dosyada mevcut olduğu, içeriklerin örgüt jargonuna uygun olduğu, Sanık hakkında dinlenen tanıklardan; tanık S.Ç.'nin aşamalardaki beyanlarında özet olarak; örgüt evinde sanık ile tanıştığını polis akademisi sınavı öncesi sınav sorularının sanık ile kendisine verildiğini, tanık S.D.'nin aşamalardaki beyanlarında özet olarak; polis akademisi kapatıldıktan sonra örgüt evinde sanık ile birlikte kaldıklarını beyan ettiği, bu tanıkların beyanlarının dosya kapsamı ile uyumlu olduğu, aşamalarda değişmediği, sanığa suç isnadı için dosyaya yansıyan bir neden de bulunmadığı, tanık M.E.G.'nin mahkemede hazırlık ifadesini değiştirmiş ise de, hazırlık ifadesinde, diğer tanık S.Ç.'nin de olduğu evde kendilerine sınav sorularının verildiğine dair detaylı beyanının olduğu, bu beyanının diğer tanık S.Ç.'nin beyanı ile de uyuştuğu, tanık M.E.'nin sanığı cezadan kurtarmak için ifadesini değiştirdiği kanaatine varılmış, bu tanığı ilk ifadesine mahkemece itibar edilmiştir. Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gizli haberleşme programı olan ByLock programını kullanması, ByLock yazışma içerikleri, olaya oluşa uygun ve samimi bulunan tanık beyanı birlikte değerlendirildiğinde; eylemlerinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk bulunan sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyararşik yapı ve organik bütünlüğüne dahil olduğu ve üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun bu haliyle sübut bulduğu yapılan yargılama ve toplanan delillerden kabul edilmiştir. 2. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık suçu yönünden : Sanığın hile ile 2012 yılı polis akademisi sınav sorularını elde ettiğinin, beyanları değerlendirilen tanıklar M.E.G. ve S.Ç.'nin beyanı ile sabit olduğu, hazırlık aşamasında aldırılan bilirkişi raporunun da bu fiili teyit eder nitelikte olduğu, sanığın sübut bulan eylemine uyan TCK'nın 158/1-e (6763 sayılı yasanın 14 üncü maddesi ile değişmeden evvelki hali ile) maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir. 3. Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Yönünden : Sahteliği iddia edilen belgenin aslının bulunmadığı belirtilerek ,somut olayda sanığın terör örgütü üyesi olarak Emniyet Teşkilatına sızmak amaçlı olarak sınavdan önce soruları aldığı, cevaplarını ezberlediği, sınav sırasında aklında kaldığı kadarıyla soruları cevapladığı, dolayısıyla sınav kağıdının kendisi tarafından oluşturulduğu, ortada sahte nitelikte bir belge olmadığı, sanığın gerçeğe aykırı bir belge tanzim etmediği anlaşılmakla eylemi yasada suç olarak düzenlenmediğinden ve dolayısıyla resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları oluşmadığından beraatine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Davanın yeniden görülmesine karar verilerek, yapılan duruşmalı inceleme sonunda; 1. Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu yönünden; Gizli tanık ... ele geçirilen SD kart içerisinde akademide okuyan polis öğrencilerinin örgüt tarafından kodlanarak fişlendiği ve sanık ...'ın isminin de SD kartta yer aldığı, buna göre sanık ...'ın ilinin Konya, bağlı bulunduğu öğretmenin ... S., genel müdürün ... bey, genel müdür yardımcısının ..., son kategorisinin A, okuldaki en son derecesinin 5 olduğuna dair bilgilerinin yer aldığı, sanığın savunmasında suçlamaları kabul etmediği belirtilerek, performansa ilişkin alınan bilirkişi raporlarında sınav soruları verilen kuvvetli şüphelilerden olduğu, sanığın isminin SD kartta yer aldığı, bilirkişi raporu ve tanıklar S.D., M.E.G. ve S.Ç.'nin beyanları nazara alındığında, soruların kendisine verildiği kabul edilmiş olup tüm bu hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısı içerisine dahil olmak suretiyle üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği kabulüyle, İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular ile hukuki vasıflandırma ve cezanın kişiselleştirilmesi yönünden hükümde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenmiştir ancak, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanmadığı halde TCK'nın 221/5 maddesi gereğince 1 yıl denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, bu hususun CMK'nın 280 ve 303/1 inci maddeleri uyarınca düzeltilmesi olanaklı bulunduğundan, sanık hakkında kurulan hükmün 2. kısmının 7. bendinde yer alan "Sanık hakkında TCK'nın 221/5 inci maddesi gereğince 1 yıl denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ibarelerinin çıkarılması suretiyle, sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. 2. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık suçu yönünden; 26.02.2016 tarihli bilirkişi raporu ile copydetect programına göre kişilerin cevap örüntülerinin incelenmesi, YGS ve polis akademisi sınav puanlarındaki puan artışı, müfredat dışı ingilizce sorularını doğru cevaplama ve ingilizce muafiyet testi puanlarının karşılaştırması ve testlerde yer alan bazı sorulara verilen yanlış cevap sayılan yöntemlerinden, rapor ekinde gönderilen tabloda belirtilen beş ölçütten en az üçüne göre işaretlenen adayların, sınav sonuçlarına kendi performanslarının dışında başka faktörlerin etkisi olduğu yönünde kuvvetli şüpheli kanaati oluştuğu, bu bağlamda belirtilen beş ölçütün beşinde de işaretlenen sanığın polis akademisi sınav sonucuna kendi performansının dışında başka faktörlerin etkisi olduğu kanaatiyle kuvvetli şüpheli olduğu belirtilmiştir. Tanık M.E.G. kendisi hakkında yürütülen soruşturmada müdafi huzurunda şüpheli sıfatıyla vermiş olduğu ifadesinde özetle, sanığın yazılı sınavdan bir kaç ... önce kendisini aradığını, "Ankara'ya gidelim orada buluşalım" dediğini, adresini hatırlamadığı evde S.Ç., T.Y. ve .. isimli şahısla buluştuklarını, sınavdan önce başka bir şahsın eve geldiğini, boş odaya geçtiğini, kendilerine "sırayla gelin sizin ile görüşeceğim" dediğini, sırayla odaya girdiklerini, odaya girdiğinde önüne A4 kağıdına fotokopi şeklinde bir takım sorular konulduğunu, yaklaşık 1-2 saat kadar bu sorulara baktığını, odadan çıkmadan önce burada olanları kimseye anlatmaması için kendisine yemin ettirildiğini, sonra odadan çıktığını, polis akademisi sınavına girdiğinde bu şahsın kendisine gösterdiği soruların yaklaşık %60-70'nin sınavda çıktığını gördüğünü beyan ettiği, her ne kadar tanık M.E.G. kovuşturma aşamasında bu beyanını değiştirmiş ise de, tanığın daha önce müdafi huzurunda vermiş olduğu ifadesi, diğer tanık S.Ç.'nin beyanı ile uyumlu olduğu ve usuli yönden herhangi bir eksikliği bulunmadığı anlaşıldığından, tanığın sanığı cezadan kurtarmak amacıyla kovuşturma aşamasında ifadesini değiştirdiği kanaatine varılarak ilk ifadesine itibar edilmiştir. Tanık S.Ç.'nin aşamalarda değişmeyen beyanlarında özetle, sınavdan 5-6 ... önce cemaatin yönlendirmesi ve yardımıyla sınav sürecinde tanıştığı M.E.G. ve T.Y. ile birlikte Ankara'ya gittiklerini, gittikleri evde kendilerine bir kitapçık verildiğini, "bu kitapçıktaki sorulara iyi bakın sınavda bunlara yakın sorular çıkacak" dendiğini, bu evde üçü dışında sınava hazırlanan başka bir öğrenci olmadığını, bu şekilde sorulara tek tek baktıklarını, sınavda da bu sorulara benzeyen sorular çıktığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Tanıklar M.E.G. ve S.Ç.'nin sınav soru ve cevaplarının sınavdan bir kaç ... önce kendilerine verildiğine dair birbirleriyle uyumlu beyanları, sanığın kuvvetli şüpheli konumunda olduğuna ilişkin bilirkişi raporları, sanığın örgüt ile bağlantılı olduğunu gösterir ... sd kart içeriği ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın sınav öncesi örgüt tarafından kendisine verilen sorulara çalışarak sınavda gerçek başarısının üzerinde performans gösterdiği, bu şekilde sıralamada diğer adayların önüne geçerek haksız şekilde Polis Akademisine yerleştiği ve en son 15.03.2015 tarihine kadar harçlık almak suretiyle gelir elde ettiği, birden fazla kez haçlık alan sanığın eyleminin zincirleme nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Sanığın üzerine atılı suçtan temel ceza belirlenirken, dosya kapsamına göre alt sınırdan uzaklaşılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı, sanığın elde ettiği haksız menfaatin tespiti için ilk derece mahkemesine bildirilen masraf tablosunda her ne kadar 33.606,77 TL bildirilmiş ise de, bildirilen miktardan yalnızca öğrenci harçlığı olarak bildirilen miktarın haksız menfaat olarak esas alınması, diğer masrafların zarar kavramı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından, sanığın elde ettiği haksız menfaat miktarının 2012, 2013, 2014 ve 2015 yıllarında almış olduğu harçlık tutarlarının toplamı olan 2.623,40 TL olarak tespiti gerekirken hatalı tespit ile sonuçta adli para cezasının fazla tayini hukuka aykırı olup, sanık hakkında TCK'nın 158/1-e-son maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verildikten sonra, eylemini zincirleme olarak gerçekleştirdiğinden TCK'nın 43/1 inci maddesi uyarınca cezasında artırım yapılmış ve cezalandırılmasına dair hüküm kurulmuştur. 3. Resmi Belgede Sahtecilik suçu yönünden; Sınavdan önce hukuka aykırı bir şekilde elde edilen soruların cevapları ile gerçek başarı ve performansın değil gerçek olmayan durumun resmi belge olan cevap kağıdına işlenmesinden dolayı aldatıcı beyan taşıyan resmi belge niteliğindeki cevap kağıdının da içerik itibariyle sahte belge haline gelmesine sebebiyet verilme eyleminin polis akademisi tarafından düzenlenen sınav sonuç belgesini de sahte ve gerçeği yansıtmayan belge niteliğine kavuşturduğu bu şekilde resmi belgede sahtecilik suçunun işlendiği iddiasının; iddianamedeki anlatım itibariyle sanığın sınav sonuç belgesine yönelik içerik sahteciliği olduğu, içerikte sahteciliğin ise ancak memur kişi tarafından işlenebileceği, memur olmayan kişilerin içerik sahteciliğinin faili olamayacağı, dolayısıyla resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşıldığından, sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan beraatine dair ilk derece mahkemesinin kabulünde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı değerlendirildiğinden, Mahalli Cumhuriyet Savcısının istinaf isteminin esastan reddine KESİN olmak üzere karar verilmiştir. IV. GEREKÇE A. Sanık hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükmü yönünden; Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, tanıklar M.E.G. ve S.Ç.'nin sınav soru ve cevaplarının sınavdan bir kaç ... önce kendilerine verildiğine dair birbirleriyle uyumlu beyanları, sanığın kuvvetli şüpheli konumunda olduğuna ilişkin bilirkişi raporları, sanığın örgüt ile bağlantılı olduğunu gösterir ... sd kart içeriği değerlendiriliğinde, sanığın sınav öncesi örgüt tarafından kendisine verilen sorulara çalışarak sınavda gerçek başarısının üzerinde performans gösterdiği, bu şekilde sıralamada diğer adayların önüne geçerek haksız şekilde Polis Akademisine yerleştiği ve en son 15.03.2015 tarihine kadar harçlık almak suretiyle gelir elde ettiği, birden fazla kez harçlık alan sanığın eyleminin zincirleme şekilde nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair Bölge Adliye Mahkemesi kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. B. Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükmü yönünden; 1. Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararı ve Dairemizin müstakar kararlarında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür. 2.Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen, Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararında ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespit edilmesi halinde sanığın örgütle bağlantısını gösteren bir delil olarak kabul edilmesi mümkündür. 3.Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, sanığın kullandığı tespit edilen, 437225 ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme tutanağı içeriğine göre ByLock iletişim sistemini örgütsel iletişim amacıyla kullanan, Gizli tanık ...'dan ele geçirilen SD kart içerisinde akademide okuyan polis öğrencilerinin örgüt tarafından kodlanarak fişlendiği, sanığın isminin de bulunduğu kartta öğretmeni konumunda yazılı A.S.' in, sanık hakkında tespit edilen ByLock içeriklerinde de isminin geçtiği ve "abi" şeklinde hitap edildiği anlaşılan, polis akademisi sınav sorularının kendilerine verildiğine dair hakkında tanık anlatımları bulunan sanığın, anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle üyesi olduğuna dair İlk Derece Mahkemesi kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. C. Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçesinde ileri sürülen esasa müessir olabilecek savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık hakkında kurulan hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 30.11.2021 tarihli ve 2020/171 Esas, 2021/2010 sayılı Kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrasının a bendi uyarınca Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.02.2023 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Ceza Dairesi, 2024/16319 E., 2024/6555 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi ve 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanıkların durumlarının yeniden belirlenmesinde zoru
8. Ceza Dairesi         2024/16319 E.  ,  2024/6555 K. "İçtihat Metni" T U T U K L U İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/2375 E., 2021/2390 K. SUÇLAR : Uyuşturucu madde ticareti yapma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, Düzelterek Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. I.HUKUKİ SÜREÇ A. Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığının,19.10.2018 tarihli iddianamesi ile sanıkların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca; aynı tarihli diğer iddianamesi ile de suça sürüklenen çocuk ... ... hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. B. Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.05.3019 tarihli kararı ile sanıklar ... ve .. hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan , 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi,43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, uyarınca 15 yıl 7 ay 15 gün hapis ve 31.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına; sanık ... hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesi, uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 25.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; suça sürüklenen çocuk ... ve sanık ... hakkında,Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatlerine karar verilmiştir. C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 06.10.2021 tarihli ve 2019/2375 Esas, 2021/2390 Karar kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurularına ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde, sanıklar ... ve Veli hakkında kurulan hükme yönelik istinaf taleplerinin esastan reddine; sanık ... ile suça sürüklenen çocuk ... hakkında 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık ve suça sürüklenen çocuk hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, sanık ... için 5237 sayılı Kanun’un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 25.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; suça sürüklenen çocuk ... için 5237 sayılı Kanun’un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 39 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi,31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis ve 5.540,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 51 inci madde uyarınca hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A.Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; Sanığın atılı suçu işlemediğine,yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına ilişkindir. B.Suça Sürüklenen Çocuk ... ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; Suça sürüklenen çocuğun atılı suçu işlemediğine,yeterli delil bulunmadığına ilişkindir. C.Sanık ..., vasisi ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle; Delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine,yeterli delil bulunmadığına,eksik inceleme yapıldığına ilişkindir. D.Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle; Delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine,delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, yeterli delil bulunmadığına ilişkindir. E.Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,eksik inceleme yapıldığına, delil değerlendirmesinin hatalı olduğuna ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; Dava konusu olay, sanıklar ve suça sürüklenen çocuğun uyuşturucu madde ticareti yaptığı iddiasına ilişkindir. Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sanıklar ..., ... ve ... hakkında suçları sabit görülmek suretiyle mahkumiyet; sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ... ... hakkında atılı suçu işlediklerine ilişkin yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat hükmü kurulmuştur. Mahkumiyet hükmü alan sanıklar ile Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine duruşma açan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi tarafından, esastan ret ve beraat hükmünün kaldırılması suretiyle mahkumiyet hükümleri kurulmuştur. A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü "...Sanık ... yönünden, 12.09.2018 tarihli 12 numaralı ara yakalama için sanığın alınan savunmasında özetle, ...'a uyuşturucu madde satmadığını, kendisinin ...'tan uyuşturucu madde satın aldığını, ...'a daha önceden votka sattığı için kendisine borcu olduğunu, olay günü borcunu ve kendisine uyuşturucu madde getirdiğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiş ise de, tanık ...'un aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanlarında olay günü yakalanan uyuşturucu maddeyi sanıktan aldığını beyan ettiği, tanık ile sanık arasındaki yazışmalar incelendiğinde sanığın tanığa ''usta bak iple poset sallicam balkondan parayi icine koy,senin paketi attırcam ben'' şeklindeki mesajında uyuşturucu maddeyi kast ettiğinin değerlendirildiği, tanık beyanının mesaj içerikleri ve kolluk görevlileri tarafından tutulan fiziki takip tutanağınca da desteklendiği dikkate alındığında, sanık savunmasının cezadan kurtulmaya yönelik olduğunun değerlendirildiği, bu nedenle sanık savunmasına itibar edilmediği, mahkememizce sanığın bu eyleminin sabit görüldüğü, 14.09.2018 tarihli 13 numaralı ara yakalama için sanığın alınan savunmasında özetle, tanık ...'in kendisine mesaj atıp yanına geldiğini, tanık ...'in kendisinde uyuşturucu madde bulunduğunu satmak istediğini, alıp almayacağını sorduğunu, tanığın kendisine uyuşturucu madde satmaya çalıştığını, kendisinin uyuşturucu madde satmadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiş ise de, tanık C.'nin aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanlarında olay günü yakalanan uyuşturucu maddeyi sanıktan aldığını beyan ettiği, kolluk görevlileri tarafından düzenlenen fiziki takip tutanağında ...'in ...'e para uzattığı, sanığın ise cebinden çıkardığı eşyayı tanığa verdiğinin görüldüğünün belirtildiği, bu tutanağın tanık beyanlarını desteklediği, sanığın tanığın kendisinde bulunan uyuşturucu maddeyi kendisine satmak amacıyla ilk mesajı attığı ve kendisinin yanına geldiği yönündeki beyanının hayatın olağan akışına aykırı olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde sanık savunmasının cezadan kurtulmaya yönelik olduğunun değerlendirildiği, bu nedenle sanık sanık savunmasına itibar edilmediği, mahkememizce sanığın bu eyleminin sabit görüldüğü, Yukarıda belirtildiği üzere sanığın 12 ve 13 numaralı ara yakalamalarda üzerine atılı uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma ve sağlama suçunu işlediği sabit görülmekle, eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/3. maddesi uyarınca cezalandırılmasına, suça konu uyuşturucu maddenin eroin olduğu anlaşıldığından sanık hakkında verilen cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/4-a maddesi uyarınca yarı oranında artırım yapılmasına, sanığın üzerine atılı suçu aynı suç işleme kararının icrası kapsamında farklı zamanlarda iki kez gerçekleştirdiği anlaşıldığından sanığa verilen cezada 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1.maddesi gereğince dörtte bir oranında arttırım yapılmasına, verilen cezanın sanığın geleceği üzerinde meydana getirebileceği olası etkileri dikkate alınarak cezasından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62/1.maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılmasına karar verilmiştir. Sanık ... yönünden, Sanık ...'nin alınan savunmasında özetle, olay günü tanık T.nin uyuşturucu madde kullanmak için yanına geldiğini, madde kullandıktan sonra yanından ayrıldığını, Tolga'nın üzerinde bulunan madde ile ilgisinin olmadığını, uyuşturucu madde satmadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiş ise de, tanık T.nin aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanlarında olay günü yakalanan uyuşturucu maddeyi sanıktan aldığını beyan ettiği, sanık ile tanık arasında geçen şifreli konuşmanın ardından tanığın sanık ...'nin ikametine geldiği ve ikametten çıktıktan sonra üzerinde uyuşturucu madde ile yakalandığı dikkate alındığında sanık savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun değerlendirildiği, bu nedenle sanık savunmasına itibar edilmediği, böylelikle sanığın üzerine atılı uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma ve sağlama suçunu işlediği sabit görülmekle, eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/3. maddesi uyarınca cezalandırılmasına, suça konu uyuşturucu maddenin eroin olduğu anlaşıldığından sanık hakkında verilen cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/4-a maddesi uyarınca yarı oranında artırım yapılmasına, verilen cezanın sanığın geleceği üzerinde meydana getirebileceği olası etkileri dikkate alınarak cezasından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62/1.maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılmasına karar verilmiştir. Her ne kadar sanığın cezasından 188/5 maddesi gereğince arttırım yapılması talep edilmiş ise de, sanığın eylemini 3 veya daha fazla kişi ile birlikte veya suç işlemek için kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde gerçekleştirdiği yönünde delil bulunmadığı anlaşıldığından sanığa verilen cezanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/5 maddesi gereğince artırılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Sanık ... yönünden, 26.08.2018 tarihli 8 numaralı ara yakalama için sanığın alınan savunmasında özetle, tanık T.ye uyuşturucu satmadığını, cami tuvaletinde buluştuklarını, tanığın kendisine uyuşturucu teklif ettiğini ancak kendisinin içmeyip ayrıldığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiş ise de, tanık T.nin aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanlarında olay günü yakalanan uyuşturucu maddeyi sanıktan aldığını beyan ettiği, sanık ile tanık arasında geçen şifreli konuşmanın ardından tanık ile sanığın cami tuvaletinde buluştukları ve buluşmadan sonra tanık T.nin eroin kullanmış vaziyette yakalandığı, sanık ile tanık arasındaki görüşmede sanığın tanığa ''..akşam hale bir dünya şeftali indirdik yarın pazara çıkarırız, var abi aradığın her şey sıkıntı yok'' şeklindeki şifreli konuşmalar ile uyuşturucu maddeyi kast ettiği, sanığın tanık ile cami tuvaletinde buluşmasına mantıklı bir açıklama yapamadığı, her ne kadar ele geçirilen uyuşturucu madde bulunmasa da tanığın idrar örneği üzerinde Fethiye Devlet Hastanesi tarafından yapılan inceleme sonucu düzenlenen rapor da tanık T.nin idrarında uyuşturucu madde tespit edildiğinin rapor edildiği, tüm bu hususlar dikkate alındığında sanık savunmasının cezadan kurtulmaya yönelik olduğunun değerlendirildiği, bu nedenle beyanına itibar edilmediği, 28.08.2018 tarihli 9 numaralı ara yakalama için sanığın alınan savunmasında özetle, Tanık S. Ç. ile kullanmak için esrar maddesini beraber satın aldıklarını, aracılık etmediğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiş, tanık S. Ç.de mahkeme huzurunda alınan beyanında sanıktan uyuşturucu madde almadığını beyan etmiş ise de, tanık S.nin soruşturma aşamasında uyuşturucu maddesini sanıktan aldığını beyan ettiği ve sanığı teşhis ettiği, sanık tarafından uyuşturucu maddenin tanık ile beraber kullanmaları için aldıklarını beyan etmesine rağmen sanık ile tanığın şifreli konuşmalarından şüphelenilmesi üzerine yapılan kesintisiz takip sonucu düzenlenen fiziki takip tutanağında sanığın elinde bulunan cismi tanık S.'ye verdikten sonra yanından ayrıldığının belirtildiği, bu hususlar dikkate alındığında sanık savunması ve tanık beyanının sanığı cezadan kurtarmaya yönelik olduğunun değerlendirildiği, bu nedenlere beyanlara itibar edilmediği, 26.09.2018 tarihli 15 numaralı ara yakalama için sanığın alınan savunmasında özetle, Sanık ...'in yanına geldiğini, kendinin içmesi için bulundurduğu skank maddesini ona verdiğini, karşılığında bir ücret almadığını, sanık ...'ın kendisine 100 TL borcu olduğunu ve onu verdiğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiş ise de, sanık ...'in olay günün suça sürüklenen çocuk ... ve tanık A. K. ile beraber uyuşturucu madde kullanmak için sanık ...'den uyuşturucu madde aldıklarını beyan ettiği, suça sürüklenen çocuk ve tanığın bu hususu destekler nitelikte beyanda bulunduğu, sanık ... ile sanık ...'ın görüşmelerinde sanık ...'in sanık ...'a söylediği ''son şeyimi ... gile yardımcı oluverdim ama farklı bir şey var istersen hani senin bu sıkıntı yaşadığın bi konu vardı ya farklı bişey vardı ya, ha ondan var kardeşim'' şeklindeki şifreli konuşmalar ile skank maddesini kast ettiği, sanık ... ile sanık ...'ın şifreli konuşmalarından şüphelenilmesi üzerine yapılan takip sonucu düzenlenen fiziki takip tutanağında sanık ... ile diğer şahısların görüşmesinde sonra şahıslara müdahale edildiğinde söz konusu maddenin ele geçirildiğinin belirtildiği, tüm bu hususlar dikkate alındığında sanık savunmasının cezadan kurtulmaya yönelik olduğunun değerlendirildiği, bu nedenle beyanına itibar edilmediği, Yukarıda gerekçeleri belirtildiği üzere sanığın her üç eyleminin mahkememizce sabit görüldüğü, sanığın üzerine atılı uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma ve sağlama suçunu işlediği sabit görülmekle, eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/3. maddesi uyarınca cezalandırılmasına, 8 numaralı ara yakalama da ele geçirilen maddenin eroin olduğu anlaşıldığından sanık hakkında verilen cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/4-a maddesi uyarınca yarı oranında artırım yapılmasına, sanığın üzerine atılı suçu aynı suç işleme kararının icrası kapsamında farklı zamanlarda üç kez gerçekleştirdiği anlaşıldığından sanığa verilen cezada 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1.maddesi gereğince dörtte bir oranında arttırım yapılmasına, verilen cezanın sanığın geleceği üzerinde meydana getirebileceği olası etkileri dikkate alınarak cezasından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62/1.maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılmasına karar verilmiştir. Her ne kadar sanığın cezasından 188/5 maddesi gereğince arttırım yapılması talep edilmiş ise de, sanığın eylemini 3 veya daha fazla kişi ile birlikte veya suç işlemek için kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde gerçekleştirdiği yönünde delil bulunmadığı anlaşıldığından sanığa verilen cezanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/5 maddesi gereğince artırılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Sanık ... yönünden; Sanığın aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanlarında üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği, sanık aleyhine beyanda bulunan şahısların dosyamız sanıkları olduğu, tarafsız bir tanık beyanı elde edilemediği, sanığın uyuşturucu maddenin V. K.'ya ait olduğuna dair beyanının aksini ispatlayacak iletişim tespiti, fiziki takip ve benzeri işlemlerin dosya kapsamında bulunmadığı, sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin şüphe boyutundan öteye geçemediği, ceza yargılamasının amacının maddi gerçeğin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde ortaya çıkarılması olduğu, şüpheden sanığın yararlanacağı ceza hukukunun genel ilkesinin varlığı, tüm suçların açık ve kesin kanıtlarla sübuta ermesi gerektiği, soyut iddia ve kuşkulu kanıtların varlığı halinde suçun sübuta ermeyeceği, bu haliyle sanığın yüklenen suçu işlediğine dair cezalandırmaya yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşıldığından atılı suçtan beraatine karar verilmiştir. Suça sürüklenen çocuk ... yönünden; Sanık ve suça sürüklenen çocuğun aşamalarda değişmeyen istikralı beyanların tanık ile beraber uyuşturucu maddeyi kullanmak için maddeyi sanık ...'ın sanık ...'den aldığını, üzerilerine atılı suçlamayı kabul etmediklerini beyan ettikleri, tanık A.nın bu hususu doğruladığı, sanık ve suça sürüklenen çocuğun uyuşturucu madde ticareti yaptığına ilişkin iletişim tespiti, fiziki takip ve benzeri işlemlerin dosya kapsamında bulunmadığı, sanığın ve suça sürüklenen çocuğun üzerilerine atılı suçu işlediklerinin şüphe boyutundan öteye geçemediği anlaşılmakla, sanığın ve suça sürüklenen çocuğun atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, somut ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşıldığından atılı suçtan beraatlerine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur " demek suretiyle karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, sanıklar ... ve Veli hakkında kurulan hükümlere yapılan eleştiri dışında isabetsizlik görülmediği gerekçesi ile istinaf başvurularının esastan reddine; karar verilmiştir. Sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ... hakkında "... 25/072018 Tarihli olaya ilişkin yapılan değerlendirme; Olay tarihinde hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135 maddesi uyarınca iletişim dinlenilmesi ve kayda alınması tedbiri uygulanan sanık ... ve tanık V. B. arasında gerçekleşen görüşmelerde şahısların buluşacakları yönünde izlenim edinilmesi üzerine kolluk görevlileri tarafından şahısların sanık ...'e ait 48 \* 0356 plaka sayılı araç ile Antalya iline uyuşturucu madde almaya gidecekleri bilgisinin edinildiği, aynı gün saat 00:10 sularında araç takibe alınarak ekipler tarafından araca müdahale edildiği, bu esnada araç ön yolcu koltuğunda oturan sanık ...'in araçtan inerek ormanlık alana doğru kaçmaya başladığı, kaçmakta olduğu esnada elinde bulunan poşeti ormanlık alana doğru attığı ve ekipler tarafından yakalandığı, araç içerisinde yapılan kimlik kontrollerinde tanıklar V. B., V. K. ve G. A.nın yakalandıkları, araç içerisinde arka koltuk üzerinde 3 parça halinde ayrılmış eroin maddelerinin ele geçtiği, sanık ...'in ormanlık alana attığı poşetin ele geçirilerek yapılan kontrollerinde içerisinde daralı ağırlığı 8,46 gram gelen eroin maddesi bulunduğunun tespit edildiği, Fethiye Devlet Hastanesi tarafından sanığa ait idrar örneği üzerinde yapılan inceleme sonucu tanzim edilen 25.07.2018 tarihli raporda sanık ...'in idrarında uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin bulunmadığının rapor edildiği, İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nce düzenlenen 09.10.2018 tarihli uzmanlık raporunda ele geçirilen krem renkli toz maddelerin uyuşturucu maddelerden EROİN içerdiğinin bildirildiği, Kendi beyanına göre 3000 TL geliri olan sanığın ekonomik durumunun çok üzerinde değerde olan uyuşturucuyu kendi kullanımı için tek seferde alma imkanı olmadığı gibi, alınan rapora göre sanığın uyuşturucu madde kullanmadığının tespit edilmiş olmasına göre, uyuşturucunun bulundurulduğu yer ve şekline göre, sanığın ele geçirilen 8,46 gr eroini, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama amacıyla bulundurduğu ve sanık ...'in üzerine atılı suçun sübuta erdiği ve sanık aleyhine Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. 26.09.2018 tarihli olaya ilişkin yapılan değerlendirme; Hakkında İletişim Tesbiti, Dinlenmesi ve Kaydedilmesi tedbiri uygulanan sanıklar ... ve ... arasında olay tarihinde gerçekleştirilen görüşmelerde uyuşturucu madde satışı olacağı yönünde şüphe uyandıran ibarelerin geçmesi üzerine, olay günü 22:40 sıralarında Çamköy Mahallesi Halk Pazarı civarında ekiplerce tertibat alınarak beklenmeye başlanıldığı, bekleme yapıldığı esnada halk pazarı içerisinde 3 erkek şahsın beklemekte olduğunun görüldüğü, bir müddet sonra şahısların yanına motosiklet ile sanık ...'nın geldiği, şahıslar ile sanık ...'in görüştükten sonra pazardan ayrıldığı, akabinde üç erkek şahsın motosiklete binerek Karaçulha istikametine doğru hareket ettiği, ekipler tarafından motosiklete müdahale edildiği, motosikletin orta kısmında oturan ve arkasında oturan şahısların motosikletin sağ tarafından bir cisim attıklarının görüldüğü, motosiklete müdahale edildiğinde motosiklet sürücüsünün suça sürüklenen çocuk ..., orta kısımda oturan şahsın sanık ..., arkada oturan şahsın ise ... olduğunun görüldüğü, ... ve ...'in attıkları madde temin edilerek kontrol edildiğinde farklı ambalajlarda skank ve hap olduklarının tespit edildiği, Tanık A. K.nin alınan ifadesinde; olay günü saat 21:00-22:00 saatleri arasında ...'yi Çiftlik'te gördüğünü, kendisine uyuşturucu maddesini kastederek "bir şeyler yok mu abim" ...'ın ise "bir arkadaşımı aramam lazım" diyerek messenger yada twitter üzerinde ... isimli şahsa mesaj attığını kendisini bu mesajı gördüğünü, ... isimli şahsın cevaben bonzai var dediğini, kendisinin bonzai içmeyeceğini beyan etmesi üzerine skank var şeklinde mesaj attığını, akabinde ...'ın kullandığı motosiklet ile Total Petrol isimli iş yerinin civarına gittiklerini orada ... isimli şahsı aldıklarını buradan Çamköy kapalı pazar yerinin içine geldikleri esnada ...'ın birine mesaj çektiğini, daha sonra ...'ın şahsı aradığını 10 dk sonra şahsın beyaz bir motosiklet ile yanlarına geldiğini, gelen şahsın kendisine hitaben skank var dediğini, bunun üzren kendisinin ...'e 100 TL para verdiğini ...'ın ise parayı uyuşturucu maddesini getiren şahsa verdiğini, şahsın uyuşturucuyu ... vasıtasıyla kendisine verdiğini beyan ettiği, Sanık ...'in alınan ifadesinde; olay günü ...'nin kendisini arayarak "ot var mı?" diye sorduğunu, kendisinin de sanık ...'yı arayarak buluşma ayarladığını, sanık ...'in yanına ... ve ...ile birlikte gittiklerini, suça sürüklenen çocuk ...'ın 98 TL paralı direk ...'e verdiğini, ...'in cebinden çıkardığı skank maddesinin suça sürüklenen çocuk ...'a verip olay yerinden ayrıldığını beyan ederek ikrarda bulunduğu, Sanık ... alınan ifadesinde; sanık ... beni arayarak benden uyuşturucu istedi, bende kendi üzerimde bulunan kendi içeceğim uyuşturucuyu sanık ...'a verdiğini ancak kendisinden para almadığını beyan ederek ikrarda bulunduğu, Suça sürüklenen çocuk ... ... alınan ifadesinde; tanık A. ile birlikte üzerimizde bulunan parayı birleştirdiklerini, sanık ...'a kendisinde uyuşturucu bulunup bulunmadığın soran mesaj attıklarını, daha sonra sanık ... ile buluşup birlikte sanık ...'ın tanıdığı sanık ...'nın yanına gittiklerini, 98 TL para vererek sanık ...'den uyuşturucu madde satın aldıklarını beyan ederek ikrarda bulunduğu, İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nce düzenlenen 24.10.2018 tarihli uzmanlık raporunda ele geçirilen 0,75 gram ağırlığındaki yeşil renkli bitki parçalarının THC ihtiva eden, esrar elde edilmesine elverişli Hint keneviri bitki parçaları olduğunun rapor bildirildiği, Sanık ve suça sürüklenen çocuğun savunmaları, tanık beyanları ve ele geçirilen uyuşturucu maddeye göre, sanıklar ..., ... ve suça sürüklenen çocuk ... ...'nin uyuşturucu madde satmak suçlarının sübuta erdiği anlaşılmıştır" demek suretiyle İlk Derece Mahkemesi hükümleri kaldırılarak sanık ve suça sürüklenen çocuğun mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE A.Sanık ... ve Suça Sürüklenen Çocuk ... ... yönünden İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin,suçun vasfına,suçun sübutuna, ilişkin takdirlerinde bir isabetsizlik bulunmadığı, dosyada mevcut delillerin suçun sübutunu tayinde yeterli olduğu anlaşılmakla, sanıklar müdafiilerinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunmuştur. B. Sanıklar ..., ... yönünden İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin,suçun vasfına, suçun sübutuna, ilişkin takdirlerinde bir isabetsizlik bulunmadığı, eksiksiz incelenen ve değerlendirmesi doğru yapılan dosyada mevcut delillerin hukuka uygun surette elde edildiği ve suçun sübutunu tayinde yeterli olduğu anlaşılmakla, ileri sürülen temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunmakla, aşağıda belirtilenler dışında hükümlerde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir. 1. Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi ve 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanıkların durumlarının yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunduğu, 2.Türk Ceza Kanunu'nun 52/4 maddesi uyarınca hükmedilen adli para cezasının taksitlendirilmesi sırasında, “ ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği ihtarının” yapılmaması hukuka aykırı, Değerlendirilmiş; her iki hususun Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülmüştür. C.Sanık ... yönünden 1.Sanık hakkında zincirleme suç hükümlerine esas alınan 26.08.2018 tarihli olayda, kullanıcı tanık T. Ç.ye satılan maddenin ele geçmemiş olması ve kullanıcı tanık T.ye ait idrar raporunun 29.08.2018 tarihli başka bir eyleme yönelik olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın 26.08.2018 tarihli eyleminin sabit olmadığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında 28.08.2018 ve 26.09.2018 tarihli eylemlerinin zincirleme suç kabul edilerek uygulama yapılması gerekirken, 26.08.2018 tarihli eylem nedeniyle 188 inci maddenin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca cezasında artırım uygulamak suretiyle fazla ceza tayini, 2.Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi ve 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanıkların durumlarının yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması, 3.Türk Ceza Kanunu'nun 52/4 maddesi uyarınca hükmedilen adli para cezasının taksitlendirilmesi sırasında, “ ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği ihtarının” yapılmaması hukuka aykırı değerlendirilmiştir. V. KARAR A.Sanık ... ve Suça Sürüklenen Çocuk ... ... yönünden Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 06.10.2021 tarihli ve 2019/2375 Esas, 2021/2390 Karar sayılı kararında sanık ve suça sürüklenen çocuk müdafiilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, B. Sanıklar ..., ... yönünden Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle sanıklar ve müdafiileri ile sanık ... vasisinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 06.10.2021 tarihli ve 2019/2375 Esas, 2021/2390 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, BOZULMASINA, bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 303 üncü maddesi gereği İlk Derece Mahkemesi hükümlerinin, 1. 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin uygulanması ile ilgili bölümlerinin çıkarılması ve yerlerine; "Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli iptal kararı ile 7242 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler sonrası oluşan durumuna göre, sanıklar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına", ibarelerinin eklenmesi, 2. Sanıklar hakkında hükmedilen adli para cezalarının taksitlendirilmesine ilişkin hüküm fıkralarında, “… taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceğinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin ihtarına” ibaresinin yazılması, suretiyle, İlk Derece Mahkemesi hükümlerindeki hukuka aykırılıkların DÜZELTİLEREK, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, C.Sanık ... yönünden Gerekçe bölümünde (C) bendinde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 06.10.2021 tarihli ve 2019/2375 Esas, 2021/2390 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Fethiye Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.09.2024 tarihinde karar verildi.
10. Ceza Dairesi, 2021/560 E., 2023/8908 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Cumhuriyet savcısının temyiz isteği özetle, 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararına aykırı olarak, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının bu iptal kararından önceki haliyle sanığa uygulanmak suretiyle hatalı uygulama yapılmasının usul ve Kanun'a aykırı o
10. Ceza Dairesi         2021/560 E.  ,  2023/8908 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma HÜKÜM : Mahkûmiyet TEMYİZ EDENLER : Sanık ve Cumhuriyet savcısı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Aralarındaki bağlantı nedeniyle Dairemizin 2021/6071 Esas sayılı dosyası ile birlikte incelenmiştir Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ A. Sanık hakkında 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6545 sayılı Kanun) 68 inci maddesi ile değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca, Kozan Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, 27.04.2015 tarihli ve 2015/1515 soruşturma numaralı kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, sanığın denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uymadığının bildirilmesi üzerine kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı kaldırılarak Kozan Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, 09.09.2015 tarihli ve 2015/1593 Esas sayılı iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. B. Kozan 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.12.2015 tarihli ve 2015/813 Esas, 2015/875 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile hak yoksunluklarına karar verilmiştir II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Sanığın temyiz isteği özetle, kararın temyizen incelenmesine ilişkindir. B. Cumhuriyet savcısının temyiz isteği özetle, 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararına aykırı olarak, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının bu iptal kararından önceki haliyle sanığa uygulanmak suretiyle hatalı uygulama yapılmasının usul ve Kanun'a aykırı olduğuna ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığı gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Sanık hakkında kurulan hüküm, A. Suç tarihinden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 68 inci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin beşinci fıkrasının olaya tatbik kabiliyeti bulunup bulunmadığının tesbiti açısından; sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı, bu suç tarihinden önce açılmış başka bir dava veya soruşturma olup olmadığının, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra verilmiş olan bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı uyarınca tabi tutulduğu tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediğinin ve önceki dava sonucunun araştırılması, gerektiğinde Denetimli Serbestlik Müdürlüğünden suç tarihinde sanığın infazda olan başka bir tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının bulunup bulunmadığı sorulup belirlendikten sonra; 1. Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemişse, 6545 sayılı Kanun'un 68 inci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” ve tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararı veren ilgili mahkemeye ihbarda bulunulmasına karar verilmesi, 2. Sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilmiş bir "kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararının denetim süresi içinde işlemiş değilse veya daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilmiş bir "kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararının denetim süresi içinde işlemiş ve önceki suçtan mahkûmiyet dışında bir hüküm verilmiş ise; Sanığın 24.02.2015 tarihli eylemi nedeniyle 27.04.2015 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile birlikte verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının içeriğinde, sanığın bu karara itiraz hakkı bulunduğuna ilişkin, itiraz süresi ve merciinin gösterilmesi suretiyle usulüne uygun kanun yolu bildirimi yapıldığı ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının 18.05.2015 tarihinde sanığa usulüne uygun tebliğ edildiği, erteleme kararının 04.05.2015 tarihinde kesinleşmesinin ardından, tedbirin infazı için Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından düzenlenen ihtarlı çağrı kağıdının tebliği üzerine sanığın yasal sürede herhangi bir başvuru yapmaması üzerine, uyarı yapılmaksızın dosyasının kapatıldığı, kovuşturma şartı olan ısrar koşulunun sağlanmadığı anlaşılmakla; 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (b ve c) bentlerinde yer verilen koşulların oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi, dolayısıyla 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü kapsamında ihlal nedeni sayılacak eylem bulunup bulunmadığı hususunun tespiti için, sanık hakkında incelemeye konu 24.02.2015 tarihli suç tarihinden sonra, ancak kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleştiği 04.05.2015 tarihinden itibaren erteleme süresi olan 5 yıl içinde işlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan verilen herhangi bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ya da 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin altıncı fıkrası gereği doğrudan açılan davaların bulunup bulunmadığının araştırılarak, a. Var ise; Cumhuriyet Başsavcılığı ve/veya mahkemelerden ilgili dosyaların getirtilip dosya arasına alınıp, derdest ise temyize konu dava dosyası ile birleştirilmesi; hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise, gerektiğinde olağan ve olağanüstü kanun yollarına başvurulabileceği, sonucuna göre, tüm deliller birlikte gözetilmek suretiyle ihlal niteliğinde eylem olup olmadığı ya da eylemlerin tek suç, ayrı suç veya zincirleme suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra sanığın hukukî durumunun belirlenmesi, b.Yok ise; kovuşturma şartı olan ısrar koşulunun sağlanmadığı dikkate alınarak kovuşturma şartının gerçekleşmesini beklemek üzere 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca kamu davasının durmasına ve erteleme kararı ile birlikte verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına devam edilmesi için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmekte ise de; dosya inceleme tarihi itibariyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleştiği 04.05.2015 tarihinden itibaren 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen 5 yıllık erteleme süresinin dolduğu ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrasının birinci cümlesinde yer verilen “5237 sayılı Kanun'da öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir.” hükmü uyarınca erteleme süresinin dolması nedeniyle kovuşturma şartının gerçekleşmediği dikkate alınarak düşme kararı verilmesinde zorunluluk bulunması, Kabule göre; B. 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı hükmü ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi ve 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinde yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması, Nedeniyle hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Kozan 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.12.2015 tarihli ve 2015/813 Esas, 2015/875 Karar sayılı kararına yönelik sanığın ve Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Üye ...'in, 5 yıllık kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresinin sona ermiş olması nedeniyle davanın düşmesine karar verilemeyeceğine ilişkin karşı oyu yönünden oy çokluğuyla, diğer bozma sebepleri yönünden oy birliği ile, BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.10.2023 tarihinde karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY GEREKÇESİ 18/06/2014 tarihinde kabul edilen ve 28/06/2014 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6545 Sayılı Kanun’un 68. maddesi uyarınca TCK’nın 191. maddesinde yapılan değişiklikle; TCK’nın 191. Maddesinde; (1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. (3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir. (4) Kişinin, erteleme süresi zarfında; a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâlinde, hakkında kamu davası açılır. (5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz. (Bu 5. fıkrada anlatılmak istenen, erteleme süresi içinde şüphelinin kullanmak için uyuşturucu/uyarıcı madde bulundurması ya da kullanması halinde dördüncü fıkra uyarınca tekrar işlediği anlaşılan kullanma ya da kullanmak için bulundurmaya ilişkin eylemi ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz. Burada dikkat edilmesi gereken birden çok eylem varsa eylemlerden sabit olma koşuluyla ilki ihlal oluşturmaz.) (6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez. (7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. (8) Bu Kanunun; a) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, b) 190 ıncı maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması hâlinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir. (9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır. (10) (Ek: 27/3/2015-6638/12 md.) Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Şeklinde düzenlenmiştir. TCK’nın 191. maddesi bütün haliyle değerlendirildiğinde, şüphelinin/sanığın kullanmak için uyuşturucu/uyarıcı madde bulundurması ya da kullanması halinde kendisine doğrudan ceza vermek olmadığı, şüphelinin yeniden uyuşturucu/uyarıcı madde kullanması ve bu amaçla bulundurmasının önüne geçilerek sağlıklı ve topluma yararlı birey olmasının sağlanması amaçlanmış olmakla birlikte, TCK’nın191/4. maddesi uyarınca kamu davasının açılmasının erteleme süresi zarfında; a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâlinde, hakkında kamu davası açılacağını belirtmiş olması, ve yine TCK’nın 191/6. maddesinde; Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez. (Kısaca, bu halde şüpheli hakkında daha önce işlediği kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etme veya bulundurma suçundan usulüne uygun olarak verilip kesinleşmiş kamu davasının açılmasının ertelemesi kararı (KDAEK) varsa, şüpheli hakkında doğrudan dava açılacaktır 5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi olgusu, sanığın kendisine yüklenen yükümlülüklerin yerine getirilmesi için belirlenen bir süre olup, erteleme süresi zarfında şüpheliye asgari 1 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanacağı ve bu sürenin 2 yıla kadar uzatılabileceği ; gerek görülmesi halinde denetimli serbestlik tedbiri süresi içinde tedaviye de tabi tutulabileceği belirtilmiştir. Sanık kendisine yüklenen yükümlülükleri 5 yıldan az zamanda yerine getirse bile TCK’nın 191/2. maddesi ‘‘5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir’’ ifadesi ile 5 yıllık kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresini geçirmeyi zorunlu kılmaktadır. Zira 191.maddenin gerekçesinde bu suçu işleyenlerin hasta kabul edilen kişi oldukları ve bu süreninde bir anlamda nekahat süresi (iyileşme süresi) olduğu kabul edilmiştir. Bu 5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresi, sanığın kendisi hakkında ceza davası açılmasının önüne geçmek için yapılmış lehine düzenlemedir, aksi halde ceza davası açılacaktır. Kanun koyucunun, TCK’nın 191/2. maddesindeki düzenlemeye ilişkin amacı/muradı da 5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin süre içinde sanığın denetim yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin sağlanması, görevlilerce ifa edilecek işlemlerin kanuna uygun olarak yerine getirilmesi Cumhuriyet savcısının veya DSM görevlilerinin hataen usulüne uymayan işlemlerinin), ya da sanıktan kaynaklanan tedbir yükümlülerine uymama gibi tutumlarının usulüne göre yeniden yerine getirilmesinin, sağlanması; sanığın tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurmasının önlenmesine, kısaca kötü alışkanlıklarından kurtulmasına ilişkindir. TCK’nın 191/2. maddesinde yer alan kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı süresinin (KDAEK süresinin), uygulanması sırasında farklı uygulamalar /değerlendirmeler olabileceğinden sürenin niteliğininde tartışılması gereklidir. Ceza Muhakemesinde süreler hak düşürücü, koruyucu, düzenleyici, kanuni süre ve takdiri süre olmak üzere beş gruba ayrılmaktadır. Bu süreler: - Hak düşürücü süre bir işlemin yapılması için tanınan süre olup bu süre içerisinde işlem yapılmaması halinde kişiye tanınan süre sona ermiş ve hakkı düşmüştür. -Koruyucu sürelerle işlemin hangi zaman diliminde yapılamayacağı gösterilmektedir. -Düzenleyici süre ile öngörülmemiş bir işlemin yapılabileceği zaman dilimini göstermektedir. -Takdiri süre hakim tarafından belirlenen süredir. -Kanuni süre ise, kanun koyucu tarafından belirlenen yasal sürelerdir. Bu süreler ancak yasal nedenler ile değiştirilebilir. TCK’nın 191/2 fıkrasında belirtilen 5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresi hak düşürücü süre olarak değerlendirilirse, ‘‘Hak düşürücü süre bir işlemin yapılması için tanınan süre olup, bu süre içerisinde işlem yapılmaması halinde kişiye tanınan süre sona ermiş ve hakkı düşmüş olacaktır. Hak düşürücü süre, bir işlemin ya da işlemlerin yapılması, yerine getirilmesi için tanınan süre olduğuna göre, bu süre içerisinde (KDAEK süresi), görevlilerin veya şüphelinin/sanığın hiçbir işlem yapmaması halinde kişiye tanınan süre sona ermiş ve hakkı düşmüş olacağından şüpheli hakkında; dava açılabileceği sonucuna varılmaktadır. ? Bu duruma göre; a) Bu süre içerisinde yetkili resmi görevlilerin şüpheli hakkında öngörülen işlemleri hiç yapmaması ya da hatalı işlemler yapması nedeniyle 5 yıllık süre geçirilmiş ise şüpheli hakkında kamu davası açılacaktır. Oysa hatalı işlemler yapılmasaydı şüpheli / sanık hakkında Soruştumaya/Kovuşturmaya Yer Olmadığına Karar verilecekti. b) Yine şüphelinin TCK’nın 191/4. Maddesi uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresi zarfında TCK’nın 191. maddesinin 4-a bendinde belirtilen, kendisine yüklenen yükümlülüklerden biri olan uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmadığından bahisle ısrar koşulunun oluşmamasına rağmen, ısrar oluştuğu kabul edildiğinde de hakkında kamu davası açılacaktır. Oysa hatalı işlemler yapılmasaydı şüpheli / sanık hakkında Soruştumaya /Kovuşturmaya Yer Olmadığına karar verilecekti. c) Örneğin; yine karşılaşılan dava dosyalarındaki olaylarda görüldüğü üzere, şüpheli/sanık, uyuşturucu/uyarıcı madde kullandığı anlaşılmaması için başkasının idrarını kendi idrarı olarak göstererek laboratuvar görevlilerine vermesi üzerine, yapılan tahlil de uyuşturucu/uyarıcı bulunmadığı tespitine varıldığında; görevlilerin görevlerini gerekli itina ile yapmaması ve hem de şüphelinin suçtan doğacak sonuçtan kaçmak için böyle kanunsuz bir eylem yapması üzerine 5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresi sona ermiş olması nedeniyle Düşme kararı verilmiş fakat sonradan gerçek durum tespit edilmiş ise ne olacaktır..? Bu sorunun cevabı tabiki denetim yükümlülükleri yerine getirilmediği için dava açılması olacaktır. TCK’nın 191. maddesinin metni içinde 5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin süre de yerine getirilmesi gereken yükümlülükler yerine getirilmese bile süre geçirildiğinde, düşme kararı verileceğine ilişkin hiç bir hüküm veya atıf da yoktur. \* Zaten yükümlülükler yerine getirilmediği için dava da açılmıştır. Bu husus nasıl bir davanın düşme sebebi olur ? Kamu görevlilerinin veya şüphelinin, hata ya da kasten yaptığı işlemler/eylemler üzerine davanın düşmesine mi karar verilecektir.? Eğer böyle bir uygulama kabul edilirse, denetim yükümlülüklerini yerine getirmeyene prim verilmiş olacaktır. Bu durum TCK’nın 191. maddesinin amacına, lafzına ve ruhuna uymaz. Kanun bu durumu himaye etmez . Madde gerekçesine göre de hasta olduğu kabul edilen kişilerin, tedavisi yapılmadan geçen süre nedeniyle yaptırımda uygulanamayacağı için bir anlamda ödüllendirilmesi sonucu doğar. \*TCK’nın 191/7. maddesinde ‘‘Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Şeklindeki düzenlemesinin yorumlanmasından, şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davrandığı ve yasakları ihlal ettiği takdirde (TCK’nın 191/5. fıkrasında belirtilen hâl saklı kalmak üzere) hakkında TCK’nın 191/4. maddesi gereğince kamu davası açılır. Buradaki 5 yıllık süre, denetim yükümlülüklerinin yerine getirilebilmesi içindir, maddenin 3. fıkrasında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır, Bu süre üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi gerek görülmesi halinde tedaviye tabi tutulabilir. Bu hükümlerin tamamı değerlendirildiğinde, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenme süresi, yükümlülüklerini getirmeyenler için öngörülmüş değildir. Aynı zamanda CMK’nın 223/8. maddesine göre; ‘‘Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir’’. Şeklindedir. 5271 Sayılı CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrasına göre, davanın düşmesine karar verilmesi için soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Bu duruma ilişkin örnekler vermek gerekirse; a) Yasama dokunulmazlığı, Cumhuriyet savcılıklarının bazı suçlar hakkında ceza davası açabilmesini sınırlayan sürenin geçmiş olması, izin, şikayet, yeni delil bulunması, açık dava bulunmaması, suçun işlenmesinden sonra ortaya çıkan akıl hastalığı, ön ödemenin yerine getirilmemesi, uzlaşmanın bulunmaması gibi durumlar soruşturma ve kovuşturma şartı olarak gösterilebilir. Yine şikayete bağlı bir suçta şikayetten vazgeçilmesi ya da şikayet süresinin kaçırılmış olması, soruşturma izni alınmadan memur hakkında işlem yapılamayacağı durumunda, soruşturma izni verilmemesi, düşme kararı verilmesini gerektirir. Halbuki bu suçla ilgili olarak beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenme süresi, şüphelinin 5 yıllık süre içinde yükümlülüklere uyması halinde dava açılmasının önlenmesi için verilen bir imkandır. Şüpheliyi, sanık olup cezalandırılmasından koruyan bir hükümdür. Buradaki 5 yıllık süre KOVUŞTURMAMA ŞARTIDIR. Aksi halde şüpheli/sanık hakkında dava açılacaktır. Yukarıda da belirttiğim CMK’nın 223/8. maddesine göre; ... Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Demektedir. Bir başka deyişle, 5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresi kovuşturmama süresidir, bu 5 yıllık erteleme süresinde yükümlü, yükümlülüklerini yerine getirdiğinde dava açılmayacaktır. Yükümlü 5 yıl içinde yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde kovuşturmaya başlanacak kısaca dava açılacaktır, bu durum kovuşturma şartının gerçekleşmiş olması halidir. Bu nedenle kovuşturma şartının gerçekleşmediğinden bahsedilerek düşme kararı verilemez. b) 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunumuza göre öngörülen düşme sebeplerinin varlığı hallerinde de davanın düşmesine karar verilir. Bu hallerde TCK’nın 64. maddesine göre sanığın ölümü, TCK’nın 65. maddesinde yer alan, genel af (özel af halinde kamu davası hakkında düşme kararı verilemez) ve TCK’nın 66. maddesine göre zamanaşımıdır. Yukarıda açıkladığım nedenlerle CMK’nın ve TCK’nın bu hükümleri dışında, düşme kararı verilemez. Uygulama yeri olmadığı halde, düşme kararı verilmesi nedeniyle, TCK’nın 191. maddesindeki suça ilişkin dava zamanaşımı süresi düzenlemesinin önüne geçilerek zamanaşımı kurumu uygulanamaz hale gelir. Açıkladığım tüm bu nedenlerle; Dairemizin 2023/8908 sayılı kararının gerekçesinde (2-b) bölümünde yer alan kamu davası açılmasının ertelenmesi süresi sona ermiş olması nedeniyle, davanın düşmesine karar verilmeyeceği gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun bu bozma gerekçesine katılmıyorum. 19.10.2023
9. Ceza Dairesi, 2021/2343 E., 2023/734 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Hükümden sonra 24.11.2015 günlü, 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesi yönünden kısmi iptal kararı verildiğinden, anılan husus nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmaması dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir.
9. Ceza Dairesi         2021/2343 E.  ,  2023/734 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Sanık hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı ile çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçlarından dava açılmıştır. 2. Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.06.2014 tarihli ve 2013/85 Esas, 2014/129 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yollamasıyla birinci fıkrası, 43 üncü ve 62 nci maddelerinin birinci fıkraları uyarınca 4 yıl 2 ay, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan aynı kanunun 234 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 ay 15 gün hapis ceza ile cezalandırılmasına, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 28.06.2017 tarihli ve 14-2014/345338 sayılı, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu yönünden onama, çocuğun cinsel istismarı suçu yönünden bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz isteği; mağdure beyanı dışında delil olmaması nedeniyle her iki suç yönünden de beraat kararı verilmesi istemine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Ailesi tarafından zorla istemediği bir kişi tarafından evlendirilmek istenen mağdurenin sanık eniştesi ve ablasının birlikte ikamet ettikleri eve ailesinin izni olmaksızın geldiği, yanında çalıştığı tanık ...'nın mağdurenin sürekli ağladığını farketmesi ve mağdureyi sorgulaması üzerine mağdurenin sanığın istismar eylemlerinden tanığa bahsettiği ve intikalin bu şekilde gerçekleştiği, mahkemece yapılan yargılama neticesinde sanığın kaçamaklı ikrarı ve beyanlarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, mağdurenin iddialarının oluşa uygun bulunduğu gerekçesiyle isnat olunan suçların sanık tarafından işlendiği sabit görülerek atılı suçlarından hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE A. Sanık Hakkında Çocuğun Cinsel İstismarı Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükmüne İlişkin Temyiz isteği Yönünden 1. Sanık savunması, mağdurenin beyanları, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamına göre yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir. 2. Hükümden sonra 24.11.2015 günlü, 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesi yönünden kısmi iptal kararı verildiğinden, anılan husus nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmaması dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir. 3. Mahkemenin kabulü ve uygulamasına göre, karar başlığında suç tarihinin 27.03.2012 ve sonrası yerine, 27.03.2012 ve öncesi olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir. 4. Onama sebebine uygun olarak Tebliğnamede bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. B. Sanık Hakkında Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükmüne İlişkin Temyiz İsteği Yönünden 1. Sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun’un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. 2. 5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 09.06.2014 tarihli mahkûmiyet kararı olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir. 3. Temel cezanın tayininde uygulanan kanun maddesinin 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası yerine ikinci fıkrası olarak gösterilmesi birinci bentte açıklandığı üzere zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek bozma nedeni yapılmamıştır. 4. Bozma sebebine uygun olarak Tebliğnamede onama isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. V. KARAR 1. Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenlerle Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.06.2014 tarihli ve 2013/85 Esas, 2014/129 Karar sayılı kararına yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan hüküm yönünden sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasında yer alan 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün çıkartılarak yerine “Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı da nazara alınmak kaydıyla sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının uygulanmasına” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 2. Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.06.2014 tarihli ve 2013/85 Esas, 2014/129 Karar sayılı kararına yönelik çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan kurulan hüküm yönünden sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.02.2023 tarihinde karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2022/7344 E., 2023/3662 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Anayasanın 169 ve 6831 ... Orman Kanunu'nun 08.09.1956 tarihinden beri yürürlükte bulunan 50, 51, 53, 54, 55 ve 56. maddelerinden de anlaşılacağı gibi "Özel Ormanların İdare ve Mahafazaları, Devletin Kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir" hükümlerine yer verilmiştir.
8. Hukuk Dairesi         2022/7344 E.  ,  2023/3662 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/226 E., 2019/180 K. KARAR : Davanın kabulüne Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne ilişkin kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 29.03.2022 tarih ve 2021/5687 Esas, 2022/3045 Karar ... ilamı ile bozulmasına karar verilmiştir. Davacı ... vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Mahkemece verilen önceki hüküm Yargıtay tarafından bozulmuş olup bozma ilamında özetle; "bozma kararına uyularak yazılı şekilde çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verildiğinden, davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddinin gerektiği açıklandıktan sonra, davacı ... vekilinin temyiz itirazları bakımından ise, İlk Derece Mahkemesince (A) harfli bölüm ile ilgili olarak taşınmazın özel orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne, tapu kaydının iptaline ve tescil isteminin reddine karar verilmiş olmasının isabetsizliğine" değinilmiştir İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davacı Hazinenin davasının kabulüne, ... ilçesi ... Mevkiinde bulunan 310 parselin ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.07.1978 tarih ve 1977/670 Esas, 1978/383 Karar ... yargılamasında aldırılan 05.11.1976 tarihli krokide A harfi ile gösterilen kısmın tapusunun iptali ile özel orman vasfında Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hükmün temyizi üzerine Dairemizin 29.03.2022 tarih ve 2021/5687 Esas, 2022/3045 Karar ... ilamıyla; "Somut uyuşmazlık incelenmeden önce usuli müktesep hak üzerinden kısaca durulması gerekmektedir. Usuli müktesep hak, bir davada taraflar, Mahkeme ve Yargıtay tarafından yapılmış ve istisnalar kapsamında olmayan bir işlemle taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan hakkı ifade eder. Mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış bir hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli müktesep hak gerçekleşebilir. 6100 ... HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla somut uyuşmazlıkta temyiz kanun yoluna dair 1086 ... HUMK hükümlerinin uygulanması gerektiğinden söz konusu Kanun incelendiğinde usuli müktesep hakka ilişkin açık bir hükmün bulunmadığı görülmektedir. Buna karşılık usuli müktesap hak ilkesi, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve yargı kararlarına karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul görmüş usul hukukunun vazgeçilmez ilkelerinden biri haline gelmiştir. Bu ilke, özlü bir biçimde 09.05.1960 tarihli ve 21/9 ... İçtihadı Birleştirme Umumi Heyeti Kararı ile açıklanmış olup iş bu kararda da belirtildiği gibi, bozmaya uyulmakla bir taraf yararına "usulî müktesep hak" doğar. Artık bozmanın kapsamına girmeyen hususlarda yeni bir karar verilemez. Ancak usulî müktesep hak müessesesinin, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile kabul edilmiş bazı istisnaları mevcuttur. Usul hukukunda Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş olan usuli müktesep hak ilkesinin yine Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalardan birisi de maddi hata sonucu verilmiş Yargıtay kararlarıdır. Yargıtay İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar ... kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara Mahkemece uyulmasına karar verilmesi halinde usuli müktesep hak oluşmaz ve bu durumda Yargıtayın hatalı kararından dönmesi mümkündür. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Mahkemece davacı Hazinenin davasının kabulüne, dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile özel orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmişse de devlet ormanlarının Hazine adına tescil edilebileceği, özel ormanların ise Hazine adına tescilinin mümkün olmadığı gözden kaçırıldığından Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin bozma ilamının maddi hataya dayandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmaz ile ilgili kesinleşen Mahkeme ilamları ve dosya kapsamına göre: Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1938 yılında 3116 ... Kanun hükümlerine göre yapılan ilk orman kadastrosunda dava konusu ... Köyü ... Ayağı Mevkiindeki 301 ... parselin tapu kaydının çapı içinde yer alan ve krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki bölüm 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173 ve 174 ... orman sınır noktalarını birleştiren hatlar ile bitişikteki Mavromoloz Devlet Ormanı sınırları içinde Devlet Ormanı olarak sınırlandırılarak, 09.12.1938 tarihinde ilan edilmiş, bu sınırlandırmaya karşı Aralık 1303 tarihli ve 15 ... tapu maliklerince ... Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1939/14 Esas ... dava dosyasında açılan dava sonucunda, 30.09.1940 tarihli kararla "çekişmeli yerin tapulu olması nedeniyle Orman İdaresinin el atmasının önlenmesine" dair verilen karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.04.1941 tarih ve 3426-1014 ... kararı ile onanarak kesinleşmiştir. Sözü edilen bu kararın eki herhangi bir harita ya da kroki bulunmadığı gibi, bu karar ile sadece Orman İdaresinin elatmasının önlenmesine karar verilmiş, orman tahdidinin iptali konusunda bir hüküm kurulmamıştır. Bilahare yörede 1961 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında, dava konusu parselin krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 bölümü o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat gereğince, bitişikte bulunan Mavromoloz Devlet Ormanı ile bir bütün halinde Devlet Ormanı niteliğinde tespit harici bırakılmış ve Devlet Ormanı olarak tespit harici bırakılan ve eldeki davanın konusu olan krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz da içinde olmak üzere bu yerin doğu ve kuzeyinde bulunan ve 1939 yılında kesinleşen Mavromoloz Devlet Ormanı içinde kalan bir kısım yerlerin Aralık 1303 tarih ve 13 numaralı tapu kaydı kapsamı içinde kaldığı iddiası ile tapu malikleri tarafından Hazine ve Orman İdaresine karşı açılan dava sonucunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.07.1978 tarih ve 1977/670-382 Esas, Karar ... ilamıyla verilen "taraflar arasında daha önce görülüp sonuçlanan ... Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1939/14 Esas ... dava dosyasında verilen 30.09.1940 tarihli karar ile orman sayılmayan yer olduğu belirlenen 05.11.1976 tarihli ve 15.06.1978 tashih tarihli krokide (A) ile işaretli 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz hakkında 1939 yılında yapılan orman kadastrosunun iptaline, aynı krokideki (B) işaretli 336.834 ve (C) işaretli 101.554 m2 yüzölçümlü taşınmazlara yönelik davanın reddine" ilişkin karar kesinleşmiştir. Daha sonra yapılan ve 1981 yılında ilan edilerek kesinleşen aplikasyon, herhangi bir nedenle dışta kalan ve 4785 ... Kanun gereği devletleştirilen ormanların kadastrosu çalışmasında, çekişmeli 301 ... parselin tapu kaydının çapı içinde yer alan ve krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, özel orman olarak sınırlandırılmış ve bu çalışmaya karşı tapu maliklerince Danıştayda açılan dava görev yönünden reddedilerek kesinleşmiştir. Akabinde tapu maliklerince, 20.04.1984 tarihinde ... Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 1984/637 Esas ... dava dosyasında, el atmanın önlenmesi ve muarazanın giderilmesi davası açılmış, davanın devamı sırasında 94 ... Orman Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen 20.07.1988 tarihli ve 2 ... "mahkeme kararı uygulama tutanağı" başlıklı tutanakta, 01.05.1981 tarihli ve 23 nolu tutanakla yapılan işlemin yine "Özel Orman sınırlaması, (kadastrosu)" olduğu kabul edildikten sonra işlemin ikinci kadastro olduğu, yok sayılması gerektiği açıklanarak ... Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 19.07.1978 gün ve 1977/670-382 ... kararının uygulaması yapılmış, bu arada 28.05.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3373 ... Kanun ile 6831 ... Kanun'un 11. maddesi değiştirilerek orman kadastrosuna itiraz davalarına bakma görevi Kadastro Mahkemelerine verildiğinden, Asliye Hukuk Mahkemesince dava dosyası görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılmış ve Kadastro Mahkemesince, davanın konusunun kalmadığı ve muarazanın sona erdiği gerekçesiyle “davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına” hükmedilmiş olup, bu hüküm, Orman İdaresinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince "davanın ağırlıklı olarak muaraza ve müdahalenin önlenmesi isteğinde toplandığına ve esasla ilgili uyuşmazlık giderilmiş bulunduğuna göre hükme yer olmadığına dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle onanmıştır. Görüldüğü gibi, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince, açılan dava, özel orman kadastrosunun iptali olarak değil, "elatmanın önlenmesi ve muarazaanın giderilmesi" olarak nitelendirilmiş ve yerel mahkemenin hükmü 15.10.1990 tarih ve 1990/1687-8191 ... ilamla onanarak kesinleşmiştir. Bu duruma göre, ... Asliye Hukuk Mahkemesinde 20.07.1984 tarihinde açılan ve (1984/637 Esas ...) görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılan 1989/3 Esas ... "elatmanın önlenmesi ile muarazaanın giderilmesi" davası, özel orman sınırlandırmasının 07.05.1981 tarihinde yapılan ilanından sonra tapu maliklerince süresinde Danıştay'da açılan 1981/1567-1983/1336 ... davanın devamı olmadığı gibi, bu dava, özel orman kadastrosunun iptali davası da değildir. Davacı şirket vekilinin davanın konusu kalmadığı yönündeki beyanı gözönünde bulundurularak "dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde karara bağlanıp kesinleşen davanın devamı olamayacağından, Danıştay'ın, özel orman kadastrosunun iptali davasının görev yönünden reddine ilişkin verdiği 1981/1567-1983/1336 ... kararın kesinleştiği 16.04.1984 tarihli ve 01.05.1981 tarihli 23 nolu Orman Kadastro Tutanağındaki özel orman sınırlandırma işlemi de kesinleşmiştir. 1988 yılında 94 ... orman kadastro komisyonu tarafından yapılan çalışma sırasında, 20.07.1988 tarihli 2 ... tutanakla, 01.05.1981 tarihli tutanakla yapılan özel orman sınırlandırmasının ikinci kadastro sayılarak iptal edildiği görülmektedir. Mahkeme kararı uygulanarak çekişmeli taşınmaz orman sınırları dışında bırakılmışsa da özel orman olarak sınırlandırılan bir taşınmaz için yargı kararı olmadan idari mercilerce orman kadastrosunun iptali mümkün olmadığından bu işleminin hukuki dayanağı ve geçerliliği bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmaza “özel orman şerhi”nin konulması üzerine davacı Şirket tarafından 2001 yılında bu şerhin kaldırılması talebi ile açılan dava sonucunda, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/429 Esas-356 Karar ... kararıyla, kesin nitelikli bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine verilen bozma ilamında "yargılama sırasında 2003 yılında ilan edilen orman kadastro çalışmasında dava konusu taşınmazın özel orman olarak sınırlandırılması nedeniyle davanın orman kadastrosuna itiraz davasına dönüştüğü ve görevsizlik kararı verilerek dosyanın Kadastro Mahkemesine gönderilmesi" gereğine değinilmiş; bozma ilamına karşı yapılan karar düzeltme incelemesi sonucunda ise "dava konusu taşınmazın 1981 yılında özel orman olarak sınırlandırıldığı, bu çalışmaya karşı süresinde dava açılıp iptal ettirilmediği, geçerli bir orman kadastrosu varken 1988 yılında ilan edilen çalışmada özel orman sınırlandırılması iptal edilerek taşınmazın orman sınırları dışında bırakma işleminin yasal dayanağı olmadığından geçerli olmadığı, bu sebeple yok hükmünde olduğu, bu nedenle dava konusu taşınmaza konan özel orman şerhinin yasal dayanağının olduğu, 2003 yılında yapılan çalışmanın ikinci kez yapılmış olması nedeni ile davayı orman kadastrosuna itiraz davasına dönüştürmeyeceği, dava konusu taşınmazın tapu kaydında yazan özel orman şerhinin silinmesi davasının reddine dair kararın doğru olduğu" belirtilerek bozma kararı kaldırılmış ve Yerel Mahkemenin verdiği davanın reddine ilişkin hüküm onanarak kesinleşmiştir. Tüm bu süreçler toplu olarak değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın, özel orman olarak sınırlandırılan alanda ve davacı Şirket tarafından açılan dava sonucu verilen ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1977/670 Esas ve 1978/382 Karar ... kararına göre davacı şirketin dayandığı tapu kaydı kapsamında kaldığı anlaşılmatadır. Dava süreci ile ilgili yapılan bu açıklamalardan sonra Devlet Ormanları ve özel ormanlar ile ilgili olarak şu açıklamaları yapmak yerinde olacaktır: 1982 Anayasası'nın 169. maddesi gereğince, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz." Önemle vurgulamak gerekir ki ister özel orman olsun, isterse devlet ormanı olsun, ormanlar bir ülkenin hayat kaynağıdır. Devlet ormanları ile özel ormanlar arasında orman yetiştirilmesi, bakımı konularında hiçbir fark bulunmamaktadır. Devlet ormanları, ormancılık bilimine göre devlet işletecek, özel ormanları ise yine ormancılık bilimine göre sahipleri işletecektir. Anayasa koyucu, ormanlara o kadar önem vermiştir ki; özel orman - devlet ormanı, ayrımı yapmadan "bütün ormanların gözetimi Devlete aittir" hükmünü Anayasa'ya koyarak özel ormanların gözetimini, yani ormancılık bilimine göre işletip, işletilmediğini denetlenmesi görevini Devlete vermiştir. 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe konulan 6831 ... Orman Kanunu'nun “hususi ormanlar” başlığı altında düzenlenen kanun maddelerinde ise; "Madde 50 - Hususi orman sahipleri, bu Kanun'un 7'nci maddesi hükümlerine göre tayin olunan orman hudutlarına Ziraat Vekaletince tesbit edilecek işaretleri koymaya mecburdurlar. Madde 51 - Hususi ormanlar, sahipleri tarafından yaptırılıp orman idaresince tasdik olunacak harita ve amenajman planlarına göre işletilir ve idare olunur. Bu plana riayeti orman idaresi kontrol eder. Tayin olunacak müddet içinde bu planları yaptırıp tasdik ettirmiyenlerin harita ve amenajman planları orman idaresince yapılır ve masrafı iki yılda ve dört müsavi taksitte kendilerinden alınır. Madde 52 – (Değişik : 22/5/1987 - 3373/11 md.) Ekim ve dikim suretiyle meydana getirilen hususi ormanlar hariç, hususi ormanlar 500 hektardan küçük parçalar teşkil edecek şekilde parçalanıp başkalarına temlik ve mirascılar arasında ifrazen taksim edilemez. Ancak, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerdeki hususi orman alanlarında bu Kanun'un 17'nci maddesine göre izin almak ve yatay alanın yüzde altısını (% 6) geçmemek üzere imar planlamasına uygun inşaat yapılabilir. İnşaatların yapılmasında orman alanlarının tabii vasıflarının korunmasına özen gösterilir. Hususi ormanlar Orman İdaresince mahalli tapu idaresine bildirilir. Madde 53 - Hususi ormanların sahipleri mütaaddit olursa bunlar içlerinden birini veya bir başkasını orman idaresine karşı mesul müdür olarak göstermek mecburiyetindedirler. Üç ay zarfında göstermedikleri takdirde, orman idaresi o yer Sulh Hukuk Mahkemesinden bir mesul müdür seçilmesini talebeder. Madde 54 - Hususi ormanlarda yapılacak plan, damga, istihsal ve murakabe işlerinde çalışan orman memurlarının kanuni harcırah ve masrafları hususi orman sahipleri tarafından ödenir. Bu harcırah ve masrafların karşılığı, bilahara mahsubu yapılmak üzere ve avans olarak orman veznesine peşinen yatırılır. II. İdare ve muhafaza: Madde 55 - Hususi ormanların idare ve muhafazaları, Devletin kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir. Madde 56 - Bu kanunun Devlet ormanları hakkındaki 14, 15, 17, 19'uncu maddeleriyle "Orman emvalinin bedeli ödenmeden veya karşılığı banka mektubu, Devlet ve Ziraat Bankası tahvileriyle temin edilmeden" kaydı müstesna olmak üzere 41, 42 nci maddeleri hükümleri hususi ormanlarda da tatbik olunur. Tohum ve fidandan yetiştirilecek hususi orman sahipleri bu kanunun 14'üncü maddesinin (A) ve (B) bentlerinde yazılı hükümlerden müstesnadır. Bu ormanlarda avlanma, otlatma ve meyvaların toplanması bu kanun hükümleri dahilinde sahiplerinin iznine bağlıdır. Anayasanın 169 ve 6831 ... Orman Kanunu'nun 08.09.1956 tarihinden beri yürürlükte bulunan 50, 51, 53, 54, 55 ve 56. maddelerinden de anlaşılacağı gibi "Özel Ormanların İdare ve Mahafazaları, Devletin Kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir" hükümlerine yer verilmiştir. Bu hükümlere göre devlet ormanları hakkında yasada öngörülen hukuk ve ceza hükümleri aynen özel ormanlarda da uygulanacağından, somut olayda dava konusu taşınmaz 1981 yılında ilan edilen çalışmada özel orman olarak sınırlandırılıp bu işleme karşı süresinde açılıp özel orman sınırlandırılması iptal edilmediğinden, taşınmazın kişi adına özel mülk olarak kayıtlı olması doğru değildir. Ne var ki taşınmazın davalı Şirkete ait özel orman olduğu hususu da kesinleşen mahkeme kararları ile sabittir. Eldeki davada, davacı ... tarafından, taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescili talep edilmiş olup, dava konusu taşınmazın özel orman olduğu, bu sebeple davacı Hazinenin tescil talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, ne var ki, Anayasanın 169. ve 6831 ... Orman Kanunu'nun 50 ila 56. maddeleri hükümlerine göre özel ormanlarda Devletin kontrol ve murakabesi devam ettiği anlaşıldığından, “çoğun için de az da vardır” ilkesi gereğince dava konusu taşınmazın davalı şirket adına özel orman vasfıyla tesciline karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile taşınmazın özel orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi doğru olmayıp, hükmün açıklanan gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir." denilerek ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. Davacı ... vekili, Hazine lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu ve Dairemizin bozma kararının hatalı olduğunu ileri sürerek karar düzeltme isteminde bulunmuş olup, karar düzeltme istemi sonucunda dosya yeniden incelenmiştir. Dava konusu 310 parsel ... taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümü hakkında özel Orman olarak sınırlandırma işleminin kesinleştiği ve davalı şirket adına hali hazırda tapuda kayıtlı bulunmasına dair işlemin yolsuz olduğu ve dava konusu taşınmazın özel orman statüsünde bulunduğunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bununla birlikte uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün Hazine adına mı yoksa davalı şirket adına mı tapu da kayıtlı bulunması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Dairemizin düzeltilmesi istenilen ilamında da belirtildiği üzere, özel ormanların gerçek ve tüzel kişiler adına tapuya kaydedilmesi mümkün olup, eldeki davada davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi suretiyle tapu kaydının malik hanesinin doldurulması istemine ilişkin davasının kabulüne imkan bulunmamaktadır. Ancak, dava konusu taşınmazın özel orman olduğuna dair orman kadastro komisyonu işlemi kesinleşmiş bulunduğundan, davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün tapuda kayıtlı olan vasfına yönelik davasının kabulünün gerektiği de kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davacı Hazinenin dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün Hazine adına tesciline yönelik davasının reddine, davacı Hazinenin dava konusu taşınmaz bölümünün vasfına yönelik davasının kabulü ile dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün tapu kaydının iptali ile vasfının özel orman olarak düzeltilmesi suretiyle davalı Şirket adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile yanılgılı değerlendirme sonucu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün özel orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi hatalı olup, temyiz incelemesi sırasında, ilk derece mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerekirken, maddi hataya dayalı olarak, bu hususun gözden kaçırılması suretiyle hükmün farklı nedenle bozulduğu anlaşıldığından, karar düzeltme talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı ... vekilinin karar düzeltme itirazlarının, 6100 ... HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 ... HUMK'un 442/3. maddesi uyarınca kabulü ile Dairemizin 29.03.2022 tarih ve 2021/5687 Esas, 2022/3045 Karar ... bozma ilamının KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile 6100 ... HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 ... HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Toplu iş sözleşmesi yapma hakkı kapsamında işçi ve işverenlerin temel amacı nedir?

A) Siyasi propaganda yapmak.
B) Şirket yönetimini devralmak.
C) Karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek.
D) Grev kararını engellemek.
E) Vergi oranlarını belirlemek.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol