1982 Anayasası Madde 94

1982 Anayasası 94. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 94 – Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı, Meclis üyeleri arasından seçilen Meclis Başkanı, Başkanvekilleri, Katip üyeler ve İdare Amirlerinden oluşur. Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında Divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasi parti grupları Başkanlık için aday gösteremezler. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır. (Değişik ikinci cümle: 7/5/2010-5982/10 md.) İlk seçilenlerin görev süresi iki yıldır, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, Meclis üyeleri içinden, Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde, Başkanlık Divanına bildirilir, Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, Başkan seçilmiş olur. Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren, beş gün içinde tamamlanır. [45] Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekillerinin Katip Üyelerinin ve İdare Amirlerinin adedi, seçim nisabı, oylama sayısı ve usulleri, Meclis İçtüzüğünde belirlenir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar. C. İçtüzük siyasi parti grupları ve kolluk işleri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

34 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2019/116 E., 2019/275 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi - Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi
Failin sıfatı ve yürütülen kamu görevinin niteliği esas alınarak belirlenen özel soruşturma usullerine ve kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler de Anayasa'nın ilgili hükümleri ile aynı Kanun'un "Soruşturma ve kovuşturma" başlıklı yedinci kısmında yer alan 82 ila 98. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır.
Ceza Genel Kurulu         2019/116 E.  ,  2019/275 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Mahkemesi :Ceza Dairesi - Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi Sayısı : 73/7 - 19/22 Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.05.2018 tarihli ve 111-165 sayılı son soruşturmanın açılması kararı ile sanıklar ... ve ...'nın görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 257/1, 43/1 ve 53. maddeleri gereğince cezalandırılmaları isteğiyle açılan kamu davasında Yargıtay 5. Ceza Dairesince 26.09.2018 tarih ve 34-19 sayı ile dairenin görevsizliğine ve sanıklar hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması için dosyanın Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay 16. Ceza Dairesince 24.10.2018 tarih ve 7-7 sayı ile; Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarihli ve 245 sayılı iş bölümü kararı gereğince yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılması gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.11.2018 tarih ve 73-7 sayı ile; yargılamaya Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince devam edilmek üzere dairenin görevsizliğine karar verilmiştir. Dosyanın gönderildiği Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince de 17.01.2019 tarih ve 19-22 sayı ile; sanıklar hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesince yargılama yapılmak üzere mahkemenin görevsizliğine ve oluşan görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının uyuşmazlığın giderilmesi istekli 26.02.2019 tarihli ve 17739 sayılı görüş yazısı ile Ceza Genel Kuruluna gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken konu, Yargıtay 9. Ceza Dairesi ile Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenmesine ilişkindir. Sanıkların Adana Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmaktayken, sanık ...'ın 20.01.2014 tarihinde Mersin Cumhuriyet savcılığına, sanık ...'nın da 18.07.2014 tarihinde Zonguldak Cumhuriyet savcılığına atandığı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) sistemindeki kayıtlara göre; her iki sanığın da Adana Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptıkları dönemde, kamuoyunda “MİT Tırları” olarak bilinen adli soruşturma kapsamında işledikleri iddia olunan cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ile devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından dolayı yürütülen soruşturma kapsamında 08.05.2015 tarihinde tutuklandıkları, Hâkimler ve Savcılar Kurulunca verilen kovuşturma izni üzerine bu suçlardan cezalandırılmaları talebiyle ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay ilgili dairesince yargılamalarının yapılması için haklarında son soruşturmanın açılması kararı verildiği ve Yargıtay 16. Ceza Dairesince görülmekte olan 2015/1 esas sayılı davada yargılamalarının devam ettiği, Bununla birlikte, her iki sanığın Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca 24.08.2016 tarihli ve 426 sayılı kararla meslekten çıkarıldıkları, Sanıkların, bir kısmı sonradan atandıkları yerlerde görev yaptıkları tarihte, bir kısmı da tutuklu bulundukları sırada, kamuoyunda “MİT Tırları” olarak bilinen ve yine çeşitli illerde yürütülmekle birlikte kamuoyuna yansıyan diğer bazı adlî soruşturma ya da davalarla ilgili olarak, gerek kendileri, gerek avukatları aracılığıyla yaptıkları ve gazetelerde veya internet ortamında yayınlanan basın açıklamaları üzerine 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82. maddesi gereğince başlatılan inceleme sonucunda, Hakimler ve Savcılar Kurulunun 09.01.2018 tarihli ve 14 sayılı kararıyla; “Hakkında soruşturma yürütülen ilgililerin basın yayın organları ile internet sitelerinde yer alan demeçlerinde üyesi oldukları FETÖ/PDY adlı silahlı terör örgütünün hükümet politikalarından duyduğu rahatsızlık nedeniyle; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak için, yargısal yükümlülük ve görev ile bağdaşmayacak şekilde kamuoyunda 'MİT Tırları, KCK Davaları, Reyhanlı Patlaması, Niğde Saldırısı, Suruç Patlaması' olarak bilinen soruşturmalarla ilgili açıklamalarda bulunmak suretiyle, Milli İstihbarat Teşkilatının Suriye'de faaliyet gösteren aşırı grupları desteklediği ve El-Kaide Terör Örgütüne tırlarla silah gönderdiği intibaını oluşturacak ve Türkiye'nin uluslararası alanda itibarım sarsamaya dönük, Türkiye'yi terörü destekleyen bir ülke pozisyonuna sokmaya yönelik, ülkemiz aleyhine yanlış algılar oluşmasına neden olacak biçimde gerçeğe aykırı haber yapılmasına, görevi gereği öğrendikleri istihbarı bilgileri kamuoyu ile paylaşarak devletin istihbarat kuruluşu olan MİT'in terör örgütleri ile işbirliği yaptığı, faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde yürütemediği algısının oluşmasına sebebiyet verdikleri” gerekçesiyle 2802 sayılı Kanun'un 89. maddesi uyarınca kovuşturma izni verilmesi üzerine Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanıkların söz konusu basın açıklamalarını yapmak suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri iddiasıyla haklarında son soruşturmanın açılması kararı verildiği, İlk derece mahkemesi sıfatıyla dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 26.09.2018 tarih ve 34-19 sayı ile; "...Hakkında soruşturma yürütülen ilgililerin basın yayın organları ile internet sitelerinde yer alan demeçlerinde üyesi oldukları FETÖ/PDY adlı silahlı terör örgütünün hükümet politikalarından duyduğu rahatsızlık nedeniyle; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak için, yargısal yükümlülük ve göreve ile bağdaşmayacak şekilde kamuoyunda 'MİT TIR'ları, KCK Davaları, Reyhanlı Patlaması, Niğde Saldırısı, Suruç Patlaması' olarak bilinen soruşturmalar ile ilgili açıklamalarda bulunmak suretiyle, Milli İstihbarat Teşkilatının Suriye'de faaliyet gösteren aşırı grupları desteklediği ve El-Kaide Terör Örgütüne tırlarla silah gönderdiği intibaını oluşturacak ve Türkiye'nin uluslararası alanda itibarını sarsmaya dönük, Türkiye'yi terörü destekleyen bir ülke pozisyonuna sokmaya yönelik, ülkemiz aleyhine yanlış algılar oluşmasına neden olacak biçimde gerçeğe aykırı haber yapılmasına, görevi gereği öğrendikleri istihbarı bilgileri kamuoyu ile paylaşarak devletin istihbarat kuruluşu olan MİT'in terör örgütleri ile işbirliği yaptığı, faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde yürütemediği algısının oluşmasına sebebiyet verdikleri sonucuna ulaşılmıştır.' şeklinde açıklama bulunan 22.02.2017 günlü soruşturma raporuna dayalı olarak Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesinin kovuşturma izni verilmesine dair 09.01.2018 gün ve 2018/14 sayılı kararı ile son soruşturmanın açılmasına dair Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/111 Esas, 2018/165 sayılı karar hep birlikte değerlendirildiğinde sanıklara isnat edilen eylemlerin sübutu halinde Yüksek 16. Ceza Dairesinin 08.03.2018 tarih ve 2016/6690 Esas ve 2018/604 sayılı kararında da ifade edildiği üzere; 'TCK’nın 301. maddesinde düzenlenen devletin organlarını aşağılamak suçuna temas edeceği' anlaşılmıştır. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'na 6572 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile eklenen geçici 14. madde uyarınca oluşturulan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından hazırlanan ve 26.02.2016 tarih, 29636 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girip 01.03.2016 tarihi itibariyle uygulanmaya başlanan 12.02.2016 tarih ve 2016/1 sayılı iş bölümü kararına göre, ilk derece yargılaması yapma görevinin Yüksek Yargıtay 16. Ceza Dairesine ait bulunduğu" gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Yargıtay 16. Ceza Dairesince 24.10.2018 tarih ve 7-7 sayı ile; "...Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinde düzenlenen 'Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını aşağılama' suçunun niteliği ve mahiyeti itibariyle; kovuşturma yapma yetkisinin, sanıkların görev yaptıkları yerin bağlı bulunduğu Bölge Adliye Mahkemesi'nin bulunduğu yerdeki il Ağır Ceza Mahkemesine ait 2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi) olduğu anlaşılmakla birlikte 18.07.2017 tarih, 30127 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca alınan 11.07.2017 tarih ve 245 sayılı ve 03.10.2017 tarihli 306 sayılı iş bölümü değişikliği kararları ile 2018/1 sayılı 09.02.2018 tarihli iş bölümü kararı gereğince, davaya bakmak ve gerektiğinde İlk Derece Mahkemesine görevsizlik kararı vermek görevinin Yargıtay 9. Ceza Dairesine ait olduğu" gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.11.2018 tarih ve 73-7 sayı ile; "...Sanıklar hakkında düzenlenen soruşturma raporu, kovuşturma izni verilmesine ilişkin karar, iddianame ile son soruşturmanın açılmasına dair karar içeriklerinden sanıklara atılı eylemlerin savcılık göreviyle bağlantılı ve dolayısıyla 'görevden doğan veya görev sırasında işlenen' bir eylem olmadığı, üyesi oldukları örgütün nihai amacı doğrultusunda örgüt adına gerçekleştirdikleri son soruşturmanın açılmasına dair karara konu olan eylemlerinin kişisel suç niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu Bölge Adliye Mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet Başsavcılığı ve aynı yer Ağır Ceza Mahkemesi'ne aittir (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesi'nin görevine giren suçüstü halinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır (Aynı Kanun'un 94. maddesi). Tüm dosya kapsamı birlikte ele anılarak Dairemizce yapılan değerlendirmede; Türk Ceza Kanununun 301. maddesinde düzenlenen 'Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını aşağılama' suçunun niteliği ve mahiyeti itibariyle kişisel suç olması nedeniyle kovuşturma yapma yetkisinin, sanıkların görev yaptıkları yerin bağlı olduğu Adana Bölge Adliye Mahkemesi'nin bulunduğu yerdeki Adana Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu, Dairemizin ilk derece yargılama yapma görevinin 18.07.2017 tarih ve 30127 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'nun 11.07.2017 tarih, 245 ve 306 sayılı kararları ile 21.02.2018 tarih ve 30339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun 09.02.2018 tarih ve 2018/1 sayılı kararında belirtildiği gibi 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesindeki kişilerle ve konularla tahdidi olarak sınırlandırıldığı..." gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Dosyanın gönderildiği Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince de 17.01.2019 tarih ve 19-22 sayı ile; "Sanıklar hakkında verilen Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesinin son soruşturmanın açılmasına dair karar iddianame niteliğinde bulunmaktadır. CMK'nun 6. maddesi gereğince 'Duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik kararı verilerek dosya alt dereceli mahkemeye gönderilemez.' denilmekte olup Yargıtay 9. Ceza Dairesi üst dereceli mahkeme konumunda bulunup sanıklar hakkında görevleri esnasında işlendiğinden bahisle görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış olup üst dereceli mahkeme konumunda bulunan Yargıtay 9. Ceza Dairesince sanıkların üzerine atılı suçun görev suçu kapsamında kalmayıp kişisel suç niteliğindeki Türk Milletini, Cumhuriyeti, Türkiye Büyük Millet Meclisini Alenen Aşağılama, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Yargı Organlarını, Askeri ve Emniyet Teşkilatını Alenen Aşağılama suçu kapsamında kalabileceği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilerek alt dereceli mahkeme konumunda bulunan mahkememize gönderilmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesince sanıkların üzerlerine atılı suçla ilgili hukuki vasıflandırma yapılmak suretiyle görevsizlik kararı verilmiş ise de CMK 6. maddesi gereğince bu şekilde hukuki vasıflandırma yapıldıktan sonra dosyanın alt dereceli mahkemeye gönderilmesi mümkün bulunmamaktadır. Kaldı ki sanıkların üzerlerine atılı suçun TCK 257/1 maddesi kapsamında mı yoksa TCK 301/1-2 maddesi kapsamında mı kaldığı hususunda delillerin takdir, değerlendirme ve tartışılması görevinin alt dereceli mahkeme konumunda bulunan mahkememize ait bulunmayıp, üst dereceli mahkeme konumunda bulunan Yargıtay 9. Ceza Dairesine ait bulunduğu" gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı verildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 2. maddesinde tanımlanan "soruşturma" ve "kovuşturma"nın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanun'da düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup bu husustaki özel hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır. Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan yargı bağımsızlığı ilkesinin bir uzantısı olarak, Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 3. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde tanımlanan "adli ve idari yargı hâkim ve savcılığı" mesleğine mensup kişilerin işledikleri bazı suç tiplerine göre de özel soruşturma usullerinin uygulanacağı ve kovuşturma makamlarının bu doğrultuda belirleneceği öngörülmüştür. Failin sıfatı ve yürütülen kamu görevinin niteliği esas alınarak belirlenen özel soruşturma usullerine ve kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler de Anayasa'nın ilgili hükümleri ile aynı Kanun'un "Soruşturma ve kovuşturma" başlıklı yedinci kısmında yer alan 82 ila 98. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri arasında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar", 93. maddesinde "kişisel suçlar" ve 94. maddesinde "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri" olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür. Suçun "görevden doğan veya görev sırasında işlenmesi" haline ilişkin genel düzenlemeler incelendiğinde; Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Soruşturma" başlıklı 82. maddesinde, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar yönünden haklarında inceleme ve soruşturma yapılmasının Adalet Bakanlığının iznine bağlı olduğu, Adalet Bakanının inceleme ve soruşturmayı, adalet müfettişleri veya hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya Cumhuriyet savcısı eliyle yaptırabileceği belirtilmiş, Aynı Kanun'un "Kovuşturma kararı ve ilk soruşturma" başlıklı 89. maddesinde; "Hâkim ve savcılar hakkında görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde evrak, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında görevli hâkim ve savcılar hakkındaki evrak ise Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, son soruşturmanın açılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. İddianamenin bir örneği Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince, hakkında kovuşturma yapılana tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine ilgili, Kanunda yazılı süre içinde delil toplanmasını ister veya kabul edilebilir istekte bulunursa bu husus göz önünde tutulur ve gerekirse soruşturma başkan tarafından derinleştirilir.", "Son soruşturma merciileri" başlıklı 90. maddesinde de; "Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtayın görevli ceza dairesinde görülür. Birinci fıkra dışındaki hâkim ve savcıların son soruşturmaları, yargı çevresi içinde bulundukları ağır ceza mahkemesinde yapılır." şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. Suçun "kişisel suç" niteliğinde olması hâlinde, soruşturma yetkisinin aynı Kanun'un 93. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan 1. fıkrası uyarınca; ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısına, son soruşturma ise o yer ağır ceza mahkemesine, aynı maddenin 2. fıkrasına göre de Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yetkisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve ağır ceza mahkemesine ait olduğu hüküm altına alınmış iken, 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 7. maddesi uyarınca bu fıkrada yapılan ve 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7072 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 6. maddesi ile aynen kabul edilen değişiklik sonucunda; hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığı ve aynı yer ağır ceza mahkemesine devredilmiştir. Suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise aynı Kanun'un 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur." Anılan kanuni düzenlemeler uyarınca, hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerin "görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suça" ilişkin olması durumunda kural olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda sırasıyla soruşturma ve kovuşturma izinleri alınarak, gereği için dosyanın gönderildiği Cumhuriyet Başsavcısı tarafından beş gün içerisinde iddianame düzenlenip o yer ağır ceza mahkemesine sunulması, ağır ceza mahkemesince yapılacak inceleme sonucunda son soruşturmanın açılması gerektiği kanısına varılması halinde de son soruşturmanın açılması kararı ile dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla "görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suç" bakımından "son soruşturmanın açılması kararı" alınmadan dava açılması ve kural olarak Cumhuriyet başsavcılığınca genel hükümlere göre doğrudan soruşturma yürütülmesi imkânı bulunmamaktadır. Bu nitelikteki suçun, ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda ise; 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi gereğince ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından genel hükümlere göre soruşturma yürütülecek, düzenlenen iddianame aynı Kanun'un 89. maddesi gereğince son soruşturmanın açılması kararı verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi için ağır ceza mahkemesine gönderilecektir. Görüldüğü üzere, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçların soruşturması izne bağlı olup bu nitelikte olmakla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde ya da kişisel suçlarda izin şartı aranmamaktadır. Öte yandan, Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 90 ve 93. maddelerinde "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar" ve "kişisel suçlar"a dair kovuşturma makamları belirlenmiş, 94. madde kapsamındaki hâl bakımından ise kovuşturma makamları açıkça gösterilmemiştir. Ancak, anılan Kanun'un 90 ve 93. maddelerindeki açık düzenlemeler karşısında, aynı Kanun'un 94. maddesi kapsamında kalan suçlar yönünden kovuşturma makamları, sanığa atılı suçun "görevden doğan veya görev sırasında işlenen" ya da "kişisel" suç olup olmadığına göre belirlenecektir. Dolayısıyla, görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçun ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda aynı Kanun'un 90. maddesine göre görevli ve yetkili mahkeme tespit edilecektir. Hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli kapsamında işledikleri kişisel suçlar yönünden ise; yukarıda belirtilen prosedürler işletilmeksizin anılan Kanun'un 93 ve 94. maddelerine göre ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından doğrudan yürütülecek soruşturma sonucunda düzenlenecek iddianame ile haklarında kamu davası açılması ve aynı Kanun'un 93. maddesi gereği ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki ağır ceza mahkemesince yargılama yapılması gerekmektedir. Diğer taraftan, 2802 sayılı Kanun'un 90. maddesine göre, birinci sınıfa ayrılmış veya ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında görev suçundan açılan davalar bakımından Yargıtayın ilgili dairesi ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmakta ise de; gerek Anayasa'nın 154, gerekse Yargıtay Kanunu'nun 1. maddelerine göre, Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevinin, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu, bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmasının tali ve istisnai bir görev olduğu açıktır. Bu açıklamalar doğrultusunda sanıklara atılı suça ilişkin kovuşturma makamlarının belirlenebilmesi ve olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenebilmesi bakımından, sanıklara isnat edilen eylemlerin niteliği itibarıyla sanıklar hakkında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suç" nedeniyle kamu davası açılıp açılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanıklar hakkında düzenlenen son soruşturmanın açılması kararının içeriğinde; Sanık ...'ın; - Suruç'ta meydana gelen saldırıyla ilgili avukatı aracılığıyla 28 Temmuz 2015 tarihli Zaman Gazetesi'ne yaptığı açıklamada; "Bu grubun faaliyetlerinin sürekli izlenmesi gerekir. Patlamanın olduğu gün ve basın açıklamasının yapıldığı sırada hiçbir MİT ve Emniyet Görevlisinin olay yerinde olmaması oldukça manidardır. Sol gruplar sürekli takipteyken, terörle bu kadar iç içe bir şehirde MİT ve Emniyet Birimlerinin bu olayda takipçi olmaması bir tesadüf olamaz. Amaç PKK'yı kışkırtmak ve ülkede terörü azdırıp HDP'ye giden oyları engellemek ve milliyetçi oyları devşirmektir. Bundan sonra yaşanacak terör eylemlerinin faillerinin bulunması ve olayların faillerinin bulunması ve aydınlatılması mümkün değildir. Ülkemiz için ciddi bir sarmal söz konusudur... ...2012'de Adana El-Kaide operasyonu yapıldığında El-Nusra'ya eleman temin eden, fiziki kayıtlarla da tespit edilen bir şahsın, El-Kaide Türkiye yapılanmasının 2 numaralı ismi olduğu tespit edilmişti. Bu şahıs ile ilgili daha önce Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılama yapılmıştı ve mahkum olmuştu. MİT, bu dosyada 'Bu şahıs bizim adamımız, beraat etmesi lazım.' diye ricacı olmuştu. Osmaniye El-Kaide yapılanmasına yönelik operasyonda, terör örgütüne eleman temin etmekle görevli, El-Kaidenin Suriye'deki Türk yapılanması olarak bilinen 'Ketibetül Türk' grubunun sorumlusu olan şahsın, fiziki izlemeler sırasında birkaç kez Suriye'den Osmaniye'ye geldiğini görünce, terör görevlilerine 'Bu şahsı soruşturma sırasında lokal operasyon yaparak neden almadınız?' diye sordum. TEM görevlisi 'Bu şahsın MİT elemanı olduğunu, bu yüzden bir işlem yapılmadığını' anlatmıştı... ...2012 yılının Eylül ayından itibaren düzenli olarak Adalet Bakanlığı'ndan 'KCK hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda tutuklu olan dosya olup olmadığı' Cumhuriyet Başsavcılığımızdan sorulmuş. Bu sorular bir süre sonra baskı şeklinde dönüşmüştür. Bu soruşturmalardan tutuklu kalmaması ile KCK'nın gençlik yapılanması rahatlamış ve çalışmalarına önlerinde bir engel olmadan devam etmişlerdir. Reyhanlı ve Cilvegözü saldırılarından sonra MİT siyasilerinin de katkılarıyla emniyet istihbarat kadrolarını 2013 yılı Haziran Kararnamesinde değiştirdi. Dolayısıyla Emniyet'in istihbarat hafızası sıfırlandı. Emniyet İstihbarata yeni gelecek isimleri de MİT belirledi. Böylece bu tarihten sonra Türkiye'deki istihbarat faaliyetleri tamamen MİT'in kontrolüne geçti. Daha önce MİT'in bir takım faaliyetlerini emniyet istihbarat, karşı istihbarat faaliyetleri ile önlüyordu. Yani emniyet, MİT'in yaptığı atraksiyonlara çomak sokuyordu... ...Artık Türkiye'de, terör faaliyetlerini, yöneten, organize eden, istihbaratını yapan aynı yapıdır. Hakkımda yürütülen inceleme ve soruşturma sırasında eskiden çalıştığım katiplerimin ifadelerine başvurularak IŞİD ile ilgili soruşturma yapıp yapmadığım, bu soruşturmalar sırasında teknik takip ve dinleme yapıp yapmadığım soruşturulmuştur. Bu adeta istihbari bir çalışmadır ve hangi amaca hizmet ettiği de ortadır. Adana'da rutin kontroller sırasında yakalanan silah ve mühimmat dolu otobüs dosyasının kapatılması ve bu dosyayı kapatan savcının kahraman ilan edilmesi, 2013 yılında Adana'da yakalanan Vali... ve Beşir Atalay'ın emniyetin başarısı olarak lanse ettikleri tırda bulunan füze başlıkları dosyasında ve Niğde saldırısında ismi geçen .... hakkında yakalama ve dinlemenin kaldırılması hususları da değerlendirildiğinde, bunların bir basiretsizlik olarak değerlendirilmesi saflık olacaktır." şeklinde, - Ceza İnfaz Kurumundan gönderdiği 18.07.2015 tarihli mektupta; "Yaşadığımız açık hukuksuzluğa, lince rağmen memleketimin hayrına olacaksa burada kalmaya devam edeyim. Bütün bu yaşananları gören aydınların, milletin sesi olduğunu düşündüğüm basın mensuplarının ve ve milletin vicdanı olduğuna inandığım hukukçuların sessiz kalması şaşırtıcı. Uygar bir dünyada yaşama beklentisi adına umut kırıcı. Herkes ideolojik elbiselerini giymiş, bugün bana dokunmuyor diye denizde bata çıka boğulmakta olan yargıyı çekirdek çitleyerek izliyorlar. Avukatım, bizim adımıza verdiği dilekçelerde, muhataplarının elektriğe tutulmuş gibi titremeye başladıklarını, bir ağır ceza başkanına verdiği dilekçeyi, başkanın uzunca süre düşündükten sonra HSYK'ya havale ettiğini, kendisinden beklenen olumlu veya olumsuz kararı bir türlü veremediğini anlattı. Bu kadar baskı altındaki yargıdan adalet çıkar mı? 1,5 yıldır bir açığını bulmaya, yaftalamaya çalışıyorlar. Adana'daki görevimden ayrıldıktan dokuz ay kadar sonra karşılaştığı bir MİT elemanı, çalışmalarımı bildiğinden, mağduriyetime üzüldüğünü belirttikten sonra 'bizimkiler dokuz aydır sizi paralele bağlamaya çalışıyorlar ama bağlantı bulamadılar' dedi. Bende olmayan bağlantıyı kuramazlar. Korkusuz olmam, bir yerlerden güç alıyor şeklinde yorumlanıyorsa ben Allah'tan başka kimseden korkmam. Ayrıca işimde bir haksızlık yaparsam ve milletin her bir ferdinin vebalini alır mıyım diye, kul hakkına girmekten korkarım. Bulunduğum makamı milletimin hukuk beklentisi için değil de şahsi ikbalim için kullanacaksam, Allah beni burada oturtmasın, gideyim çobanlık yapayım diye niyazda bulundum. Trilyonluk çete dosyalarını soruşturdum. Kapıyı hafif aralasam içeriye rüzgar dolardı. Bir toplu iğne bile temin etmedim. Boğazımdan haram lokma geçmedi. Menfaat karşılığı irademi satmayı en büyük soysuzluk olarak görürüm. Soy derken biraz ecdadımı tanıtayım. Annemin dedesi Çanakkale Şehidi. Destan yazan kahramanlardan biri. Babamın babası ise İstiklal Savaşı Gazisi. Sakarya, Mudanya, Dumlupınar ve Büyük Taarruz gibi büyük savaşlara katılmış ve beş yerinden yaralanmış. Atatürk ve İsmet Paşa'yı Savaş Meydanında atılıp yanına kadar yaklaşmış yakından görmüş bir kahramandı. Ömrünün sonuna kadar aynı evde yaşadık. 80'li yaşlarındayken kendisine maaş bağlanacağı ve istiklal madalyası verileceği söylendi. Evimize kadar gelip teklifi ileten kaymakama, madalyayı gösteriş gibi algıladığını maaşı da kontrol etmeyeceğini, vatanı için savaştığını dünyadayken bunun karşılığını görmeyi doğru bulmadığını söyledi ve reddetti. 'Ak Mustafa' lakaplı, bu dedemle de hep gurur duydum. Hukuk Fakültesini kazandıktan bir kaç ay sonra vefat etti. 'Hep hakkın yanında ol, peygamber postunda iş yapacaksın' diye tavsiye ve duada bulundu. Muhtemelen bir ay sonra beni yargının saygınlığını zedelediğim iddiası ile mesleğimden ihraç edecekler. Bu anlattıklarım ışığında kararda, saygınlık, onur, şeref kavramlarını yeniden tarif etmeleri gerekmiyor mu ? Bana zulmedenlere, zulmü alkışlayanlara seyredenlere hakkımı helal etmiyorum. Allah her iki dünyada perişan etsin. Mazlumun sahibi Allah'tır. Ben O'nun adaletinin tecellisini bekliyorum." şeklinde, - Cumhuriyet Gazetesi'nin sorularına avukatı aracılığıyla verdiği ve ilgili gazetede yayınlanan mülakatında; “2012 yılının Kasım Ayında MİT yetkilileri yanıma gelerek, aralarında Murat Özdeş isimli bir kişinin de bulunduğu bir grubun bombalı saldırı hazırladığında olduğunu ihbar etti. Suriye istihbaratı adına faaliyet yürüten grubun Suriye'den getirecekleri patlayıcıları Hatay Yayladağı'ndaki Suriyeli muhalif askerlerin bulunduğu çadır kampta patlatacaklarını söylediler. Patlayıcının çöp kamyonuna yerleştirileceğini söyleyen MİT'çiler, grubun içinde bir muhbirlerinin bulunduğunu söylediler. Bunu ihbar kabul edip soruşturmaya geçtik. Teknik takip sırasında sadece bir kez ortam dinlemesinde saldırıya ilişkin görüşmeler tespit edildi. Ancak fiiliyata geçildiğine dair tespit yapılamadı. MİT yetkilileri bir kaç kez operasyon yapsanız diye teklifte bulundular. Yeterli delil olmadığını, engellemeye yönelik MİT'in de yetkilileri bulunduğunu, gelen bilgileri polisle paylaşmalarını belirterek işimize karışmamalarını söyledim. Soruşturma sürerken Reyhanlı Saldırısından 3 gün önce, 8 Mayıs Çarşamba günü MİT'ten bir yetkili geldi. Tedirgin ve panik bir halde operasyon yapılmasında ısrar etti. Somut bir gelişme olmadığını söyleyince işimize karışmamaları uyarısında bulundum. Bize hiçbir soruşturmada katkısı olmayan, birçok terör olayında perde gerisinde ya da içinde gördüğümüz MİT'in bu saldırıyı ihbar etmesine şaşırmıştım. Reyhanlı'dan 3 gün önce bu dosyaya operasyon yapın diye yaptıkları ısrarın beni ve polisi içi boş bir dosya ile operasyon ile meşgul ederek saldırının polis tarafından engellenmesinin önüne geçilmek istendi. MİT yetkilisi ile görüşme yaptıktan 1 saat kadar sonra Hatay Terörle Mücadele Şubesi Müdür Yardımcısı telefonla aradı. Benim de katkılarını bildiğim bir haber elamanını, Suriye İstihbaratı ile irtibatlı kişilerin iki beyaz minibüs ile saldırı hazırladığında olduğunu söylediğini aktardı. Minibüsler ve patlayıcıların Hatay'a getirildiğini, saldırıların Konya ve Ankara'da yapılacağını söyledi. Derhal soruşturma için hazırlık yapmalarını, diğer güvenlik birimlerinden yardım istemelerini söyledim. 9 Mayıs günü failleri teknik takip ile izlemeye başladık. Ancak teknik takip sırasında saldırıya ilişkin bir tespit yapılamadı. MİT'in Reyhanlı saldırısı öncesinde, bizleri oyalamak için içi boş ihbarda bulundukları olay dışında benimle ve emniyet birimleri ile görüştüğü kesinlikle yalandır. Reyhanlı saldırısından 16 saat kadar önce, 10 Mayıs günü mesai bitiminde MİT'ten bir görevlinin getirdiği kapalı zarfı emniyet binasının girişindeki polise bırakmış. Zarfta bombalı saldırı yapılacağına ilişkin bilgi içeren yazı olduğu kapıda görevli polis memurunun MİT'ten geldiği için önemli olduğunu düşünüp beklemeyerek zarfı TEM şube müdürüne götürmesi üzerine ortaya çıktı. Herhangi bir uyarı yapılmadan alelade bir evrak gibi teslim edilen MİT'in yazısında saldırıda kullanılacak araçların plaka ve diğer bilgileri ile şüphelilerin isimlerinin de bulunduğu çok kıymetli bilgiler olduğu tespit edildi. MİT, Reyhanlı katliamında kendilerini sorumluluktan kurtarmak için kerhen zarfı göndermek zorunda kaldı. Zaten 8 Mayıs günü bir polis muhbirinin de benzer bilgileri edinmiş ve MİT ile paylaşıldığını söylemiştim. Ancak Terör olaylarındaki tutumunu bildiğimiz halde bu kez yardımları olur düşüncesi ile saldırı ihbarını saldırıdan 2 gün önce bilgileri MİT ile paylaşmamız çok büyük bir hataydı. MİT'le paylaşım yapılmasaydı saldırı hedefi, ihbarda belirtildiği gibi Konya ve Ankara olduğundan bombalı araçlar bu illere ulaşana kadar engellenirdi. Hedef güzergahın uzunluğu ve engellenme ihtimalini bertaraf etmek için hedefin Reyhanlı olarak güncellendiğini, buna MİT'le paylaşmamızdan sonra karar verildiğini düşünüyorum. Araçları saldırıdan önce durdurabilseydik, TIR aramalarında olduğu gibi 'Biz devlet sırrı taşıyoruz, araçları arayamazsınız' deyip Türkiye'yi ayağa kaldıracaklardı. Katliamdan bir ay kadar sonra Hatay TEM Şube Müdürlüğü, MİT'in saldırı hazırlığını bildiği 2012 yılı Aralık ayından itibaren failleri takip edip, telefon konuşmalarını kaydettiklerini içeren bir bilgi notu gönderildi. MİT'in teknik izlemesine takılan telefon görüşmelerinde şüphelilerin eylem hazırlığı içerisinde olduğu açıkça belli oluyordu. MİT elemanı olan Suriye uyruklu birisini tanık olarak dinlemiştik. İfadesine olaydan 2 ay önce saldırı planına ihbar ettiğini belirtti. Muhbir, 2013 Eylülünde Ankara'da Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na götürülüp sorgulandığını anlattı. İstenen ifadeyi imzalamayacağını söylemesi üzerine özel hayatı ile ilgili dosyalar önüne konularak tehdit edildiğini söyledi. Dosyalardan Reyhanlı saldırısından itibaren 4 ay süre ile bütün faaliyetlerinin MİT tarafından izlendiğini anlayan muhbir en özel görüşmelerinin bile fişlendiğini anlattı. Muhbir ertesi gün de benzer sorgunun yine MİT huzurunda Başbakanlık Teftiş Kurulu'ndan bir başmüfettiş tarafından yapıldığını söyledi. Saldırıdan bir gün sonra MİT yetkilileri beni ve polisi suçlayan bir dosya hazırlayıp dönemin Başbakanı Erdoğan'a sunum yapmış. Bunun üzerine Ankara'ya gittim. Dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı Birol Erdem, HSYK Başkan Vekili Ahmet Hamsici, Birinci Daire Başkanı İbrahim Okur'un bulunduğu bir toplantıda Reyhanlı'da MİT'in sorumluluğu ve ihmalini ayrıntılı olarak anlattım. Müsteşar Birol Erdem ayağa fırlayarak 'Ne ihmali Savcı Bey, apaçık ihanet bu' dedi. Birol Erdem ise konu ile ilgili iddiaları yalanladı. ...'ın o dönemde HSYK'ya gelerek açıklamalar yaptığını belirten Erdem, 'Herhangi bir toplantı olmadı. Konuşmalara tesadüfen tanık oldum. Ama bana atfedilen şeyleri söylemedim.' dedi." şeklinde, - 19.05.2015 tarihinde Adana F Tipi Ceza İnfaz Kurumundan yaptığı ve Twitter adlı sosyal paylaşım sitesinde yayınlanan açıklamada; "Kuvvetin hakim galip geldiği hatta ezdiği bir dünyada, hakkı savunan bir avuç insanın arasında bulunmayı ve fırtınanın beni buraya fırlatmasına büyük bir bahtiyarlık olarak görüyor, bana bu onuru ve ayrıcalığı yaşatan Allah'a şükrediyorum. Aslında benim karşılaştığım hukuksuzlukları neden görmezden gelmediğim, muhataplarımın konumunu gözeterek iltimasta bulunmadığım sorun ediliyor. Oysa ben hep böyle davrandım. Sırtımdaki cübbemi milletin emaneti, soruşturma yetkisi için sırtıma geçirdiği bir sembol olarak gördüm. Bunun ağırlığını, vicdani sorumluluğunu hissettim. Benim için çoban Ahmet Amca ile ekabir Ali Efendi arasında fark yoktur. 'E senden sonra gelenler terör dosyalarını tek tek kapattı. IŞİD'e füze başlığı taşındığı, silahlı IŞİD militanlarının geceleyin otobüslerle sınırdan taşındığı, askeri mühimmat ve mermilerin ele geçtiği dosyalar kapatıldı. Alemin akıllısı sen misin?' diyecekler. Ama ben kullandığım yargı yetkisini terör örgütü taşeronları ile paylaşmam, cübbemin üzerinde tepinmeleri için önlerine seremem, vicdanım ve irademi kişisel çıkar, makam beklentisi için satamam. Bunu onursuzluk ve ahlaksızlık sayarım. Sonra nasıl bakarım Ahmet Amcanın yüzüne ? Bu benim fıtratım, kendimi değiştiremem, soysuzluk yapamam. Haysiyetin işportaya düştüğü bir ortamda haysiyet cellatlarının hesaba katmadığı şey buydu. Beni makamla, parayla satın alamazsınız." şeklinde açıklamalarda bulunduğu, - Bugün Gazetesinin 29.07.2015 tarihli nüshasında yayınlanan "El-Kaide'nin 2 numarası MİT elamanı çıktı" başlıklı haberde; "2012'de Adana El-Kaide operasyonu yapıldığında El-Nusraya eleman temin eden, fiziki kayıtlarda da tespit edilen bir şahsın, El-Kaide Türkiye yapılanmasının 2 numaralı ismi olduğu tespit edilmişti. Bu şahıs ile ilgili daha önce Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılama yapılmıştı ve mahkum olmuştu. MİT, bu dosyada ' bu şahıs bizim adamımız, beraat etmesi lazım' diye ricacı olmuştu. Osmaniye El-Kaide yapılanmasına yönelik operasyonda, terör örgütüne eleman temin etmekle görevli, El-Kaide'nin Suriye'deki Türk yapılanması olarak bilenen 'Ketibetül Türk' grubunun sorumlusu olan şahsın, fiziki izlemeler sırasında birkaç kez Suriye'den Osmaniye'ye geldiğini görünce, terör görevlilerine 'Bu şahsı neden almadınız' diye sordum. TEM görevlisi 'Bu şahsın MİT elemanı olduğunu, bu yüzden bir işlem yapılmadığını anlatmıştı.' ... “Suruç'taki patlama sırasında hiçbir MİT ve emniyet görevlisinin olay yerinde olmaması manidar” ... “2012'de KCK'nın Mersin yapılanması ile ilgili soruşturma yapıldığını ve dava açıldığını aktararak, bu dosyadan yaklaşık 35 tutuklu ve 30 kadar da haklarında yakalama kararı olan şüpheli olduğunu, ancak 2013 yılında iddianame bile okunmadan mahkeme tarafından tutukluların salıverildiğini ve yakalama kararlarının da kaldırıldığını, KCK hakkında soruşturma yürütülmemesi için bakanlığın baskı yaptığını da belirttiği, 2013'ten sonra emniyetin istihbarat hafızasının sıfırlandığını" beyan ettiği, - Doğan Haber Ajansı muhabirine vermiş olduğu röportajda; "Az önce meslektaşlarımız haber verdiler. Bir de gazetecilerden haberiniz var mı diyenler oldu sağolsunlar. Ben de o şekilde öğrendim. Bana şu ana kadar hakkımda soruşturma olduğuna dair tebligat ulaşmadı. Bunu niye yanlış yaptın, niye doğru yaptın diye herhangi bir şekilde soru sorulmadı, benden izah istenmedi. Dolayısıyla ben sadece basından hakkımda araştırma yapıldığı yönünde iddialar şeklinde duyuyordum, biliyordum. Dolayısıyla resmi bir yerden araştırma yapıldığına dair bilgim olmadığı için dedikodu olarak değerlendiriyordum. Yani bugün öğrenmiş oldum böyle bir tasarruf olduğunu. Beni üzen şimdi internette de görebiliyorum. Soruşturmanın selameti ve yargı erkinin nüfuz ve itibarının zarar görmemesi. Bu 18 yıllık meslek hayatımda beni iyi tanıyan hatta teftiş eden bütün müfettişler, meslektaşlarım, yargı ortamında beni tanıyan avukatlar hatta hakkında soruşturma yürüttüğü taraflar bilirler ki en hassas olduğum konu budur. Yargı erkinin nüfuzunun suistimal edilmemesi. Bugün bazı dedikodu gazetelerindeki haberlere itibar edilerek hakkımızda bir tasarrufta bulunulmuş. Şu ana kadar herhangi bir savunma alınmadı. Onu bilemiyorum, bu onların tasarrufu, onların değerlendirilmesi. Muhakkak bir gerekçeleri vardır. Ama ben şundan eminim herhangi yanlış bir şey yapmadım. Tamamen görevim neyi gerektiriyorsa onu yaptım. Ben terör ve örgütlü suçlar soruşturmalarında görevli idim. Dolayısıyla bu işleri yaptım. Yani burada bana söylenen şu. Sen bir terör suçunun niye soruşturdun. Bu şunun gibi, bir kasaba niye etle uğraşıyorsun demek gibi bir şey. Bir iddia vardır ben iddiayı araştırdım. Ancak TIR'ı aramama müsaade edilmediği için daha doğrusu adli kolluk Anayasa'ya aykırı bir şekilde çekildiği için aramayı yapamadım. Ben bununla ilgili tutanak tuttum. Yani burada yanlış olanın ne olduğunu anlayamadım. Eğer burada mercimek, makarna, bulgur götürüldüğü iddia ediliyorsa bunlar suç değildir. Ben bununla ilgili daha önce çok sayıda dinlemeler sırasında bu şekilde özellikle Rozova bölgesine vatandaşlarımızın malzeme götürdüğünü tespit ettiğimizde kolluktaki kolluk amiri arkadaşlarımıza şunları söyledim. Kesinlikle açıkça silahlı terör örgütüne gittiğinden emin olmadığınız bir şeyi engelleyemezsiniz, engellemeyin bu insani yardımlar engellenmez diye, bütün şeyim budur yani. Ben insani yardım olup olmadığını bilmiyorum, çünkü arama yapamadık. Ama bize yapılan ihbarda bomba ve mühimmat olduğu iddiası var. Ben bunun suç olduğunu, terör suçu olduğunu düşünüyorum ve gittiğimizde orada bulunan kişiler devlet görevlisi olduklarını söyledikleri halde herhangi bir görev kağıdı ya da kimlik ibraz etmediler. Dolayısıyla ben onların hala kim olduğunu bilmiyorum. Yarısı terör örgütü mensubu ise bunu bundan sonra da bilmemiz mümkün değil. Hukuk devletinde bunlar olmaz. Hukuk devletinde herkes yaptığının hesabını verir. Ben bugün suçlanıyorsam ben de hesabını veririm. Benim izah edemeyeceğim, açıklayamayacağım herhangi bir şey yok. Alnım ak, zerre kadar herhangi bir şeye tenezzül etmedim. Görevimi yaparken de hiç kimseye boyun eğmedim. Bu kim olursa olsun. Doğru tespit yapın, bunu istedim. Ben gittiğimde de Başsavcı Bey ve oradaki nöbetçi savcımız genç bir kardeşimizdi. O arkadaşlarımız ayrıldılar. Onların bu işle hiçbir ilgisi yok zaten. Yani o gün sabah jandarmadan bir arkadaş aradı böyle bir ihbar olduğunu belirtti. Bomba ve mühimmat taşınacağı, öncü bir araç olduğu öncü araçtaki plakanın El-Kaide ile irtibatlı bir şahsa ait olduğu, dolayısıyla mühimmatın Suriye'ye götürüleceği bu yönde ihbar olduğu Hatay üzerinden gideceği söyleyince ben muhatabım arkadaşa, öncelikle ihbarın doğru olup olmadığını araştırın, takip edin, tedbirlerinizi ona göre alın, aracı bir süre izleyin, müdahaleyi en doğru yerde yapın yani bir sıkıntı olmasın. Çünkü bomba patlama durumu olur. Failler o anda zarar verebilir çevreye yani yerleşim birimlerinde bu müdahaleyi yapmamalarını bunları kendilerine söyledim. Herhangi bir durum tespitinde de nöbetçi savcımız ile irtibat kurmasını bana da bilgi vermesini söyledim. Ben o gün nöbetçi değildim. Ama bizim uygulamamızda ben Hatay ve Osmaniye'den sorumlu savcıyım. Bir gün bu tür olaylar da öncelikle bana bildirilir, usulü işlemlerde nöbetçi savcı işlemleri yapar. Usulü işlemler dediğimiz arama kararının alınması, bunlarla ilgili. Ben arama kararının alınıp gönderildiğini öğrendim. Aramanın yapılamadığını jandarmadan ve polisten arkadaşlar bana bildirince Başsavcı Vekilimiz Ahmet Bey'e bilgi verdim ve oraya gitmeye karar verdim. Tamamen bu rutin yaptığımız uygulama bu zaten yani. Biz bir terör suç şüphesi varsa bunu araştırırız sonuna kadar bu anayasa da uyguladığımız tüm mevzuatta buna yetkimiz var bunun için gittim. Ama bütün kolluk etrafından çekilince jandarma ve emniyet aramayı yapamadık. Ben yapamadığıma dair de tutanak tuttum. Yani içinde onların ne vardı ne yoktu. Ama tekrar söylüyorum yani orada herhangi bir yardım malzemesi varsa bu bizim memleketimizin izah edemeyeceği bir konu değil, suç değil yani, suç değil ahlaksız da değil. Yani bunun bu kadar abartılmasını anlamıyorum. Benim bu anlattığım konudaki nerede hatam var, nerede kusurum var bunu anlamadım ben beni arayan bir yetkili yani burada işte bunların resmi görevli olduğu yönünde iddiası olduğunda dedim ki; resmi görevliler ile ilgili soruşturma usulü bellidir. Ben eğer orada patates, soğan olduğunu iddia ediyorsanız bizim yargıda bir uygulamamız vardır. Tek tek sayılır aynen geri teslim edilir yani buysa konu. Ağrıma gitti tabi ancak ben sadece bu olaylar yaşanırken bu işle görevliydim. Ben bana ihaneti sormak istiyorsanız ihaneti gördüğüm noktalar oldu. Ama onlarla ilgili gerekli olanların gereklerini yaptım bir kısmını da yasal engel sebebiyle yapamadım. İhaneti gördüm diyorsanız ben ihaneti gördüm tabi. Bir gün bunlar ortaya çıkacaktır. Bu olayda değil, ben orada bir tane soruşturma yapmadım. Ben Reyhanlı patlaması soruşturmasını yaptım, Cilvegözü patlamasını yaptım çok önemlidir bunlar. Ondan sonra Harmuş soruşturmasını yaptım. Albay Harmuş ve Kassam'ın kaçırılması olayı Suriye istihbaratına teslim edildi bir kısım devlet görevlileri tarafından ve o şahıs mahkum oldu o şahıslar. Bir kısmı ile ilgili soruşturma izni verilmedi biliyorsunuz. Ondan sonra orada sadece Harmuş değil eş zamanlı Kassam isimli birisi daha kaçırılıp teslim edilmişti. Ve Albay Harmuş'un daha sonra infaz edildiğini öğrendik. Ondan sonra yine Özgür Suriye Ordusu'nun Avukatı Suriye İstihbaratı elemanı olduğunu tespit ettiğimiz bir grupla ve Türkiye'den bazı yardımcıları ile kaçırıldığını bunda da sıkıntılar olduğunu gördüm. Yani bunun gibi bu soruşturmaların hepsinde sıkıntılar vardı. Ondan sonra bizim yaptığımız teknik takip diye bir dosyamız vardı. Orada da 7 Kasım 2013 tarihinde Adana'da durdurduğumuz bir tırda ve bir depoda yaptığımız arama da mühimmat ele geçirdik. Bunun Suriye'ye gideceği yönünde tapeler vardı. Biz arama noktasına giderken Reyhanlı benzeri bir patlama yapılacağı zannı ile gittik. Çünkü görüşmeler o yönde idi. Ancak mühimmat sevk edildiği tespit ettik. Bunlarla ilgili gerekli işlemi yaptık. Oradaki Tır sürücüsünün bize söylediği, ben bundan daha önce iki defa daha götürdüm, Suriye sınırına bıraktım dedi. Biz kamera görüntülerini inceledik. Ondan sonra sınıra kadar yer gösterme yaptırttık, yer göstermede nereye bıraktığını gösterdi bize. Oraya nereye baktığını biz gördük. Dolayısıyla böyle bir sirkülasyonunun olduğunu görmüş olduk yani. Ama bu dosyalar kapandı. Hangi usule göre kapatıldığı onu ben bilmiyorum ama kapandı. Gayet tabi açılır yani yargı hep böyle baskı altında olacak hali yok. Bir gün yargı kendiliğinden tekrar çalışmaya başladığında bunlar tabi ki açılır yani. Şöyle, ben stajım da dahil 94 yılı başında mesleğe girmiş oldum. Yani 21. yıl bitiyor, Adliye camiasının tanıdığım gördüğüm hiçbir zaman bu kadar baskı ve etki olduğunu görmedim. Yani bugün çok önemli dosyalarında artık soruşturulabileceğini ben düşünmüyorum bugünden itibaren. Mesela terör suçlarını soruşturmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Uyuşturucu suçlarının soruşturulabileceğini, çete suçlarının soruşturulabileceğini düşünmüyorum. Yani bugün hukukun değil güçlünün haklı olduğu bir pozisyonu yaşıyoruz maalesef ben Mersin'e geldikten sonra da bunu gördüm. Artık kendi içimizde de adaletin olmadığını gördüm. Yani bütün bunlarla benimle ilgili ne tasarruf yapılacaksa ben muhataplarıma her şeyi açıklarım, anlatırım. Buna rağmen suç var derlerse başım gözüm üstüne. Ben milletime yanlış yapmadım, milletimin karşısında alnım ak yani beni tanıyanlar bilenler benim hain olmadığımı görsünler anlasınlar." şeklinde basına açıklamalar yaptığı, Sanık ...'nın; - 24.07.2015 tarihli Cihan Haber Ajansı ve www.tirsavcilari.com isimli sitede yayınlanan açıklamalarında; "Bu serbestlikten yararlanan binlerce selefi örgüt militanı Suriye'ye gidip eğitim almış, savaşmış bir kısmı geri dönmüştür. Bu sayede ciddi sayıda militan hem Türkiye'yi hem Suriye'yi tanımış, tecrübe kazanmıştır. Körü körüne Esat karşıtlığı üzerine şekillenen dış politika IŞİD ve El-Kaide gibi örgütlerin kontrolsüz şekilde güçlenmesine sebep olmuştur. Bu örgütlere eleman kazandıran yayınlara göz yumulmuş. Eleman toplamalarına ideolojik eğitim vermelerine imkan sağlamış. Evlatlarının Suriye'ye savaşa gittiği konusunda binlerce ailenin feryadı gözardı edilmiştir. Adana, Hatay, Gaziantep, Kilis ve Şanlıurfa'da görev yapan ve terör örgütlerine yönelik ciddi tecrübesi bulunan hatta çoğu teröristi ismen bilen TEM ve emniyet istihbarat görevlileri görevlerinden alınmış, yerlerine atananlar yeterince tecrübe kazanamamış. Yapılan toptan değişiklikler tecrübe aktarımına engel olmuştur. Özellikle Adana TMK 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Savcılığı başta olmak üzere selefi örgütlere yönelik teknik takipli dosyalar kapatılmış ve örgütler rahat hareket alanı kazanmıştır. MİT görevlilerinin bir kısmı, bazı örgüt üyeleri ile kirli ilişkilere girmiş; bunun sonucu olarak sağlıklı haber alınması imkanı ortadan kalkmıştır. (Suriye'li Albay Harmuş'un kaçırılması, Niğde'de yakalanan IŞİD üyelerinin bağlantılı olduğu .... gibi kişilerle girişilen kirli ilişkiler bunların somut örnekleridir.) 17-25 Aralık sonrası oluşturulan yeni yargı düzeni ve iktidarın bu yöndeki baskısı sonucunda bir çok Selefi örgüt militanı ceza evlerinden tahliye olmuştur. Bugün bazı gazetelere yansıyan, İstanbul Ömerli'deki Selefi örgüt toplantısında konuşan Halis Bayancuk, daha önceki bir tarihte 'Şam cephesinden sonra yakında İstanbul Cephesini de açacağız' demişti. Bu ve buna benzer kişiler şu anda rahatlıkla hareket etmekte, örgütsel toplantılar yapabilmektedir. Bu şekilde sıralayabileceğimiz bu sebeplerin sonucu karşımıza devasa bir Selefi örgütler sorunu ortaya çıkmıştır. Peki bunca müsamahaya (iyimser ifade ile) rağmen bu silah neden ülkemize döndü ? Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Terör örgütleri akrep gibidir. Sıkıştığı anda herkesi sokabilir. Son dönemde ABD başkanı ile İŞID aleyhine atılan adımlardan dolayı bu saldırı bir göz dağıdır, arkası da gelecektir." şeklinde, - 16.05.2015 tarihinde tutuklu bulunduğu Adana F Tipi Ceza İnfaz Kurumunda yazdığı mektubunda, "Sabah gazeteyi aldığımda başlıkta 'Kenan Evren öldü' yazıyordu. Ne kadar kötü bir darbeci olduğunu, işkenceler, idamları, hapisleri de ihmal etmeyin yazmışlardı. Tam 35 yıl önce bir darbe döneminde kendimi idrak etmiştim. 35 yıl sonra o darbeyi yapan ölmüştü. Ancak yine bir darbe dönemindeyiz, yine hukuk ayaklar altındaydı, bir suç örgütü tarafından ülkeye el konulmuştu. Öyle ki, insanların hapse atılması için 35 yıl önceki kadar bile işi kılıfına uydurma kaygısı gütmeyen bir suç örgütü. Hakimleri, Savcıları bile suçsuz günahsız esir eden bir suç örgütü. Değişen bir şey yoktu. 35 yıl önce bir darbe döneminde başlayan hikayemi, 35 yıl sonra yine bir darbe döneminde yazmaya başlıyordum. Tam da 35 yıl önceki darbecinin müebbet hapis cezası almış olarak öldüğü günlerde. Darbenin mağdurlarından birisi olarak, esir tutulduğum A-35 koğuşunda. 35 yıl önce ilkokula yazılmıştım. Bir darbe döneminde 17 yıl okudum. Sonra hikayeler yazdım. Sonra yine bir darbe döneminde yine bir okula yazıldım. 35 yıl önce yazıldığım okulun bitiminde Cumhuriyet Savcısı oldum. 35 yıl sonra yazıldığım mezun olunca ne olacağım? bilmiyorum. Bunu kadere yazan biliyor. O ne yazmışsa o olacak. Çok da güzel olacak. Hikayelerimi yaşayarak yazıyorum. Bu yeni hikayemi de yaşıyorum ama yazar mıyım? Bilmiyorum. Şimdi tahsil zamanı yeni okula yazıldım. Ders çalışmam lazım. Ders çalışmam lazım, zira kanun, ahlak, hukuk tanımayan bahtsızlara ders verilecek zaman geldiğinde hazır olmalıyım." şeklinde, - 05.07.2015 tarihinde bir yazıda; "... Bugünün Türkiye'sinde ise, 2 hakim ve 4 savcı meslektaşlarının tutuklanması karşısında tavır takınmaktan korkan, dahası bu zulüm ve adaletsizliğe üç kuruşluk iskemlelerini kaybetme endişesi ile sessiz kalan hatta utanç içerisinde vasıta olan meslektaşları görünce onlar adına ben utanıyorum. Belki de vicdanlarının bozulmuş olduğunu baştan kabul eden Tolstoy, Ivan İlyiç'in arkadaşlarının bu aşağılık düşünceleri karşısında vicdanlarını nasıl temize çıkarttıklarından söz etmiyor. Ama sizin mazeretleriniz var hepsi de çok geçerli. Değil mi ki kiminiz hak ettiği iskemlelere oturamadı. İç denetçi bile olamadınız. Kiminiz istediğiniz kutsal bir beldeye atanamadınız, kiminiz soruşturma bile geçirdi. Hatta o kadar ki istemediğimiz bir yere tayin bile oldunuz. Ne var ki bu büyük acıları yaşamanızda benim bir katkım olmamıştı. Ne sizin arzu ettiğiniz iskemlelere oturup size yer kalmamasına sebep olmuştum. Ne atama kararnamelerinizin altında benim imzam vardı. Ne de size soruşturma açmıştım. Gel gör ki, bu büyük acılarınızı hafifletmek bu acılara yaşatanlardan intikam almak için girdiğiniz yolda ittifak kurduğunuz zalimler bütün acılarınızın intikamını benden aldı umarım artık kutsal intikamınız alındığı, kutsal iskemlelere oturduğunuz, arzu ettiğiniz kutsal beldelere atandığınız için vicdanınız rahatlamıştır. Öyle ya iç denetçi bile oldunuz." şeklinde, - 16.01.2015 tarihinde, www.adaletgundemi.net isimli internet sitesinde "Basın açıklaması" başlığı ile; "Son zamanlarda bazı basın yayın organlarında (havuz medyası tabir edilen) hakkında HSYK tarafından bir kısım meslektaşların ve benim, yaptığımız bir soruşturmadan dolayı açığa alınacağımıza ilişkin haberler yapılmıştı. 15.01.2015 tarihinde HSYK 2. Dairesi tarafından hakkımızda açığa alma kararı verildiğini öğrenmiş bulunmaktayım. Öncelikle, kamuoyunda mit tırları soruşturma olarak bilinen soruşturma ile ilgili olarak tarafıma resmi olarak yöneltilmiş bir suçlama bulunmamaktadır. Esasen Hakim ve Savcılar hakkında yapılan inceleme ve soruşturmalar gizlidir. Buna rağmen havuz medyası tabir edilen bir kısım basın yayın organlarında bu gizli soruşturma ve incelemenin detaylarının paylaşılması, bir kısım HSYK görevlilerinin görevlerini kötüye kullandıklarını göstermektedir. Bu konuda tarafımdan gerekli şikayetler yapılmıştır. Uygulanan bu yöntem bazı otoriter rejimlerde rastlanılan, otorite emrinde hareket eden basın aracılığı ile yönetimin sevmediği kişilerin öncelikle basın yolu ile linç edilmesi yöntemidir. Bir hukukçu ve idealist bir Cumhuriyet Savcısı olarak, gelinen noktada artık ülkemizin bir hukuk devleti olmadığını, hiçbir birey ya da kurumun hukuki güvenliğinin kalmadığını üzülerek ifade etmek istiyorum. Bu aşamada hakkımızdaki suçlamalara esas teşkil eden soruşturmanın detaylarını paylaşma niyetinde değilim ancak soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeyecek mahiyetteki bazı noktaları ifade edeceğim. Bu soruşturmanın olduğu dönemde ve öncesinde Adana – Hatay – Gaziantep - Suriye çizgisinde yaşanılanları bilmek ve görmek gerekmektedir. Bu çerçevede: 1) 20/08/2012 tarihinde Gaziantep Merkez'de bombalı saldırı olmuş 9 vatandaşımız şehit olmuş, çok sayıda vatandaşımız yaralanmıştır. Yapılan soruşturmada eylemin çalıntı bir araçla, PKK Militanlarınca gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. 2) 11.02.2013 tarihinde Hatay'ın Reyhanlı İlçesindeki Cilvegözü HYPERLINK 'http://www.sabah.com.tr/haberleri/cilvegözü_sinir_kapisi' Sınır Kapısı'nda bombalı saldırı meydana gelmiş, 13 kişi hayatını kaybetmiştir. Yapılan soruşturmada bu olayın faillerinin Suriye Ülkesinden geldikleri belirlenmiştir. 3) 11.05.2013 tarihinde Hatay - Reyhanlı'da bombalı saldırı meydana gelmiş, 52 vatandaşımız şehit olmuş 150'den fazlası yaralanmıştır. Bu olaya ilişkin soruşturmada, faillerin Suriye bağlantılı oldukları, ayrıca Türkiye içerisinde bazı odaklarca korunup kollandıkları, bu kişilerin eylem hazırlığında oldukları bilindiği halde bazı kamu görevlilerince korundukları, eylem bilgisinin Emniyet ve Savcılıktan gizlendiği, eylemden 12 saat önce yasak savma kabilinden adi bir kapalı zarf ile mesai bitiminde emniyete bildirildiği tespit edilmiştir. 4) 07.11.2013 tarihinde Adana Emniyet Müdürlüğü'ne yapılan bir ihbar üzerine, Genel Yetkili Savcılık tarafından verilen arama izni üzerine, Adana Merkezinde bir tırda yapılan aramada 935 adet havan topu mühimmatı ele geçirilmiştir. O tarihte konuya ilişkin olarak Adana Valisi... tarafından, polis şapkası giyilerek yapılan açıklamada 'Muhtemelen sınır dışında, yani Türkiye'de kullanılmayacağını biliyoruz. Ama nerede ve nereye gideceği konusunda farklı bilgiler var. Onlar net değil. Bunlar insanı ihtiyaç değil. Bu maddeler birtakım savaş gereçleri olduğuna göre, birtakım örgütlere veya devletlere gitmesi muhtemel. Tırda uyuşturucu olduğu ihbarı üzerine arkadaşlarımız çalışmalarını yapmışlar ve bunun değerlendirilmesi sonucunda söz konusu yasak malzemelerin bulunduğu tespit edilmiştir ve bunun yasal gereği de yapılıyor. Tırın Konya'dan geçiş bilgisi yaptığı da var. Bununla ilgili kesin bir örgüt ismi yok ama bu şunu gösteriyor, Türkiye'de özellikle çevremizde birtakım yasa dışı örgütlere karşı kararlı tavır sergilendiğini ortaya koyuyor. Bu, gerekli hassasiyetin gösterildiği, intikal eden istihbaratın değerlendirildiğini, suç teşkil eden herhangi bir duruma meydan verilmediğini ortaya koyuyor. Daha önce de çeşitli iddialar vardı. Kimyasal malzemelerin Adana'dan güneye sevk edileceği konusu vardı. Bunları da polisimiz, güvenlik kuvvetlerimiz araştırmış ve en ufak iddiaları bile değerlendirerek meseleyi adli makamlara taşımıştır. Bu da öyle oldu. Türkiye, suç işlemek isteyenlerin ve insan hakları kavramını ihlal edenlerin yararlanabileceği bir ülke olmadığını da bu suretle göstermiş oldu. Adana Emniyet Teşkilatı da ilgili birimlerle işbirliği içerisinde devletimizin güvenliği, vatandaşımızın huzuru için gece gündüz çalışmalarını devam ettiriyor.' Coş bir başka soru üzerine de roket başlıklarının kullanılabileceği aletlerin ise başka yerden temin edilme olasılığı bulunduğunu, roket başlıklarının hangi ülkeye ait olduğunun araştırıldığını, bir kısmının Türkiye'de üretilmiş olmasının muhtemel olduğunu kaydetti. Türkiye'nin teknolojide belli bir noktaya geldiğini bildiren Coş, 'Ama bu teknik birikimini farklı amaçla ve kontrol dışı kullanmak isteyen, yasa dışı yollara teknoloji tahsis etmek isteyenlere karşı da devletimiz bütün birimleriyle etkin şekilde mücadele etmektedir. Teknolojinin insanlığın barışı ve huzuru yönünde kullanılması konusunda güvenlik kuvvetlerimiz kararlı şekilde çalışmalarını sürdürmektedir' denilmiştir. Bu soruşturma dosyası o dönem derhal TMK 10. maddesi ile görevli Başsavcı Vekilliğine aktarılmış, soruşturmaya tarafımızdan devam edilmiştir. Bu organize eden Suriyeli kişiler ile irtibatlı oldukları belirlenmiştir. Bizim görevden alınmamız sonrasında bu dosya ne hikmetse Devlet Sırrı kapsamına alınmıştır. 5) 30.05.2013 tarihinde C. Savcısı M. A. tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, bir kısım El Kaide Terör örgütü bağlantılı kişilerin, ülkemizden sarin gazı yapımında kullanılan malzeme temin ettikleri, bu malzemeleri Suriye ülkesine götürecekleri tespit edilmiş, bu kişiler yakalanmış ve haklarında kamu davası açılmıştır. 6) Yaptığımız görev gereğince ve sorumluluk bölgemiz itibarı ile Suriye Ülkesinde devam eden iç savaşta Özgür Suriye Ordusu dışında bazı selefi bir devlet kurdukları, diğer tüm muhalif grupları kendilerine biat etmeye zorladıkları, Suriye Devleti yerine özellikle diğer muhaliflerle savaştıkları, bu grupların nihai hedeflerinin ise Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik cephe açmak olduğu, bunu açık kaynaklarla ifade ettikleri, bu örgütlere dünyanın birçok yerinden katılım olduğu, birçok militanın ülkemiz üzerinden geçerek bölgeye gitmeye çalıştığı, birçok örgüt militanının Adana - Hatay ve Gaziantep'te güvenlik güçlerince yakalandıkları, sınır güvenliği bulunmadığından ülkemize rahat rahat girip çıktıkları, yine o dönemde güvenlik güçlerince ülkemizin birçok yerinden çalınan kamyon - kamyonet türü araçların kaçak yollarla Suriye Ülkesine götürüldüğü, bunlara patlayıcı yüklenilerek ülkemizde eylem yapılabileceği yönünde istihbari bilgilerin bulunduğu tarafımızdan bilinmekte idi. Görüldüğü gibi suçlamaya konu Tır ihbarları, görev bölgemiz itibari ile dikensiz gül bahçesi olmayıp aksine çok titiz olunması, terör eylemlerine fırsat verilmemesi gereken bir ortamda yapılmıştır. Bu ortamda yapılan patlayıcı veya silah yüklü bir araç ihbarını yok saymak, arama yapılması için gereken tedbirlere izin vermemek vatana ihanet sayılabilecek ağırlıkta ihmal göstermek anlamına gelecekti. Bu ortam bilinmeden yahut dikkate alınmadan yapılan ve yapılabilecek yorumlar hariçten gazel okumak niteliğindedir. Hukuk düzeninde olaylar sonuçları ile değil sebepleri ve delilleri ile araştırılarak gerçeğe ulaşır. Sondan - sonuçlardan başlayan ve geriye doğru çıkarımlar yapan anlayış hukuki değil siyasal bir yaklaşımdır. Yapılan soruşturma ve arama işlemlerine gelince: Öncelikle şunun bilinmesi lazım. Gerek 01.01.2014 tarihinde Kırıkhan sınırlarında gerçekleşen olayda gerekse 19.01.2014 tarihinde Adana'da gerçekleşen olayda, ne ihbarda ne arama sırasında ne de arama sonrasında bu araçların resmi bir kuruma ait olduğu, kişilerin o kurumun görevlisi olduğu yönünde hiçbir resmi yazı - bilgi dosyaya girmemiştir. Olaya karışan kişilerin kimlikleri ve görevleri halen bilinmemektedir ve dosyalarda buna dair resmi hiçbir veri yoktur. Zaten buna dair 19.01.2014 tarihli işlem sırasında üstü kapalı da olsa dosyaya sunulan resmi belge üzerine araçlara ve kişilere başka hiçbir işlem yapılmadan salıverilmiştir. Bir Cumhuriyet Savcısı olarak bu olayda esas aldığım ve uyguladığım yasa hükümlerini hatırlatmakta fayda bulunmaktadır. 5271 Sayılı CMK Madde 160 - (1) Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Görüldüğü gibi Cumhuriyet Savcısı suç işlendiği izlenimi edindiği anda dahi harekete geçmek zorundadır. 5271 Sayılı CMK Madde 119 - (1) (Değişik fıkra; 25/05/2005-5353 S.K./15.mad) Hakim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının, Cumhuriyet Savcısına ulaşamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Yolda hareket halinde olan bir aracın aranmasında gecikmesinde sakınca bulunan hal olgusunun bulunmadığını söylemek imkansızdır. 4483 sayılı memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkında kanun Madde 4- Cumhuriyet Başsavcıları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikayette bulunulan memur veya diğer kurum görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isterler. Görüldüğü gibi suç işleyen kim olursa olsun tüm kamu görevlileri için uygulanması gereken genel yasa hükmü 'ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten' bahsetmektedir. C. Savcısı zorunlu ve ivedi delilleri toplar, kaybolmasından (Yolda hareket halinde bulunup Suriye ülkesine gidip savaşta kullanılma ihtimali olan) korkulan delilleri derhal toplar. Bu delilleri soruşturma izni vermeye yetkili merciye gönderir. Yasanın bu genel hükmü sadece özel yasasında engelleyici özel bir düzenleme var ise o engelle sınırlı olarak uygulanmaz. (Örneğin 2802 Sayılı Kanun Madde 88- Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü halleri dışında suç işlediği ileri sürülen hakim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez.) Şu halde tarafımızdan yapılan bu soruşturmada tamamen yasalara uygun hareket edilmiştir. Kaldı ki ana yollar üzerinde hareket eden araçlarla ilgili olarak o tarihlerde geçerli olan ve halen neredeyse bütün ülkede uygulanan, Sulh Ceza Hakimlerince verilmiş 'önleme araması' kararları bulunmaktadır. Başka hiç bir karara ihtiyaç olmadan sırf bu önleme araması kararlarına istinaden dahi bu aramalar yapılabilirdi. Arama yapıldığı sırada tırlarda bulunan kişiler sözlü olarak MİT görevlisi olduklarını beyan etmişlerse de (Ancak kimliklerinin kontrolünü sağlayacak şekilde kolluğa ve savcıya göstermemiş - vermemişlerdir); 2937 Sayılı Kanunun 4. maddesinde Milli İstihbarat Teşkilatının görevleri şunlardır denilerek görevler sayılmış ve ikinci fıkrasında '(Değişik Cümle: 17/04/2014-6532 S.K./1.md) Milli İstihbarat Teşkilatına bu görevler dışında görev verilemez. Milli İstihbarat Teşkilatı birimlerinin görev, yetki ve sorumlulukları Başbakanca onaylanacak bir yönetmelikte belirtilir.' hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere MİT'in silah ve patlayıcı taşıma, nakletme, ihraç etme gibi görevleri bulunmamaktadır. Ayrıca böyle bir görev verilemeyeceği yasa ile hüküm altına alınmıştır. Kaldı ki, 19.01.2014 tarihli arama sırasında görevi ve yetkisi olmadığı halde olay yerine gelen ve aramaya engel olmaya çalışan dönemin Adana Valisi Sayın..., bizzat dönemin Başbakanına atfen, 'Bu konuda kanun çıkarılacağı' söylenerek yapılan işin yasaya aykırı olduğu itiraf edilmiş, daha sonra da bilindiği üzere yasa değişikliğine gidilmiştir. Peki, bu görev kime verilmiştir? Harp araç ve gereçleri ile silah, mühimmat ve patlayıcı madde üreten sanayi kuruluşlarının denetimi hakkında yönetmelik bu konuyu düzenlemiştir. Yönetmeliğin 19. Maddesinde 'ihraç veya yurt dışına çıkarmada genel esaslar (1) kontrole Tabi listede belirlenen her türlü harp araç ve gereçleri ile silah, mühimmat ve bunlara ait yedek parçalarla patlayıcı maddelerin ihracı veya yurt dışına çıkarılmasına, Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığının görüşleri de alındıktan sonra Makam tarafından izin verilebilir.' hükmü yer almıştır. Yine mevcut düzenlemelere göre bu tür bir nakil Silahlı Kuvvetler tarafından Valilikler koordine edilerek yapılır. Bu düzenlemeler de dikkate alındığında, yapılan ihbarların MİT ile irtibatlandırılması ve görev suçu gibi değerlendirilmesi imkanı yoktur. Bir basın açıklaması formatının dışına çıkmış olduğunun farkındayım ancak bir kısım kişi ve kurumlar, yasa hükümlerini ve yapılan işin ne olduğunu bilmeden yanlı ve yanlış verilerle, siyasal saiklerle değerlendirme yaparak bundan hukuki sonuçlar çıkarmaya çalışmaktadır. Bu nedenle halk tarafından da hukukun bu konuda ne emrettiğinin bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Saygıdeğer Milletim: Ben küçük bir Anadolu Kasabasında çiftçi bir babanın 13. çocuğu olarak dünyaya geldim. Hayata 5 yaşında lastik ayakkabı giyerek ve dana otlatarak başladım. Dershane, özel okul, özel ders alarak değil mütevazi okullarda şahsi gayretimle çalışarak Hukuk Fakültesi kazandım ve ardından çok istediğim bu mesleğe girdim. Meslek hayatımda bilerek kimsenin hakkını yemedim. Hep işimin hakkını vermeye, mesleğimin gerekliliklerini yerine getirmeye çalıştım. Kimseye diyet borcum olmadan, kimseden emir almadan hukuka ve vicdanıma göre kararlar verdim. Hiçbir güç odağına boyun ermedim. Geldiğim hiçbir konumu Allah'tan başkasına borçlu değilim. Çalışmalarım ile her görüşten HSYK - Adalet Müfettişleri ve Başsavcılarımdan takdir gördüm. Bugün bunları, görevimi hakkı ile yaptığım için hakkımda açığa alma kararı verdiler. Şerefimi açığa almaktansa mesleki olarak açığa alınmayı tercih ederim. Beni yokluğa mahkum etmeye çalışanlar bilsinler ki ben her yerde çalışır rızkımı kazanırım. Ancak şerefini kaybedenler bu şereflerini bir daha kazanamazlar. Vatan ve millet sevgisi, hukukun üstünlüğü, kimsenin suç işleme özgürlüğü olmadığı bilinci ile hareket ederken bazı güç odaklarının kirli ilişkilerini bilmeden çomak sokmuşuz. Bunun bir diyeti varsa bunu da öderiz. Ancak hiç kimse kendisini devlet yerine koyamaz. Devlet bütün organları ile devlettir. Devlet sadece yürütme erki veya muhaberat teşkilatından ibaret değildir. Bugün Suriye ülkesinde yaşanan giderek ülkemize ve batı ülkelerine de sirayet eden terör eylemleri, görevimiz sırasında ne kadar önemli bir tezgahı açık ettiğimizi göstermektedir. Bunu aklı selim herkesin göreceğini umuyorum. Elbette ki somut olarak hiçbir kişi ya da kurumu hedef almıyorum. Ancak sorumluların eninde sonunda bağımsız yargı mercileri önünde hesap vermekten kurtulamayacaklarına inanıyorum. Bu karar beni kısa vadede kişisel olarak mağdur edebilir. Ancak ben tarih önünde, vicdan aynasında, hukuk önünde yapmam gerekeni yaptığıma inanıyorum. Şahsıma yapılan mesnetsiz saldırılan hukuka aykırı işlemler ile ilgili olarak da hukuktan başka bir yol bilmediğim için ulusal ve uluslararası merciler önünde hukuk mücadelemi sürdüreceğim. Bugün yapılan şey aslında şahsıma ve bazı mesai arkadaşlarıma karşı yapılanmaktan çok anayasal düzene karşıdır. Devletin adli teşkilatı devletin jandarma teşkilatı nezdinde silahlı kuvvetleri, suça bulaşan çok az sayıda istihbarat görevlisini ve onlara yasa dışı emir verenlerin korumak adına feda edilmektedir. Adeta aslanlar kediye boğdurulmaktadır. Devletin adli teşkilatı, devletin jandarma teşkilatı nezdinde silahlı kuvvetleri sanki başka bir ülkenin teşkilatlarıymış gibi fütursuzca casusluk suçlamaları ile muhatap edilmektedir. Bu akıl ve izan dışı saldırılar inşallah hukuk düzeninde karşılığını bulacaktır. Bize karşı yapılan saldırıların asıl mesajı diğer meslektaşlara yöneliktir. Bütün hakim ve savcılar korkutularak güçlülere dokunulmaması sağlanmak istenilmektedir. Evet, korkanlar olacaktır ama korkaklık bir hakim savcı sıfatı değildir. Dürüst ve namuslu meslektaşlarımın bu korku iklimine boyun eğmeyeceklerini önlerine gelen işlerde hak ve adaletten ayrılmadan hüküm vereceklerine inanıyorum. Büyük Hukuk İnsanı, Onursal Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un dediği gibi 'her hukukçu, bütün insanların ve insanlığın yazgısından sorumludur. Kamuoyuna saygı ile duyurulur." şeklinde Basına açıklamalar yapmak suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri iddiasıyla kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Konumuza ilişkin olarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde yer alan suçlardan TCK'nın 257. maddesinde tanımlanan "Görevi kötüye kullanma" suçu; "(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır. Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanun veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevi dolayısıyla yetkili bulunmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması gerekmektedir. Anılan maddenin gerekçesinde; suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar, “Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir” şeklinde vurgulanmış, öğretide de; TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974). Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır. Bununla birlikte, Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında belirtildiği üzere; “görev sebebiyle işlenen suç” kavramının, memuriyet ve kamu görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen, diğer bir ifadeyle failin memur veya kamu görevlisi olmasının suç tipinde kurucu unsur olarak öngörüldüğü ya da bu sıfatın ağırlaştırıcı hâl sayıldığı suçlar olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, devam etmekte olan soruşturma veya kovuşturmalar hakkında hâkim ve Cumhuriyet savcılarının basına açıklamada bulunma görev ve yetkilerinin olup olmadığı, varsa bu yetkinin ne şekilde kullanılacağı hususunun irdelenmesine gelince; Suça konu basın açıklamalarının yapıldığı 16.01.2015 ila 29.07.2015 tarihleri arasında uygulanması gereken Hakimler ve Savcılar Kurulunun 18.10.2011 tarihli ve 33 sayılı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20.02.2015 tarihli ve 153 sayılı genelgelerinde, adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan masumiyet karinesi, hâkim ve Cumhuriyet savcısının tarafsızlığı ilkeleri yanında ilgililerin kişilik hakları ve soruşturmanın gizliliği ilkesi göz önünde bulundurulmak suretiyle; kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla soruşturmalarla ilgili açıklamaların Cumhuriyet başsavcısı ya da Cumhuriyet başsavcısının bilgilendirilmesi koşuluyla Hâkimler ve Savcılar Kurulunca basın sözcüsü olarak görevlendirilen Cumhuriyet savcısı tarafından yapılması, röportaj ve söyleşi gibi önceden planlanabilen hususlarda Kuruldan izin alınması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Öte yandan, TCK'nın “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” başlıklı 301. maddesi ise; “(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. (4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.“ şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu suçun hukuki konusu, Devlete ait hukuksal değer ve organların saygınlığıdır. Dolayısıyla, TCK'nın 301. maddesinde düzenlenen suç, “Devlete karşı suçlar” niteliğinde olmakla birlikte, tahkir suçu vasfını da taşımaktadır. Suçun oluşması için maddede sayılan kavram veya kurumlardan birinin alenen aşağılanması yeterli olup ayrıca bir zararın meydana gelmesi aranmamıştır (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, Cilt: 6, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, s. 8313). Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, devletin yargı organları kuvvetler ayrımı temelinde devletin temel kurumları, kendilerinde egemenliğin tezahür ettiği organları olarak Anayasa'mızda ifadesini bulan Yasama, Yürütme ve Yargı erkidir (Zeki Hafızoğulları – Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Millete ve Devlete Karşı Suçlar, 1. Baskı, Ankara 2016, 306). TCK'nın 301. maddesinde yer alan hükûmet, devletin icra organı olarak kamu hizmetlerini üstlenmesi dolayısıyla her faaliyeti ve kararıyla toplum karşısında eleştiri hedefinde bulunmaktadır. Esasen, demokratik rejimlerde yönetimin eleştirilmesi ve kamuoyu denetimine tabi tutulabilmesi açısından en başta hükûmetin eleştiriye açık bulunması zorunludur. Buna rağmen, hükûmetin de devlete ait siyasi iktidarı kullanan bir güç olması dolayısıyla, prestij sahibi olmaya, korunmaya ihtiyacı bulunmaktadır (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, s. 8326 – 8327). Bu bilgi ve belgeler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Yargıtay'ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmasına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 90. ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 1. maddesinde yer alan düzenlemelerin; birinci sınıfa ayrılan veya birinci sınıf hâkim ve Cumhuriyet savcılarının işledikleri iddia olunan görev suçlarıyla sınırlı, dolayısıyla kişi yönünden yetki kurallarına ilişkin özel bir muhakeme usulü olduğu, bu nedenle görev suçu işlendiğinden bahisle Yargıtayca yapılan yargılama sırasında suçun kişisel suç niteliğinde olduğu anlaşıldığında yargılama yetkisi ortadan kalkacağından görevsizlik kararı verilebileceği, bu durumda, duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik kararı verilerek dosyanın alt dereceli mahkemeye gönderilemeyeceğine dair CMK'nın 6. maddesinin uygulanma imkânının bulunmadığı gibi son soruşturmanın açılması kararı üzerine sırasıyla dosyanın gönderildiği Özel Dairelerce de duruşma açılmaksızın görevsizlik kararları verildiği, Suç tarihlerinde birinci sınıf Cumhuriyet savcısı olan sanıkların, kamuoyunda bilinen bazı adli soruşturmalar ve kovuşturmalarla ilgili olarak gazete ve internette yayınlanan açıklamaları nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Kurulunca 2802 sayılı Kanun'un 89. maddesi uyarınca kovuşturma izni verilmesi üzerine Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanıkların eylemleri görev sebebiyle işlenen suç olarak nitelendirilerek aynı Kanun'un 90. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi sıfatıyla son soruşturmanın yapılması için dosya Yargıtaya gönderilmiş ise de; Sanıkların basına yansıyan açıklamalarının yapıldığı ve yayınlandığı tarihler itibarıyla bu açıklamalarda söz edilen soruşturma ve kovuşturmaların yürütülmesi veya haklarındaki davaya konu açıklamaları yapmaları hususunda kanundan ya da idari düzenlemelerden doğan bir görevleri bulunmadığı gibi bu açıklamalar görevleri sırasında da yapılmadığından, sanıklara atılı eylemlerin görevi kötüye kullanma suçu olarak kabul edilemeyeceği, diğer yandan, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenliğinin veya erklerinin ifadesi olan kurumların saygınlığının korunması amacıyla TCK'nın 301. maddesinde düzenlenen suçun herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, "özgü suç" niteliği taşımayan bu suç açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, Hakimler ve Savcılar Kurulunca, sanıkların söz konusu açıklamalarla Türkiye'nin uluslararası alanda itibarını sarsmaya ve Türkiye'yi terörü destekleyen bir ülke pozisyonuna sokmaya yönelik, ülkemiz aleyhine yanlış algılar oluşmasına neden olacak biçimde gerçeğe aykırı haber yapılmasına, görevi gereği öğrendikleri istihbarı bilgileri kamuoyu ile paylaşarak devletin istihbarat kuruluşu olan Milli İstihbarat Teşkilatı'nın terör örgütleri ile işbirliği yaptığı, faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde yürütemediği algısının oluşmasına sebebiyet verdikleri gerekçesiyle, dolayısıyla Cumhuriyet savcılığı görevlerinden doğmayan eylemleri nedeniyle kovuşturma izni verildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği, Yargıtayın ilk derece yargılaması yapma görevinin görev suçları ile sınırlı ve istisna oluşu da dikkate alınarak açıklanan sebeplerle; sanıklara atılı eylemlerin TCK'nın 301. maddesinde düzenlenen ya da başka bir suçu oluşturup oluşturmadığı hususunda yargılama yapma yetkisinin Yerel Mahkemeye ait olup Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.01.2019 tarihli ve 19-22 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 15.11.2018 tarihli ve 73-7 sayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.01.2019 tarihli ve 19-22 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 02.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2018/66 E., 2018/87 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Failin sıfatı ve yürütülen kamu görevinin niteliği esas alınarak belirlenen özel soruşturma usullerine ve kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler de Anayasanın ilgili hükümleri ile aynı Kanunun "Soruşturma ve kovuşturma" başlıklı yedinci kısmında yer alan 82 ila 98. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır.
Ceza Genel Kurulu         2018/66 E.  ,  2018/87 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 03.08.2017 gün ve 23057-3918 sayılı iddianamesi ile sanık ...'nin, silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından TCK'nun 314/2, 309/1, 311/1, 312/1, 53, 63/1, 58/9 ve 54. maddeleri ile 3713 sayılı Kanunun 3. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 5. maddesi gereğince cezalandırılması isteğiyle açılan kamu davasında İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince 14.09.2017 gün ve 246-52 sayı ile mahkemenin görevsizliğine ve sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması için dosyanın Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderilmesine karar verilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesince de 30.11.2017 gün ve 61-19 sayı ile; yargılamaya İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince devam edilmek üzere dairenin görevsizliğine ve oluşan görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının uyuşmazlığın giderilmesi istekli 13.02.2018 gün ve 4841 sayılı görüş yazısı ile Ceza Genel Kuruluna gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken konu, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 9. Ceza Dairesi arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir. Sanık ...'nin, İstanbul Anadolu hâkimi olarak görev yapmakta iken Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) silahlı terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin 16.07.2016 gün ve 4-345 sayılı kararı ile görevden uzaklaştırılmasından sonra, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca 24.08.2016 gün ve 426 sayılı karar ile meslekten çıkarıldığı ve yeniden inceleme talebinin 29.11.2016 gün ve 434 sayılı kararla reddedildiği, Sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93 ve 94. maddeleri gereğince genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen iddianame ile; ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve suçüstü halinde işlendiği değerlendirilen silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından TCK'nun 314/2, 309/1, 311/1, 312/1, 53, 63/1, 58/9 ve 54. maddeleri ile 3713 sayılı Kanunun 3. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 5. maddesi gereğince cezalandırılması isteğiyle kamu davası açıldığı, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince 14.09.2017 gün ve 246-52 sayı ile; "...Sanık hakkında yüklenen eylemin sadece kişisel suç niteliğinde olan terör örgütüne üyelik olarak tanımlanmadığı, iddianame kapsamında anlatılan eylem ve isnat edilen fiilin özelliklerine göre sanığın yargılama konusu yapılan eylemin omurgasının TCK 309. maddede yer alan görevi nedeniyle ve görev sırasında Anayasayı İhlal, Yasama Organına Karşı Suç ve Hükûmete Karşı Suç başlıklı TCK hükümlerine aykırılık teşkil ettiğinin bildirildiği, bunların kişisel suç olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla sanık hakkındaki yargılamanın bu konularda Yargıtay üyelerini yargılamaya görevli ve yetkili olan Yargıtay ilgili ceza dairesinde yapılması gerektiği" gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Dosyanın gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesince de 30.11.2017 gün ve 61-19 sayı ile; "...İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi incelendiğinde, FETÖ/PDY'nin genel yapılanması, yargı yapılanması, bylock programı, örgütün izleyeceği yol haritası ile ilgili ele geçen belgeler, darbe kalkışması ile ihlal edilen yasa maddeleri başlıkları ile örgüt hakkında bilgiler verildiği, 680 sayılı KHK ile değişik 2802 sayılı Kanunun 93/1. maddesi uyarınca belirtilen yetki kuralı çerçevesinde soruşturmanın yapıldığı hususundan bahsedilerek Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nezdinde bulunan dosyalara atıf yapılarak soruşturma ve inceleme işlemleri yapıldığının açıkça belirtildiği, sanık hakkında 2802 sayılı Kanunun 93 ve devamı maddeleri uyarınca yürütülen soruşturmaların ve incelemelerin sonuçlandığı ve hakkında verilen meslekten çıkarma kararının kesinleştiği anlaşılmıştır. Sanık hakkında TCK'nun 257. maddesi uyarınca görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan açılan bir dava da bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.10.2017 tarih, 990-389 ve 1005-399 sayılı kararlarında; 'İddianamede içerikleri açıklanan bu dosyalarda, sanığın mahkeme üyesi olarak görev yaptığı ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hedef ve politikaları doğrultusunda önem taşıdığı belirtilen bazı davalarda, hâkimlik görevi sırasında gerçekleştirdiği iddia edilen hukuka aykırı işlemlerden dolayı yapılan ihbar ve şikâyetlerle ilgili soruşturmalar yürütüldüğünden bahsedilmiş ise de; 'görevden doğan ve görev sırasında' işlendiği iddia edilen bu eylemler açısından soruşturmaların halen devam ettiğinin bildirildiği ve bu eylemlere dair görevi kötüye kullanma, resmî belgede sahtecilik, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi görev suçu kapsamında değerlendirilebilecek suç adlarına ve sevk maddelerine yer verilmediği, ayrıca iddianamede dava konusu edilen eylemler anlatılırken başka olaylara da değinilmesinin, bahsedilen diğer olaylardan dava açıldığı anlamına gelmeyeceğine dair Ceza Genel Kurulunun istikrarlı uygulamaları da dikkate alındığında, sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülen soruşturmaların içeriklerinden bahsedilmiş olmasının, sanığın göreviyle bağlantılı bu eylemleri yönünden dava açıldığını göstermeyeceği, Öte yandan, dava konusu TCK'nun 309/1, 311/1 ve 312/1. maddelerinde düzenlenen amaç suçlar ile Özel Daire uygulamaları doğrultusunda amaç suçlara göre geçitli suç olarak kabul edilen TCK'nun 314/2. maddesinde düzenlenen suçta temadi sanığın yakalanma anına kadar sürdüğü halde, Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden soruşturma dosyalarına konu olan, görevden doğan ve görev sırasında gerçekleştirildiği iddia edilen eylemler temadi ve teselsül etmiş olsa dahi, bu eylemler yönünden temadi ve teselsülün daha önceden sona ermiş olması nedeniyle suçüstü halinin mevcut olmadığı, dolayısıyla Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinde öngörülen şartları taşımayan ve iddianame anlatımına göre araç suç olarak nitelendirilen görevle bağlantılı eylemler açısından soruşturma usulü, amaç suç niteliğindeki dava konusu suçlardan farklı olup, görevle bağlantılı diğer eylemler yönünden Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde ayrı soruşturma yürütülmesinin de usul ve kanuna uygun olduğu, TCK’nun 'fiil sayısınca suç, suç sayısınca ceza' ilkesinden ibaret olan gerçek içtimayı ön plana çıkaran özelliği dolayısıyla, aynı Kanunun 309, 311 ve 312. maddelerinin ikinci fıkralarında, bu suçların işlenmesi sırasında diğer suçların işlenmesi halinde, ayrıca diğer suçlardan da ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı belirtilerek, amaç suç niteliğindeki bu suçların, amaç suç ile korunan hukuki değere ulaşmak için işlenen araç suçlardan ayrı ve bağımsız olarak düzenlendikleri, dolayısıyla içeriklerinden bahsedilen Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdindeki soruşturmalara konu olan ve görev sırasında gerçekleştiği iddia edilen eylemlerin suç oluşturduğu kanaatiyle ayrı bir dava açılması halinde, görev sırasında işlendiği belirtilen bu suçların dava konusu amaç suçlar açısından 'araç suç' olup olmadıklarının kovuşturma makamlarınca ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, Bununla birlikte, millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü suç' niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede; Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden ve dava konusu suçlar açısından atıf yapılan görevle bağlantılı eylemlerden ayrı olarak, sanığın kişisel irade ve eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, hâkimlik sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özel yetkili mahkemelere yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği, Yargıtayın ilk derece yargılaması yapma görevinin görev suçları ile sınırlı ve istisna oluşu da dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.' şeklinde kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle, hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında kovuşturma yapma yetkisinin, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu Bölge Adliye Mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Ağır Ceza Mahkemesine ait (2802 sayılı Kanunun 93. maddesi) olmasına, aynı hususa iddianamede de işaret edilmesine, Dairemizin ilk derece yargılaması yapma görevinin 18.07.2017 tarih ve 30127 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarih ve 245 sayılı kararında belirtildiği şekilde 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesindeki kişilerle tahdidi olarak sınırlandırılmasına göre, davaya bakma görevinin İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu" gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı verildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nun 2. maddesinde tanımlanan "soruşturma" ve "kovuşturma"nın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanunda düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup bu husustaki özel hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır. Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan yargı bağımsızlığı ilkesinin bir uzantısı olarak, Hâkimler ve Savcılar Kanununun 3. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde tanımlanan "adli ve idari yargı hâkim ve savcılığı" mesleğine mensup kişilerin işledikleri bazı suç tiplerine göre de özel soruşturma usullerinin uygulanacağı ve kovuşturma makamlarının bu doğrultuda belirleneceği öngörülmüştür. Failin sıfatı ve yürütülen kamu görevinin niteliği esas alınarak belirlenen özel soruşturma usullerine ve kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler de Anayasanın ilgili hükümleri ile aynı Kanunun "Soruşturma ve kovuşturma" başlıklı yedinci kısmında yer alan 82 ila 98. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri arasında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar", 93. maddesinde "kişisel suçlar" ve 94. maddesinde "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri" olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür. Suçun "görevden doğan veya görev sırasında işlenmesi" haline ilişkin genel düzenlemeler incelendiğinde; Hâkimler ve Savcılar Kanununun "Soruşturma" başlıklı 82. maddesinde, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar yönünden haklarında inceleme ve soruşturma yapılmasının Adalet Bakanlığının iznine bağlı olduğu, Adalet Bakanının inceleme ve soruşturmayı, adalet müfettişleri veya hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya Cumhuriyet savcısı eliyle yaptırabileceği belirtilmiş, Aynı Kanunun "Kovuşturma kararı ve ilk soruşturma" başlıklı 89. maddesinde; "Hâkim ve savcılar hakkında görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde evrak, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında görevli hâkim ve savcılar hakkındaki evrak ise Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, son soruşturmanın açılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. İddianamenin bir örneği Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince, hakkında kovuşturma yapılana tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine ilgili, Kanunda yazılı süre içinde delil toplanmasını ister veya kabul edilebilir istekte bulunursa bu husus göz önünde tutulur ve gerekirse soruşturma başkan tarafından derinleştirilir.", "Son soruşturma merciileri" başlıklı 90. maddesinde de; "Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtayın görevli ceza dairesinde görülür. Birinci fıkra dışındaki hâkim ve savcıların son soruşturmaları, yargı çevresi içinde bulundukları ağır ceza mahkemesinde yapılır." şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. Suçun "kişisel suç" niteliğinde olması halinde, soruşturma yetkisinin aynı Kanunun 93. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan 1. fıkrası uyarınca; ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısına, son soruşturma ise o yer ağır ceza mahkemesine, aynı maddenin 2. fıkrasına göre de Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yetkisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve ağır ceza mahkemesine ait olduğu hüküm altına alınmış iken, 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklik sonucunda; hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığı ve aynı yer ağır ceza mahkemesine devredilmiştir. Suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise aynı Kanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur." Benzer yönde diğer bir düzenleme de; 5271 sayılı CMK'nun "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmü saklıdır." şeklindeki hükümdür. Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Ağır ceza mahkemesinin görevi, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesiyle düzenlenmiş olup bu maddeye göre; "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri"nin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Aynı madde ile Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler de saklı tutulmuştur. Öte yandan 5271 sayılı CMK'nun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde 'Suçüstü hâli'nin; “1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu” ifade ettiği öngörülmüştür. Bununla birlikte, Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli"nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır. Anılan kanuni düzenlemeler uyarınca, hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerin "görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suça" ilişkin olması durumunda kural olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda sırasıyla soruşturma ve kovuşturma izinleri alınarak, gereği için dosyanın gönderildiği Cumhuriyet Başsavcısı tarafından beş gün içerisinde iddianame düzenlenip o yer ağır ceza mahkemesine sunulması, ağır ceza mahkemesince yapılacak inceleme sonucunda son soruşturmanın açılması gerektiği kanısına varılması halinde de son soruşturmanın açılması kararı ile dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla "görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suç" bakımından "son soruşturmanın açılması kararı" alınmadan dava açılması ve kural olarak Cumhuriyet başsavcılığınca genel hükümlere göre doğrudan soruşturma yürütülmesi imkânı bulunmamaktadır. Bu nitelikteki suçun, ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda ise; 2802 sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından genel hükümlere göre soruşturma yürütülecek, düzenlenen iddianame aynı Kanunun 89. maddesi gereğince son soruşturmanın açılması kararı verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi için ağır ceza mahkemesine gönderilecektir. Görüldüğü üzere, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçların soruşturması izne bağlı olup bu nitelikte olmakla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde ya da kişisel suçlarda izin şartı aranmamaktadır. Öte yandan, Hâkimler ve Savcılar Kanununun 90 ve 93. maddelerinde "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar" ve "kişisel suçlar"a dair kovuşturma makamları belirlenmiş, 94. madde kapsamındaki hâl bakımından ise kovuşturma makamları açıkça gösterilmemiştir. Ancak, anılan Kanunun 90 ve 93. maddelerindeki açık düzenlemeler karşısında, aynı Kanunun 94. maddesi kapsamında kalan suçlar yönünden kovuşturma makamları, sanığa atılı suçun "görevden doğan veya görev sırasında işlenen" ya da "kişisel" suç olup olmadığına göre belirlenecektir. Dolayısıyla, görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçun ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda aynı Kanunun 90. maddesine göre görevli ve yetkili mahkeme tespit edilecektir. Hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli kapsamında işledikleri kişisel suçlar yönünden ise; yukarıda belirtilen prosedürler işletilmeksizin anılan Kanunun 93 ve 94. maddelerine göre ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından doğrudan yürütülecek soruşturma sonucunda düzenlenecek iddianame ile haklarında kamu davası açılması ve aynı Kanunun 93. maddesi gereği ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki ağır ceza mahkemesince yargılama yapılması gerekmektedir. Diğer taraftan, 2802 sayılı Kanunun 90. maddesine göre, birinci sınıfa ayrılmış veya ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında görev suçundan açılan davalar bakımından Yargıtayın ilgili dairesi ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmakta ise de; gerek Anayasanın 154, gerekse Yargıtay Kanununun 1. maddelerine göre, Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevinin, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu, bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmasının tali ve istisnai bir görev olduğu açıktır. Bu açıklamalar doğrultusunda sanığa atılı suçlara ilişkin kovuşturma makamlarının belirlenebilmesi ve olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenebilmesi bakımından, sanığa isnat edilen eylemlerin niteliği ile belirtilen sevk maddeleri itibarıyla sanık hakkında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suç" nedeniyle kamu davası açılıp açılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanık hakkında düzenlenen iddianame içeriğinde; “FETÖ/PDY terör örgütünün genel yapısı”, “örgütün yargı yapılanması”, “örgütün şifreli haberleşme aracı olarak kullandığı bylock programı”, “örgütün motivasyon unsuru olarak 1 dolar”, “örgütün izleyeceği yol haritası ile ilgili ele geçirilen belgeler”, “darbe teşebbüsü ile ihlal edilen yasa maddeleri, bu bağlamda örgüt açısından genel değerlendirme” başlıkları altında örgüt hakkında genel açıklamalar yapıldığı, İddianamenin “Soruşturma usulü ve yetki” başlıklı bölümünde, sanığa atılı eylemlerin ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlar olduğu, silahlı örgüt üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olup kesintinin ve buna bağlı olarak suç tarihinin failin yakalandığı an olduğu gerekçesiyle sanık hakkında 2802 sayılı Kanunun 93 ve 94. maddelerinin uygulanması gerektiğinin belirtildiği, İddianamenin “şüphelinin eylemleri, ele geçirilen deliller ve incelenmesi, savunmalar ve hukuki nitelendirme” başlıklı son bölümünde ise; sanık hakkında genel hükümlere göre yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen delillerin anlatıldığı, bu deliller arasında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yönelik farklı illerde yürütülen soruşturmalar kapsamında tanık veya şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan diğer kişilerin, sanığın örgütsel bağı ve örgütteki konumuna dair beyanları ile sanığın savunmasına yer verildiği, İddianamede aynı başlık altında yer alan, “hukuki nitelendirme”ye ilişkin kısımda da; iddianamenin önceki bölümlerinde örgütle ilgili aktarılan delillere göre, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne eleman kazandırmak amacıyla toplantılar düzenlendiğine, bu toplantılara katılan öğrencilerin örgüte bağlı etüt merkezlerine ve dershanelere yönlendirildiğine, bu yerlerde öğrencilerden sorumlu örgüt mensuplarının bulunduğuna, yurtlarda kalan öğrencilerden sorumlu olan ve kod isim kullanarak örgütün gizlilik kurallarına riayet eden “abi” veya “ablaların” asıl görevlerinin, öğrencilerin örgütle bağının kuvvetlendirilmesi ve takibi olduğuna, yargı yapılanması içerisindeki hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, genellikle ayda bir sivil sorumluların ya da hâkim ve Cumhuriyet savcılarının evlerinde "himmet" adı altında yardım toplantıları düzenleyip para topladıklarına, örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmek olan nihai hedefine ulaşabilecek gücü elde ettiğine inanarak başlatılan son süreçte, mülkiye, askeriye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personellerin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarının bu makamlara yerleştirdiğine dair genel değerlendirmeler yapıldığı, bu genel değerlendirmelerin de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca tespit edilip delil olarak kabul edilen sanığın kişisel nitelikteki eylemleri ile ilişkilendirildiği, buna göre iddianamedeki anlatım ve nitelendirmeye göre; finans kaynaklarını ve hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp devletin kurumlarına sızmak ve bunun için yabancı ülkelerden bir takım kişi ve kuruluşların desteğini alarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmek, aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek ve siyasi/sosyal konularda kendi düşünce ekseni etrafında bir kamuoyu oluşturmak, tüm toplumu hedef alıp kendi anlayışınca terbiye etmek, karar alıcı ve politikacıları etkilemek, ulusal ve uluslararası politikalara yön vermek amacıyla hareket ettiği belirtilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına sanığın dahil olduğu, Sanığın üniversite yıllarından itibaren örgüt içerisinde etkin ve aktif olarak yer aldığı, “semt abiliği” görevini üstlendiği, “sohbet” adı altında düzenlenen örgütsel eylem niteliğindeki toplantılara katıldığı, örgütsel dayanışmanın sonucu olarak, örgüt elemanlarının unvanlı ve stratejik makamlara getirilmesi projesi kapsamında; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Tetkik Hâkimliği, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü Tetkik Hâkimliği ve sonrasında Daire Başkanlığı gibi anılan örgütün adeta silah olarak kullandığı yargı yapılanmasının stratejik ve idarî görevlerine yerleştirildiği, bu görevleri sırasında diğer örgüt üyeleri ile dayanışma içerisinde olduğu ve suç tarihine kadar da örgüt amaç ve politikaları doğrultusunda eylemlerini devam ettirdiği, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının sahip oldukları silahlı gücü kullanarak, kaynağını Anayasadan ve yasalardan almayan güce dayanarak, cebir ve şiddet yolu ile Anayasal düzeni, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ettikleri, silahlı terör örgütünün kronolojik olarak gerçekleştirdiği Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs niteliğindeki amaç suçu gerçekleştirmeye yeterli 15.07.2016 tarihli darbe girişimi eylemleri birlikte dikkate alındığında; sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapılanması içerisinde bilerek ve isteyerek yer aldığı, konumu ve anılan örgütün nihai amacı doğrultusunda örgüt adına gerçekleştirdiği süreklilik arz eden eylemleri ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olarak atılı suçları işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, konumuza ilişkin 5237 sayılı TCK’nun "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı beşinci bölümünde yer alan suçlardan; TCK'nun 309/1. maddesinde tanımlanan "Anayasayı ihlal"; "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar." TCK'nun 311/1. maddesinde tanımlanan "Yasama organına karşı suç"; "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar." TCK'nun 312/1. maddesinde tanımlanan "Hükûmete karşı suç"; "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir." Şeklinde düzenlenmiş, TCK'nun 309, 311 ve 312. maddelerinin ikinci fıkralarında, anılan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı belirtilmiştir. "Anayasayı ihlal" suçunun konusu; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzenin işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kurallar bütünü, "Yasama organına karşı suç" olarak tanımlanan suçun konusu Türkiye Büyük Millet Meclisi, "Hükûmete karşı suç" olarak tanımlanan suçun konusu ise, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmet olmakla birlikte, her üç suç açısından da korunan ortak hukukî değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 10. Bası, Seçkin, Ankara 2017, s. 248-268) TCK'nun 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise; "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddenin 3. fıkrasıyla "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" suçuna ilişkin diğer hükümlere yapılan atıf nedeniyle, TCK'nun 220. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen gerçek içtima kuralları, TCK'nun 314. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen "silahlı örgüt üyeliği" suçunda da uygulanacaktır. Buna göre, silahlı terör örgütü üyeleri, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri diğer suçlardan da ayrıca sorumlu tutulacaklardır. Bu bilgi ve belgeler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, suç tarihinde birinci sınıf hâkim olan sanığın, kişisel nitelikte ve her biri ağır ceza mahkemesinin görevine giren terör suçlarını suçüstü halinde işlediği iddiasıyla Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93 ve 94. maddeleri uyarınca genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü, İddianamede; sanık hakkında elde edilen deliller anlatılıp eylemlerin nitelendirmesi yapılırken, hâkimlik göreviyle bağlantılı ve dolayısıyla “görevden doğan veya görev sırasında işlenen” bir eylemden bahsedilmediği gibi, bu eylemlere dair görevi kötüye kullanma veya resmî belgede sahtecilik gibi görev suçu kapsamında değerlendirilebilecek suç adlarına ve sevk maddelerine de yer verilmediği, Bununla birlikte, millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, "özgü suç" niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede; sanığın kişisel irade ve eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğu, hâkimlik sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün yargı yapılanmasına yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği, Yargıtayın ilk derece yargılaması yapma görevinin görev suçları ile sınırlı ve istisna oluşu da dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2017 gün ve 246-52 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 30.11.2017 gün ve 61-19 sayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2017 gün ve 246-52 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA, 2- Tutuklama tarihi, sevk maddeleri ve CMK'nun 102/2. maddesindeki sürenin aşılmamış olması nazara alındığında, sanık ...'nin tutukluluk incelemesinin mahallinde DEĞERLENDİRİLMESİNE, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.03.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/67 E., 2018/88 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Failin sıfatı ve yürütülen kamu görevinin niteliği esas alınarak belirlenen özel soruşturma usullerine ve kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler de Anayasanın ilgili hükümleri ile aynı Kanunun "Soruşturma ve kovuşturma" başlıklı yedinci kısmında yer alan 82 ila 98. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır.
Ceza Genel Kurulu         2018/67 E.  ,  2018/88 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 06.06.2017 gün ve 16996-2787 sayılı iddianamesi ile sanık ...'ın, silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından TCK'nun 314/2, 309/1, 311/1, 312/1, 53, 63/1, 58/9 ve 54. maddeleri ile 3713 sayılı Kanunun 3. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 5. maddesi gereğince cezalandırılması isteğiyle açılan kamu davasında İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesince 22.06.2017 gün ve 36-2 sayı ile mahkemenin görevsizliğine ve sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması için dosyanın Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderilmesine karar verilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesince de 20.11.2017 gün ve 54-17 sayı ile; yargılamaya İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesince devam edilmek üzere dairenin görevsizliğine ve oluşan görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının uyuşmazlığın giderilmesi istekli 13.02.2018 gün ve 4848 sayılı görüş yazısı ile Ceza Genel Kuruluna gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken konu, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 9. Ceza Dairesi arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir. Sanık ...'ın, İstanbul hâkimi olarak görev yapmakta iken Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) silahlı terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin 16.07.2016 gün ve 4-345 sayılı kararı ile görevden uzaklaştırılmasından sonra, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca 24.08.2016 gün ve 426 sayılı karar ile meslekten çıkarıldığı ve yeniden inceleme talebinin 29.11.2016 gün ve 434 sayılı kararla reddedildiği, Sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93 ve 94. maddeleri gereğince genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen iddianame ile; ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve suçüstü halinde işlendiği değerlendirilen silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından TCK'nun 314/2, 309/1, 311/1, 312/1, 53, 63/1, 58/9 ve 54. maddeleri ile 3713 sayılı Kanunun 3. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 5. maddesi gereğince cezalandırılması isteğiyle kamu davası açıldığı, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesince 22.06.2017 gün ve 36-2 sayı ile; "...Sanık ...'ın dosya kapsamına göre birinci sınıf hâkim olduğu, iddianame kapsamına göre görevi sırasında ve görevinden dolayı Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılması karşısında, 2802 sayılı Kanunun 89 ve 90. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde yargılama yapmaya Yargıtay ilgili ceza dairesinin görevli olduğu" gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Dosyanın gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesince de 20.11.2017 gün ve 54-17 sayı ile; "...İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi incelendiğinde, FETÖ/PDY'nin genel yapılanması, yargı yapılanması, bylock programı, örgütün izleyeceği yol haritası ile ilgili ele geçen belgeler, darbe kalkışması ile ihlal edilen yasa maddeleri başlıkları ile örgüt hakkında bilgiler verildiği, 680 sayılı KHK ile değişik 2802 sayılı Kanunun 93/1. maddesi uyarınca belirtilen yetki kuralı çerçevesinde soruşturmanın yapıldığı hususundan bahsedilerek Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nezdinde bulunan dosyalara atıf yapılarak soruşturma ve inceleme işlemleri yapıldığının açıkça belirtildiği, sanık hakkında 2802 sayılı Kanunun 93 ve devamı maddeleri uyarınca yürütülen soruşturmaların ve incelemelerin sonuçlandığı ve hakkında verilen meslekten çıkarma kararının kesinleştiği anlaşılmıştır. Sanık hakkında TCK'nun 257. maddesi uyarınca görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan açılan bir dava da bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.10.2017 tarih, 990-389 ve 1005-399 sayılı kararlarında; 'İddianamede içerikleri açıklanan bu dosyalarda, sanığın mahkeme üyesi olarak görev yaptığı ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hedef ve politikaları doğrultusunda önem taşıdığı belirtilen bazı davalarda, hâkimlik görevi sırasında gerçekleştirdiği iddia edilen hukuka aykırı işlemlerden dolayı yapılan ihbar ve şikâyetlerle ilgili soruşturmalar yürütüldüğünden bahsedilmiş ise de; 'görevden doğan ve görev sırasında' işlendiği iddia edilen bu eylemler açısından soruşturmaların halen devam ettiğinin bildirildiği ve bu eylemlere dair görevi kötüye kullanma, resmî belgede sahtecilik, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi görev suçu kapsamında değerlendirilebilecek suç adlarına ve sevk maddelerine yer verilmediği, ayrıca iddianamede dava konusu edilen eylemler anlatılırken başka olaylara da değinilmesinin, bahsedilen diğer olaylardan dava açıldığı anlamına gelmeyeceğine dair Ceza Genel Kurulunun istikrarlı uygulamaları da dikkate alındığında, sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülen soruşturmaların içeriklerinden bahsedilmiş olmasının, sanığın göreviyle bağlantılı bu eylemleri yönünden dava açıldığını göstermeyeceği, Öte yandan, dava konusu TCK'nun 309/1, 311/1 ve 312/1. maddelerinde düzenlenen amaç suçlar ile Özel Daire uygulamaları doğrultusunda amaç suçlara göre geçitli suç olarak kabul edilen TCK'nun 314/2. maddesinde düzenlenen suçta temadi sanığın yakalanma anına kadar sürdüğü halde, Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden soruşturma dosyalarına konu olan, görevden doğan ve görev sırasında gerçekleştirildiği iddia edilen eylemler temadi ve teselsül etmiş olsa dahi, bu eylemler yönünden temadi ve teselsülün daha önceden sona ermiş olması nedeniyle suçüstü halinin mevcut olmadığı, dolayısıyla Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinde öngörülen şartları taşımayan ve iddianame anlatımına göre araç suç olarak nitelendirilen görevle bağlantılı eylemler açısından soruşturma usulü, amaç suç niteliğindeki dava konusu suçlardan farklı olup, görevle bağlantılı diğer eylemler yönünden Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde ayrı soruşturma yürütülmesinin de usul ve kanuna uygun olduğu, TCK’nun 'fiil sayısınca suç, suç sayısınca ceza' ilkesinden ibaret olan gerçek içtimayı ön plana çıkaran özelliği dolayısıyla, aynı Kanunun 309, 311 ve 312. maddelerinin ikinci fıkralarında, bu suçların işlenmesi sırasında diğer suçların işlenmesi halinde, ayrıca diğer suçlardan da ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı belirtilerek, amaç suç niteliğindeki bu suçların, amaç suç ile korunan hukuki değere ulaşmak için işlenen araç suçlardan ayrı ve bağımsız olarak düzenlendikleri, dolayısıyla içeriklerinden bahsedilen Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdindeki soruşturmalara konu olan ve görev sırasında gerçekleştiği iddia edilen eylemlerin suç oluşturduğu kanaatiyle ayrı bir dava açılması halinde, görev sırasında işlendiği belirtilen bu suçların dava konusu amaç suçlar açısından 'araç suç' olup olmadıklarının kovuşturma makamlarınca ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, Bununla birlikte, millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü suç' niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede; Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden ve dava konusu suçlar açısından atıf yapılan görevle bağlantılı eylemlerden ayrı olarak, sanığın kişisel irade ve eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, hâkimlik sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özel yetkili mahkemelere yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği, Yargıtayın ilk derece yargılaması yapma görevinin görev suçları ile sınırlı ve istisna oluşu da dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.' şeklinde kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle, hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında kovuşturma yapma yetkisinin, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu Bölge Adliye Mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Ağır Ceza Mahkemesine ait (2802 sayılı Kanunun 93. maddesi) olmasına, aynı hususa iddianamede de işaret edilmesine, Dairemizin ilk derece yargılaması yapma görevinin 18.07.2017 tarih ve 30127 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarih ve 245 sayılı kararında belirtildiği şekilde 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesindeki kişilerle tahdidi olarak sınırlandırılmasına göre, davaya bakma görevinin İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu" gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı verildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nun 2. maddesinde tanımlanan "soruşturma" ve "kovuşturma"nın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanunda düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup bu husustaki özel hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır. Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan yargı bağımsızlığı ilkesinin bir uzantısı olarak, Hâkimler ve Savcılar Kanununun 3. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde tanımlanan "adli ve idari yargı hâkim ve savcılığı" mesleğine mensup kişilerin işledikleri bazı suç tiplerine göre de özel soruşturma usullerinin uygulanacağı ve kovuşturma makamlarının bu doğrultuda belirleneceği öngörülmüştür. Failin sıfatı ve yürütülen kamu görevinin niteliği esas alınarak belirlenen özel soruşturma usullerine ve kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler de Anayasanın ilgili hükümleri ile aynı Kanunun "Soruşturma ve kovuşturma" başlıklı yedinci kısmında yer alan 82 ila 98. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri arasında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar", 93. maddesinde "kişisel suçlar" ve 94. maddesinde "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri" olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür. Suçun "görevden doğan veya görev sırasında işlenmesi" haline ilişkin genel düzenlemeler incelendiğinde; Hâkimler ve Savcılar Kanununun "Soruşturma" başlıklı 82. maddesinde, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar yönünden haklarında inceleme ve soruşturma yapılmasının Adalet Bakanlığının iznine bağlı olduğu, Adalet Bakanının inceleme ve soruşturmayı, adalet müfettişleri veya hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya Cumhuriyet savcısı eliyle yaptırabileceği belirtilmiş, Aynı Kanunun "Kovuşturma kararı ve ilk soruşturma" başlıklı 89. maddesinde; "Hâkim ve savcılar hakkında görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde evrak, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında görevli hâkim ve savcılar hakkındaki evrak ise Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, son soruşturmanın açılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. İddianamenin bir örneği Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince, hakkında kovuşturma yapılana tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine ilgili, Kanunda yazılı süre içinde delil toplanmasını ister veya kabul edilebilir istekte bulunursa bu husus göz önünde tutulur ve gerekirse soruşturma başkan tarafından derinleştirilir.", "Son soruşturma merciileri" başlıklı 90. maddesinde de; "Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtayın görevli ceza dairesinde görülür. Birinci fıkra dışındaki hâkim ve savcıların son soruşturmaları, yargı çevresi içinde bulundukları ağır ceza mahkemesinde yapılır." şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. Suçun "kişisel suç" niteliğinde olması halinde, soruşturma yetkisinin aynı Kanunun 93. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan 1. fıkrası uyarınca; ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısına, son soruşturma ise o yer ağır ceza mahkemesine, aynı maddenin 2. fıkrasına göre de Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yetkisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve ağır ceza mahkemesine ait olduğu hüküm altına alınmış iken, 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklik sonucunda; hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığı ve aynı yer ağır ceza mahkemesine devredilmiştir. Suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise aynı Kanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur." Benzer yönde diğer bir düzenleme de; 5271 sayılı CMK'nun "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmü saklıdır." şeklindeki hükümdür. Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Ağır ceza mahkemesinin görevi, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesiyle düzenlenmiş olup bu maddeye göre; "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri"nin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Aynı madde ile Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler de saklı tutulmuştur. Öte yandan 5271 sayılı CMK'nun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde 'Suçüstü hâli'nin; “1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu” ifade ettiği öngörülmüştür. Bununla birlikte, Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli"nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır. Anılan kanuni düzenlemeler uyarınca, hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerin "görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suça" ilişkin olması durumunda kural olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda sırasıyla soruşturma ve kovuşturma izinleri alınarak, gereği için dosyanın gönderildiği Cumhuriyet Başsavcısı tarafından beş gün içerisinde iddianame düzenlenip o yer ağır ceza mahkemesine sunulması, ağır ceza mahkemesince yapılacak inceleme sonucunda son soruşturmanın açılması gerektiği kanısına varılması halinde de son soruşturmanın açılması kararı ile dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla "görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suç" bakımından "son soruşturmanın açılması kararı" alınmadan dava açılması ve kural olarak Cumhuriyet başsavcılığınca genel hükümlere göre doğrudan soruşturma yürütülmesi imkânı bulunmamaktadır. Bu nitelikteki suçun, ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda ise; 2802 sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından genel hükümlere göre soruşturma yürütülecek, düzenlenen iddianame aynı Kanunun 89. maddesi gereğince son soruşturmanın açılması kararı verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi için ağır ceza mahkemesine gönderilecektir. Görüldüğü üzere, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçların soruşturması izne bağlı olup bu nitelikte olmakla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde ya da kişisel suçlarda izin şartı aranmamaktadır. Öte yandan, Hâkimler ve Savcılar Kanununun 90 ve 93. maddelerinde "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar" ve "kişisel suçlar"a dair kovuşturma makamları belirlenmiş, 94. madde kapsamındaki hâl bakımından ise kovuşturma makamları açıkça gösterilmemiştir. Ancak, anılan Kanunun 90 ve 93. maddelerindeki açık düzenlemeler karşısında, aynı Kanunun 94. maddesi kapsamında kalan suçlar yönünden kovuşturma makamları, sanığa atılı suçun "görevden doğan veya görev sırasında işlenen" ya da "kişisel" suç olup olmadığına göre belirlenecektir. Dolayısıyla, görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçun ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda aynı Kanunun 90. maddesine göre görevli ve yetkili mahkeme tespit edilecektir. Hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli kapsamında işledikleri kişisel suçlar yönünden ise; yukarıda belirtilen prosedürler işletilmeksizin anılan Kanunun 93 ve 94. maddelerine göre ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından doğrudan yürütülecek soruşturma sonucunda düzenlenecek iddianame ile haklarında kamu davası açılması ve aynı Kanunun 93. maddesi gereği ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki ağır ceza mahkemesince yargılama yapılması gerekmektedir. Diğer taraftan, 2802 sayılı Kanunun 90. maddesine göre, birinci sınıfa ayrılmış veya ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında görev suçundan açılan davalar bakımından Yargıtayın ilgili dairesi ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmakta ise de; gerek Anayasanın 154, gerekse Yargıtay Kanununun 1. maddelerine göre, Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevinin, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu, bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmasının tali ve istisnai bir görev olduğu açıktır. Bu açıklamalar doğrultusunda sanığa atılı suçlara ilişkin kovuşturma makamlarının belirlenebilmesi ve olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenebilmesi bakımından, sanığa isnat edilen eylemlerin niteliği ile belirtilen sevk maddeleri itibarıyla sanık hakkında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suç" nedeniyle kamu davası açılıp açılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanık hakkında düzenlenen iddianame içeriğinde; “FETÖ/PDY terör örgütünün genel yapısı”, “örgütün yargı yapılanması”, “örgütün şifreli haberleşme aracı olarak kullandığı bylock programı”, “örgütün motivasyon unsuru olarak 1 dolar”, “örgütün izleyeceği yol haritası ile ilgili ele geçirilen belgeler”, “darbe teşebbüsü ile ihlal edilen yasa maddeleri, bu bağlamda örgüt açısından genel değerlendirme” başlıkları altında örgüt hakkında genel açıklamalar yapıldığı, İddianamenin “Soruşturma usulü ve yetki” başlıklı bölümünde, sanığa atılı eylemlerin ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlar olduğu, silahlı örgüt üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olup kesintinin ve buna bağlı olarak suç tarihinin failin yakalandığı an olduğu gerekçesiyle sanık hakkında 2802 sayılı Kanunun 93 ve 94. maddelerinin uygulanması gerektiğinin belirtildiği, İddianamenin “şüphelinin eylemleri, ele geçirilen deliller ve incelenmesi, savunmalar ve hukuki nitelendirme” başlıklı son bölümünde ise; soruşturmanın başladığı tarih itibarıyla sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülmekte olan soruşturmaya ilişkin açıklamalarda bulunulduğu, ayrıca genel hükümlere göre yürütülen soruşturma kapsamında sanık hakkında elde edilen diğer delillerin anlatıldığı, bu deliller arasında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yönelik farklı illerde yürütülen soruşturmalar kapsamında tanık veya şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan diğer kişilerin, sanığın örgütsel bağı ve örgütteki konumuna, 2014 yılında yapılan HSYK üyeliği seçimlerini örgüt tarafından desteklendiği belirtilen adayların kazanmaları için yapılan çalışmalara dair beyanları ile sanığın savunmasına yer verildiği, Sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülmekte olan soruşturmaya ilişkin açıklamalarda; Cumhurbaşkanı ve Hükûmet aleyhine gerçekleştirilecek eylemlerin planlanması hususunda düzenlendiği belirtilen örgütsel toplantılara, anılan örgütün üyesi olarak sanığın da katıldığı iddiasıyla, kişisel nitelikteki eylemine yönelik yürütülen soruşturmanın geldiği aşamaların aktarıldığı, İddianamede aynı başlık altında yer alan, “hukuki nitelendirme”ye ilişkin kısımda da; iddianamenin önceki bölümlerinde örgütle ilgili aktarılan delillere göre, örgüt içi gizli iletişimde "Bylock" adlı programın kullanıldığına, örgüt üyelerinin örgütsel eylemlerin planlanması için gizlilik kurallarına uygun olarak toplantılar yaptıklarına, örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmek olan nihai hedefine ulaşabilecek gücü elde ettiğine inanarak başlatılan son süreçte, mülkiye, askeriye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personellerin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarının bu makamlara yerleştirdiğine, bu kapsamda örgüt mensuplarının da Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) adlı derneğe katılımlarının sağlanarak 2014 yılında gerçekleşen HSYK üyeliği seçimlerini örgüt tarafından desteklendiği belirtilen adayların kazanmaları amacıyla anılan derneğin araç olarak kullanıldığına, aynı amaçla örgüt üyelerince de örgüt mensubu oldukları belirtilen adaylar lehine çalışmalar yürütüldüğüne dair genel değerlendirmeler yapıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca tespit edilip delil olarak kabul edilen sanığın kişisel nitelikteki eylemleri ile hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülen soruşturmanın söz konusu genel değerlendirmelerle ilişkilendirildiği, buna göre kişisel nitelikteki eylemi nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yürütülen soruşturmaya da atıf yapılarak, iddianamedeki anlatım ve nitelendirmeye göre; oy sayımlarının örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarına yaptırıldığı belirtilen YARSAV seçimlerindeki sayımlarda sanığın sürekli görev aldığı, örgüt mensuplarına sayım esnasında hile yapmaları yönünde talimat verdiği, örgüt mensubu adaylara daha fazla oy yazılmasını işaret ettiği, anılan örgütün talimatı gereği kuruluşundan itibaren YARSAV içerisinde yer alan sanığın kendisini gizlemek amacıyla 15.05.2015 tarihinde YARSAV üyeliğinden sözde ihraç edildiği, 2014 yılındaki HSYK üyeliği seçim sürecinde anılan örgütün talimatları ve amacı doğrultusunda, terör örgütünün bu seçimlerdeki politika ve uygulaması gereği “bağımsız” aday sıfatı ile, aslında anılan örgütün üyesi olarak seçimlere katıldığı, seçimde diğer sözde “bağımsız” adaylar ile tam bir işbirliği içerisinde adliye ziyaretleri ve çalışmalar yaptığı, bu süreçte FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mensubu olarak “bağımsız” adaylar arasında gösterilmesi sonucu ve diğer örgüt üyelerinin desteği ile 4438 oy aldığı, bu şekilde; finans kaynaklarını ve hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp devletin kurumlarına sızmak ve bunun için yabancı ülkelerden bir takım kişi ve kuruluşların desteğini alarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmek, aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek ve siyasi/sosyal konularda kendi düşünce ekseni etrafında bir kamuoyu oluşturmak, tüm toplumu hedef alıp kendi anlayışınca terbiye etmek, karar alıcı ve politikacıları etkilemek, ulusal ve uluslararası politikalara yön vermek amacıyla hareket ettiği belirtilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına sanığın dahil olduğu, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının sahip oldukları silahlı gücü kullanarak, kaynağını Anayasadan ve yasalardan almayan güce dayanarak, cebir ve şiddet yolu ile Anayasal düzeni, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ettikleri, silahlı terör örgütünün kronolojik olarak gerçekleştirdiği Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs niteliğindeki amaç suçu gerçekleştirmeye yeterli 15.07.2016 tarihli darbe girişimi eylemleri birlikte dikkate alındığında; Örgütün 2010 ila 2014 yılları arasındaki sistematik uygulamaları sonucu yargı teşkilatı içerisinde etkin bir güce ulaşması sonrasında bu gücün korunması ve önceki örgütsel uygulamaların devamlılığının sağlanabilmesi amacıyla örgüt için son derece önem taşıyan 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde, terör örgütünün nihai amacı olan cebir ve şiddet yolu ile Anayasal düzeni, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırma ve görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs hedeflerine ulaşmasına matuf olarak aldığı talimat ile sanığın da devletin yargı yapılanması içerisine sızan diğer örgüt üyeleri tarafından 2014 yılı HSYK üyeliği seçimlerinde aday olarak gösterilmek ve söz konusu seçimlere örgütsel amaç doğrultusunda katılmak suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşisindeki yargı yapılanması içerisinde bilerek ve isteyerek yer aldığı, anılan örgütün nihai amacı doğrultusunda örgüt adına gerçekleştirdiği bütün halindeki süreklilik arz eden eylemleri ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olarak atılı suçları işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, konumuza ilişkin 5237 sayılı TCK’nun "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı beşinci bölümünde yer alan suçlardan; TCK'nun 309/1. maddesinde tanımlanan "Anayasayı ihlal"; "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar." TCK'nun 311/1. maddesinde tanımlanan "Yasama organına karşı suç"; "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar." TCK'nun 312/1. maddesinde tanımlanan "Hükûmete karşı suç"; "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir." Şeklinde düzenlenmiş, TCK'nun 309, 311 ve 312. maddelerinin ikinci fıkralarında, anılan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı belirtilmiştir. "Anayasayı ihlal" suçunun konusu; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzenin işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kurallar bütünü, "Yasama organına karşı suç" olarak tanımlanan suçun konusu Türkiye Büyük Millet Meclisi, "Hükûmete karşı suç" olarak tanımlanan suçun konusu ise, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmet olmakla birlikte, her üç suç açısından da korunan ortak hukukî değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 10. Bası, Seçkin, Ankara 2017, s. 248-268) TCK'nun 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise; "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddenin 3. fıkrasıyla "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" suçuna ilişkin diğer hükümlere yapılan atıf nedeniyle, TCK'nun 220. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen gerçek içtima kuralları, TCK'nun 314. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen "silahlı örgüt üyeliği" suçunda da uygulanacaktır. Buna göre, silahlı terör örgütü üyeleri, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri diğer suçlardan da ayrıca sorumlu tutulacaklardır. Bu bilgi ve belgeler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, suç tarihinde birinci sınıf hâkim olan sanığın, kişisel nitelikte ve her biri ağır ceza mahkemesinin görevine giren terör suçlarını suçüstü halinde işlediği iddiasıyla Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93 ve 94. maddeleri uyarınca genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü, İddianamede; sanık hakkında elde edilen deliller anlatılıp eylemlerin nitelendirmesi yapılırken, hâkimlik göreviyle bağlantılı ve dolayısıyla “görevden doğan veya görev sırasında işlenen” bir eylemden bahsedilmediği gibi, bu eylemlere dair görevi kötüye kullanma veya resmî belgede sahtecilik gibi görev suçu kapsamında değerlendirilebilecek suç adlarına ve sevk maddelerine de yer verilmediği, Bununla birlikte, millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, "özgü suç" niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede; sanığın kişisel irade ve eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğu, hâkimlik sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün yargı yapılanmasına yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği, Yargıtayın ilk derece yargılaması yapma görevinin görev suçları ile sınırlı ve istisna oluşu da dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.06.2017 gün ve 36-2 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 20.11.2017 gün ve 54-17 sayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.06.2017 gün ve 36-2 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA, 2- Tutuklama tarihi, sevk maddeleri ve CMK'nun 102/2. maddesindeki sürenin aşılmamış olması nazara alındığında, sanık ...'ın tutukluluk incelemesinin mahallinde DEĞERLENDİRİLMESİNE, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.03.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/1148 E., 2018/15 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Failin sıfatı ve yürütülen kamu görevinin niteliği esas alınarak belirlenen özel soruşturma usullerine ve kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler de Anayasanın ilgili hükümleri ile aynı Kanunun "Soruşturma ve kovuşturma" başlıklı yedinci kısmında yer alan 82 ila 98. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır.
Ceza Genel Kurulu         2017/1148 E.  ,  2018/15 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 21.09.2017 gün ve 26236-4532 sayılı iddianamesi ile sanık ...'un, silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından TCK'nun 314/2, 309/1, 311/1, 312/1, 53, 63/1 ve 58/9. maddeleri ile 3713 sayılı Kanunun 3. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 5. maddesi gereğince cezalandırılması isteğiyle açılan kamu davasında İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesince 26.09.2017 gün ve 45-6 sayı ile mahkemenin görevsizliğine ve sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması için dosyanın Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderilmesine karar verilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesince de 14.11.2017 gün ve 39-14 sayı ile; yargılamaya İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesince devam edilmek üzere dairenin görevsizliğine ve oluşan görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının uyuşmazlığın giderilmesi istekli 07.12.2017 gün ve 67573 sayılı görüş yazısı ile Ceza Genel Kuruluna gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken konu, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 9. Ceza Dairesi arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir. Sanık ...'un, Gebze hâkimi olarak görev yapmakta iken Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) silahlı terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin 16.07.2016 gün ve 4-345 sayılı kararı ile görevden uzaklaştırılmasından sonra, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca 24.08.2016 gün ve 426 sayılı karar ile meslekten çıkarıldığı ve yeniden inceleme talebinin 29.11.2016 gün ve 434 sayılı kararla reddedildiği, Sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93 ve 94. maddeleri gereğince genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen iddianame ile; ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve suçüstü halinde işlendiği değerlendirilen silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından TCK'nun 314/2, 309/1, 311/1, 312/1, 53, 63/1 ve 58/9. maddeleri ile 3713 sayılı Kanunun 3. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 5. maddesi gereğince cezalandırılması isteğiyle kamu davası açıldığı, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesince 26.09.2017 gün ve 45-6 sayı ile; "...Sanık ...'un dosya kapsamına göre birinci sınıf hâkim olduğu, iddianame kapsamına göre görevi sırasında ve görevinden dolayı Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılması karşısında, 2802 sayılı Kanunun 89 ve 90. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde yargılama yapmaya Yargıtay ilgili ceza dairesinin görevli olduğu" gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Dosyanın gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesince de 14.11.2017 gün ve 39-14 sayı ile; "...İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi incelendiğinde, FETÖ/PDY'nin genel yapılanması, yargı yapılanması, bylock programı, örgütün izleyeceği yol haritası ile ilgili ele geçen belgeler, darbe kalkışması ile ihlal edilen yasa maddeleri başlıkları ile örgüt hakkında bilgiler verildiği, 680 sayılı KHK ile değişik 2802 sayılı Kanunun 93/1. maddesi uyarınca belirtilen yetki kuralı çerçevesinde soruşturmanın yapıldığı hususundan bahsedilerek Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nezdinde bulunan dosyalara atıf yapılarak soruşturma ve inceleme işlemleri yapıldığının açıkça belirtildiği, sanık hakkında 2802 sayılı Kanunun 93 ve devamı maddeleri uyarınca yürütülen soruşturmaların ve incelemelerin sonuçlandığı ve hakkında verilen meslekten çıkarma kararının kesinleştiği anlaşılmıştır. Sanık hakkında TCK'nun 257. maddesi uyarınca görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan açılan bir dava da bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.10.2017 tarih, 990-389 ve 1005-399 sayılı kararlarında; 'İddianamede içerikleri açıklanan bu dosyalarda, sanığın mahkeme üyesi olarak görev yaptığı ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hedef ve politikaları doğrultusunda önem taşıdığı belirtilen bazı davalarda, hâkimlik görevi sırasında gerçekleştirdiği iddia edilen hukuka aykırı işlemlerden dolayı yapılan ihbar ve şikâyetlerle ilgili soruşturmalar yürütüldüğünden bahsedilmiş ise de; 'görevden doğan ve görev sırasında' işlendiği iddia edilen bu eylemler açısından soruşturmaların halen devam ettiğinin bildirildiği ve bu eylemlere dair görevi kötüye kullanma, resmî belgede sahtecilik, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi görev suçu kapsamında değerlendirilebilecek suç adlarına ve sevk maddelerine yer verilmediği, ayrıca iddianamede dava konusu edilen eylemler anlatılırken başka olaylara da değinilmesinin, bahsedilen diğer olaylardan dava açıldığı anlamına gelmeyeceğine dair Ceza Genel Kurulunun istikrarlı uygulamaları da dikkate alındığında, sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülen soruşturmaların içeriklerinden bahsedilmiş olmasının, sanığın göreviyle bağlantılı bu eylemleri yönünden dava açıldığını göstermeyeceği, Öte yandan, dava konusu TCK'nun 309/1, 311/1 ve 312/1. maddelerinde düzenlenen amaç suçlar ile Özel Daire uygulamaları doğrultusunda amaç suçlara göre geçitli suç olarak kabul edilen TCK'nun 314/2. maddesinde düzenlenen suçta temadi sanığın yakalanma anına kadar sürdüğü halde, Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden soruşturma dosyalarına konu olan, görevden doğan ve görev sırasında gerçekleştirildiği iddia edilen eylemler temadi ve teselsül etmiş olsa dahi, bu eylemler yönünden temadi ve teselsülün daha önceden sona ermiş olması nedeniyle suçüstü halinin mevcut olmadığı, dolayısıyla Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinde öngörülen şartları taşımayan ve iddianame anlatımına göre araç suç olarak nitelendirilen görevle bağlantılı eylemler açısından soruşturma usulü, amaç suç niteliğindeki dava konusu suçlardan farklı olup, görevle bağlantılı diğer eylemler yönünden Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde ayrı soruşturma yürütülmesinin de usul ve kanuna uygun olduğu, TCK’nun 'fiil sayısınca suç, suç sayısınca ceza' ilkesinden ibaret olan gerçek içtimayı ön plana çıkaran özelliği dolayısıyla, aynı Kanunun 309, 311 ve 312. maddelerinin ikinci fıkralarında, bu suçların işlenmesi sırasında diğer suçların işlenmesi halinde, ayrıca diğer suçlardan da ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı belirtilerek, amaç suç niteliğindeki bu suçların, amaç suç ile korunan hukuki değere ulaşmak için işlenen araç suçlardan ayrı ve bağımsız olarak düzenlendikleri, dolayısıyla içeriklerinden bahsedilen Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdindeki soruşturmalara konu olan ve görev sırasında gerçekleştiği iddia edilen eylemlerin suç oluşturduğu kanaatiyle ayrı bir dava açılması halinde, görev sırasında işlendiği belirtilen bu suçların dava konusu amaç suçlar açısından 'araç suç' olup olmadıklarının kovuşturma makamlarınca ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, Bununla birlikte, millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü suç' niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede; Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden ve dava konusu suçlar açısından atıf yapılan görevle bağlantılı eylemlerden ayrı olarak, sanığın kişisel irade ve eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, hâkimlik sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özel yetkili mahkemelere yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği, Yargıtayın ilk derece yargılaması yapma görevinin görev suçları ile sınırlı ve istisna oluşu da dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.' şeklinde kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle, hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında kovuşturma yapma yetkisinin, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu Bölge Adliye Mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Ağır Ceza Mahkemesine ait (2802 sayılı Kanunun 93. maddesi) olmasına, aynı hususa iddianamede de işaret edilmesine, Dairemizin ilk derece yargılaması yapma görevinin 18.07.2017 tarih ve 30127 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarih ve 245 sayılı kararında belirtildiği şekilde 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesindeki kişilerle tahdidi olarak sınırlandırılmasına göre, davaya bakma görevinin İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu" gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı verildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nun 2. maddesinde tanımlanan "soruşturma" ve "kovuşturma"nın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanunda düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup bu husustaki özel hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır. Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan yargı bağımsızlığı ilkesinin bir uzantısı olarak, Hâkimler ve Savcılar Kanununun 3. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde tanımlanan "adli ve idari yargı hâkim ve savcılığı" mesleğine mensup kişilerin işledikleri bazı suç tiplerine göre de özel soruşturma usullerinin uygulanacağı ve kovuşturma makamlarının bu doğrultuda belirleneceği öngörülmüştür. Failin sıfatı ve yürütülen kamu görevinin niteliği esas alınarak belirlenen özel soruşturma usullerine ve kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler de Anayasanın ilgili hükümleri ile aynı Kanunun "Soruşturma ve kovuşturma" başlıklı yedinci kısmında yer alan 82 ila 98. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri arasında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar", 93. maddesinde "kişisel suçlar" ve 94. maddesinde "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri" olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür. Suçun "görevden doğan veya görev sırasında işlenmesi" haline ilişkin genel düzenlemeler incelendiğinde; Hâkimler ve Savcılar Kanununun "Soruşturma" başlıklı 82. maddesinde, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar yönünden haklarında inceleme ve soruşturma yapılmasının Adalet Bakanlığının iznine bağlı olduğu, Adalet Bakanının inceleme ve soruşturmayı, adalet müfettişleri veya hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya Cumhuriyet savcısı eliyle yaptırabileceği belirtilmiş, Aynı Kanunun "Kovuşturma kararı ve ilk soruşturma" başlıklı 89. maddesinde; "Hâkim ve savcılar hakkında görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde evrak, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında görevli hâkim ve savcılar hakkındaki evrak ise Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, son soruşturmanın açılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. İddianamenin bir örneği Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince, hakkında kovuşturma yapılana tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine ilgili, Kanunda yazılı süre içinde delil toplanmasını ister veya kabul edilebilir istekte bulunursa bu husus göz önünde tutulur ve gerekirse soruşturma başkan tarafından derinleştirilir.", "Son soruşturma merciileri" başlıklı 90. maddesinde de; "Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtayın görevli ceza dairesinde görülür. Birinci fıkra dışındaki hâkim ve savcıların son soruşturmaları, yargı çevresi içinde bulundukları ağır ceza mahkemesinde yapılır." şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. Suçun "kişisel suç" niteliğinde olması halinde, soruşturma yetkisinin aynı Kanunun 93. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan 1. fıkrası uyarınca; ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısına, son soruşturma ise o yer ağır ceza mahkemesine, aynı maddenin 2. fıkrasına göre de Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yetkisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve ağır ceza mahkemesine ait olduğu hüküm altına alınmış iken, 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklik sonucunda; hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığı ve aynı yer ağır ceza mahkemesine devredilmiştir. Suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise aynı Kanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur." Benzer yönde diğer bir düzenleme de; 5271 sayılı CMK'nun "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmü saklıdır." şeklindeki hükümdür. Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Ağır ceza mahkemesinin görevi, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesiyle düzenlenmiş olup bu maddeye göre; "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri"nin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Aynı madde ile Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler de saklı tutulmuştur. Öte yandan 5271 sayılı CMK'nun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde 'Suçüstü hâli'nin; “1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu” ifade ettiği öngörülmüştür. Bununla birlikte, Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli"nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır. Anılan kanuni düzenlemeler uyarınca, hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerin "görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suça" ilişkin olması durumunda kural olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda sırasıyla soruşturma ve kovuşturma izinleri alınarak, gereği için dosyanın gönderildiği Cumhuriyet Başsavcısı tarafından beş gün içerisinde iddianame düzenlenip o yer ağır ceza mahkemesine sunulması, ağır ceza mahkemesince yapılacak inceleme sonucunda son soruşturmanın açılması gerektiği kanısına varılması halinde de son soruşturmanın açılması kararı ile dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla "görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suç" bakımından "son soruşturmanın açılması kararı" alınmadan dava açılması ve kural olarak Cumhuriyet başsavcılığınca genel hükümlere göre doğrudan soruşturma yürütülmesi imkânı bulunmamaktadır. Bu nitelikteki suçun, ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda ise; 2802 sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından genel hükümlere göre soruşturma yürütülecek, düzenlenen iddianame aynı Kanunun 89. maddesi gereğince son soruşturmanın açılması kararı verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi için ağır ceza mahkemesine gönderilecektir. Görüldüğü üzere, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçların soruşturması izne bağlı olup bu nitelikte olmakla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde ya da kişisel suçlarda izin şartı aranmamaktadır. Öte yandan, Hâkimler ve Savcılar Kanununun 90 ve 93. maddelerinde "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar" ve "kişisel suçlar"a dair kovuşturma makamları belirlenmiş, 94. madde kapsamındaki hâl bakımından ise kovuşturma makamları açıkça gösterilmemiştir. Ancak, anılan Kanunun 90 ve 93. maddelerindeki açık düzenlemeler karşısında, aynı Kanunun 94. maddesi kapsamında kalan suçlar yönünden kovuşturma makamları, sanığa atılı suçun "görevden doğan veya görev sırasında işlenen" ya da "kişisel" suç olup olmadığına göre belirlenecektir. Dolayısıyla, görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçun ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda aynı Kanunun 90. maddesine göre görevli ve yetkili mahkeme tespit edilecektir. Hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli kapsamında işledikleri kişisel suçlar yönünden ise; yukarıda belirtilen prosedürler işletilmeksizin anılan Kanunun 93 ve 94. maddelerine göre ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından doğrudan yürütülecek soruşturma sonucunda düzenlenecek iddianame ile haklarında kamu davası açılması ve aynı Kanunun 93. maddesi gereği ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki ağır ceza mahkemesince yargılama yapılması gerekmektedir. Diğer taraftan, 2802 sayılı Kanunun 90. maddesine göre, birinci sınıfa ayrılmış veya ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında görev suçundan açılan davalar bakımından Yargıtayın ilgili dairesi ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmakta ise de; gerek Anayasanın 154, gerekse Yargıtay Kanununun 1. maddelerine göre, Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevinin, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu, bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmasının tali ve istisnai bir görev olduğu açıktır. Bu açıklamalar doğrultusunda sanığa atılı suçlara ilişkin kovuşturma makamlarının belirlenebilmesi ve olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenebilmesi bakımından, sanığa isnat edilen eylemlerin niteliği ile belirtilen sevk maddeleri itibarıyla sanık hakkında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suç" nedeniyle kamu davası açılıp açılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanık hakkında düzenlenen iddianame içeriğinde; “FETÖ/PDY terör örgütünün genel yapısı”, “örgütün yargı yapılanması”, “örgütün şifreli haberleşme aracı olarak kullandığı bylock programı”, “örgütün motivasyon unsuru olarak 1 dolar”, “örgütün izleyeceği yol haritası ile ilgili ele geçirilen belgeler”, “darbe teşebbüsü ile ihlal edilen yasa maddeleri, bu bağlamda örgüt açısından genel değerlendirme” başlıkları altında örgüt hakkında genel açıklamalar yapıldığı, İddianamenin “Soruşturma usulü ve yetki” başlıklı bölümünde, sanığa atılı eylemlerin ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlar olduğu, silahlı örgüt üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olup kesintinin ve buna bağlı olarak suç tarihinin failin yakalandığı an olduğu gerekçesiyle sanık hakkında 2802 sayılı Kanunun 93 ve 94. maddelerinin uygulanması gerektiğinin belirtildiği, İddianamenin “şüphelinin eylemleri, ele geçirilen deliller ve incelenmesi, savunmalar ve hukuki nitelendirme” başlıklı son bölümünde ise; soruşturmanın başladığı tarih itibarıyla sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülmekte olan tüm soruşturma dosyalarının içeriğine ilişkin açıklamalarda bulunulduğu, ayrıca genel hükümlere göre yürütülen soruşturma kapsamında sanık hakkında elde edilen diğer delillerin anlatıldığı, Sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülmekte olan soruşturmalara ilişkin açıklamalarda; sanığın önleme amaçlı iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararları verilmesi hususunda ve bazı davalardaki yargılama sırasında hukuka aykırı olarak gerçekleştirdiği iddia edilen eylemlerin içerikleri ile sanık hakkında yapılan şikâyetlerden bahsedilerek bu dosyaların geldiği aşamaların aktarıldığı, İddianamede aynı başlık altında yer alan, “hukuki nitelendirme”ye ilişkin kısımda da; iddianamenin önceki bölümlerinde örgütle ilgili aktarılan delillere göre, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yapısı, örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai hedefi açısından bir aşama ve "mahrem alan" olarak gördüğü yargı kurumlarının ele geçirilmesi amacı kapsamında, örgüt üyelerinin önemli yargısal makamlara getirilerek karar mekanizmalarının kontrol altına alınmasına yönelik faaliyetleri ile örgütün hedef ve politikaları açısından önem taşıdığı belirtilen bazı davalarda örgütün talimatları doğrultusunda, örgüt politikalarına uygun yargısal kararlar verilmesinin sağlandığına dair genel değerlendirmeler yapıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca tespit edilip delil olarak kabul edilen sanığın kişisel nitelikteki eylemleri ile hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülen soruşturmaların söz konusu genel değerlendirmelerle ilişkilendirildiği, buna göre görevle bağlantılı eylemler nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yürütülen soruşturmalara da atıf yapılarak, iddianamedeki anlatım ve nitelendirmeye göre; finans kaynaklarını ve hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp devletin kurumlarına sızmak ve bunun için yabancı ülkelerden bir takım kişi ve kuruluşların desteğini alarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmek, aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek ve siyasi/sosyal konularda kendi düşünce ekseni etrafında bir kamuoyu oluşturmak, tüm toplumu hedef alıp kendi anlayışınca terbiye etmek, karar alıcı ve politikacıları etkilemek, ulusal ve uluslararası politikalara yön vermek amacıyla hareket ettiği belirtilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına sanığın dahil olduğu, Söz konusu örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmek olan nihai hedefine ulaşabilecek gücü elde ettiğine inanarak başlatılan son süreçte, mülkiye, askeriye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personellerin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarının bu makamlara getirilmesi projesi kapsamında sanığın da örgütün adeta silah olarak kullandığı yargı yapılanmasının en mahrem sınıfı olarak gördüğü CMK'nun 250. maddesi ile görevli Adana Ağır Ceza Mahkemesi ve TMK’nun 10. maddesi ile görevli Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğine yerleştirildiği, görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaç ve hedefleri doğrultusunda tam bir bağlılık ve itaatle hareket ettiği, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının sahip oldukları silahlı gücü kullanarak, kaynağını Anayasadan ve yasalardan almayan güce dayanarak, cebir ve şiddet yolu ile Anayasal düzeni, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ettikleri, silahlı terör örgütünün kronolojik olarak gerçekleştirdiği Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs niteliğindeki amaç suçu gerçekleştirmeye yeterli 15.07.2016 tarihli darbe girişimi eylemleri birlikte dikkate alındığında; sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapılanması içerisinde bilerek ve isteyerek yer aldığı, konumu ve anılan örgütün nihai amacı doğrultusunda örgüt adına gerçekleştirdiği süreklilik arz eden eylemleri ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olarak atılı suçları işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyeti yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanununun "Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir" şeklinde düzenlenmiş olan 170. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında, kural olarak Cumhuriyet savcısınca düzenlenen iddianame ile açılır. Anılan maddenin dördüncü fıkrasında da; "İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır" düzenlemesine yer verilmiştir. CMK’nun 225. maddesinde yer alan “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir” şeklindeki düzenleme gereğince de hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. CMK'nun 226. maddesinde ise; “Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır” hükmü getirilmiştir. Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nun 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. CMK'nun 226. maddesindeki düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olduğunda, kanun koyucu o eylemin hukuki niteliğinde değişiklik olmasını "yargılamanın sınırlılığı" ilkesine aykırı görmemiş, bu gibi hallerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin, iddianamede kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilen eylemin kasten yaralama suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkemece, sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bahse konu suçtan hüküm kurulabilecektir. İddianamede anlatılan olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması halinde gerekli görülürse her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidilebilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 gün ve 1510-331; 18.02.2014 gün ve 274-78; 16.04.2013 gün ve 1307-151 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Öte yandan, konumuza ilişkin 5237 sayılı TCK’nun "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı beşinci bölümünde yer alan suçlardan; TCK'nun 309/1. maddesinde tanımlanan "Anayasayı ihlal"; "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar." TCK'nun 311/1. maddesinde tanımlanan "Yasama organına karşı suç"; "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar." TCK'nun 312/1. maddesinde tanımlanan "Hükûmete karşı suç"; "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir." Şeklinde düzenlenmiş, TCK'nun 309, 311 ve 312. maddelerinin ikinci fıkralarında, anılan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı belirtilmiştir. "Anayasayı ihlal" suçunun konusu; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzenin işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kurallar bütünü, "Yasama organına karşı suç" olarak tanımlanan suçun konusu Türkiye Büyük Millet Meclisi, "Hükûmete karşı suç" olarak tanımlanan suçun konusu ise, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmet olmakla birlikte, her üç suç açısından da korunan ortak hukukî değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 10. Bası, Seçkin, Ankara 2017, s. 248-268) TCK'nun 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise; "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddenin 3. fıkrasıyla "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" suçuna ilişkin diğer hükümlere yapılan atıf nedeniyle, TCK'nun 220. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen gerçek içtima kuralları, TCK'nun 314. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen "silahlı örgüt üyeliği" suçunda da uygulanacaktır. Buna göre, silahlı terör örgütü üyeleri, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri diğer suçlardan da ayrıca sorumlu tutulacaklardır. Bu bilgi ve belgeler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, suç tarihinde birinci sınıf hâkim olan sanığın, kişisel nitelikte ve her biri ağır ceza mahkemesinin görevine giren terör suçlarını suçüstü halinde işlediği iddiasıyla Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93 ve 94. maddeleri uyarınca genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü ve soruşturmanın başladığı tarih itibarıyla sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülmekte olan tüm soruşturma dosyalarının getirtildiği, İddianamede içerikleri açıklanan bu dosyalarda, sanığın mahkeme üyesi olarak görev yaptığı ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hedef ve politikaları doğrultusunda önem taşıdığı belirtilen bazı davalar ile iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına dair kararlar verilmesiyle ilgili olarak, hâkimlik görevi sırasında gerçekleştirdiği iddia edilen hukuka aykırı işlemlerden dolayı yapılan ihbar ve şikâyetlerle ilgili soruşturmalar yürütüldüğünden bahsedilmiş ise de; "görevden doğan ve görev sırasında" işlendiği iddia edilen bu eylemler açısından soruşturmaların halen devam ettiğinin bildirildiği ve bu eylemlere dair görevi kötüye kullanma, resmî belgede sahtecilik, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi görev suçu kapsamında değerlendirilebilecek suç adlarına ve sevk maddelerine yer verilmediği, ayrıca iddianamede dava konusu edilen eylemler anlatılırken başka olaylara da değinilmesinin, bahsedilen diğer olaylardan dava açıldığı anlamına gelmeyeceğine dair Ceza Genel Kurulunun istikrarlı uygulamaları da dikkate alındığında, sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülen soruşturmaların içeriklerinden bahsedilmiş olmasının, sanığın göreviyle bağlantılı bu eylemleri yönünden dava açıldığını göstermeyeceği, Öte yandan, dava konusu TCK'nun 309/1, 311/1 ve 312/1. maddelerinde düzenlenen amaç suçlar ile Özel Daire uygulamaları doğrultusunda amaç suçlara göre geçitli suç olarak kabul edilen TCK'nun 314/2. maddesinde düzenlenen suçta temadi sanığın yakalanma anına kadar sürdüğü halde, Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden soruşturma dosyalarına konu olan, görevden doğan ve görev sırasında gerçekleştirildiği iddia edilen eylemler temadi ve teselsül etmiş olsa dahi, bu eylemler yönünden temadi ve teselsülün daha önceden sona ermiş olması nedeniyle suçüstü halinin mevcut olmadığı, dolayısıyla Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinde öngörülen şartları taşımayan ve iddianame anlatımına göre araç suç olarak nitelendirilen görevle bağlantılı eylemler açısından soruşturma usulü, amaç suç niteliğindeki dava konusu suçlardan farklı olup görevle bağlantılı diğer eylemler yönünden Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde ayrı soruşturma yürütülmesinin de usul ve kanuna uygun olduğu, TCK’nun "fiil sayısınca suç, suç sayısınca ceza" ilkesinden ibaret olan gerçek içtimayı ön plana çıkaran özelliği dolayısıyla, aynı Kanunun 309, 311 ve 312. maddelerinin ikinci fıkralarında, bu suçların işlenmesi sırasında diğer suçların işlenmesi halinde, ayrıca diğer suçlardan da ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı belirtilerek, amaç suç niteliğindeki bu suçların, amaç suç ile korunan hukuki değere ulaşmak için işlenen araç suçlardan ayrı ve bağımsız olarak düzenlendikleri, dolayısıyla içeriklerinden bahsedilen Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdindeki soruşturmalara konu olan ve görev sırasında gerçekleştiği iddia edilen eylemlerin suç oluşturduğu kanaatiyle ayrı bir dava açılması halinde, görev sırasında işlendiği belirtilen bu suçların dava konusu amaç suçlar açısından "araç suç" olup olmadıklarının kovuşturma makamlarınca ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, Bununla birlikte, millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, "özgü suç" niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede; Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden ve dava konusu suçlar açısından atıf yapılan görevle bağlantılı eylemlerden ayrı olarak, sanığın kişisel irade ve eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, hâkimlik sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özel yetkili mahkemelere yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği, Yargıtayın ilk derece yargılaması yapma görevinin görev suçları ile sınırlı ve istisna oluşu da dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2017 gün ve 45-6 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 14.11.2017 gün ve 39-14 sayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2017 gün ve 45-6 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA, 2- Tutuklama tarihi, sevk maddeleri ve CMK'nun 102/2. maddesindeki sürenin aşılmamış olması nazara alındığında, sanık ...'un tutukluluk incelemesinin mahallinde DEĞERLENDİRİLMESİNE, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.01.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/1143 E., 2018/14 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Failin sıfatı ve yürütülen kamu görevinin niteliği esas alınarak belirlenen özel soruşturma usullerine ve kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler de Anayasanın ilgili hükümleri ile aynı Kanunun "Soruşturma ve kovuşturma" başlıklı yedinci kısmında yer alan 82 ila 98. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır.
Ceza Genel Kurulu         2017/1143 E.  ,  2018/14 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12.06.2017 gün ve 17890-2980 sayılı iddianamesi ile sanık ...'in, silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından TCK'nun 314/2, 309/1, 311/1, 312/1, 53, 63/1 ve 58/9. maddeleri ile 3713 sayılı Kanunun 3. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 5. maddesi gereğince cezalandırılması isteğiyle açılan kamu davasında İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesince 06.07.2017 gün ve 88-14 sayı ile mahkemenin görevsizliğine ve sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması için dosyanın Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderilmesine karar verilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesince de 14.11.2017 gün ve 38-13 sayı ile; yargılamaya İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesince devam edilmek üzere dairenin görevsizliğine ve oluşan görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının uyuşmazlığın giderilmesi istekli 06.12.2017 gün ve 69024 sayılı görüş yazısı ile Ceza Genel Kuruluna gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken konu, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 9. Ceza Dairesi arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir. Sanık ...'in, Bursa hâkimi olarak görev yapmakta iken Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) silahlı terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin 16.07.2016 gün ve 4-345 sayılı kararı ile görevden uzaklaştırılmasından sonra, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca 24.08.2016 gün ve 426 sayılı karar ile meslekten çıkarıldığı ve yeniden inceleme talebinin 29.11.2016 gün ve 434 sayılı kararla reddedildiği, Sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93 ve 94. maddeleri gereğince genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen iddianame ile; ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve suçüstü halinde işlendiği değerlendirilen silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından TCK'nun 314/2, 309/1, 311/1, 312/1, 53, 63/1 ve 58/9. maddeleri ile 3713 sayılı Kanunun 3. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 5. maddesi gereğince cezalandırılması isteğiyle kamu davası açıldığı, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesince 06.07.2017 gün ve 88-14 sayı ile; "...Sanık ...'in dosya kapsamına göre birinci sınıf hâkim olduğu, iddianame kapsamına göre görevi sırasında ve görevinden dolayı Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılması karşısında, 2802 sayılı Kanunun 89 ve 90. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde yargılama yapmaya Yargıtay ilgili ceza dairesinin görevli olduğu" gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Dosyanın gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesince de 14.11.2017 gün ve 38-13 sayı ile; "...İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi incelendiğinde, FETÖ/PDY'nin genel yapılanması, yargı yapılanması, bylock programı, örgütün izleyeceği yol haritası ile ilgili ele geçen belgeler, darbe kalkışması ile ihlal edilen yasa maddeleri başlıkları ile örgüt hakkında bilgiler verildiği, 680 sayılı KHK ile değişik 2802 sayılı Kanunun 93/1. maddesi uyarınca belirtilen yetki kuralı çerçevesinde soruşturmanın yapıldığı hususundan bahsedilerek Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nezdinde bulunan dosyalara atıf yapılarak soruşturma ve inceleme işlemleri yapıldığının açıkça belirtildiği, sanık hakkında 2802 sayılı Kanunun 93 ve devamı maddeleri uyarınca yürütülen soruşturmaların ve incelemelerin sonuçlandığı ve hakkında verilen meslekten çıkarma kararının kesinleştiği anlaşılmıştır. Sanık hakkında TCK'nun 257. maddesi uyarınca görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan açılan bir dava da bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.10.2017 tarih, 990-389 ve 1005-399 sayılı kararlarında; 'İddianamede içerikleri açıklanan bu dosyalarda, sanığın mahkeme üyesi olarak görev yaptığı ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hedef ve politikaları doğrultusunda önem taşıdığı belirtilen bazı davalarda, hâkimlik görevi sırasında gerçekleştirdiği iddia edilen hukuka aykırı işlemlerden dolayı yapılan ihbar ve şikâyetlerle ilgili soruşturmalar yürütüldüğünden bahsedilmiş ise de; 'görevden doğan ve görev sırasında' işlendiği iddia edilen bu eylemler açısından soruşturmaların halen devam ettiğinin bildirildiği ve bu eylemlere dair görevi kötüye kullanma, resmî belgede sahtecilik, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi görev suçu kapsamında değerlendirilebilecek suç adlarına ve sevk maddelerine yer verilmediği, ayrıca iddianamede dava konusu edilen eylemler anlatılırken başka olaylara da değinilmesinin, bahsedilen diğer olaylardan dava açıldığı anlamına gelmeyeceğine dair Ceza Genel Kurulunun istikrarlı uygulamaları da dikkate alındığında, sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülen soruşturmaların içeriklerinden bahsedilmiş olmasının, sanığın göreviyle bağlantılı bu eylemleri yönünden dava açıldığını göstermeyeceği, Öte yandan, dava konusu TCK'nun 309/1, 311/1 ve 312/1. maddelerinde düzenlenen amaç suçlar ile Özel Daire uygulamaları doğrultusunda amaç suçlara göre geçitli suç olarak kabul edilen TCK'nun 314/2. maddesinde düzenlenen suçta temadi sanığın yakalanma anına kadar sürdüğü halde, Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden soruşturma dosyalarına konu olan, görevden doğan ve görev sırasında gerçekleştirildiği iddia edilen eylemler temadi ve teselsül etmiş olsa dahi, bu eylemler yönünden temadi ve teselsülün daha önceden sona ermiş olması nedeniyle suçüstü halinin mevcut olmadığı, dolayısıyla Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinde öngörülen şartları taşımayan ve iddianame anlatımına göre araç suç olarak nitelendirilen görevle bağlantılı eylemler açısından soruşturma usulü, amaç suç niteliğindeki dava konusu suçlardan farklı olup, görevle bağlantılı diğer eylemler yönünden Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde ayrı soruşturma yürütülmesinin de usul ve kanuna uygun olduğu, TCK’nun 'fiil sayısınca suç, suç sayısınca ceza' ilkesinden ibaret olan gerçek içtimayı ön plana çıkaran özelliği dolayısıyla, aynı Kanunun 309, 311 ve 312. maddelerinin ikinci fıkralarında, bu suçların işlenmesi sırasında diğer suçların işlenmesi halinde, ayrıca diğer suçlardan da ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı belirtilerek, amaç suç niteliğindeki bu suçların, amaç suç ile korunan hukuki değere ulaşmak için işlenen araç suçlardan ayrı ve bağımsız olarak düzenlendikleri, dolayısıyla içeriklerinden bahsedilen Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdindeki soruşturmalara konu olan ve görev sırasında gerçekleştiği iddia edilen eylemlerin suç oluşturduğu kanaatiyle ayrı bir dava açılması halinde, görev sırasında işlendiği belirtilen bu suçların dava konusu amaç suçlar açısından 'araç suç' olup olmadıklarının kovuşturma makamlarınca ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, Bununla birlikte, millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü suç' niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede; Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden ve dava konusu suçlar açısından atıf yapılan görevle bağlantılı eylemlerden ayrı olarak, sanığın kişisel irade ve eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, hâkimlik sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özel yetkili mahkemelere yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği, Yargıtayın ilk derece yargılaması yapma görevinin görev suçları ile sınırlı ve istisna oluşu da dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.' şeklinde kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle, hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında kovuşturma yapma yetkisinin, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu Bölge Adliye Mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Ağır Ceza Mahkemesine ait (2802 sayılı Kanunun 93. maddesi) olmasına, aynı hususa iddianamede de işaret edilmesine, Dairemizin ilk derece yargılaması yapma görevinin 18.07.2017 tarih ve 30127 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarih ve 245 sayılı kararında belirtildiği şekilde 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesindeki kişilerle tahdidi olarak sınırlandırılmasına göre, davaya bakma görevinin İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu" gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı verildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nun 2. maddesinde tanımlanan "soruşturma" ve "kovuşturma"nın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanunda düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup bu husustaki özel hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır. Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan yargı bağımsızlığı ilkesinin bir uzantısı olarak, Hâkimler ve Savcılar Kanununun 3. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde tanımlanan "adli ve idari yargı hâkim ve savcılığı" mesleğine mensup kişilerin işledikleri bazı suç tiplerine göre de özel soruşturma usullerinin uygulanacağı ve kovuşturma makamlarının bu doğrultuda belirleneceği öngörülmüştür. Failin sıfatı ve yürütülen kamu görevinin niteliği esas alınarak belirlenen özel soruşturma usullerine ve kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler de Anayasanın ilgili hükümleri ile aynı Kanunun "Soruşturma ve kovuşturma" başlıklı yedinci kısmında yer alan 82 ila 98. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri arasında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar", 93. maddesinde "kişisel suçlar" ve 94. maddesinde "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri" olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür. Suçun "görevden doğan veya görev sırasında işlenmesi" haline ilişkin genel düzenlemeler incelendiğinde; Hâkimler ve Savcılar Kanununun "Soruşturma" başlıklı 82. maddesinde, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar yönünden haklarında inceleme ve soruşturma yapılmasının Adalet Bakanlığının iznine bağlı olduğu, Adalet Bakanının inceleme ve soruşturmayı, adalet müfettişleri veya hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya Cumhuriyet savcısı eliyle yaptırabileceği belirtilmiş, Aynı Kanunun "Kovuşturma kararı ve ilk soruşturma" başlıklı 89. maddesinde; "Hâkim ve savcılar hakkında görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde evrak, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında görevli hâkim ve savcılar hakkındaki evrak ise Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, son soruşturmanın açılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. İddianamenin bir örneği Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince, hakkında kovuşturma yapılana tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine ilgili, Kanunda yazılı süre içinde delil toplanmasını ister veya kabul edilebilir istekte bulunursa bu husus göz önünde tutulur ve gerekirse soruşturma başkan tarafından derinleştirilir.", "Son soruşturma merciileri" başlıklı 90. maddesinde de; "Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtayın görevli ceza dairesinde görülür. Birinci fıkra dışındaki hâkim ve savcıların son soruşturmaları, yargı çevresi içinde bulundukları ağır ceza mahkemesinde yapılır." şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. Suçun "kişisel suç" niteliğinde olması halinde, soruşturma yetkisinin aynı Kanunun 93. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan 1. fıkrası uyarınca; ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısına, son soruşturma ise o yer ağır ceza mahkemesine, aynı maddenin 2. fıkrasına göre de Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yetkisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve ağır ceza mahkemesine ait olduğu hüküm altına alınmış iken, 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklik sonucunda; hâkim ve Cumhuriyet savcılarının kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığı ve aynı yer ağır ceza mahkemesine devredilmiştir. Suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise aynı Kanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur." Benzer yönde diğer bir düzenleme de; 5271 sayılı CMK'nun "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmü saklıdır." şeklindeki hükümdür. Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Ağır ceza mahkemesinin görevi, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesiyle düzenlenmiş olup bu maddeye göre; "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri"nin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Aynı madde ile Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler de saklı tutulmuştur. Öte yandan 5271 sayılı CMK'nun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde 'Suçüstü hâli'nin; “1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu” ifade ettiği öngörülmüştür. Bununla birlikte, Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli"nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır. Anılan kanuni düzenlemeler uyarınca, hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerin "görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suça" ilişkin olması durumunda kural olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda sırasıyla soruşturma ve kovuşturma izinleri alınarak, gereği için dosyanın gönderildiği Cumhuriyet Başsavcısı tarafından beş gün içerisinde iddianame düzenlenip o yer ağır ceza mahkemesine sunulması, ağır ceza mahkemesince yapılacak inceleme sonucunda son soruşturmanın açılması gerektiği kanısına varılması halinde de son soruşturmanın açılması kararı ile dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla "görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suç" bakımından "son soruşturmanın açılması kararı" alınmadan dava açılması ve kural olarak Cumhuriyet başsavcılığınca genel hükümlere göre doğrudan soruşturma yürütülmesi imkânı bulunmamaktadır. Bu nitelikteki suçun, ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda ise; 2802 sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından genel hükümlere göre soruşturma yürütülecek, düzenlenen iddianame aynı Kanunun 89. maddesi gereğince son soruşturmanın açılması kararı verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi için ağır ceza mahkemesine gönderilecektir. Görüldüğü üzere, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçların soruşturması izne bağlı olup bu nitelikte olmakla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde ya da kişisel suçlarda izin şartı aranmamaktadır. Öte yandan, Hâkimler ve Savcılar Kanununun 90 ve 93. maddelerinde "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar" ve "kişisel suçlar"a dair kovuşturma makamları belirlenmiş, 94. madde kapsamındaki hâl bakımından ise kovuşturma makamları açıkça gösterilmemiştir. Ancak, anılan Kanunun 90 ve 93. maddelerindeki açık düzenlemeler karşısında, aynı Kanunun 94. maddesi kapsamında kalan suçlar yönünden kovuşturma makamları, sanığa atılı suçun "görevden doğan veya görev sırasında işlenen" ya da "kişisel" suç olup olmadığına göre belirlenecektir. Dolayısıyla, görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçun ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda aynı Kanunun 90. maddesine göre görevli ve yetkili mahkeme tespit edilecektir. Hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli kapsamında işledikleri kişisel suçlar yönünden ise; yukarıda belirtilen prosedürler işletilmeksizin anılan Kanunun 93 ve 94. maddelerine göre ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından doğrudan yürütülecek soruşturma sonucunda düzenlenecek iddianame ile haklarında kamu davası açılması ve aynı Kanunun 93. maddesi gereği ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki ağır ceza mahkemesince yargılama yapılması gerekmektedir. Diğer taraftan, 2802 sayılı Kanunun 90. maddesine göre, birinci sınıfa ayrılmış veya ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında görev suçundan açılan davalar bakımından Yargıtayın ilgili dairesi ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmakta ise de; gerek Anayasanın 154, gerekse Yargıtay Kanununun 1. maddelerine göre, Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevinin, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu, bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapmasının tali ve istisnai bir görev olduğu açıktır. Bu açıklamalar doğrultusunda sanığa atılı suçlara ilişkin kovuşturma makamlarının belirlenebilmesi ve olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenebilmesi bakımından, sanığa isnat edilen eylemlerin niteliği ile belirtilen sevk maddeleri itibarıyla sanık hakkında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suç" nedeniyle kamu davası açılıp açılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanık hakkında düzenlenen iddianame içeriğinde; “FETÖ/PDY terör örgütünün genel yapısı”, “örgütün yargı yapılanması”, “örgütün şifreli haberleşme aracı olarak kullandığı bylock programı”, “örgütün motivasyon unsuru olarak 1 dolar”, “örgütün izleyeceği yol haritası ile ilgili ele geçirilen belgeler”, “darbe teşebbüsü ile ihlal edilen yasa maddeleri, bu bağlamda örgüt açısından genel değerlendirme” başlıkları altında örgüt hakkında genel açıklamalar yapıldığı, İddianamenin “Soruşturma usulü ve yetki” başlıklı bölümünde, sanığa atılı eylemlerin ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlar olduğu, silahlı örgüt üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olup kesintinin ve buna bağlı olarak suç tarihinin failin yakalandığı an olduğu gerekçesiyle sanık hakkında 2802 sayılı Kanunun 93 ve 94. maddelerinin uygulanması gerektiğinin belirtildiği, İddianamenin “şüphelinin eylemleri, ele geçirilen deliller ve incelenmesi, savunmalar ve hukuki nitelendirme” başlıklı son bölümünde ise; soruşturmanın başladığı tarih itibarıyla sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülmekte olan tüm soruşturma dosyalarının içeriğine ilişkin açıklamalarda bulunulduğu, ayrıca genel hükümlere göre yürütülen soruşturma kapsamında sanık hakkında elde edilen diğer delillerin anlatıldığı, Sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülmekte olan soruşturmalara ilişkin açıklamalarda; sanığın üyesi olduğu mahkemede görülen ve kamuoyunda “Temizöz davası" olarak bilinen davadaki yargılama sırasında gerçekleştirdiği iddia edilen hukuka aykırı eylemler ile hem bu davanın taraflarınca hem de diğer bazı davalarla ilgili olarak başka kişilerce sanık hakkında yapılan şikâyetler ile dosyaların geldiği aşamaların aktarıldığı, İddianamede aynı başlık altında yer alan, “hukuki nitelendirme”ye ilişkin kısımda da; iddianamenin önceki bölümlerinde örgütle ilgili aktarılan delillere göre, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yapısı, örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai hedefi açısından bir aşama ve "mahrem alan" olarak gördüğü yargı kurumlarının ele geçirilmesi amacı kapsamında, örgüt üyelerinin önemli yargısal makamlara getirilerek karar mekanizmalarının kontrol altına alınmasına yönelik faaliyetleri ile örgütün hedef ve politikaları açısından önem taşıdığı belirtilen bazı davalarda örgütün talimatları doğrultusunda, örgüt politikalarına uygun yargısal kararlar verilmesinin sağlandığına dair genel değerlendirmeler yapıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca tespit edilip delil olarak kabul edilen sanığın kişisel nitelikteki eylemleri ile hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülen soruşturmaların söz konusu genel değerlendirmelerle ilişkilendirildiği, buna göre görevle bağlantılı eylemler nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yürütülen soruşturmalara da atıf yapılarak, iddianamedeki anlatım ve nitelendirmeye göre; finans kaynaklarını ve hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp devletin kurumlarına sızmak ve bunun için yabancı ülkelerden bir takım kişi ve kuruluşların desteğini alarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmek, aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek ve siyasi/sosyal konularda kendi düşünce ekseni etrafında bir kamuoyu oluşturmak, tüm toplumu hedef alıp kendi anlayışınca terbiye etmek, karar alıcı ve politikacıları etkilemek, ulusal ve uluslararası politikalara yön vermek amacıyla hareket ettiği belirtilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına sanığın dahil olduğu, Söz konusu örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmek olan nihai hedefine ulaşabilecek gücü elde ettiğine inanarak başlatılan son süreçte, mülkiye, askeriye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personellerin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarının bu makamlara getirilmesi projesi kapsamında sanığın da örgütün adeta silah olarak kullandığı yargı yapılanmasının en mahrem sınıfı olarak gördüğü CMK'nun 250. maddesi ile görevli Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğine, ardından da TMK’nun 10. maddesi ile görevli Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına yerleştirildiği, örgütün nihai hedefi açısından önem taşıyan ve kamuoyunda “Temizöz davası” olarak bilinen davada örgüt talimatları doğrultusunda hukuka aykırı işlemler yaptığı iddialarıyla ilgili olarak hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülen soruşturmaların devam ettiği, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının sahip oldukları silahlı gücü kullanarak, kaynağını Anayasadan ve yasalardan almayan güce dayanarak, cebir ve şiddet yolu ile Anayasal düzeni, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ettikleri, silahlı terör örgütünün kronolojik olarak gerçekleştirdiği Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs niteliğindeki amaç suçu gerçekleştirmeye yeterli 15.07.2016 tarihli darbe girişimi eylemleri birlikte dikkate alındığında; sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapılanması içerisinde bilerek ve isteyerek yer aldığı, konumu ve anılan örgütün nihai amacı doğrultusunda örgüt adına gerçekleştirdiği süreklilik arz eden eylemleri ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olarak atılı suçları işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyeti yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanununun "Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir" şeklinde düzenlenmiş olan 170. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında, kural olarak Cumhuriyet savcısınca düzenlenen iddianame ile açılır. Anılan maddenin dördüncü fıkrasında da; "İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır" düzenlemesine yer verilmiştir. CMK’nun 225. maddesinde yer alan “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir” şeklindeki düzenleme gereğince de hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. CMK'nun 226. maddesinde ise; “Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır” hükmü getirilmiştir. Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nun 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. CMK'nun 226. maddesindeki düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olduğunda, kanun koyucu o eylemin hukuki niteliğinde değişiklik olmasını "yargılamanın sınırlılığı" ilkesine aykırı görmemiş, bu gibi hallerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin, iddianamede kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilen eylemin kasten yaralama suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkemece, sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bahse konu suçtan hüküm kurulabilecektir. İddianamede anlatılan olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması halinde gerekli görülürse her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidilebilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 gün ve 1510-331; 18.02.2014 gün ve 274-78; 16.04.2013 gün ve 1307-151 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Öte yandan, konumuza ilişkin 5237 sayılı TCK’nun "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı beşinci bölümünde yer alan suçlardan; TCK'nun 309/1. maddesinde tanımlanan "Anayasayı ihlal"; "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar." TCK'nun 311/1. maddesinde tanımlanan "Yasama organına karşı suç"; "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar." TCK'nun 312/1. maddesinde tanımlanan "Hükûmete karşı suç"; "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir." Şeklinde düzenlenmiş, TCK'nun 309, 311 ve 312. maddelerinin ikinci fıkralarında, anılan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı belirtilmiştir. "Anayasayı ihlal" suçunun konusu; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzenin işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kurallar bütünü, "Yasama organına karşı suç" olarak tanımlanan suçun konusu Türkiye Büyük Millet Meclisi, "Hükûmete karşı suç" olarak tanımlanan suçun konusu ise, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmet olmakla birlikte, her üç suç açısından da korunan ortak hukukî değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 10. Bası, Seçkin, Ankara 2017, s. 248-268) TCK'nun 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise; "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddenin 3. fıkrasıyla "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" suçuna ilişkin diğer hükümlere yapılan atıf nedeniyle, TCK'nun 220. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen gerçek içtima kuralları, TCK'nun 314. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen "silahlı örgüt üyeliği" suçunda da uygulanacaktır. Buna göre, silahlı terör örgütü üyeleri, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri diğer suçlardan da ayrıca sorumlu tutulacaklardır. Bu bilgi ve belgeler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, suç tarihinde birinci sınıf hâkim olan sanığın, kişisel nitelikte ve her biri ağır ceza mahkemesinin görevine giren terör suçlarını suçüstü halinde işlediği iddiasıyla Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93 ve 94. maddeleri uyarınca genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü ve soruşturmanın başladığı tarih itibarıyla sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülmekte olan tüm soruşturma dosyalarının getirtildiği, İddianamede içerikleri açıklanan bu dosyalarda, sanığın mahkeme üyesi ve başkanı olarak görev yaptığı ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hedef ve politikaları doğrultusunda önem taşıdığı belirtilen bazı davalarla ilgili olarak, hâkimlik görevi sırasında gerçekleştirdiği iddia edilen hukuka aykırı işlemlerden dolayı yapılan ihbar ve şikâyetlerle ilgili soruşturmalar yürütüldüğünden bahsedilmiş ise de; "görevden doğan ve görev sırasında" işlendiği iddia edilen bu eylemler açısından soruşturmaların halen devam ettiğinin bildirildiği ve bu eylemlere dair görevi kötüye kullanma, resmî belgede sahtecilik, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi görev suçu kapsamında değerlendirilebilecek suç adlarına ve sevk maddelerine yer verilmediği, ayrıca iddianamede dava konusu edilen eylemler anlatılırken başka olaylara da değinilmesinin, bahsedilen diğer olaylardan dava açıldığı anlamına gelmeyeceğine dair Ceza Genel Kurulunun istikrarlı uygulamaları da dikkate alındığında, sanık hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde yürütülen soruşturmaların içeriklerinden bahsedilmiş olmasının, sanığın göreviyle bağlantılı bu eylemleri yönünden dava açıldığını göstermeyeceği, Öte yandan, dava konusu TCK'nun 309/1, 311/1 ve 312/1. maddelerinde düzenlenen amaç suçlar ile Özel Daire uygulamaları doğrultusunda amaç suçlara göre geçitli suç olarak kabul edilen TCK'nun 314/2. maddesinde düzenlenen suçta temadi sanığın yakalanma anına kadar sürdüğü halde, Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden soruşturma dosyalarına konu olan, görevden doğan ve görev sırasında gerçekleştirildiği iddia edilen eylemler temadi ve teselsül etmiş olsa dahi, bu eylemler yönünden temadi ve teselsülün daha önceden sona ermiş olması nedeniyle suçüstü halinin mevcut olmadığı, dolayısıyla Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinde öngörülen şartları taşımayan ve iddianame anlatımına göre araç suç olarak nitelendirilen görevle bağlantılı eylemler açısından soruşturma usulü, amaç suç niteliğindeki dava konusu suçlardan farklı olup görevle bağlantılı diğer eylemler yönünden Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde ayrı soruşturma yürütülmesinin de usul ve kanuna uygun olduğu, TCK’nun "fiil sayısınca suç, suç sayısınca ceza" ilkesinden ibaret olan gerçek içtimayı ön plana çıkaran özelliği dolayısıyla, aynı Kanunun 309, 311 ve 312. maddelerinin ikinci fıkralarında, bu suçların işlenmesi sırasında diğer suçların işlenmesi halinde, ayrıca diğer suçlardan da ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunacağı belirtilerek, amaç suç niteliğindeki bu suçların, amaç suç ile korunan hukuki değere ulaşmak için işlenen araç suçlardan ayrı ve bağımsız olarak düzenlendikleri, dolayısıyla içeriklerinden bahsedilen Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdindeki soruşturmalara konu olan ve görev sırasında gerçekleştiği iddia edilen eylemlerin suç oluşturduğu kanaatiyle ayrı bir dava açılması halinde, görev sırasında işlendiği belirtilen bu suçların dava konusu amaç suçlar açısından "araç suç" olup olmadıklarının kovuşturma makamlarınca ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, Bununla birlikte, millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, "özgü suç" niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede; Hâkimler ve Savcılar Kurulu nezdinde incelemesi devam eden ve dava konusu suçlar açısından atıf yapılan görevle bağlantılı eylemlerden ayrı olarak, sanığın kişisel irade ve eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, hâkimlik sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özel yetkili mahkemelere yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği, Yargıtayın ilk derece yargılaması yapma görevinin görev suçları ile sınırlı ve istisna oluşu da dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.07.2017 gün ve 88-14 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 14.11.2017 gün ve 38-13 sayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.07.2017 gün ve 88-14 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA, 2- Tutuklama tarihi, sevk maddeleri ve CMK'nun 102/2. maddesindeki sürenin aşılmamış olması nazara alındığında, sanık ...'in tutukluluk incelemesinin mahallinde DEĞERLENDİRİLMESİNE, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.01.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Aşağıdaki görevlilerden hangisi TBMM Başkanlık Divanı üyesi sıfatını taşımaz?

A) TBMM Başkanı
B) İdare Amiri
C) Kâtip Üye
D) TBMM Genel Sekreteri
E) TBMM Başkanvekili

Bu maddeyle ilgili 26 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol