2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 1

İcra ve İflas Kanunu 1. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 1 – (Değişik: 2/7/2012-6352/1 md.) Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur. Her icra dairesinde Adalet Bakanlığı tarafından atanacak bir icra müdürü, yeteri kadar icra müdür yardımcısı, icra katibi ile adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları tarafından görevlendirilecek mübaşir ve hizmetli bulunur. (Ek üçüncü fıkra:24/11/2021-7343/1 md.) İş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde dairenin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla Adalet Bakanlığı tarafından icra müdür ve müdür yardımcıları arasından, icra müdürünün yetkilerini haiz bir icra başmüdürü görevlendirilebilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, yönetmelikle düzenlenir. İcra müdür ve icra müdür yardımcıları, Adalet Bakanlığı tarafından yaptırılacak yazılı sınav ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılacak sözlü sınav sonucuna göre atanırlar. İcra katipleri arasından Adalet Bakanlığı tarafından yaptırılacak yazılı sınav ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılacak sözlü sınav sonucuna göre de icra müdür veya icra müdür yardımcılığı kadrolarına atama yapılabilir. İcra katipliğine ilk defa atanacaklar, kamu görevlerine ilk defa atanacaklar için yapılacak merkezî sınavda başarılı olanlar arasından Adalet Bakanlığı veya Bakanlığın bu konuda yetki vereceği adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları tarafından yapılacak uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre; unvan değişikliği suretiyle atanacaklar ise uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre atanırlar. Unvan değişikliği suretiyle icra katipliğine atanacaklar tahsis edilen kadronun yüzde ellisini geçemez.[4] İcra müdür ve icra müdür yardımcıları ile icra katiplerinin, yazılı sınav, sözlü sınav, görevlendirme, nakil, unvan değişikliği, görevde yükselme ve diğer hususları yönetmelikle düzenlenir. İcra dairelerinde, gerektiğinde, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar çerçevesinde, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından zabıt katibi, mübaşir ve hizmetli görevlendirilir. İcra müdürü, icra müdür yardımcısı veya icra katibinin herhangi bir nedenden dolayı yokluğu halinde görev ve yetkileri, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilecek yazı işleri müdürü veya zabıt katibi tarafından yerine getirilir. Adalet Bakanlığı, icra dairelerini bir arada bulundurmaya ve aynı icra mahkemesine bağlamaya yetkilidir. İflas daireleri:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

74 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2024/292 E., 2025/275 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 02.03.2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle değişik 364/1.
Hukuk Genel Kurulu         2024/292 E.  ,  2025/275 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2035 E., 2023/2032 K. 1.Taraflar arasındaki şikâyet isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikâyetin reddine dair verilen kararın şikâyetçi vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2. Hukuk Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonrasında gereği düşünüldü: 3. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 02.03.2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle değişik 364/1. maddesi "Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen ve miktar ve değeri 10.000 lirayı geçen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir." hükmünü içermektedir. 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6763 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle “onbin lirayı” ibaresi “kırk bin Türk lirasını” şeklinde değiştirilmiştir. 20.02.2019 tarihli ve 7165 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle “kırk bin” ibaresi “elli sekiz bin sekiz yüz” şeklinde değiştirilmiştir. 4. 2004 sayılı Kanun'un 20.02.2019 tarihli ve 7165 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değişik Ek 1/1. maddesinde 364. maddesindeki parasal sınırın 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298. maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüş ve 01.01.2023 tarihinden itibaren bu miktar 238.730,00 TL olarak belirlenmiştir. 5. 2004 sayılı Kanun'un 20.02.2019 tarihli ve 7165 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değişik Ek 1/1. maddesinde aynı Kanun'un 363 ve 364. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır. 6. Belirtilmelidir ki bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı, karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki “karar” teriminin, Bölge Adliye Mahkemesinin Özel Daire bozmasına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksama bulunmamaktadır. 7. 2004 sayılı Kanun'un 5311 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle değişik 364/2. maddesinde ise temyiz yoluna başvurma ve incelemesinin 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (1086 sayılı Kanun) hükümlerine göre yapılacağı belirtilmiştir. 8. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 447/2. maddesi "Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır." hükmünü içermektedir. 9. Somut olayda; şikâyetçi icra mahkemesine başvurusunda sıra cetvelinde ikinci sırada alacaklı olduğunu, sıra cetveline itiraz davalarının reddedildiğini ve sıra cetvelinin kesinleştiğini, dosyada satış sonucu elde edilen paranın nemalandırılmış olduğunu, icra müdürlüğünden nemanın kendisine ödenmesini talep ettiğini ancak icra müdürlüğünce nema faizinin sıra cetveli alacaklısına ödenmesi talebinin reddine karar verildiğini ileri sürerek 03.06.2021 tarihli memurluk işleminin iptalini talep etmiştir. Şikâyetçiye sıra cetvelinde ayrılan 709.474,81 TL 04.06.2021 tarihinde ödenmiştir. İcra dosyasında 27.08.2019 ile 27.05.2021 tarihleri arasında elden edilen nema bedeli ise toplam 83.617,08 TL’dir. 10. Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararının verildiği 27.09.2023 tarihinde temyiz edilebilirlik (kesinlik) sınırı 238.730,00 TL'dir. Bu durumda uyuşmazlık konusu değerin (83.617,08 TL) 2004 sayılı Kanun'un 364/1. maddesinde belirtilen kesinlik sınırını geçmediği anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz kabiliyeti yoktur. 11. O hâlde Hazine vekilinin temyiz başvurusunun 2004 sayılı Kanun'un 5311 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle değişik 364. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 366. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken aynı Kanun’un 352. maddesi uyarınca miktardan reddine karar vermek gerekmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; Hazine vekilinin temyiz başvurusunun 2004 sayılı Kanun'un 5311 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle değişik 364. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 366. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken aynı Kanun’un 352. maddesi uyarınca miktardan REDDİNE, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

6. Hukuk Dairesi, 2023/4160 E., 2024/1685 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Şikayet olunan vekili cevap dilekçesinde özetle; İcra ve İflas Kanunu'nun (7101 sayılı Yasa ile değişik) 206’ncı maddesinin birinci fıkrasına göre ipotekle temin edilen alacakların malın aynından doğan kamu alacaklarından da önce ödeneceğini, şikayetçinin alacağının ise, aynı maddeye göre üçüncü sırada imtiyazlı olduğunu ve ipotekli alacağın önüne geçemeyeceğin
6. Hukuk Dairesi         2023/4160 E.  ,  2024/1685 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/648 E., 2023/1608 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 4. İcra Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/162 E., 2020/56 K. Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetten dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince şikayetin reddine karar verilmiştir. Kararın şikayetçi vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı şikayetçi vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. ŞİKAYET Şikayetçi vekili şikayet dilekçesinde özetle; organize sanayi bölgesi içinde bulunan borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 18’inci maddesine aykırı olarak 450.835,08 TL altyapı katılım payı, yönetim gideri ve su alacaklarının öncelikle ödenmediğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Şikayet olunan vekili cevap dilekçesinde özetle; İcra ve İflas Kanunu'nun (7101 sayılı Yasa ile değişik) 206’ncı maddesinin birinci fıkrasına göre ipotekle temin edilen alacakların malın aynından doğan kamu alacaklarından da önce ödeneceğini, şikayetçinin alacağının ise, aynı maddeye göre üçüncü sırada imtiyazlı olduğunu ve ipotekli alacağın önüne geçemeyeceğini savunarak, şikayetin reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şikayetçi alacağının özel kanunlarda imtiyazlı olduğu belirtilen alacaklardan olduğu, ipotekle temin edilen alacağa oranla öncelikli olmadığı gerekçesiyle, şikayetçinin sıra cetvelindeki sırasına yönelik itirazlarının reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde şikayetçi vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Şikayetçi vekili şikayet dilekçesindeki nedenlerle kararı istinaf etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesi ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde şikayetçi vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Şikayetçi vekili şikayet ve istinaf başvuru dilekçesini tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sıra cetveline şikayet istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, İİK’nın 142. maddesi, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 15. ve 18. maddeleri 3.Değerlendirme Organize Sanayi Bölgesi sınırları içerisinde yer alan ve Organize Sanayi Bölgesi mülkiyetinde bulunmayan taşınmazların tamamının tapu kaydına “Taşınmazın icra yoluyla satışı dahil üçüncü kişilere devrinde Organize Sanayi Bölgesinden uygunluk görüşü alınması zorunludur” şerhi konulur. Bu durumda eski katılımcının vermiş olduğu taahhütler, yeni alıcı tarafından da aynen kabul edilmiş sayılır. (4562 Sayılı Kanunun 18/9. maddesi) Organize Sanayi Bölgesince teminat olarak gösterilen ve bu nedenle satışına karar verilen veya katılımcıların borcundan dolayı satışına karar verilen taşınmazların icra yoluyla satışı halinde; Bakanlık ve Organize Sanayi Bölgesi alacaklarının öncelikle ödenmesi koşuluyla, bölgenin kuruluş protokolünde öngörülen niteliklere sahip alıcılara veya kredi alacaklısı kuruluşa satış yapılabilir. Satış ilanlarında kuruluş protokolünde yer alan katılımcı niteliklerine de yer verilir. (4562 Sayılı Kanunun 15/3. maddesi) Yukarıya alınan Kanun hükümlerine göre, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 18/9. maddesinde, Organize Sanayi Bölgesi sınırları içerisinde bulunan bir taşınmazın icrada satılabilmesi için Organize Sanayi Bölgesi yönetiminin “icradan satılabilir” görüşünün alınması zorunludur. Somut olayda Organize Sanayi Bölgesi yönetimi, 10.10.2018 tarihli ve 27.08.2019 tarihli cevabi yazılarında “yönetim gideri, alt yapı katılım payı ve su tüketim bedeli olarak 450.835,08 TL alacağının öncelikle ödenmesi koşuluyla” taşınmazın icra aracılığıyla satılmasına izin vermiştir. İcra dairesi verilen izin üzerine paylaşıma konu taşınmazı satmış ve sıra cetveli düzenlemiştir. Yapılan sıra cetvelinde birinci sırada ipotekli alacaklı Türkiye İş Bankası’na, ikinci sırada ipotek alacaklısı ... Şirketine, üçüncü sırada müşteki Organize Sanayi Bölgesine yer vermiştir. Organize Sanayi Bölgesi alacağının 4561 sayılı Kanun'un 15/3 ve 18/9. maddeleri gereğince ipotek alacaklısından önce ödenmesi gerekir. Zira ipotek alacaklısının alacağını alabilmesi taşınmazın satılmasına bağlıdır. Bu satışın yapılabilmesi için Organize Sanayi Bölgesi Yönetiminin izin vermesi yasal zorunluluktur. İzin verilebilmesi için Organize Sanayi Bölgesi Yönetiminin borçlarının öncelikle ödenmesi şarttır. Kanun ipotek veya parasal alacak ayrımı yapmaksızın, “icrada satış yapılması” halinde izin alınması ve Organize Sanayi Bölgesi alacaklarının öncelikle ödenmesini şart koştuğundan, anılan rüçhaniyet koşulu, hem para alacaklarına yönelik takip hem de ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipler için geçerlidir. Aslında Organize Sanayi Bölgesindeki bir taşınmazla ilgili ipotek tesis edilirken ipotek lehtarı, tapudaki izin şartı şerhi nedeniyle 4562 sayılı Kanundaki sınırlama ve yükleri bilerek ipotek tesis ettiği için, Organize Sanayi Bölgesinin varsa taşınmazın muhafazası ve işletilmesiyle ilgili alacağının tesis edilen ipotekten önce sıra cetvelinde yer alacağını da kabul etmiş sayılır. Bu nedenlerle şikayetçinin şikayetinin kabulü gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1-Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının reddine, 2-Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3-İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.05.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. - KARŞI OY YAZISI - Şikâyetçi vekili şikâyet dilekçesinde özetle; Eskişehir 8 İcra Müdürlüğünün 2017/5073 Esas sayılı dosyası borçlusu ... Toprak Ürünleri İnş. Mak. Tur. Gıda San. ve Tic. A.Ş. müvekkil Pazaryeri Organize Sanayi Bölgesi içinde bulunan 374 ada 165 parsel sayılı taşınmazda katılımcı firma olarak faaliyet göstermekte iken kredi borçları nedeniyle hakkında yukarıda icra ve esas numarası yazılı dosyadan icra takibi başlatıldığını, takipte borçlu şirketin faaliyet gösterdiği müvekkil OSB içindeki sanayi taşınmazının ve üstündeki tesisin haczi ile satışı işlemlerine gerçekleştirildiğini, ayrıca 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Sanayi Kanununun 15. maddesindeki amir düzenlemede OSB'ce teminat olarak gösterilen ve bun nedenle satışına karar verilen veya katılımcıların borcundan dolayı satışına karar verilen taşınmazların icra yoluyla satışı halinde Bakanlık ve OSB alacaklarının öncelikle ödenmesi koşuluyla bölgenin kuruluş protokolünde öngörülen niteliklere sahip alıcılara veya kredi alacaklısı kuruluşa satış yapılabilir. Satış ilanlarında kuruluş protokolünde yer alan katılımcı niteliklerine de yeri verilir hükmünün bulunduğunu, Kanunun 18. maddesindeki amir düzenleme de OSB sınırları içerisinde yer alan OSB mülkiyetinde bulunmayan taşınmazların icra yoluyla satışa dahi üçüncü kişilere devrinde OSB den uygunluk görüşü alınması zorunludur hükmünün mevcut olduğunu, bu amir hükümler uyarınca gerek satış öncesi ve gerek satış işlemleri sırasında OSB tarafından temin edilen altyapı, katılım payı, yönetim giderleri olmak üzere alacağını ve bu alacak öncelikli ödemek kaydı ile satışa uygunluk verdikleri İcra Müdürlüğüne bildirildiğini, paraların paylaştırılması aşamasında önce de müvekkil OSB'nin 27.08.2019 tarih 137 sayılı yazısı ile borçlu firmadan 2015 – 2016 – 2017 – 2018 yılları alt yapı katılım payları yönetim giderleri su tüketim bedelleri olmak üzere toplam 450.835.08 – TL alacak kaydının icra müdürlüğüne bildirildiği, ancak 16.09.2019 tarihli sıra cetvelinde ilk iki sıraya T.İş Bankası A.Ş ve ...’ nın ipotek alacaklarının konduğu, müvekkil OSB' nin satışa öncelik verilmesi gereken alacağın ise 3. sıraya konulduğunu ve satış bedelinin de dosya alacaklarını karşılamaya yetmediğinden müvekkil OSB' ye herhangi bir ödemenin yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini; yapılan işlemin 4562 Sayılı Yasanın 15. maddesi hükmüne aykırı olduğunu, bu nedenle sıra cetvelinin iptal edilerek yeniden sıra cetveli hazırlanmasını, yapılacak sıra cetvelinde davacı OSB'nin ilk sıraya alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. T. İş Bankası A.Ş. vekili İcra ve İflas Kanununun (7101 sayılı Yasa ile değişik) 206’ncı maddesinin birinci fıkrasına göre ipotekle temin edilen alacakların malın aynından doğan kamu alacaklarından da önce ödeneceğini, şikâyetçinin alacağının ise aynı maddeye göre üçüncü sırada imtiyazlı olduğunu ve ipotekli alacağın önüne geçemeyeceğini bildirerek şikâyetin reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; ‘’Tüm dosya bir bütün olarak değerlendirildiğinde; 4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 15/3. maddesi   (Değişik fıkra: 23.10.2008 – 5807 S.K./3. mad) OSB'ce teminat olarak gösterilen ve bu nedenle satışına karar verilen veya katılımcıların borcundan dolayı satışına karar verilen taşınmazların icra yoluyla satışı halinde; Bakanlık ve OSB alacaklarının öncelikle ödenmesi koşuluyla, bölgenin kuruluş protokolünde öngörülen niteliklere sahip alıcılara veya kredi alacaklısı kuruluşa satış yapılabilir. Satış ilanlarında kuruluş protokolünde yer alan katılımcı niteliklerine de yer verilir" şeklinde olup, İİK'nın 140/2. maddesinde ise ‘’alacaklılar 206 ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar’’ hükmüne yer verilmiştir. Şikâyetçinin alacağı İİK'nın 206/4. maddesi gereği özel kanunlarında imtiyazlı olduğu belirtilen alacaklardan olduğundan ipotekle temin edilen alacaktan önce şikâyetçiye ödeme yapılması Yasaya uygun olmayıp sıra cetvelinin hukuka uygun olduğu’’ gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir. Karara karşı şikâyetçi vekili istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; ‘’Hukuk Muhakemeleri Kanununun 359’uncu maddesinin 3 numaralı fıkrası uyarınca dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine aykırılığın da tespit edilmemesine ve özellikle Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 18.09.2023 gün ve 2022/4997 E., 2023/2788 K sayılı kararına uygun biçimde verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu’’ gerekçesiyle Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1 - b. 1 düzenlemesi gereğince şikayetçi vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin esastan reddine karar verilmiştir. Karara karşı şikâyetçi vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Karar, Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunca; ‘’Organize Sanayi Bölgesi alacağının 4562 sayılı Kanunun 15/3 ve 18/9. maddeleri gereğince ipotek alacaklısından önce ödenmesi gerekir. Zira ipotek alacaklısının alacağını alabilmesi taşınmazın satılmasına bağlıdır. Bu satışın yapılabilmesi için Organize Sanayi Bölgesi Yönetiminin izin vermesi yasal zorunluluktur. İzin verilebilmesi için Organize Sanayi Bölgesi Yönetiminin borçlarının öncelikle ödenmesi şarttır. Kanun ipotek veya parasal alacak ayrımı yapmaksızın, “icrada satış yapılması” halinde izin alınması ve Organize Sanayi Bölgesi alacaklarının öncelikle ödenmesini şart koştuğundan, anılan rüçhaniyet koşulu, hem para alacaklarına yönelik takip hem de ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipler için geçerlidir. Aslında Organize Sanayi Bölgesindeki bir taşınmazla ilgili ipotek tesis edilirken ipotek lehtarı, tapudaki izin şartı şerhi nedeniyle 4562 sayılı Kanundaki sınırlama ve yükleri bilerek ipotek tesis ettiği için, Organize Sanayi Bölgesinin varsa taşınmazın muhafazası ve işletilmesiyle ilgili alacağının tesis edilen ipotekten önce sıra cetvelinde yer alacağını da kabul etmiş sayılır. Bu nedenlerle şikayetçinin şikayetinin kabulü gerekir’’ gerekçesiyle oyçokluğuyla bozulmuştur. Uyuşmazlık, sıra cetveline itiraz istemine ilişkindir. Aşağıda açıklanan nedenlerle Yüksek Özel Daire Sayın çoğunluğunun bozma kararına katılmıyoruz. Çoğunluk görüşü ile azınlık görüşü arasındaki ihtilaf, Eskişehir 8. İcra Müdürlüğünün 2017/5073 Esas sayılı dosyasındaki sıra cetvelinde, davacının sırasının 1. sırada olup olamayacağı noktasında toplanmaktadır. 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 15. maddesine göre; ‘’Madde 15 – Arsa satışları müteşebbis heyetin belirleyeceği prensipler ve şeffaflık ilkesi çerçevesinde yönetmelikte belirlenen usul ve esaslara uygun şekilde yönetim kurulunun yetki ve sorumluluğu ile gerçekleştirilir ve Bakanlığa satışı takip eden ayın ilk haftası içerisinde bilgi verilir. Kredi kullanan OSB’lerde kredi borcu ödeninceye kadar Bakanlığın ilgili bankaya bildirdiği bu satışları banka takip eder, tahsis ve satıştan elde edilen meblağ ile kredi taksitlerinin süresinde ödenmesini sağlar.[16] (Ek fıkra: 18.6.2017 – 7033/49 md.) (Mülga fıkra 4.4.2023 – 7451/7 md.) Arazi satışlarından elde edilen meblağı yönetim kurulunun yatırmadığının tespit edilmesi durumunda; söz konusu tutar peşinat ise satış sözleşmesinin yapıldığı tarihten, taksit ise vade tarihinden yatırılış tarihine kadar geçen süre için banka, Bakanlık lehine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen oranlarda gecikme zammı oranını uygular ve tahsilini takiben genel bütçeye gelir kaydeder.] (Değişik fıkra: 23.10.2008 – 5807/3 md.) OSB'ce teminat olarak gösterilen ve bu nedenle satışına karar verilen veya katılımcıların borcundan dolayı satışına karar verilen taşınmazların icra yoluyla satışı halinde; Bakanlık ve OSB alacaklarının öncelikle ödenmesi koşuluyla, bölgenin kuruluş protokolünde öngörülen niteliklere sahip alıcılara veya kredi alacaklısı kuruluşa satış yapılabilir Satış ilanlarında kuruluş protokolünde yer alan katılımcı niteliklerine de yer verilir. (Ek fıkra: 23.10.2008 – 5807/3 md.) Taşınmazların kredi alacaklısı kuruluşa satılması halinde, kredi alacaklısı kuruluş, satın aldığı taşınmazı sadece bölgenin kuruluş protokolünde öngörülen niteliklere sahip gerçek veya tüzel kişilere en geç iki yıl içerisinde satmak veya aynı nitelikteki gerçek veya tüzel kişilere kiraya vermek zorundadır’’. Aynı Kanunun 18. maddesine göre; ‘’Madde 18 – (Değişik: 18.6.2017 – 7033/51 md.) Ön tahsis ve parsel tahsisi, yönetmelik hükümlerine göre müteşebbis heyetin veya genel kurulun belirleyeceği prensipler ve şeffaflık ilkesi doğrultusunda yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yönetim kurulu tarafından yapılır ve Bakanlığa, tahsisi takip eden ayın ilk haftası içerisinde bilgi verilir. Bakanlık gerekli gördüğü takdirde, OSB’de yer tahsis edileceklerin temel vasıfları ile iştigal konularını kuruluş protokolünde belirleyebilir. Katılımcılara tahsis veya satışı yapılan arsalar hiçbir şekilde tahsis amacı dışında kullanılamaz. Bu arsalar katılımcılar ve mirasçıları tarafından borcun tamamı ödenmeden ve tesis üretime geçmeden satılamaz, devredilemez ve temlik edilemez. Bu husus tapuya şerh edilir. Arsa tahsis ve satışının şirket statüsündeki katılımcılara yapılması hâlinde, borcu ödenmeden ve tesis üretime geçmeden arsanın satışını ve spekülatif amaçlı işlemlerle mülkiyet hakkının devrini önlemeye yönelik tedbirleri almakla Bakanlık yetkilidir. Ancak arsa tahsisi yapılan firmanın tasfiyesi hâlinde, firmanın katılımcı vasfını taşıyan ortağına veya ortaklarına tahsis hakkının devri mümkündür. Bu konudaki işlemlerin muvazaalı olup olmadığını tetkikle ve sonucuna göre gerekli tedbirleri almakla Bakanlık yetkilidir. Bu husustaki yasaklara aykırılığın mahkemece tespiti hâlinde, arsa kimin tasarrufunda olursa olsun tahsis veya satış tarihindeki bedeli ile geri alınarak bir başka katılımcıya tahsis ve satışı yapılır. Tahsis edilen arsaların tapuları, katılımcı tarafından tahsis bedelinin tümüyle ödenmesi veya tahsis bedelinden kalan borç için teminat mektubu verilmesi ve OSB’nin kesin olarak belirleyeceği arsa bedelleri ile yapılacak diğer yatırımlara itirazsız olarak katılacağına ilişkin noter tasdikli taahhütname vermesi koşullarının gerçekleşmesi hâlinde tesisi üretime geçenlere geri alım hakkı şerhi konulmadan, tesisi üretime geçmeyenlere ise geri alım hakkı şerhi konularak verilir. Katılımcının kendisine tahsis edilen parsel üzerinde gerçekleştireceği sabit yatırım tutarının en az % 50’si tutarında bankalar veya kredi kuruluşlarından yatırım kredisi alması durumunda altıncı fıkrada aranan şartları sağlayanlarda üretime geçme şartı aranmaksızın geri alım hakkı şerhi konulmadan; Bakanlık kredisi kullanan OSB’lerde ipotekli, Bakanlık kredisi kullanmayan OSB’lerde ipoteksiz tapu verilebilir. Katılımcının yönetmelikte belirlenen süreler içinde üretime geçmemesi ve kredi sözleşmesinin sona ermesi durumunda tahsis için ödenen tutar toplamının tahsis tarihinden sonraki yıllar için 213 sayılı Kanun uyarınca açıklanan yeniden değerleme oranlarına göre güncellenmesi ile elde edilen tutarın ilgilinin banka hesabına yatırılmasını müteakip, parsel OSB adına tescil edilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin hususlar yönetmelikle belirlenir. Hâlihazırda geri alım şerhli tapusunu alan katılımcılar hakkında yedinci fıkra hükümleri kıyasen uygulanabilir. OSB sınırları içerisinde yer alan OSB mülkiyetinde bulunmayan taşınmazların tamamının tapu kaydına “Taşınmazın icra yoluyla satışı dâhil üçüncü kişilere devrinde OSB’den uygunluk görüşü alınması zorunludur.” şerhi konulur. Bu durumda eski katılımcının vermiş olduğu taahhütler, yeni alıcı tarafından da aynen kabul edilmiş sayılır. (Ek fıkra: 4.4.2023 – 7451/8 md.) OSB tüzel kişiliği sanayi veya hizmet destek alanında bulunan parsellerde üstyapı inşa edebilir, üretime geçme şart ve taahhüdü veren yatırımcılara parselleri üstyapılı kiralayabilir veya üstyapılı satabilir. (Değişik fıkra: 4.4.2023 – 7451/8 md.) Yönetmelikle belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde, katılımcılar tesislerini üretim amaçlı olmak üzere bir veya birden fazla kiracıya kiralayabilir. OSB’lerde yer alacak sanayi kuruluşlarının müşterek yararlarına yönelik hizmet vermek üzere; kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ile müteşebbis heyette temsil edilen kurum ve kuruluşlara, müteşebbis heyet tarafından, mülkiyeti OSB’de kalmak üzere arsa tahsis edilebilir’’. 2004 sayılı İcra Ve İflas Kanununun 140. maddesine göre; ‘’Madde 140 – Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar. Alacaklılar 206 ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar. Bununla beraber ilk üç sıraya kayıt için muteber olan tarih haciz talebi tarihidir’’. Aynı Kanunun 142. maddesine göre; ‘’Madde 142 – (Değişik madde: 03.07.1940 – 3890/1 md.) Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel mündericatına itiraz edebilir. Dava basit muhakeme usulüyle görülür. İtiraz alacağın esas ve miktarına taalluk etmeyip yalnız sıraya dairse şikâyet yoluyla icra mahkemesine arz olunur’’. Aynı Kanunun 206. maddesine göre; ‘’ ‘’Madde 206 – (Değişik: 3.7.1940 – 3890/1 md.) (Değişik birinci fıkra: 28.2.2018 – 7101/5 md.) Alacakları rehinli olan alacaklıların satış tutarı üzerinde rüçhan hakları vardır. Gümrük resmi ve akar vergisi gibi Devlet tekliflerinden muayyen eşya ve akardan alınması lazım gelen resim ve vergi, rehinli alacaklardan sonra gelir. Bir alacak birden ziyade rehinle temin edilmiş ise satış tutarı borca mahsup edilirken her rehinin idare ve satış masrafı ve bu rehinlerden bir kısmı ile temin edilmiş başka alacaklar da varsa bunlar nazara alınıp paylaştırmada lazım gelen tenasübe riayet edilir. Alacakları taşınmaz rehiniyle temin edilmiş olan alacaklıların sırası ve bu teminatın faiz ve eklentisine şümulü Kanunu Medeninin taşınmaz rehinine müteallik hükümlerine göre tayin olunur. (Ek cümle: 29/6/1956 – 6763/42 md.; Mülga cümle: 14/1/2011 – 6103/41 md.) (…) (Değişik dördüncü fıkra: 17.7.2003 – 4949/52 md.) Teminatlı olup da rehinle karşılanmamış olan veya teminatsız bulunan alacaklar masa mallarının satış tutarından, aşağıdaki sıra ile verilmek üzere kaydolunur: Birinci sıra: A) İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve  iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dâhil alacakları ile  iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları, B) İşverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları, C) İflâsın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacakları. İkinci sıra: Velâyet ve vesayet nedeniyle malları borçlunun idaresine bırakılan kimselerin bu ilişki nedeniyle doğmuş olan tüm alacakları; Ancak bu alacaklar,  iflâs, vesayet veya velâyetin devam ettiği müddet yahut bunların bitmesini takip eden yıl içinde açılırsa imtiyazlı alacak olarak kabul olunur. Bir davanın veya takibin devam ettiği müddet hesaba katılmaz. Üçüncü sıra: Özel kanunlarında imtiyazlı olduğu belirtilen alacaklar. Dördüncü sıra: İmtiyazlı olmayan diğer bütün alacaklar. (Ek fıkra: 17.7.2003 – 4949/52 md.) Bir ve ikinci sıradaki müddetlerin hesaplanmasında aşağıdaki süreler hesaba katılmaz: 1. İflâsın açılmasından önce mühlet de dahil olmak üzere geçirilen konkordato süresi. 2. İflâsın ertelenmesi süresi. 3. Alacak hakkında açılmış olan davanın devam ettiği süre. 4. Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesinde, ölüm tarihinden tasfiye kararı verilmesine kadar geçen süre. (Ek fıkra: 14.1.2011 – 6103/41 md.) Gemilerin paraya çevrilmesi hâlinde yapılacak sıra cetveli, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler için Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddesi hükümlerine göre düzenlenir’’. Eskişehir 8. İcra Müdürlüğünün 2017/5073 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklı Türkiye İş Bankası AŞ vekili tarafından borçlu ... Toprak Ür. İnş. Mak. Tur. Gıd. Ve Tic. AŞ aleyhine örnek 6 ödeme emri ile icra takibinde bulunulduğu, takibin kesinleştiği, icra müdürlüğünce 16.09.2019 tarihinde sıra cetveli düzenlendiği, mahkemedeki şikâyetin bu sıra cetveline itiraza ilişkin olduğu anlaşılmıştır. İİK’nın 140. maddesine göre; alacaklılar 206 ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar. Bununla beraber ilk üç sıraya kayıt için muteber olan tarih haciz talebi tarihidir. İİK’nın 142. maddesine göre; cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel mündericatına itiraz edebilir. Dava basit muhakeme usulüyle görülür. İtiraz alacağın esas ve miktarına taalluk etmeyip yalnız sıraya dairse şikâyet yoluyla icra mahkemesine arz olunur. İİK’nın 206. maddesinde göre; adi ve rehinli alacakların sırası belirlenmiştir. Bir alacak birden ziyade rehinle temin edilmiş ise satış tutarı borca mahsup edilirken her rehinin idare ve satış masrafı ve bu rehinlerden bir kısmı ile temin edilmiş başka alacaklar da varsa bunlar nazara alınıp paylaştırmada lazım gelen tenasübe riayet edilir. Alacakları taşınmaz rehiniyle temin edilmiş olan alacaklıların sırası ve bu teminatın faiz ve eklentisine şümulü Kanunu Medeninin taşınmaz rehinine müteallik hükümlerine göre tayin olunur. Teminatlı olup da rehinle karşılanmamış olan veya teminatsız bulunan alacaklar masa mallarının satış tutarından, yasanın belirlediği sıra ile verilmek üzere kaydolunur: Yasaya göre alacaklar şöyle sıralanmıştır. Birinci sıra: A) İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dâhil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları, B) İşverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları, C) İflâsın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacakları. İkinci sıra: Velâyet ve vesayet nedeniyle malları borçlunun idaresine bırakılan kimselerin bu ilişki nedeniyle doğmuş olan tüm alacakları; Ancak bu alacaklar, iflâs, vesayet veya velâyetin devam ettiği müddet yahut bunların bitmesini takip eden yıl içinde açılırsa imtiyazlı alacak olarak kabul olunur. Bir davanın veya takibin devam ettiği müddet hesaba katılmaz. Üçüncü sıra: Özel kanunlarında imtiyazlı olduğu belirtilen alacaklar. Dördüncü sıra: İmtiyazlı olmayan diğer bütün alacaklar. 4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 15/3. maddesi, OSB'ce teminat olarak gösterilen ve bu nedenle satışına karar verilen veya katılımcıların borcundan dolayı satışına karar verilen taşınmazların icra yoluyla satışı halinde; Bakanlık ve OSB alacaklarının öncelikle ödenmesi koşuluyla, bölgenin kuruluş protokolünde öngörülen niteliklere sahip alıcılara veya kredi alacaklısı kuruluşa satış yapılabilir. Satış ilanlarında kuruluş protokolünde yer alan katılımcı niteliklerine de yer verilir şeklindedir. İİK’nın 140/2. maddesi ise alacaklılar 206 ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar hükmünü düzenlemiştir. Somut olayda, şikâyetçinin alacağı İİK’nın 206/4. maddesi gereği özel kanunlarında imtiyazlı olduğu belirtilen alacaklardandır. Bu nedenlerle ipotekle temin edilen alacaktan önce şikâyetçiye ödeme yapılması mümkün değildir. Düzenlenen sıra cetveli hukuka uygun olup şikâyetin reddine dair verilen kararın onanması gerektiği kanaatiyle Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunun, kararın bozulması yönündeki kararına katılmıyoruz.
12. Hukuk Dairesi, 2024/6061 E., 2024/8406 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İİK'nın 5311 sayılı Kanunla değişik 363. maddesi;
12. Hukuk Dairesi         2024/6061 E.  ,  2024/8406 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: 02.03.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanunun 26. maddesi ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 365/1. maddesinde; “İstinaf yoluna başvurma, yasal süre geçtikten sonra yapılır veya istinaf yoluna başvurulmasına olanak bulunmayan bir karara veya vazgeçme nedeniyle itiraz veya şikâyetin reddine yahut süresi geçmiş bir şikâyete ilişkin olursa, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri gereğince istem icra mahkemesince reddedilir” hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin 3. fıkrasında ise; “Bölge Adliye Mahkemesi, birinci fıkra kapsamına girdiği hâlde reddine karar verilmemiş başvuruyu geri çevirmeyip doğrudan kesin karara bağlar” düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda, temyizen incelenmesi istenen karar, iflas idaresince yapılan ihalenin feshi istemine yönelik şikayet olup, anılan kararın temyiz kabiliyeti bulunmamaktadır. Buna göre, Dairemizce incelenmesi istenen Bölge Adliye Mahkemesi kararı, İİK’nın 365/1-son maddesinde belirtildiği üzere KESİN nitelikte olduğundan, 5311 sayılı Kanunla değişik İİK'nın 364. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 366. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 352.maddesi uyarınca temyiz başvuru talebinin (REDDİNE), 10.10.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Üye Dr. ...'in Karşı Oy Yazısı; İİK'nın 5311 sayılı Kanunla değişik 363. maddesi; 5311 sayılı kanun ile değişiklik öncesi uygulanan İİK'nın 363.maddesinin tersine, İcra Mahkemelerinin hangi kararlarına karşı istinaf yolunun kapalı olduğu (yani İcra Mahkemelerinin hangi kararlarının kesin olarak verildiği) düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile İcra Mahkemelerinin İİK'nın 363. maddesinde gösterilmemiş bulunan diğer kararlarına karşı istinaf yolunun açık olduğu anlaşılmaktadır. İİK 363. maddenin değiştirilmeden önceki halinde İcra Mahkemelerinin hangi kararlarını temyiz edilebileceği 18 bent halinde sınırlı olarak sayılmış olup 9. bent taşınır ve taşınmaz malların ihale kararlarının feshine veya fesih talebinin reddine ilişkin kararları şeklinde yazılı olup, ihalenin icra veya iflas takibinde yapılıp yapılmadığı ayrımı gözetilmeden temyizi kabil kararlar arasında özellikle belirtilmiştir. İİK'nın 226. maddesinin birinci fıkrasına göre, iflas idaresi müflisin veya alacaklıların temsilcileri olmayıp, iflas masasının yasal temsilcisidir. İflas idaresinin işlemlerine karşı şikayet yoluna başvurulabilir. (İİK M. 227,1) İİK'nın 5311 sayılı kanunla değişik 363. maddesinde İcra Mahkemelerince verilen istinaf yolu kapalı bulunan kararlar sayılırken «...."İcra Mahkemelerinin iflas idaresinin işlemleri hakkında şikayet üzerine verilen kararlara karşı, İflas idare memurunun ücret ve masrafları hakkındaki hesap pusulası ve 36. maddeye göre icranın geri bırakılması dışındaki kararlara karşı, ait olduğu alacak hak veya malın değer veya miktarının yedi bin Türk Lirasını geçmesi şartı ile istinaf yoluna başvurulabilir." hükmünü düzenlenmektedir. Görüldüğü üzere bu yasa metni sözleri açık ve anlaşılır değildir. 5311 Sayılı Kanun ile ilgili olarak hazırlanan Hükümet tasarısında "İcra Mahkemesinin iflas dairesinin işlemleri hakkında şikayet üzerine verdiği kararlar ibaresi yer almamakta idi. Bu ibare TBMM Adalet Komisyonu tarafından «...."İcra Mahkemesinin iflas idaresinin işlemleri hakkında şikayet üzerine verdiği kararlara istinaf yolunu açmak" gerekçesi ile eklenerek yasalaşmıştır. (... ..., ... Ejder/ Ayvaz Taşpınar .../ Hanağası Emel; İcra ve İflas Hukuku Ankara 2023 s.80 dn.28) Adalet komisyon gerekçesi ile birlikte anılan hüküm yorumlandığında müflise ait taşınmazların açık arttırma yolu ile satışı için iflas idaresi, masaya ait malların bir listesinin iflas müdürlüğüne sunarak satış yapılmasını talep eder ve tüm satış işlemlerini iflas müdürlüğü gerçekleştirir. İflas dairesi işlemlerine karşı şikayet üzerine verilen kararlara karşı istinaf yolunun açık olduğu söylenebilir. İflasta açık arttırma yolu ile satış usulü, hacizdeki açık arttırma yolu ile satış usulü ile aynıdır. Uyap istemi üzerinden satışa hazırlık işlemleri ve e-ihale ile ihale yapılır. Bu sebepten iflasta müflise ait malların ihale işlemlerini iflas idaresi değil uygulamada iflas dairesi yürütür. Bu şekilde yapılan ihalelerin feshi şikayeti üzerine verilen İcra Mahkemesi kararlarına karşı istinaf ve temyiz kanun yolları açıktır. İcra Mahkemesinin ihalenin feshi talebinin reddi yönündeki kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmesi nedeniyle ihalenin feshi şikayetini, iflas idaresi işlemlerini şikayet kapsamında ele almak isabetli değildir. İİK 363 maddesinin değişiklikten önceki halinde ihale kararlarının feshi veya fesih talebinin reddine ilişkin kararları ihale konusu malın müflise ait olup olmadığı ayrımı yapılmaksızın temyizi kabil kararlar arasında sayılmıştır. Bu nedenle 5311 sayılı Kanun ile değişik 363 maddesi uyarınca müflise ait mallarla ilgili ihalenin feshi şikayeti sonucunda verilen karara karşı istinaf yolunu kapatıldığı şeklindeki çoğunluk görüşe katılamıyorum. Yukarıda açıkladığım sebeple müflise ait taşınmaz ihalesinin feshi şikayetinin İcra Mahkemesince reddi kararına karşı istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf sonucunun esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkeme kararına karşı temyiz yolu açık olduğundan temyiz incelemesinin yapılması görüşündeyim. Çoğunluğun iflas idaresince yapılan ihalenin feshi istemine yönelik şikayet olup ancak kararın temyiz kabiliyetinin bulunmadığından bahisle temyiz başvuru talebinin reddi yönündeki karara katılamıyorum.10.10.2024
5. Hukuk Dairesi, 2022/13666 E., 2023/2122 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6100 sayılı Kanun’un 114 üncü maddesi gereği hukuki yarar dava şartı olduğu, 2004 sayılı Kanun'un 5311 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile değişik 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası gereği de borçlu, icra dairesinden (daha önce yapılmış olan ilâmlı icra takibi dosyası üzerinden) icranın tamamen veya kısmen eski hâline iade edilm
5. Hukuk Dairesi         2022/13666 E.  ,  2023/2122 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 15. Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen kesinleşmemiş kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında verilen ilâma dayalı olarak icra marifetiyle tahsil edilen paranın istirdadı davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince bir kısım davacılar yönünden davanın açılmamış sayılmasına, davacı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı idare vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı idare vekili dava dilekçesinde; idareye karşı davalılar tarafından açılan kamulaştırmasız el atma davasında ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/175 Esas, 2012/100 Karar sayılı kararıyla idare aleyhine hüküm verildiğini, Pendik 1. İcra Müdürlüğünün 2012/6522 Esas ve 2012/6520 Esas sayılı ilâmlı takipler üzerine hüküm altına alınan bedellerin davalıya haricen ödendiğini, tashih-i karar sonucu ilâmın 23.12.2013 tarihinde göreve ilişkin dava şartı nedeniyle Yargıtayca bozulduğunu, yeni esas üzerinden mahkemece devam eden yargılama sonucu verilen görev nedeniyle davanın reddine ilişkin kararının 22.12.2015 tarihinde kesinleşmesi sonucu davalılara ödenen toplam 602.460,44 TL bedelin ödeme gününden itibaren kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte müvekkil idareye ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle yetki ve zaman aşımı itirazında bulunarak huzurdaki dava ile haczen tahsil edilen 602.460,44 TL'nin haczen tahsil tarihi olan 22.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte iadesinin talep edilmesine karşın, davacı tarafça Pendik 1. İcra Müdürlüğünün 2012/6522 Esas sayılı dosyasına 567.708,44 TL ödeme yapıldığını, 39.092,40 TL tahsil harcı, 11.354,10 TL cezaevi harcı, 3.781,00 TL damga vergisi düşüldükten sonra tahsil edilen bedelin 482.887,94 TL olduğunu, Pendik 1. İcra Müdürlüğünün 2012/6520 Esas sayılı dosyasına ise, 34.752,00 TL ödeme yapıldığını, 2.278,80 TL tahsil harcı, 695,00 TL cezaevi harcı düşüldükten sonra tahsil edilen bedelin 31.778,20 TL olduğunu, davayı kabul etmemekle birlikte taraflarına net olarak ödenen bedelin talep edilmesi gerektiğini, aradaki farkın uhdelerinde olmadığını, davacı tarafından tahsil edilen bedelin 602.460,44 TL olmadığını, borçlu tarafça fazla ödenen paranın iadesi için öncelikle talepte bulunulması gerektiğini, böyle bir talep gönderilmediğinden faiz talebinin yerinde olmadığını, yani temerrüt olgusunun gerçekleşmediğini beyanla, davanın reddine, faiz talebinin reddine, karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalılardan ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarındaki davanın 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 150 inci maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına, davalı ... aleyhine açılan davanın hukukî yarar dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası olduğunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 40 ıncı maddesi ile düzenlenen icranın iadesi talebinin seçimlik bir yol olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6100 sayılı Kanun’un 114 üncü maddesi gereği hukuki yarar dava şartı olduğu, 2004 sayılı Kanun'un 5311 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile değişik 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası gereği de borçlu, icra dairesinden (daha önce yapılmış olan ilâmlı icra takibi dosyası üzerinden) icranın tamamen veya kısmen eski hâline iade edilmesini isteyebileceği ve icranın eski hâline iade edilebilmesi için borçlunun bir ilâmlı icra takibi yapmasına ve alacaklıya icra emri gönderilmesine gerek olmadığı, bu nedenle borçlunun, bu hâlde icra dairesinden icranın iadesini isteyeceği yerde ayrı bir dava açmasında hukukî yararı bulunmadığından dolayı davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığının kabulü ile davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili temyiz itirazında bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek temyiz itirazında bulunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kesinleşmemiş kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında verilen ilâma dayalı olarak icra marifetiyle tahsil edilen paranın istirdadı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 2004 sayılı Kanun'un 5311 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile değişik 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; davalılar tarafından, İstanbul ili, ... ilçesi, ... köyü 5 pafta 1018 parsel sayılı taşınmaz için ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/175 Esas sayılı dosyasında, kamulaştırmasız el etmadan kaynaklanan tazminat davası açıldığı, ilgili dosyada 23.12.2013 tarihli ve 2012/100 Karar sayılı kararla tazminata hükmedilerek, tapunun iptali ile idare adına tesciline karar verildiği, kararın, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 02.07.2012 tarihli ve 2013/21017 Esas, 2013/23580 Karar sayılı kararıyla, davanın idarî yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu, bozma ilâmı uyarınca, yeniden yapılan yargılamada, Mahkemenin 11.03.2014 tarihli ve 2014/62 Esas, 2014/104 Karar sayılı kararla görevsizlik kararı verildiği, görevsizlik kararının 06.04.2015 tarihinde kesinleştiği, işbu dosyanın davacılar vekili tarafından, bozmadan önceki ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/175 Esas, 2012/100 Karar sayılı ilâmın icrası için Pendik 1. İcra Müdürlüğünde takip başlatıldığı, davacı idare tarafından icra dosyalarına, 567.708,44 TL ve 34.752,00 TL olmak üzere toplam 602.460,44 TL ödeme yapıldığı, icra dosyalarının konusunu oluşturan mahkeme ilâmının bozulması ve sonuç olarak dosyada görevsizlik kararı verilmesi sebebiyle, sebepsiz hâle gelen ödemenin faiziyle birlikte davalıdan tahsili için eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. 3. Bilindiği üzere 2004 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında "Bir ilâm hükmü icra edildikten sonra bölge adliye mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir ya da Yargıtayca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski hâline iade olunur." hükmü yer almaktadır. 4. Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre; davanın yargı yolu nedeniyle usulden reddi kararı, 2004 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen, “hiç veya o kadar borcu bulunmadığına” dair esasa yönelik kesin bir ilâm olmadığından ve 2004 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin olayda uygulama yeri olmadığı göz önünde bulundurulduğunda davacı idarenin hiç ya da takip miktarı kadar borçlu bulunmadığı kesin bir ilâmla esastan çözülmediğinden, bu durumda da ilâmlı takiple ödenen bedelin iade şartının gerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın hukukî yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğrudur. 5. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı idare vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacı idareden peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2019/190 E., 2022/828 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
madde hükümleri alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amacıyla getirilmiş olup, bu amaca uygun olarak anılan şikayet olunan tarafından İİK'nın 106. maddesindeki 1 ve 2 yıllık süreler içerisinde İİK'nın 59. maddesine uygun olarak satış talep edilerek avansı yatırılmış olmakla, bir daha satış istemesine gerek kalmaksızın, haczi ve satışının ayakta olduğunun kabulü gerekir.
Hukuk Genel Kurulu         2019/190 E.  ,  2022/828 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "sıra cetveline şikâyet" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin kabulüne ilişkin karar şikâyet olunan alacaklı vekili ve borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir. 2. Direnme kararı şikâyet olunan alacaklı vekili ve borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Şikâyetçi İstemi: 4. Şikâyetçi vekili istem dilekçesinde; ... İnş. Tic. ve San. A.Ş.'nin borcu nedeniyle Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 2013/4835 E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi yaptıklarını, borca karşılık şirketin on üç parça iş makinesinin haczedildiğini, satış isteminde bulunulduğunu ve Ümraniye İcra Müdürlüğünün 2009/1972 Talimat sayılı dosyası ile satışın gerçekleştirildiğini, satıştan sonra borçlu şirketin iflâsına karar verildiği gerekçesiyle Ümraniye İcra Mahkemesince satışların iptal edildiğini, hacizli malların tekrar satışı için yazı yazıldığını, 15.06.2013 tarihinde iki, 01.07.2013 tarihinde dört iş makinesinin satışının gerçekleştirildiğini ve satışın kesinleştiğini, İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2006/779 E. sayılı dosyasında alacaklı bankanın son olarak 22.11.2011 tarihinde satış talebinde bulunduğunu, Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 31.07.2013 tarihli sıra cetveli kararında alacaklı bankanın haczinin devam ettiği gerekçesiyle hacizli araçların satış bedellerinin tamamının hatalı olarak bankanın alacaklı olduğu dosyaya ödenmesine karar verildiğini, alacaklı bankanın haciz tarihinden itibaren bir yıllık süre geçtikten sonra satış isteminde bulunduğunu belirterek Ankara 6. İcra Müdürlüğünün düzenlediği 31.07.2013 tarihli sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Şikâyet Olunanlar Cevabı: 5. Şikâyet olunan alacaklı vekili cevap dilekçesinde, avansını da yatırmak suretiyle süresinde satış talebinde bulunduklarını, taşınırlar üzerindeki hacizlerinin ayakta ve sıra cetvelinin usulüne uygun olduğunu belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. 6. Şikâyet olunan borçlu vekili cevap dilekçesinde, talebe konu malların satışı hakkında açılan ihalenin feshi davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, alacaklı bankanın hacizlerinin düşmediğini, satış talebi için gerekli olan avansın yatırıldığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 27.03.2014 tarihli ve 2013/776 E., 2014/300 K. sayılı kararı ile; alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre şikâyetçinin 03.04.2009 ve 02.06.2009 tarihli hacizlerinin satış tarihi itibariyle geçerli olduğu, şikâyet olunan bankanın geçerli bir satış istemine rastlanılmadığından hacizlerin düştüğü, sıra cetvelinde alacaklı bankaya yer verilerek pay ayrılması işleminin hatalı olduğu gerekçesiyle şikâyetin kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyet olunan alacaklı vekili ve borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 08.03.2016 tarihli ve 2015/4595 E., 2016/1418 K. sayılı kararı ile; “…1-Şikayet olunan borçlu ... İnş. Tic. ve San. A.Ş. vekilinin temyiz itirazları yönünden; İİK'nın 142/1. maddesi hükmüne göre, "Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebilir." Anılan hükümde yer alan "alakadarlar" ifadesi, kural olarak borçluyu değil, şikayet eden alacaklıdan sıra itibariyle önce olan ve kendisine pay ayrılan alacaklıları ifade eder. Şikayet, kural olarak şikayet edene göre sıra cetvelinde öncelikli olan ya da aynı derecede hacze iştirak eden alacaklılara, diğer anlatımla kendine pay ayrılan ve şikayet sonucundan etkilenecek olan alacaklılara yöneltilmelidir. Somut olayda, şikayetçi tarafça husumet bu ilkeye uygun olarak, sıra itibariyle önde olan ve kendisine pay ayrılan ...a Katılım Bankası A.Ş.'ne yöneltilmiş ve ... İnş. Tic. ve San. A.Ş.'nin unvanı borçlu sıfatıyla yazılmış olmasına rağmen, mahkemece re'sen alacaklı sıfatı bulunmayan borçlu şirkete husumet yöneltilerek gerekçeli karar başlığında şikayet olunan olarak yazılması ve aleyhine hüküm kurulması doğru olmamıştır. 2-Şikayet olunan Asya Katılım Bankası A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. 05.01.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile değiştirilen İİK'nın 106/1 maddesi, değişiklikten önce, "Alacaklı haczolunan mal taşınır ise bir sene, taşınmaz ise iki sene içinde satılmasını isteyebilir." hükmünü, 110. maddesi "Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya takip geri alınıp da bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar." hükmünü içermekte idi. İİK'nın, 6352 sayılı Yasa'nın 21. maddesi ile değişik 106. maddesi; "Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir." hükmünü içermektedir. 6352 sayılı Yasa, 05.07.2012 tarih 28344 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olup, Yasanın yürürlüğüne ilişkin 106. maddesi hükmü uyarınca, anılan 21. madde yayım tarihinden altı ay sonra 05.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aynı Yasa'nın 38. maddesiyle İİK'ya eklenen Geçici 10. maddesiyle, bu Kanunun ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takip işlemleri hakkında, değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edileceği hükmü getirilmiştir. Getirilen bu hükümden, 6352 sayılı Yasa değişikliğinin, takip tarihinden itibaren değil, haciz, satış gibi başlatılan her bir takip işlemi tarihi esas alınarak uygulanacağı anlaşılmaktadır. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 12.02.2013 tarih ve 2012/28045 E., 2013/3913 K. sayılı ilamı ile Dairemizin 20.02.2015 tarih ve 2014/3595 E., 2015/1053 K; 09.11.2015 tarih ve 5584 E., 7135 K. sayılı ilamları da bu yöndedir) Anılan şikayet olunanın haciz tarihleri itibariyle, değişiklikten önceki anılan hükümlerin uygulanması gerekmektedir. İİK'nın 59. maddesi ise, "Bir talepte bulunan taraf bununla ilgili masrafları peşin olarak verir" hükmünü içermektedir. Haciz düşse dahi icra takibi ayakta kalmaya devam eder. Somut olayda; şikayet olunan Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin alacaklı olduğu İstanbul 11. İcra Müdürlüğü'nün 2007/779 E. sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamından, anılan alacaklı tarafından 30.01.2006 tarihli ihtiyati haciz kararına ve kambiyo senedine dayalı olarak icra takibine başlandığı, ödeme emrinin borçlu şirkete 31.01.2006 tarihinde tebliğ edildiği, buna göre ihtiyati haczin İİK'nın 168. maddesindeki 10 günlük ödeme süresinin dolduğu 10.02.2006 tarihinde kesinleştiği, borçlu şirketin talebi üzerine Sakarya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/184 E. sayılı dosyasından 15.05.2006 tarihinde borçlu şirket hakkındaki icra takiplerinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiği, aynı mahkemece borçlu şirketin borca batık olmadığı gerekçesiyle 10.06.2008 tarihinde ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına karar verildiği, şikayet olunan alacaklı banka vekilince 24.11.2008 tarihinde satış talebinde bulunularak satış avansının(200,00 TL) yatırıldığı, icra müdürlüğünce aynı tarihli karar ile satışı istenen tüm taşınırlar üzerinde başka dosyalardan konulmuş hacizler bulunduğu, İİK'nın 100. maddesindeki malumatların toplanması gerektiği gerekçesiyle satış talebinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. İİK'nın 106. maddesi ile alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak alacaklı tarafından, iflas erteleme davasında verilen ihtiyati tedbir süresi dikkate alınarak süresinde satış talebinde bulunulmuş, avans da yatırılmıştır. Satış talebinin ret gerekçesi satışı istenen tüm taşınırlar üzerinde başka dosyalardan konulmuş hacizler bulunması, İİK'nın 100. maddesindeki malumatların toplanması gerektiğidir. Bu ret kararının, anılan yasal düzenlemeye uygun olan satış talebindeki haklılığı ortadan kaldıran bir karar niteliğinde bulunmadığını kabul etmek gerekir. Zira, İİK'nın 106. maddesinde satış istenmesinden söz edildiği, bu talebin İcra Müdürlüğü tarafından reddedilmesi halinde talebin geçerliliğini kaybedeceğine ilişkin hiç bir yasa hükmü bulunmadığı gibi, İİK'nın 106. maddesinden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklara ilişkin Yargıtay 12. Hukuk Dairesince alınan yargısal kararların da bu yönde olduğu, 1 ve 2 yıllık süreler içerisinde alacaklının bir an evvel satışa yönelik iradesini icra dosyasına yansıtmak zorunda olduğu ve isteğini İcra Müdürlüğü'ne iletip İİK'nın 59. madde karşısında gereğini yerine getirmesi halinde geçerli bir satış talebinin doğduğu, bundan sonra satışın da aynı 1 ve 2 yıllık süreler içerisinde yapılması yönünde bir zorunluluk bulunmadığı, söz konusu haczin de geçerliliğini kaybettiğinden söz edilemeyeceği kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 59. maddesi uyarınca, bir işlemin yapılmasını isteyen taraf, o işlemin yapılması için gerekli masrafları avans olarak (peşin) yatırmalıdır. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 6. maddesine göre, bu masrafların, tahsilat makbuzu karşılığında para olarak alınması gerekir. Aksi takdirde talep yapılmamış sayılır. Cüz’i de olsa satış avansının yatırılmış olması, usulüne uygun bir satış talebinin bulunduğu anlamına gelir. Yatırılan masrafın yetmeyeceği sonradan anlaşılırsa, bunun tamamlanması istenebilirse de, masraf hiç yatırılmamışsa geçerli bir talebin varlığından söz edilemez. Kıymet takdiri kesinleşmeden satış yapılmamakla birlikte, kıymet takdiri yapılmadan da satış istenebilir. Diğer bir anlatımla, kıymet takdirinin yapılmaması sadece satışın yapılmasına engel olur. İcra Müdürünün ret kararının ayrıca İcra Hakimliğince iptalinin talep ve dava edilmesine gerek dahi olmadan mahkemece re'sen nazara alınması anılan madde hükümlerine uygun olacaktır. Diğer yandan, İİK'nda, süresinde satış istendikten sonra haczi ve satışı düşüren sebepler öngörülmemiş, sadece aynı Kanun'un 129/son maddesinde, ikinci ihalede alıcı çıkmazsa ''satış talebinin'' düşeceği düzenlenmiştir. İİK'nın 106 ve 110. madde hükümleri alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amacıyla getirilmiş olup, bu amaca uygun olarak anılan şikayet olunan tarafından İİK'nın 106. maddesindeki 1 ve 2 yıllık süreler içerisinde İİK'nın 59. maddesine uygun olarak satış talep edilerek avansı yatırılmış olmakla, bir daha satış istemesine gerek kalmaksızın, haczi ve satışının ayakta olduğunun kabulü gerekir. Satışın da aynı bir ve iki yıllık süreler içinde yapılmasının zorunlu olduğu, aksi halde haczin düşeceği yönünde yasada bir hüküm bulunmamaktadır. Alacaklıya yüklenen görev, süresinde satış isteyerek avansı yatırmaktır. İİK'nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebi ayaktadır. Dairemizin son uygulaması bu yöndedir. İİK'nın kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri yapılamayacağını öngören 128/a-3 fıkrası, varılan bu sonucu bertaraf eden bir düzenleme değildir. Dairemizin 26.03.2012 tarih ve 1020 E., 2296 K; 27.09.2013 tarih ve 4460 E., 5835 K; 28.03.2014 tarih ve 1763 E., 2381 K. sayılı ilamları bu yöndedir. Bir yıllık satış isteme süreci içinde taşınmaz başka bir dosyadan satılmış ise o tarihe kadar satış talebinde bulunmayanın, satış talebinde ya da o satıştan kendi dosyası için yararlanma talebinde bulunmasına gerek kalmaksızın haczi ayaktadır. İİK'nın 107. madde hükmü koşulları bulunmadığından bahisle aksi sonuca varılamaz. Bu madde hükmü aynı derece içindeki alacaklılar ile ilgilidir. İlmi ve yargısal inançların bu yolda olduğu açıktır. (M.Oskay- C.Koçak İİK şerhi 7 cilt, ...sh. 3046; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2001 gün ve 8906 Esas 8078K; 04.12.2003 tarih ve 555 E.,12171 K.; Dairemizin 23.06.2014 tarih ve 5599 E; 4814 K. 12.11.2015 tarih ve 2014/8971 E., 2015/7269 K. sayılı ilamları aynı yöndedir.) Diğer yandan; icra müdürlüğünce satış talebinin reddi kararı, alacaklının yasa ile doğan hakkın özünü ortadan kaldıran bir karar olması nedeniyle süresiz şikayete tabi olan bu karara yönelik şikayetin işbu dava ile yine şikayete bakmakla görevli İcra Mahkemesi'nin önüne getirildiğinin de kabulü gerekir. Bu durumda; anılan ret kararının takip hukuku bakımından kesinleştiği sonucuna varılmamalıdır. Şikayet konusu işlemin bir hakkın yerine getirilmesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı ve kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı yapılacak şikayetlerin süresiz bulunduğu hususunun somut olayımızda uygulama yeri olmasına göre icra müdürünün işleminin işbu davada savunma yolu ile ayrıca şikayet de edilmesine göre, ret kararının da bu davada ele alınıp değerlendirilmesi gerektiği gözetilmelidir. Yargıtay uygulamalarına (örneğin Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15.12.2003 gün ve 2126/24743 sayılı ilamı) göre en önemli kriter, tarafların, üçüncü kişilerin ve kamunun menfaatinin korunması için konulmuş emredici (amir) hükümlerine aykırılık teşkil etmesi olup, bu nitelikteki icra müdürünün işleminin süreye bakılmaksızın incelenmesi gerekecektir. (Bkz: M.Oskay-C.Koçak, İİK şerhi Ank. sh.140,141) Belirtilen bu nedenlerle süresiz şikayet hakkına sahip olan şikayet olunanın, aleyhindeki bu karara karşı İİK'nın 16. maddesine göre süreli şikayet yoluna gitmeyerek icra müdürünün kararını iptal ettirmemiş olmasının, hakkın özü olan İİK'nın 59, 106 ve 110. maddelerine uygun olarak süresinde yaptığı satış talebinin ona sağladığı hukuki sonuçları ortadan kaldırdığı sonucuna varılmaz. Dairemizin 19.09.2013 tarih ve 4536 E., 5532 K.; 30.09.2013 tarih ve 4685 E., 5861 K.; 23.06.2014 tarih ve 5599 E., 4814 K. sayılı ilamları bu yöndedir. Bu durumda, İİK'nın 106. maddesi uyarınca bir yıl içinde satış talebinde bulunması, 59. maddesi uyarınca masrafını yatırması halinde, adı geçen şikayet olunan yasa ile kendisine yüklenen işlemleri yerine getirdiğinden, haczinin ayakta olduğunun kabulü gerekir. İcra müdürünün satış isteme talebinin reddi kararına karşı süreli şikayet yoluna başvurulmadığı gerekçesiyle haczin düştüğü sonucuna varılması, anılan yasal düzenlemelerle ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Bu durumda mahkemece, şikayet olunanın alacaklı olduğu İstanbul 11. İcra Müdürlüğü'nün 2007/779 E. sayılı dosyasında, haciz tarihinden sonra iflas erteleme davasında verilen ihtiyati tedbir süresinin dikkate alınmasıyla İİK'nın 106. maddesindeki sürede satış talebinde bulunularak avansın yatırıldığı, şikayet olunanın ilk sırada bulunan 10.02.2006 tarihli kesin haczinin ayakta olduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır,…" gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.05.2018 tarihli ve 2016/988 E., 2018/141 K. sayılı kararı ile; “Mahkemece verilen kararın 21/04/2014 havale tarihli dilekçe ile davalı Bal-İnş. Tic.ve San. A.Ş tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 08/03/2016 tarihli kararı ile bozulduğu, dosyanın mahkemece yeni esasına kaydının yapıldığı, Mahkemece ilk kararda direnilmesine ve şikâyetin kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur” şeklinde direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde şikâyet olunan alacaklı vekili ve borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. 1- Mahkemece, alacaklı sıfatı bulunmayan borçlu şirkete husumet yöneltilerek gerekçeli karar başlığında şikâyet olunan (davalı) olarak yazılmasının ve aleyhine hüküm kurulmasının yerinde olup olmadığı, 2- Alacaklı bankanın satış tarihi itibariyle hacizlerinin ayakta olup olmadığı buradan varılacak sonuca göre mahkemece verilen sıra cetvelinin iptaline ilişkin kararın yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle temyize konu kararın 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 141/3. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297. maddeleri anlamında direnme gerekçesi ihtiva edip etmediği, dolayısıyla usulüne uygun bir direnme kararının bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. IV. GEREKÇE 14. Ön sorunun çözümünde mahkeme kararlarının niteliği ile hangi hususları kapsayacağına ilişkin yasal düzenlemenin değerlendirilmesi zorunludur. 15. Bilindiği üzere HMK’nın 297. maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Bu kapsamda HMK’nın “Hükmün kapsamı” başlıklı 297. maddesinde: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi (2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” şeklinde düzenleme mevcuttur. 16. Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. 17. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hâkimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukukî niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. 18. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru Baki/Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 472). 19. Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. 20. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. 21. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2017 tarihli ve 2015/22-1236 E., 2017/1044 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. 22. Ayrıca 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. 23. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297. maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. 24. Öte yandan mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukukî ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. 25. Bu aşamada belirtilmelidir ki, mahkemelerin direnme kararları da bir davayı sona erdiren (nihaî) temyizi mümkün olan son kararlardan olup mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar ise, bozma lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olmaktadır. 26. Bu nedenle, bir davanın taraflarının o dava yönünden mahkemece hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan direnme ya da uyma kararının bulunması zorunludur. 27. 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’ya eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan HUMK’nın bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 429/2. maddesinde, “…Mahkeme, temyiz edenden 434 ncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir” hükmü öngörülmüştür. 28. Bu açık hüküm karşısında mahkemece tarafların beyanlarının alınmasından sonra yapılacak iş, açıkça bozma nedenlerine uyulması ya da eski kararda direnilmesine dair ara kararı oluşturmak olmalıdır. Bunun yanında mahkeme, HUMK’nın 429. maddesindeki yetkisini kullanırken, bozma nedenlerinden her birine ne sebeple uyduğunu ya da uymadığını gerekçesiyle ortaya koymakla ödevlidir. 29. Zira direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak Hukuk Genel Kurulunun yapacağı inceleme ve değerlendirme, bozma üzerine mahkemelerce verilmiş direnme kararlarına münhasır olduğundan inceleme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini bozmaya karşı tarafların beyanlarının tespiti ile uyulup uyulmama konusunda verilen ara kararları ile sonuçta hüküm fıkrasını içeren kısa ve gerekçeli kararların birbiriyle tam uyumu ve buna bağlı olarak kararın ortaya konulan sonucuna uygun gerekçesi oluşturmaktadır. Bunlardan birisinde ortaya çıkacak farklılık ya da aksama çelişki doğuracaktır ki, bunun açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceği kuşkusuzdur. 30. Başka bir ifadeyle mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararlara ilişkin hüküm fıkralarında Özel Daire bozma kararına hangi açılardan uyulup hangi yönlerden uyulmadığının hüküm fıkrasında tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, kararın gerekçe bölümünde bunların nedenlerinin ne olduğu, bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması kararın yargısal denetimi açısından aranan ön koşuldur. 31. Direnme kararları yapıları gereği Kanunun hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli kıldığı bir Yargıtay Dairesinin bu denetimi sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu mahkeme kararının aslında hukuka uygun bulunduğuna, dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin iddiaları içerdiklerinden o iddiayı yasal ve mantıksal gerekçeleriyle birlikte ortaya koymak zorundadırlar. 32. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. 33. Ayrıca Yargıtayca bozulan mahkeme kararı ortadan kalkar ve hukukî geçerliliğini yitirir. Bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde olmadığından bu karara atıf yapılarak hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi bozulan karardaki gerekçeye atıf yapılması da yasal dayanaktan yoksundur. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 06.04.2021 tarihli ve 2020/15-212 E., 2021/420 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 34. Bu genel açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde; Özel Dairenin, mahkemece re'sen alacaklı sıfatı bulunmayan borçlu şirkete husumet yöneltilerek gerekçeli karar başlığında şikâyet olunan şeklinde yazılması ve aleyhine hüküm kurulmasının doğru olmadığı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 106. maddesi uyarınca bir yıl içinde satış talebinde bulunulması ve İİK’nın 59. maddesi gereğince masrafının yatırılması hâlinde şikâyet olunan alacaklının Kanun ile kendisine yüklenen işlemleri yerine getirdiğinin ve haczinin ayakta olduğunun kabulü gerektiği, icra müdürünün satış isteme talebinin reddi kararına karşı süreli şikâyet yoluna başvurulmadığı gerekçesiyle haczin düştüğü sonucuna varılmasının yerinde olmadığı, mahkemece şikâyet olunanın alacaklı olduğu İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2007/779 E. sayılı dosyasında, haciz tarihinden sonra iflas erteleme davasında verilen ihtiyati tedbir süresinin dikkate alınmasıyla İİK'nın 106. maddesinde belirtilen sürede satış talebinde bulunularak avansın yatırıldığı, şikâyet olunanın ilk sırada bulunan 10.02.2006 tarihli kesin haczinin ayakta olduğunu belirten bozma kararına karşı yerel mahkemenin direnme kararında hangi gerekçeyle direnildiğine, bozma kararının neden doğru bulunmadığına ilişkin herhangi bir gerekçeye yer verilmediği anlaşılmaktadır. 35. Bozma sebebi yönünden yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş, ilk kararın aslında hukuka uygun bulunduğuna dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin herhangi bir gerekçeli karar bulunmadığı gibi direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda gerekçe içeren bir direnme kararının olmadığı da her türlü duraksamadan uzaktır. 36. Bu hâliyle anılan direnme kararının Anayasa’nın ve Kanun’un aradığı anlamda gerekçe içerdiğinden söz edilemez. Çünkü Yargıtayca bozulan karar (kararın hem hüküm fıkrası hem de gerekçesi) ortadan kalkacağından hukukî geçerliliğini yitirir. 37. O hâlde mahkemece yapılacak iş, özellikle Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297. maddesi de gözetilerek ve özellikle bozma kararının gerekçesine karşı direnme kararının gerekçesini de (gerekirse yeni bir hüküm oluşturmayacak şekilde yasal sınırlarda genişletilerek) açıkça kaleme almak suretiyle kararda göstermek olmalıdır. 38. Bu durumda, açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte direnme kararı verilmek üzere kararın usulden bozulması gerekir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı usulden BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. madde atfıyla uygulanmakta olan İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na göre, icra ve iflas dairelerinin teşkilat yapısı, personel rejimi ve denetim mekanizmalarına ilişkin aşağıda yer alan ifadelerden hangisi doğrudur?

A) İcra daireleri başkanlığının kurulmadığı yargı çevrelerinde, icra dairelerinin gözetim ve denetimi, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından yerine getirilir.
B) İş yoğunluğunun fazla olduğu illerde kurulan icra daireleri başkanlıklarına başkan olarak atanacak kişiler, en az on yıl icra müdürlüğü yapmış olanlar arasından Adalet Bakanlığınca seçilir.
C) İcra dairesinde görevli icra müdürünün herhangi bir nedenle yokluğu halinde, görev ve yetkileri, icra daireleri başkanlığı tarafından görevlendirilecek bir icra başmüdürü tarafından yerine getirilir.
D) İcra katipliği kadrolarına, unvan değişikliği suretiyle yapılacak atamalar, o daire için tahsis edilen toplam kadronun yüzde ellisini geçemez.
E) İcra müdürü ve icra müdür yardımcıları, Adalet Bakanlığının yetki vereceği adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları tarafından yapılan yazılı ve sözlü sınav sonucuna göre atanırlar.