2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 123

İcra ve İflas Kanunu 123. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 123 – Taşınmazlar, satış talebinden nihayet üç ay içinde icra dairesi tarafından açık artırma ile satılır.[50] Artırma şartları: 1 ­­– Şartname:[51]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

13 karar eşleşti
23. Hukuk Dairesi, 2014/7050 E., 2014/6213 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYalova İcra Hukuk Mahkemesi
İİK'nın 123. maddesi hükmüne göre satış talebinden itibaren iki ay içinde yapılması gereken taşınmaz satışı, bu süreden ya da satışı isteme süresi geçtikten sonra yapılsa da geçerlidir ve alacaklı satış bedelinden alacağını alır.
23. Hukuk Dairesi         2014/7050 E.  ,  2014/6213 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yalova İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 19/11/2013 NUMARASI : 2013/338-2013/438 Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Şikayetçi vekili, şikayet dışı borçlunun taşınmazının satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde, şikayet olunanın taşınmaz üzerindeki haczinin düşmesine rağmen, birinci sırada yer verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptal edilerek yeniden sıra cetveli hazırlanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Şikayet olunan vekili, 28.09.2009 tarihinde tapu kaydına haciz konulduğunu, 10.08.2011 tarihinde de satış talebinde bulunarak, satış avansı yatırdıklarını, avansın yetersiz olmasının haczin düşmesine neden olmayacağını savunarak, şikayetin reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; şikayet olunanın alacaklı olduğu Yalova 1. İcra Müdürlüğü'nün 2013/3101 Esas sayılı dosyasında borçluya ait taşınmaza 23.09.2009 tarihinde haciz uygulandığı, alacaklı vekili tarafından 10.08.2011 tarihinde satış talep edildiği ve aynı tarihte 100,00 TL satış avansının yatırıldığı, ancak icra müdürlüğünün aynı tarihli kararı ile kıymet takdiri yapılmadığı için satış talebinin reddine karar verildiği, satışın reddine ilişkin icra müdürlüğünün bu kararına karşı şikayet olunan tarafça şikayet yoluna gidilmemesi nedeniyle kararın kesinleşmiş olduğu, bu haliyle geçerli bir satış talebinden söz edilmesinin mümkün bulunmadığı, şikayet olunanın haczinin geçerli bir satış talebi bulunmadığı için düşmüş olduğu, bu nedenle sıra cetvelinde davalı alacağına ilk sırada yer verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle; şikayetin kabulü ile sıra cetveline konu olan 12.418,00 TL'nin yargılama gider ve vekalet ücreti de dahil olmak üzere öncelikle davacının Yalova 1. İcra Müdürlüğü'nün 2011/4860 Esas sayılı dosyasına konu olan alacağının karşılanmasının tahsisine, kalan kısım olması halinde davalıya bırakılmasına karar verilmiştir. Kararı, şikayet olunan vekili temyiz etmiştir. 1-Şikayet, haciz sıra cetvelindeki sıraya ilişkindir. İİK'nın 106. maddesi "Alacaklı haczolunan mal taşınır ise bir sene, taşınmaz ise iki sene içinde satılmasını isteyebilir." hükmünü; İİK'nın 59. maddesi "Bir talepte bulunan taraf bununla ilgili masrafları peşin olarak verir" hükmünü; İİK'nın 110. maddesi "Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya takip geri alınıp da bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar." hükmünü içermektedir. Haciz düşse dahi icra takibi ayakta kalmaya devam eder. Somut olayda, şikayet olunan M.. B..'un alacaklı olduğu Yalova 1. İcra Müdürlüğü'nün 2013/3101 E.sayılı (Eski 2009/6319 Esas) dosyasında, alacaklı tarafından haciz tarihinden itibaren iki yıl içinde bedeli paylaşıma konu taşınmazın satışının talep edilip İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 6. ve 61. maddelerinde belirlendiği şekilde satış avansının yatırıldığı, İcra Müdürlüğü'nce taşınmazın kıymet takdirinin yapılmadığı gerekçesiyle satış talebinin reddine karar verildiği dosya kapsamıyla sabittir. İİK'nın 106. maddesi ile alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak alacaklı tarafından satış talebinde bulunulmuş, avans da yatırılmıştır. Satış talebinin ret gerekçesi kıymet takdirinin yapılmamış olmasıdır. Bu ret kararının, anılan yasal düzenlemeye uygun olan satış talebindeki haklılığı ortadan kaldıran bir karar niteliğinde bulunmadığını, sadece satışın fiilen yapılamayacağına yönelik bir tespitten ibaret olduğunu kabul etmek gerekir. Zira, İİK'nın 106. maddesinde satış istenmesinden söz edildiği, bu talebin İcra Müdürlüğü tarafından reddedilmesi halinde talebin geçerliliğini kaybedeceğine ilişkin hiç bir yasa hükmü bulunmadığı gibi, İİK'nın 106. maddesinden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklara ilişkin Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nce alınan yargısal kararların da bu yönde olduğu, 2 yıllık süre içerisinde alacaklının bir an evvel satışa yönelik iradesini icra dosyasına yansıtmak zorunda olduğu ve isteğini İcra Müdürlüğü'ne iletip İİK'nın 59. maddesi gereğini yerine getirmesi halinde geçerli bir satış talebinin doğduğu, bundan sonra satışın da aynı 2 yıllık süre içerisinde yapılması yönünde bir zorunluluk bulunmadığı, söz konusu haczin de geçerliliğini kaybettiğinden söz edilemeyeceği kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 59. maddesi uyarınca, bir işlemin yapılmasını isteyen taraf, o işlemin yapılması için gerekli masrafları avans olarak (peşin) yatırmalıdır. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 6. maddesine göre, bu masrafların, tahsilat makbuzu karşılığında para olarak alınması gerekir. Aksi takdirde talep yapılmamış sayılır. Cüz’i de olsa satış avansının yatırılmış olması, usulüne uygun bir satış talebinin bulunduğu anlamına gelir. Yatırılan masrafın yetmeyeceği sonradan anlaşılırsa, bunun tamamlanması istenebilirse de, masraf hiç yatırılmamışsa geçerli bir talebin varlığından söz edilemez. Kıymet takdiri kesinleşmeden satış yapılmamakla birlikte, kıymet takdiri yapılmadan da satış istenebilir. Diğer bir anlatımla, kıymet takdirinin yapılmaması sadece satışın yapılmasına engel olur. İcra Müdürünün ret kararının ayrıca İcra Hakimliği'nce iptalinin talep ve dava edilmesine gerek dahi olmadan mahkemece re'sen nazara alınması anılan madde hükümlerine uygun olacaktır. Şikayet olunan M.. B..'un satış talebi, yukarıda belirtilen ilke çerçevesinde usulüne uygun bir satış talebi olup, avansın kıymet takdiri aşamasında kullanılmasının sorumluluğu alacaklıya yüklenemeyeceği gibi, eksik masraf avansının İcra Müdürlüğü'nce her zaman tamamlatılması da esasen mümkündür. Diğer yandan, İİK'nda, süresinde satış istendikten sonra haczi ve satışı düşüren sebepler öngörülmemiş, sadece aynı Kanun'un 129/son maddesinde, ikinci ihalede alıcı çıkmazsa ''satış talebinin'' düşeceği düzenlenmiştir. İİK'nın 106 ve 110. maddeleri hükümleri alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amacıyla getirilmiş olup, bu amaca uygun olarak anılan şikayet olunan tarafından İİK'nın 106. maddesindeki 2 yıllık süre içerisinde İİK'nın 59. maddesine uygun olarak satış talep edilerek avansı yatırılmış olmakla, bir daha satış istemesine gerek kalmaksızın, haczi ve satışının ayakta olduğunun kabulü gerekir. Satışın da aynı iki yıl içinde yapılmasının zorunlu olduğu, aksi halde haczin düşeceği yönünde yasada bir hüküm bulunmamaktadır. İİK'nın 123. maddesi hükmüne göre satış talebinden itibaren iki ay içinde yapılması gereken taşınmaz satışı, bu süreden ya da satışı isteme süresi geçtikten sonra yapılsa da geçerlidir ve alacaklı satış bedelinden alacağını alır. Süresinde satış istenmemesi ile yalnız haciz kalkar, icra takibi düşmüş olmaz, icra takibi derdest kalmaya devam eder. Ödeme emrinin tebliğine gerek kalmadan, alacaklı yeniden haciz isteyebilir. (Bkz: Prof Dr. Baki Kuru, İcra ve Uflas Hukuku, El Kitabı, 2. Baskı, 2013, sh 607) Alacaklıya yüklenen görev, süresinde satış isteyerek avansı yatırmaktır. İİK'nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebi ayaktadır. Dairemizin son uygulaması bu yöndedir. İİK'nın kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri yapılamayacağını öngören 128/a-3 fıkrası, varılan bu sonucu bertaraf eden bir düzenleme değildir. Dairemizin 12.06.2012 tarih ve 2868 E., 4131 K., 26.03.2012 tarih ve 1020 E., 2296 K., 27.09.2013 tarih ve 4460 E., 5835 K.; 23.06.2014 tarih ve 5599 E., 4814 K. sayılı ilamları bu yöndedir. İki yıllık satış isteme süreci içinde taşınmaz başka bir dosyadan satılmış ise haciz düşmeyecektir. İlmi ve yargısal inançların bu yolda olduğu açıktır. (M.Oskay- C.Koçak İİK şerhi 7 cilt, Ank.sh. 3046; Y.19 H.D. 04.12.2001 gün ve 8906 E., 8078 K.) Öte yandan; icra müdürlüğünce satış talebinin reddi kararı, alacaklının yasa ile doğan hakkın özünü ortadan kaldıran bir karar olması nedeniyle, süresiz şikayete tabi olan bu karara yönelik şikayetin işbu dava ile yine şikayete bakmakla görevli İcra Mahkemesi'nin önüne getirildiğinin de kabulü gerekir. Bu durumda; anılan ret kararının takip hukuku bakımından kesinleştiği sonucuna varılmamalıdır. Şikayet konusu işlemin bir hakkın yerine getirilmesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı ve kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı yapılacak şikayetlerin süresiz bulunduğu hususunun somut olayımızda uygulama yeri olmasına göre icra müdürünün işleminin işbu davada savunma yolu ile ayrıca şikayet te edilmesine göre, ret kararının da bu davada ele alınıp değerlendirilmesi gerektiği gözetilmelidir. Yargıtay uygulamalarına (örneğin Y.12. HD'nin 15.12.2003 gün ve 2126/24743 sayılı ilamı) göre en önemli kriter, tarafların, üçüncü kişilerin ve kamunun menfaatinin korunması için konulmuş emredici (amir) hükümlerine aykırılık teşkil etmesi olup, bu nitelikteki icra müdürünün işleminin süreye bakılmaksızın incelenmesi gerekecektir. (Bkz: M.Oskay-C.Koçak, İİK şerhi Ank. sh.140,141) Belirtilen bu nedenlerle süresiz şikayet hakkına sahip olan şikayet olunanın, aleyhindeki bu karara karşı İİK'nın 16. maddesine göre süreli şikayet yoluna gitmeyerek icra müdürünün kararını iptal ettirmemiş olmasının, hakkın özü olan İİK'nın 59, 106 ve 110. maddelerine uygun olarak süresinde yaptığı satış talebinin ona sağladığı hukuki sonuçları ortadan kaldırdığı sonucuna varılmaz. Dairemizin 19.09.2013 tarih ve 4536 E., 5532 K.; 30.09.2013 tarih ve 4685 E., 5861 K.; 23.06.2014 tarih ve 5599 E., 4814 K. sayılı ilamları bu yönden olup, mahkemenin gerekçesinde dayandığı YHGK'nın kararı, Dairemiz çoğunluğu tarafından benimsenmemektedir. Bu durumda, İİK'nın 106. maddesi uyarınca iki yıl içinde satış talebinde bulunan, 59. maddesi uyarınca masrafını yatıran şikayet olunan M.. B.. yasa ile kendisine yüklenen işlemleri yerine getirdiğinden, haczinin ayakta olduğunun kabulü gerekir. İcra müdürünün satış isteme talebinin reddi kararına karşı süreli şikayet yoluna başvurulmadığı gerekçesiyle haczin düştüğü sonucuna varılması, anılan yasal düzenlemelerle ve hakkaniyetle bağdaşmadığından kararın, şikayet olunan lehine bozulması gerekmiştir. 2-Kabule göre; sıra cetveline yönelik şikayetlerde İcra Mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirtmesi, diğer anlatımla alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, hukuka uygun olmayan kısımları göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi (İİK'nın m.17/I) gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi, hüküm fıkrasında HMK'nın 297/2. maddesi uyarınca gerekçeye ait bir söz tekrar edilmeksizin sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi ve eda hükmü kurulmaması gerekir. Haciz yolu ile takiplerde kıyasen uygulanması gereken İİK'nın 235/3. maddesi uyarınca alacağın esas ve miktarına yönelik sıra cetveline itiraz davalarının kabulü halinde ise davanın taraflarının sırasının değiştirilmesine karar verilemeyeceğinden, mahkemece sıra cetvelinin iptaline değil, davalıya ayrılan payın yargılama giderleri ve vekalet ücreti de dahil olmak üzere öncelikle davacı alacağının karşılanmasının tahsisine, artan kısmın davalıya ödenmesine karar verilmesi gerekir. Sıra cetveline itiraz davaları sonunda verilen hüküm, sadece davanın tarafları bakımından sonuç doğurur ve verilen kabul kararı ile durumun tespiti ile yetinilmeyip, eda hükmü kurulmalıdır. Somut olayda, mahkemece, iptal nedenleri gerekçede belirtilmiş ise de, hüküm fıkrasında sıra cetvelinin iptaline karar vermekle yetinilmesi gerekirken, genel mahkemelerce muvazaa nedenine dayalı sıra cetveline itiraz davalarında kurulması gereken hüküm şekline uygun olarak eda hükmü kurulması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan M.. B.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayet olunan M.. B.. yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 02.10.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. - KARŞI OY YAZISI - Dava; şikayete konu edilen derece kararının 1. sırasında yer alan Yalova 1. İcra Müdürlüğü'nün 2013/3101 esas sayılı dosyasında borçlulara ait taşınmaza 23.09.2009 tarihinde haciz konulduğu, ve 10.08.2011 tarihinde satış talebinde bulunulmuş ise de; bu taleplerin İcra Müdürlüğü'nce reddedildiği, yapılan şikayet üzerine ret kararının kaldırılmadığı, bu nedenle geçerli bir satış talebinin bulunmadığı ve haczin düştüğü iddiası ile sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. İcra hukuku bir talep hukukudur. İcra takibinin tüm aşamalarında tarafların (alacaklı ve borçlunun) talepte bulunması ve icra müdürünün bu kapsamda işlem yapması gerekir. Kanun bazı işlemleri icra müdürünün kendiliğinden yapacağını öngörmüştür. Ancak satış talebi alacaklı tarafından yapılması gereken işlemlerden biridir. Alacaklı satış talebi ile birlikte gerekli masrafları İİK'nın 59. maddesi uyarınca avans olarak yatırmak zorundadır. Aksi takdirde İİK'nın 110. maddesi gereğince mahcuz üzerindeki haciz düşer. Sicil üzerinde haczedilmiş bir motorlu aracın elde olmaması, mahcuz taşınmazın kıymet takdirinin yapılmamış olması, satış talebine engel değildir. Bu işlemler satışa hazırlık işlemleri niteliğinde olduğundan, satış talebinden sonra da yakalama, kıymet takdiri vb. eksikliklerin tamamlanması mümkündür. Geçici hacze (İİK.108) veya borçlu ve alacaklı arasında satış talebinden evvel borcun taksitlendirilmesinin (İİK'nın 111.) yapılması halinde, satış talebi icra müdürünce yasal engeller bulunması nedeni ile reddedilecektir. Gerek yasal, gerekse yasal olmayan nedenlerle satış talebi icra müdürlüğünce reddedilmesi halinde, bu kararın İcra Hakimi tarafından İİK'nın 16. maddesi uyarınca şikayet yolu ile huzuruna getirilmesi halinde uyuşmazlığın yasaya uygun olup olmadığını incelenip karara bağlaması gerekmektedir. Aksi halde icra müdürünün reddettiği bir kararın yasal olduğunu kabul etmek demek, icra mahkemelerinin kuruluş amacına ters düşer. Öğretide de; yasal süresi içerisinde şikayet yoluna gitmeyen ilgilinin kanuna uygun verilmeyen icra müdürünün kararını kabul ettiği varsayılmaktadır. Uygulamada da; HGK'nın 13.10.2010 gün, 19-507 E, 140 K, 19 Hukuk Dairesi'nin 24.03.2010 gün 9534-3280 K., 05.06.2008 gün, 4756 E. - 6197 K., 23. Hukuk Dairesi'nin 05.11.2012 gün 4479 - 6395 K sayılı ilamları bu yöndedir. Açıklanan nedenler karşısında; şikayete konu sıra cetvelinde 1. sırada yer alan Yalova 1. İcra Müdürlüğü'nün 2013/3101 Esas sayılı dosyasında alacaklı olduğunu iddia eden tarafça 10.08.2011 tarihinde satış talebinde bulunulduğu ancak talebinin icra müdürlüğünce reddedilmesi, şikayet üzerine İcra Hakimliği'nce ret kararının kaldırılmaması sonucunda geçerli bir satış talebinin varlığından sözedilemeyeceğinden ve süresinde geçerli bir satış talebi de olmadığından usul ve yasaya uygun olan davanın kabulüne dair mahkeme ilamının onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne açıklanan nedenlerle katılamıyorum. 02.10.2014

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2019/190 E., 2022/828 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İİK'nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebi ayaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2019/190 E.  ,  2022/828 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "sıra cetveline şikâyet" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin kabulüne ilişkin karar şikâyet olunan alacaklı vekili ve borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir. 2. Direnme kararı şikâyet olunan alacaklı vekili ve borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Şikâyetçi İstemi: 4. Şikâyetçi vekili istem dilekçesinde; ... İnş. Tic. ve San. A.Ş.'nin borcu nedeniyle Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 2013/4835 E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi yaptıklarını, borca karşılık şirketin on üç parça iş makinesinin haczedildiğini, satış isteminde bulunulduğunu ve Ümraniye İcra Müdürlüğünün 2009/1972 Talimat sayılı dosyası ile satışın gerçekleştirildiğini, satıştan sonra borçlu şirketin iflâsına karar verildiği gerekçesiyle Ümraniye İcra Mahkemesince satışların iptal edildiğini, hacizli malların tekrar satışı için yazı yazıldığını, 15.06.2013 tarihinde iki, 01.07.2013 tarihinde dört iş makinesinin satışının gerçekleştirildiğini ve satışın kesinleştiğini, İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2006/779 E. sayılı dosyasında alacaklı bankanın son olarak 22.11.2011 tarihinde satış talebinde bulunduğunu, Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 31.07.2013 tarihli sıra cetveli kararında alacaklı bankanın haczinin devam ettiği gerekçesiyle hacizli araçların satış bedellerinin tamamının hatalı olarak bankanın alacaklı olduğu dosyaya ödenmesine karar verildiğini, alacaklı bankanın haciz tarihinden itibaren bir yıllık süre geçtikten sonra satış isteminde bulunduğunu belirterek Ankara 6. İcra Müdürlüğünün düzenlediği 31.07.2013 tarihli sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Şikâyet Olunanlar Cevabı: 5. Şikâyet olunan alacaklı vekili cevap dilekçesinde, avansını da yatırmak suretiyle süresinde satış talebinde bulunduklarını, taşınırlar üzerindeki hacizlerinin ayakta ve sıra cetvelinin usulüne uygun olduğunu belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. 6. Şikâyet olunan borçlu vekili cevap dilekçesinde, talebe konu malların satışı hakkında açılan ihalenin feshi davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, alacaklı bankanın hacizlerinin düşmediğini, satış talebi için gerekli olan avansın yatırıldığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 27.03.2014 tarihli ve 2013/776 E., 2014/300 K. sayılı kararı ile; alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre şikâyetçinin 03.04.2009 ve 02.06.2009 tarihli hacizlerinin satış tarihi itibariyle geçerli olduğu, şikâyet olunan bankanın geçerli bir satış istemine rastlanılmadığından hacizlerin düştüğü, sıra cetvelinde alacaklı bankaya yer verilerek pay ayrılması işleminin hatalı olduğu gerekçesiyle şikâyetin kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyet olunan alacaklı vekili ve borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 08.03.2016 tarihli ve 2015/4595 E., 2016/1418 K. sayılı kararı ile; “…1-Şikayet olunan borçlu ... İnş. Tic. ve San. A.Ş. vekilinin temyiz itirazları yönünden; İİK'nın 142/1. maddesi hükmüne göre, "Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebilir." Anılan hükümde yer alan "alakadarlar" ifadesi, kural olarak borçluyu değil, şikayet eden alacaklıdan sıra itibariyle önce olan ve kendisine pay ayrılan alacaklıları ifade eder. Şikayet, kural olarak şikayet edene göre sıra cetvelinde öncelikli olan ya da aynı derecede hacze iştirak eden alacaklılara, diğer anlatımla kendine pay ayrılan ve şikayet sonucundan etkilenecek olan alacaklılara yöneltilmelidir. Somut olayda, şikayetçi tarafça husumet bu ilkeye uygun olarak, sıra itibariyle önde olan ve kendisine pay ayrılan ...a Katılım Bankası A.Ş.'ne yöneltilmiş ve ... İnş. Tic. ve San. A.Ş.'nin unvanı borçlu sıfatıyla yazılmış olmasına rağmen, mahkemece re'sen alacaklı sıfatı bulunmayan borçlu şirkete husumet yöneltilerek gerekçeli karar başlığında şikayet olunan olarak yazılması ve aleyhine hüküm kurulması doğru olmamıştır. 2-Şikayet olunan Asya Katılım Bankası A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. 05.01.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile değiştirilen İİK'nın 106/1 maddesi, değişiklikten önce, "Alacaklı haczolunan mal taşınır ise bir sene, taşınmaz ise iki sene içinde satılmasını isteyebilir." hükmünü, 110. maddesi "Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya takip geri alınıp da bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar." hükmünü içermekte idi. İİK'nın, 6352 sayılı Yasa'nın 21. maddesi ile değişik 106. maddesi; "Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir." hükmünü içermektedir. 6352 sayılı Yasa, 05.07.2012 tarih 28344 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olup, Yasanın yürürlüğüne ilişkin 106. maddesi hükmü uyarınca, anılan 21. madde yayım tarihinden altı ay sonra 05.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aynı Yasa'nın 38. maddesiyle İİK'ya eklenen Geçici 10. maddesiyle, bu Kanunun ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takip işlemleri hakkında, değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edileceği hükmü getirilmiştir. Getirilen bu hükümden, 6352 sayılı Yasa değişikliğinin, takip tarihinden itibaren değil, haciz, satış gibi başlatılan her bir takip işlemi tarihi esas alınarak uygulanacağı anlaşılmaktadır. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 12.02.2013 tarih ve 2012/28045 E., 2013/3913 K. sayılı ilamı ile Dairemizin 20.02.2015 tarih ve 2014/3595 E., 2015/1053 K; 09.11.2015 tarih ve 5584 E., 7135 K. sayılı ilamları da bu yöndedir) Anılan şikayet olunanın haciz tarihleri itibariyle, değişiklikten önceki anılan hükümlerin uygulanması gerekmektedir. İİK'nın 59. maddesi ise, "Bir talepte bulunan taraf bununla ilgili masrafları peşin olarak verir" hükmünü içermektedir. Haciz düşse dahi icra takibi ayakta kalmaya devam eder. Somut olayda; şikayet olunan Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin alacaklı olduğu İstanbul 11. İcra Müdürlüğü'nün 2007/779 E. sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamından, anılan alacaklı tarafından 30.01.2006 tarihli ihtiyati haciz kararına ve kambiyo senedine dayalı olarak icra takibine başlandığı, ödeme emrinin borçlu şirkete 31.01.2006 tarihinde tebliğ edildiği, buna göre ihtiyati haczin İİK'nın 168. maddesindeki 10 günlük ödeme süresinin dolduğu 10.02.2006 tarihinde kesinleştiği, borçlu şirketin talebi üzerine Sakarya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/184 E. sayılı dosyasından 15.05.2006 tarihinde borçlu şirket hakkındaki icra takiplerinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiği, aynı mahkemece borçlu şirketin borca batık olmadığı gerekçesiyle 10.06.2008 tarihinde ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına karar verildiği, şikayet olunan alacaklı banka vekilince 24.11.2008 tarihinde satış talebinde bulunularak satış avansının(200,00 TL) yatırıldığı, icra müdürlüğünce aynı tarihli karar ile satışı istenen tüm taşınırlar üzerinde başka dosyalardan konulmuş hacizler bulunduğu, İİK'nın 100. maddesindeki malumatların toplanması gerektiği gerekçesiyle satış talebinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. İİK'nın 106. maddesi ile alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak alacaklı tarafından, iflas erteleme davasında verilen ihtiyati tedbir süresi dikkate alınarak süresinde satış talebinde bulunulmuş, avans da yatırılmıştır. Satış talebinin ret gerekçesi satışı istenen tüm taşınırlar üzerinde başka dosyalardan konulmuş hacizler bulunması, İİK'nın 100. maddesindeki malumatların toplanması gerektiğidir. Bu ret kararının, anılan yasal düzenlemeye uygun olan satış talebindeki haklılığı ortadan kaldıran bir karar niteliğinde bulunmadığını kabul etmek gerekir. Zira, İİK'nın 106. maddesinde satış istenmesinden söz edildiği, bu talebin İcra Müdürlüğü tarafından reddedilmesi halinde talebin geçerliliğini kaybedeceğine ilişkin hiç bir yasa hükmü bulunmadığı gibi, İİK'nın 106. maddesinden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklara ilişkin Yargıtay 12. Hukuk Dairesince alınan yargısal kararların da bu yönde olduğu, 1 ve 2 yıllık süreler içerisinde alacaklının bir an evvel satışa yönelik iradesini icra dosyasına yansıtmak zorunda olduğu ve isteğini İcra Müdürlüğü'ne iletip İİK'nın 59. madde karşısında gereğini yerine getirmesi halinde geçerli bir satış talebinin doğduğu, bundan sonra satışın da aynı 1 ve 2 yıllık süreler içerisinde yapılması yönünde bir zorunluluk bulunmadığı, söz konusu haczin de geçerliliğini kaybettiğinden söz edilemeyeceği kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 59. maddesi uyarınca, bir işlemin yapılmasını isteyen taraf, o işlemin yapılması için gerekli masrafları avans olarak (peşin) yatırmalıdır. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 6. maddesine göre, bu masrafların, tahsilat makbuzu karşılığında para olarak alınması gerekir. Aksi takdirde talep yapılmamış sayılır. Cüz’i de olsa satış avansının yatırılmış olması, usulüne uygun bir satış talebinin bulunduğu anlamına gelir. Yatırılan masrafın yetmeyeceği sonradan anlaşılırsa, bunun tamamlanması istenebilirse de, masraf hiç yatırılmamışsa geçerli bir talebin varlığından söz edilemez. Kıymet takdiri kesinleşmeden satış yapılmamakla birlikte, kıymet takdiri yapılmadan da satış istenebilir. Diğer bir anlatımla, kıymet takdirinin yapılmaması sadece satışın yapılmasına engel olur. İcra Müdürünün ret kararının ayrıca İcra Hakimliğince iptalinin talep ve dava edilmesine gerek dahi olmadan mahkemece re'sen nazara alınması anılan madde hükümlerine uygun olacaktır. Diğer yandan, İİK'nda, süresinde satış istendikten sonra haczi ve satışı düşüren sebepler öngörülmemiş, sadece aynı Kanun'un 129/son maddesinde, ikinci ihalede alıcı çıkmazsa ''satış talebinin'' düşeceği düzenlenmiştir. İİK'nın 106 ve 110. madde hükümleri alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amacıyla getirilmiş olup, bu amaca uygun olarak anılan şikayet olunan tarafından İİK'nın 106. maddesindeki 1 ve 2 yıllık süreler içerisinde İİK'nın 59. maddesine uygun olarak satış talep edilerek avansı yatırılmış olmakla, bir daha satış istemesine gerek kalmaksızın, haczi ve satışının ayakta olduğunun kabulü gerekir. Satışın da aynı bir ve iki yıllık süreler içinde yapılmasının zorunlu olduğu, aksi halde haczin düşeceği yönünde yasada bir hüküm bulunmamaktadır. Alacaklıya yüklenen görev, süresinde satış isteyerek avansı yatırmaktır. İİK'nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebi ayaktadır. Dairemizin son uygulaması bu yöndedir. İİK'nın kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri yapılamayacağını öngören 128/a-3 fıkrası, varılan bu sonucu bertaraf eden bir düzenleme değildir. Dairemizin 26.03.2012 tarih ve 1020 E., 2296 K; 27.09.2013 tarih ve 4460 E., 5835 K; 28.03.2014 tarih ve 1763 E., 2381 K. sayılı ilamları bu yöndedir. Bir yıllık satış isteme süreci içinde taşınmaz başka bir dosyadan satılmış ise o tarihe kadar satış talebinde bulunmayanın, satış talebinde ya da o satıştan kendi dosyası için yararlanma talebinde bulunmasına gerek kalmaksızın haczi ayaktadır. İİK'nın 107. madde hükmü koşulları bulunmadığından bahisle aksi sonuca varılamaz. Bu madde hükmü aynı derece içindeki alacaklılar ile ilgilidir. İlmi ve yargısal inançların bu yolda olduğu açıktır. (M.Oskay- C.Koçak İİK şerhi 7 cilt, ...sh. 3046; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2001 gün ve 8906 Esas 8078K; 04.12.2003 tarih ve 555 E.,12171 K.; Dairemizin 23.06.2014 tarih ve 5599 E; 4814 K. 12.11.2015 tarih ve 2014/8971 E., 2015/7269 K. sayılı ilamları aynı yöndedir.) Diğer yandan; icra müdürlüğünce satış talebinin reddi kararı, alacaklının yasa ile doğan hakkın özünü ortadan kaldıran bir karar olması nedeniyle süresiz şikayete tabi olan bu karara yönelik şikayetin işbu dava ile yine şikayete bakmakla görevli İcra Mahkemesi'nin önüne getirildiğinin de kabulü gerekir. Bu durumda; anılan ret kararının takip hukuku bakımından kesinleştiği sonucuna varılmamalıdır. Şikayet konusu işlemin bir hakkın yerine getirilmesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı ve kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı yapılacak şikayetlerin süresiz bulunduğu hususunun somut olayımızda uygulama yeri olmasına göre icra müdürünün işleminin işbu davada savunma yolu ile ayrıca şikayet de edilmesine göre, ret kararının da bu davada ele alınıp değerlendirilmesi gerektiği gözetilmelidir. Yargıtay uygulamalarına (örneğin Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15.12.2003 gün ve 2126/24743 sayılı ilamı) göre en önemli kriter, tarafların, üçüncü kişilerin ve kamunun menfaatinin korunması için konulmuş emredici (amir) hükümlerine aykırılık teşkil etmesi olup, bu nitelikteki icra müdürünün işleminin süreye bakılmaksızın incelenmesi gerekecektir. (Bkz: M.Oskay-C.Koçak, İİK şerhi Ank. sh.140,141) Belirtilen bu nedenlerle süresiz şikayet hakkına sahip olan şikayet olunanın, aleyhindeki bu karara karşı İİK'nın 16. maddesine göre süreli şikayet yoluna gitmeyerek icra müdürünün kararını iptal ettirmemiş olmasının, hakkın özü olan İİK'nın 59, 106 ve 110. maddelerine uygun olarak süresinde yaptığı satış talebinin ona sağladığı hukuki sonuçları ortadan kaldırdığı sonucuna varılmaz. Dairemizin 19.09.2013 tarih ve 4536 E., 5532 K.; 30.09.2013 tarih ve 4685 E., 5861 K.; 23.06.2014 tarih ve 5599 E., 4814 K. sayılı ilamları bu yöndedir. Bu durumda, İİK'nın 106. maddesi uyarınca bir yıl içinde satış talebinde bulunması, 59. maddesi uyarınca masrafını yatırması halinde, adı geçen şikayet olunan yasa ile kendisine yüklenen işlemleri yerine getirdiğinden, haczinin ayakta olduğunun kabulü gerekir. İcra müdürünün satış isteme talebinin reddi kararına karşı süreli şikayet yoluna başvurulmadığı gerekçesiyle haczin düştüğü sonucuna varılması, anılan yasal düzenlemelerle ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Bu durumda mahkemece, şikayet olunanın alacaklı olduğu İstanbul 11. İcra Müdürlüğü'nün 2007/779 E. sayılı dosyasında, haciz tarihinden sonra iflas erteleme davasında verilen ihtiyati tedbir süresinin dikkate alınmasıyla İİK'nın 106. maddesindeki sürede satış talebinde bulunularak avansın yatırıldığı, şikayet olunanın ilk sırada bulunan 10.02.2006 tarihli kesin haczinin ayakta olduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır,…" gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.05.2018 tarihli ve 2016/988 E., 2018/141 K. sayılı kararı ile; “Mahkemece verilen kararın 21/04/2014 havale tarihli dilekçe ile davalı Bal-İnş. Tic.ve San. A.Ş tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 08/03/2016 tarihli kararı ile bozulduğu, dosyanın mahkemece yeni esasına kaydının yapıldığı, Mahkemece ilk kararda direnilmesine ve şikâyetin kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur” şeklinde direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde şikâyet olunan alacaklı vekili ve borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. 1- Mahkemece, alacaklı sıfatı bulunmayan borçlu şirkete husumet yöneltilerek gerekçeli karar başlığında şikâyet olunan (davalı) olarak yazılmasının ve aleyhine hüküm kurulmasının yerinde olup olmadığı, 2- Alacaklı bankanın satış tarihi itibariyle hacizlerinin ayakta olup olmadığı buradan varılacak sonuca göre mahkemece verilen sıra cetvelinin iptaline ilişkin kararın yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle temyize konu kararın 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 141/3. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297. maddeleri anlamında direnme gerekçesi ihtiva edip etmediği, dolayısıyla usulüne uygun bir direnme kararının bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. IV. GEREKÇE 14. Ön sorunun çözümünde mahkeme kararlarının niteliği ile hangi hususları kapsayacağına ilişkin yasal düzenlemenin değerlendirilmesi zorunludur. 15. Bilindiği üzere HMK’nın 297. maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Bu kapsamda HMK’nın “Hükmün kapsamı” başlıklı 297. maddesinde: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi (2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” şeklinde düzenleme mevcuttur. 16. Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. 17. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hâkimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukukî niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. 18. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru Baki/Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 472). 19. Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. 20. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. 21. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2017 tarihli ve 2015/22-1236 E., 2017/1044 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. 22. Ayrıca 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. 23. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297. maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. 24. Öte yandan mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukukî ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. 25. Bu aşamada belirtilmelidir ki, mahkemelerin direnme kararları da bir davayı sona erdiren (nihaî) temyizi mümkün olan son kararlardan olup mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar ise, bozma lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olmaktadır. 26. Bu nedenle, bir davanın taraflarının o dava yönünden mahkemece hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan direnme ya da uyma kararının bulunması zorunludur. 27. 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’ya eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan HUMK’nın bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 429/2. maddesinde, “…Mahkeme, temyiz edenden 434 ncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir” hükmü öngörülmüştür. 28. Bu açık hüküm karşısında mahkemece tarafların beyanlarının alınmasından sonra yapılacak iş, açıkça bozma nedenlerine uyulması ya da eski kararda direnilmesine dair ara kararı oluşturmak olmalıdır. Bunun yanında mahkeme, HUMK’nın 429. maddesindeki yetkisini kullanırken, bozma nedenlerinden her birine ne sebeple uyduğunu ya da uymadığını gerekçesiyle ortaya koymakla ödevlidir. 29. Zira direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak Hukuk Genel Kurulunun yapacağı inceleme ve değerlendirme, bozma üzerine mahkemelerce verilmiş direnme kararlarına münhasır olduğundan inceleme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini bozmaya karşı tarafların beyanlarının tespiti ile uyulup uyulmama konusunda verilen ara kararları ile sonuçta hüküm fıkrasını içeren kısa ve gerekçeli kararların birbiriyle tam uyumu ve buna bağlı olarak kararın ortaya konulan sonucuna uygun gerekçesi oluşturmaktadır. Bunlardan birisinde ortaya çıkacak farklılık ya da aksama çelişki doğuracaktır ki, bunun açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceği kuşkusuzdur. 30. Başka bir ifadeyle mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararlara ilişkin hüküm fıkralarında Özel Daire bozma kararına hangi açılardan uyulup hangi yönlerden uyulmadığının hüküm fıkrasında tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, kararın gerekçe bölümünde bunların nedenlerinin ne olduğu, bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması kararın yargısal denetimi açısından aranan ön koşuldur. 31. Direnme kararları yapıları gereği Kanunun hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli kıldığı bir Yargıtay Dairesinin bu denetimi sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu mahkeme kararının aslında hukuka uygun bulunduğuna, dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin iddiaları içerdiklerinden o iddiayı yasal ve mantıksal gerekçeleriyle birlikte ortaya koymak zorundadırlar. 32. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. 33. Ayrıca Yargıtayca bozulan mahkeme kararı ortadan kalkar ve hukukî geçerliliğini yitirir. Bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde olmadığından bu karara atıf yapılarak hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi bozulan karardaki gerekçeye atıf yapılması da yasal dayanaktan yoksundur. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 06.04.2021 tarihli ve 2020/15-212 E., 2021/420 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 34. Bu genel açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde; Özel Dairenin, mahkemece re'sen alacaklı sıfatı bulunmayan borçlu şirkete husumet yöneltilerek gerekçeli karar başlığında şikâyet olunan şeklinde yazılması ve aleyhine hüküm kurulmasının doğru olmadığı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 106. maddesi uyarınca bir yıl içinde satış talebinde bulunulması ve İİK’nın 59. maddesi gereğince masrafının yatırılması hâlinde şikâyet olunan alacaklının Kanun ile kendisine yüklenen işlemleri yerine getirdiğinin ve haczinin ayakta olduğunun kabulü gerektiği, icra müdürünün satış isteme talebinin reddi kararına karşı süreli şikâyet yoluna başvurulmadığı gerekçesiyle haczin düştüğü sonucuna varılmasının yerinde olmadığı, mahkemece şikâyet olunanın alacaklı olduğu İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2007/779 E. sayılı dosyasında, haciz tarihinden sonra iflas erteleme davasında verilen ihtiyati tedbir süresinin dikkate alınmasıyla İİK'nın 106. maddesinde belirtilen sürede satış talebinde bulunularak avansın yatırıldığı, şikâyet olunanın ilk sırada bulunan 10.02.2006 tarihli kesin haczinin ayakta olduğunu belirten bozma kararına karşı yerel mahkemenin direnme kararında hangi gerekçeyle direnildiğine, bozma kararının neden doğru bulunmadığına ilişkin herhangi bir gerekçeye yer verilmediği anlaşılmaktadır. 35. Bozma sebebi yönünden yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş, ilk kararın aslında hukuka uygun bulunduğuna dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin herhangi bir gerekçeli karar bulunmadığı gibi direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda gerekçe içeren bir direnme kararının olmadığı da her türlü duraksamadan uzaktır. 36. Bu hâliyle anılan direnme kararının Anayasa’nın ve Kanun’un aradığı anlamda gerekçe içerdiğinden söz edilemez. Çünkü Yargıtayca bozulan karar (kararın hem hüküm fıkrası hem de gerekçesi) ortadan kalkacağından hukukî geçerliliğini yitirir. 37. O hâlde mahkemece yapılacak iş, özellikle Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297. maddesi de gözetilerek ve özellikle bozma kararının gerekçesine karşı direnme kararının gerekçesini de (gerekirse yeni bir hüküm oluşturmayacak şekilde yasal sınırlarda genişletilerek) açıkça kaleme almak suretiyle kararda göstermek olmalıdır. 38. Bu durumda, açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte direnme kararı verilmek üzere kararın usulden bozulması gerekir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı usulden BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. madde atfıyla uygulanmakta olan İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2015/6587 E., 2018/4270 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İİK'nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olmakla satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebinin ayakta kalacağı gerekçesiyle şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
23. Hukuk Dairesi         2015/6587 E.  ,  2018/4270 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetvelindeki sıraya şikayet davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunanlar vekillerince ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Şikayetçi vekili, sıra cetvelinin yetkili olmayan İcra Müdürlüğünce ve müvekkili bankanın alacaklı olduğu icra dosyasından İİK'nın 100. maddesine yarar bilgiler usulüne uygun olarak alınmadan düzenlendiğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptalini istemiştir. Şikayet olunanlar vekilleri, şikayetin reddini istemişlerdir. İcra Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen karar, şikayetçi vekilinin temyiz itirazı üzerine Dairemizin 27.09.2013 gün ve 4460 Esas, 5835 Karar sayılı ilamıyla bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, İİK'nın 106 ve 110. madde hükümleri alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amacıyla getirilmiş olup bu amaca uygun olarak şikayetçi tarafından İİK'nın 106. maddesindeki 2 yıllık süre içerisinde İİK'nın 59. maddesine uygun olarak satış talep edilerek avansı yatırılmış olmakla, bir daha satış istemesine gerek kalmaksızın, haczi ve satışının ayakta olduğunun kabulünün gerektiği, satışın da aynı iki yıl içinde yapılmasının zorunlu olduğu, aksi halde haczin düşeceği yönünde yasada bir hüküm bulunmadığı, alacaklıya yüklenen görev, süresinde satış isteyerek avansı yatırmak olup,. İİK'nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olmakla satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebinin ayakta kalacağı gerekçesiyle şikayetin kabulüne karar verilmiştir. Kararı şikayet olunanlar vekilleri temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, şikayet olunanlar vekillerinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunanlar vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 492 sayılı Harçlar Yasasının 13/J maddesi gereğince harç alınmamasına, 18.09.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2016/1433 E., 2016/2750 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var...
tam metni aç
İİK'nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebi ayaktadır.
23. Hukuk Dairesi         2016/1433 E.  ,  2016/2750 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :... Taraflar arasındaki asıl ve birleşen sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl dosyada şikayetin kısmen kabulüne, birleşen dosyada şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde birleşen dosyada şikayetçi ile asıl dosyada şikayet olunan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Asıl dosyada şikayetçi vekili, müvekkili .... 13.09.2006 tarihinde ....ı dosyasında verilen ilamla da borçlu .... tarafından müvekkilinin takibi kesinleştikten sonra borçlu aleyhine ilamsız takip başlatılarak ödeme emrinin kalemde tebliğ edildiğini, müvekkili tarafından haciz konulan tarih olan 22.11.2010 tarihinde borçluya ait taşınmaza haciz konulması talep edilerek aynı gün haciz konulduğunu, bu durumun fiilen mümkün olmadığını, tanıdıkları vasıtasıyla hileli haciz konulduğunu, aynı gün içinde posta ile gönderilen evrakın Tapu Müdürlüğü'ne ulaşmasının mümkün olmadığını, haczin aynı gün yapıldığı kabul edilse dahi yapılan sıra cetvelinin hukuka aykırı olduğunu, İcra Müdürlüğü'nce hacze iştirak hükümlerinin uygulanmadığını, İİK'nın 100. maddesine göre ilk haczin konulduğu icra takibi ilamı dayalı ise öncelik koşulunun bu ilamın alındığı dava tarihi esas alınarak saptanması gerektiği, ilk haczin dayanağı ilam değil ise takip tarihinin esas alınması gerektiğini, ayrıca aynı gün haciz yapılmış ise bu durumda paranın garameten paylaştırılması gerektiğini, haciz saati belli değilse alacaklılara satış parasının garameten paylaştırılması gerektiğini ileri sürerek, sıra cetveli kararının iptaline karar verilmesini talep ve şikayet etmiştir. Asıl dosyada şikayet olunan, şikayetçinin haczinin süresinde satış istememesi sebebiyle düştüğünü, dolayısıyla aktif husumet ehliyetine sahip olmadığını, kanunda haczin yenilenmesi diye bir kavram olmadığını, meskeniyet şikayetinin mahkemece durdurma kararı verilmedikçe satışı durdurmayacağını, şikayetçinin haczinin düşmüş olması sebebiyle şikayetçiye pay ayrılmayacağını, alacağının vekalet ücreti alacağı olması sebebiyle rüçhanlı olduğunu, tapu kaydına göre ilk haczin kendi takip dosyasına ait olduğunu savunarak, şikayetin reddini istemiştir. Birleşen dosyada şikayetçi vekili, kendisine tebliğ edilemeyen sıra cetvelinde dava dışı borçlu tarafından satış bedelinin bir kısmı temlik edilmiş olmasına rağmen alacağına yer verilmemiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, şikayet olunanın haczinin iki yıllık süre içerisinde satış masrafı yatırmadığından düştüğünü, haczin yenilenmesi diye bir kavramın kanunda olmadığını, düşen haciz sebebiyle şikayet olunana pay ayrılamayacağını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep ve şikayet etmiştir. ../.. S.2. Birleşen dosyada şikayet olunan vekili, meskeniyet iddiasıyla dosya açıldığından satışın durduğunu, duran 11 aylık sürede satışın işlemediğini savunarak, şikayetin reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; .... sayılı kararı ile şikayetçinin haczinin düşmemiş olduğuna karar verildiği, dolayısıyla şikayet konusu taşınmaz üzerinde.... 16.372,56 TL 'lik ve.... Müdürlüğü'nün 57.304,74 TL'lik olmak üzere 73.677,30 TL'lik haciz bulunduğu, taşınmazın satış bedelinin 55.000,00 TL olduğu, paylaştırma sonucu borçluya iadesi gereken miktar kalmayacağı gerekçesiyle, birleşen dosyada şikayetin reddine, asıl dosyada ise şikayet olunanın haczinin daha eski tarihli olduğu ancak şikayetçinin alacağının ilama dayandığı, İİK'nın 100. maddesi gereği hacze iştirak ettiği, her iki alacağın da imtiyazlı alacak olmadığı, dolayısıyla paylaştırmanın garameten yapılması gerektiği belirtilerek, asıl dosyada şikayetin kısmen kabulü ile ...'in alacağına ilişkin sıra cetvelinin iptaline, şikayetçinin sıra cetvelinde birinci sıraya alınması yönündeki talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, asıl dosyada şikayet olunan ile birleşen dosyada şikayetçi temyiz etmiştir. 1-Asıl dosyada şikayet olunanın temyiz itirazlar yönünden; a-Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. Şikayetçinin alacaklı olduğu .... sayılı dosyası kapsamından, şikayetçi tarafça..... sayılı kararına dayalı olarak dosya dışı borçlu .... aleyhine ilamlı icra takibine başlandığı, şikayetçi tarafça bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine 22.11.2010 tarihinde haciz konulduğu, şikayetçi vekilince 15.10.2012 tarihinde satış talebinde bulunulduğu ve satış avansının 04.12.2012 tarihinde yatırıldığı anlaşılmıştır. 05.01.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile değiştirilen İİK'nın 106/1 maddesi, değişiklikten önce, "Alacaklı haczolunan mal taşınır ise bir sene, taşınmaz ise iki sene içinde satılmasını isteyebilir." hükmünü, 110. maddesi "Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya takip geri alınıp da bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar." hükmünü içermekte idi. İİK'nın, 6352 sayılı Yasa'nın 21. maddesi ile değişik 106. maddesi; "Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir." hükmünü içermektedir. 6352 sayılı Yasa, 05.07.2012 tarih 28344 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olup, Yasanın yürürlüğüne ilişkin 106. maddesi hükmü uyarınca, anılan 21. madde yayım tarihinden altı ay sonra 05.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aynı Yasa'nın 38. maddesiyle İİK'ya eklenen Geçici 10. maddesiyle, bu Kanunun ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takip işlemleri hakkında, değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edileceği hükmü getirilmiştir. Getirilen bu hükümden, 6352 sayılı Yasa değişikliğinin, takip tarihinden itibaren değil, haciz, satış gibi başlatılan her bir takip işlemi tarihi esas alınarak uygulanacağı anlaşılmaktadır. (.... sayılı ilamları da bu yöndedir) İİK'nın 59. maddesi ise "bir talepte bulunan taraf bununla ilgili masrafları peşin olarak verir" hükmünü içermektedir. Haciz düşse dahi icra takibi ayakta kalmaya devam eder. Şikayetçi alacaklı tarafından, 22.11.2010 tarihinde haciz konulduğundan, bu tarihten itibaren, 6352 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden önceki 106. madde uyarınca iki yıl içerisinde satış istenmeli ve avans yatırılmalıdır. .../... S.3 İİK'nın 106. maddesi ile alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amaçlanmıştır. Somut olayda, bu amaca uygun olarak alacaklı tarafından süresinde satış talebinde bulunulmuş, ancak avans yatırılmamıştır. Zira, İİK'nın 106. maddesinde satış istenmesinden söz edildiği, bu talebin İcra Müdürlüğü tarafından reddedilmesi halinde talebin geçerliliğini kaybedeceğine ilişkin hiç bir yasa hükmü bulunmadığı gibi, İİK'nın 106. maddesinden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklara ilişkin Yargıtay 12. Hukuk Dairesince alınan yargısal kararların da bu yönde olduğu, 2 yıllık süre içerisinde alacaklının bir an evvel satışa yönelik iradesini icra dosyasına yansıtmak zorunda olduğu ve isteğini İcra Müdürlüğü'ne iletip İİK'nın 59. madde karşısında gereğini yerine getirmesi halinde geçerli bir satış talebinin doğduğu, bundan sonra satışın da aynı 2 yıllık süre içerisinde yapılması yönünde bir zorunluluk bulunmadığı, söz konusu haczin de geçerliliğini kaybettiğinden söz edilemeyeceği kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 59. maddesi uyarınca, bir işlemin yapılmasını isteyen taraf, o işlemin yapılması için gerekli masrafları avans olarak (peşin) yatırmalıdır. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 6. maddesine göre, bu masrafların, tahsilat makbuzu karşılığında para olarak alınması gerekir. Aksi takdirde talep yapılmamış sayılır. Cüz’i de olsa satış avansının yatırılmış olması, usulüne uygun bir satış talebinin bulunduğu anlamına gelir. Yatırılan masrafın yetmeyeceği sonradan anlaşılırsa, bunun tamamlanması istenebilirse de, masraf hiç yatırılmamışsa geçerli bir talebin varlığından söz edilemez. Satışın da aynı iki yıl içinde yapılmasının zorunlu olduğu, aksi halde haczin düşeceği yönünde yasada bir hüküm bulunmamaktadır. Alacaklıya yüklenen görev, süresinde satış isteyerek avansı yatırmaktır. İİK'nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebi ayaktadır. Dairemizin son uygulaması bu yöndedir. İİK'nın kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri yapılamayacağını öngören 128/a-3 fıkrası, varılan bu sonucu bertaraf eden bir düzenleme değildir. Dairemizin 1.... sayılı ilamları bu yöndedir. İki yıllık satış isteme süreci içinde taşınmaz başka bir dosyadan satılmış ise haciz düşmeyecektir. İlmi ve yargısal inançların bu yolda olduğu açıktır. (.....) Borçlu İlker Kenan Çamdalı'nın şikayeti üzerine, .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 02.05.2013 tarih ve ... sayılı ilamıyla, meskeniyet şikayetinin takibi durdurmayacağı ancak bu süre içinde satış istenemeyeceği, bu nedenle satış isteme süresinin durduğu, avansın yatırıldığı tarih itibariyle iki yıl dolmuş gözüküyorsa da satış isteme hakkının kullanılmadığı zaman diliminde süre duracağından satışın süresi içinde talep edildiğinin kabulü gerektiği, 19.11.2011 tarihli haciz yenileme talebi üzerine İcra Dairesince işlem yapılmadığı gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiş olup bu ilam yalnızca tarafları yönünden kesin hüküm teşkil etmekte olup şikayet olunan yönünden bağlayıcı nitelikte değildir. Diğer yandan, İİK'nda, süresinde satış istendikten sonra haczi ve satışı düşüren sebepler öngörülmemiş, sadece aynı Kanun'un 129/son maddesinde, ikinci ihalede alıcı çıkmazsa ''satış talebinin'' düşeceği düzenlenmiştir. Meskeniyet iddiasının kabulünün İİK'nın 106. maddesindeki süreleri durduracağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Şikayetçinin 19.11.2012 tarihli haciz talebi mevcut ise de bu talep doğrultusunda taşınmazın tapu kaydına haciz konulmadığı da anlaşılmaktadır. İİK'nın 142. maddesinde, cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklının takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebileceği düzenlenmiş ve bu madde hükmü ile sıra cetveline itiraz .../... S.4 hakkı takip alacaklılara tanınmış ise de her alacaklı bu hakkı haiz değildir. YHGK'nın 05.03.2008 tarih ve .... K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, sıra cetveline itiraz eden alacaklının icra takibinin ve buna bağlı olarak geçerli bir haciz işleminin bulunması gerekir. Sıra cetveline yönelik itirazda bulunma yetkisi, bedeli paylaşıma konu mal üzerinde haczi ya da rehni bulunan alacaklıda olup, aksi halde sıra cetveline itirazda hukuki yararı yoktur. Diğer anlatımla, sıra cetveli bedeli paylaşıma konu mal üzerinde, satış tarihi itibariyle haczi bulunan alacaklılar dikkate alınarak düzenlenir. Aksi halde satış bedelinden pay ayrılamayacağından, adı geçenlerin sıra cetveline itiraz etmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece, şikayetçinin haczi düştüğünden hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle, asıl dosyada şikayetin HMK'nın 114/1-h ve 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. b-Bozma nedenine göre asıl dosyada şikayet olunanın diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. 2-Birleşen dosyada şikayetçinin temyiz itirazlarına gelince; Yukarıda açıklandığı üzere ...K. sayılı ilamıyla birleşen dosyada şikayet olunan ...'ın haczinin düşmediği kabul edilmiş olup hüküm borçlu İlker .... tarafından temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Bu ilam asıl dosyada şikayet olunan yönünden bağlayıcı değil ise de, birleşen dosyada şikayetçinin alacağını borçlu İlker ....ndan temlik aldığı anlaşıldığından, birleşen dosyada şikayetçi yönünden kesin hüküm oluşturmaktadır. Bu durumda mahkemece, şikayet olunanın haczinin ayakta olduğunun kabulü işbu dosya yönünden doğru olmuştur. Bu açıklamalara ve dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, birleşen dosyada şikayetçinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, birleşen dosyada şikayetçinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, (1-a) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl dosyada şikayet olunanın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, asıl dosyada şikayet olunan yararına BOZULMASINA, (1-b) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl dosyada şikayet olunanın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden birleşen dosyada şikayetçiden alınmasına, asıl dosyada şikayet olunan ...'den alınan peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2015/4595 E., 2016/1418 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İİK'nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebi ayaktadır.
23. Hukuk Dairesi         2015/4595 E.  ,  2016/1418 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunanlar vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Şikayetçi vekili, şikayet olunan borçlu şirketin bir kısım taşınırlarının satışı sonrası... 6. İcra Müdürlüğü'nün 2013/4835 E. sayılı icra dosyasında düzenlenen 31.07.2013 tarihli sıra cetvelinde şikayet olunan bankanın haczi düştüğü halde ilk sırada pay ayrılmasının usulsüz olduğunu, ilk sırada müvekkiline pay ayrılması gerektiğini ileri sürerek, anılan sıra cetvelinin iptalini talep ve şikayet etmiştir. Şikayet olunan Banka vekili, avansını da yatırmak suretiyle süresinde satış talebinde bulunduklarını, taşınırlar üzerindeki hacizlerinin ayakta olduğunu, sıra cetvelinin usulüne uygun olduğunu savunarak, şikayetin reddini istemiştir. Borçlu .... vekili, bedeli sıra cetveline konu taşınırlar ile ilgili ihalenin feshi davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, diğer şikayet olunan satış avansını yatırdığından haczin düşmediğini savunarak, şikayetin reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; şikayetçinin 03.04.2009 ve 02.06.2009 tarihli hacizlerinin satış tarihi itibariyle geçerli olduğu, şikayet olunan ....'nin geçerli bir satış istemine rastlanılmadığından hacizlerinin düştüğü, sıra cetvelinde yer verilerek pay ayrılması işleminin hatalı olduğu gerekçesiyle, şikayetin kabulü ile, anılan sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir. Kararı, şikayet olunan banka ve borçlu şirket vekilleri temyiz etmiştir. 1-Şikayet olunan borçlu .... vekilinin temyiz itirazları yönünden; İİK'nın 142/1. maddesi hükmüne göre, "Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebilir." Anılan hükümde yer alan "alakadarlar" ifadesi, kural olarak borçluyu değil, şikayet eden alacaklıdan sıra itibariyle önce olan ve kendisine pay ayrılan alacaklıları ifade eder. Şikayet, kural olarak şikayet edene göre sıra cetvelinde öncelikli olan ya da aynı derecede hacze iştirak eden alacaklılara, diğer anlatımla kendine pay ayrılan ve şikayet sonucundan etkilenecek olan alacaklılara yöneltilmelidir. Somut olayda, şikayetçi tarafça husumet bu ilkeye uygun olarak, sıra itibariyle önde olan ve kendisine pay ayrılan ....'ne yöneltilmiş ve ....'nin unvanı borçlu sıfatıyla yazılmış olmasına rağmen, mahkemece re'sen alacaklı sıfatı bulunmayan borçlu şirkete husumet yöneltilerek gerekçeli karar başlığında şikayet olunan olarak yazılması ve aleyhine hüküm kurulması doğru olmamıştır. 2-Şikayet olunan .... vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. 05.01.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile değiştirilen İİK'nın 106/1 maddesi, değişiklikten önce, "Alacaklı haczolunan mal taşınır ise bir sene, taşınmaz ise iki sene içinde satılmasını isteyebilir." hükmünü, 110. maddesi "Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya takip geri alınıp da bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar." hükmünü içermekte idi. İİK'nın, 6352 sayılı Yasa'nın 21. maddesi ile değişik 106. maddesi; "Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir." hükmünü içermektedir. 6352 sayılı Yasa, 05.07.2012 tarih 28344 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olup, Yasanın yürürlüğüne ilişkin 106. maddesi hükmü uyarınca, anılan 21. madde yayım tarihinden altı ay sonra 05.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aynı Yasa'nın 38. maddesiyle İİK'ya eklenen Geçici 10. maddesiyle, bu Kanunun ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takip işlemleri hakkında, değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edileceği hükmü getirilmiştir. Getirilen bu hükümden, 6352 sayılı Yasa değişikliğinin, takip tarihinden itibaren değil, haciz, satış gibi başlatılan her bir takip işlemi tarihi esas alınarak uygulanacağı anlaşılmaktadır. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 12.02.2013 tarih ve 2012/28045 E., 2013/3913 K. sayılı ilamı ile Dairemizin 20.02.2015 tarih ve 2014/3595 E., 2015/1053 K; 09.11.2015 tarih ve 5584 E., 7135 K. sayılı ilamları da bu yöndedir) Anılan şikayet olunanın haciz tarihleri itibariyle, değişiklikten önceki anılan hükümlerin uygulanması gerekmektedir. İİK'nın 59. maddesi ise, "Bir talepte bulunan taraf bununla ilgili masrafları peşin olarak verir" hükmünü içermektedir. Haciz düşse dahi icra takibi ayakta kalmaya devam eder. Somut olayda; şikayet olunan ....'nin alacaklı olduğu ... 11. İcra Müdürlüğü'nün 2007/779 E. sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamından, anılan alacaklı tarafından 30.01.2006 tarihli ihtiyati haciz kararına ve kambiyo senedine dayalı olarak icra takibine başlandığı, ödeme emrinin borçlu şirkete 31.01.2006 tarihinde tebliğ edildiği, buna göre ihtiyati haczin İİK'nın 168. maddesindeki 10 günlük ödeme süresinin dolduğu 10.02.2006 tarihinde kesinleştiği, borçlu şirketin talebi üzerine ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/184 E. sayılı dosyasından 15.05.2006 tarihinde borçlu şirket hakkındaki icra takiplerinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiği, aynı mahkemece borçlu şirketin borca batık olmadığı gerekçesiyle 10.06.2008 tarihinde ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına karar verildiği, şikayet olunan alacaklı banka vekilince 24.11.2008 tarihinde satış talebinde bulunularak satış avansının(200,00 TL) yatırıldığı, icra müdürlüğünce aynı tarihli karar ile satışı istenen tüm taşınırlar üzerinde başka dosyalardan konulmuş hacizler bulunduğu, İİK'nın 100. maddesindeki malumatların toplanması gerektiği gerekçesiyle satış talebinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. İİK'nın 106. maddesi ile alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak alacaklı tarafından, iflas erteleme davasında verilen ihtiyati tedbir süresi dikkate alınarak süresinde satış talebinde bulunulmuş, avans da yatırılmıştır. Satış talebinin ret gerekçesi satışı istenen tüm taşınırlar üzerinde başka dosyalardan konulmuş hacizler bulunması, İİK'nın 100. maddesindeki malumatların toplanması gerektiğidir. Bu ret kararının, anılan yasal düzenlemeye uygun olan satış talebindeki haklılığı ortadan kaldıran bir karar niteliğinde bulunmadığını kabul etmek gerekir. Zira, İİK'nın 106. maddesinde satış istenmesinden söz edildiği, bu talebin İcra Müdürlüğü tarafından reddedilmesi halinde talebin geçerliliğini kaybedeceğine ilişkin hiç bir yasa hükmü bulunmadığı gibi, İİK'nın 106. maddesinden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklara ilişkin Yargıtay 12. Hukuk Dairesince alınan yargısal kararların da bu yönde olduğu, 1 ve 2 yıllık süreler içerisinde alacaklının bir an evvel satışa yönelik iradesini icra dosyasına yansıtmak zorunda olduğu ve isteğini İcra Müdürlüğü'ne iletip İİK'nın 59. madde karşısında gereğini yerine getirmesi halinde geçerli bir satış talebinin doğduğu, bundan sonra satışın da aynı 1 ve 2 yıllık süreler içerisinde yapılması yönünde bir zorunluluk bulunmadığı, söz konusu haczin de geçerliliğini kaybettiğinden söz edilemeyeceği kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 59. maddesi uyarınca, bir işlemin yapılmasını isteyen taraf, o işlemin yapılması için gerekli masrafları avans olarak (peşin) yatırmalıdır. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 6. maddesine göre, bu masrafların, tahsilat makbuzu karşılığında para olarak alınması gerekir. Aksi takdirde talep yapılmamış sayılır. Cüz’i de olsa satış avansının yatırılmış olması, usulüne uygun bir satış talebinin bulunduğu anlamına gelir. Yatırılan masrafın yetmeyeceği sonradan anlaşılırsa, bunun tamamlanması istenebilirse de, masraf hiç yatırılmamışsa geçerli bir talebin varlığından söz edilemez. Kıymet takdiri kesinleşmeden satış yapılmamakla birlikte, kıymet takdiri yapılmadan da satış istenebilir. Diğer bir anlatımla, kıymet takdirinin yapılmaması sadece satışın yapılmasına engel olur. İcra Müdürünün ret kararının ayrıca İcra Hakimliğince iptalinin talep ve dava edilmesine gerek dahi olmadan mahkemece re'sen nazara alınması anılan madde hükümlerine uygun olacaktır. Diğer yandan, İİK'nda, süresinde satış istendikten sonra haczi ve satışı düşüren sebepler öngörülmemiş, sadece aynı Kanun'un 129/son maddesinde, ikinci ihalede alıcı çıkmazsa ''satış talebinin'' düşeceği düzenlenmiştir. İİK'nın 106 ve 110. madde hükümleri alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amacıyla getirilmiş olup, bu amaca uygun olarak anılan şikayet olunan tarafından İİK'nın 106. maddesindeki 1 ve 2 yıllık süreler içerisinde İİK'nın 59. maddesine uygun olarak satış talep edilerek avansı yatırılmış olmakla, bir daha satış istemesine gerek kalmaksızın, haczi ve satışının ayakta olduğunun kabulü gerekir. Satışın da aynı bir ve iki yıllık süreler içinde yapılmasının zorunlu olduğu, aksi halde haczin düşeceği yönünde yasada bir hüküm bulunmamaktadır. Alacaklıya yüklenen görev, süresinde satış isteyerek avansı yatırmaktır. İİK'nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebi ayaktadır. Dairemizin son uygulaması bu yöndedir. İİK'nın kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri yapılamayacağını öngören 128/a-3 fıkrası, varılan bu sonucu bertaraf eden bir düzenleme değildir. Dairemizin 26.03.2012 tarih ve 1020 E., 2296 K; 27.09.2013 tarih ve 4460 E., 5835 K; 28.03.2014 tarih ve 1763 E., 2381 K. sayılı ilamları bu yöndedir. Bir yıllık satış isteme süreci içinde taşınmaz başka bir dosyadan satılmış ise o tarihe kadar satış talebinde bulunmayanın, satış talebinde ya da o satıştan kendi dosyası için yararlanma talebinde bulunmasına gerek kalmaksızın haczi ayaktadır. İİK'nın 107. madde hükmü koşulları bulunmadığından bahisle aksi sonuca varılamaz. Bu madde hükmü aynı derece içindeki alacaklılar ile ilgilidir. İlmi ve yargısal inançların bu yolda olduğu açıktır. (M.Oskay- C.Koçak İİK şerhi 7 cilt, Ank.sh. 3046; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2001 gün ve 8906 Esas 8078K; 04.12.2003 tarih ve 555 E.,12171 K.; Dairemizin 23.06.2014 tarih ve 5599 E; 4814 K. 12.11.2015 tarih ve 2014/8971 E., 2015/7269 K. sayılı ilamları aynı yöndedir.) Diğer yandan; icra müdürlüğünce satış talebinin reddi kararı, alacaklının yasa ile doğan hakkın özünü ortadan kaldıran bir karar olması nedeniyle süresiz şikayete tabi olan bu karara yönelik şikayetin işbu dava ile yine şikayete bakmakla görevli İcra Mahkemesi'nin önüne getirildiğinin de kabulü gerekir. Bu durumda; anılan ret kararının takip hukuku bakımından kesinleştiği sonucuna varılmamalıdır. Şikayet konusu işlemin bir hakkın yerine getirilmesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı ve kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı yapılacak şikayetlerin süresiz bulunduğu hususunun somut olayımızda uygulama yeri olmasına göre icra müdürünün işleminin işbu davada savunma yolu ile ayrıca şikayet te edilmesine göre, ret kararının da bu davada ele alınıp değerlendirilmesi gerektiği gözetilmelidir. Yargıtay uygulamalarına (örneğin Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15.12.2003 gün ve 2126/24743 sayılı ilamı) göre en önemli kriter, tarafların, üçüncü kişilerin ve kamunun menfaatinin korunması için konulmuş emredici (amir) hükümlerine aykırılık teşkil etmesi olup, bu nitelikteki icra müdürünün işleminin süreye bakılmaksızın incelenmesi gerekecektir. (Bkz: M.Oskay-C.Koçak, İİK şerhi Ank. sh.140,141) Belirtilen bu nedenlerle süresiz şikayet hakkına sahip olan şikayet olunanın, aleyhindeki bu karara karşı İİK'nın 16. maddesine göre süreli şikayet yoluna gitmeyerek icra müdürünün kararını iptal ettirmemiş olmasının, hakkın özü olan İİK'nın 59, 106 ve 110. maddelerine uygun olarak süresinde yaptığı satış talebinin ona sağladığı hukuki sonuçları ortadan kaldırdığı sonucuna varılmaz. Dairemizin 19.09.2013 tarih ve 4536 E., 5532 K.; 30.09.2013 tarih ve 4685 E., 5861 K.; 23.06.2014 tarih ve 5599 E., 4814 K. sayılı ilamları bu yöndedir. Bu durumda, İİK'nın 106. maddesi uyarınca bir yıl içinde satış talebinde bulunması, 59. maddesi uyarınca masrafını yatırması halinde, adı geçen şikayet olunan yasa ile kendisine yüklenen işlemleri yerine getirdiğinden, haczinin ayakta olduğunun kabulü gerekir. İcra müdürünün satış isteme talebinin reddi kararına karşı süreli şikayet yoluna başvurulmadığı gerekçesiyle haczin düştüğü sonucuna varılması, anılan yasal düzenlemelerle ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Bu durumda mahkemece, şikayet olunanın alacaklı olduğu ... 11. İcra Müdürlüğü'nün 2007/779 E. sayılı dosyasında, haciz tarihinden sonra iflas erteleme davasında verilen ihtiyati tedbir süresinin dikkate alınmasıyla İİK'nın 106. maddesindeki sürede satış talebinde bulunularak avansın yatırıldığı, şikayet olunanın ilk sırada bulunan 10.02.2006 tarihli kesin haczinin ayakta olduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan borçlu şirket vekilinin, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan alacaklı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayet olunan borçlu şirket ve şikayet olunan alacaklı banka yararına BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.03.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif) -KARŞI OY YAZISI- Dava; şikayete konu edilen borçlu şirketin bir kısım taşınırlarının satışı sonrası... 6. İcra Müdürlüğü'nün 2013/4835 E. sayılı dosyasında düzenlenen 31.07.2013 tarihli sıra cetvelinde şikayet olunan .... yönünden haczi düştüğü halde, ilk sırada pay ayrılmasının usulsüz olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptali istemine ilişkinidir. İcra müdürlüğünce konulmuş hacizlere dayanılarak satış talebi reddedilmiştir. Mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmiştir. İcra hukuku bir talep hukukudur. İcra takibinin tüm aşamalarında tarafların (alacaklı ve borçlunun) talepte bulunması ve icra müdürünün bu kapsamda işlem yapması gerekir. Kanun bazı işlemleri icra müdürünün kendiliğinden yapacağını öngörmüştür. Ancak satış talebi alacaklı tarafından yapılması gereken işlemlerden biridir. Alacaklı satış talebi ile birlikte gerekli masrafları İİK'nın 59. maddesi uyarınca avans olarak yatırmak zorundadır. Aksi takdirde İİK'nın 110. maddesi gereğince mahcuz üzerindeki haciz düşer. Sicil üzerinde haczedilmiş bir motorlu aracın elde olmaması, mahcuz taşınmazın kıymet takdirinin yapılmamış olması, satış talebine engel değildir. Bu işlemler satışa hazırlık işlemleri niteliğinde olduğundan, satış talebinden sonra da yakalama, kıymet takdiri vb. eksikliklerin tamamlanması mümkündür. Geçici hacze (İİK.108) veya borçlu ve alacaklı arasında satış talebinden evvel borcun taksitlendirilmesinin (İİK'nın 111.) yapılması halinde, satış talebi icra müdürünce yasal engeller bulunması nedeni ile reddedilecektir. Gerek yasal, gerekse yasal olmayan nedenlerle satış talebi icra müdürlüğünce reddedilmesi halinde, bu kararın İcra Hakimi tarafından İİK'nın 16. maddesi uyarınca şikayet yolu ile huzuruna getirilmesi halinde uyuşmazlığın yasaya uygun olup olmadığını incelenip karara bağlaması gerekmektedir. Aksi halde icra müdürünün reddettiği bir kararın yasal olduğunu kabul etmek demek, icra mahkemelerinin kuruluş amacına ters düşer. Öğretide de; yasal süresi içerisinde şikayet yoluna gitmeyen ilgilinin kanuna uygun verilmeyen icra müdürünün kararını kabul ettiği varsayılmaktadır. Uygulamada da; HGK'nın 13.10.2010 gün, 19-507 E, 140 K, 19 Hukuk Dairesi'nin 24.03.2010 gün 9534-3280 K., 05.06.2008 gün, 4756 E. - 6197 K., 23. Hukuk Dairesi'nin 05.11.2012 gün 4479 - 6395 K sayılı ilamları bu yöndedir. Açıklanan nedenler karşısında; şikayete konu sıra cetvelinde 1. sırada yer alan Yalova 1. İcra Müdürlüğü'nün 2013/4835 Esas sayılı dosyasında alacaklı olduğunu iddia eden tarafça satış talebinde bulunulduğu ancak talebinin icra müdürlüğünce reddedilmesi, şikayet üzerine İcra Hakimliği'nce ret kararının kaldırılmaması sonucunda geçerli bir satış talebinin varlığından sözedilemeyeceğinden ve süresinde geçerli bir satış talebi de olmadığından usul ve yasaya uygun olan davanın kabulüne dair mahkeme ilamının onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne açıklanan nedenlerle katılamıyorum. 08.03.2016

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

İcra dairesince satışı yapılacak bir malın, **"pazarlık usulü"** ile satılabilmesi için aşağıdaki koşullardan hangisinin varlığı **gerekmez**?

A) Bütün ilgililerin (alacaklı ve borçlunun) pazarlıkla satış konusunda anlaşması
B) Malın kıymetinin süratle düşme tehlikesinin bulunması
C) Malın muhafazasının çok masraflı olması
D) Malın borsada veya piyasada yerleşmiş bir fiyatının olması
E) Malın taşınmaz mal olması