2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 28

İcra ve İflas Kanunu 28. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 28 – (Değişik: 14/1/2011-6103/41 md.) Taşınmaz davalarında davacının lehine hüküm verildiği takdirde mahkeme davacının talebine hacet kalmaksızın hükmün tefhimi ile beraber hulasasını tapu sicili dairesine bildirir. İlgili daire bu ciheti hükmolunan taşınmazın kaydına şerh verir. Bu şerh, Türk Medeni Kanununun 1010 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmüne tâbidir. Taşınmaz davası üzerine verilen karar ileride davacının aleyhine kesinleşirse mahkeme, derhal bu hükmün hulasasını da tapu sicili dairesine bildirir. Taşınmaz hakkındaki hükümden sonra yedin tebeddülü:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2011/11021 E., 2011/13785 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varPENDİK 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
erildiği, kararın dereceattan geçerek 31.07.2007 tarihinde kesinleştiği, infaz aşamasında davalı V.'in talebi üzerine anılan mahkemece 11.06.2007 tarihinde verilen ek karar ile; Z.'nin payı üzerinde bulunan tedbir kararının kaldırılması ve İİK'nın 28. maddesine göre şerh konulmasına hükmedildiği,
1. Hukuk Dairesi         2011/11021 E.  ,  2011/13785 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : PENDİK 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 03/05/2011 Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, davalılar  Z.  ve V.  hakkında  Pendik  3. Asliye Hukuk  Mahkemesinin 2002/389  esas,2003/ 581 karar  sayılı  dosyasından  vekalet  görevinin  kötüye  kullanılması  hukuksal  nedenine  dayalı  olarak  açtıkları  tapu  iptal ve tescil  davasının  kabul  edildiğini, karar  kesinleştikten  sonra, infazdan  önce  davalıların  aldıkları  ek  karar  ile  tedbir  kararını  kaldırtarak  davalı  Z.'nin  çekişme  konusu  1389   parselde  kayıtlı   taşınmazdaki  payını  muvazaalı  olarak  davalı   İ.ye  satış suretiyle  devrettiğini ileri  sürerek , tapu  iptal ve  payları oranında  tescile  karar  verilmesini  istemişlerdir. Davalılar V.ve  Z., muvazaa  iddialarının  doğru  olmadığını,davacı  A.'ın  payını   kendisinin  temlik  ettiğini belirterek davanın  reddini  savunmuşlardır. Davalı  idare  vekili, çekişme  konusu    taşınmazın  temlikinden  Tapu   Sicil Müdürlüğünün  sorumlu   tutulamayacağını  belirterek, davanın  reddini  istemiştir. Mahkemece, davacı  A.'ın  çekişme   konusu  payını   kendisi temlik  ettiği  gerekçesi  ile bu  davalı  yönünden  davanın  reddine, diğer  davalılar  yönünden  iddiaların  sabit  olduğu  gerekçesi  ile  davanın  kabulüne  karar  verilmiştir. Karar, davalı  İdare  vekili  ile  diğer  davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava; tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece,  davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğine göre; çekişme konusu 1389 parselde kayıtlı taşınmazın 1/6 payının davacıların miras bırakanı A.İ. Ö.'e ait iken  davacılarında aralarında yeraldığı mirasçılarına kaldığı, intikal hususunda davalı V.i vekil tayin eden A. Ö.haricindeki davacıların paylarının vekaleti  kullanan V.tarafından eşi olan davalı Z.'ye satış suretiyle temlik edildiği, davacı A.'ın payının ise aynı akitle bizzat A.tarafından devredildiği, A.dışındaki davacıların vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak Pendik 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/389 Esas, 2003/581 sayılı dosyasından açtıkları davanın kabul edilerek Z.adına kayıtlı 160/1536 payın tapusunun iptali ile miras payları oranında tescile karar verildiği, kararın dereceattan geçerek 31.07.2007 tarihinde kesinleştiği, infaz aşamasında davalı V.'in talebi üzerine anılan mahkemece 11.06.2007 tarihinde verilen ek karar ile; Z.'nin payı üzerinde bulunan tedbir kararının kaldırılması ve İİK'nın 28. maddesine göre şerh konulmasına hükmedildiği, ilgili tapu sicil müdürlüğünce tedbir şerhinin 20.06.2007 tarihinde terkin edildiği, aynı tarihte  Z.'nin tüm payını davalı . P.e satış suretiyle devrettiği, davacıların; kesinleşmiş mahkeme kararına istinaden çekişme konusu payların davalı İ.ye devrinin muvazaalı ve kötüniyetli olduğunun, davacı A. yönünden de vekat görevinin kötüye kullanılmasına dayanıldığının ileri sürülerek tapu iptali ve pay oranında tescil istekli eldeki davanın açıldığı  görülmektedir. Toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, özellikle;  çekişme konusu taşınmazın A. dışındaki  davacıların paylarının  V.tarafından Z.'ye temlikinin vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirildiğinin dereceattan geçerek kesinleşen   Pendik 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/389 Esas, 2003/581 sayılı dosyası ile saptanarak  160/1536 payın iptali ile  davacıların miras payları oranında tesciline karar verildiğinin ve  Z.nin infaz aşamasında,  tanık anlatımlarına göre akrabası olan ve dosya arasında yeralan davalı İ.ye ait Kartal 4. Noterliği'nin 12.07.2004 tarihli düzenleme şeklinde vekaletnamesinden satıştan önce V.ile İ.'nin birbirlerini tanıdıklarının ve İ.ye yapılan temlikin muvazalı olduğu  saptanarak yazılı olduğu üzere karar verilmiş olmasında, diğer taraftan;  İİK'nın  28. maddesine göre şerh verilmesi yönündeki mahkemenin ek kararına rağmen bunu gözardı eden davalı idarenin çekişme konusu işlemlerden kusurlu bulunduğu gerekçede belirtilmek suretiyle, idare yönünden dava reddedildiği halde davalı idare lehine vekalet ücreti takdir edilmemesinde de bir isabetsizlik yoktur. Davalı idare vekilinin tüm, diğer davalıların sair  temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Ancak, bilindiği üzere; gerek dolu pafta sistemi ve gerekse doğru sicil oluşturma ilkesi uyarınca Hakim, kararıyla doğru sicil oluşturma zorunluluğundadır. Somut olayda, yargılama sırasında çekişme konusu 1389 parselin imar uygulamasına tabi tutulup, davalı İ.'ye ait paya karşılık 9174 ada 3 nolu imar parselinden 63698/103465 hisse verildiği  bilirkişi raporu içeriğinden  ve dosya arasına alınan imar parseline ait tapu kaydından anlaşılmaktadır.. Hal böyle olunca, davacıların çekişme konusu 1389 nolu kadastral parselde kabul kapsamına alınan paylarına karşılık gelen haklarının imar parseline  yansıtılması, gerektiğinde bu   konuda bilirkişi görüşüne başvurularak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken,  kadastral parsel üzerinden hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalıların bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesine göre) HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,  27.12.2011   tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2023/4759 E., 2025/2431 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
tam metni aç
i, kesinleşme tarihinden itibaren genel mahkemeye dava açılmasına ilişkin 10 yıllık sürenin geçtiğini, belirterek dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline, karar idare lehine sonuçlandığında İİK '28. maddesine göre işlem tesisine, varsa taşınmaz üzerinde bulunan her türlü bina ve tesisin kal'ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
8. Hukuk Dairesi         2023/4759 E.  ,  2025/2431 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2716 E., 2023/1560 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/223 E., 2018/418 K. Taraflar arasındaki kesinleşen orman tahdidi içinde kalan taşınmazların tapu iptali ve tescili istemine ilişkin yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda 04.09.1988 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 6831 Sayılı Kanun uyarınca yapılan Orman Kadastrosu ile 2/B madde uygulaması bulunmaktadır. Yörede arazi kadastrosu 1977 yılında yapılmıştır. Bu çalışmalarda dava konusu taşınmaz; 57 sıra nolu vergi kaydına istinaden .. ..., ...ve ... adına 27.04.1977 tarihinde tespit görmüştür. Daha sonra mirasçılar arasında yapılan taksim ile 21.11.1197 tarihinde 405, 406 ve 407 parsellere ayrılmıştır. Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde özetle; Tekirdağ ili ... ilçesi ... Mahallesinde bulunan 407 parsel nolu taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığını, orman niteliğinde olduğunu, gerekli ilanların yapılarak 6 aylık hak düşürücü sürenin geçtiğini, kesinleşme tarihinden itibaren genel mahkemeye dava açılmasına ilişkin 10 yıllık sürenin geçtiğini, belirterek dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline, karar idare lehine sonuçlandığında İİK '28. maddesine göre işlem tesisine, varsa taşınmaz üzerinde bulunan her türlü bina ve tesisin kal'ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemecesince yapılan yargılama sonucunda; "dava konusu taşınmaz her ne kadar tarım arazisi niteliğinde ise de, 2 Orman Yüksek Mühendisi ve harita mühendisi bilirkişiler ile yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporuna göre, kesinleşmiş orman tahdit haritası içerisinde kaldığı, orman kadastro işlemine karşı hak sahibi ilgililerin itirazda bulunmadıkları" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda Orman Kadastrosu dava konusu parseller için yok hükmünde olduğunu, dava konusu olan ve Orman İdaresinin sonradan sunduğu tutanakların usulüne uygun olarak tutulup tutulmadığı ve ilan edilip edilmediğinin incelenmediğini, idarenin bu kadastro çalışmaların keyfiyetten yaptığını ve bunun akabinde bir çok taşınmaz malikini mağdur ettiğini, idareye bu çalışmada yaptığı eksikliklerin nedenini sorulmadığını, mahkemece eksik inceleme ve yetersiz araştırma ile hüküm oluşturulduğunu, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonunda; "çekişmeli taşınmazın, kesinleşen harita ve tutanaklara göre kesinleşen tahdit içinde kalan yerlerden olduğu anlaşılmasına göre dava konusu taşınmazın orman olarak hazine adına tesciline karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine" karar verilmiştir. Davalılar vekili istinaf gerekçeleriyle kararı temyiz etmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. Maddesi uyarınca ONANMASINA, 269,85 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 345,55 TL'nin temyiz eden davalıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2023/3472 E., 2024/3434 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Ayrıca hüküm özetinin İİK 28. Madde gereği ilgili tapu sicil müdürlüğüne bildirilmemiş olması hatalı olduğundan bir kısım davalılar ...
7. Hukuk Dairesi         2023/3472 E.  ,  2024/3434 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1055 E., 2023/1424 K. DAVA TARİHİ : 25.05.2017 MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi KARAR : Davanın kabulü Taraflar arasındaki vasiyetnamenin tenfizi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın bir kısım davalılar ... ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı bir kısım davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müteveffa ... tarafından yapılan vasiyetnamenin yerine getirilmesi ve vasiyet alacaklısı davacı adına tapuya kayıt ve tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılara usulüne uygun dava dilekçesi ve ekleri tebliğ edilmiş, fakat davalılar davaya cevap vermemişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; açılıp okunan vasiyetnamenin ve vasiyetnamenin iptali istemine yönelik olarak açılan ve kesinleşen mahkeme kararının ilgili kanuni düzenlemeler ve emredici hukuk kuralları doğrultusunda bir bütün olarak yapılan değerlendirmesinde vasiyetin yerine getirilmemiş olduğunun anlaşıldığını, davacının dava açmakta haklı olduğunu, tenfizi talep edilen vasiyetnamenin hukuken geçerli olduğunun kesinleşen mahkeme kararı ile sabit olduğunu belirterek davanın kabulüne karar vermiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde bir kısım davalılar ... ve ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar vekili; davacı vekilinin vekalet sunmadığını davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, vasiyetnamenin kanunun aradığı şekil şartlarını taşımadığını, vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte muris ...'ın 81 yaşında olup, fiil ehliyetine haiz olmadığını,dosya içeriğinde yer alan bilirkişi raporlarının da yetersiz ve gerekçesiz olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murise ait 2016/1543E-1564K veraset ilamına göre murise ait 13.09.2013 tarihli ... 3. Noterliğince düzenleme şeklinde vasiyetnamenin tenfizine ve bunun sonucu olarak davacıya vasiyet edilen taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek davacı adına tescil edilmesinde ve 1136 sayılı Kanunun 42. madde gereğinde görevlendirilmiş vekil için davacı lehine vekalet ücreti verilmesinde hukuka aykırı bir durum olmadığından bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. 2. Bu miras payına düşen değer üzerinden harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken taşınmazın tümünün değeri üzerinden harç alınarak vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı bulunmuştur. Ayrıca hüküm özetinin İİK 28. Madde gereği ilgili tapu sicil müdürlüğüne bildirilmemiş olması hatalı olduğundan bir kısım davalılar ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde bir kısım davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Bir kısım davalılar vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, vasiyetnamenin tenfizi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 514 ve 600. maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olupbir kısım davalılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.06.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2022/5367 E., 2022/5926 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Kahramankazan Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.12.2012 tarihli ve 2012/310 Esas-388 Karar sayılı kararı ile dava konusu taşınmazların davacılar adına miras payları oranında tesciline karar verildiği, İİK’nın 28. maddesi uyarınca hüküm özetinin ilgili Tapu Sicil Müdürlüğüne bildirilmediği, kararın 10.01.2013 tarihinde kesinleştiği ve kararın kesinleşmesi üzerine Mahkemece 28.02.2013 tarihinde dava konu
1. Hukuk Dairesi         2022/5367 E.  ,  2022/5926 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL - BEDEL Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, bedel istemli dava sonucunda Kahramankazan Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 30.03.2021 tarihli ve 2019/78 Esas, 2021/166 Karar sayılı kararın bozulmasına dair Dairenin 07.02.2022 tarihli ve 2021/7334 Esas ve 2022/820 Karar sayılı kararının düzeltilmesi süresi içerisinde asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili ile Sevim hariç davalı ... mirasçıları tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü: I. DAVA Asıl ve birleştirilen davada davacılar, davalı ...’ye karşı açtıkları muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasının kabul edildiğini ve kararın kesinleştiğini, davalı ...’nin hükmün infazını engellemek amacıyla; asıl davada dava konusu 2730 ada 20, 2755 ada 5, 2754 ada 25, 2757 ada 4 ve 147 ada 2 parsel sayılı taşınmazları satış göstermek suretiyle davalılara devrettiğini, birleştirilen davada dava konusu 3394 ada 5, 3395 ada 3, 3398 ada 1 ve 3399 ada 2 parsel sayılı taşınmazları ise yine satış göstermek suretiyle davalı ...'e devrettiğini, tüm temliklerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline, olmadığı takdirde miras paylarına isabet eden bedelin davalı ...'den tahsiline karar verilmesini istemişler, aşamada birleştirilen davada dava konusu 3395 ada 3 parsel sayılı taşınmaz yönünden davayı takipsiz bıraktıklarını bildirmişlerdir. II. CEVAP Asıl davada davalılar ve birleştirilen davada davalı ..., dava konusu taşınmazları bedeli karşılığında satın aldıklarını, iyiniyetli olduklarını, asıl ve birleştirilen davada davalı ... ise, davacıların muvafakati ile dava konusu taşınmazların satıldığını, davacıların miras paylarına isabet eden bedeli az bulunca satış bedellerini almayarak dava açtıklarını belirterek, davanın reddini savunmuşlar, yargılama sırasında davalı ...'nin ölümü üzerine mirasçıları davaya dahil edilmişlerdir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 28/10/2014 tarihli ve 2013/223 E. - 2014/312 K. sayılı kararıyla; davaya konu taşınmazlardaki payların mülkiyetinin mahkeme kararı ile davacılara geçtiği ve davalıların iyiniyet savunmasına değer verilemeyeceği gerekçesi ile asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 15/03/2018 tarihli ve 2015/17619 E. - 2018/7357 K. sayılı kararıyla; "...dava konusu 3395 ada 3 parsel sayılı taşınmaz yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığı gibi davalı ...’den çekişmeli diğer taşınmazları temlik alan davalıların iyiniyetli olup olmadıklarının, bir başka ifadeyle Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacaklarının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması da isabetsizdir..'' gerekçesiyle Mahkemenin kararı bozulmuştur. 3. Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 30/03/2021 tarihli ve 2019/78 E. - 2021/166 K. sayılı kararıyla; davacı tarafın dava konusu 3395 ada 3 parsel sayılı taşınmaz bakımından davayı takip etmeyeceğini bildirdiği, bu parsel bakımından davanın 09/07/2020 tarihinde HMK'nın 150. maddesi uyarınca işlemden kaldırıldığı gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına, davacı vekilinin dava dilekçesi ile yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde bedel tazminini talep ve dava ettiği, tapu iptali ve tescil talebini bir kısım davalılara, tazminat talebini ise davalılardan ...'e ve sonrasında mirasçılarına yönelttiği, bu haliyle davacı taleplerinin 6100 sayılı HMK uyarınca terditli dava olarak nitelendirilemeyeceği, yine 6100 sayılı HMK'nın 125/1 maddesi ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15/03/2018 tarihli ve 2015/17619 Esas, 2018/7357 karar sayılı bozma kararı gereğince davacı vekiline seçimlik hakkının hatırlatıldığı ve davacı vekilinin "...biz HMK'nın 125/1. maddesi uyarınca seçimlik hakkımızı tapu iptal ve tescil talebimize yönelik olarak kullanıyoruz yani davamıza tapu malikleri yönünden devam ediyoruz." şeklinde beyanda bulunduğu gerekçesiyle, ... mirasçıları bakımından davanın pasif husumet (dava şartı yokluğu) nedeniyle usulden reddine, tapu siciline güvenerek iyi niyetle kazanım sağlayan üçüncü kişi konumundaki davalıların iyiniyetli olmadıklarını gösterir bir delil sunulamadığı, tanıkların verilen kesin sürede bildirilmediği, davacının kötüniyet iddiasını ispatlayamadığı, davalıların TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacakları gerekçesiyle diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiş, bu karardan sonra asıl davada davalı ... San. Tic. A.Ş. vekili tarafından dava konusu 28 parsel yönünden ve vekalet ücretine ilişkin olarak, birleştirilen davada davalı ... vekili tarafından vekalet ücretine ilişkin olarak kararın düzeltilmesi talebi üzerine; Mahkemece 07/06/2021 tarihli ek karar ile davalıların tavzih taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. 4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve birleştirilen davada davalı ... vekili, 07/06/2021 tarihli ek kararına karşı ise davalı ... San. Tic. A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 5. İkinci Bozma Kararı Dairenin 07.02.2022 tarihli ve 2021/7334 Esas ve 2022/820 Karar sayılı kararı ile "6.3.1. Kahramankazan Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.12.2012 tarihli ve 2012/310 Esas-388 Karar sayılı kararı ile dava konusu taşınmazların davacılar adına miras payları oranında tesciline karar verildiği, İİK’nın 28. maddesi uyarınca hüküm özetinin ilgili Tapu Sicil Müdürlüğüne bildirilmediği, kararın 10.01.2013 tarihinde kesinleştiği ve kararın kesinleşmesi üzerine Mahkemece 28.02.2013 tarihinde dava konusu taşınmazlar üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırıldığı, davalı ...’nin dava konusu 257 ada 4 sayılı parseli 04.03.2013 tarihinde davalı ...’ye, 147 ada 2 (eski 583) sayılı parseli 10.04.2013 tarihinde davalı ...’a, 2730 ada 20 sayılı parseli 10.04.2013 tarihinde davalılar Sezai ve Turan’a, 2754 ada 25 sayılı parseli 10.04.2013 tarihinde davalı ...’a, 2755 ada 5 sayılı parseli 10.04.2013 tarihinde davalı ...’ye, 3395 ada 3, 3399 ada 2, 3394 ada 5 ve 3398 ada 1 parsel sayılı taşınmazları da 22.04.2013 tarihinde davalı ...’e devrettiği, davalı ...’in 3395 ada 3 sayılı parseli 26.04.2013 tarihinde dahili davalı ...’e, Öztürk’ün aynı taşınmazı yargılama sırasında 19.03.2014 tarihinde dahili davalı ...’a temlik ettiği, davacıların bozma kararından sonra anılan 3395 ada 3 sayılı parsel yönünden davayı takipsiz bıraktıklarını bildirdikleri, dava konusu 3394 ada 5 parsel sayılı taşınmazın ise 22/09/2014 tarihinde ifraz edildiği ve ifraz neticesinde 3394 ada 9 ve 10 parsel sayılı taşınmazların oluştuğu, 9 sayılı parselin davalı ... tarafından 26/09/2014 tarihinde dava dışı Bektaş Murat Demir'e satış suretiyle devredildiği, 10 parsel sayılı taşınmazın ise halen davalı ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. 6.3.2. Somut olaya gelince; davacı tarafın davayı takipsiz bıraktıklarını bildirdikleri dava konusu 3395 ada 3 parsel sayılı taşınmaz; birleştirilen davada dava konusu olduğu halde; asıl dava bakımından kurulan hükümde bu parsele yer verilmiş olması doğru değildir. 6.3.3. Dava konusu 3394 ada 5 parsel sayılı taşınmazın ifrazı ile oluşan parsellerden 3394 ada 9 sayılı parselin davalı ... tarafından yargılama sırasında dava dışı üçüncü kişiye devredildiği anlaşılmaktadır. O halde, kararın (IV/6.2.3. ) numaralı paragrafında yer verilen ve kendiliğinden (re'sen) gözetilmesi zorunlu olan yasal düzenlemeler Mahkemece uygulanarak davacı tarafa seçimlik hakkının hatırlatılması, sonucuna göre işlem yapılması ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, bu hususun nazara alınmaması doğru değildir. 6.3.4. Davalı ...'nin yargılama sırasında öldüğü, mirasçıları olan çocukları Seyfi, Sermet, Selim ve Sevim'in davaya dahil edildiği, öte yandan Selim ve Sevim'in mirası reddettiklerini bildirdikleri, Ankara 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/219 E., 2020/1812 K. sayılı ilamı ile ...'den intikal eden mirasın ... tarafından kayıtsız şartsız reddedildiğinin tespit ve tesciline karar verildiği, anılan kararın kesinleştiği, Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/110 E., 2020/78 K. sayılı ilamı ile ... mirasının mirasçısı ... tarafından kayıtsız şartsız reddedildiğinin tespit ve tesciline karar verildiği, ancak bu kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmakla, kesinleşmeyen kararın kesinleşmesinin beklenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususun değerlendirilmemiş olması da hatalı olmuştur. 6.3.5. Öte yandan, ölen davalı ... hakkında açılan dava terditli olup, tapu iptali ve tescil talepleri kabul edilmediği takdirde, davacıların terditli tazminat talebi bulunduğu gözetilmek suretiyle, mirası reddetmeyen Elife mirasçılarının tazminattan sorumlu olacakları düşünülmeksizin, haklarında pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi yanlış olmuştur. 6.3.6. Birleştirilen davada davalı ...'in; diğer davalı ... ile paydaş oldukları dava konusu taşınmazların kendisine, bir kısmının ise davalı ...'ye (Elife'nin belirttiği kişiye) devredildiğini, bu suretle dava konusu taşınmazları satın aldığını belirtmiş ise de davalının bu savunmasına yönelik yeterli araştırma ve incelemenin yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Mahkemece davalının bu savunmasının değerlendirilerek gerekli araştırmanın yapılması, tapu kayıtlarının getirtilmesi, toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. 6.3.7. Mahkemece 07/06/2021 tarihli ek karar ile davalıların tavzih istemlerinin reddine karar verilmiş olması doğru ise de; asıl ve birleştirilen davada dava konusu taşınmazlar farklı olup, davalılara temlik edilen taşınmazlar da farklıdır. Bu durumda her bir davalı ya da davalılara ayrı ayrı devredilen taşınmaz veya taşınmazlar bakımından değerlendirme yapılmak suretiyle, yargılama giderleri ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücreti yönünden her bir davalı yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. 6.3.8. Davacıların, bozma kararından önce kendilerine verilen ilk kesin sürede tanıklarını bildirmedikleri anlaşılmakla, Mahkemece davacıların tanık dinletme taleplerinin reddine karar verilmiş olması ise doğrudur.” gerekçeleriyle kararın bozulmasına hükmedilmiştir. V. KARAR DÜZELTME 1. Karar Düzeltme Yoluna Başvuranlar Yargıtay bozma kararına karşı süresi içerisinde asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili ile Sevim hariç davalı ... mirasçıları tarafından karar düzeltme başvurusunda bulunulmuştur. 2. Karar Düzeltme Nedenleri 2.1. Asıl ve birleştirilen davada davacılar, bozma kararının 6.3.2. ve 6.3.5. maddelerinin yerinde olduğunu, bunlar dışındaki bozma nedenleri için karar düzeltme yoluna başvurduklarını, 6.3.3. maddede belirtilen 9 no.lu parsel davalı ...’in ifraz öncesi 5 parsel sayılı taşınmazdaki kendi adına olan payına isabet eden pay olduğunu, Elife’den Yeliz’e devredilen payın ifraz sonrası oluşan 10 parsel üzerinde ihtiyati tedbirin de devam ettiğini ve taşınmazın Yeliz adına kayıtlı olduğunu, bilirkişi raporunda durumun belirtildiğini, bozma kararının bu maddesinin hatalı olduğunu, davalı ...’in 04.02.2022 tarihli dilekçesi ile kesinleşme ilamını sunduğunu, bu nedenle onun yönünden verilen bozma kararının da hatalı olduğunu, 6.3.3. nolu bozma nedeninin de hatalı olduğunu, Yeliz’in Elife’den aldığı paylara karşılık devrettiğini iddia ettiği 3394/8 ve 3394/1 parseldeki Yeliz paylarının ...’a devredildiğinin tapu kayıtlarından belli olduğunu, (bozma da zaten Elife’nin gösterdiği kişilere de denildi, ... da Elife’nin kızı) 3395/3 parselin de dava tarihinden önce Öztürk’e ondan da Kubilay Cenk’e devredildiğinin ve onun yönünden davayı takipsiz bıraktıklarını, esasın incelenmesi gerektiğini, bitişik parsel sahibi şirketin iyi niyetli olmadığını, tedbirin kaldırıldığı gün taşınmazı edindiğini, birlikte işlem yapan diğer kayıt maliki davalıların da iyi niyetli olmadıklarını, Yeliz’in de iyi niyetli olmadığını, beyanlarının çelişkili olduğunu, Elife’nin kızı Sevim’e devrettiği yönünde temyizde beyanda bulunduğunu, asıl ve birleştirilen davanın tek dava olduğunu, terditli talepli olduğunu ve buna göre yargılama giderleri ile vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği yönündeki itirazlarının dikkate alınması gerektiğini, tanık listesi için verilen sürede "ihtarat yapılmasına" yazıldığını ama "ihtarat yapıldı" yazılmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemişlerdir. 2.2. Davalı ...'nin Sevim dışındaki diğer mirasçıları, Mahkeme kararının yerinde olduğunu, davacıların seçimlik haklarını tapu iptali - tescil yönünde kullandıklarını, bu nedenle kararın fer'iler düzeltilerek onanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. 3. Gerekçe 3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir. 3.2. İlgili Hukuk 3.2.1. 4721 sayılı TMK'nın 1024/2. maddesinde ''Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.'', 3.2.2. 4721 sayılı TMK'nın 1025/1 maddesinde ise ''Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.'' hükümlerine yer verilmiştir. 3.2.3. Öte yandan, dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 125. maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir. Söz konusu maddede, “Dava konusunun devri” kenar başlığı altında; “Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder” şeklinde düzenleme getirilmiştir. 3.3. Değerlendirme 3.3.1. Dosya içeriğine, mahkeme kararında belirtilip, Yargıtay kararında benimsenen gerektirici sebeplere göre, Sevim hariç davalı ... mirasçıları ile asıl ve birleştirilen davada davacıların sair karar düzeltme itirazları yerinde değildir. Ne var ki; 07.02.2022 tarihli ve 2021/7334 Esas ve 2022/820 Karar sayılı kararın (IV/6.3.4.) numaralı paragrafında ...’in mirasçısı ... tarafından mirasın kayıtsız şartsız reddedildiğinin tespit ve tesciline karar verildiği, ancak bu kararın henüz kesinleşmediği belirtmiş ise de, Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/110 Esas ve 2020/78 Karar sayılı kararının 03.02.2022 tarihinde kesinleştiği karar düzeltme isteği üzerine yapılan inceleme sonucunda anlaşılmıştır. 3.3.2. Hal böyle olunca; Dairenin 07.02.2022 tarihli bozma gerekçelerinden (IV/6.3.4.) numaralı paragrafın çıkarılması gerekmektedir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı ...'nin ... dışındaki diğer mirasçılarının karar düzeltme taleplerinin reddine, asıl ve birleştirilen davada davacılar vekilinin karar düzeltme taleplerinin değinilen yön itibariyle kabulü ile Dairenin 07.02.2022 tarihli, 2021/7334 Esas ve 2022/820 Karar sayılı bozma kararından (IV/6.3.4.) numaralı paragrafın çıkarılmasına, takip eden paragraf numaralarının buna göre teselsül edilmesi suretiyle usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, sair karar düzeltme taleplerinin reddine, 20.09.2022 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2021/8216 E., 2022/7283 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemenin kararının bir suretinin İİK’nin 28. maddesi uyarınca Dumlupınar Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir.
8. Hukuk Dairesi         2021/8216 E.  ,  2022/7283 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava konusu, Kütahya İli Dumlupınar İlçesi Büyükaslıhanlar Köyü Avlumkaya Mevkii doğusu: köy boşluğu, kır, batısı: davacıya ait 1395 parsel, kuzeyi: kır ve güneyi: ...’ya ait tarla olan 5.000 m2'lik yere ilişkindir. Davacı ...; tapuda adına 1395 parsel 6.600 m2 tarlası olduğunu, söz konusu tarlanın doğusunda kalan 5.000 m2 tarlanın her nasılsa köy boşluğu olarak bırakıldığını, parsel numarası verilmediğini, bu yerin dededen babası ...’e, ondan da kendisine kaldığını, 100 senedir bu tarlanın çevresinin taş duvarla çevrili olduğunu, tarla olarak kullanıldığını, Hazine ve Köy boşluğu ile ilgisi olmadığını, bu yerin doğusunun köy boşluğu, kır, batısının davacıya ait 1395 parsel, kuzeyinin kır, güneyinin ... tarlası olduğunu, davalılar adına köy boşluğu olarak yazılan yerin tapusunun iptali ile kendi adına yazılmasını talep ve dava etmiştir. Mahkemece; davanın kabulüne, dava konusu Kütahya İli Dumlupınar İlçesi Büyükaslıhanlar Köyünde bulunan ve kadastro sırasında tescil harici bırakılan fen bilirkişileri ... ... ve A. ... ...'ün 06.02.2015 havale tarihli rapor ve ekindeki kroki de (A) harfi ile gösterilen 5.453,60 m2'lik taşınmazın Büyükaslıhanlar Köyündeki son parsel numarası verilmesi suretiyle tarla vasfı ile dahili davacılar ..., ... ve ...’un Altıntaş Noterliğinde verilen 23.01.2015 tarihli ve 3656 yevmiye nolu veraset ilamındaki payları oranında tapuya kayıt ve tesciline, karara Altıntaş Noterliğinin 23.02.2015 tarihli ve 03656 yevmiye nolu veraset ilamının eklenmesine, fen bilirkişileri ... ... ile A. ... ...'ün 06.02.2015 tarihli ve ekindeki krokinin iş bu kararın eki sayılmasına. Mahkemenin kararının bir suretinin İİK’nin 28. maddesi uyarınca Dumlupınar Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; TMK'nin 713. maddesi gereğince tapuda kaydı olmayan taşınmazın tesciline ilişkindir. Dosya kapsamında yapılan incelemede; Mahkemece 18.12.2014 tarihinde kadastro, harita, ziraat ve orman bilirkişileriyle yapılan keşif sonrası alınan 26.12.2014 havale tarihli kadastro ve harita bilirkişileri tarafından düzenlenen raporda; dava konusu yerin A harfli 5.453,60 m2 batısında şahıs tarlası, güneyinde hali araziyi müteakip şahıs tarlaları doğusunda ve kuzeyinde orman olduğu, 06.02.2015 havale tarihli ziraat ve orman bilirkişileri tarafından düzenlenen raporda ise dava konusu taşınmazın hali (taşlık) arazi ile şahıs tarlaları olarak tescili yapılan tarım arazileri ile arasında eğim farkı olduğu, taşınmazın hali hazırda tarımsal amaçlı kullanıldığı, anız vaziyette olduğu, %2-3 eğimli olduğu taşınmazın toprağının humus içermediği, orman bitki örtüsü bulunmadığı toprak muhafaza karakteri taşımadığı, 1960 yılı memleket haritasında dava konusu yerin beyaz renkli orman alanı dışında bulunduğu, hava fotoğrafı incelemesinde açık renkte çıplak alanda kaldığı, orman örtüsü bulunmayan kısımda yer aldığı ve hava fotoğrafıyla memleket haritasının uyumlu olduğu, taşınmazın orman içi açıklık olmadığı, taşınmazın tarım arazileri ile sınırlı olmadığı, dört tarafının orman olmayıp taşınmazın tescil harici bırakılan arazi içersinde kaldığı, keşif tarihi itibariyle taşınmazın tarımsal amaçlı kullanıldığı ve orman sayılmayan yerlerden olduğu tespit edilmiştir. Davacı tarafından aynı yere ilişkin aynı sebeple Altıntaş Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/200 Esas sayılı dosyasıyla dava açılmış olup bu dosyada 26.05.2010 tarihinde 2 fen, 1 ziraat ve 1 orman bilirkişi ile gidilen keşif sonrası alınan 07.06.2010 tarihli fen bilirkişileri tarafından düzenlenen raporda; dava konusu yerin A harfli 5713 m2 doğu, kuzey ve güneyinin orman, batısının 1394, 1395 parsellerle çevrili olduğu, dava konusu yerin tamamının 4 nolu paftada devlet ormanı olarak belirtilen alan içerisinde kaldığı, 10.06.2010 tarihli ziraat bilirkişi tarafından düzelenen raporda; dava konusu yerin daha önce tarımsal amaçla kullanıldığı, eğiminin %2-3 olduğu, taşınmazın hali hazırda ekili olmadığı, çayır otlarıyla kaplı olduğu ve 2 yıldan beri kullanılmadığı, taşınmazın batısı kır arazisi görünümünde olan araziler, kuzeyi ve doğusu fiilen orman ve kayalık arazi, güneyi taşlık ve kayalık, tarım arazileri ile bütünlük arz etmeyen fiilen orman olan arazi içerisinde olduğu ve fiilen orman arazileri ile çevrili olduğundan tarım arazisi niteliği taşımadığı, 10.06.2010 tarihli orman bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda ise dava konusu yerin kadastro çalışmaları esnasında devlet ormanı-tescil harici arazi içerisinde bırakıldığı, 4 tarafının orman arazisi ile çevrili olduğu, 1960 yılı memleket haritasında beyaz renkle gösterilen orman alanları dışında bulunduğu, taşınmazın kuzeyi ve doğusunun fiilen orman ve kayalık, güneyinin kayalık, batısının kır arazi görünümündeki arazilerle çevri olduğu, orman arazileri ile bütünlük arz ettiği, eğiminin %2-3 olduğu, hali hazırda kır arazi olduğu ve orman bitki örtüsünün bulunmadığı, zemindeki anız kalıntılarından tarımsal amaçla kullanıldığının anlaşıldığı, 6831 ve 3116 sayılı Kanunlar karşısında dava konusu yerin orman sayılan yerlerden olduğu tespit edilmiştir. Bu dosya davacı tarafından takip edilmeyerek nihayetinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ve Yargıtay denetimden vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmak suretiyle 27.07.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Eldeki davada alınan bilirkişi raporu ile aynı yere ilişkin olarak aynı sebebe dayanarak aynı kişi tarafından Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan davada alınan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunmakta olup bundan ayrı eldeki davada Dairemiz ve Yargıtayın içtihatlarına uygun rapor hazırlanmadığından hükme esas alınan bilirkişi raporu yeterli görülmemiştir. Şöyle ki; Sulh Hukuk Mahkemesi dosyasında alınan fen bilirkişileri raporunda dava konusu edilen yer ile eldeki davada dava konusu edilen yer farklı konumlandırılmış olup 2010 yılında alınan fen bilirkişileri raporunda dava konusu yerin ormanlık alanda olduğu belirtilirken eldeki davada alınan fen bilirkişileri raporunda hudutların yalnızca ikisi yönünden orman olduğu, Sulh Hukuk Mahkemesi dosyasında alınan ziraat bilirkişi raporunda; taşınmazın fiilen orman arazileri ile çevrili olduğundan tarım arazisi niteliği taşımadığı belirtilirken eldeki dosyada alınan raporda taşınmazın 4 tarafının orman olmayıp tescil harici, alanda kaldığı, yine Sulh Hukuk Mahkemesi dosyasında alınan orman bilirkişi raporunda taşınmazın her ne kadar 1960 yılı memeleket haritasında beyaz renkli orman sayılmayan alanda bulunsa da orman arazileri ile bütünlük arz ettiğinden orman sayılan alanlardan olduğu, eldeki dosyada alınan raporda ise 1960 yılı memleket haritasında ve tarihi belirtilmeyen hava fotoğrafında ise beyaz alanda olduğu bu nedenle orman sayılmayan yerden olduğu belirtilmiştir. Ayrıca son alınan raporda tarihi belirtilmeyen hava fotoğrafı üzerinde dava konusu yeri net gösterecek şekilde de bir çakıştırma yapılmayarak beyaz renkli alanda olduğu belirtilmiştir. O halde; her ne kadar 17.09.2014 tarihli Orman Genel Müdürlüğü yazısında dava konu yerin bulunduğu yörede orman kadastrosu geçmediği bildirilmiş ve bilirkişilerce de bu husus teyit edilmişse de, yazının gönderildiği tarihten bu zamana uzun yıllar geçtiği de gözetilerek ilgili yerlere yeniden müzekkere yazılmak suretiyle öncelikle orman kadastrosu çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapılmış ise orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği dosyaya getirilerek yine yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden getirilerek, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişi, üç ziraat mühendisi bilirkişi, bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşifte orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalı, yine keşifte getirtilen belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişileri ile orman bilirkişi eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmaz çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli, taşınmazın gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak temyize konu taşınmazın niteliği, üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranının açıklandığı ve dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17/2. maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır. Şayet dava konusu taşınmazların orman olmadığının tespit edilirse bu defa keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; üç kişilik ziraatçi bilirkişi kurulundan taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği tapu müdürlüğü ve ilgili kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 22.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Tapu sicilinde malikin tasarruf yetkisini kısıtlayan "şerhler" sütunu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Haciz, iflas kararı veya konkordato ile verilen süreler tapu kütüğüne şerh verilebilir.
B) Bu şerhler, taşınmaz üzerinde sonradan hak kazanan üçüncü kişilerin iyiniyet iddiasını ortadan kaldırır.
C) Şerh verilmiş olsa dahi taşınmazın satışı teknik olarak imkansız hale gelir, tapu sicili kilitlenir.
D) Aile konutu şerhi de tasarruf yetkisini kısıtlayan şerhler arasında yer alır.
E) Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararları da bu sütuna işlenir.