2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 317

İcra ve İflas Kanunu 317. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 317 – Fevkalade hallerde hususile devamlı iktisadi buhranlarda Cumhurbaşkanı 318 den 329 uncuya kadar olan maddeler hükümlerinin muayyen bir müddet için bu hallerden müteessir olan mıntaka borçlularına tatbik edilmesine karar verebilir. Fevkalade mühletin kabulü, borçlunun dilekçesi:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2011/28084 E., 2012/15233 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDenizli 3. İcra Hukuk Mahkemesi
da borçlunun, imza itirazından sonra, alacaklı hakkında suç duyurusunda bulunulması nedeniyle sahtecilik suçundan dolayı kamu davası açılmış olması durumunda, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağına ilişkin açık bir yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nda bulunmamaktadır. Bu nedenle, 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317. maddesinin 2.cümlesinden yararlanarak sor
12. Hukuk Dairesi         2011/28084 E.  ,  2012/15233 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Denizli 3. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 16/09/2011 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Sair temyiz itirazları yerinde değilse de, Alacaklı vekili tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine geçildiği, örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine, borçluların İİK.nun 168/4. maddesinde öngörülen yasal 5 günlük süre içerisinde icra mahkemesine başvurarak murislerinin imzasına itiraz ettikleri görülmüştür. Borçlu vekilince, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/27046-4 soruşturma sayılı dosyası ile alacaklı hakkında sahtecilik suçundan soruşturmanın mevcut olduğunun yargılama sırasında bildirildiği, yine alacaklı hakkında Denizli 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2011/87 esas sayılı dosyası ile evrakta sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı ve davanın derdest olduğunun bildirildiği  anlaşılmıştır. Takip dayanağı senet hakkında borçlunun, imza itirazından sonra, alacaklı hakkında suç duyurusunda bulunulması nedeniyle sahtecilik suçundan dolayı kamu davası açılmış olması durumunda, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağına ilişkin açık bir yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nda bulunmamaktadır. Bu nedenle, 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317. maddesinin 2.cümlesinden yararlanarak soruna bir çözüm getirmek gerektiği yargısal uygulamada kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 22.01.2003 gün ve 2003/12-3 E.2003/28 K.; 06.02.2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 K.sayılı kararları). Nitekim, 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317. maddesi; “Sahtelik iddiası 308'inci madde ile mevaddı mütaakıbesi ahkamına tevfikan tetkik olunur. Sahteliği iddia kılınan senedin ehlihibre marifetiyle tetkik ve tatbikına ve vakayi ve hadisattan haberdar olanların istimaına karar verildiği takdirde bu kabil senedat, neticei hükme kadar bir güna muameleye esas ittihaz kılınmaz. Ancak bu senede müsteniden evvelce ittihaz edilen ihtiyati tedbirlere de halel gelmez ve ledelhace senet sahibi hukukunun muhafazası zımnında sair ihtiyati tedbirlere de tevessül edebilir.”şeklindeki hükmü ile de, hukuk yada ceza mahkemesinde dava açılmış ve o davada mahkemece sahteliği iddia edilen senet hakkında, inkar edilen imzanın borçluya ait olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yapılmasına ve senedin yazıldığını görenlerin tanık olarak dinlenmesine karar verilmiş ise, senedin dava sonuçlanıncaya kadar hiçbir işleme dayanak yapılamayacağı düzenlenmiştir Bu düzenleme karşısında senedin sahteliğine ilişkin davanın görülmesi aşamasında ceza davası da açılmışsa; ceza davasının sonuçlanması, imzaya itiraz davası yönünden bekletici sorun olarak kabul edilmelidir.  Zira, icra mahkemeleri şikâyet ve itirazları belli bir usule uyarak yargılayan ve objektif hukuk kurallarını şikayet ve itirazlara uygulamak suretiyle bunları takip hukuku bakımından kesin hükme bağlayan mahkemelerdir. Bu mahkemeler, takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları çözme görevini yerine getirirken kural olarak tanık dinleyemeyeceklerinden dar (sınırlı) yetkili olup, sahtelik iddiasını inceleme yetkileri de genel mahkemeye göre daha kısıtlıdır. Genel mahkemeler, senetteki sahtelik iddiasını yukarıda içerikleri açıklanan HUMK.nun 309 ve 317. maddelerinin verdiği yetkiyle daha detaylı bir biçimde inceleme olanağına sahiptir (Hukuk Genel Kurulu’nun 13.10.2010 tarih ve 2010/12-493 esas, 2010/491 karar sayılı kararı). O halde, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda ceza davası incelenip ön mesele olarak kabulünün ve beklenmesinin gerekip gerekmediği değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ  : Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 04/05/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

12. Hukuk Dairesi, 2011/4165 E., 2011/20120 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana 5. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ası ile şikâyette” bulunmasından sonra, alacaklı hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle sahtecilik suçundan dolayı kamu davası açılmış olması durumunda, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağına ilişkin açık bir yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nda bulunmamaktadır. Bu nedenle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317.maddesinin 2.cümlesinden yararlanarak soru
12. Hukuk Dairesi         2011/4165 E.  ,  2011/20120 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana 5. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 02/12/2010 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı vekili tarafından bonoya  dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine geçildiği, örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine, borçlu vekilinin İİK. nun 168/4.maddesinde öngörülen yasal 5 günlük süre içerisinde icra mahkemesine başvurarak imzaya itiraz ettiği görülmüştür. Borçlu vekilince, Adana  Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/41564 soruşturma sayılı dosyası ile alacaklı hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan soruşturmanın mevcut olduğu yargılama sırasında bildirildiği, aynı dosyadan Adana Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlettirilen Adana  Polis Kriminal Laboratuarının 08.11.2010 tarihli raporunun icra mahkemesine sunulduğu tespit edilmiştir. Yine, alacaklı hakkında Adana Asliye  Ceza Mahkemesi’ne aynı soruşturma dosyasında resmi belgede sahtecilik  suçundan kamu davası açıldığı   anlaşılmıştır. Takip dayanağı senet hakkında borçlunun, “imza itirazı” ile birlikte veya “sahtelik iddiası ile şikâyette” bulunmasından sonra, alacaklı hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle sahtecilik suçundan dolayı kamu davası açılmış olması durumunda, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağına ilişkin açık bir yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nda bulunmamaktadır. Bu nedenle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317.maddesinin 2.cümlesinden yararlanarak soruna bir çözüm getirmek gerektiği yargısal uygulamada kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 22.01.2003 gün ve 2003/12-3 E.2003/28 K.; 06.02.2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 K.sayılı kararları). Nitekim, 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 317.maddesinin; “Sahtelik iddiası 308'inci madde ile mevaddı mütaakıbesi ahkamına tevfikan tetkik olunur. Sahteliği iddia kılınan senedin ehlihibre marifetiyle tetkik ve tatbikına ve vakayi ve hadisattan haberdar olanların istimaına karar verildiği takdirde bu kabil senedat, neticei hükme kadar bir güna muameleye esas ittihaz kılınmaz. Ancak bu senede müsteniden evvelce ittihaz edilen ihtiyati tedbirlere de halel gelmez ve ledelhace senet sahibi hukukunun muhafazası zımnında sair ihtiyati tedbirlere de tevessül edebilir.”şeklindeki hükmü ile de, hukuk yada ceza mahkemesinde dava açılmış ve o davada mahkemece sahteliği iddia edilen senet hakkında, inkar edilen imzanın borçluya ait olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yapılmasına ve senedin yazıldığını görenlerin tanık olarak dinlenmesine karar verilmiş ise, senedin dava sonuçlanıncaya kadar hiçbir işleme dayanak yapılamayacağı, düzenlenmiştir. Bu düzenleme karşısında imzaya itiraza ilişkin davanın görülmesi aşamasında ceza davası da açılmışsa; ceza davasının sonuçlanması, imzaya itiraz davası yönünden bekletici sorun olarak kabul edilmelidir. Zira, icra mahkemeleri şikâyet ve itirazları belli bir usule uyarak yargılayan ve objektif hukuk kurallarını şikayet ve itirazlara uygulamak suretiyle bunları takip hukuku bakımından kesin hükme bağlayan mahkemelerdir. Bu mahkemeler, takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları çözme görevini yerine getirirken kural olarak tanık dinleyemeyeceklerinden dar (sınırlı) yetkili olup, sahtelik iddiasını inceleme yetkileri de genel mahkemeye göre daha kısıtlıdır. Genel mahkemeler senetteki  sahtelik iddiasını yukarıda içerikleri açıklanan HUMK.nun 309 ve 317.maddelerinin verdiği yetkiyle daha detaylı bir biçimde inceleme olanağına sahiptir. (Hukuk Genel Kurulu’nun 13.10.2010 tarih ve 2010/12-493 esas, 2010/491 karar sayılı kararı) O halde, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda ceza davası incelenip ön mesele olarak kabulünün ve beklenmesinin gerekip gerekmediği değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ :Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 25/10/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
sı ile şikayette" bulunmasından sonra alacaklı hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle "sahtecilik suçu"ndan dolayı kamu davası açılmış olması durumunda, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağına ilişkin açık bir yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nda bulunmamaktadır. Bu nedenle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 317. maddesinin 2.
Hukuk Genel Kurulu 2008/12-77 E., 2008/90 K. Hukuk Genel Kurulu 2008/12-77 E., 2008/90 K. - BEKLETİCİ MESELE - CEZA DAVASI - İMZAYA İTİRAZ - İSPAT KÜLFETİ - KAMBİYO SENEDİ - KESİN SÜRE- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 68 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 170 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 309 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 310 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 311 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 312 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "imzaya itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Bursa Beşinci İcra Hukuk Mahkemesi)'nce davanın reddine dcjir verilen 05.03.2007 gün ve 2004/74-2007/106 sayılı kararın incelenmesi davacı/borçlu vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onikinci Hukuk Dcjiresrnin 27.04.2007 gün ve 2007/7322-8419 sayılı ilamı ile; (\..ÜK'nın 1^ ^0/3. maddesinde, inkar edilen imzanın borçluya ait olduğu "anlaşılırsa" itiıfazın reddine karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Somut olayda bilirkişi tarafından düzenlenen raporda inkar edilen imzanın borçluya ait olup olmadıkının tespit edilemediğinin açıklandığı görülmektedir. Bu durumda yasada örjgörülen (inkar edilen imzanın borçluya ait olduğunun anlaşılması) koşulu gerçekleşmemiştir. Senette yer alan imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti senet elinde olup takibe başlayan ve İmzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir. ÎİK'nın 170/3. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken aynı Kanun'un 68-a/4. maddesinde incelemenin nasıl yapılacağı HUMK'nın 309/2, 3, 4 ve 310, 311 ve 312. maddelerine atıf yapılarak açıklanmıştır. Yargılama sırasında borçlunun örnek imzası alınmış, ancak, bilirkişi mevcut dosya kapsamına göre sonuca ulaşamamıştır. Başkaca örnek imza bulunamadığına göre itirazın kabulü ile takibin durdurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.,.") gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Temyiz Eden: Davacı/borçlu vekili Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, icra takibine konu bonodaki imzaya, borca, ferilerine ve faize itiraza ilişkindir. Bursa Birinci İcra Müdürlüğü'nün 2003/10469 sayılı icra dosyasında; davalı alacaklı tarafından, 09.12.2003 tarihinde itiraz eden/davacı/borçlu aleyhine, 19.11.2000 düzenleme, 19.12.2000 vade tarihli 2.000.000.000 TL bedelli bonoya dayanılarak işlemiş faiz ve ferileri ile birlikte toplam 5.487.000.000 TL alacağın tahsili için kambiyo senetlerine mahsus yolla takibe girişilmiş, borçluya örnek 163 ödeme emri 17.12.2003 tarihinde aynı adreste eşi imzasına tebliğ edilmiştir. Borçlu vekili, 19.12.2003 tarihli dilekçeslyle; müvekkilinin borçlu olmadığını, senetteki imzanın borçluya ait olmadığını, konuyla ilgili olarak Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını, ifadeyle, borca, faize, ferilerine ve takibin dayanağı olan bonodaki imzaya itirazının kabulü ile takibin iptalini ve davalının senet metnini tamamen kötüniyetle hazırlamış olması nedeniyle %40'tan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini, talep ve dava etmiştir. Davalı/alacaklı vekili ilk kez katıldığı 12.04.2005 tarihli celsede; dosya kapsamına bir diyeceği olmadığını, ayrıca ceza dosyasındaki bir beyanında imzayı inkar eden borçlunun imzayı kendisinin attığını kabul ve beyan ettiğini, ilgili tutanağın onaylı örneğini dosyaya sunacaklarını bildirmiştir. Mahkemece, davacı/borçlu asilin imzası oturur ve ayakta olmak üzere bij\* sayfa alınmış ve ibraz edilen vekaletname aslı ile birlikte bilirkişiye tevdi ecjilerek rapor tanzimi istenmiştir. Uzman bilirkişi bu belgelerin yetersizliğini vurgulayarak kanaat bildiremeyeceğini beyanla tamamlanmasını istediği eksikleri sıralamıştır. Bu arada davacı yan Bursa İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2(| |04/102 esas sayılı dosyasını delil olarak bildirmiş; dosya getirtilip incelenerek mahkemesine iade edilmiş; daha çok tatbike medar belgenin varlığından bahisle bir süre ceza yargılamasının sonucu ve rapor beklenmiş; daha sonra bundan sarfınazar edilerek bilirkişi raporu alınması yoluna gidilmiştir. Davalı alacaklı taraf yargılama aşamasında ceza dosyası içinde davacı borç-luhun imzasını kabul ettiğini iddia etmiş ise de, bunu belgelememiş, mahkemece de ceza dosyası kapsamı zapta geçirilirken bu yön üzerinde durulmamıştır. Duruşma tutanağına geçirilen bilgilere göre; ceza dosyasının m[üştekisi "eldeki davaya konu senedin borçlusu (davacı)", sanığı "bu senedin ataklısı (davalı)", atılı suç da "koşullu ölümle tehdit ve sahte senet düzen-lefaek'tir. Mahkeme bilirkişinin belge eksiği nedeniyle kesin kanaat bildirememesi ürerine davacı/borçlu tarafa bu eksiklerin ikmali için kesin süre vermiş; bu sijirede davacı/borçlu taraf dilekçesini ve masrafını yatırmışsa da istenen yarlerde davacının imzasını taşıyan belge olmadığı bildirilmiş; davacı taraf sonradan bildireceğini beyan ettiği noterdeki belge tarih ve numarasını da bildirmediğinden, hazır olan borçlunun yeniden imzalarının alınması yoluna da gedilmeden dava kesin mehle uyulmaması nedeniyle reddedilmiştir. Davacı/borçlu vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece karar bozulmuş; bi)zma ilamında; İİK 68a/4, 170/3 ve HUMK'nın 309, 310, 311, 312. maddelerine de atıf yapılarak, senette yer alan imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfetinin senet elinde olup takibe başlayan ve İmzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya ait olduğu, yargılama sırasında borçlunun örnek imza-sıjnın alındığı, ancak, bilirkişinin mevcut dosya kapsamına göre sonuca ulaşamadığı ve başkaca örnek imza da bulunamadığına göre itirazın kabulü ile takibin durdurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğu gerekçesiyle karar bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü temyize davacı/itiraz eden/borçlu vekili getirmektedir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kambiyo senedinde yer alan itiraza konu imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfetinin kimde olduğu, mahkemece ispat yükü borçluya yüklenerek kesin mehil verilmesi ve yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın salt bu nedenle reddinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı ve ayrıca sahtecilik iddiasıyla sürmekte olan ceza yargılamasının eldeki davaya etkisinin ne olacağı, noktalarında toplanmaktadır. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (17.07.2003 gün ve 4949 sayılı Kanun'un 47. maddesiyle değişik) 170. maddesinde düzenlenmiş, bu maddenin üçüncü fıkrasında aynen; "İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkar edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkar edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere inkar tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkum edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması halinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar." Hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümle, icra mahkemesince incelemenin aynı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılacağı açıklanmıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise; "imza tatbikında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır." Denilmektedir. Anılan hükümde atıf yapılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kahunu'nun 308 ve devamı maddelerinde imza inkarı halinde mahkemece yakılacak usuli işlemler düzenlenmiş; 309. maddesinin 2., 3., 4. fıkralarında ayfıen; Ehlihibre vasıtasiyle tahkikata karar verildiği takdirde medarı tatbik olacak yazı ve ehlihibrenin tahkikatı icra edeceği gün hakim tarafından tayin olıjjnur. Mahkeme bu bapta ancak iki tarafın ittifak ettikleri her nevi evrak ile sehedatı resmiyeden olan ve bir kimse tarafından hasbelmemuriye veya mahkeme huzurunda tahrir veya imza edilen evrakı tatbika esas addedebilir. Tatbika esas ittihaz olunabilecek evrak olmadığı veyahut olup da d^ ^recei kifayede bulunmadığı takdirde ehlihibre tarafından terkip olunacak ibarelerle münkir olan kimseye yazı yazdırılarak tatbikat icra olunur." Düzenlemesi yer almıştır. Görüldüğü üzere; inkar edenin atılış tarihi itibariyle inkar edilen imzası N yakın tarihte atılmış, uygulamaya elverişli imzalarının temin edilmesi gerekir. Uygulamaya elverişli (tatbike medar) belgeler, HUMK m. 309/3'te "gncak iki tarafın ittifak ettikleri her nevi evrak ile senedatı resmiyeden olan ve bfr kimse tarafından hasbelmemuriye veya mahkeme huzurunda tahrir veya irrjıza edilen evrakı tatbika esas addedebilir/' şeklinde tahdidi olarak sayılmıştır. Vurgulamakta yarar vardır ki, anılan belgelerin tamamlanması konu-sılında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.04.2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu gbzardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir. Hemen burada, somut olayda da olduğu gibi takibe konu kambiyo senedindeki (bonodaki) imzaya itiraz eden borçlunun aynı zamanda sahtecilik iddiasıyla ceza davası açılmasını sağladığı hallerde, ceza yargılamasının "imzaya itiraz" davasına etkisi üzerinde de durulmalıdır. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 314. maddesinin birinci cümlesinde; "Resmi ve gayrı resmi her nevi senedatın sahteliğini iddia eden kimse asıl davayı rüyet eden mahkemede bu iddiasını gerek davayı asliye ve gerek davayı hadise suretiyle ikame edebilir." Denilmek suretiyle, sahte bir senede dayanılarak aleyhine icra takibi yapılan borçlunun, resmi veya gayri resmi senedin sahteliğini, açılmış bir davada hadise şeklinde ileri sürebileceği gibi, ayrı bir sahtelik davası da açabileceği kabul edilmiştir. Böyle olunca borçlu/Cumhuriyet Başsavcılığına yapacağı başvuru ile, evrakta sahtekarlık yapan kişi aleyhine ceza mahkemesinde sahtecilik davası açılmasını sağlayabilir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Resmi Belge Hükmündeki Belgeler" başlıklı 210. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; "Özel belgede sahtecilik suçunun konusunun, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması halinde, resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanır." Hükmüyle, kambiyo senetlerine "resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı" kabul edilmiş; aynı Kanun'un 204. maddesinde de resmi belgedeki sahteciliğe ilişkin müeyyide düzenlenmiştir. Takip dayanağı senet hakkında borçlunun "imza itirazı" ile birlikte veya "sahtelik iddiası ile şikayette" bulunmasından sonra alacaklı hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle "sahtecilik suçu"ndan dolayı kamu davası açılmış olması durumunda, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağına ilişkin açık bir yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nda bulunmamaktadır. Bu nedenle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 317. maddesinin 2. cümlesinden yararlanarak soruna bir çözüm getirmek gerektiği yargısal uygulamada kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulu'nun 22.01.2003 gdn ve 2003/12-3 E. 2003/28 K.). Nitekim, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 317. maddesinin; "Sahtelik iddiası 308. madde ile mevaddı mütaakıbesi ahkamına tevfikan tetkik olunur. Sahteliği iddia kılınan senedin ehlihibre marifetiyle tetkik v^ ^ tatbikına ve vakayi ve hadisattan haberdar olanların istimaına karar verildiği takdirde bu kabil senedat, neticei hükme kadar bir güna muameleye e$ $as ittihaz kılınmaz. Ancak bu senede müsteniden evvelce ittihaz edilen ihtiyati tedbirlere de halel gelmez ve ledelhace senet sahibi hukukunun muhafazası zımnında sair ihtiyati tedbirlere de tevessül edebilir." Şeklindeki hükmü ile de, hukuk ya da ceza mahkemesinde dava açılmış vfe o davada mahkemece sahteliği iddia edilen senet hakkında, inkar edilen iıtızanın borçluya ait olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yapılmasına ve senedin yazıldığını görenlerin tanık olarak dinlenmesine karar verilmiş ise, senedin dava sonuçlanıncaya kadar hiçbir işleme dayanak yapılamayacağı, düzenlenmiştir. Bu düzenleme karşısında imzaya itiraza ilişkin davanın görülmesi aşamasında ceza davası da açılmışsa; ceza davasının sonuçlanması, imzaya itiraz davası yönünden bekletici sorun olarak kabul edilmelidir. Zira, icra mahkemeleri, şikayet ve itirazları belli bir usule uyarak yargılayan ve objektif hukuk kurallarını şikayet ve itirazlara uygulamak suretiyle Şunları takip hukuku bakımından kesin hükme bağlayan mahkemelerdir. Bu rjnahkemeler, takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları çözme görevini yerine getirirken kural olarak tanık dinleyemeyeceklerinden dar (sınırlı) yetkili olup, iahtelik iddiasını inceleme yetkileri de genel mahkemeye göre daha kısıtlıdır. Genel mahkemeler senetteki sahtelik iddiasını yukarıda içerikleri açıklanan HUMK'nın 309 ve 317. maddelerinin verdiği yetkiyle daha detaylı bir biçimde İnceleme olanağına sahiptir. Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olay ele alındığında; İçerikleri açıklanan yasal düzenlemeler göstermektedir ki, öncelikle, jinkar edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa itirazın reddine karar verilecek; imzanın borçluya ait olup olmadığının tespit edilemediği durumda ise, yasada öngörülen "imzanın borçluya ait olduğunun anlaşılması koşulu" gerçekleşmediğinden senette yer alan imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti, senedi elinde bulundurup takibe girişen ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya düşecektir. Şu durumda, bu ispat külfetini borçluya yüklemek ve ispat edemediğinden imzaya itirazını reddetmek olanaklı değildir. Mahkemece, bilirkişi incelemesi yaptırılmış; 12.06.2006 tarihli bilirkişi raporunda, itiraza konu 19.11.2000 tanzim ve 19.12.2000 ödeme tarihli, alacaklısı "Zeynel D.", borçlusu "Ertuğrul B." olan "2.000.000.000" TL değerinde (1) adet senet aslı ile borçlunun mukayese imzalarını havi Bursa Onbeşinci Noterliği tarafından düzenlenmiş 28.11.2000 tarih ve 45802 yevmiye nolu (1) adet "genel vekaletname" aslı ile 09.03.2004 tarihli huzurda alınmış mukayese imzaları havi (1) adet belge aslı üzerinde laboratuar ortamında fiziki, optik ve grafolojik incelemeler yapıldığı, ifade edilmiş ve sonuçta da; "Tetkik konusu senet üzerinde "Ertuğrul B." adına atfen pul üzerine ve açığına atılı bulunan imzalar ile Ertuğrul B/'nin huzurda alınmış mevcut mukayese imzaları arasında yaptığım inceleme ve karşılaştırmada; mukayese imzaların az ve kifayetsiz olması, mukayese imzaların huzurda alınmış olması, huzurda alınan mukayese imzaların değiştirme gayreti içerisinde atılmış olabileceği değerlendirildiğinden söz konusu imzaların Ertuğrul B. eli ürünü olup-olmadığı hususunda müspet ya da menfi bir kanaat bildirmem mümkün olamamıştır. Ancak, Ertuğrul B.'nin bol miktarda samimi (dilekçe, başvuru formları, banka hesap kartı, noter imza sirküleri, bankamatik kartı, ehliyet, sandık seçmen listesi, vb.) ve huzurda (en az 2 sayfa dolusu olacak şekilde) alınacak ilave mukayese imzalarının temin edilmesi halinde yeniden yapacağım inceleme neticesinde bir kanaat bildirmem mümkün olabilecektir." görüşü bildirilmiştir. Bu rapor, inkar edilen imzanın borçluya ait olup olmadığı konusunda kesin bir kanaat içermemekte; istenen belgelerin tamamlanması halinde bu konuda görüş bildirilebileceğine ilişkin bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu aşamada imzanın borçluya aidiyetinin saptanamaması söz konusu değildir. Yeterli bir inceleme yapılması durumunda imzanın borçluya ait olup olmadığının saptanması olanaklıdır. Senette yer alan imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti, senedi eliride bulundurup takibe girişen ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıda olmasına rağmen, yerel mahkemenin bu ispat külfetini ters çevirerek bilirkişinin incelenmesi gereğine işaret ettiği belgelerin sunulması yöıfıünde borçluya kesin mehil vermesi ve mehle riayet edilmediğinden bahisle de | | başkaca inceleme yapmaksızın davayı reddetmesi usul ve yasaya aykırıdır. Diğer taraftan, imzaya itiraz eden borçlu itiraz dilekçesinde ceza davası açjlması için başvurduğunu bildirmiş, yargılama sırasında da bu başvuru üzerine açılan ceza davası dosyası getirtilerek incelenmiştir. Mahkemece, ceza mahkemesinde görülen davanın sahtecilik suçuna ilişkin olduğu ve bu dosyada daha fazla tatbike medar belge bulunduğu da belirlendiğinden önce ceza davasında alınmasına karar verilen raporun beklenmesine karar verilmiş; scWa bundan vazgeçilerek yargılama eksik inceleme ile sonlandırılmıştır. Mahkemenin, yukarıda açıklanan hükümleri gözardı ederek sahtecilik iddiasını inceleyen ceza mahkemesi dosyasında yapılan yargılamanın sonucunu beklemeden karar vermiş olması da usul ve yasaya uygun bulunmamıştır. Öyleyse mahkemece yapılacak iş; ceza davasında, davacı/itiraz eden/ borçlunun müşteki, alacaklının davaya konu senet nedeniyle sanık olduğunun anlaşılmasına göre, öncelikle ceza mahkemesinde görülmekte olan bu dava dosyası getirtilerek, alacaklı vekilinin borçlu tarafından imzanın kabul edildiği ^ ^önündeki iddiası da gözetilerek eldeki davaya etkisi üzerinde durmak su-ıjetiyle, böyle bir beyanın olup olmadığının araştırılması, varsa zapta geçirilmesi, yoksa olmadığının derç edilmesi, ayrıca, davacı-borçlu asıl yeniden ielp edilerek, oturarak ve ayakta çok miktarda imzasının alınması ve yazı yazdırılması, ceza dosyasındaki seçim tutanaklarının imza incelenmesinde ğözönünde bulundurulması, mahkemece re'sen resmi makamlara müzekkere yazılarak davacı-borçlunun imza ve yazı örneklerinin teminine çalışılması, taraflara bu konuda yeniden mehil verilmesi, neticesine göre bilirkişi incelemesine gidilmesi, aksi takdirde; ceza dosyasında bilirkişi incelemesi yakılmasına ve tanık dinlenmesine karar verilmiş ise, HUMK'nın 317. maddesine | | göre artık bu senede göre işlem yapamayacağından, durumu ön (bekletici) | | mesele yapıp sonucunu beklemek ve varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir i karar vermek olmalıdır. Açıklanan tüm bu hususlar gözardı edilerek eksik inceleme ile davanın kesin mehil nedeniyle reddine karar verilmesi ve bu kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır. S o n u ç: Davacı/borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme .kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 06.02.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
ı ile şikâyette” bulunmasından sonra alacaklı hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle “sahtecilik suçu” ndan dolayı kamu davası açılmış olması durumunda, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağına ilişkin açık bir yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nda bulunmamaktadır. Bu nedenle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317.maddesinin 2.cümlesinden yararlanarak soru
Hukuk Genel Kurulu         2010/12-493 E.  ,  2010/491 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir 10.İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 30.12.2009 Taraflar arasındaki “İmzaya itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 10.İcra Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 29.5.2008 gün ve 2005/531 E-2008/451 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 21.11.2008 gün ve 2008/16953-20634 sayılı ilamı ile; (“...Alacaklı, borçlu şirket aleyhine bonoya istinaden kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine geçmiştir. Sözü edilen borçlu vekili icra mahkemesine başvurarak takibe konu edilen bonoların eski ortakları olan Ö... U.... tarafından şahsi borcu için imzalanıp alacaklıya verildiğini, daha sonra şirketlerinin kaşesinin sahtesi yapılarak adı geçen Ö...’in isminin ve imzasının bulunduğu yere bu kaşenin basıldığını, şirketlerinin sorumluluk altına sokulmak istendiğini bu nedenlerle takibin iptaline karar verilmesini istemiştir. Takip konusu bonodaki keşideci imzasının takipte taraf olmayan Ö... U.... ’ın eli ürünü olduğu tartışmasız olup, bu durum Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme şubesinin 09.05.2005 tarih ve 3110 no’lu raporundan anlaşılmaktadır. Aynı kurumun 21.11.2005 tarihli 8647 no’lu raporunda ise sözü edilen imzanın üzerindeki kaşenin sahte olarak basılmış olduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle borçlu şirketin sorumluluğundan sözedilemez. Ancak senedi imzalayan Ö... U.... ’ın takip konusu bonodan şahsen sorumlu bulunmaktadır. O halde, borçlunun isteminin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir...”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ  EDEN  : Davacı  vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluna ilişkin icra takibine konu bonodaki imzaya itiraza ilişkindir. Davacı vekili, müvekkili şirketin eski ortaklarından olan dava dışı Ö... U.... ’ın, kendi şahsi borcu için 01.08.2004 vadeli 20.370.000.000 TL.lik bonoyu kendi eli ile tanzim edip, adının altına bir tek imza atarak senede pul yapıştırmadan borçlu olduğu davalı A... S... ’ a verdiğini, davalı alacaklının anılan kişiden alacağını tahsil edemeyeceğini anlayınca, davacı şirkete ait sahte bir kaşe kullanarak davacı şirketin unvanını bonoya bastığını, böylece şirketi borçlu olarak gösterdiğini, oysa bonoya konu borcun Ö... U.... ’ın kişisel borcu olduğunu ifadeyle, icra takibine konu olan mezkur senetteki şirket kaşesinin ve yetkili imzanın müvekkili şirkete ait olmadığının tespiti ile kötüniyet tazminatı istemiştir. Mahkemece, bononun düzenlendiği tarihte Ö... U.... ’ın şirket yetkilisi olduğu ve imzaların ona ait bulunduğu, takibe dayanak bonoyla kendisi ve şirket adına borçlandığı, kaşenin Ö... U.... ’ın imzası üzerine sonradan alacaklı tarafça vurulduğu yönündeki iddianın ispatlanmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekilince temyiz edilmekle Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan nedenlerle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü temyize davacı vekili getirmektedir. Bilindiği üzere; İcra Mahkemeleri İcra Dairelerinin işlemlerinin doğru ve kanuna uygun olup olmadığını denetlemek ve kanunla kendisine verilen diğer icra işlerine bakmak üzere kurulmuş olup, yargılama yönünden dar yetkili mahkemelerdir. Bu nedenle inceleme yetkileri sınırlıdır. Dosya içerisindeki belgelerden 13.12.2007 Tarih ve 1182 sayılı iddianame ile Turgutlu Asliye Ceza Mahkemesinde açılmış olan, takibe konu bono nedeniyle davalı A... S... ’ın şüpheli sıfatıyla yargılandığı bir ceza davasının olduğu; bu davada suça konu eylemin bononun düzenleniş biçimi itibariyle sahte şirket kaşesi vurulmak suretiyle resmi evrakın bozulması olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan yargılama sırasında 05.11.2006 günlü celsede davacı şirket tarafından ayrıntısı bildirilmemekle beraber bir menfi tespit davasının açıldığı da ileri sürülmüştür. Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle yukarıda açıklanan olgular ve bu iki davanın eldeki davaya etkisi tartışılmıştır. İlkin açılmış olan ceza davasının eldeki davaya etkisi üzerinde durmakta yarar vardır: Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (17.07.2003 gün ve 4949 sayılı Kanunun 47.maddesiyle değişik) 170. maddesinde düzenlenmiş, bu maddenin üçüncü fıkrasında aynen; “İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkar edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkar edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere inkar tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkum edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması halinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar.” Hükmüne yer verilmiştir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 314.maddesinin birinci cümlesinde ise;“Resmi ve gayrı resmi her nevi senedatın sahteliğini iddia eden kimse asıl davayı rüyet eden mahkemede bu iddiasını gerek davayı asliye ve gerek davayı hadise suretiyle ikame edebilir.”denilmek suretiyle, sahte bir senede dayanılarak aleyhine icra takibi yapılan borçlunun, resmi veya gayri resmi senedin sahteliğini, açılmış bir davada hadise şeklinde ileri sürebileceği gibi, ayrı bir sahtelik davası da açabileceği kabul edilmiştir. Böyle olunca borçlu, Cumhuriyet Başsavcılığına yapacağı başvuru ile, evrakta sahtekarlık yapan kişi aleyhine ceza mahkemesinde sahtecilik davası açılmasını sağlayabilir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Resmi Belge Hükmündeki Belgeler” başlıklı 210.maddesinin birinci fıkrasında yer alan;“Özel belgede sahtecilik suçunun konusunun, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması hâlinde, resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” hükmüyle, kambiyo senetlerine “resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı” kabul edilmiş; aynı Kanunun 204.maddesinde de resmi belgedeki sahteciliğe ilişkin müeyyide düzenlenmiştir. Takip dayanağı senet hakkında borçlunun “imza itirazı” ile birlikte veya “sahtelik iddiası ile şikâyette” bulunmasından sonra alacaklı hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle “sahtecilik suçu” ndan dolayı kamu davası açılmış olması durumunda, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağına ilişkin açık bir yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nda bulunmamaktadır. Bu nedenle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317.maddesinin 2.cümlesinden yararlanarak soruna bir çözüm getirmek gerektiği yargısal uygulamada kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 22.01.2003 gün ve 2003/12-3 E.2003/28 K.; 06.02.2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 K.sayılı kararları). Nitekim, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317.maddesinin; “Sahtelik iddiası 308'inci madde ile mevaddı mütaakıbesi ahkamına tevfikan tetkik olunur. Sahteliği iddia kılınan senedin ehlihibre marifetiyle tetkik ve tatbikına ve vakayi ve hadisattan haberdar olanların istimaına karar verildiği takdirde bu kabil senedat, neticei hükme kadar bir güna muameleye esas ittihaz kılınmaz. Ancak bu senede müsteniden evvelce ittihaz edilen ihtiyati tedbirlere de halel gelmez ve ledelhace senet sahibi hukukunun muhafazası zımnında sair ihtiyati tedbirlere de tevessül edebilir.”şeklindeki hükmü ile de, hukuk yada ceza mahkemesinde dava açılmış ve o davada mahkemece sahteliği iddia edilen senet hakkında, inkar edilen imzanın borçluya ait olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yapılmasına ve senedin yazıldığını görenlerin tanık olarak dinlenmesine karar verilmiş ise, senedin dava sonuçlanıncaya kadar hiçbir işleme dayanak yapılamayacağı, düzenlenmiştir. Bu düzenleme karşısında imzaya itiraza ilişkin davanın görülmesi aşamasında ceza davası da açılmışsa; ceza davasının sonuçlanması, imzaya itiraz davası yönünden bekletici sorun olarak kabul edilmelidir. Zira, icra mahkemeleri şikâyet ve itirazları belli bir usule uyarak yargılayan ve objektif hukuk kurallarını şikayet ve itirazlara uygulamak suretiyle bunları takip hukuku bakımından kesin hükme bağlayan mahkemelerdir. Bu mahkemeler, takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları çözme görevini yerine getirirken kural olarak tanık dinleyemeyeceklerinden dar (sınırlı) yetkili olup, sahtelik iddiasını inceleme yetkileri de genel mahkemeye göre daha kısıtlıdır. Genel mahkemeler senetteki  sahtelik iddiasını yukarıda içerikleri açıklanan HUMK.nun 309 ve 317.maddelerinin verdiği yetkiyle daha detaylı bir biçimde inceleme olanağına sahiptir. Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olay ele alındığında: davacı şirket , senette yer alan kaşenin sahteliğini ileri sürdüğüne ve bu durumun tespitinin senet nedeniyle şirketin sorumluluğunun bulunup bulunmadığının tespitinde sonuca etkili olacağına göre, dava konusu bono ve davalının “senetteki kaşeyi sahte olarak bastığı” şeklinde ileri sürülen eylemi ile ilgili olarak açılan ceza davasının eldeki davayı etkileyeceği, senette bulunan şirket kaşesinin sahte olup olmadığının belirlenmesi durumunda eldeki uyuşmazlığın da buna göre çözümleneceği, dolayısıyla açılmış olan ceza davasının beklenmesinin gerektiği sonucuna oy birliği ile varılmıştır. Davacı şirket yetkilisi tarafından açılan Menfi tespit davasının sonucunun beklenip beklenmeyeceği hususuna gelince; Yukarıya aynen alınan yasal düzenlemeler ve açıklamalarda da açıkça vurgulandığı üzere icra hakiminin dar yetkili olması karşısında sahtecilik iddialarının genel hükümlere göre açılacak davalarla ispatı yoluna gidilmesi halinde bu davaların sonucunun eldeki uyuşmazlığa çözüm getireceği açıktır. Hukuk Genel Kurulunca bu hususlar gözetilerek, davacı tarafın ayrıca menfi tespit davası açtığını ileri sürmüş olması ve bu davanın eldeki davaya etkisi de gözetilerek davacı vekilinden bu davaya ilişkin açıklama alınarak bu davanın da beklenmesi gerektiği oyçokluğu ile kabul edilmiştir. Sonuç itibariyle, davalı Ahmet Sarıçam aleyhinde açılan ceza davası ile davacı yan tarafından açıldığı bildirilen menfi tespit davasının sonucunun beklenmesi gerekirken, dosya kapsamına ve yukarıda açıklanan ilkelere uygun düşmeyen gerekçelerle davanın reddine karar verilip, bu kararda direnilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı açıklanan değişik gerekçelerle bozulmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçelerle H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.10.2010 tarihinde sonucunda oybirliği, sebebinde ise ceza davasının beklenmesi yönünden oybirliği, menfi tespit davasının beklenmesi yönünden ise oyçokluğu ile karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2010/25564 E., 2011/6405 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varUşak İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ası ile şikâyette” bulunmasından sonra, alacaklı hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle sahtecilik suçundan dolayı kamu davası açılmış olması durumunda, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağına ilişkin açık bir yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nda bulunmamaktadır.Bu nedenle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317.maddesinin 2.cümlesinden yararlanarak sorun
12. Hukuk Dairesi         2010/25564 E.  ,  2011/6405 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Uşak İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 14/07/2010 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı vekili tarafından bonoya çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine geçildiği, örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine, borçlu vekilinin İİK. nun 168/4.maddesinde öngörülen yasal 5 günlük süre içerisinde icra mahkemesine başvurarak imzaya itiraz ettiği görülmüştür. Borçlu vekilince, Uşak Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/2398 soruşturma sayılı dosyası ile alacaklı hakkında sahtecilik suçundan soruşturmanın mevcut olduğu yargılama sırasında bildirildiği, aynı dosyadan düzenlettirilen İzmir Polis Kriminal Laboratuarının 20.07.2009 tarihli raporunun icra mahkemesine sunulduğu tespit edilmiştir. Yine, alacaklı hakkında Uşak Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/177 esas sayılı dosyası ile evrakta sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı ve davanın derdest olduğu dosya kapsamından  anlaşılmıştır.Takip dayanağı senet hakkında borçlunun, “imza itirazı” ile birlikte veya “sahtelik iddiası ile şikâyette” bulunmasından sonra, alacaklı hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle sahtecilik suçundan dolayı kamu davası açılmış olması durumunda, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağına ilişkin açık bir yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nda bulunmamaktadır.Bu nedenle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317.maddesinin 2.cümlesinden yararlanarak soruna bir çözüm getirmek gerektiği yargısal uygulamada kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 22.01.2003 gün ve 2003/12-3 E.2003/28 K.; 06.02.2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 K.sayılı kararları).  Nitekim, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 317.maddesinin; “Sahtelik iddiası 308'inci madde ile mevaddı mütaakıbesi ahkamına tevfikan tetkik olunur. Sahteliği iddia kılınan senedin ehlihibre marifetiyle tetkik ve tatbikına ve vakayi ve hadisattan haberdar olanların istimaına karar verildiği takdirde bu kabil senedat, neticei hükme kadar bir güna muameleye esas ittihaz kılınmaz. Ancak bu senede müsteniden evvelce ittihaz edilen ihtiyati tedbirlere de halel gelmez ve ledelhace senet sahibi hukukunun muhafazası zımnında sair ihtiyati tedbirlere de tevessül edebilir.”şeklindeki hükmü ile de, hukuk yada ceza mahkemesinde dava açılmış ve o davada mahkemece sahteliği iddia edilen senet hakkında, inkar edilen imzanın borçluya ait olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yapılmasına ve senedin yazıldığını görenlerin tanık olarak dinlenmesine karar verilmiş ise, senedin dava sonuçlanıncaya kadar hiçbir işleme dayanak yapılamayacağı, düzenlenmiştir.Bu düzenleme karşısında imzaya itiraza ilişkin davanın görülmesi aşamasında ceza davası da açılmışsa; ceza davasının sonuçlanması, imzaya itiraz davası yönünden bekletici sorun olarak kabul edilmelidir.Zira, icra mahkemeleri şikâyet ve itirazları belli bir usule uyarak yargılayan ve objektif hukuk kurallarını şikayet ve itirazlara uygulamak suretiyle bunları takip hukuku bakımından kesin hükme bağlayan mahkemelerdir. Bu mahkemeler, takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları çözme görevini yerine getirirken kural olarak tanık dinleyemeyeceklerinden dar (sınırlı) yetkili olup, sahtelik iddiasını inceleme yetkileri de genel mahkemeye göre daha kısıtlıdır.   Genel mahkemeler senetteki  sahtelik iddiasını yukarıda içerikleri açıklanan HUMK.nun 309 ve 317.maddelerinin verdiği yetkiyle daha detaylı bir biçimde inceleme olanağına sahiptir. (Hukuk Genel Kurulu’nun 13.10.2010 tarih ve 2010/12-493 esas, 2010/491 karar sayılı kararı) O halde, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda ceza davası incelenip ön mesele olarak kabulünün ve beklenmesinin gerekip gerekmediği değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.    SONUÇ :Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçlu vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer omadığına, 12/04/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.