İcra ve İflas Kanunu 344. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 344 – (Değişik: 31/5/2005-5358/15 md.)
Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.
Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir.
Hükmi şahısların muamelelerinde kimlerin ceza göreceği:
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
12 karar eşleşti
19. Ceza Dairesi, 2015/3808 E., 2015/6027 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Ö..'in 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 344. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair İzmir 4.
19. Ceza Dairesi 2015/3808 E. , 2015/6027 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : KYB - 2013/145056
Nafaka hükmünü ihlal suçundan sanık E.. Ö..'in 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 344. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair İzmir 4. İcra Ceza Mahkemesinin 10/11/2010 tarihli ve 2008/2960 esas, 2010/1740 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/12/2010 tarihli ve 2010/1406 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 28/04/2011 gün ve 23321 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/06/2011 gün ve KYB.2011-192277 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre; müşteki F. Ö.(Ö.) lehine hükmedilen usulüne uygun nafaka hükmünün bulunduğu, nafaka hükmünün kaldırılmasına kadar nafakanın devam edeceği, evliliğin butlanına karar verilmesinin bu suçun oluşmasına engel teşkil etmeyeceği, nitekim kararın henüz kesinleşmemiş bulunduğu, kesinleşse dahi nafakanın ve dolayısıyla ödenmediği takdirde 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 344. maddesinde öngörülen nafakaya ilişkin kararlara uymamak suçunun oluşacağı cihetle, itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2007/16124-16578 E.K.; 2009/13471 E., 2010/17715 K. ve 2014/14649-22289 E.K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere , mutlak butlan halinde dahi evliliğin hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin sonuçlarını doğuracağı, butlan kararının kesinleşmesine kadar eşlerin birbirlerine karşı evlilik birliğinden doğan yasal yükümlüğünün devam edeceği ve mutlak butlan halinde dahi şartları varsa nafakaya hükmedilebileceği, evlenmenin butlanına karar verilmesi halinde eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümlerin uygulanacağı ve evliliğin iptali halinde ise diğer eşin yoksulluğa düşmesi halinde yoksulluk nafakasına hükmedilebileceği cihetle, evliliğin butlanına karar verilmesinin daha önceden doğmuş nafakayı ortadan kaldırmayacağı ve nafakanın ödenmemesi halinde 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 344. maddesinde öngörülen nafakaya ilişkin kararlara uymamak suçunun olaşacağı anlaşılmakla,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu nedenle yerinde görüldüğünden, İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/12/2010 tarihli ve 2010/1406 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4-c. maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere BOZULMASINA, 22/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
12. Hukuk Dairesi, 2024/8285 E., 2025/356 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Nafaka hükümlerine uymamak suçundan sanık ...'ın, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 344. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına, katılan kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca 1.550,00 Türk Lirası vekalet ücretinin sanıktan alınara
12. Hukuk Dairesi 2024/8285 E. , 2025/356 K.
"İçtihat Metni"
Nafaka hükümlerine uymamak suçundan sanık ...'ın, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 344. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına, katılan kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca 1.550,00 Türk Lirası vekalet ücretinin sanıktan alınarak katılana verilmesine dair Alaçam İcra Ceza Mahkemesinin 07.01.2022 tarihli ve 2021/26 esas, 2022/2 Sayılı kararına karşı Alaçam Cumhuriyet Başsavcılığınca vekalet ücretinin asıl alacak miktarını geçemeyeceğinden bahisle yapılan itirazın kabulü ile 900,00 Türk Lirası vekalet ücretinin sanıktan alınarak Hazineye irat kaydına ilişkin mercii Alaçam Asliye Ceza Mahkemesinin 11.03.2022 tarihli ve 2022/19 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 12.05.2023 gün ve 94660652-105-55-24122-2022-KYB sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.07.2023 gün ve KYB-2023/63326 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.04.2005 tarihli ve 2005/17-7 Esas, 2005/37 Sayılı kararında belirtildiği üzere, 5358 sayılı Kanun’la değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesinde düzenlenen ve şikâyete tabi bulunan nafaka hükmüne uymamak suçunun oluşabilmesi için, nafaka ödenmesinin kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayanması, aylık nafakanın tahsili için icra takibine başlanılmış ve icra emrinin borçlu-sanığa usulüne uygun tebliğ edilmiş olması, borçlunun ilamda yazılı ödeme koşullarına uymaması, aylık nafakaya hükmedilmesi halinde icra emrinin tebliği ile şikayet tarihi arasında işlemiş en az bir aylık cari nafaka borcunun bulunması, borçlu-sanık tarafından nafakanın kaldırılması veya azaltılması hususunda açılmış bir davanın bulunmaması, dava açılmış ise sonuçlanmış olması ve şikâyet hakkının suçun işlendiğinin öğrenilmesinden itibaren 3 ay ve her halde işlenmesinden itibaren 1 yıl içinde kullanılması gerektiği,
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2. madde ve fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, anılan Kanun'un 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Tebligat Kanun'un 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” şeklindeki şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği nazara alındığında,
Somut olayda, icra takibine dayanak ilamda belirtilen adresi olan "Samanlı Mahallesi Bestekar Sokak No:2 Yıldırım/Bursa" adresine Alaçam İcra Dairesinin 217/12/2014 tarihli ve 2013/52 esas sayılı icra emri MERNİS şerhi düşülerek doğrudan 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi gereğince yapılan tebligatın usulsüz olduğu anlaşılmakla, icra emrinin tebliğ edilememesi sebebiyle nafaka hükümlerine uymamak suçunun yasal unsurları oluşmadığı anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde
Kabule göre de,
1136 Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/1. maddesinde yer alan "Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine Tarifenin ikinci kısmın ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir." aynı Tarifenin 11/3. maddesindeki "İcra mahkemelerinde duruşma yapılırsa bu Tarife gereğince ayrıca avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki bu ücret, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün iki ve üç sıra numaralarında gösterilen iş ve davalarla ilgili hukuki yardımlara ilişkin olup, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenecek avukatlık ücreti bu sıra numaralarında yazılı miktarları geçemez. Ancak icra mahkemelerinde açılan istihkak davalarında, üçüncü kısım gereğince hesaplanacak avukatlık ücretine hükmolunur." şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında, somut olayda, katılanın kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden sanığın cezalandırılmasına karar verilmesinden dolayı katılan sıfatı gözetilerek tarifenin 14/1. maddesine göre belirlenecek vekalet ücretinin sanıktan tahsili ile katılan sanığa verilmesine şeklinde karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine konu dosya kapsamında, Alaçam İcra Ceza Mahkemesinin 13.05.2022 tarihli ve 2021/26 Esas, 2022/2 Sayılı ek kararıyla şikayete konu aylara ilişkin nafaka miktarının ödendiği gerekçesiyle, sanık hakkındaki cezanın bütün neticeleri ile düşürülmesine karar verildiği cihetle; incelenen dosyada yasaya aykırılığı ve hükmün infazını engelleyen düşme kararının bulunması nedeniyle kanun yararına bozma isteği konusuz kaldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 21.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2013/5949 E., 2013/5263 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Nafaka hükümlerine uymamak suçundan sanık ...'nın, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 344. maddesi uyarınca 3 ay tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair, Pendik 1.
11. Ceza Dairesi 2013/5949 E. , 2013/5263 K.
"İçtihat Metni"
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 28.01.2013 gün ve 2012/1680/7239 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19.02.2013 gün ve KYB.2013/37100 sayılı ihbarnamesi ile;
Nafaka hükümlerine uymamak suçundan sanık ...'nın, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 344. maddesi uyarınca 3 ay tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair, Pendik 1. İcra Ceza Mahkemesinin 21/11/2011 tarihli ve 2011/393-468 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin, Pendik 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/12/2011 tarihli ve 2011/398 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde;
2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 344. maddesinde yer alan, "Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir." şeklindeki hüküm karşısında, sanığın üç aya kadar hapsen tazyikine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması istenilmiş olmakla, Dairemize gönderilen dosya incelenerek gereği görüşüldü:
İncelenen dosya içeriğine göre kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden Pendik 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.12.2011 tarihli ve 2011/398 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu konuda CMK'nun 309/4-d maddesi gereğince karar verilmesi mümkün olduğundan, nafaka hükümlerine uymamak eyleminden dolayı sanık ...'nın İİK'nun 340. maddesi uyarınca üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi, 2008/1543 E., 2008/1295 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAĞIR CEZA MAHKEMESİ
tam metni aç
Nafaka hükümlerine uymamak eyleminden borçlu ...’ın 2004 sayılı İİK’nun 5358 sayılı Kanun’la değişik 344.maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair, Ödemiş İcra Mahkemesinin 27.07.2007 tarihli ve 2007/1298-2405 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile İcra Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın gereği için Mahkeme
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi 2008/1543 E. , 2008/1295 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ
Nafaka hükümlerine uymamak eyleminden borçlu ...’ın 2004 sayılı İİK’nun 5358 sayılı Kanun’la değişik 344.maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair, Ödemiş İcra Mahkemesinin 27.07.2007 tarihli ve 2007/1298-2405 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile İcra Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın gereği için Mahkemesine gönderilmesine ilişkin, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesinin 24.10.2007 tarihli ve 2007/630 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre; İcra Mahkemesince verilmiş bulunan karara karşı yapılan itirazın kabul edilerek kaldırılmasına karar verilmiş olunmasına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 271/2.maddesi hükmü doğrultusunda itirazın konusu hakkında bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yeniden duruşma açılmak suretiyle karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemekle kararın 5271 sayılı CMK'nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 07.01.2008 ... ve 861 sayılı Kanun Yararına Bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 04.02.2008 ... ve K.Y.B.2007/14234 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.11.2006 tarih ve 2006/220-231 sayılı kararında da açıklandığı üzere "1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; “kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder.” olarak yapılmıştır... “disiplin hapsi ve hapsen tazyik yaptırımı 5237 sayılı TCK.nunda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, CMK.nun 223. maddesinde belirtilen
“hüküm” niteliğinde değildirler ve bunlar hakkında hükümler için öngörülen yargılama kuralları uygulanamaz.” şeklinde yapılan değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, İcra ve İflas Kanunu'nda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemlerin kabahat olduğu belirtilmiştir.
İcra ve İflas Kanununda İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği kararlara itirazın 5358 sayılı Yasa ile değişik İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca yedi ... içerisinde yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerekmekte olup, bu anlamda Ceza Muhakemesi Kanunundaki sistemden ayrıldığı, Ceza Muhakemesi Kanunundaki itiraz kanun yolu bir suç muhakemesi sonucunda verilen yargı kararları için olduğu, nitekim anılan kanunun “İtiraz usulü ve inceleme merciileri” başlıklı 268. maddesinde kararına itiraz edilecek ve itirazı inceleyecek mahkemeler Sulh Ceza, Asliye Ceza, Ağır Ceza ve Bölge Adliye Mahkemesi olarak belirlendiği, buna karşılık İcra ve İflas Kanununda, İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği disiplin hapsi ve tazyik hapsine ilişkin kararlar, dar ve teknik anlamda “suç” karşılığı verilen kararlar olmadığı, İcra ve İflas Kanunu'nun 353/1. maddesi uyarınca İcra Mahkemesince verilen itiraza tabi kararlara itirazın yedi ... içerisinde doğrudan Ağır Ceza Mahkemesine yapılması ve itiraz hakkında Ağır Ceza Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekte ise de, bu durum yargılaması tamamlanmış, herhangi bir delil ya da sair araştırma ihtiyacı bulunmayan haller içindir. Oysa ki somut olayda İcra Mahkemesince sanığa ait nüfus kaydı getirtilmeden verilen cezalandırılma kararı söz konusudur. Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulünün gerektiğinin düşünülmesi halinde aynı zamanda borçlu sanığın nafaka borcunu ödememek eyleminden dolayı İİK.nun 344/1. maddesi gereğince üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına da karar vermesi zorunluluğu nedeniyle borçlu sanığa ait nüfus kaydının getirtilmesi gerekmektedir. Bu durum ancak suç muhakemesi sonucunda verilen yargı kararları için olduğu ve 5271 sayılı CMK.nun 270. maddenin 1. fıkra 1. cümlesinde dayanak bulduğu, oysa ki yukarıda da açıklandığı üzere, İcra Mahkemesince itiraza tabi olarak verilen disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararları “suç” karşılığı verilen kararlar olarak kabul görmemektedir.
Konunun bir kez de Kabahatler Kanunu yönünden irdelenmesinde ise, anılan Kanun'un “itiraz yolu” başlıklı 29. maddesinde, “(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği
tarihinden itibaren en geç yedi ... içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine” karar verir…..” hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere Kabahatler Kanununda da itirazı inceleyecek Ağır Ceza Mahkemesinin “itirazın kabulüne” veya "itirazın reddine," karar verir şeklinde düzenleme getirilmiştir. Ancak itirazın kabulüne karar vermesi halinde itirazın konusu hakkında da bir karar vermesi gerektiği hususunda bir düzenleme yok ise de, itirazı kabul eden Ağır Ceza Mahkemesinin bu yönde hüküm oluşturması gerektiği de kuşkusuzdur. Diğer taraftan aynı maddenin 2. fıkrasındaki “itirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir.” amir hükmü gözetildiğinde, itiraz merciinin delil toplama ve sanığın savunmasını alması gibi yargılamayı gerektiren hususları yerine getirmesi de beklenmemelidir.
Öte yandan, bir ihtisas mahkemesi olan İcra Mahkemesince yerine getirilmesi gereken delil toplama ya da sair araştırmanın yapılmasını itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesinden beklemek, zaten yoğun iş yükü altında bulunan mahkemenin kendi asıl işlevinden uzaklaştırılmasına, yargı hizmetlerinin aksamasına, ve giderek adalet duygusunun zedelenmesine yol açabilecektir.
Açıklamalar çerçevesinde İcra Mahkemesinden verilen itiraza tabi kararlara İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca itiraz mercii olarak bakan Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesi durumunda itirazın konusu hakkında da bir hüküm kurmak zorundadır. Ancak dosyada toplanması gereken delil, araştırma ya da borçlu sanığın savunmasının alınması veya meşruhatlı duruşma davetiyesi gönderilmesi gibi hususların yerine getirilmesi zorunluluğunun bulunduğu hallerde ise, itirazın kabulü ile birlikte bu noksanlıkların tamamlanmasını ... ihtisas mahkemesi olan İcra Mahkemesinden talep etmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı gözetildiğinde, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesinin 24.10.2007 tarih ve 2007/630 değişik iş sayılı kararına karşı kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, sair işlemlerin mahallinde ifasına, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.03.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
19. Ceza Dairesi, 2018/408 E., 2018/1422 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Nafaka borcunu ödememek suçundan sanık ...’ün 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 344. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Bakırköy 2.
19. Ceza Dairesi 2018/408 E. , 2018/1422 K.
"İçtihat Metni"
Nafaka borcunu ödememek suçundan sanık ...’ün 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 344. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Bakırköy 2. İcra Ceza Mahkemesinin 01/12/2016 tarihli ve 2016/133 esas, 2016/180 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile yasal koşulları oluşmayan suçtan dolayı sanığın beraatine ilişkin Bakırköy 3. İcra Ceza Mahkemesinin 22/02/2017 tarihli ve 2017/7 ek değişik iş sayılı kararı İstinaf veya Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleşmiştir.
Bu karara karşı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 13/06/2017 gün ve 94660652-105-34-4747-2017 Kyb sayılı,
Dosya kapsamına göre;
"Her ne kadar sanık hakkında Bakırköy 3. İcra Ceza Mahkemesinin 22/02/2017 tarih ve 2017/7 değişik iş sayılı kararı ile “ödeme emrinde icra mühür ve imzasının bulunmaması nedeniyle atılı suçun oluşmayacağı” gerekçesi ile itirazı kabul edilerek sanığın beraatine karar verilmiş ise de, Bakırköy 5. İcra Müdürlüğünün 2015/10066 esas sayılı dosyasında görüleceği üzere şikayetçi vekilinin ödeme emrindeki eksikliği 01/02/2016 tarihinde tamamlattığı ve icra ceza mahkemesine yapılan talebin eksikliğin giderildiği tarihten sonraki 21/04/2016-21/05/2016-21/06/2016 tarihlerine ilişkin olduğu anlaşıldığından itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne ve sanığın beraatine karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” gerekçesini içeren kanun yararına bozma istemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımızın 03/07/2017 tarihli ve 2017/38310 sayılı ihbarnamesi ile Yargıtay 19. Ceza Dairesi Başkanlığına sunulmuştur.
Yüksek 19. Ceza Dairesinin, 13/12/2017 gün ve 2017/3964 esas, 2017/10981 karar sayılı kararı ile özetle; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Bakırköy 3. İcra Ceza Mahkemesinin 22/02/2017 tarihli ve 2017/7 ek değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4-d. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına" karar verilmiştir.
Özel Dairenin bu kararına karşı, sanık lehine olmak üzere aşağıda arz ve izah olunan nedenle itiraz edilmesi gerektiği düşünülmüştür.
İTİRAZ NEDENİ :
İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık;
İtiraz mercii olan Bakırköy 3. İcra Ceza Mahkemesince, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne ve sanığın beraatine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle, CMK'nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozma talebinin kabulü ile merci kararının kanun yararına bozulmasına karar verilmesi halinde, Özel Dairece, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına karar verilip verilmeyeceğinin, yani beraat kararının kanun yararına bozulması durumunda, mahallinde yeniden yargılama yapılıp yapılmayacağının ve bozmanın aleyhe sonuç doğurup doğurmayacağının belirlenmesine ilişkindir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu; hakim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesinin 4.fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak ayrıntılı olarak gösterilmiştir.
Düzenlemede; kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, öncelikle ‘karar’ ve ‘hüküm’ ayrımı gözetilmiş ayrıca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.
Bozma nedenleri;
5271 sayılı Kanun'un 223'üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309.maddenin 4.fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hakim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Mahkumiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hakim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
Davanın esasını çözen mahkumiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, ‘tekriri muhakeme’ yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemece yeni bir inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılmayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu maddede sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanuni düzenleme ile kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama belirlenirken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.
Yargılamanın değişik aşamalarında gerek hakimlik makamı gerekse mahkemeler tarafından farklı nitelikte kararlar verilmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223.maddesinde bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır. Buna göre; ‘mahkumiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararları’ birer hükümdür. Yine ‘adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları’ da yasa yolu bakımından hüküm sayılır.
Bunlardan mahkumiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir mutabakat bulunmaktadır.
03.06.1936 gün ve 129-11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da; zamanaşımı, genel af ve davadan vazgeçme gibi düşme nedenlerinden birine dayanılarak verilen mahkeme kararlarının da davanın esasını çözümleyen ve suçlular hakkında kazanılmış hak sağlayan kararlardan olduğu vurgulanmıştır.
Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları, yasa yolu bakımından hüküm sayılmakla birlikte, davanın esasını çözen nitelikteki kararlardan değildir. Ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223.maddesinde sayılan hüküm çeşitleri arasında yer almayan durma kararlarının da davanın esasını çözen kararlardan olmadığı açıktır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesinin 4.fıkrasının (a) bendi gereğince bozma, aynı Kanun’un 223.maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise kararı veren hakim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Kararı veren mahkeme veya hakimce bozma doğrultusunda yeniden bir karar verilmesi yasa gereği zorunludur. Ayrıca bu tür kararların kanun yararına bozulmasının ilgililer aleyhine sonuç doğurmayacağına dair bir kurala ilgili maddede yer verilmemiştir. Uygulamada Yargıtay tarafından (a) bendi kapsamına giren kararların kanun yararına bozulmasına ve anılan bent uyarınca bozma kararı doğrultusunda kararı veren hakim veya mahkemece gereken kararın verilmesini sağlamak üzere ‘müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine’ karar verilmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesinin 4.fıkrasının (c) bendi gereğince kanun yararına bozma istemi, davanın esasını çözüp de mahkumiyet dışında kalan hükümlere ilişkin ise, aleyhe sonuç doğurmaz ve yeniden yargılama da yapılamaz.
Mahkumiyet hükmünde, bozma sonrası yapılacak uygulamalar bozma nedenine göre farklı düzenlendiği halde, mahkumiyet dışındaki davanın esasını çözen kararların bozulmasının sonuçları açısından bozma nedenine göre bir ayrım yapılmamıştır. Mahkumiyet hükmü dışında kalan davanın esasını çözen hükümlerin hangi nedenle olursa olsun kanun yararına bozulması, aleyhe tesir etmeyecek ve yeniden yargılama yapılmasını da gerektirmeyecektir. Bu hükümlerin, kanun yararına bozulmasının aleyhe sonuç doğurmayacağı ve yeniden yargılama yapılmayacağı yasanın açık hükmü gereğidir.
Bu itibarla, itiraz merciince itiraz üzerine yapılan itirazın kabulü ile yasal koşulları oluşmayan nafaka hükümlerine uymamak suçundan dolayı sanığın beraatine dair Bakırköy 3. İcra Ceza Mahkemesinin 22.02.2017 ve 2017/7 ek Değişik İş sayılı kararınının, Özel Dairece CMK’nun 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek ve yeniden yargılama yapılmamak üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekirken, CMK’nun 309/4. maddesi uyarınca bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
SONUÇ VE İSTEM :
Yukarıda açıklanan nedenle;
Dairenizin, 13/12/2017 gün ve 2017/3964 esas, 2017/10981 sayılı kararının kaldırılması,
Adalet Bakanlığının haklı nedene dayanan kanun yararına bozma isteminin kabulü ile, Bakırköy 3. İcra Ceza Mahkemesinin 22.02.2017 ve 2017/7 Ek Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesinin 4.fıkrasının (c) bendi uyarınca “aleyhe tesir etmemek ve yeniden yargılama yapılmamak üzere bozulmasına” karar verilmesi,
İtirazın, Yüksek Dairenizce yerinde görülmemesi halinde ise de, dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi, itirazen arz ve talep olunur. isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR:
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08/01/2018 tarih ve 2017/38310 sayılı itiraz istemi yerinde görülmüş olduğundan 6352 sayılı Kanun ile değişik CMK'nın 308/3. maddesi gözetilerek itirazın kabulüne,
2-Dairemizin 13/12/2017 tarih ve 2017/3964 Esas 2017/10981 sayılı bozma kararının kaldırılarak yeniden yapılan incelemede;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Bakırköy 3. İcra Ceza Mahkemesinin 22/02/2017 tarihli ve 2017/7 ek değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek ve yeniden yargılama yapılmamak üzere BOZULMASINA, 14/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İcra ve İflas Hukuku
Boşanma davası neticesinde mahkeme, (B)'nin, eski eşi (A)'ya süresiz yoksulluk nafakası ödemesine karar vermiştir. Kararın kesinleşmesinin ardından (A), ilamlı icra takibi başlatmış ve icra emri (B)'ye tebliğ edilmiştir. Ancak (B), takip kesinleşmesine rağmen son üç aylık nafaka borcunu ödememiştir. Bunun üzerine (A), icra ceza mahkemesine şikâyette bulunmuştur. Yargılama sırasında (B), ekonomik durumunun kötüleştiğini ileri sürerek nafakanın azaltılması talebiyle yeni bir dava açtığını beyan etmiştir.
Bu olayda, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre, icra ceza mahkemesinin vereceği karar ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Borçlu (B)'nin nafakayı azaltma davası açmış olması, şikâyetin dinlenme koşulu olan hukuki yararı ortadan kaldırdığından, şikâyetin reddine karar verilmelidir.
B) Alacaklı (A)'nın şikâyeti üzerine, nafaka kararının gereğini yerine getirmeyen borçlu (B) hakkında üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir; ancak mahkeme, (B)’nin ileri sürdüğü sebeplerle tazyik hapsinin uygulanmasını açılan davanın sonuna bırakabilir.
C) Nafaka borcunu ödememek, İİK m. 340 uyarınca “ödeme şartını ihlal” suçunu oluşturduğundan, borçlu (B) hakkında üç aya kadar tazyik hapsine hükmedilir ve bu ceza hiçbir surette ertelenemez.
D) Borçlu (B)'nin nafaka borcunu ödememesi, İİK m. 343'te düzenlenen “yalnız kendisi tarafından yapılacak olan bir işin yapılması hakkındaki ilâm hükümlerine muhalefet” eylemini oluşturur.
E) Tazyik hapsi kararı verildikten sonra (B) borcun tamamını ödese dahi, cezanın caydırıcılık amacını korumak için tahliye edilmez ve cezasını tam olarak çeker.