4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 102

Türk Medeni Kanunu 102. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 102- Vakıf kurma iradesi, resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır. Resmî senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığıyla yapılması, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olmasına ve bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunmasına bağlıdır. Mahkemeye başvurma, resmî senet düzenlenmiş ise vakfeden tarafından; vakıf ölüme bağlı tasarrufa dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hâkiminin bildirimi üzerine ya da Vakıflar Genel Müdürlüğünce re'sen yapılır. Başvurulan mahkeme, mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri re'sen alır. III. Temyiz ve iptal

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

357 karar eşleşti
2. Hukuk Dairesi, 2025/674 E., 2025/1154 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
Satış tarihinde tapu kütüğünde taşınmazın "aile konutu" olduğuna ilişkin bir şerh bulunmadığına göre, davalı ...'in kazanımı iyiniyetli olması halinde korunur (TMK md.
2. Hukuk Dairesi         2025/674 E.  ,  2025/1154 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1948 E., 2024/3032 K. DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 3. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/127 E., 2023/133 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Davacı vekili, dava dilekçesinde; aile konutu olan taşınmazın davalı ...'a satıldığını, davacının satışa muvafakatinin bulunmadığını belirterek taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; davanın kabulü ile; Antalya ili, Muratpaşa ilçesi, Güzeloba mahallesi, 6230 ada, 9 parsel, B blok, 4. Kat, 10 numaralı taşınmazın davalılardan ... adına olan tapu kaydının aile konutu olması nedeni ile iptaline, ... adına tesciline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi "Dava konusu taşınmazın, aile konutu olarak özgülendiği tartışmasızdır. Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi gereğince, taşınmaz üzerinde hak sahibi olan eşin, 30.06.2020 tarihinde taşınmazı davalı ...'e sattığı anlaşılmaktadır. Satış tarihinde tapu kütüğünde taşınmazın "aile konutu" olduğuna ilişkin bir şerh bulunmadığına göre, davalı ...'in kazanımı iyiniyetli olması halinde korunur (TMK md. 1023). Zira, Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi ile tapuya güven ilkesine bir istisna getirilmiş değildir. Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. İyiniyetin varlığı asıl olduğuna göre, davalı ...'in kötü niyetli olduğunu kanıtlama yükümlülüğü bunu iddia edene düşer (TMK md. 6). Dosya içindeki belgelerden davalı ...'in kötüniyetli olduğu kanıtlanamamıştır. O halde, tapuya güven ilkesini esas alan Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi koşulları, işlem tarafı olan davalı ... lehine gerçekleşmiştir. Öyle ise, tapu iptali ve tescile ilişkin davanın reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü isabetsiz olmuştur. Ancak yapılan yanlışlığın giderilmesi yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK 353/1-b.2 maddesi gereğince davanın reddine karar verilmek suretiyle hükmün düzeltilmesine karar verilmiştir." gerekçesiyle tapu iptali ve tescili davasının reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir. Aile konutu, eşlerin evlilik birliğinin devamı sırasında ortak yaşamı sürdürmenin gerekli kıldığı “bir yerde ortak olarak oturma ihtiyacının” giderilmesinde kullanılmak üzere sürekli olarak seçtikleri, kısaca ile yaşamlarının merkezi durumuna getirdikleri konut olarak kullanılmaya elverişli taşınır veya taşınmaz yerdir (DURAL, Mustafa/ ÖĞÜZ, Tufan/ GÜMÜŞ Mustafa Alper : Türk Özel Hukuku, C III, Aile Hukuku, İstanbul 2024, s. 185.) Aile konutuna ilişkin davalarda aile mahkemeleri görevli olup bu davada uygulanması gereken öncelikli hüküm de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesidir.Türk Medeni Kanunu’nun 193 üncü maddesi dikkate alındığında kural olarak eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlem yapma serbestisi kabul edilmişken, aynı Kanun’un 194 üncü maddesi ile bu kurala istisna getirilmiş ve aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması esası kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile malik olmayan eşe, aile konutu ile ilgili tapu kütüğüne şerh verilmesini isteme hakkı tanınmış, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukukî işlem özgürlüğü "aile birliğinin" korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi aile konutuna ilişkin olarak; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır (YHGK’nın 15.05.2015 t.li ve 2013-2/2306 E., 2015/1356 K. sayılı kararı). Aile konutu üzerinde malik eşin işlemlerine getirilen sınırlama, konut üzerinde hak sahibi olan eşin “fiil ehliyetini sınırlandıran” bir hükümdür. Kanun koyucu burada üçüncü şahsın iyiniyetini korumak yerine, yasal olarak doğrudan hak sahibi olmayan eşleri ve çocukları korumak istemiştir. Aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılmasına sebep olan her türlü işlem için hak sahibi olmayan eşin açık rızasının alınması bir geçerlilik koşuludur. Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacağından, aile konutunun satılması da diğer eşin açık rızasının alınmasının zorunlu olduğu işlemlerdendir. Satışı yapan malik eşin işlemi geçersiz bir işlem olduğu için aile konutunu satın alan kişi adına yapılan tescil, yolsuz tescil olup şeklen varlığını sürdürmektedir. Tapuya "aile konutu" şerhi verilmesi kurucu nitelikte değil, açıklayıcı niteliktedir. Kanun koyucu bu düzenleme ile malik olmayan eşin korunmasını amaçlamış olup şerh olmaması halinde tapu siciline güvenerek yapılan işleme geçerlilik tanınması kanunun amacı ile bağdaşmaz. Meselenin haklar hiyerarşisi bakımından değerlendirilmesinde; ailenin alıştığı çevrede barınmaya devam etme hakkının herhangi bir yerden başka bir taşınmaz alması mümkün olan üçüncü kişinin mülkiyet hakkından daha üstün olduğu açıktır. TMK'nın 1023. maddesinin aile konutu üzerinde uygulanması mümkün değildir. Çünkü malik eşin yaptığı işlemin kendisi geçersizdir. Yani malik eşin aile konutunu eşinin açık rızası olmaksızın başkasına devretme hakkı bulunmamaktadır. Sahte vekâletname ile işlem yapan kişide olduğu gibi yapılan işlemin kendisi geçersiz olduğundan üçüncü kişi adına yapılan tescil yolsuz tescildir. TMK'nın 1023. madde koruması ancak bu aşamadan sonra devreye girebilir. Taşınmazı, malik eşten diğer eşin açık rızası olmaksızın satın alan ve adına tescil yapılan kişinin adına yapılan tescil yolsuz tescil olup ancak bu yolsuz tescile güvenerek başka bir kişinin hak kazanması ise 1023. maddede düzenlenen koşulların varlığı halinde mümkün olabilir. Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alınarak somut olayın incelenmesine gelince; davalı ... tarafından diğer davalıya aile konutunun satışına dair işlem geçersiz bir işlem de davacı malik olmayan eşin açık rızası alınmadığından bu işlem olduğundan davanın kabulü ile tapu kaydının iptali ile önceki malik eş adına kayıt ve tesciline karar verilmesi gerekirken yanılgılı hukuki değerlendirmelerle somut olayda uygulanma kabiliyeti bulunmayan TMK 1023. madde uygulanarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. KARAR Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

6. Hukuk Dairesi, 2024/3036 E., 2025/285 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Yukarıda izah edildiği gibi, yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan veya ipotek tesis eden iyi niyetli üçüncü kişinin TMK nın 1023. maddesine istinaden "tapuya güven ilkesi" gereğince iktisabının korunması gerekir.
6. Hukuk Dairesi         2024/3036 E.  ,  2025/285 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/27 E., 2024/96 K. DAVA TARİHİ : 15.01.2019 Dairemiz bozma kararına İlk Derece Mahkemesince direnilmesi üzerine karar, davacı tarafından temyiz edilmekle 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 373/5 hükmü gereğince Dairemizce yapılan incelemede; 14.11.2013 tarihli ve 2022/4467 Esas, 2023/3847 Karar sayılı Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ Açıklanan sebeple; Dosyanın YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERİLMESİNE, 03.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyi niyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur.(M.K.m.1023) Üçüncü kişinin yolsuz kayda dayanarak ayni hak kazanımının korunabilmesi için tescilin yolsuzluğunu bilmemesi veya bilebilecek durumda olmaması gerekir. Bu bağlamda, üçüncü kişilerin Medeni Kanun’un 3. maddesi çerçevesinde iyiniyetli olması esastır. Buna göre, kendisinden beklenen özeni göstermeyen, tescilin yolsuz olduğunu bilen veya bilebilecek durumda olan üçüncü kişiler iyi niyet iddiasında bulunamazlar. Burada aranan iyi niyet, tescil isteminin yevmiye defterine kaydı esnasında mevcut olmalıdır. Ancak, kütükteki tescilin belgelerle çeliştiğini bilmesine ya da şüphelenmesine rağmen bunu incelemekten veya gerekli özeni göstermekten kaçınır ise, iyiniyet iddiasında bulunamaz. Üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığını ispat etme yükü, iddia eden tarafa aittir. Ancak iyiniyetin olmadığını kanıtlamak zor olduğundan bunu iddia eden bazı fiili karinelerden yararlanabilir. Örneğin, ayni hak kazanan kişiyle yakın bir ilişkinin bulunması, malın kısa sürede el değiştirmesi veya düşük bir bedelle el değiştirmesi durumlarında iyiniyet iddiasında bulunulamayacağı karine olarak kabul edilebilir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan koşullarda binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını yüklenici adına tescil ettirmekte ve yüklenici finans ihtiyacını karşılamak için devredilen bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshedildiği bir realitedir. Yukarıda izah edildiği gibi, yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan veya ipotek tesis eden iyi niyetli üçüncü kişinin TMK nın 1023. maddesine istinaden "tapuya güven ilkesi" gereğince iktisabının korunması gerekir. Bu ilkeden ancak üçüncü kişinin ipotek tesis ederken kötü niyetli olduğunun ispatlanması halinde vazgeçilebilir. Yüklenici adına yapılan tescil işlemini her halde "yolsuz tescil" kabul etmek, toplumda onarılmaz zararlara sebep olmakta ve adalet duygusuna zarar vermektedir. Her arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden tapu intikali yapılan yükleniciden tamamen iyi niyetli olarak arsa payı veya bağımsız bölüm satın alanın veya ipotek tesis edenin bu iktisabını geçersiz saymak TMK nın 1023. maddesi karşısında açıkça Kanuna aykırı davranmak olacaktır. Arsa sahibi iyi niyetli ve risk almak istemiyorsa; tapu devrinin, sözleşme nedeniyle yapıldığını tapunun beyanlar hanesine şerh vermek suretiyle üçüncü kişilerin iyi niyet iddialarını bertaraf edebilir. Tapu siciline basit bir şerh vermekten kaçınan arsa sahibinin tamamen iyi niyetli üçüncü kişiler karşısında ve onların zararına sebep olacak şekilde korunması menfaatler dengesine aykırıdır. Sayın çoğunluk, üçüncü kişilerden arsa sahibi ile yüklenici arasında tapu sicili dışında esas borç ilişkisinden doğan sorunları bilmesini beklemekte, buna göre iyiniyetli olmadıkları kabul edilerek adeta bir kötü niyet karinesi icat edilmektedir. Oysa TMK nın 1023. maddesi, iyi niyetle taşınmaz üzerinde aynî hak edinen üçüncü kişilerin tapu siciline olan güvenini yolsuz tescile rağmen korumaktadır. Bir başka deyişle, hukuki işlem güvenliği ve tapuya güven ilkesini gerçek hak sahipliğine tercih etmektedir. Kaldı ki, ticari bir risk alarak ve yükleniciye güvenerek arsanın mülkiyetini intikal ettiren, yüklenici seçiminde gerekli özeni göstermeyen, peşin ifa yükümlülüğü olmamasına rağmen arsa tapusunu teminat almadan yükleniciye devreden arsa sahibinin, tapuya güvenmiş olan üçüncü kişiler karşısında korunmaya değer bir yanı da bulunmamaktadır. Keza, arsa sahibinin tapuyu yükleniciye devretmesinin “avans” niteliğinde olduğu, mülkiyetin ancak yüklenicinin tüm borcunu ifa ettikten sonra geçeceğini kabul edilmesi de hukuki dayanağı olan bir kabul değildir. Zira hukukumuzda “yolsuz tescil” terimi mevcut olmasına rağmen “avans tapu” terimi mevcut değildir. Somut olayda, arsa sahibi davacılar ile davalı ... arasında 19.10. 2019 tarihinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmış ve bu sözleşme gereğince arsa sahipleri taşınmazlarını yükleniciye tapuda devretmiştir. Yüklenici kat irtifakı kurduktan sonra bir kısım bağımsız bölümleri davalılara tapuda satmıştır ve bir kısım bağımsız bölümler için de bankalardan kullandığı krediler karşılığında ipotekler tesis etmiştir. Arsa sahiplerinin açtığı sözleşmenin geriye etkili feshi ve tapu iptali-tescil ve ipoteklerin kaldırılması talebi, ilk derece mahkemesince reddedilmiştir. Bu kararın istinaf edilmesi üzerine istinaf istemi de reddedilmiştir. Davacılar vekilinin temyizi üzerine Dairemizin Sayın Çoğunluğu kararın bozulmasına karar vermişse de; davalı/üçüncü kişiler, yargılamanın tüm aşamalarında tapuya güvenerek taşınmazı satın aldıklarını ve ipotek tesis ettiklerini ileri sürmeleri karşısında İlk Derece Mahkemesi kararının doğru olması ve bu kararın onanması gerekirken bozulmasına karar verilmesi TMK’nın 1023. maddesinde düzenlenen "tapuya güven ilkesine" aykırı olmuştur. Anılan ilkeye göre tapuya güvenen kişinin iyi niyetli olduğu karine olarak kabul edilir. Bu karinenin aksini, yani davalıların kötü niyetli olduğunu davacı tarafın ispatlaması gerekir. Somut olayda davacı taraf, “afaki” iddialar dışında davalıların kötü niyetli olduğuna dair hiçbir delil sunamamıştır. Bu nedenle, davalıların mülkiyet ve ipotek hakkının TMK nın 1023. maddesi gereğince korunması gerekir. Yerel mahkeme ve istinaf mahkemesinin TMK nın 1023. maddesinin amaç ve koruduğu yarar doğrultusundaki direnme ve davanın reddine dair kararının onanması gerektiği düşüncesiyle, Dairemizin Sayın çoğunluğunun temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine dair kararına katılmıyoruz.
1. Hukuk Dairesi, 2025/1653 E., 2025/2362 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
md.931 (TMK. md.1023) uyarınca ...
1. Hukuk Dairesi         2025/1653 E.  ,  2025/2362 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1780 E., 2022/775 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2000/314 E., 2021/154 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; dava konusu ... ada (eski 233) 14 ve 15 parsel sayılı taşınmazların ... adına kayıtlı iken 1974 yılında evli ve çocuksuz olarak ölümü ile mirasçısı olarak eşi ... ile kardeşi ...'un kaldığını, murisin eşinin 1977 yılında ölümü ile taşınmazlarda intikalen gelen 1/4 payının kardeşi ... ...'a intikal ettiğini, kendisinin de ... ...‘ın mirasçısı olduğunu, bu nedenle taşınmazdaki ... ...’a ait payın kendisi ve ...’in eşi ...’e intikal etmesi gerekirken hatalı olarak tamamının eşi ... ...'a intikal ettiğini, ...’in de payını Beyoğlu .... Noterliğinin 03.03.1998 tarih 137... yevmiye sayılı satış vaadi sözleşmesi ile ...'a satmayı vaad ettiğini, ayrıca ... ve ...'e de taşınmazın ...’a devri için vekaletname verdiğini, ... tarafından anılan sözleşmeye dayanılarak tapu iptali ve tescil davası açıldığını ve İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1990/192 Esas, 1991/341 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verildiği ve 1/4 payın anılan karar gereğince ... adına tescil edildiği, ...’ın da taşınmazdaki payını ... ve ...’in sahibi oldukları davalı ... Emlak Yapı Turizm ve Ticaret A.Ş.’ye satış suretiyle devrettiğini, kendisinin de taşınmazda miras nedeniyle hakkı olduğunu ileri sürerek davalı ... Emlak Yapı Turizm ve Ticaret A.Ş. adına kayıtlı 1/4 payın yarısının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında ölümü ile mirasçısı ... davaya devam etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... Emlak Yapı Turizm ve Ticaret A.Ş.; davacının Hazine adına kayıtlı 3/4 pay üzerinde bir hak iddiasında bulunmadığını, bu nedenle Hazinenin davalı olarak gösterilmesinin hatalı olduğunu, davacının dava konusu ettiği 1/4 pay için mirasçı olduğunu gösterir veraset ilamı ibraz edemediğini, bu nedenle davacının aktif dava ehliyetinin olmadığını, davanın miras sebebiyle istihkak davası olduğunu ve mirasçılar arasında görülmesi gerektiğini, ayrıca murisi olduğunu iddia ettiği ...’in 1980 yılında öldüğü, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, taşınmazı tapu kaydına güvenerek iyi niyetle satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2.Davalı Hazine vekili; iddiaların haksız ve yersiz olduğunu, davacının Hazine adına kayıtlı 3/4 pay yönünden bir talebi bulunmadığını, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazın 3/4 payının davalı Hazine adına kayıtlı olduğu, davacının ... Emlak A.Ş. adına kayıtlı 1/4 pay için miras hakkına dayanak eldeki davayı açtığı, dava konusu pay yönünden davalı Hazinenin taraf sıfatı bulunmadığı, davanın miras sebebiyle istihkak davası olup MK’nın 579. maddesinde belirtilen hak düşürücü sürelerin geçtiği, davacının miras sebebiyle üstün bir hakka sahip olmadığı, İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/143 Esas sayılı dosyası kapsamında davacının mirasçı sıfatının bulunmadığı, yine İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/1395 Esas sayılı dosyasının red ile sonuçlandığı, keza İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/1395 Esas sayılı dosyası kabul ile sonuçlanmış olsaydı dahi mirasçı olmayan bir kişiye karşı bu davanın açılabilmesi için bu kişinin tereke malını hiçbir sebep göstermeksizin elinde bulundurması gerektiği, yani geçerli bir hukuki sebebe dayanarak tereke malını iktisap etmiş bulunan üçüncü kişiye karşı miras sebebiyle istihkak davası açılamayacağı, tereke malını tek mirasçı sıfatıyla elinde bulunduran ... ...'ın taşınmazdaki payını 3. kişi ...’a satmayı vaat ettiği ve ... ın da hükmen tescil davası sonucu taşınmaz hisselerinin adına tescilini sağladığı, sonradan ...'ın da bu taşınmazdaki payını davalı ... Emlak A.Ş.’ye devrettiği, eski MK. md.931 (TMK. md.1023) uyarınca ... ve davalı ... Emlak A.Ş.’nin iyi niyetli malikler olup, iktisaplarının korunması gerektiği gerekçesiyle davalı Hazine yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, davalı ... Emlak A.Ş. yönünden davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın, mirasçılık sıfatına dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu, davacı tarafça yargılama sırasında sunulan mirasçılık belgesine göre mirasçı olması sıfatıyla dava açmakta ehliyeti bulunduğu, dava dilekçesindeki açıklamalara ve davacı tarafın ... mirasçısı da olmadığına göre davalı Hazineye husumet yöneltilmesi mümkün olmadığından Yerel Mahkemece davalı Hazine yönünden davanın bu sebeple usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı; diğer yandan, davalının bayiinin taşınmazlardaki hisseyi hükmen tescil ile adına tescil ettirdiği, davacının da mirasçı olduğunun eldeki dava sırasında görülen davalarla belirlendiği, davalının veya bayiinin taşınmazı satın alırken taşınmazın ihtilaflı olduğuna dair bir bilgi veya duyumunun bulunmadığı, Yerel Mahkemece davalı tarafın iyi niyetli olduğu nazara alınarak karar verildiği, delillerin takdirinde de bir isabetsizlik bulunmadığı, vasiyetnamenin iptali davasının başarıya ulaşmasının ise eldeki davada sonuca etkili olmayıp belki davacı tarafça açılacak başka bir davanın konusunu teşkil edebileceği, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun, HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece bekletici mesele yapılan İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/143 Esas sayılı davasının sonuçlandığı, bu karar ile ... ...'ın muris ... ...'ın tek mirasçısı olduğu yolundaki savunmalarının geçersiz kaldığını, davacının da diğerleri yanında mirasçı olup kararın derecattan geçerek kesinleştiğini, tapu kaydının iptali talep edilen taşınmazında davacının da doğal malik olduğunu, davalının bayisi ...'ın aynı zamanda davalının vekili olup bu sıfatla hareket ettiğini, dava konusu taşınmazı iktisap ettikten sonra hemen davalı şirkete temlik ettiğini, bu işlemi yaparken esasen diğer varislerin de olduğunu bildiğini, bu durumu gerek satış vaadi sözleşmesinde gerekse tescil davasında belirttiklerini ve diğer hissedarların olurunu almadıkları için dava açtıklarını vurguladıklarını, davacı mirasçı olduğu halde kendisinin hiç bir onayı hatta haberi dahi olmadan yapılan işlemin batıl olduğunu, davacının, miras bırakanının ölümüyle TMK 599. (Eski 539) maddesi gereğince taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazın haksız bir şekilde davalının eline geçtiğini, bu nedenle yapılan işlemin yok hükmünde olduğunu, satış vaadinde bulunan ... ...'ın taşınmazın temliki için ... ve ....'i vekil tayin ettiğini, bu kişilerin davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri, babaları ...’in ise davalı şirketin yönetim kurulu başkanı, alıcı olan ...'ın da ....'in damadı olduğunu, ...'ın doğrudan doğruya davalı şirket adına hareket etmiş olup damatlık ilişkisi sona erince de emaneti asıl sahibine verdiğini, tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde davalının savunmalarında arz ettiği üzere "iyi niyetli" olmadığının açık olduğunu, dayanak veraset ilamı hükümsüz olmakla tescilin de yolsuz olduğunu, dolayısıyla iyi niyetten, zaman aşımından bahsedilmesinin de olanaksız olduğunu, diğer yandan ... ...'ın 19.12.1977 tarihinde İstanbul 3. Noterliğinde düzenlenen vasiyetname ile terekenin tamamını başkaca mirasçısı olmadığından ... ...'a bıraktığını, düzenleme şeklindeki bu vasiyetnamenin nüfus kayıtlarına yanlış işlendiğinden işlevsiz kaldığını, vasiyet alacaklısı ... ...'ın Beyoğlu ... Noterliğince düzenlenen 137... yevmiye numaralı satış vaadi sözleşmesi ile lehine vasiyet yapılan 19.12.1977 tarihli vasiyetnamesinden resmen feragat ettiğini, İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/143 Esas sayılı kesinleşmiş ilamıyla davacıların ... ...'ın mirasçısı olduğunu ispatladıklarını ve ... ...'ın yegane mirasçı olduğuna dair ilamın iptalinin de kesinleştiğini, vasiyetnamenin esasen nüfusa yanlış işlendiğinden ve ... ... açıkça vasiyetnamedeki haklardan feragat etmiş olduğundan vasiyetnamenin yokluğunun tespiti için İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/1395 Esas sayılı dosyasıyla dava açılmış olup istinaf aşamasında olduğunu, anılan davanın sonucunun eldeki davayı doğrudan etkilediğinden sonucunun beklenmesi gerektiğini, davalı Hazinenin de tapu maliki olup davanın bu davalıya yöneltilmesinde bir yanlışlık bulunmadığını, diğer davalı yönünden gerekçe kısmında zaman aşımından da bahsedilmekte olup bu davalı yönünden davanın ne sebeple reddedilmiş olduğunun kararda açık olmadığını, zamanaşımının da söz konusu olmadığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, ketmi verese (yolsuz tescil) hukuki nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu .... ada 14 ve 15 parsel sayılı taşınmazların kök mirasbırakan ... adına kayıtlı olduğu, ...’un 1974 yılında öldüğü, mirasının 3/4 payının kardeşi ... Hamparsun’a, 1/4 payının ise eşi ....’a kaldığı, ...’un 08.04.1977 tarihinde dul ve çocuksuz ölümü ile ...’dan kendisine intikal eden 1/4 miras payının kardeşi ... ...’a intikal ettiği, ...’in ise 05.04.1980 tarihinde evli ve çocuksuz olarak öldüğü, İstanbul 14. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1980/1032 Esas, 1980/1047 Karar sayılı veraset ilamında ... ...’ın tek mirasçısının eşi ... ... olarak gözüktüğü, ...’in ise 03.12.1977 tarihinde bekar ve çocuksuz olarak öldüğü, İstanbul 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1979/415 Esas, 1981/76 Karar sayılı veraset ilamında ...’in mirasçıları olarak ... ve ...’ın yer aldığı, Maliye Hazinesi tarafından, bu kişilerin ...’in mirasçıları olmadıkları, ....’in mirasçı bırakmadan öldüğü, bu nedenle Hazine’nin son mirasçı olduğu ileri sürülerek İstanbul 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1991/1784 Esas sayılı dosyası ile verasetin iptali davası açıldığı ve Mahkemenin 16.03.1992 tarih 1992/376 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne, İstanbul 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1979/415 Esas, 1981/76 Karar sayılı mirasçılık belgesinin iptali ile ....’in mirasının son mirasçı sıfatıyla Hazineye intikal ettiğine karar verildiği, kararın 18.02.1992 tarihinde kesinleştiği, ... ...’ın kendisine intikal eden1/4 payını Beyoğlu..... Noterliğinin 03.03.1989 tarih ve 13713 yevmiye nolu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile dava dışı ...’a temlik ettiği, bu sözleşmede ...’in gerekirse taşınmazların devir işlemlerinin yapılması için ... ve ...’i de vekil tayin ettiği, ... tarafından ... aleyhine İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde ferağa icbar davası açıldığı ve Mahkemenin 08.05.1991 tarihli 1990/192 Esas, 1991/241 Karar sayılı kararı ile davanın kabulü ile dava konusu taşınmazlardaki ...’e ait 1/4 payın ... adına tesciline karar verildiği, 18.02.1994 tarih 714 yevmiye nolu intikal ve hükmen tescil işlemi ile dava konusu ... ada 14 ve 15 parsel sayılı taşınmazların 3/4’er paylarının davalı Maliye Hazinesi, 1/4’er paylarının ise ... adına tescil edildiği, ...’ın da her iki taşınmazdaki adına tescil edilen 1/4‘er payları 24.09.1998 tarih ve 4312 yevmiye nolu işlemle davalı ... Emlak Yapı Turizm ve Ticaret A.Ş.’ye satış suretiyle devrettiği, ...’in ...’ın tek mirasçısı olarak yer aldığı İstanbul 14. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1980/1032 Esas, 1980/1047 Karar sayılı mirasçılık belgesinin, İstanbul 12.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/143 Esas, 2017/949 Karar sayılı kararı ile iptal edilerek davacı ...’in (Silva’nın 16.12.2003 tarihinde ölümü ile tek mirasçısı kızı davacı ...’nun da) ... mirasçıları arasında yer aldığı hasımlı veraset ilâmının düzenlendiği, tarafların temyizi olmaksızın kararın 02.04.2018 tarihinde kesinleştiği, ....’ın İstanbul .... Noterliğinin 19.12.1997 tarih ve 18139 yevmiye nolu vasiyetnamesi ile tüm mirasını eşi ....’a bıraktığı, İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/1395 Esas sayılı dosyası ile davacı ... .... tarafından davalı ... aleyhine vasiyetnamenin iptali davası açıldığı, davanın bozma sonrası 2022/231 Esas numarasını aldığı ve yargılamanın halen devam ettiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, eldeki davada davacının taleplerinin dava konusu taşınmazlarda davalı ... Emlak Yapı ve Ticaret A.Ş. adına kayıtlı 1/4‘er paylara ilişkin olup davalı Maliye Hazinesi adına kayıtlı 3/4‘er payların dava konusu olmadığı gözetilerek davalı Maliye Hazinesi yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Bununla birlikte; yukarıda belirtildiği üzere, hasımlı olarak görülüp sonuçlandırılan verasetin iptali davası ile davacının mirasbırakan ....’ın mirasçısı olduğunun sabit olması karşısında dava konusu taşınmazlar bakımından ketmi verese olgusunun kanıtlandığı açıktır. Bu durumda, ketmi verese olgusu sabit olduğuna göre taşınmazlardaki 1/4‘er payları temlik alan son kayıt maliki davalı ... Emlak Yapı ve Ticaret A.Ş.’nin dava konusu taşınmazları iyiniyetle edinmiş olması halinde bu kazanımının korunacağı, aksi halde TMK’nın 1024. maddesi gereğince adına yapılan tescilin yolsuz hale geleceği kuşkusuzdur. Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989. tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle, "kötüniyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re'sen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir. Öte yandan; 14.02.1951 tarihli 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince vakıa ve karinelerden, hâlin icaplarından kendisinden beklenen özeni sarf etmemiş olması itibariyle kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirmiş olan kimsenin TMK’nın 1023. maddesinden yararlanamayacağında bir tereddüt bulunmamaktadır. Somut olaya gelince;....’ın, ....’in tek mirasçısı olmadığını, başka mirasçıları olduğunu bildiği, taşınmazların 1/4‘er paylarını intikalen adına tescilini sağlayamadığı, bu nedenle taşınmazların dava dışı ...’a satışı hususunda ... ile Beyoğlu .... Noterliğinin 03.03.1989 tarih ... yevmiye nolu taşınmaz satış vaadi sözleşmesini akdettikleri, bu sözleşmede ...’in gerekirse taşınmazların devrini yapması için ... ve ...’i vekil tayin ettiği, ... tarafından ... aleyhine ferağa icbar davası açılarak taşınmazların ... adına hükmen tescilinin sağlandığı, ... ve ...’in birlikte hareket ettikleri, ...‘in de taşınmazlardaki adına tescil edilen payları 24.09.1998 tarihinde davalı ... Emlak Yapı ve Ticaret A.Ş.’ye satış suretiyle devrettiği, ...’in satış vaadi sözleşmesinde yetkili kıldığı vekiller ...’in davalı ... Emlak Yapı ve Ticaret A.Ş.’nin Genel Müdür yardımcısı, ...’in ise davalı ... Emlak Yapı ve Ticaret A.Ş.’nin yetkili temsilcisi olduğu, ayrıca ...’ın da tanık olarak alınan beyanında davalı ... Emlak Yapı ve Ticaret A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanı ...’in eski kayınpederi olduğunu, ...’in ise onun oğlu olduğunu ifade ettiği, tüm bu hususlar yukarıdaki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davalı ... Emlak Yapı ve Ticaret A.Ş.’nin durumu bildiği ya da kendisinden beklenen özeni göstermesi halinde bilebilecek konumda bulunduğu, başka bir ifade ile temlikte iyiniyetli sayılamayacağı ve TMK’nın 1023. maddesinden istifade edemeyeceği ortadadır. Hâl böyle olunca; dava konusu taşınmazlarda davalı ... Emlak Yapı ve Ticaret A.Ş. adına kayıtlı 1/4‘er paylar yönünden, davacının ketmedilen miras payı olan 16/64 pay oranında tapu iptali ve tescile karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle davacı vekilinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,05.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2022/2638 E., 2024/272 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
selleri ile tevhit ettirilerek 4131 ada 4 parsel olduğunu, halen aktif dere yatağı olmayan yerlerin şartlarının gerçekleşmesi halinde kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün ise de bu şartları taşımayan davalı adına yapılan tescilin TMK’nın 1025 inci maddesi gereği yolsuz tescil olduğunu ve TMK’nın 1023 üncü maddesinde yazılı olan iyiniyet ve tapu siciline itimat prensibinin burada uygulana
1. Hukuk Dairesi         2022/2638 E.  ,  2024/272 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/643 E., 2020/81 K. DAVA TARİHİ : ... HÜKÜM : Ret Taraflar arasındaki tapu iptali-tescil ve bedel davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı Hazine vekili; ... ada 180 parsel arasında kalan 4483.23 m2 yüzölçümlü kuru dere yatağının Hazine adına tescili, sonrasında da ... Organize Sanayi Bölgesine satışı talebini içeren yazı ile tescile esas işlemlerin yapılması için Milli Emlak Müdürlüğüne talep gönderildiğini, tekide rağmen cevap alamadıklarını, yapılan araştırmada taşınmazın 4131 ada 3 parsel olarak 15.10.2007 tarihinde ... Organize Sanayi Bölgesi adına tescil edildiğini, 2008 yılında ise ... Elektrik Mühendislik San. ve Tic. Ltd. Şti. isimli davalı firmaya satıldığını, bu firma tarafından taşınmazın komşu parselleri ile tevhit ettirilerek 4131 ada 4 parsel olduğunu, halen aktif dere yatağı olmayan yerlerin şartlarının gerçekleşmesi halinde kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün ise de bu şartları taşımayan davalı adına yapılan tescilin TMK’nın 1025 inci maddesi gereği yolsuz tescil olduğunu ve TMK’nın 1023 üncü maddesinde yazılı olan iyiniyet ve tapu siciline itimat prensibinin burada uygulanamacağını ileri sürerek davalı adına olan tapunun iptalini, bu mümkün görülmezse bilirkişi incelemesinde tespit edilecek bedelinin iktisap tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili; Hazine taşınmazlarının satış işlemlerini yürütmekle görevli idarenin Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü olduğunu, davacının kendi nam ve hesabına satış ve tescil işlemlerini yapmak için taşınmazı Milli Emlak Müdürlüğüne devrettiğini, Milli Emlak tarafından da taşınmazın ... OSM’ne satıldığını ve tescil edildiğini, satışın kanuna uygun yapılıp yolsuz bir işlem olmadığını, bir an için Milli Emlak Müdürlüğünün bu şekilde yetkisi olmadığı belirtilse dahi husumetin OSB Müdürlüğüne yöneltilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 26.05.2015 tarihli ve 2014/465 E. - 2015/337 K. sayılı kararıyla; dere yatağı vasfını kaybetmiş, tapuya tescili gereken taşınmaz vasfını kazanan bu yerin önce Hazine adına tescili, daha sonra ... Organize Sanayi Bölgesine devri gerekirken, doğrudan OSB'ne devredildiği, bu işlem TMK'nın 1025 inci maddesi anlamında yolsuz bir tescil işlemi ise de dava dosyasından anlaşıldığı üzere Hazinenin bu taşınmazı kendi adına tescil amacının OSB'ne devretme isteği olduğu, davacı ...'nin bu amacı gözetildiğinde, yolsuz tescile dayanarak tapu iptal davası açmasının TMK'nın 2 nci maddesi anlamında iyiniyet kuralları ile bağdaşmadığı, davacının bu taşınmaz için tapu iptal davası değil, bir bedel talep edecekse bu bedelin tahsili için alacak davası açması gerektiği, bedel davasının muhatabının da dava dışı ... Organize Sanayi Bölgesi idaresi olduğu, davalı şirketin dava konusu yeri TMK'nın 1023 üncü maddesi gereğince iyi niyetli olarak kazandığı, davalı şirketin zaten ... Organize Sanayi bölgesine devredilecek yeri aldığı, iyiniyetli olarak kazandığı bu taşınmazın tapusunun iptali gerekmeyeceği belirtilerek davacının açtığı tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.03.2018 tarih ve 2015/21549 E- 2018/9190 K sayılı kararıyla; " .... Dava, devletin hüküm ve tasarrufunda bulunduğu iddia edilen yerin tapu kaydının iptali ve bu talep yerinde görülmezse taşınmaz bedelinin sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde tahsili istemine yöneliktir. Davacı Hazine, davalı adına 4562 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan satış işlemi ile tescil edilen taşınmazın tapu kaydının iptalini istemektedir. Hazine tarafından 4562 sayılı Kanun hükümlerine göre davalıya yapılan satış işleminin idari işlem niteliğinde olduğu, bahsi geçen idari işlemin idari yargı yerinde iptal edilmediği, farklı deyişle tapu kaydının dayanağı olan idari işlemin hukuki geçerliliğini koruduğu anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, Mahkemenin tapu kaydının iptali talebi yönünden red kararı verilmesi yerindedir. Davacı Hazine vekilinin terditli sebepsiz zenginleşmeye dayalı tazminat istemine gelince; Hakim, tarafların talep sonucu ile bağlı olup kararında taleplerin her biri hakkında verilen hükmü göstermesi gerekir (HMK m. 26; 297/2). Davacının dava dilekçesinde sebepsiz zenginleşmeye dayalı tazminat istemi yönünden talepte bulunulmuş, ancak Mahkemece bu konuda bir karar verilmemiştir. Mahkemece, bu talep de değerlendirilerek sonucuna göre olumlu olumsuz karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru değildir." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 30.01.2020 tarih ve 2019/643 E.- 2020/81 K. sayılı kararı ile; Hazine tarafından 4562 sayılı Kanun hükümlerine göre davalıya yapılan satış işleminin idari işlem niteliğinde olduğu, bahsi geçen idari işlemin idari yargı yerinde iptal edilmediği, farklı deyişle tapu kaydının dayanağı olan idari işlemin hukuki geçerliliğini koruduğu gerekçesiyle tapu iptali talebinin ve iyi niyetli 3. kişi konumunda bulunan davalının, davacının sebepsiz zenginleşme alacağının muhatabı olmadığı gerekçesiyle tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın, ... Organize Sanayi Bölgesi adına 2007 yılında yapılan tescilinin hukuki dayanaktan yoksun ve yolsuz olduğunda şüphe olmadığını, öte yandan kamu emlakinin yolsuz ve hata ile tescil edilmesinin, o yerin özde tescile tabi olmama (kamu malı olma) vasfını değiştirmeyeceğini ve bu tür gayrımenkuller hakkında TMK'nın 1023 (931) üncü maddesindeki iyiniyet ve tapu siciline güven ilkesinin de uygulanamayacağını, kamu malı niteliğinde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kuru dere yatağı olan müddeabihin yolsuz tescil edildiği ve iyiniyet ve tapu siciline itimat prensibinin uygulama yeri olmayacağı göz önüne alındığında davanın kabulü yerine reddine karar verilmesinin usule, kanuna, Yargıtay içtihatlarına mutlak olarak aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190 ıncı maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı ve 713/1 inci ve 1023 üncü maddeleri, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü maddesi 3. Değerlendirme 1.Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; kök 4131 ada 3 parsel sayılı 4483,23 m2 miktarlı, arsa vasıflı taşınmazın tamamı ... OSB adına kayıtlı iken 25.12.2008 tarihli satış işlemi ile davalı Şirkete temlik edildiği, daha sonra bu taşınmazın dava dışı 4131 ada 2 ve 4224 ada 1 parsel sayılı taşınmazlarla tevhit edilerek çekişme konusu 4131 ada 4 parsel numarasını aldığı ve 07.07.2009 tarihinde davalı şirket adına kayıtlı hale geldiği, davacı Hazinenin davalı adına 4562 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan satış işlemi ile tescil edilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescili, olmadığı takdirde bedel istemli olarak eldeki temyize konu davayı açtığı anlaşılmaktadır. 2.Temyiz olunan nihai kararların bozulması, 6100 sayılı HMK'nın geçici 3/2 nci maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK uygulanacağı davalar yönünden HUMK'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. 3. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı Hazine vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan kararın ONANMASINA, Temyiz eden davacı Hazine harçtan muaf olduğundan, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2024/2825 E., 2024/3381 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Yukarıda izah edildiği gibi, yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan iyi niyetli üçüncü kişinin TMK nın 1023. maddesine istinaden "tapuya güven ilkesi" gereğince iktisabının korunması gerekir.
6. Hukuk Dairesi         2024/2825 E.  ,  2024/3381 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/241 E., 2024/428 K. Taraflar arasında tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı Şenay Dölek vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 01.02.2024 tarihli, 2022/3990 E., 2024/471 K. sayılı kararı ile bozulmuştur. Dairemizin bozma kararına karşı İlk Derece Mahkemesince direnilmesi üzerine karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede; Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu, İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeple; Dosyanın YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERİLMESİNE, 10.10.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) - MUHALEFET ŞERHİ- Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyi niyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur.(M.K.m.1023) Üçüncü kişinin yolsuz kayda dayanarak ayni hak kazanımının korunabilmesi için tescilin yolsuzluğunu bilmemesi veya bilebilecek durumda olmaması gerekir. Bu bağlamda, üçüncü kişilerin Medeni Kanun’un 3. maddesi çerçevesinde iyiniyetli olması esastır. Buna göre, kendisinden beklenen özeni göstermeyen, tescilin yolsuz olduğunu bilen veya bilebilecek durumda olan üçüncü kişiler iyi niyet iddiasında bulunamazlar. Burada aranan iyi niyet, tescil isteminin yevmiye defterine kaydı esnasında mevcut olmalıdır. Ancak, kütükteki tescilin belgelerle çeliştiğini bilmesine ya da şüphelenmesine rağmen bunu incelemekten veya gerekli özeni göstermekten kaçınır ise, iyiniyet iddiasında bulunamaz. Üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığını ispat etme yükü, iddia eden tarafa aittir. Ancak iyiniyetin olmadığını kanıtlamak zor olduğundan bunu iddia eden bazı fiili karinelerden yararlanabilir. Örneğin, ayni hak kazanan kişiyle yakın bir ilişkinin bulunması, malın kısa sürede el değiştirmesi veya düşük bir bedelle el değiştirmesi durumlarında iyiniyet iddiasında bulunulamayacağı karine olarak kabul edilebilir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan koşullarda binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını yüklenici adına tescil ettirmekte ve yüklenici finans ihtiyacını karşılamak için devredilen bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshedildiği bir realitedir. Yukarıda izah edildiği gibi, yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan iyi niyetli üçüncü kişinin TMK nın 1023. maddesine istinaden "tapuya güven ilkesi" gereğince iktisabının korunması gerekir. Bu ilkeden ancak üçüncü kişinin taşınmazı satın alırken kötü niyetli olduğunun ispatlanması halinde vazgeçilebilir. Yüklenici adına yapılan tescil işlemini her halde "yolsuz tescil" kabul etmek, toplumda onarılmaz zararlara sebep olmakta ve adalet duygusuna zarar vermektedir. Her arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden tapu intikali yapılan yükleniciden tamamen iyi niyetli olarak arsa payı veya bağımsız bölüm satın alanın bu iktisabını geçersiz saymak TMK'nın 1023. maddesi karşısında açıkça Kanuna aykırı davranmak olacaktır. Arsa sahibi iyi niyetli ve risk almak istemiyorsa; tapu devrinin, sözleşme nedeniyle yapıldığını tapunun beyanlar hanesine şerh vermek suretiyle üçüncü kişilerin iyi niyet iddialarını bertaraf edebilir. Tapu siciline basit bir şerh vermekten kaçınan arsa sahibinin tamamen iyi niyetli üçüncü kişiler karşısında ve onların zararına sebep olacak şekilde korunması menfaatler dengesine aykırıdır. Sayın çoğunluk, üçüncü kişilerden arsa sahibi ile yüklenici arasında tapu sicili dışında esas borç ilişkisinden doğan sorunları bilmesini beklemekte, buna göre iyiniyetli olmadıkları kabul edilerek adeta bir kötü niyet karinesi icat edilmektedir. Oysa TMK'nın 1023. maddesi, iyi niyetle taşınmaz üzerinde aynî hak edinen üçüncü kişilerin tapu siciline olan güvenini yolsuz tescile rağmen korumaktadır. Bir başka değişle, hukuki işlem güvenliği ve tapuya güven ilkesini gerçek hak sahipliğine tercih etmektedir. Kaldı ki, ticari bir risk alarak ve yükleniciye güvenerek arsanın mülkiyetini intikal ettiren, yüklenici seçiminde gerekli özeni göstermeyen, peşin ifa yükümlülüğü olmamasına rağmen arsa tapusunu teminat almadan yükleniciye devreden arsa sahibinin, tapuya güvenmiş olan üçüncü kişiler karşısında korunmaya değer bir yanı da bulunmamaktadır. Keza, arsa sahibinin tapuyu yükleniciye devretmesinin “avans” niteliğinde olduğu, mülkiyetin ancak yüklenicinin tüm borcunu ifa ettikten sonra geçeceğini kabul edilmesi de hukuki dayanağı olan bir kabul değildir. Zira hukukumuzda “yolsuz tescil” terimi mevcut olmasına rağmen “avans tapu” terimi mevcut değildir. Somut olayda, dava konusu 947,82 m²’lik arsanın 337,60 m²’sine malik olan davacı şirket bu arsasını 175.000 TL karşılığında davalıya 09.10.2017 tarihinde satmıştır. Bu satış faturaya bağlanmış ve defter incelenmesinde faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olduğu sabittir. HMK. m.222/4.fıkra gereğince davacının bu kaydı kendi aleyhine delil kabul edileceğinden başka hiçbir delile gerek olmaksızın taşınmaz hissesinin davalıya satıldığının kabulü gerekir. Öte yandan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin düzenleme şeklinde noterde yapılması sıhhat koşuludur. Taraflar arasında resmi şekilde yapılmış bir sözleşme bulunmamaktadır. Arsa halen boş vaziyette olduğu bilirkişi raporuyla sabit olduğuna göre Sayın çoğunluğun geçerli bir sözleşmenin varlığını kabul etmesi ve sözleşmenin geriye etkili feshi ile tapu iptaline karar verilmesi gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi doğru olmamıştır. Kaldı ki geçerli bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi olsaydı bile; arsa sahibi kendisine ait hisseyi davalıya tapuda devretmiştir. Davalı/alıcı, boş olan arsa hisselerini diğer davalılara tapuda hisse devri şeklinde intikal ettirmiştir. Davalı/üçüncü kişiler, yargılamanın tüm aşamalarında tapuya güvenerek taşınmazı satın aldıklarını iyi niyetli olduklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Tapu maliki üçüncü kişilerin bu konudaki haklı savunmalarına istinaden ilk derece mahkemesi davanın reddine karar vermiş, istinaf mahkemesi ise istinaf istemini esastan reddetmiştir. Dairemizin Sayın çoğunluğunca, doğru ve isabetli olan ilk derece mahkemesi kararını yazılı gerekçelerle bozması TMK'nın 1023. maddesinde düzenlenen "tapuya güven ilkesine" aykırı olmuştur. Anılan ilkeye göre tapuya güvenen kişinin iyi niyetli olduğu karine olarak kabul edilir. Bu karinenin aksini, yani davalıların kötü niyetli olduğunu davacı tarafın ispatlaması gerekir. Somut olayda davacı taraf, “afaki” iddialar dışında davalıların kötü niyetli olduğuna dair hiçbir delil sunamadığı gibi taşınmazın davalı alıcıya satıldığına dair fatura düzenlemiş ve ticari defterlerine kaydetmiştir. Bu nedenlerle davalıların mülkiyet hakkının TMK nın 1023. maddesi gereğince korunmasına yönelik kararın onanması gerekirken yazılı gerekçelerle bozulması doğru olmamıştır. İlk Derece Mahkemesinin, muhalefet şerhimiz doğrultusunda Dairemizin bozma ilamına direnmesinin yerinde olmasına rağmen bozma kararı kaldırılarak, kararın onanması gerekirken, Sayın çoğunluğun direnme kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle direnme kararının incelenmesi için dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi kararına muhalifim.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Varlıklı bir hayırsever olan Bay (M), noter nezdinde düzenlediği vasiyetnamesinde, terekesinin tasarruf edilebilir kısmının tamamını, yetenekli fakat maddi imkânları kısıtlı öğrencilere burs vermek amacıyla kurulacak bir vakfa özgülemiştir. Vasiyetnamede vakfın adı, amacı, malvarlığı ve temel örgütlenme yapısı ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Bay (M)’nin vefatının ardından vakfın kuruluş süreciyle ilgili olarak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Mirasbırakan M'nin bu tasarrufu, terekesinin tasarruf edilebilir kısmını aşmaması kaydıyla geçerli bir vakıf kurma iradesi olarak kabul edilir.
B) Vakfın tüzel kişilik kazanabilmesi için M'nin vefatından sonra vasiyetnameyi açan sulh hâkiminin bildirimi veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün re'sen başvurusu üzerine yetkili mahkemece sicile tescil edilmesi gerekir.
C) M'nin ölüme bağlı tasarrufunda vakfın adını, amacını, bu amaca özgülenecek mal ve hakları ve örgütlenme şeklini belirtmiş olması, kuruluş işlemlerinin geçerliliği için zorunlu unsurlardandır.
D) M'nin vefat etmesiyle birlikte, ölüme bağlı tasarrufuyla kurulan vakıf, tescil gibi kurucu bir işleme gerek kalmaksızın derhal tüzel kişilik kazanır ve hak ehliyetine sahip olur.
E) Vakıf kurma iradesi, M'nin yaptığı gibi ölüme bağlı tasarruf yoluyla açıklanabileceği gibi, M hayattayken düzenleyeceği bir resmî senetle de açıklanabilirdi.

Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol