Türk Medeni Kanunu 152. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 152- İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
II. Yasal temsilcinin dava hakkı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
8 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2010/7212 E., 2011/2855 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
mazın edinildiği 3.9.2001 tarihine kadar kadının tütün işletmelerinde işçi iken 15.1.1999 tarihinde emekli olduğu, halen bankadan da aylık aldığı ve buna göre az da olsa bir miktar geliri bulunduğu, bu durumda taraf gelirlerin belirlenerek TMK’nun 152.maddesi de gözetilerek bulunacak tasarruf miktarlarının birbirine oranlanması suretiyle davacının katkı oranının tespit edilmesi ve bu katkı oranını
8. Hukuk Dairesi 2010/7212 E. , 2011/2855 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali, Tescil ve alacak
Davacı-karşı davalı ... ile davalı-karşı davacı ... Sancaktar aralarındaki tapu iptali, tescil ve alacak davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Pendik 2. Aile Mahkemesinden verilen 17.09.2010 gün ve 741/840 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı-karşı davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 10.05.2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı ... Sancaktar vekili Avukat ...ve karşı taraftan davalı ... vekili Av. ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde edinilen dava konusu taşınmazların edinilmelerinde vekil edeninin yurtdışında çalışmalarından elde ettiği gelirlerin kullanıldığını, davalının herhangi bir geliri bulunmadığını, ayrıca davalının döviz hesabında bulunan paranın tamamının da vekil edenine ait olduğunu, tüm ödemeleri vekil edeninin yapmasına rağmen tapuların davalı adına bulunması sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak taşınmazlar ve binalar bakımından 250.000 TL bankadaki para bakımından 100.000 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... Sancaktar vekili, taşınmazlar ve bankadaki paranın vekil edenine ait çalışma ile elde edilen gelir, ailesinin yardımları ve hediye altınların satışı ile elde edilen parayla elde edildiğini, evlilik içinde satın alınarak davacı adına tapuya kaydedilen tüm taşınmazları sattığını, bankadaki paralarını çekerek hesaplarını kapattığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davacının uzun yıllar yurtdışında çalıştığı ve elde ettiği gelirlerle dava konusu malların edinildiği, banka hesabındaki paranın da davacının geliri ile oluşturulduğu, davalının 22.7.1988 tarihinden sonra herhangi bir çalışması olmadığı, aldığı kıdem tazminatının mahkeme kararı ile iade edildiği, davalının 2002 yılı öncesindeki alımlarda katkısını ispat edemediği, 2002 yılı sonrası edinilen mallar bakımından ise kadının yarı oranda yasal hakkı bulunduğu gerekçesi ile davacının davasının kısmen kabulüne, davacının 697 ada 92 parsel üzerindeki 14 nolu bağımsız bölüm için 325.000 TL 3974 parsel üzerindeki 18 nolu asma katlı işyeri için 130.000 TL Altınova’daki 39 nolu villa için 200.000 TL 40 nolu villa için 170.000 TL değer artış payı ve davalının Ziraat Bankasındaki hesabında bulunan 100.000 TL’nin yarısı 50.000 TL katılma alacağı olduğu kabul edilerek taleple bağlı kalınmak suretiyle 300.000 TL’nin dava tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline,davacının fazlaya dair istemlerinin saklı tutulmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 1.7.1988 tarihinde evlenmişler, Emine’nin 16.5.2005 tarihinde açtığı dava sonunda boşanmışlar ve karar 26.11.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Başka mal rejimi seçilmediğinden; taraflar arasında evlilik tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM.nin 170. m.), 1.1.2002 tarihinden mal rejiminin sona erdiği ve boşanma davasının açıldığı 16.5.2005 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK. 202 ve 4722 s.Yürürlük K.m.10/1.m). Dava konusu taşınmazlardan 697 ada 92 parsel üzerindeki 14 nolu bağımsız bölüm 16.11.1996, 3974 parsel üzerindeki 18 nolu asma katlı işyeri 13.4.2004, Altınova’da bulunan 39 nolu yazlık villa 2.9.2001 ve 40 nolu yazlık villa ise 3.12.1998 tarihinde satın alınarak davalı kadın adına tapuya kaydedilmişlerdir. Dava konusu Ziraat Bankasındaki davalı kadın adına bulunan hesaptaki dövizin ise boşanma davası açıldığı tarihte 62.316 euro olduğu ve 23.6.2005 tarihinde çekilerek hesabın kapatıldığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre davacının talebinin mahkemenin de kabulünde olduğu üzere 3974 parsel üzerindeki 18 nolu asma katlı işyeri ile davalı adına banka hesabındaki döviz bakımından katılma alacağı (TMK.m.231), diğer 14 nolu mesken, 39 ve 40 nolu villalar bakımından ise, katkı payı alacağı niteliğinde olduğu konusunda duraksamamak gerekir.
Edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu döneme ilişkin olarak bu rejimden kaynaklanan artık değer üzerindeki katılma alacağı istenebilir. Dava konusu 3974 parsel üzerindeki 18 nolu asma katlı işyeri ile davalı adına banka hesabındaki döviz bakımından davalı adına edinme tarihlerinin evlilik birliği içinde ve 1.1.2002 tarihinden sonra olduğuna, davalı tarafından aksi yani kişisel mal oldukları ispatlanamadığına göre edinilmiş mal olarak kabulü doğrudur. (TMK.nun 222/3.m.) Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, TMK.nun 222/3. maddesi gereğince aksi kanıtlanıncaya kadar edinilmiş mal niteliğinde kabulü gereken 18 nolu asma katlı işyeri ile banka hesabındaki 100.000 TL olarak taraflarca kabul edilen miktarın davacı veya davalının kişisel malı veya geliri ile edinilmediği, tarafların kişisel malı olmadığı, davacının TMK.nun 229. maddesi gereği edinilmiş mal niteliğindeki çalışması ile elde ettiği gelirlerle kazanıldıkları anlaşıldığına, mahkemece bu mallar bakımından usul ve yasaya uygun şekilde hüküm kurmaya yeterli ve gerekçeli 11.5.2010 havale tarihli bilirkişi raporu dikkate alınarak bu iki parça taleple ilgili belirlenen toplam 360.000 TL (260.000 TL + 100.000 TL.) değerin TMK.nun 231.maddesi uyarınca artık değer kabul edilerek yazılı şekilde TMK.nun 236/1. maddesi gereği artık değerin yarısı olan 180.000 TL (130.000 TL + 50.000 TL) katılma alacağına hükmedildiğine, her ne kadar karar tarihindeki değerler belirlenerek hesaplamada dikkate alınması gerekirse de temyiz edenin sıfatı da gözetilerek bu yönden davalı aleyhine bozma yapılma imkanı bulunmadığına göre 18 nolu asma katlı işyeri ile banka hesabındaki para bakımından davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün 18 nolu asma katlı işyeri ile banka hesabına ilişkin bölüm bakımından ONANMASINA,
Dava konusu 14 nolu mesken, 39 ve 40 nolu villalarla ilgili katkı payı alacağına ilişkin isteğe gelince; Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre tarafların her ne kadar öncesinde evli iken hileli şekilde 24.5.2008 tarihinde boşanarak 1.7.1988 tarihinde yeniden evlenmeleri karşısında 1.7.1988 tarihi öncesi çalışmalarının dikkate alınma imkanı bunmadığı, bu tarih sonrasında dava konusu 14 nolu mesken ile 40 nolu villanın edinme tarihine kadar davalı kadının herhangi bir geliri olmadığı, edinilen malların davacının yurtdışında çalışarak elde ettiği gelirlerle alındıkları, her ne kadar davalı adına tapuya kayıt edilmişler ise de bedellerinin tamamının davacı ... tarafından ödendiği anlaşıldığına göre alımlarda erkeğin katkı oranının %100 olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak bu taşınmazlar bakımından katkı payı alacağı hesabında dikkate alınması gereken değerler karar başlığında da yazılı olan 6.6.2005 dava tarihindeki 14 nolu mesken için 250.000 TL., 40 nolu villa için 143.500 TL. olması gerekirken mahkemece dosyanın boşanma dosyasından tefrik edildiği tarih olan 2007 yılındaki 14 nolu mesken için 325.000 TL. ve 40 nolu villa için 170.000 TL. nin dikkate alınmış olması doğru olmamıştır. Davalı vekilinin 14 nolu mesken ile 39 nolu villa bakımından temyiz itirazları bu yönden yerindedir.
Dava konusu 39 nolu villaya gelince; Bu taşınmazın edinildiği 3.9.2001 tarihine kadar kadının tütün işletmelerinde işçi iken 15.1.1999 tarihinde emekli olduğu, halen bankadan da aylık aldığı ve buna göre az da olsa bir miktar geliri bulunduğu, bu durumda taraf gelirlerin belirlenerek TMK’nun 152.maddesi de gözetilerek bulunacak tasarruf miktarlarının birbirine oranlanması suretiyle davacının katkı oranının tespit edilmesi ve bu katkı oranının 6.6.2005 dava tarihine göre belirlenen 169.000 TL. değer ile çarpılarak davacı ...’nin katkı payı alacağı miktarının belirlenmesi gerekirken, mahkemece kadının az da olsa bir miktar geliri olduğu gözden kaçırılarak, bu gelirin TMK’nun 152.maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde davacı erkeğin katkı oranının % 100 olamayacağı düşünülmeden, ayrıca villanın dava tarihi 2005 yılındaki 169.000 TL. değeri yerine tefrike ilişkin 2007 yılındaki 200.000 TL. değerin dikkate alınarak belirlenen katkı payı alacağı ile ilgili yazılı şekilde davalı aleyhine hüküm kurulmuş olması da doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları 14 nolu mesken ile 39 ve 40 nolu villalar yönünden yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 14 nolu mesken ile 39 ve 40 nolu villalar yönünden HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA ve Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 825 TL avukatlık ücretinin davacı ...'dan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı ... Sancaktar'a verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 17,15 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 10.674,85 TL’nin temyiz edenden alınmasına 10.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
2. Hukuk Dairesi, 2009/10719 E., 2010/12056 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Ne var ki davacı vekili, davayı ıslah etmiş ve dava ıslah edilmiş şekliyle “evliliğin mutlak butlan sebebiyle iptali” olarak görülüp Türk Medeni Kanunun 152. maddesinde yer alan hak düşürücü süreden reddedilmiştir.
2. Hukuk Dairesi 2009/10719 E. , 2010/12056 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Evlenmenin İptali
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı, 20.1.1956 tarihinde Hakkı Akpınar'la evlendiğini, evlilik nedeniyle nüfus kaydının kocası hanesine taşındığını, bu evliliğinin halen devam ettiğini; ana baba bir kardeşi 1948 doğumlu Asiye'nin ise ...'le evli olduğunu, ancak kardeşi Asiye'nin , ...'le evlenirken kendisine ait kimliği kullandığı için ...'le 1965 tarihinde “evliyken ikinci kez evlenmiş gibi” kendisiyle ilgili nüfus kaydı oluşturulduğunu, böylece nüfusta kendisinin hem Hakkı Akpınar'la, hem de ...'le evliymiş gibi göründüğünü, ileri sürerek nüfus kayıtlarındaki yanlışlığın düzeltilmesini istemiş; 9.11.2007 tarihli ıslah dilekçesiyle davayı, ...'le olan ikinci evliliğinin mutlak butlan sebebiyle iptali (TMK. m.145/1) olarak ıslah ettiğini açıklamıştır. Mahkemece de, dava ıslah edilmiş şekliyle görülmüş, Türk Medeni Kanununun 152. maddesindeki hak düşürücü sürenin geçirilmiş olması gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 145/1. maddesi, eşlerden birinin, evlenme sırasında evli bulunmasını mutlak butlan sebebi olarak kabul etmiş, bu halde ikinci evliliğin iptaline karar verileceğini hükme bağlamıştır. (TMK. md. 146) Ancak, dava dilekçesinde anlatılan maddi hadiselere ve yargılama sırasında ortaya çıkan fiili duruma göre; olayda aynı kişinin iki ayrı kişiyle evliliğinin sözkonusu olmadığı, ...'le evlenenin davacı ... değil, kardeşi Asiye olduğu ileri sürüldüğüne ve nüfus kayıtlarının düzeltilmesi istendiğine göre, dava ilk açılmış şekliyle evliliğin mutlak butlan sebebiyle iptali niteliğinde değil, iki ayrı kişinin evlenmesine ilişkin nüfus olaylarının, nüfus kayıtlarına “aynı kişinin ikinci kez evlenmesi” şeklinde hatalı olarak tescilinden kaynaklanan ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. ve devamı maddelerine dayanan “nüfus kaydının düzeltilmesi” mahiyetinde olduğu görülmektedir. Ne var ki davacı vekili, davayı ıslah etmiş ve dava ıslah edilmiş şekliyle “evliliğin mutlak butlan sebebiyle iptali” olarak görülüp Türk Medeni Kanunun 152. maddesinde yer alan hak düşürücü süreden reddedilmiştir. Türk Medeni Kanununun 152. maddesinde yer alan iptal davası açma hakkını hak düşürücü süreye bağlayan hükmün, mutlak butlan halleri için değil, nisbi butlan sebepleriyle ilgili olduğu gözetilmeksizin (2. H.D.'nin 7.11.2007 tarihli 2006/20602 esas 2007/15724 karar sayılı ilamı) ıslah edilmiş şekliyle görülen mutlak butlan davasının hak düşürücü süreden reddi doğru değil ise de; olayda “aynı kişinin ikinci kez evlenmesi” söz konusu olmadığından başka bir ifade ile mutlak butlan sebebi bulunmadığından verilen ret kararı bu sebeple sonucu itibarıyla doğru bulunduğundan onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeple sonucu itibarıyla doğru olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine,peşin alınan harcın mahsubuna ve 67.20 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 17.06.2010 (prş.)
2. Hukuk Dairesi, 2022/10073 E., 2024/1673 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 151 inci, 152 nci ve 158 inci maddeleri, 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu, 370 inci ve 371 inci maddeleri.
2. Hukuk Dairesi 2022/10073 E. , 2024/1673 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1951 E., 2022/1806 K.
DAVA TARİHİ : 30.09.2021
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 3. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2021/736 E., 2022/546 K.
Taraflar arasındaki evliliğin nispi butlanı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı erkek vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 12.03.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde temyiz eden davacı ... ile vekili Avukat ... ve karşı taraf davalı ... vekili Avukat ... geldiler. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların görücü usulü tanıştıklarını ve 18.08.2021 tarihinde resmi nikah ile evlendiklerini, müvekkilinin düğün gecesi davalı ile cinsel birliktelik yaşamak istediğinde davalının vajinasında çocuk penisi büyüklüğünde ve şeklinde bir et parçası olduğunu gördüğünü, bu et patçasının erekte olduğunda büyüdüğünü sonrasında da küçüldüğünü fark ettiğini, müvekkilinin bu duruma çok şaşırdığını ve şok olduğunu, müvekkilinin davalıya bunun ne olduğunu sorduğunda davalının bilmediğini gösterir işaret yaptığını, sonrasında bu sorun nedeniyle tarafların cinsel ilişkiye giremediğini, sabah olduğunda müvekkilinin neden bunu gizlediğini davalıya sorduğunu ancak davalının bu hastalığın ırsi olduğunu, annesinde ve anneannesinde de olduğunu, turistlerde de bu hastalığın çok görüldüğünü söylediğini, müvekkilinin bunu bilmemesinin cahillik olduğunu söylediğini, müvekkilinin bu şekilde kandırılmasının ve bu hastalığın gizlenmesinin aralarındaki güven ilişkisini zedelediğini, davalı ile evli kalmasının mümkün olmadığını, ertesi gün davalıyı hastaneye götürdüklerini ve uzman olan bir doktora gösterdiklerini, doktorun davalının hastalığının klitoris büyümesi olduğunu, kadınlığına engel bir durumun olmadığını söylediğini, ertesi gün de taraflar arasında cinsel birliktelik kurulamadığını, müvekkilinin daha fazla evli kalmak istemediğini, davalının bu hastalığını müvekkilinden gizlediğini, müvekkilini yanılttığını ve aldattığını belirterek, tarafların evliliklerinin iptaline karar verilmesini talep dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı kadın vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığın, kendi kusurlarını örtmek amacıyla gerçeğe aykırı beyanlar öne sürerek müvekkiline kusur atfetmeye çalıştığını, düğün gecesi için anlatılan olayın dava dilekçesindeki gibi gerçekleşmediğini, davacının düğün gecesi müvekkiline ışığı kapatıp yatağa geçmesini istediğini, sonrasında cinsel ilişki için yakınlaştığını ancak aralarında davacının sertleşme sorunu nedeniyle cinsel birlikteliğin meydana gelmediğini, davacının o gece çok stresli olduğunu ve sürekli sigara içtiğini, sabahında ise müvekkiline hiçbir şey söylemeden evden ayrıldığını, kısa süre sonra davacının abisinin ve yengesinin müşterek konuta gelerek müvekkilini götürmek istediklerini, kendisinin çift cinsiyetli olduğunu söylediklerini, müvekkilinin duydukları karşısında şok olduğunu, istedikleri hastaneye götürebileceklerini söylediğini, sonrasında müvekkilinin aile bireyleri ile birlikte Tekden Hastanesine götürüldüğünü, doktor raporunda genital organlarının normal olduğuna dair rapor hazırlandığını, bunun üzerine davacının ailesinin müvekkilinden defalarca özür dilediklerini, müvekkilini geri eve götürmek istediklerini, müvekkilinin esas olarak davacının özür dilemesi gerektiğini söylemesi üzerine davacının ailesinin aramaları ve ısrarları sonucunda davacının hastane önüne geldiğini, müvekkilinde kesinlikle iddia edilen rahatsızlığını bulunmadığını, davacının kendi kusurlarını gizlemek amacıyla böyle bir yola başvurduğunu ve müvekkiline iftira attığını belirterek, davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında Kayseri 3. Aile Mahkemesinin 2021/696 Esas sayılı dosyası ile görülmekte olan boşanma davası mevcut olduğu, her iki dosyada da kadında klitoris büyümesi olduğu iddiası bulunduğu, yargılamanın uzamasına sebebiyet vermemek amacıyla davalı kadın boşanmaya yönelik açılan dava ve işbu nispi butlan nedeniyle evliliğin iptali kapsamındaki iddiaların araştırılması amacıyla boşanma dosyası üzerinden hastaneye sevk edildiği ve sevk müzekkeresinde kadında klitoris büyümesi ve adrenogenital sendromu bulunup bulunmadığının tespitinin istendiği, anılan dosyada celp edilen raporun bir örneğinin işbu dosyaya kazandırıldığı, dilekçelerde belirtilen iddialar kapsamında davalının Tekden Hastanesindeki belirtilen rahatsızlığa ilişkin muayene kaydı celp edildiği, celp edilen 30.08.2021 tarihli muayene raporunda davalının genital organın normal olduğunun tespitinin yapıldığı, davalıda klitoris büyümesi olup olmadığının tespitine yönelik rapor alınması amacıyla hastaneye sevk edilmesi sonucunda Kayseri Şehir Hastanesince düzenlenen 31.01.2022 tarihli 76397871-476.01 sayılı raporda; davalıda klitoris büyümesi, adrenogenitalsendrom veya cinsel başka bir bozukluğun olmadığının tespit edildiği, davacı tarafın yargılama sırasında davacının polikistik over sendromu tedavisi gördüğünü, bu rahatsızlığın Adrenogenital Sendrom rahatszılığına yol açabileceğini ileri sürerek davalının Adli Tıp Kurumuna sevkini talep etmiş ise de, davacının dilekçeler aşamasında polikistik over sendromu ile ilgili bir iddiası bulunmadığı, davalıya yönelik alınan her iki raporda da davaya konu edilen rahatsızlığın mevcut olmadığının ve buna yönelik bir bulguya rastlanmadığının tespit edildiği, raporlar arasında bir çelişkinin mevcut olmaması birlikte değerlendirilerek davacı tarafın davalıya yönelik yeniden rapor aldırılması yönündeki talebinin reddine karar verildiği, alınan raporlar neticesinde davalının cinsel organında iddia edilen klitoris büyümesi, adrenogenital sendrom rahatsızlığı olmadığı tespit edildiğinden evliliğin iptali için kanunun aradığı şartların gerçekleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı erkek vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükmün tamamı yönünden İlk Derece Mahkemesinin kararının lehine kaldırılmasını talep ederek istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükmün usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı karşı davacı erkek vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı karşı davacı erkek vekili temyiz başvuru dilekçesinde Bölge Adliye Mahkemesi kararının hükmün tamamı yönünden bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık evliliğin nispi butlan sebebi ile iptaline ilişkin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
2.İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 151 inci, 152 nci ve 158 inci maddeleri, 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu, 370 inci ve 371 inci maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı erkek vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Duruşma için takdir olunan 17.100,00 TL'lik vekâlet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/670 E., 2022/1571 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bu bakımdan ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş TMK’nın 152. maddesinde öngörülen süreler içerisinde dava açmazsa, artık o evliliğin hükümsüzlüğü ileri sürülemeyecektir (Dural, Öğüz, Gümüş: s.
Hukuk Genel Kurulu 2021/670 E. , 2022/1571 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
1. Taraflar arasındaki “evliliğin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 19.10.2015 tarihli dava dilekçesinde; davacının babası olan 1930 doğumlu ...'nun (Artan Gostan Vartanyan) 20.08.2015 tarihinde vefat ettiğini, davalı 1964 doğumlu ...'nun ise ev işlerinde çalışmak üzere Ermenistan'dan Türkiye'ye geldiğini, daha önce başka bir yaşlının yanında çalışırken yalnız yaşayan ve varlıklı bir kişi olan murisin yanında yatılı olarak 1999 yılında çalışmaya başladığını, bu arada Türk vatandaşlığını kazanmak için muvazaalı bir evlilik yaparak “Sertoğlu” soyadını aldığını ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu, vatandaşlığın kazanılmasından sonra ise bu muvazaalı evliliğin boşanma ile sona erdiğini, davalının bu muvazaalı evliliği süresince ve sonrasında kesintisiz olarak murisin yanında yatılı olarak çalışmayı sürdürdüğünü, davalının muris ...'nun Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi'nde yattığı sırada rahatsızlığından faydalanmak suretiyle sahte belgelerle 02.09.2008 tarihinde nikâhlandığını, konu ile ilgili Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden ceza soruşturması olduğunu, bedeni ve ruhi zayıflık içerisinde bulunan muris ile bu hastalıklara tam vakıf olan davalının hastanede evlenmelerinden dolayı iyi niyetli sayılamayacağını, muris ...'nun sahte nikâh akdi anında hastanede kolunda serum takılı olarak yatmakta olduğunu, hâl böyle olunca eşler arasındaki evliliğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 141 ve 142. maddeleri uyarınca yok hükmünde olduğunu, yokluk hâlinin olmadığı takdirde TMK'nın 145/2. maddesinde yazılı mutlak butlan sebebiyle evliliğin batıl olduğunu, hastanede yatmakta olan muris hakkında Mecidiyeköy’de sağlık ocağından ve yatmakta olduğu hastanenin nöroloji uzmanından rapor alındığını, evlendirme dosyasında bulunan bu rapor örneklerinin sahte olduğunu, evlenme kütüğünde evlenmenin yapıldığı yerin yazılmadığını, murisin 03.09.2008 tarihinde hastaneden taburcu olduğunu, murisin sürekli “xanax ve lustral” isimli anti depresan ilaçları kullandığını, davalı açısından TMK'nın 578. maddesi uyarınca mirastan yoksunluk sebeplerinin oluştuğunu ileri sürerek öncelikle muris ... ile davalı ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespitine, olmadığı takdirde evliliğin mutlak butlanla iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 13.11.2015 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacı tarafın gerçek dışı iddialarının aksine müvekkili ...'nun Ermenistan Devlet Üniversitesi Pedagoji bölümü mezunu olduğunu, anne tarafının 1915 yılında Kayseri'den göç ettiklerini, annesinin öğretmen babasının ise Ermenistan Devlet sanatçısı unvanını taşıdığını, müvekkilinin anne ve babasının 1998 yılında Ermenistan'dan taşınarak Türkiye'ye yerleştiklerini, 1999 tarihinde de müvekkili ile merhum ...'nun tanıştıklarını, aralarında oluşan duygusal yakınlaşma sonucunda tarafların 10.11.1999 tarihinden itibaren birlikte yaşamaya başladıklarını, eşlerin 01.09.2008 tarihinde evlenmek için başvuruda bulunduklarını, bu arada ...'nun rutin kontrolleri için gidilen hastanede yapılması gereken tetkikler için yatış önerildiğini, hâl böyle olunca nikâh gününün müteveffa ...'nun hastanede yattığı güne denk geldiğini, davacı ...’dan kaynaklanan nedenlerle merhum babası ile arasının iyi olmadığını, Sevağ’ın eşi Aylin ile olan evliliğinin dahi müvekkilinin iyi niyetli çabaları neticesinde gerçekleştiğini, davacının bir işi olmadığını, eşi ve ailesinin tüm giderlerinin müteveffa ... tarafından karşılandığını, davacının sürekli para isteyerek babasını taciz ettiğini, etrafa “ölsün, tüm parasını yiyeceğim” dediğini, baba ...'nun davacının düğün yemeğine dahi katılmadığını, dava dilekçesinde yer alan birçok iddianın eldeki dava ile bir ilgisinin bulunmadığını, bunun dışında yer alan iddiaların muvazaaya ilişkin olduğunu, vakıaların Kanun’da yer alan yokluk ve butlan sebeplerine uymadığını, bu sebeple bilinçli olarak “sahte evrak” beyanına yer verildiğini ileri sürerek haksız ve hukukî dayanaktan yoksun davanın reddini savunmuştur.
Cevaba Cevap Dilekçesi:
6. Davacı vekili 07.12.2015 tarihli cevaba cevap dilekçesinde; davanın esasının evliliğin sahte doktor raporlarına dayalı olarak yapılmış olmasına dayandığını, evlilik tarihinden sonra da murise sürekli “xanax” isimli uyuşturucu etkisi olan ilaç verilerek murisin ilaç bağımlısı hâline getirildiğini, ayırt etme gücünün yok edildiğini, ne var ki cevap dilekçesinde bu iddialara karşı hiçbir beyanda bulunulmadığını, tarafların sözde 10.11.1999 tarihinden itibaren birlikte yaşamaya başladıkları ve 01.09.2008 tarihinde evlenmek için başvuruda bulundukları iddiasının yer aldığı cevap dilekçesinde davalının 2002 yılında bir başkası ile yapmış olduğu evliliğe ilişkin cevap verilmediğini, hangi erkeğin böyle bir şeye izin verebileceğini, dolayısıyla tüm savunmanın asılsız olduğunu ileri sürerek davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İkinci Cevap Dilekçesi:
7. Davalı vekili 10.12.2015 tarihli ikinci cevap dilekçesinde; murisin son ana kadar temyiz kudretine haiz olduğunu, dolayısıyla xanax isimli ilaçla ayırt etme gücünün yok edildiği iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin üçüncü bir şahısla evlenmesinin oturma müsaadesi ve vatandaşlık izni için ...'nun bilgisi ile gerçekleştiğini, kaldı ki bu gerçeği ve o tarihte yaşanan olayları davacının da çok iyi bildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
8. ... 6. Aile Mahkemesinin 23.05.2019 tarihli ve 2015/749 E., 2019/368 K. sayılı kararı ile; somut olayda her ne kadar “... ile davalı ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespiti” istenmişse de, taraflar arasındaki evlilik töreninin TMK'nın 141. maddesine uygun şekilde gerçekleştirildiği, törende evlendirme memurunun görev aldığı, tören anında ayırt etme gücüne sahip iki tanığın bulunduğu, evlenme törenine şahit bu iki tanığın yargılama aşamasında yeminli olarak dinlendiği, evlilik sözleşmesinde yer alan imzanın adli tıp raporu ile murise ait olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla evliliğin yokluğunun tespitine ilişkin talebin reddedilmesi gerektiği, diğer yandan taraflar arasındaki evliliğin “mutlak butlan ile iptaline” yönelik yapılan incelemede ise evlenme anında müteveffa ...’nun akıl sağlığının yerinde olduğu, sürekli bir ayırt etme gücünden yoksun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
9. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur.
10. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.12.2019 tarihli ve 2019/2067 E., 2019/1990 K. sayılı kararı ile; TMK’nın 155. maddesine göre “Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez” hükmünün düzenleme altına alındığı, dolayısıyla soruşturma dosyasının sonucunun verilecek kararı etkilemeyeceği dikkate alınarak evliliğin sahte evraklarla gerçekleştirildiği iddiası nedeniyle yokluğunun tespitine yönelik karara ilişkin istinaf talebinin reddine karar verildiği, TMK’nın 148. maddesine ile de “Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir” hükmünün düzenleme altına alındığı, iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği (TMK m. 152), eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması veya evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olmasının evliliği mutlak butlanla sakatlayacağı (TMK m. 145/2-3), ne var ki ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını, yalnızca ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği, böyle bir hâlde dava hakkının sonradan iyileşen eşe ait olduğu (TMK m. 147/2), evlenmenin butlanını dava etme hakkının mirasçılara geçmeyeceği, ancak, mirasçıların açılmış olan davayı sürdürebilecekleri (TMK m. 159), dava ve cevaba cevap dilekçesinde “murise ilaç verilerek ilaç bağımlısı hâline getirildiği ve ayırt etme gücünün yok edildiği” ileri sürülerek evliliğin TMK'nın 145/2. maddesine dayalı olarak iptaline karar verilmesinin talep edildiği, davacı tarafından murisin sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunduğunun veya murisin evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının olduğunun iddia edilmediği gibi bu iddiayı destekleyecek dosyada herhangi bir delil bulunmadığı, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında davanın TMK'nın 148. maddesinde belirtilen “evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma sebebine” dayalı olarak açıldığının anlaşıldığı, dosya kapsamına göre, evlenme tarihinden sonrasında murisin normal hayatına devam ettiği, bu dönemde muriste “akıl hastalığı” bulunmadığının davacı tarafça da kabul edildiği, TMK'nın 148. maddesi kapsamında murisin evlenme tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin rapor alınması gerekmekte ise de TMK'nın 148. maddesine dayalı olarak mirasçıların dava açma haklarının bulunmadığı, ayrıca hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu dikkate alınarak mahkeme karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
12. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.09.2020 tarihli ve 2020/1267 E., 2020/3754 K. sayılı kararı ile;
“…Dava; davalı ile ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespiti, kabul edilmediği takdirde mutlak butlan sebebi ile evlenmenin iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, TMK 141 ve 145. maddeler şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında, davanın TMK'nın 148. maddesinde düzenlenen evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma sebebine dayalı olarak açıldığının anlaşıldığı, evlenme tarihinden sonrasında murisin normal hayatına devam ettiği, bu dönemde muriste akıl hastalığının bulunmadığının davacı tarafça da kabul edildiği, TMK'nın 148. maddesi kapsamında murisin evlenme tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin rapor alınması gerekmekte ise de; TMK'nın 148. maddesine dayalı olarak mirasçıların dava açma haklarının bulunmadığı, ayrıca hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu dikkate alınarak ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle davacının istinaf talebinin reddine karar verilmiş, davacı tarafından süresinde temyiz talebinde bulunulmuştur. İlk derece mahkemesince yapılan ön inceleme duruşmasında, uyuşmazlık TMK'nın 145. maddesinde düzenlenen mutlak butlan sebebi ile evliliğin iptali olarak nitelendirilmiş olup hâkim tarafından yapılan nitelendirmeye tarafların da bir itirazı bulunmamaktadır. Bölge adliye mahkemesi tarafından, istinaf itirazlarının, delillerin TMK'nın 145. madde kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile TMK'nın 148. madde kapsamında değerlendirme yapılması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
13. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarihli ve 2020/1657 E., 2021/390 K. sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 33. maddesi gereğince doğrudan hâkimin görevi olduğu, diğer bir ifadeyle hâkimin davacı tarafından yapılan hukukî nitelendirmeyle bağlı olmadığı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ilk derece mahkemesince yapılan ön inceleme duruşmasında, taraflar arasındaki uyuşmazlığın “evliliğin yokluğunun tespiti, olmadığı takdirde mutlak butlan ile iptali” şeklinde tespit edildiği ve yapılan yargılamanın bu uyuşmazlığa yönelik olarak yürütülüp karar verildiğinin anlaşılması karşısında, bölge adliye mahkemesince yapılan incelemede davanın TMK’nın 148. maddesinde belirtilen “evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma” sebebine dayalı olarak açılan evliliğin iptali davası olduğu gerekçesi ile ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinin düzeltilerek istinaf itirazının reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
16. Uyuşmazlığın çözümü için ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
17. Boşanma; hukuken geçerli olan bir evliliğin kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme kararı ile sona erdirilmesini ifade etmekte iken, evlenmenin butlanı; kanun tarafından aranan geçerlilik koşullarını taşımayan bir evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini ifade etmektedir.
18. Evlenme, Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142). Hukuken geçerli bir evliliğin kurulması için kanunda düzenlenen koşullara uygun davranılması gerekir. Bu koşullardan birinin veya birkaçının eksik olması hâlinde evlilik hukuken geçersiz sayılacaktır.
19. Evliliğin kurucu unsurları olarak sayılan “evlenmenin ayrı cinsten kişiler arasında yapılmış olması”, “evlendirme memuru önünde yapılması”, “tarafların karşılıklı ve sözlü iradelerini açıklamaları” hususlarından birinin gerçekleşmemesi hâlinde evlilik hiç gerçekleşmemiş gibi sonuç doğuracaktır. Başka bir anlatımla evlenmenin yokluğu söz konusu olacaktır. Yoklukla sakat olan bir evlenme aradan ne kadar süre geçerse geçsin düzelmeyeceği gibi, evlenmenin nüfus kayıtlarına işlenmesi de sonucu değiştirmeyecektir (Mustafa Dural/ Tufan Öğüz/ Mustafa Alper Gümüş: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, ... 2021, s. 72-79).
20. Oysa şeklen meydana gelmiş bir evliliğin, Kanun’un taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerin eksikliği nedeniyle ortadan kaldırılması gerekiyorsa “yokluk” kavramından değil “butlan” kavramından söz edilecektir. Diğer bir deyişle, butlanla sakat, yani batıl bir evlenmeden eşler arasında evlilik ilişkisi doğmuştur. Zira bu evlenmede, evlenme sözleşmesinin bütün esaslı ve kurucu unsurları mevcuttur, fakat Kanun’un taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerden bazıları gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerdir ki; butlanla sakatlanmış olan evlenmeler hâkimin hükmüyle iptal edilinceye kadar geçerli bir evliliğin bütün hüküm ve sonuçlarını doğururlar (TMK m. 156 c.2). Medeni Kanun; evlenmenin butlanını, “mutlak ve nisbi” butlan olmak üzere ayrı ayrı düzenlenmiştir. Mutlak butlan ile nisbi butlan davaları arasındaki en önemli farklar, dava sebeplerinde, dava haklarında ve dava süresinde görülür. Mutlak butlan sebepleri kamu düzenini ilgilendirdiği için, mutlak butlan davası Cumhuriyet Savcısı tarafından da açılabileceği hâlde, nisbi butlan davası sadece taraf menfaatlerini ilgilendirir ve bu nedenle de eşlerden biri ve belli hâllerde yasal temsilci tarafından açılır. Hemen burada belirtilmelidir ki, her iki butlan sebebine dayalı geçersizliğin sonuçları açısından fark bulunmamaktadır.
21. Gerek mutlak butlan, gerekse nisbi butlan sebepleri Kanun’da sınırlı olarak sayılmıştır. Mutlak butlan sebepleri TMK’nın 145. maddesinde “Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır: 1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması, 2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması, 3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması, 4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması” şeklinde sayılmış ve bu hâllerden birinin varlığı durumunda evlenmenin kesin hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. Nisbi butlan ise; TMK’nın 148, 151 ve 153. maddelerinde öngörülen sebeplerden biri ile evlenmenin sakat olması hâlini ifade eder. Bu sebepler; evlenme sırasında ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, irade sakatlığı ve yasal temsilcinin izninin bulunmamasıdır. TMK'nın 156. maddesinde “Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer” hükmüne yer verildiğinden, her iki hâlde de sakat olan evlenme, ancak hâkimin kararıyla sona erebilir. Burada hâkimin kararının ileriye etkili olacağı tartışmasızdır.
22. Eldeki davada davacı öncelikli olarak evliliğin kurucu unsurlarının bulunmaması nedeniyle evliliğin hiç gerçekleşmemiş olduğunu ileri sürerek evlenmenin yokluğunu, olmadığı takdirde eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması (mutlak butlan) sebebiyle evliliğin iptali ile davalının mirastan yoksunluğunun tespitini istemiştir. Daimi surette ayırt etme gücünden yoksun olan kişi, evlenme sözleşmesi yapamaz; yapmışsa yapılan evlenme batıldır (TMK m. 145 b.2). Ancak TMK’nın 147/2. maddesinde “Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Bu maddeye göre, ayırt etme gücü olmayan bir kimse, evlenme sözleşmesi yapıldıktan sonra ayırt etme gücüne kavuşmuşsa, artık Cumhuriyet Savcısı, ilgililer ve diğer eşin mutlak butlan davası açamayacağı belirtilmiştir. Aynı husus evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olan eşin daha sonradan iyileşmesi ve bu durumun sağlık raporu ile de belgelenmesi hâlinde de geçerlidir. Bu iki hâlde (TMK m. 145 b.2-3), yani ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan eş veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Burada hemen belirtilmelidir ki; ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği butlan davasından ise “nisbi butlanla evliliğin iptali” davasını anlamak gerekir. Bu bakımdan ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş TMK’nın 152. maddesinde öngörülen süreler içerisinde dava açmazsa, artık o evliliğin hükümsüzlüğü ileri sürülemeyecektir (Dural, Öğüz, Gümüş: s. 86-87).
23. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için “ön inceleme” aşamasının da üzerinde durulması gerekmektedir.
24. Yazılı yargılama usulünde ön inceleme aşaması, tarafların; dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerinin başka bir ifadeyle dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının tamamlanması anından başlayarak ön inceleme duruşmasının tamamlandığı ana kadar devam eden süreci ifade etmektedir. Ön inceleme aşamasının başlaması üzerine hâkim; hazırlık işlemlerini yapar, tarafların dilekçelerini ve eklerini inceler, uyuşmazlık konusunu tam olarak belirler.
25. Ön inceleme işlemleri tamamlanmadan ve bu konuda gerekli kararlar verilmeden tahkikata başlanamaz ve tahkikat için duruşma günü tespit edilemez (HMK m. 137/2). HMK’nın en önemli yeniliklerinden birisi olan ön inceleme aşaması ile temelde iki amaç hedeflenmiştir. Bunlardan ilki; davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi ve karar verilebilmesi için usûl hukuku yönünden aranan olumlu (dava şartları) veya olumsuz (ilk itirazlar) hususların olup olmadığı, burada varılan sonuçta hâkime davanın esasına girilmesine engel bir sebebin varlığını tespit ettiği takdirde, usule ilişkin bir kararla davayı sona erdirebilme yetkisi tanınarak yargılamanın en başında usul hukuku yönünden açıklığa kavuşturulmasıdır. İkinci olarak da bu aşama sayesinde tahkikat aşamasının belirli bir düzen ve disiplin içinde yürütülebilmesi için gerekli zemin oluşturulmaya çalışılmaktadır.
26. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. maddesine göre; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında bu yasağın uygulanmaması ile uyuşmazlığın daha en başında, karşı tarafın açıklamasını, iddia ve savunmasını tam olarak görmeden, sağlıklı ve tam bir iddia ve savunma örgüsü kurmanın mümkün ve gerçekçi olmadığı gözetilerek; tarafların dilekçelerinde rahat, doğru ve sağlıklı bir iddia ve savunma bütünü oluşturmalarını sağlamak olduğu gibi, maddi ve hukukî nitelendirmeleri uyuşmazlığı çözecek doğrulukta ortaya koymaları amaçlanmaktadır. Şüphesiz ki bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile söz konusudur. Bu iki dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Madde gerekçesinde; uyuşmazlığın ön inceleme aşamasında netleşmesi sayesinde, ön inceleme duruşma tutanağının “yargılamanın yol haritası” olma özelliğini güçlendireceği gerekçelerine de yer verilmiştir.
27. Görüldüğü üzere, HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmeden önce tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Zira tahkikatın amacı; kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanması son derece zor olur ve yargılama uzar.
28. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33.maddesine göre hâkim, Türk hukukunu re'sen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukukî nitelendirme hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukukî nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile hâkim, bildirilen hukukî sebeplerle bağlı olmayıp, hukukî sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
29. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; yukarıda 21. paragrafta açıklandığı üzere davacı tarafından dava ve cevaba cevap dilekçelerinde öncelikli olarak evlenmenin yokluğunu, olmadığı takdirde mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali ile davalının mirastan yoksunluğunun talep edildiği, ilk derece mahkemesince gerçekleştirilen 22.03.2016 tarihli ön inceleme duruşmasına taraf vekillerinin katıldığı, uyuşmazlık konusu olarak “tarafların evliliğin yokluğunun tespiti, olmadığı takdirde mutlak butlan ile iptalini ve TMK’nın 578. maddesi uyarınca davalının mirastan yoksunluğunun konularında anlaşamadıkları” yönünde tespitin yapıldığı, dolayısıyla ilk derece mahkemesi hâkimi tarafından HMK’nın 33. maddesine uygun şekilde hukukî sebebin olaya uygulandığı ve dosyada mevcut delillere göre karar verildiği anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca istinaf itirazı üzerine inceleme yapan bölge adliye mahkemesince davanın hukukî nitelemesinin davacı tarafından ileri sürülmemiş bulunan “davanın TMK’nın 148. maddesine dayalı olarak açıldığı” gerekçesiyle karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle istinaf talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
30. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 22.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2712 E., 2020/988 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Bu bakımdan ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş TMK’nın 152. maddesinde öngörülen süreler içerisinde dava açmazsa, artık o evliliğin hükümsüzlüğü ileri sürülemeyecektir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2019, s.
Hukuk Genel Kurulu 2017/2712 E. , 2020/988 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki "mutlak butlanla evliliğin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kayseri 1. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 03.09.2012 tarihli dava dilekçesinde; tarafların iki aylık nişanlılık süresinin ardından 13.06.2012 tarihinde görücü usulü ile evlendiklerini, ilk gece ve sonrasında davalının müvekkilini yanına yaklaştırmadığını, hâlen cinsel birlikteliğin gerçekleşmediğini, düğünün ertesi günü iki kez kendini balkondan atmaya çalıştığını, bir anda ağlamaya başladığı sonrasında ise kahkahalarla güldüğünü, bunun gibi pek çok garip davranışının olduğunu, sorulması üzerine psikolojik rahatsızlığı olduğunu ve 2010 yılından beri tedavi gördüğünü açıkladığını, bu durumun evlenirken müvekkilinden saklandığını, davalının psikolojik rahatsızlığının evliliği devam ettirmesine engel teşkil ettiğini ileri sürerek evliliğin mutlak butlanla iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 24.09.2012 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, tarafların altı aylık nişanlılık süresi geçirdiklerini, müvekkilinin iki uçlu duygu bozukluğu tedavisi gördüğünü ve bu hastalığı evlenmeye aracı olan ortak akrabanın bildiğini, kayınvalidesinin normal karşıladığını, müvekkilinde evliliğin mutlak butlanına sebep olabilecek bir rahatsızlığın bulunmadığını, davacının düğün gecesi “seni sevmiyorum, istemeyerek aldım” şeklinde beyanda bulunduğunu belirterek davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise 500,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Kayseri 1. Aile Mahkemesinin 05.11.2014 tarihli ve 2012/700 E., 2014/846 K. sayılı kararı ile; davalı hakkında sağlık kuruluşlarından muayene evrakları toplanarak ileri sürülen iddia kapsamında 30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu düzenlenildiği, raporda davalının evlilik tarihi itibari ile fiil ehliyetinin bulunmadığı, sonrasında ise hastalığın düzeldiği ve iyileştiği hususlarının belirtildiği, rapor çerçevesinde evliliğin mutlak butlanla batıl olduğu ancak sulh hukuk mahkemesi kararı ile de açıklandığı üzere davalının musap olduğu, hastalığın remisyon döneminde olması nedeni ile fiil ehliyetinin var olması karşısında dava dosyasının açıldığı tarihte TMK'nın 147/2. maddesine göre evliliğin ancak davalı tarafından mutlak butlan ile iptalinin istenilebileceği, davacının bu davayı açma hakkının bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.04.2015 tarihli ve 2015/1029 E., 2015/7651 K. sayılı kararı ile; "... Hüküm davacı koca tarafından tamamı yönünden, davalı kadın tarafından ise, tedbir nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Yapılan soruşturma ve toplanan delillerde davalı ...'ın bipolor affektif bozukluk denilen ruhsal rahatsızlığının bulunduğu, evlenme tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı, dava tarihinde ise hastalığın remisyonda olduğu anlaşılmaktadır. Hastalığın remisyon halinde olması iyileştiği anlamına gelmez. Bu nedenle evliliğin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamıştır.
2-Evlenmenin iptaline ilişkin davalarda da boşanma hükmü kıyasen uygulanır. Evlenmenin iptali davası açmakla eşlerin ayrı yaşama ve nafaka isteme hakkı doğar. O halde dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalı kadın lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, bu konuda hüküm kurulmaması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir,..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
8. Kayseri 1. Aile Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 2015/489 E., 2015/607 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; dosya içerisinde Erciyes Üniversitesi’nin 06.08.2014 tarihli raporu ile davalının "Bipolar affektif bozukluk (remisyonda) ve hafif derecede mental reterdasyon" rahatsızlıklarından musap olduğu, vesâyet altına alınmasına gerek olmamakla birlikte şahsa hukuki danışman tayin edilmesinin yararlı olacağının bildirildiği, davalıya vasi tayinine gerek olmadığına dair sulh hukuk mahkemesince karar verildiği, Adli Tıp Kurumu'nun 30.04.2014 tarihli raporunda ise “evlilik sırasında fiili ehliyetinden yoksun olan davalının boşanma davası sırasında yapılan muayenesi sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanması sonucunda; kişide (bipolar affektif bozukluk) denilen ve (manik) ve (depresif) ataklarla seyreden ve arada tam bir akli sağlık içinde olduğu, serbest ara devrelerden oluşan ruhsal rahatsızlığın halen remisyon (iyilik) halinin” saptandığının rapor edildiği, her iki raporda da fiil ehliyetinin tam olduğunun belirtilmesi karşısında raporlar arasında çelişkinin bulunmadığı, davalı hakkında vasi tayini gerekmediği gibi iyileştiğinin görüldüğü gerekçeleriyle davanın reddi yönünden önceki kararda direnilmesine, davalı yararına tedbir nafakasına karar verilmesine yönelik bozmaya ise usul ve yasaya uygun olması nedeni ile uyulmasına karar verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı hakkında düzenlenen İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun 30.04.2014 tarihli raporu uyarınca davacının mutlak butlan hukuksal sebebine dayalı evliliğin iptali davasının kabul edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
12. Bilindiği üzere boşanma; hukuken geçerli olan bir evliliğin kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme kararı ile sona erdirilmesini ifade etmekte iken, evlenmenin butlanı; kanun tarafından aranan geçerlilik koşullarını taşımayan bir evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini ifade etmektedir.
13. Evlenme, Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142). Hukuken geçerli bir evliliğin kurulması için kanunda düzenlenen koşullara uygun davranılması gerekir. Bu koşullardan birinin veya birkaçının eksik olması hâlinde evlilik hukuken geçersiz sayılacaktır.
14. Evliliğin kurucu unsurları olarak sayılan "evlenmenin ayrı cinsten kişiler arasında yapılmış olması", "evlendirme memuru önünde yapılması", "tarafların karşılıklı ve sözlü iradelerini açıklamaları" hususlarından birinin gerçekleşmemesi hâlinde evlilik hiç gerçekleşmemiş gibi sonuç doğuracaktır. Başka bir anlatımla evlenmenin yokluğu söz konusu olacaktır. Yoklukla sakat olan bir evlenme aradan ne kadar süre geçerse geçsin düzelmeyeceği gibi, evlenmenin nüfus kayıtlarına işlenmesi de sonucu değiştirmeyecektir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2019, s. 72-79).
15. Oysa şeklen meydana gelmiş bir evliliğin, kanunun taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerin eksikliği nedeniyle ortadan kaldırılması gerekiyorsa "yokluk" kavramından değil, "butlan" kavramından söz edilecektir. Diğer bir deyişle, butlanla sakat, yani batıl bir evlenmeden eşler arasında evlilik ilişkisi doğmuştur. Zira bu evlenmede, evlenme sözleşmesinin bütün esaslı ve kurucu unsurları mevcuttur, fakat kanunun taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerden bazıları gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerdir ki; butlanla sakatlanmış olan evlenmeler hâkimin hükmüyle iptal edilinceye kadar geçerli bir evliliğin bütün hüküm ve sonuçlarını doğururlar (TMK m. 156 c.2). Medeni Kanun; evlenmenin butlanını, "mutlak" ve "nisbi" butlan olmak üzere ayrı ayrı düzenlenmiştir. Mutlak butlan ile nisbi butlan davaları arasındaki en önemli farklar, dava sebeplerinde, dava haklarında ve dava süresinde görülür. Mutlak butlan sebepleri kamu düzenini ilgilendirdiği için, mutlak butlan davası savcı tarafından da açılabileceği hâlde, nisbi butlan davası sadece taraf menfaatlerini ilgilendirir ve bu nedenle de eşlerden biri ve belli hâllerde yasal temsilci tarafından açılır. Hemen burada belirtilmelidir ki, her iki butlan sebebine dayalı geçersizliğin sonuçları açısından fark bulunmamaktadır.
16. Gerek mutlak butlan, gerekse nisbi butlan sebepleri kanunda sınırlı olarak sayılmıştır. Mutlak butlan sebepleri TMK’nın 145. maddesinde; “Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır: 1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması, 2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması, 3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması, 4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.” şeklinde sayılmış ve bu hâllerden birinin varlığı durumunda evlenmenin kesin hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. Nisbi butlan ise; TMK’nın 148, 151 ve 153. maddelerde öngörülen sebeplerden biri ile evlenmenin sakat olması hâlini ifade eder. Bu sebepler; evlenme sırasında ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, irade sakatlığı ve yasal temsilcinin izninin bulunmamasıdır. TMK'nın 156. maddesinde; “Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer,…” hükmüne yer verildiğinden, her iki hâlde de sakat olan evlenme, ancak hâkimin kararıyla sona erebilir. Burada hâkimin kararının ileriye etkili olacağı tartışmasızdır.
17. Somut olayda uyuşmazlık konusu, eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali istemine dayanmaktadır. Daimi surette ayırt etme gücünden yoksun olan kişi, evlenme sözleşmesi yapamaz; yapmışsa yapılan evlenme batıldır (TMK m. 145 b.2). Ancak TMK’nın 147/2. maddesinde “…Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir,…” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Bu maddeye göre, ayırt etme gücü olmayan bir kimse, evlenme sözleşmesi yapıldıktan sonra ayırt etme gücüne kavuşmuşsa, artık savcı, ilgililer ve diğer eşin mutlak butlan davası açamayacağı belirtilmiştir. Aynı husus evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olan eşin daha sonradan iyileşmesi ve bu durumun sağlık raporu ile de belgelenmesi hâlinde de geçerlidir. Bu iki hâlde (TMK m. 145 b.2-3), yani ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan eş veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Burada hemen belirtilmelidir ki; ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği butlan davasından ise “nisbi butlanla evliliğin iptali” davasını anlamak gerekir. Bu bakımdan ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş TMK’nın 152. maddesinde öngörülen süreler içerisinde dava açmazsa, artık o evliliğin hükümsüzlüğü ileri sürülemeyecektir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2019, s. 86-87).
18. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun 30.04.2014 tarihli raporu ile davalı hakkında “…Kişide (Bipolar Affektif Bozukluk) denilen (manik) ve (deresif) ataklarla seyreden ve arada tam bir akli sağlık içinde olduğu, serbest ara devrelerden oluşan ruhsal rahatsızlığın hâlen remisyon (iyilik) hâlinin saptandığı, ancak dava dosyasında mevcut tıbbi belgelerde evlilik tarihinden bir hafta önce 06.06.2012 tarihindeki Özel Erciyes Hastanesi’nde yapılan muayenesine ait bulgular ve evlilik tarihinden yaklaşık bir ay sonra Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı’ndaki 13.07.2012 giriş 31.07.2012 çıkış tarihli Bipolar Affektif Bozukluk (mixt epizod psikotik özellikli) tanısı dikkate alındığında evlilik tarihinde şuur ve hareket serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan bu akıl hastalığının etkisinde olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre P… P….’ın evlenme tarihi olan 13.06.2012 tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı oy birliği ile mütalaa,…” edilmiştir. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında evlenme tarihi itibari ile davalının TMK’nın 145/b.2-3. maddelerinde belirtildiği şekilde ayırt etme gücüne sahip olmadığı gibi evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının etkisinde olduğu yönünde uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; davalıda sabit olan Bipolar Affektif Bozukluk denilen manik ve deresif ataklarla seyreden, serbest ara devreler arasında kişinin akli sağlık içinde olabildiği bu tür akıl hastalığının muayene esnasında “remisyon (iyilik)” döneminde olmasının hastalığın iyileştiği anlamına gelip gelmediği noktasında toplandığına göre; dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirilerek, davalının evlenme tarihi itibari ile evlenmeye engel derecede akıl hastası olduğu ve bu hastalığın etkisiyle ayırt etme gücünden yoksun bulunduğu, muayene tarihinde ise mevcut hastalığın remisyon döneminde olduğu, remisyon sözcüğünün kelime anlamının “kronik hastalığı olduğu bilinen kişilerde hastalık aktivitesinin bulunmadığı durumlar için kullanılan tıbbi bir terim” olduğu, bu açıklama karşısında remisyon teriminin Kanun’un 147/2. maddesinin aradığı anlamda tam bir iyileşmeyi kapsamadığının anlaşılması karşısında, mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptaline karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın reddi doğru değildir.
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; direnme gerekçesinin isabetli olduğu görüşüyle mahkemece verilen direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş, Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir.
20. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.12.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı eş TMK 145. maddesine dayalı olarak mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali istemi ile dava açmıştır.
Mahkeme kararı gerekçesinde davalı hakkında düzenlenen 30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre evlenme tarihi olan 13.06.2012 tarihinde fiil ehliyetinin bulunmadığı sonrasında ise hastalığın düzeldiği ve iyileştiği hususlarının belirtildiği ancak sulh hukuk mahkemesi kararı ile de açıklandığı üzere davalının muzap olduğu hastalığın remisyon döneminde olması nedeniyle davalının fiil ehliyetinin var olması karşısında dava tarihinde TMK’nın 147/2. maddesine göre evliliğin mutlanının ancak davalı tarafça iptalinin istenebileceği davacının bu davayı açma hakkının bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün temyizi üzerine Özel dairece bozma kararının 1 nolu bendinde “yapılan soruşturma ve toplanan delillerle davalı ...’ın Bipolar Affektif Bozukluk denilen ruhsal rahatsızlığının bulunduğu, evlenme tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı, dava tarihinde ise hastalığının remisyonda olduğu anlaşılmaktadır. Hastalığın remisyon halinde olması iyileştiği anlamına gelmez. Bu nedenle evliliğin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru olmamıştır.” gerekçesi ile bozma kararı vermiş. Mahkeme ise gerek 06.08.2014 tarihli Erciyes Üniversitesi gerekse 30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda fiil ehliyetinin tam olduğu raporlar arasında çelişki olmadığı davalı hakkında vasi tayini gerekmediği gibi iyileştiğinin görüldüğü gerekçeleri ile davanın reddi yönünden direnme kararı vermiştir.
TMK 145/2-3 maddesine göre eşlerden birisinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünde yoksun bulunması veya evlenmeye engel olacak şekilde akıl hastası olması evliliğin mutlak butlanla sakatlar. Ancak ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnızca ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Bu hâllerde dava hakkı sonradan iyileşen eşe aittir (TMK 147/2).
Somut olayda 30.04.2014 tarihli Adli Tıp raporunda davalının 04.11.2013 tarihli muayenesi sonucu elde edilen bilgi ve bulguların sonucunda Bipolar Affektif Bozukluk denilen ruhsal rahatsızlığın halen remisyon iyilik) hâli saptanmıştır. Ayrıca Erciyes Üniversitesi’nin 06.08.2014 tarihli Adli Tıp raporunda tanı “Bipolar Affektif Bozukluk (remisyonda) hafif derecede Mental Reterdasyon” Bipolar Affektif bozukluğu, hafif zeka geriliği tanısı altında 17.07.2014 tarihli polikinliğin de, 06.08.2014 tarihinde ise psikiyatri heyeti tarafından yapılan mental durum muayenesi, psikometrik testleri, kendisinden ve yakınından alınan anamnez bilgileri sonucunda da “Bipolar Affektif Bozukluk (Remisyonda) ve hafif derecede mental reterdasyon rahatsızlıklarına musap olduğu, vasiyet altına alınmasına gerek olmamakla birlikte şahsi hukuki danışman tayin edilmesinin yararlı olacağı" tıbbi kanaatine varılmıştır.
Bu rapora dayalı olarak Kayseri 3. Sulh Hukuk Mahkemesi 31.10.2014 tarihli ve 2014/747 Esas 2014/1447 sayılı Karar ile vasi tayinine karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. HMK’nın 266. maddesi uyarınca özel ve teknik bilgiyi gerektiren durumlarda mahkemenin bilirkişiye başvurması zorunludur. Veraset davasında alınan raporda davalının rahatsızlıklarının vesayet altına alınmasını gerektirmediği, Adli Tıp Kurumunun 30.04.2014 tarihli raporunda da evlilik tarihinden sonra ruhsal rahatsızlığının remisyon (iyilik) hâlinin saptandığı belirlendiğine göre davalının ayırt etme gücünü sonradan kazandığı veya akıl hastalığının iyileştiği doktor raporları ile tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu hâlde TMK 147/2 maddesinde belirtilen durum gerçekleşmemiş olmakla mutlak butlan davasını davacı değil sadece davalı eş açabilir.
Ayırt etme gücünü sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması hususu tamamen özel ve teknik bilgi gerektirdiği ve bu hususta alınan doktor raporları olduğu hâlde “hastalığın remisyon halinde olması iyileşmesi anlamına gelmez” şeklindedir gerekçe ile bozma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Özel daire davalının evlenmeden sonra da evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının devam ettiğini düşünüyor ise bu konuda rapor alınması yönünde bir bozma kararı verebilirdi.
Aksinin kabulü akıl hastalığına yakalanan kişilerin iyileşmeyeceği gibi böyle bir önyargının oluşmasına yol açabilir. Bu durum dosya arasında mevcut bilirkişi raporlarına aykırı olduğu gibi TMK 147/2 maddesinin uygulanma imkânını ortadan kaldırır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.03.2014 tarihli 2013/23497 Esas 2014/7047 sayılı emsal kararında davalının akıl hastalığının iyileşme sürecinde olması ihtimal dahilinde olduğundan evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığına veya evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olup olmadığı, varsa hastalığın iyileşmiş olup olmadığı konusunda rapor alınması, davalı iyileşmiş ise TMK 147/2 maddesi hükmüne de nazaran alınarak sonucuna karar verilmesi gerektiğinden bu husus üzerinde durulmadan eksik inceleme ile hüküm kurulduğundan bahisle bozma kararı verilmiştir (Gençcan Ömer Uğur, Türk Medeni Kanunu yorumu 1.C., Ankara 2015 s.816).
Yukarıda açıkladığım nedenlerle mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan çoğunluğunun direnme kararının bozulması yönündeki görüşüne katılamıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle evliliğin iptali davası açma hakkı, hangi sürelerin geçmesiyle düşer?
A) 1 ay ve her halde 1 yıl
B) 6 ay ve her halde 1 yıl
C) 6 ay ve her halde 5 yıl
D) 1 yıl ve her halde 5 yıl
E) 1 yıl ve her halde 10 yıl
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.