4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 197

Türk Medeni Kanunu 197. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 197 - Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Eşlerden biri, haklı bir sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi üzerine de yukarıdaki istemlerde bulunabilir. Eşlerin ergin olmayan çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır. IV. Borçlulara ait önlemler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

18 karar eşleşti
2. Hukuk Dairesi, 2024/215 E., 2024/8116 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
nde bir isabetsizlik görülmediği, hakkaniyet ilkesi dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminatın az olduğu; boşanma davası kapsamında 4721 sayılı Kanun'un 169 uncu maddesi uyarınca tedbir nafakası talebi ile, 4721 sayılı Kanun'un 197 nci maddesi uyarınca açılan bağımsız nafaka davası hakkında ayrı ayrı karar verilmesi, ancak, bağımsız tedbir nafakası davası sonucu hü
2. Hukuk Dairesi         2024/215 E.  ,  2024/8116 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1574 E., 2023/1455 K. KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurma İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 23. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/310 E., 2022/415 K. Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma ve bağımsız tedbir nafakası davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince boşanma davalarının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlere; bağımsız tedbir nafakası davasının da kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerini kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-karşı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-davalı erkek vekili dava dilekçesinde; ortak çocuğun doğumundan sonra kadının erkeğe kötü davranmaya başladığını, sürekli hakaretler ettiğini, aşağıladığını, eziyet ettiğini, kadına "moruk" diye hitap etmeye başladığını, "pislik, bunak" dediğini, yükümlülüklerini yerine getirmediğini, erkeğin banyo yapmasını, ellerini yıkamasını bile engellediğini, temizlenmesine izin vermediğini, çamaşırlarını yıkamadığını, yemek vermediğini, buzdolabına kilit takıp kilitlediğini, bunun üzerine erkeğin ikinci buzdolabını almak zorunda kaldığını, erkeğin annesini ve ailesini eve almadığını, erkeğin annesini ziyaretine izin vermediğini, erkeğin kızına o... diyerek hakaret ettiğini, kızın eve gelmesine izin vermediğini, "evi vermezsen her şeyini sattıracağım" diye davacıyı tehdit ettiğini, erkeğin cebinden gizlice para aldığını, gece gizlice bankamatik kartını alıp para çektiğini, yatak odasından kovduğunu, bir daha yatak odasına almadığını, ortak çocuğun anaokulundan arkadaşının annesi ile çok samimi olduğunu, bu kadının sekiz yıldır tarafların konutundan çıkmadığını, kadının geceleri bu kadın ile aynı yatağı paylaştığını, ilk evliliğinden olan kızı ... ve birlikte yaşanılan ... hanımın evin her yerinde sürekli sigara tükettiklerini, kadının ortak çocuğun ve erkeğin sağlığını hiçe saydığını, erkeğin müşterilerini kasap dükkanından kovduğunu, onlara hakaret ettiğini, habersiz olarak birkaç gün eve gelmediğini, erkeğe bu konuda bilgi vermediğini, erkeğin kadın adına aldığı konutu habersiz sattığını, asılsız şikayetlerle uzaklaştırma kararı aldığını beyanla, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin babaya verilmesine ve erkek lehine 50.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı-davacı kadın vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; dava dilekçesindeki iddiaları kabul etmediklerini, erkeğin kadının önceki evliliğinden olan kızlarını hor gördüğünü, onlara hakaretler ettiğini, evlenen iki kızın düğünlerine bile katılmadığını, kızları evde istemediğini, her yediklerini başlarına kalktığını, kızlara "o...., fa..şe, ben olmasaydım kötü yola düşerdiniz" gibi ağır hakaretler ettiğini, kadının bu hitaplara yönelik "moruk, pislik, bunak" ifadelerini kullanmış olabileceğini, erkeğin kadına hakaret ettiğini, tehdit ettiğini, fiili saldırıya varan davranışlarda bulunduğunu beyanla, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin annesine verilmesine, ortak çocuk lehine aylık 1.500,00 TL tedbir-iştirak, kadın lehine aylık 1.500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Davalı-davacı kadın vekili birleşen dava dilekçesinde; Ankara 3. Aile Mahkemesi'nin 2013/1062 E sayılı dosyasında kadın lehine aylık 400,00 TL, ortak çocuk lehine aylık 300,00 TL tedbir nafakasına hükmedildiğini, aradan geçen zaman içerisinde herhangi bir artış yapılmadığını beyanla, kadın ve mortak çocuk lehine hükmedilen nafakaların ayrı ayrı aylık 1.500,00'er TL'ye yükseltilmesine ve gelecek yıllarda TÜFE/ÜFE ortalamasında arttırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kadının erkeğe "seni istemiyorum, defol, sen pissin, bunak, moruk" diyerek erkeği aşağıladığı, hakaret ettiği, erkeğin ilk evliliğinden olan çocuğuna "o... ..." dediği, erkeğin de kadına ve kadının kızına "o..., boyalı o...lar, ben evimde o... besliyorum, seni alacağıma pavyondan o... alsaydım, kahpe, başörtüsünü sinkaf ederim" diye hakaret ettiği, kadının baş örtüsüne laf ettiği, kadının yaptığı yemekleri beğenmediği, kadına "sen cahilsin, sen ne anlarsın, tipe bak, hırsız, utanmaz, onun yemekleri zehirli" diyerek aşağıladığı, evin mutfak alışverişini tam olarak yapmadığı, erkeğin ağır kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle, asıl, karşı dava ve birleşen davanın kabulüne, tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin babasına verilmesine, ortak çocuk ile annesi arasında kişisel ilişki tesisine, kadın lehine takdir edilen aylık 400,00 TL tedbir nafakasının karar tarihinden itibaren aylık 750,00 TL'ye yükseltilmesine, kararın kesinleşmesinden sonra yoksulluk nafakası olarak devamına ve kadın lehine 20.000,00 TL maddî 15.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı-karşı davalı erkek vekili istinaf dilekçesinde; kadının açtığı davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kusur değerlendirmesini kabul etmediklerini, kadının tam kusurlu olduğunu, kadın lehine tazminat ve nafaka koşulları oluşmadığını, hükmedilen miktarların fahiş olduğunu beyanla, kusur belirlemesi, kadının davasının ve fer'ileri yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Davalı-davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; erkeğin davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, velâyetin babaya verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, çocuğun anne yanında bulunduğunu ve bundan hiçbir şikayetinin olmadığını, hükmedilen tazminat ve nafaka miktarlarının yetersiz olduğunu beyanla kusur belirlemesi, erkeğin kabul edilen davası, velayet, tazminat ve nafaka yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kadın tarafından dilekçeler teatisi içerisinde erkeğin kadının baş örtüsüne laf ettiği ve kadının yaptığı yemekleri beğenmediği iddia edilmediği, iddia edilmeyen davranışların erkeğe kusur olarak yüklenmesinin doğru olmadığı, erkeğe yüklenen diğer kusurlar ile kadına yüklenen kusurun ise gerçekleştiği, bu hâle göre; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet veren olaylarda, kadının erkeğe "seni istemiyorum, defol, sen pissin, bunak, moruk" diyerek erkeği aşağıladığı, hakaret ettiği, erkeğin ilk evliliğinden olan çocuğuna "o... ..." dediği, erkeğin de kadına ve kadının kızına "o..., boyalı o...lar, ben evimde o... besliyorum, seni alacağıma pavyondan o... alsaydım, kahpe" diye hakaret ettiği, kadına "sen cahilsin, sen ne anlarsın, tipe bak, hırsız, utanmaz, onun yemekleri zehirli" diyerek aşağıladığı, evin mutfak alışverişini tam olarak yapmadığı, bu durumda, erkeğin ağır, kadının az kusurlu tespit edilmesinin yerinde olduğu, kusura yönelik gerekçe uyarınca, bu şartlar altında evliliğin devamı beklenemeyeceğinden, asıl ve karşı davanın kabulü ile, tarafların boşanmalarına karar verilmesinin doğru olduğu, ortakçocuğun annesi yanındaki yaşam koşulları, babanın velâyetten kaynaklanan yetki ve görevlerini ihmal ettiği ya da kötüye kullandığı yönünde delil bulunmaması ve dosya kapsamında bulunan sosyal inceleme raporuna yansıyan beyan, gözlem ve tespitler dikkate alındığında, ortak çocuğun velâyetinin babasına verilmesinde isabetsizlik görülmediği, kadın lehine maddî ve manevî tazminata hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, hakkaniyet ilkesi dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminatın az olduğu; boşanma davası kapsamında 4721 sayılı Kanun'un 169 uncu maddesi uyarınca tedbir nafakası talebi ile, 4721 sayılı Kanun'un 197 nci maddesi uyarınca açılan bağımsız nafaka davası hakkında ayrı ayrı karar verilmesi, ancak, bağımsız tedbir nafakası davası sonucu hükmedilen nafaka ile 4721 sayılı Kanun'un 169 uncu maddesi uyarınca takdir edilecek tedbir nafakasının aynı döneme denk gelen kısımları yönünden, tahsilde tekerrür yaratmayacak şekilde hüküm kurulması gerektiği, kadının bağımsız tedbir nafakasının arttırılması davasının 4721 sayılı Kanun'un 197 nci maddesi uyarınca açılmasına rağmen, bu hususta Mahkemece ayrı bir hüküm kurulmadığı, dosya kapsamında kadının 4721 sayılı Kanun'un 169 uncu maddesi uyarınca tedbir nafakası talebinin değerlendirilmediği, 4721 sayılı Kanun'un 197 nci maddesine dayanan birleşen davadaki talep ile boşanma davasındaki tedbir nafakası talebinin aynı mahiyette değerlendirilerek nafaka hükmü kurulduğu, Mahkeme kararında, Ankara 3. Aile Mahkemesi'nin 2013/1062 E. ve 2014/96 K. sayılı dosyasında kadın lehine 4721 sayılı Kanun'un 197 nci maddesi uyarınca hükmedilen aylık 400,00 TL tutarındaki tedbir nafakasının, kararın kesinleşmesi akabinde yoksulluk nafakası olarak devamına karar verilerek, nafakanın hukukî niteliği yönünden karışıklığa sebebiyet verildiği; kadın yararına 4721 sayılı Kanun'un 175 inci maddesi uyarınca yoksulluk nafakası şartları oluşmuş ise de, tarafların evlilik süresi, yaşları ile orantılı çalışma güçleri, sosyal ekonomik durumları ve paranın satın alma gücü dikkate alındığında, kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası miktarının az olduğu gerekçesiyle erkeğin kusur belirlemesi, kadının "4721 sayılı Kanun'un 169 uncu maddesi uyarınca tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve lehine hükmedilen tazminat miktarları ile yoksulluk nafakasının miktarı ile tazminatların miktarı yönlerinden istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili bentlerinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle kusur gerekçesinin düzeltilmesine, kadın lehine aylık 1.250,00 TL yoksulluk nafakası ile 50.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevî tazminat, kadın lehine, dava tarihi olan 11.01.2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 4721 sayılı Kanun'un 169 uncu maddesi uyarınca aylık 400,00 TL tedbir nafakası takdirine, söz konusu tedbir nafakasının İlk Derece Mahkemesi karar tarihi olan 21.06.2022 tarihinden itibaren aylık 750,00 TL'ye yükseltilmesine, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra kadın lehine aylık 1.250,00 TL yoksulluk nafakasına, bu şekilde hükme bağlanan nafakanın, Ankara 3. Aile Mahkemesi'nin 2013/1062 E. ve 2014/96 K. sayılı dosyası kapsamında hükmedilen nafaka ile tahsilde tekerrür oluşturmayacak şekilde erkekten alınarak kadına verilmesine karar verilmiş, tarafların sair istinaf taleplerinin ise esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı-karşı davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde; kadının tam kusurlu olduğunu, kadın lehine maddî ve manevî tazminata hükmedilmesinin yanlış ve hatalı olduğunu, kadına nafaka ödeyecek maddî gücü olmadığını ileri sürerek kusur belirlemesi, kadının kabul edilen davası, nafaka ve tazminatlar yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, kadının davasının kabulünün gerekip gerekmediği, kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatlar noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 175 inci maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı-davalı erkek vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2012/12940 E., 2012/18304 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ
tam metni aç
derek müşterek konutu terk ettiğini ileri sürerek; lehine 500 TL tedbir nafakasına hükmedilmesini talep etmiştir.Davalı vekili; tarafların müşterek konutunun ...’da bulunması nedeniyle yetki itirazında bulunmuştur.Mahkemece; yasa koyucunun TMK. nun 197/2 maddesine göre açılan davalarda özel bir yetki kuralı koymadığı, bu nedenle yetkili mahkemenin 6100 sayılı HMK.
3. Hukuk Dairesi         2012/12940 E.  ,  2012/18304 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı, hastalığı nedeni ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi gördüğünü, davalı eşinin ise hastalığını ve tedavi sürecini bahane ederek müşterek konutu terk ettiğini ileri sürerek; lehine 500 TL tedbir nafakasına hükmedilmesini talep etmiştir.Davalı vekili; tarafların müşterek konutunun ...’da bulunması nedeniyle yetki itirazında bulunmuştur.Mahkemece; yasa koyucunun TMK. nun 197/2 maddesine göre açılan davalarda özel bir yetki kuralı koymadığı, bu nedenle yetkili mahkemenin 6100 sayılı HMK. nun 6. maddesi gereğince davalı eşin yerleşim yeri olan ... Aile Mahkemesi olduğu gerekçesiyle yetki itirazı kabul edilerek yetkisizlik kararı verilmiştir. Dava, TMK. nun 185/2, 186/3 ve 197/2 maddelerine dayalı olarak tedbir nafakası istemi ile açılmıştır.Temyize konu edilen tedbir nafakası davaları için TMK. nun 201. maddesinde özel yetki kuralı konulmuştur. Buna göre, “Evlilik birliğinin korunmasına yönelik önlemler konusunda yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir”. Yerleşim yeri ise; anılan kanunun 19. maddesinde “… bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer…” olarak belirlenmiştir.Somut olayda, davacı ile davalının 2005 yılında ...’ye yerleştiği, 2011 yılında davacı eşin hastalığı nedeniyle en yakın üniversite hastanesinde tedavisine başlandığı, bir süre sonra davalı eşin müşterek konutu terk ederek ...’ya yerleştiği anlaşılmaktadır. Buna göre, davacı eş davasını yerleştiği yerde açtığına göre; ... Aile mahkemesi davada yetkili mahkemedir.O halde mahkemece; davacının yerleşim yerinde açtığı bu davanın esasına girilerek sonucu dairesinde karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2011/5222 E., 2011/12033 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAİLE MAHKEMESİ
tam metni aç
Dava konusu uyuşmazlık, TMK'nun 197/2.maddesine dayanan tedbir nafakası istemine ilişkindir.
3. Hukuk Dairesi         2011/5222 E.  ,  2011/12033 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü. Davacı tarafların 17.06.2008 tarininde evlendiklerini, bir süre sonra davalının sıkıldığını söylediğini, oturdukları evin virane olduğunu, davalının eşini izinsiz çalıştığı ve evliliğin gerçek bir evlilik olmadığı iddiasıyla Emniyet Müdürlüğüne ihbar ettiğini, hakkında sınır dışı karar verilmesine neden olduğunu, sınır dışı etme kararının iptali için açtığı idare mahkemesindeki davanın devam ettiğini, davalının başından atmak için her türlü hileli ve kötüniyetli yollara başvurduğunu, çalışma hakkı olmadığından herhangi bir geliri olmadığını, arkadaşlarının yardımı ile geçindiğini, ayrı yaşamakta haklı olduğunu ileri sürerek, aylık 500 TL tedbir nafakasının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacı ile gerçek evlilik amacıyla evlendiklerini, evden kovmadığını, 300 TL ev kirası ödediğini, davacının sınır dışı edilmesinin sebebinin kendisi olmadığını, yabancılar şubesinin kontrolleri sonucunda evde olmadığının kaçak çalıştığının tesbitine dayalı olduğunu, davacının eş olarak görevlerini yerine getirmediğini, yurt dışına (Kırgızistana) çıkıp döndüğünü bildirerek, yersiz olan davanın reddini dilemiştir. Mahkemece davacının yabancı uyruklu oluşu, nerede yaşadığı, nasıl bir yaşam sürdüğü, geçimini nasıl sağladığı davacının kaçak çalışıyor olmasına ait şüpheleri olunan ve davacının yabancılar şubesince sınır dışı edildiğine dair ileri sürülen beyanların aksini gösterecek şekilde davacının duruşmalara katılmayışı, kendisinin Türkiyede ikamet ettiğine dair ve yanında kaldığını belirten tanık ... beyanından başka bilgi belgenin olmayışı, davacının ekonomik ve sosyal durumunun tesbit edilememiş olması, davacı vekilinin iddialarının sadece iddiadan ibaret kaldığı ve davalı tanıklarının samimi ikna edici olduğu, davacının davasını, ispatlayamadığından reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu uyuşmazlık, TMK'nun 197/2.maddesine dayanan tedbir nafakası istemine ilişkindir. TMK'nun 197/2.maddesine göre birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir nedene dayanıyor ise, hakim eşlerden birinin istemi üzerine, birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin malların yönetimine ilişkin önlemleri alır. Evlilik birliği devam ederken ayrı yaşam halinde istenen tedbir nafakasında davacının nafakaya hak kazanabilmesi için ayrı, yaşamada haklı olduğunun kanıtlanması gerekir. Davacı tanıkları davacının Kırgızistan vatandaşı olduğunu, eczacı olduğu halde burada diploması geçerli olmadığından çalışamadığını, davacının davalının 5 eşi olduğunu, davacının hasta bakıcılığı işinde hastanın altını almak istemeyince tartışıp ayrıldıklarını 5-6 aydır ayrı yaşadıklarını, çalışmadığı için kızdığından davalının polise şikayet edip davacının sınırdışı edildiğini, tekrar Türkiye'ye gelerek bu davayı açtığını, davalının davacının çocuğunun yediği yemeğe bile laf söylediğini davacının düzenli çalışmadığını, şu anda işsiz olduğunu bazen masaja gittiğini davalının sürekli davacıdan para istediğini beyan etmişlerdir. Taraflar arasında evlilik birliği kurulmuştur. Davacının Kırgızistan vatandaşı olup, sınırdışı edildiğine göre, haklı terk durumu olduğundan davacının ayrı yaşamakta haklı olduğunun kabulü gerekir. O halde, ayrı yaşamda haklı olan davacı lehine yukarıda açıklanan ilke ve esaslar ile TMK'nun 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet esasları, tarafların gelir durumu nazara alınarak uygun bir miktarda nafakaya hükmedilmelidir. Aksi düşüncelerle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2015/37 E., 2018/130 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
"...Olay tarihinde aralarında boşanma davası bulunan ve Türk Medeni Kanununun 197/1. maddesi gereğince ayrı yaşama hakkı bulunan sanığın, katılanla müşterek çocuğu hakkında mahkemece verilen şahsi ilişki tesisine dair karar uyarınca katılanın, aldığı çocuğu teslim ederken çocuğun ağlamaya başladığı, bu nedenle tarafların tartışmay
Ceza Genel Kurulu         2015/37 E.  ,  2018/130 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Günü : 07.03.2012 Sayısı : 138-36 Kasten yaralama suçundan sanık ...'in (Öveyik) TCK'nun 86/1, 86/3-a, 87/1-c, 29/1, 62 ve 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ayvalık 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 07.03.2012 gün ve 138-36 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince 21.05.2014 gün ve 29802-20080 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.11.2014 gün ve 372189 sayı ile; "...Olay tarihinde aralarında boşanma davası bulunan ve Türk Medeni Kanununun 197/1. maddesi gereğince ayrı yaşama hakkı bulunan sanığın, katılanla müşterek çocuğu hakkında mahkemece verilen şahsi ilişki tesisine dair karar uyarınca katılanın, aldığı çocuğu teslim ederken çocuğun ağlamaya başladığı, bu nedenle tarafların tartışmaya başladıkları, sanık ... kapıyı kapatmak isteyince katılan ...'ın ayağını koyarak kapının kapanmasını engellediği, daha sonra katılanın içeri girmek istediği, bunun üzerine Selda'nın, Berat'ı iterek dışarıda tutmak istediği sırada Berat'ın, Selda'ya yumruk vurduğu ve bu şekilde gelişen olay sırasında tarafların karşılıklı olarak birbirlerini darbettikleri olayda; sanığın ayrı yaşama hakkı nedeniyle bulunduğu konuta onun rızası hilafına girmek isteyen katılanı dışarıda tutmak için onu iteklemesinde haksız bir yön bulunmadığı, katılanın bu harekete yumruk vurmak suretiyle karşılık vermesinin olayın asıl sebebi olduğu, çıkan boğuşma sırasında, kolunu büküp duvara çarpan katılanın elinden kurtulmaya çalışan sanığın, katılanın yüzünü tırnağı ile çizmek şeklinde gerçekleşen eyleminin savunmaya yönelik olduğu ve katılanın sanığın kürek kemiğinin kırılmasına neden olan eylemine nazaran sanık lehine bir orantısızlık taşımadığı, hatta uygulanan şiddet bakımından savunmanın katılan lehine bir orantısızlık içerdiği bu nedenle sanığın konut dokunulmazlığına ve hatta tüm anlatımlarına göre cinsel dokunulmazlığına ait bir hakka yönelmiş haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlediği anlaşılan eylemden dolayı cezalandırılmasının yasaya uygun olmadığı" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 22.12.2014 gün ve 41379-42637 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Dairece katılan sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...'nın eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin tespitine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ile katılanın, suç tarihi itibarıyla resmi nikâhlı evli olup 31.01.2008 tarihinde dünyaya gelen ... isminde müşterek çocuklarının bulunduğu, Sanığın davacı, katılanın ise davalı olduğu Ayvalık 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan 2008/321 esas sayılı boşanma davasının 30.06.2009 tarihli oturumunda, katılan ...’ın müşterek çocuk ... ile her ayın ilk ve üçüncü haftasının cumartesi günleri saat 10.00’dan ertesi gün saat 11.00’a kadar ve her ayın 2. ve 4. haftası çarşamba günleri saat 10.00’dan ertesi gün saat 10.00’a kadar görüşmesinin teminine karar verildiği, 24.12.2009 tarihli yakalama tutanağında; saat 11.30’da polis merkezine gelerek resmi nikâhlı eşi tarafından yaralandığını ve şikâyetçi olduğunu beyan eden katılan ...’ın müracaatı üzerine görevlilerce aynı gün sanığın evine gidilerek yakalandığının belirtildiği, Aynı gün düzenlenen adli raporda; katılan ...’ın yüzünde 7x0,3 cm ebadında sıyrık bulunduğu, yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilir ölçüde olduğu bilgilerine yer verildiği, Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığınca düzenlenen 25.11.2010 tarihli raporda; katılanın yaralanmasının yüzde sabit iz niteliğinde olduğu tespitine yer verildiği, Raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi bakımından İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen 16.09.2011 tarihli raporda; katılanın yüz sınırları içerisinde tespit edilen yara izinin belirli bir mesafeden ilk bakışta belirgin olarak fark edildiğine göre yüzde sabit iz niteliğinde olduğunun mütalaa edildiği, Ayvalık Merkez Sağlık Ocağında düzenlenen 24.12.2009 tarihli raporda; sanığın yüzünün sağ yanında ve boğaz kısmında hafif kızarıklık mevcut olduğunun, sol kolunda hareket kısıtlılığı ve şiddetli ağrı olduğunu beyan ettiğinin belirtildiği, Ayvalık Devlet Hastanesinde düzenlenen 30.12.2009 tarihli rapor ile Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığınca düzenlenen 17.01.2011 tarihli raporda; sanıkta sol omuz skapula kırığına neden olan yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğunun, kırığın hayat fonksiyonlarını orta (2) derecede etkilediğinin belirtildiği, Anlaşılmıştır. Katılan ... kollukta; dört yıldır evli olduğu sanık ile aralarında boşanma davası bulunduğunu, mahkeme kararına göre belirlenen günlerde kızı ...’ın bir günlüğüne kendisinde kaldığını, suç tarihinden bir gün önce kızı ...’ı sanıktan teslim aldığını, olay günü kızını bırakmak için sanığın evine gittiğini, kapıyı sanığın annesi olan tanık ...’in açtığını, kızı ...’ın kendisinden ayrıldığı için ağlamaya başladığını, ...’ı tanık ...’in kucağına verdiğini, bu sırada aniden kapıya çıkan sanığın “sen nasıl kızımı ağlatırsın” diyerek kendisine saldırdığını, elleri ve tırnaklarıyla yüzünü çizdiğini, bu olaylara aynı apartmanda oturan üst kattaki komşunun tanık olduğunu, kendisine zarar vermemesi için sanığı iteklediğini ve hemen oradan ayrılarak polis merkezine gittiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Savcılık ve mahkemede; sanığın elleri ve tırnaklarıyla yüzüne vurduğunu, bu nedenle sanığı iteklediğini, bu olay olduğu esnada kızı ...’ın kucağında olduğunu, aralarında boğuşma ve arbede yaşanmadığını, sanığı iteklemek dışında başkaca bir eyleminin olmadığını, kapıya yanaşmadığını ve ayağını da kapı arasına koymadığını, çocuğu bıraktıktan sonra sanığın hâlâ üstüne saldırması nedeniyle sanığı ittirdiğini, omuz bölgesine vurmadığını, Tanık ... aşamalarda; kızı olan sanık ... ile damadı olan katılan ...’ın yaklaşık 4 yıldır evli olduklarını, bu evliliklerinden 2 yaşında ... isminde kız çocuklarının olduğunu, sanık ile katılanın evliliklerinin 2. yılından itibaren anlaşamadıklarını ve aralarında boşanma davası bulunduğunu, bu nedenle kendisine ait evde sanık ve torunuyla birlikte kaldığını, mahkemece torunu ...’ın geçici velayetinin sanığa verildiğini, katılan ...’ın ise mahkemece belirlenen günlerde ...’ı yanına aldığını, olay günü katılanın, ...’ı teslim etmek üzere evlerine geldiğini, kapıyı sanığın açtığını, kendisinin o esnada mutfakta olduğunu, torunu ...’ın ağlama seslerinin geldiğini, sanığın ise katılana “bu çocuk niye ağlıyor, ne yapıyorsun sen" diye bağırdığını, bu sırada mutfaktan çıkıp kapıya geldiğini, katılanın, bir ayağını içeriye atmış hâlde eve girmeye çalıştığını ve kendisini görmesi üzerine çocuğu bırakıp geri çekildiğini, evde olmasaydı katılanın belki de eve zorla girebileceğini, sanığın, eve girmemesi için katılanı omzundan iteklediğini, katılanın ise sanığın omzuna doğru yumruk attığını, sanık ile katılanın birbirlerini çekiştirerek apartman boşluğuna indiklerini, yanında torunu olduğu için olaya karışmak istemediğini, katılanın, sanığın kolunu büküp duvara yasladığını görünce hemen yanlarına gidip ayırmaya çalıştığını, kısa süre sonra ayrıldıklarını, Tanık ... aşamalarda; sanığın komşusu olduğunu, katılanı da şahsen tanıdığını, olay günü saat 10.00 sıralarında evden çıktığı esnada merdivenlerde bağrışma sesleri duyduğunu, sanığın oturmakta olduğu evin kapısının önünde olduğunu, sanık ile katılanın birbirlerine bağırdıklarını, kendilerine bakmadan çekip gittiğini, birbirlerine ne dediklerini duymadığını, itiştiklerini ancak birbirlerine vurduklarını görmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık aşamalarda; katılan ile dört yıldır evli olduklarını, iki yıldır da ayrı yaşadıklarını, bu evlilikten iki yaşında ... isimli bir kız çocuklarının olduğunu, aralarındaki boşanma davasının görüldüğü mahkemece kızı ...’ın ayın belirli günlerinde katılanın yanında kalmasına izin verildiğini, olay günü sabah saat 10.00 sıralarında katılanın kızı ...’ı geri getirdiğini, kapıyı açtığında katılanın içeriye bir adım attığını, kızı ...’ın ağlamakta olduğunu, katılanın, kızı ...’ı sağ tarafında tuttuğunu, sağ koluyla ...'ı kendisine verirken kimsenin olmadığını görmesi üzerine sol koluyla da vücudunu okşadığını, kendisine “ne yapıyorsun” diyerek kızı ...’ı aldığını, çocuğun neden ağladığını sorduğunu, kızını yanlarına gelen annesi tanık ...’e verdiğini, katılanı da uzaklaştırmak için kolundan dışarı iteklediğini, bu sırada katılanın, yüzüne yumrukla vurduğunu, apartman boşluğunda boğuşmaya başladıklarını, katılanın, sol kolunu kıvırarak duvara çarptığını, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. Meşru savunma, 5237 sayılı TCK'nun birinci kitabının, ikinci kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı ikinci bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür. Öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697) şeklinde, 765 sayılı TCK'nun yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir. Gerek öğretide, gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK'nun 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 1- Saldırıya ilişkin şartlar: a) Bir saldırı bulunmalıdır. b) Bu saldırı haksız olmalıdır. c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur. d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır. 2- Savunmaya ilişkin şartlar: a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. b) Savunma saldırana karşı olmalıdır. c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır. Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Yaklaşık dört yıldır resmi nikâhlı evli olup bu evliliklerinden ... adında bir kız çocukları bulunan katılan ... ile sanık ... arasında boşanma davasının devam ettiği, bu nedenle sanığın yaklaşık iki yıldır annesi olan tanık ...’in evinde kaldığı, boşanma davasının görüldüğü mahkemece katılan ile kızı ... arasındaki şahsi münasebetin sağlanması için her ayın belirli günlerinde katılanın kızı ...’ı yanına alabileceğine karar verildiği, olay gününden bir gün önce kızı ...’ı yanına alan katılanın, olay günü sabah saat 10.00 sıralarında ...’ı sanığa teslim etmek üzere tanık ...’in evine geldiği, kapıyı sanığın açtığı, katılanın bir ayağını daire içerisine attığı, bu sırada ...’ın ağlaması üzerine sanık ile katılan arasında münakaşa yaşandığı, sesleri duyan tanık ...’in kapıya gelip torunu ...’ı sanıktan aldığı, katılanın tanık ...'i görmesi üzerine ayağını geri çektiği, sonrasında sanığın katılanı iteklediği, katılanın ise sanığın omzuna vurduğu, apartman boşluğunda sanık ile katılan arasında boğuşma yaşandığı, yaşanan olaylar sonucu sanığın sol omzunda hayati fonksiyonlarını orta (2) derecede etkileyecek ölçüde kemik kırığı oluştuğu, katılanın ise yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralandığı olayda; katılanın mahkeme kararı uyarınca kızı ...’ı her ayın belirli günlerinde alıp ertesi gün sanığa teslim ettiği, katılanın, suç tarihinde yaklaşık 20 aylık olan kızı ...’ı sanığa teslim etmek için sanığın ikametine kadar gelip kapı önünden kızını sanığın kucağına vermesinin olağan bir durum olduğu ve bu duruma sanığın rızasının bulunduğu, katılanın, içeriye girmek amacıyla bir ayağını kapı önüne koyduğu iddia edilmiş ise de, kızını teslim anında sanığın kucağına vermek için öne doğru hamle yapması nedeniyle de adımını içeri atmış olabileceği, zira katılanın kızını teslim ettikten sonra tanık ...’in de yanlarına gelmesi üzerine adımını geri çektiği, bu nedenle savunmada ileri sürüldüğü gibi korunması gereken bir hakka yönelmiş saldırı olmadığı, kayınvalidesinin evde olduğunu gören ve geri çekilen katılanın saldırı gerçekleştirme ihtimalinin de bulunmadığı, ayrıca katılanın, sanığa cinsel davranışta bulunduğuna dair iddiaların tanık ... tarafından doğrulanmadığı gibi buna ilişkin bir dava da olmadığı, dolayısıyla sanığın zorunlu olarak kendisini savunmasını gerektiren bir hâlde olduğundan bahsedilemeyeceği, bu nedenle "savunmanın zorunluluğu" şartının gerçekleşmediği ve meşru savunma şartlarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Özel Daire onama kararı isabetli olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2017/717 E., 2018/12400 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
tam metni aç
2-Davacı-davalı kadın TMK 197. maddesi uyarınca bağımsız tedbir nafakası davası açmış ve dava dilekçesinde "adli yardım” talebinde bulunmuş, ancak bu talep hakkında mahkemece olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir.
2. Hukuk Dairesi         2017/717 E.  ,  2018/12400 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma-Nafaka Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı erkek tarafından her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı erkeğin boşanma davasının reddine yönelik temyiz itirazları yersizdir. 2-Davacı-davalı kadın TMK 197. maddesi uyarınca bağımsız tedbir nafakası davası açmış ve dava dilekçesinde "adli yardım” talebinde bulunmuş, ancak bu talep hakkında mahkemece olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir. Adli yardım kararı kapsamı sınırlandırılmamışsa bundan yararlanana, karar ve ilam harçları da dahil yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet sağlar (HMK m. 335/1). Dolayısıyla adli yardımdan yararlanan taraf, karar ve ilam harcının peşin bölümünü yatırmakla yükümlü değildir. Öyleyse mahkemece davacı-davalı kadının adli yardım talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi, sonucuna göre, adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi halinde esas dava yönünden yargılamaya harç alınmadan devam edilmesi, talebin reddine karar verilmesi halinde davacı-davalı kadına harcın tamamlanması için süre verilmesi, harcın tamamlanması halinde, delillerin değerlendirilip hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi, harcın yatırılmaması halinde ise Harçlar Kanunu'nun 30-32 maddeleri gereğince işlem yapılması gerekirken, bu yönün nazara alınmadan yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 05.11.2018 (Pzt.)

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.