4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 222

Türk Medeni Kanunu 222. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 222 - Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. B. Yönetim, yararlanma ve tasarruf

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

19 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2016/5121 E., 2018/15023 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
7,5-TL katılma alacağı bulunduğundan 47937,5-TL'nin karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline, tarafların evlilik süresi içerisinde aldıkları bilirkişi ....n raporunda 15 sıra halinde belirttiği ev eşyalarının TMK 222/2 maddesi gereğince tarafların paylı mülkiyeti olduğunun tespitine karar verilmesi üzerine;
8. Hukuk Dairesi         2016/5121 E.  ,  2018/15023 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı, Eşya Alacağı Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ile davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı ... vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşınmaz ve araç nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi alacak isteğinde bulunmuş, ayrıca dava dilekçsinde bahsi geçen ev eşyalarının aynen iadesine, olmadığı takdirde bedellerinin tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı ..., davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile, davalı adına kayıtlı .... plakalı araçta davacının (19000/2) 9500-TL katılma alacağı bulunduğundan 9500-TL'nin karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalı adına kayıtlı 627 ada 11 parsel 6 nolu bağımsız bölümde davacının (95875/2) 47937,5-TL katılma alacağı bulunduğundan 47937,5-TL'nin karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline, tarafların evlilik süresi içerisinde aldıkları bilirkişi ....n raporunda 15 sıra halinde belirttiği ev eşyalarının TMK 222/2 maddesi gereğince tarafların paylı mülkiyeti olduğunun tespitine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Davacı vekilinin ev eşyalarına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, taraf ve tanık beyanlarından ev eşyalarının evlilik süresince alındığı, çeyiz eşyası olmadığı gerekçesiyle bilirkişi ...'in raporunda 15 sıra halinde belirttiği ev eşyalarının TMK 222/2 maddesi gereğince tarafların paylı mülkiyeti olduğunun tespitine karar verilmişse de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, davacı vekili, dava dilekçesinde bahsi geçen ev eşyalarının davacıya ait olduğunu belirterek aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde bedellerinin tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı asıl 08.10.2015 tarihli yargılama oturumunda "...davacı taraf bana eşyaların listesini verdiği takdirde kendi payına düşeni vermeye hazırım" şeklinde, 03.12.2015 tarihli yargılama oturumunda "...ev eşyaları da davacı avukatına gelip almasını söyledim, ancak gelip almadı, eşyaları vermeye hazırım" şeklinde beyanda bulunmuştur. Hakim, tarafların talep sonucu ile bağlı olup, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez (HMK m. 26). Davacı tarafın talebi, ev eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedellerinin tahsili isteğine ilişkindir. Mahkemece taraf beyanları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken HMK'nun 26.maddesine aykırı olarak "tarafların evlilik süresi içerisinde aldıkları bilirkişi ...'in raporunda 15 sıra halinde belirttiği ev eşyalarının TMK 222/2 maddesi gereğince tarafların paylı mülkiyeti olduğunun tespitine" şeklinde hüküm kurulmak suretiyle talepten farklı bir şeye karar verilmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün ev eşyalarına ilişkin bölümünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalının tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 981,00 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 2.942,55 TL'nin davalıdan alınmasına, peşin alınan harcın da davacıya istek halinde iadesine 05.07.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

2. Hukuk Dairesi, 2022/10387 E., 2023/3353 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
düğü yönünde olup, bu nedenle davacının iddiasının aksine olan davacı tanık beyanına itibar edilemeyeceği, davalının evden ayrılırken beraberinde götürdüğü iddia edilen bileziklerin ise düğünde davacıya takıldığının ispat edilemediği, zira 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, aksi ispat edilinceye kadar bir eşin bütün mallarının edinilmiş
2. Hukuk Dairesi         2022/10387 E.  ,  2023/3353 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1750 E., 2022/1727 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Çay Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi SAYISI : 2021/332 E., 2022/326 K. Taraflar arasındaki ziynet eşyasının iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; özetle taraflar evlenirken müvekkiline 10 adet cumhuriyet altını, 1 adet 2.5 gremse, 1 adet kalın halkalı 14 ayar zincir kolye, 1 adet ince halkalı 14 ayar zincir kolye, 8 adet 25'er gram 22 ayar burma bilezik, 2 adet yarım reşat küpe, 1 adet reşat beşi bir yerde, 1 adet 14 ayar alyans takıldığını, bu ziynet eşyalarından bilezik haricindeki ziynetlerin davalı tarafça şahsi borç ve giderler için bozdurulduğunu, bilezikleri ise davalının müşterek konutu terk ederken beraberinde götürdüğünü iddia ederek ziynet eşyalarının aynen iadesi, mümkün olmadığı takdirde şimdilik 1.000,00 TL'nin faiziyle birlikte karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; özetle davacıya iddia ettiği miktarda ziynet eşyasının düğünde takılmadığını, sadece 1 tane cumhuriyet altını takıldığını, evlilik birliği içinde birikim amaçlı 6 adet 19'ar gram 22 ayar bilezik ile 8 adet cumhuriyet altını daha alındığını, ziynet eşyalarının davacıdan hiçbir zaman alınmadığını, davacının bilezik dışındaki ziynetleri bozdurup kendi adına Lada marka araç aldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının 2021 temmuz ayında evden ayrıldığı, tarafların ayrı yaşamakta olduğu, davacı tarafın, bilezik dışındaki ziynet eşyalarının davalının şahsi borçları için harcadığı, bilezikleri de evden ayrılırken habersiz şekilde beraberinde götürdüğünü iddia ettiği, davalı tarafın dava konusu yapılan ziynet takılarının tamamını kabul etmediği, düğünde bir adet cumhuriyet altını takıldığı ve bununla da davacı adına araç alındığını, 8 adet bileziğin ise kendi şahsi birikimi olduğunu iddia ettiği, dosyaya dava konusu yapılan takıların düğünde kadına takılan takılar olduğuna ilişkin görüntü, fotoğraf ya da kayıt sunulmadığı, uyuşmazlığın ziynet eşyalarının cins, adet ve sonrasında ne yapıldığı hususunda toplandığı, davacı tarafın dava konusu yaptığı takıların düğünde kendisine takılan ziynet eşyaları olduğu ve bilezik dışındaki ziynet eşyalarının davalının şahsi borçları için harcadığı, bilezikleri de evden ayrılırken habersiz şekilde beraberinde götürdüğü iddiasını ispatla yükümlü olduğu, dinlenen tanık beyanlarından duyuma dayalı, görgü sahibi olmayan, çelişkili ve taraflara yakınlığı itibariyle ihtiyatla yaklaşılan beyanlar nazara alındığında, davacının ziynet eşyalarının varlığı ile bilezik dışındaki ziynet eşyalarının davalının şahsi borçları için harcadığı, bilezikleri de evden ayrılırken habersiz şekilde beraberinde götürdüğü iddiasını ispatlayamadığı, iddiasını tanık beyanları ve dosya kapsamı ile ispatlayamayan davacının yemin deliline de dayandığı, yemin delilini kullanıp kullanmayacağının hatırlatıldığı, yemin delilini kullanmayacağını belirten davacı tarafın başkaca da delil göstermediği, davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili, tanıklardan ... ile ...'ın yeniden dinlenilmesi talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davanın kabulü gerektiğini, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı, tanıklar Zeynep ve Emrah'ın talepleri doğrultusunda yeniden dinlenilmeleri taleplerinin reddinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf ettiği ancak tanıkların ilk beyanlarından sonra yeniden dinlenme taleplerini içerir dilekçede belirttikleri hususun tanıkların yeniden dinlenmesi için geçerli bir neden olmadığı, bu nedenle tanıkların yeniden dinlenme taleplerinin reddinin isabetli olduğu, davacının dava dilekçesinde belirttiği ziynet eşyalarının düğünde takılan ziynet eşyaları olduğunu iddia ettiği, bu konudaki ispat külfetinin davacıya ait olduğu, davacının düğüne dair herhangi bir görsel materyali dosyaya ibraz edemediği, davacı tanıklarının düğünde takılan altınlar ile ilgili beyanlarının soyut olduğu, her ne kadar tanık Dudu düğünde takılan altınlarla ilgili beyanda bulunmuş ise de, tarafların evlilik tarihi (1985) itibariyle aradan geçen sürede tanığın düğünde takıldığını söylediği ziynet eşyalarını bu kadar net hatırlamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu nedenle tanığın beyanına itibar edilemeyeceği, davacının yemin delilini de kullanmadığı bu nedenle dilekçede talep edilen ziynetlerin tamamının düğünde takıldığının davacı tarafça ispatlanamadığı, ancak bu konudaki davalı tanık beyanlarının davacı lehine değerlendirilmesi gerektiği, buna göre, tanık Nurettin'in düğünde davacıya 5 adet cumhuriyet altını, 1 adet zincir, 1 adet beşi birlik ve 3-4 adet bilezik takıldığını söylediği, hal böyle olunca tanığın düğünde takıldığını söylediği işbu ziynetlerin davacının kişisel malı olacağı, bilezik dışındaki altınlarla davacı adına Lada marka araç alındığı, bu durumun davacının Sed raporunda da sabit olduğu, dolayısıyla bu ziynetler için davacının talep hakkı olmadığı, her ne kadar tanık Nurettin araç alımında kullanılan ziynetler dışında kalanların (bileziklerin) bir kısmının çocuklar okurken bozdurulduğunu söylemiş ise de, davacının dava dilekçesindeki iddiasının bilezikler dışındaki ziynetlerin davalı tarafından harcandığı, bileziklerin ise davalı tarafın en son ortak haneden giderken beraberinde götürdüğü yönünde olup, bu nedenle davacının iddiasının aksine olan davacı tanık beyanına itibar edilemeyeceği, davalının evden ayrılırken beraberinde götürdüğü iddia edilen bileziklerin ise düğünde davacıya takıldığının ispat edilemediği, zira 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, aksi ispat edilinceye kadar bir eşin bütün mallarının edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekeceği kuralından hareketle ancak mal rejiminin tasfiyesi davasına konu edilebileceği, tarafların halen evli olup, aralarında açılmış bir boşanma davası olmadığı anlaşılmakla kişisel mal olduğu iddiası ile aynı Kanun'un 226 ncı maddesine göre açılan davada bilezikler yönünden de davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; tanıklardan ... ile ...'ın yeniden dinlenilmesi gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin yanlı davrandığını, tanık beyanlarının bir kısmına gerekçede değinilmediğini, kararın kendi içinde çelişkilerle dolu olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen ziynetlerin varlığının ve davalı tarafça bozdurulup harcandığının sabit olduğunu, davanın kabulü gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, ziynet eşyasının iadesi davası olup, uyuşmazlık davanın kabulü koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 222 nci ve 226 ncı maddeleri; 6100 sayılı Kanun'un 109 uncu, 341 inci maddenin üçüncü fıkrası, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2024/9259 E., 2025/1648 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi
tam metni aç
(6100 sayılı Kanun md.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu h
2. Hukuk Dairesi         2024/9259 E.  ,  2025/1648 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1474 E., 2024/1191 K. DAVA TÜRÜ : Ziynet Alacağı İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 11. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/157 E., 2023/534 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek vekili tarafından hükmün tümü yönünden temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.Davacı kadın dava dilekçesinde, ziynet eşyalarının düğünden sonra ziynetlerin evde durmasının tehlikeli olabileceği belirtilerek elinden alındığını, davalının babasının Şekerkbank Küçükesat Şubesi'nde bulunan kasasına konulduğunu, 22.09.2014 tarihinde davalının babasının altın ve ziynetlerin 130.000,00 TL civarında tuttuğunu söylediğini, evlilik süresince ziynetlerini sorduğunda davalının kaçamak cevaplar verdiğini ayrıca boşanma istediğini ileterek boşanalım gitsin, babamda duran ziynet ve altınları da yarı yarıya paylaşırız, hepsini sana vermem dediğini, müşterek konuta gelen davalının annesinin de iyi ki düğünden sonra tüm ziynetleri sizden almışız, siz bu kafa ile onları da çarçur ederdiniz dediğini, bu itibarla altınların davalı erkekte kaldığını ileri sürerek 9 adet tam altın, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 3 adet gramise altın, 2 adet reşat lira, 11 adet ata lira ve 62 adet farklı gramajlarda bilezikler, düğünde takılan ziynetlerin aynen olmadığı takdirde şimdilik 130.000,00 TL bedelin tahsilini talep etmiştir. Davalı erkek ise 19.04.2021 tarihli cevap dilekçesinde ziynetlerin davalıda veya davalının babasında olduğunu kabul etmemekle birlikte, Yüksek Mahkemenin son dönem ilke kararlarında, yerel adet gereğince erkeğe ait olması gereken ve yine kadına özgü olmayıp erkeğe takılan takıların erkeğe ait olacağı ilkesi benimsendiğini, dolayısıyla bu kapsamda kalan, davalı erkeğe takılan takılarla ilgili davacının hak talep etmesi kabul edilemeyeceğini, davalıya takılan takıların miktarı ve bunların yerel adet gereğince davalıya ait olduğu konusunda tanık dinletme talebinin olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, son ayrılma olayında davalı evden giderken, davacının davalıya “polis çağıracağım, kasayı açtıracağım, altınlarımı alacağım” dediği, davalının da “ister polis, ister vali çağır altınlar da, araba da fifti fifti paylaşılacak” diyerek çıkıp gittiğini, o günden sonra tarafların bir daha bir araya gelmediklerini, öncesinde aile içi sohbetlerde, ziynet eşyalarının davalının ailesine ait kasada olduğuna dair konuşmaların geçtiğini, davalının ikinci araç için altınları istediğini, davacının rıza göstermediğini, taraflar ayrıldıktan sonra davalının annesinin “iyi ki altınları size vermemişiz, çarçur ederdiniz” dediğini, bu haliyle ziynetlerin erkekte kaldığı ispatlandığı gerekçesi ile kararda belirtilen ziynetlerin aynen olmadığı takdirde ıslaha dikkat edilerek toplam 449.211,85 TL'nin tahsiline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi’nin bu kararına karşı davalı vekili hükmün tümü yönünden istinaf başvurusunda bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekili 23.08.2024 tarihli dilekçesi ile Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarih ve 2023/5704 Esas, 2024/2402 Karar sayılı ilamı ile içtihat değişikliğine gidilmesine ve erkeğe takılan takıların erkeğe ait olduğuna karar verildiğini, istinaf itirazlarını tekrar etmekle birlikte öncelikle davanın reddine karar verilmesini, aksi halde emsal nitelikteki Yargıtay kararının da dikkate alınmasını talep ettiğini, Yargıtay 2. Hukuk Dairesince ziynet eşyasının iadesi davalarına ilişkin yerleşik uygulamasının değiştirildiğini, ancak bu durumda da; ayrıntıları Anayasa Mahkemesinin 06.01.2015 tarih, 2013/6932 Bireysel Başvuru Numaralı ve 22.01.2019 tarih, 2015/17453 Bireysel Başvuru Numaralı kararlarında açıklandığı üzere, içtihat değişikliğinin sürpriz karar yasağı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, sürpriz karar; ilgilinin yargılamanın o ana kadarki seyrine göre haklı olarak beklemediği, umulmadık bir kararla karşılaşması olduğunu, sürpriz karar yasağı ise; yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi durumunda tarafların öngöremedikleri bir kararla karşılaşmamalarını ifade etteğini, sürpriz karar yasağı, hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmaması gerektiğini, şüphesiz mahkemelerin yeni içtihatlar geliştirebileceğini, önceki içtihatlardan farklı bir karar verilebileceğini, hatta yeni ve özelikle somut olayda ortaya çıkan hukuki durum bunu gerekli kılabileceğini, ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması söz konusu olduğunda sürpriz karar yasağının ihlalinden söz edilemeyeceğini, bununla birlikte mevcut içtihatlar dışında yeni bir görüş benimsenecekse, öncelikle tarafların bu konuda bilgilendirmesi gerektiğini, yüksek Dairenin bugüne kadarki yerleşik içtihadını değiştirmesi ve bu değişikliği hemen uygulaması, dairenin önceki görüşüne güvenerek kanun yoluna başvuranlar yönünden hukuki güvenlik, hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ve sürpriz karar yasağı ilkelerinin ihlaline yol açacağını, bu sebeple, benimsenen yeni görüşün Yargıtay Kararları Dergisi ya da başkaca yollarla duyurulmasından itibaren makul bir süre sonra uygulamaya konulması, dairenin görüşüne güvenilerek açılan davalarda ve yapılan kanun yolu başvurularında ise önceki uygulamaya devam edilmesi uygun olacak, böylelikle hak ihlallerinin önüne geçilmiş olacağını, dava konusu olayda da; uzun yıllardır uygulanan bahse konu içtihatların değiştirilmesi söz konusu ise de, bu içtihadın derhal uygulanması değil, makul bir süre sonra uygulamaya konulması, böylelikle içtihat değişikliğinin hak ihlaline neden olamaması sağlanması gerektiğini, tüm bu açıklamalar doğrultusunda davalının ilgili kararın uygulanmasına yönelik istinaf talebi yerinde görülmediğini ve İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin gerekçesinde yer aldığı üzere Aşır Tunç (B. No: 2015/17453) başvurusu üzerine verdiği, 22.01.2019 tarih sayılı kararında Anayasa Mahkemesi sürpriz karar yasağından ne anlaşılması gerektiğini açıklamakla birlikte devamında; ancak bu yasak hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmamasının gerektiğini, yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumlu olduğunu, bu itibarla içtihat değişikliği tek başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağını, bu değişiklik ile benimsenen yeni yaklaşımın benzer uyuşmazlıklarda tutarlı olarak uygulanması gerekli olduğunu, makul bir gerekçe de ortaya konulmadan ve sonrasında istikrarlı bir şekilde uygulanmadan benzer nitelikteki uyuşmazlığın zıttı olacak şekilde davanın neticelenmesi hukuki belirsizliğe yol açacağına işaret etmiştir. Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3). Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1.Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2.Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3.Manevî tazminat alacakları, 4.Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Kanunun 220 inci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218). Sonuç itibariyle, Dairemizin 04.04.2024 tarih ve 2023/5704 Esas 2024/2402 sayılı ilamında “... Dairemizin önceki içtihatları, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönündeydi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; "Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir" yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir....” denilmek suretiyle düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesinin neden gerekli olduğu ayrıntılı olarak gerekçelendirilmiş ve istikrarlı bir şekilde uygulanmaya devam edilmektedir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin davalının ilgili kararın uygulanmasına yönelik istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi doğru değildir. Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun md.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. Diğer yandan, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" (6100 sayılı Kanun md. 26/1). Somut olayda davalı vekilinin dilekçeler aşamasında usulüne uygun olarak ileri sürdüğü iddiasına yönelik Dairenin değişen içtihadı doğrultusunda, yerel adet gereğince erkeğe ait olması gereken ve yine kadına özgü olmayan erkeğe takılan takıların miktarı ve bunların yerel adet gereğince erkeğe ait olduğu konusunda tanık dinletme talebi dikkate alınarak inceleme yapılması ve delillerin bu çerçevede bir bütün olarak değerlendirilerek ziynet alacağı davası hakkında karar verilmesi gerekirken, bu hususun hiç değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. 2.Kabule göre de; a)Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde davacının iddia ettiği kadar ziynet takılmadığı ileri sürülerek miktar olarak ziynetin varlığına itirazları olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi kök raporuna karşı 18.05.2022 tarihli itiraz dilekçesinde bu itirazının yanında kutuya konulan altınların gram ve cinslerinin kese içinde atılmasına rağmen tespit edilmesinin mümkün olmadığını, bu yönde tanık beyanlarının da bulunmadığını, davacının iddiasında olduğu haliyle hesap yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüş, alınan ek raporda, bilirkişi tarafından “gelin ve damat masaya geldiğinde davetlilerin ellerinde hediye edecekleri kutu ve keselerin tespit edildiği ancak keseyi taşıyan kişi kamera kadrajının dışında kaldığını, davalının sunduğu listeden de keseye konulan altınların tespit edilemediği” yazılmak suretiyle ikinci bir rapor hazırlanmış, ancak keseye konulan ve raporda net görüldüğü belirtilen bilezikler dışındaki altınların gram ve cinslerini nasıl tespit ettiği yönünde bir açıklama getirmemiş olması doğru olmamıştır. b)Davacı kadın vekilinin dava dilekçesinde talep ettiği 9 adet tam altın, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 3 adet gramise altın, 2 adet reşat lira, 11 adet ata lira ve 62 adet farklı gramajlarda bileziklerin aynen olmadığı takdirde bedel talebinde bulunmasına karşın, hazırlanan bilirkişi raporundan sonra ıslah dilekçesi ile talebini 8 adet tam altın teklik, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 2 adet gremse (13.545,00 TL), 2 adet reşat lira (5.515,00 TL), 11 adet ata lira (30.838,60 TL), 53 adet bilezik (256.610,00 TL) aynen olmadığı takdirde toplam = 449.211,85 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ederek, dava dilekçesinde bulunan “1 adet tam altın, 1 adet gremse, 9 adet bileziğin ıslah dilekçesinde yer almadığı anlaşılmaktadır. Davacının söz konusu isteminin ıslah müessesesinin mahiyetiyle bağdaşır bir yönü bulunmadığı, eldeki davada davacının talebinin bir usul işlemi olmayıp maddî hukuka taalluk eden kısmi feragat olduğu, doktrinde buna talep sonucunun daraltılması da denildiği, davacının talep sonucunu azaltmasının, davayı genişletme ya da değiştirme sayılmadığı, tam veya kısmi feragat için karşı tarafın iznine ve ayrıca bunun için ıslah yoluna başvurulmasına gerek olmadığı, somut olayda davacının talep sonucunu daraltmasının davadan kısmi feragat niteliğinde olduğunun kabulü gerekirken, karar yerinde bu hususun tartışılmaması da doğru bulunmamıştır. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,18.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/5395 E., 2024/3737 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı, 370 inci maddesi ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6 ncı, 220 nci, 222 nci, 226 ncı maddeleri;
2. Hukuk Dairesi         2023/5395 E.  ,  2024/3737 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi SAYISI : 2023/20 E., 2023/52 K. KARAR : Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen ziynet alacağı davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece esastan ret kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının kısmen onanmasına, kısmen bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulü ile ziynetlerin aynen iadesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş olup incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı kadın vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 22.05.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davalılar ve vekilleri gelmedi. Karşı taraf davacı ... vekili Avukat ... geldi. Gelenin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen günde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların 1992 yılında evlendiklerini, tarafların evliliğinin boşanma neticesinde sona erdiğini, boşanma hükmünün 11.09.2018 tarihinde kesinleştiğini, tarafların evlenmeleri zamanında davacıya takılan düğün ziynetleri için 16.07.1992 tarihli bir çeyiz senedi düzenlendiğini, bu senette davacıya 11 adet gramese, 10 adet burma bilezik (her biri tahmini 24 gram ağırlığında), 2 metre zincir(çift burmalı ve tahmini 700-800 gram ağırlığında), 2 takım küpe, 5 ufak altın, 1 adette zincirli gerdanlık takıldığını, çehiz senedini davalılar ... ve ...'nin müşterek borçlu-müteselsil kefil sıfatı ile imzaladıklarını, tarafların evlenmelerinin ardından 1-2 yıl sonra davacıya İstanbul'da kalınan evin güvensiz olduğu, Avanos Özkonak kasabasında bulunan davalı ...'a ait evin daha güvenli olduğu ve para kasasının bulunduğu gerekçe gösterilerek altınlarını bu kasaya koymasının istendiği, davacının da altınlarını eşi İlker ile kayın babası ...'a teslim ettiğini, davalı ...'a ait bu evde 2012 yılında bir hırsızlık olayı olduğunu, evde bulunan çelik kasanın soyulduğunu ve davacının tüm altınlarının çalındığını, olay ile ilgili olarak Avanos Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/970 Sayılı soruşturma dosyası üzerinden bir soruşturma yürütüldüğünü, ancak suçluların bulunmadığını, şüpheliler arasında davalı ...'in de olduğunu, hırsızlık olan evin anahtarının davalı ...'da ve yedeğinin ise ifadelerden anlaşıldığı üzere davalı ...'de bulunduğunu, kasada ve ev kapılarında herhangi bir zorlama gözlenmediğini, olayın davacı ...'nin İstanbul'da olduğu davalı ...'ın Kozaklı'da kaplıcada, davalı ...'in ise Avanos ve Özkonak'ta olduğunu, davacıya ait ziynetlerin muhafazasını kendi tasarrufunda iken davalıların layıkı ile yerine getiremediklerini ve kendilerinin sorumlu olduklarını belirterek 16.07.1992 tarihli çeyiz senedi başlıklı senette yazılı ve davacıya ait 11 gramese altın, 10 burma bilezik, 2 metre çift burmalı tahmini 700-800 gram ağırlığında altın zincir, 2 takım küpe, 5 adet ufak altın ve zincirli gerdanlıktan oluşan ziynetlerin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde infaz tarihindeki değeri tespit olunarak, davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın hukuki ve maddî temeli olmadığını, dava çeyiz senedi isimli belgeye ve her iki müşterek borçlu-müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı iddiasına dayandırılmış ise de anılan senedin her iki davalı açısından müşterek ve müteselsil sorumluluk doğuracak mahiyette olmadığını, anılan senet incelendiğinde ''Ben Orta Mahalleden ... oğlu ... ve babam ... yukarıda adedi, cinsi ve fiyatı yazılı elliikimilyon liralık ccehizin(yeni evlenmekte olduğum) ...(...'a) ait olduğunu ben ve babam kabul ediyoruz. İleride istenmeyen bir durum zuhur ederse yukarıdaki cehizden hiç bir şekilde hak talep etmeyeceğiz...'' ibare ve ifadelerinin mevcut olduğunu, sunulan belgede müşterek borçlu ve müteselsil kefil beyanı olmadığı gibi hatta adi kefalet sayılan bir ibare beyan ve kabul olmadığını, bu metin ve ibarelere göre davalılara teslim edilen eşya ve ziynet bulunmadığını, tam tersine davalıya teslim edilen eşyaların söz konusu olduğunu, bir an için adi kefalet ilişkisi olduğu kabul edilse bile bu durumda uygulanacak hukuki kuralın adi kefalet hükümleri olduğunu, buna göre davacının; kefil olan babaya başvurabilmesi için borçlunun iflas etmesi veya hakkında yapılan takibin sonucunda kesin aciz belgesi alınması, yahut borçlu aleyhine Türkiye'de takibatın imkansız hale gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi gerektiğini, dava konusu malların var olduğunun tespit edilemediği için tazminata dönüştüğünü, haksız fiil, saklama, tazminat dahil her türlü zamanaşımı sürelerinin dolduğunun açık olduğunu, davalı ... hakkındaki iftira mahiyetinde olan iddia ve imaları kabul etmediklerini, davalıların koruma ve muhfaza sorumluluğu olmadığını, öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, esasa girilmesi halinde de hukuki ve maddî dayanağı bulunmayan davanın her iki müvekkil yönünden de esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin 29.09.2020 tarihli ve 2019/24 Esas, 2020/154 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile, 16.07.1992 tarihli çeyiz senedinde geçen 11 adet gremse altın aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının, 10 adet 20'şer gram 22 ayar burma bilezik aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının, 1 adet 150 gram 22 ayar zincir aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının, 2 takım 10 gram 22 ayar küpe aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının, 5 adet çeyrek altın aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının, 1 adet 50 gram 22 ayar zincirli gendarlık aynen, olmadığı takdirde infaz tarihindeki toplam değeri karşılığının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 19.11.2020 tarihli ve 2020/967 Esas, 2020/969 Karar sayılı kararıyla; davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile davalılara, taraflarına teslim edilen ziynetlerin nelerden ibaret olduğu konusunda davacıya yemin önerme hakkının bulunduğu hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi için kararın kaldırılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 2.İlk Derece Mahkemesinin 02.06.2021 tarihli ve 2020/488 Esas, 2021/279 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile, 16.07.1992 tarihli çeyiz senedinde geçen 11 adet gremse altın aynen, olmadığı takdirde 40.810,00 TL toplam değeri karşılığının, 10 adet 20'şer gram 22 ayar burma bilezik aynen, olmadığı takdirde 43.800,00 TL toplam değeri karşılığının, 1 adet 150 gram 22 ayar zincir aynen, olmadığı takdirde 35.100,00 TL toplam değeri karşılığının, 2 takım 10 gram 22 ayar küpe aynen, olmadığı takdirde 2.340,00 TL toplam değeri karşılığının, 5 adet çeyrek altın aynen, olmadığı takdirde 1.855,00 TL toplam değeri karşılığının, 1 adet 50 gram 22 ayar zincirli gerdanlık aynen, olmadığı takdirde 11.700,00 TL toplam değeri karşılığının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili; ziynetlerin infaz tarihindeki bedeline hükmedilmemesi yönünden; davalılar vekili ise hükmün tamamı yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 02.12.2021 tarihli ve 2021/1770 Esas, 2021/1778 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin tüm istinaf taleplerinin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı kadın vekili ziynetlerin infaz tarihindeki bedeline hükmedilmemesi yönünden; davalılar vekili ise hükmün tamamı yönünden temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Dairenin 27.09.2022 tarihli kararı ile; davacının talebinin davaya konu ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde infaz tarihindeki bedelinin tahsiline ilişkin olup, aynen iadeye karar verildiğinde aynen iadenin mümkün olmaması halinde 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 24 üncü maddesi gereğince işlem yapılacağının tabii bulunmasına ve bu nedenle terditli olan ikinci talepte davacının hukuki yararının bulunmaması nedeniyle davacının aynen iade talebi gözetilerek ziynet eşyalarının aynen iadesine karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken mahkemece, talebin dışına çıkılarak dava tarihindeki bedele hükmedilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle hükmün bozulmasına, bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise onanmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı yanın usulüne uygun olarak yemin deliline dayanmış olması, yeminin usulüne uygun olarak davacı tarafından eda edilmiş olması, kesin delil niteliğinde olan yemin delili karşısında davacının davasını kesin delil ile ispat etmiş olduğu, bilirkişi tarafından dosyaya sunulan raporlar denetime elverişli bulunarak hükme esas alınabileceği, mahkemenin tarafların talebi ile bağlı olduğu, davacının talebi davaya konu ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde infaz tarihindeki bedelinin tahsiline ilişkin olduğu, bu halde aynen iadeye karar verildiğinde aynen iadenin mümkün olmaması halinde 2004 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi gereğince işlem yapılabileceği, bu nedenle terditli olan ikinci talepte davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle 11 adet gremse altın, 10 adet 20'şer gram 22 ayar burma bilezik, 1 adet 150 gram 22 ayar zincir, 2 takım 10 gram 22 ayar küpe, 5 adet çeyrek altın, 1 adet 50 gram 22 ayar zincirli gerdanlık yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın kabulü yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kadın tarafından açılan ziynet alacağı davasında bozmaya uygun karar verilip verilmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı, 370 inci maddesi ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6 ncı, 220 nci, 222 nci, 226 ncı maddeleri; 2004 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi 3. Değerlendirme 1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmadığı gibi bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak oluşturan yönlerin de yeniden incelenmesinin hukuken mümkün olmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Duruşma için takdir olunan 17.100,00 TL'lik vekâlet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,22.05.2024tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2024/7463 E., 2024/7551 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun'un 1 inci, 2 nci, 6 ncı, 220 nci, 222 nci, 226 ncı maddeleri, 6100 sayılı 190 ıncı maddesi.
2. Hukuk Dairesi         2024/7463 E.  ,  2024/7551 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi SAYISI : 2023/742 E., 2024/348 K. HÜKÜM/KARAR : Karar verilmesine yer olmadığına Taraflar arasında, İlk Derece Mahkemesinde görülen ziynet alacağı davasında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kadın vekili 16.09.2015 tarihli dava dilekçesinde özetle; evlenirken kadına takılan ve bozdurularak araba alımında kullanılan 270 gram 16 bilezik, 1 adet 14 ayar bilezik, 1 adet 7 cüceli kolye ve 14 ayar üçlü setin davalı erkekten, müvekkilinin çalışırken biriktirdiği 9 gremse altının ise kayınpederine verildiğini ileri sürerek davalı erkeğin babası olan davalı ...'dan aynen iadesine, mümkün değilse bedelinin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... hakkında verilen karara yönelik istinaf başvurusunun Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi'nin 28.12.2018 tarihli, 2018/141 E., 2018/1811 K. sayılı kararı ile esastan reddedildiği ve kesinleşmiş olduğu gerekçesiyle yeniden karar verilmesine yer olmadığına kesin olarak karar verilmiştir. IV. KANUN YARARINA TEMYİZ A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir. B. Temyiz Sebepleri Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz dilekçesinde özetle; Konya 3. Aile Mahkemesinin 12.10.2017 tarih ve Esas: 2015/1070, Karar: 2017/1484 sayılı kararı ile davalı ... yönünden davanın kısmen kabulü ile ayrıntıları kararda belirtilen ziynet eşyasının aynen veya mümkün olmadığı takdirde bedelinin faizi ile tahsiline; davalı ... yönünden ayrıntıları kararda belirtilen ziynet eşyasının aynen veya bedelinin faizi ile tahsiline karar verildiği; kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 28.12.2018 tarihli kararı ile davalı ... yönünden verilen kararın hukuka uygun olduğu belirtilerek taraf vekillerinin bu yöne ilişkin istinaf taleplerinin esastan reddine, davalı ... yönünden genel görevli mahkemenin görevli olduğu dikkate alınmadan hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle kararının tamamının kaldırılmasına karar verildiği ve kaldırma kararı ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hak durumu dikkate alınarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerektiği; çeşitli yargısal aşamalardan geçen dosyada son olarak davalı ... yönünden Konya 3. Aile Mahkemesinin 22.02.2024 tarihli kararı ile "Mahkememizin 2015/1070 Esas 2017/1484 Karar nolu ilamı ile davalı ... Pınar hakkında verilen kararın Ankara Bam 1. Hukuk Dairesinin 2018/141-1811 Esas-Karar nolu ilamı ile istinaf talebinin esastan reddine karar verilmek suretiyle 28/12/2018 tarihinde kesinleşmiş olduğundan mahkememizce yeniden karar verilmesine yer olmadığına," şeklinde karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle kararın kanun yararına temyizen incelenerek bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kanun yararına bozma koşulları oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ilk derece mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur. 2. Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca karar kanun yararına bozulur ve bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz. 3. 4721 sayılı Kanun'un 1 inci, 2 nci, 6 ncı, 220 nci, 222 nci, 226 ncı maddeleri, 6100 sayılı 190 ıncı maddesi. 3. Değerlendirme 1.Davacı kadın tarafından açılan ziynet alacağı davasında Konya 3. Aile Mahkemesinin 12.10.2017 tarihli kararı ile; her iki davalı yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraflarca istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 28.12.2018 tarihli kararı ile, davalı ... yönünden istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine, kesin olmak üzere, karar verilmiş, davalı ... yönünden ise, genel görevli Mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının a bendinin (6) ncı fıkrası uyarınca kaldırılmasına, dosyanın tefrik kararı verilip sonucu uyarınca işlem yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince de kaldırma kararına uygun olarak davalı ... yönünden görevsizlik kararı verildiği ve ... yönünden ise yeniden bir hüküm kurulmadığı anlaşılmıştır. 2. Dosyanın görevsizlik kararı üzerine gönderildiği Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince; sadece davalı ... yönünden yargılama yaparak hüküm kurulması gerektiği halde, davalı ... yönünden de karar verildiği, bu kararın istinafı üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 02.02.2023 tarihli kararı ile; bu hususlara değinerek kararın kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararı üzerine Asliye Hukuk Mahkemesince davalılardan ... yönünden dosyanın tefrik edilerek yeniden Aile Mahkemesine gönderildiği anlaşılmıştır. 3. Konya 3. Aile Mahkemesinin 22.02.2024 tarihli kararında da belirtildiği üzere davalı ... yönünden verilen kısmen kabul kararına yönelik istinaf başvurusunun Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi'nin 28.12.2018 tarihli, 2018/141 E., 2018/1811 K. sayılı kararı ile esastan reddedildiği, bu kararın kesin olarak verildiği tereddütsüz ve açıktır. Diğer yandan aynı Bölge Adliye Mahkemesince, sadece davalı ... yönünden verilen kabul kararının bütünüyle kaldırıldığı ve bu davalı yönünden görevsizlik kararı verilerek dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiği, dolayısıyla eldeki dava dosyasında davalı ... yönünden verilen karar kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına gerek bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün kanun yararına temyiz isteği yerinde görülmeyip talebin reddine karar verilmesi gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Adalet Bakanlığının hükmün kanun yararına bozulması talebinin REDDİNE, Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine, Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine, 17.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, edinilmiş mallara katılma rejiminde, bir malın eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemiyorsa, o mal hakkında ne kabul edilir?

A) Kişisel mal kabul edilir.
B) Edinilmiş mal kabul edilir.
C) Malı elinde bulunduran eşe ait kabul edilir.
D) Eşlerin paylı mülkiyetinde sayılır.
E) Hâkim hakkaniyete göre karar verir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol