4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 264

Türk Medeni Kanunu 264. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 264- Eşlerden biri, diğerinin rızasıyla ortaklık mallarını kullanarak, tek başına bir meslek veya sanat icra ederse, bu meslek veya sanata ilişkin bütün hukukî işlemleri yapabilir. 4. Mirasın kabulü veya reddi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2011/4435 E., 2012/2224 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz.
8. Hukuk Dairesi         2011/4435 E.  ,  2012/2224 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın önlenmesi ... ile ... ve ... aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının kabulüne dair Kırıkhan Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 16.03.2011 gün ve 184/213 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili, Çorum Köyü 3 parsel sayılı taşınmazda vekil edeninin annesi Fidan Vural ve davalıların müşterek tapu paydaşlarından olduklarını, tapu maliklerinin kendi aralarında yaptıkları harici taksim sonucu müvekkilinin annesinin hissesine düşen yaklaşık 15.000 m2 taşınmazı, rızai taksime uygun olarak vekil edeninin yıllardan beri zilyet olarak ekip kullandığını, 2009 yılında yaşanan su sıkıntısı nedeniyle davalıların, taksimde kendilerine düşen tarlalarına ek sulama imkanı sağlamak üzere kanal açmak amacıyla müvekkilinden ricada bulunduklarını, davalıların ektikleri ürünün kurumaması amacıyla iyi niyetle 2009 yılına mahsus olmak üzere bir defalık kanal açılmasına vekil edeninin geçici olarak izin verdiğini, daha sonra müvekkilinin tarlasından geçen bu kanalın kaldırılması davalılardan istendiğinde, davalıların Kaymakamlıktan men kararı aldırarak kanalı iş makinalarıyla daha da genişlettiklerini, halbuki iyi niyetle ve bir sene geçici süreyle kullanılması için kanalın açılmasına izin verdiklerini, davalıların haksız ve hukuka aykırı olarak, müvekkilinin zilyetliğinde bulunan taşınmaza kanal açmak suretiyle müdahalede bulunduklarını iddia ederek, davalıların müdahalelerinin men'i ile taşınmazın eski hale döndürülmesine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ...ve ... vekili, 5000 dönümlük tapulu 3 parsel sayılı taşınmazda hak sahibinin davacının annesi Fidan olduğunu, davacının bu davayı açma sıfatı bulunmadığını, dava konusu kanal açılan yerin taksim dışında bırakılan tarıma elverişsiz, taşlık ve kayalık arazi olduğunu, bu kısımda davacı ve annesinin zilyetliğinin bulunmadığını, yeni açılan kanaldan akan suyun diğer kanala göre 5 kat daha erken tarlalarına ulaştığını, davacının ve ailesinin izni ile bu kanalın açıldığını, davacının kanalın devamlı olacağını bilerek izin verdiğini, yerel uygulamanın da bu şekilde olduğunu, müvekkillerinin komşuluk hukukundan kaynaklanan haklarının olduğunu, davacının hak ve zararının olmadığını, sadece inat uğruna ve kötü niyetle bu davayı açtığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece; dava konusu 3 parsel sayılı taşınmazda davacının, annesi ...dan kalan hissenin zilyedi olduğu ve bir sezona mahsus olmak üzere davalıların kanal açmalarına rıza gösterdiği ve daha sonra davalıların söz konusu kanalı haklı ve yasal bir neden bulunmaksızın yapılan sözleşme süresi sonrasında kapatmadıkları dosya kapsamından anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve davalıların 3 nolu parseldeki müdahalelerinin men'ine, taşınmazın eski haline döndürülmesine, Fen bilirkişi ... tarafından düzenlenen 22.10.2010 tarihli rapora ekli krokide A harfi ile gösterilen ve davacının kullanmakta olduğu arazi üzerinde kanal açmak suretiyle davalıların vaki haksız elatmalarının önlenmesine karar verilmiştir Hüküm; süresinde davalılar ...ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu Çorum Köyü 3 parsel sayılı 5.139.766 m2 yüzölçümündeki taşınmazın "Tarla" niteliğinde ve 12.04.2010 tarihi itibariyle paylı ya da elbirliği mülkiyet üzere 77 paydaş adına kayıtlıdır. Davacının annesi Fidan Vural'ın 24.09.2002 tarihinde "intikal" yoluyla 420/53760 payı, davalı ...'ın 07.07.2005 tarihinde "satış ve hisse tevhidi" yoluyla 575/83200 payı, davalı ...'ın 06.12.2005 tarihinde "satış ve hisse tevhidi" yoluyla 36575/2096640 payı bulunmaktadır. Diğer paylar dava dışı kişilere aittir. Davacı ve davalı tarafın beyanlarıyla 04.10.2010 tarihinde mahallinde yapılan keşif sırasında dinlenen tanık anlatımlarına göre, tapu maliki ve davacı ...'in annesi Fidan Vural'ın halen sağ olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle davanın, TMK.nun 974 ve devamı maddelerinde yer alan “zilyetliğin korunması davası” olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, ulaşılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki, Türk Medeni Kanununun 688. maddesinde paylı mülkiyet “birden çok kimsenin maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla malik olmaları” şeklinde ifade edilmiştir. Bu tanıma göre, paylı mülkiyetin söz konusu olabilmesi için; birden fazla kişinin bir mala paylı malik bulunması ve bu malın malikleri arasında maddi olarak paylaşılmış olunmaması gerekir. Paylı mülkiyette, mülkiyet hakkına sahip birden ziyade kişi olmasına rağmen eşya üzerinde tek bir mülkiyet hakkı vardır. Eşya üzerindeki bu tek mülkiyet hakkı, malikler arasında bir paylı mülkiyet birliği meydana getirir. Her paydaş, mülkiyet hakkının belli bir payına sahip olur. Her pay diğerinden bağımsız ayrıca tasarrufi işlemlere konu olabileceği için kanun bazı istisnalar hariç payları taşınmaz hükmüne tabi tutmuştur. Kuşkusuz, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşların payına elatmalarının önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Yerleşmiş Yargıtay uygulamaları da bu yöndedir. Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. Dava konusu 3 parsel sayılı, 5.139.766 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, davalılar ve davacının annesiyle birlikte toplam 77 pay sahibi adına paylı mülkiyet hükümlerine dayalı olarak tapuda kayıtlı bulunduğuna, tüm paydaşların katılımıyla yapılan resmi taksim sözleşmesi bulunmadığına, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi olup, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsedikleri iddia edilmediğine, davacı tapu maliklerinden olmayıp, davalı tapu maliklerine karşı ileri sürebileceği üstün hakkı da bulunmadığına göre, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uymayan değişik düşüncelerle usul ve kanuna aykırı olarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar ...ve ... vekilinin temyiz itirazları yerinde bulunduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve 18,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılara iadesine 27.03.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacı 3 nolu ana parselde annesinin paydaş olduğunu, davalı kişilerin de söz konusu parselde payları bulunduğunu, rızai taksim sonucu annesine özgülenen kısmı ona teba kullandığını, ne var ki, davalıların 2009 yılında rızai taksimle kendilerine bırakılan kısımdaki mahsulün kurumaması için ricada bulunmaları üzerine annesine ait kısımdan su kanalı geçirilmesine müseade ettiğini, ancak davalıların kendisini Kaymakamlığı şikayet ederek 3091 sayılı Yasa hükümleri gereğince men kararı aldırdıklarını açıklayarak davalıların 3 nolu ana parseldeki rızai taksimle paydaş olan annesine özgülenen yere davalıların kanal açmak suretiyle vaki müdehalelerinin önlenmesi ve eski hale döndürülmesini dava etmiştir. Davalılar, davacının ana parselde paydaş olmadığını, dolayısıyla davada taraf sıfatının bulunmadığını, ana parselin 5000 dönüm civarında olduğunu, taşınmazın değeri itibariyle Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olmadığını, müdahale edildiği iddia edilen yerin rızai taksimde paylaşım dışı bırakılan taşlık ve kayalık bir yerde kaldığını, 2009 yılında komşuluk hukukundan dolayı davacının ve ailesinin sözlü muvafakatı alınarak bu yerden kanal geçirildiğini açıklayarak davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davacının davasının kabulüne, 3 nolu parsele davalıların müdehalesinin önlenmesine, taşınmazın eski hale döndürülmesine karar verilmiştir. Hüküm süresi içerisinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Toplanan deliller tüm dosya kapsamından; dava konusu taşınmaza ilişkin tapu kaydı getirilmiştir. Yapılan incelemede taşınmazın tarla niteliğiyle, 5139766 m2 olarak paylı ve elbirliği mülkiyet üzere 77 kişi adına tescilli olduğu görülmüştür. Ana taşınmazda davacının annesi Fidan Vural’ın 420/53760 payı bulunmaktadır, Davalılardan ...’ın 575/83200 payı mevcuttur. Diğer davalı ...’ın 36575/2096640 payı vardır. Davacının anlatımlarından ve davalıların savunmalarından ana taşınmazda paydaşlar arasında rızai taksim yapıldığı ve her paydaşın kendisine özgülenen kısmı kullandığında tartışma yoktur. Esasen, açıklanan olgularda yanlar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalılar, 04.10.2010 tarihli keşif zabtındaki imzalı beyanlarıyla da rızai taksimin mevcut olduğunu, davacıdan su kanalı açmak için izin istedikleri tartışmasızdır. Keşifte dinlenen bir kısım tanıklar bu olguyu doğrulamışlardır. Fen bilirkişinin 22.10.2010 tarihli raporu ve eki kroki kapsamına göre eski su kanalı mevcut iken davacının rızası ile davalılar tarafından 2009 yılında kepçe ile yeni su kanalı açıldığı anlaşılmaktadır. Kural olarak, elatmanın önlenmesi, men ve kal davalarını TMK.nun 683.maddesi uyarınca tapu kayıt maliki, ölmüş ise, mirasçılarının ya da yetkili vekilinin açması gerekir. Somut olayda, davalıların da kabulünde olduğu üzere davacı kayıt maliki olan annesine teban işbu davayı açmıştır. Bu nedenle, davadan sıfatı mevcuttur. Çekişmeli yerin davacının annesine özgülendiğinde de bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Fen bilirkişi krokisine göre 2009 yılında açılan kanal davacının annesine rızai taksimle bırakılan yerde kalmaktadır. Hal böyle olunca, yerel mahkemece davanın kabulüne, men ve eski hale karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir durum söz konusu değildir. Tüm bu nedenlerle doğru olan yerel mahkeme kararı onanmalıdır. Davalıların tüm temyiz itirazları reddedilmelidir. Bu sebeplerle, Dairenin sayın çoğunluğunun bozma şeklinde tecelli eden görüşlerine katılmam olanaklı olmamıştır. Mahalli mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesindeyiz. 27.03.2012

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2010/3737 E., 2011/1149 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Ancak kapanan yollar, yol boşlukları veya fazlalıkları ile kullanılmayan köy boşluklarının TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14, 16/A ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 21.maddeleri gereğince kazanma koşullarının oluşması halinde kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmeleri mümkündür.
8. Hukuk Dairesi         2010/3737 E.  ,  2011/1149 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tescil ... ile ... Köyü Tüzel Kişiliği ve dahili davalı Hazine aralarındaki tescil davasının kabulüne dair... Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 22.04.2010 gün ve 460/296 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi dahili davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı, dava dilekçesine ekli krokide A ve B harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümlerinin babası Servet ... tarafından ağabeyi... ...’a satıldığını, iki yıl önce de aynı taşınmazların... tarafından kendisine satıldığını, toplam 30-40 yılı aşkın zilyetliği bulunduğunu açıklayarak A ile gösterilen kısmın adına tapuya kayıt ve tesciline, B harfiyle işaretlenen bölümün ise kendisine ait özel yol olarak tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı köy tüzel kişiliğini temsilen köy muhtarı Mehmet Terzi, 05.05.2005 günlü yargılama oturumunda davacının davasını ispat etmesi gerektiğini bildirmiştir. Davaya katılması sağlanan dahili davalı Hazine vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, 04.03.2010 havale tarihli teknik bilirkişi Bekir Kardeş’in rapor ve krokisinde X ve Y harfleriyle gösterilen toplam 847,13 m2 yüzölçümlü iki parça taşınmaz hakkındaki davanın kabulüyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, dahili davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; kazanmayı sağlayan zilyetlik, harici satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir. Uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümleri dosya arasındaki bilgi ve belgelere göre, 07.06.1968 tarihinde yapılan tapulama çalışmaları sırasında köy boşluğu olarak tespit dışı bırakılan bir yerdir. Dava başlangıçta ... Sulh Hukuk Mahkemesinde açılmış olup, anılan mahkemenin 13.09.2006 tarihinde kesinleşen, 13.06.2006 tarih ve 2005/264 Esas, 2006/608 Karar sayılı kararıyla değer fazlalığı nedeniyle mahkemenin görevsizliğine, dava dilekçesinin görev yönünden reddine, dosyanın görevli ve yetkili ... Asliye Hukuk Mahkemesine aktarılmasına karar verilmiş ve HUMK.nun 193/3.fıkrasında öngörülen on günlük hak düşürücü süre içerisinde hakkında görevsizlik kararı verilen dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiği saptanmıştır. Kural olarak, aktif durumda bulunan ve kullanılan yol boşlukları veya fazlalıkları ile köy boşluklarının kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmeleri mümkün bulunmamaktadır. Ancak kapanan yollar, yol boşlukları veya fazlalıkları ile kullanılmayan köy boşluklarının TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14, 16/A ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 21.maddeleri gereğince kazanma koşullarının oluşması halinde kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmeleri mümkündür. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar, hükme esas alınan krokide X ve Y harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümlerinin orijinal paftada bulunan ... arkı olarak tabir edilen su arkına gitmek için yol olarak kullanıldığını ancak keşif tarihine göre 30 yıl önce arkın ortadan kalkmasıyla buranın yol olarak kullanılmaktan çıktığını ve terk edildiğini, davacının babasının da o tarihten beri bu yerleri kullanmaya başladığını, daha sonra...’e ve...’in de kardeşi davacıya sattığını bildirmişlerdir. Ne var ki; krokide X ve Y harfleriyle gösterilen bölümlerin diğer yollara ulaşmak için bir geçiş sağladığı, paftadan anlaşıldığından bu nedenle gerçekten köy halkı tarafından yol olarak kullanılıp kullanılmadığı, kadim yol olup olmadığı yönünde duraksama söz konusudur. Bu bakımından krokide X harfiyle gösterilen 632,10 m2’lik yerin yol olup olmadığının ya da hali hazırda kullanılan ve aktif durumda bulunan yol durumunda bulunup bulunmadığının kesin bir biçimde saptanabilmesi ve duraksamanın giderilmesi için, bitişikte bulunan komşu 230, 236, 237, 238, 292, 408, 444 ve 445 sayılı parsellere ait kadastro tutanakları ve ekleriyle kadastro sırasında bu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtlarının getirtilerek dosya arasına konulması, teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla komşu parsellere kayıt ve belgelerin keşifte uygulanması, dava konusu yeri ne gösterdikleri üzerinde durulması, teknik bilirkişiye kroki üzerinde işaret ettirilmesinin sağlanması, toplanacak deliller çerçevesinde başlangıçta kullanılan ve sonradan terk edilen yol veya boşluk olduğunun anlaşılması, bunun yanında kazanma koşullarının da oluştuğunun belirlenmesi halinde X harfiyle gösterilen yer bakımından şimdiki gibi davanın kabulüne, aksi halde davanın reddine karar verilmesinin düşünülmesi gerekir. Dahili davalı Hazine vekilinin Y harfiyle gösterilen 215,03 m2 yüzölçümlü taşınmaza yönelik temyiz itirazlarına gelince: Davacı vekili dava dilekçesi ekinde sunduğu ve dosya arasında bulunan pafta üzerindeki işaretlemeye göre A ve B harflerini dava konusu yaptığı, birinci keşif sonucu alınan Bekir Kardeş’e ait 09.05.2005 günlü rapora ekli krokide gösterilen C ve ikinci keşif sonucu Mehmet Menen’den alınan krokide ise işaretsiz bırakılan yer konusunda davacı; 04.03.2009 tarihinde yapılan üçüncü keşifte; “Dava dilekçesinde bahsettiği B harfi olarak gösterilen alana ilişkin kısmın özel yol olarak tahsis talebinden ve buna ilişkin davasından vazgeçtiğini, davasının sadece A harfiyle belirlenen yer olduğunu…” bildirmiştir. Beyanı HUMK.nun 151/son fıkrası gereğince imzasıyla onaylanmıştır Bu beyan, hukuken davacıyı bağlar niteliktedir. O halde davacı B harfiyle gösterilen yer hakkındaki davasından feragat ettiğine göre bu kısma yönelik davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş bulunması doğru değildir. Dahili davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Hemen belirtilmelidir ki, Türk Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 26 ncı maddesi ve Noterlik kanunun 60.
1. Hukuk Dairesi 2010/2806 E., 2010/4006 K. 1. Hukuk Dairesi 2010/2806 E., 2010/4006 K. - EL ATMANIN ÖNLENMESİ - TAPU İPTALİ VE TESCİL- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 706 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 994 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 213 ] - 1512 S. NOTERLİK KANUNU [ Madde 60 ] - 2644 S. TAPU KANUNU [ Madde 26 ] "İçtihat Metni" Asıl dava, elatmanın önlenmesi, karşı dava harici satın almaya dayalı tapu iptal tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 2801 ada 247 parselde bulunan 2 nolu bağımsız bölümün kayden davacıya ait olduğu, davalının harici satışa dayalı olarak taşınmazı tasarruf ettiği, taşınmazda kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, Türk Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 26 ncı maddesi ve Noterlik kanunun 60. maddesi hükümleri uyarınca tapuda kayıtlı olan taşınmazların resmi şekilde yapılmayan satışlarına hukukça değer tanınamaz ve mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmez. Bu husus, kamu düzeniyle ilgilidir ve re’sen gözetilir. Ne varki, harici satış Türk Medeni Kanununun 994. maddesi hükmü uyarınca harici satış bedelinden kaynaklanan hapis hakkı niteliğinde kişisel hak bahşeder. Şu da ifade edilmelidir ki 1940 tarih 2 / 77 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca haricen taşınmazı temlik eden kişi aldığı satış bedelini karşı tarafa ödemedikçe haricen satın alan kişinin taşınmazı terk etmesini isteyemez. Bu belirlemelere göre, karşı davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Bu yöne değinen karşı davacının temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine . Ancak, taraflar arasında 18.01.2007 tarihinde düzenlenen “ “gayrimenkul satış sözleşmesi” ” başlığını taşıyan belge uyarınca davacının satış bedelinden kaynaklanan varsa bir borcu bunun saptanması suretiyle belirlenecek değer üzerinden davalı yararına hapis hakkı tanınmak suretiyle elatmanın önlenmesine ve karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Davalının ( karşı davacının ), bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.4.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Türk Medeni Kanunu'nun 706, Borçlar Kanunu'nun 213, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti anataşınmazdan ayrılamaz.
9. Ceza Dairesi 2009/11369 E., 2011/2949 K. 9. Ceza Dairesi 2009/11369 E., 2011/2949 K. - MALA ZARAR VERME- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 706 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 151 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 152 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 153 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 213 ] - 2644 S. TAPU KANUNU [ Madde 26 ] "İçtihat Metni" Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Türk Medeni Kanunu'nun 706, Borçlar Kanunu'nun 213, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti anataşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse, kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar "ahde vefa" (sözde sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, öncelikle sanık tarafından yıkıldığı ve söküldüğü iddia ve kabul edilen tuğla duvar ve tel örgünün bulundukları yerin fiili taksim sonucu kimin kullanımında olduğu ve mülkiyetinin kime ait olduğu yerinde yapılacak keşifte dinlenecek mahalli bilirkişi, tanık anlatımları veya bilirkişi incelemesi ve dosyaya ibraz edilen Kartal Onuncu Noterliği'nin 27.07.1999 tarih 34787 yevmiye nolu muvafakatnamesi ile kesin olarak saptandıktan sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma ve yazılı gerekçe ile beraatine karar verilmesi, Kanuna aykırı, katılanın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA), 17.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 264 ]
Hukuk Genel Kurulu 2009/13-175 E., 2009/209 K. Hukuk Genel Kurulu 2009/13-175 E., 2009/209 K. - BOŞANMA, MADDİ-MANEVİ TAZMİNAT VE YOKSULLUK NAFAKASI DAVASI- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 166 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 169 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 185 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 186 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 215 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 223 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 242 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 244 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 262 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 263 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 264 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 267 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 42 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 4 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 44 ] "İçtihat Metni" \*Türk medeni kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada madem ki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. #öyle ise türk medeni kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. \*az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(tmk.md.166/2) #mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni sayılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir. 2-\* türk medeni kanununun 174/1. Maddesi mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini, 186. Maddesi, evi birlikte seçeceklerini , birliğin giderlerine güçleri oranlarında emek ve mal varlıkları ile katılacaklarını öngörmüştür. Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin diğerinden daha ziyade kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi (mk.md,4 bk.md.42 ve 44 ) dikkate alınarak \* davalı kadın yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir. 3-türk medeni kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen \* davalı kadının ağır yada eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (tmk. 4 bk. 42,43,44,49) dikkate alınarak \* davalı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir. 4-boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (tmk. Md.186/1) geçimine, (tmk md.185/3) malların yönetimine (tmk. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (tmk.md.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (resen) almak zorundadır (tmk.169). O halde dava tarihinden geçerli olmak üzere, herhangi bir işi ve geliri olmayan \* davalı kadın yararına türk medeni kanununun 185/3, 186/3 maddelerine uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. 5-toplanan delillerden herhangi bir işi ve geliri bulunmayan davalı kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği sabit olmuş ve türk medeni kanununun 175. Maddesi koşulları kadın yararına oluşmuştur. Davalı kadın yararına uygun miktar yoksulluk nafakası takdiri gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir...) Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Yerel Mahkeme, ilk kararında davalı tarafından açılan ve reddine karar verilen boşanma davasına ilişkin E… …. 2.Aile Mahkemesinin 2005/1596 esas 2006/489 karar sayılı ilamından bahsetmediği halde bozmadan sonra dosyaya ibraz edilen karar direnme kararına gerekçe yapılmıştır. Bu durumda, Yerel Mahkemece direnme kararı olarak nitelendirilen temyize konu kararın, gerçekte bir direnme kararı değil, yeni bir hüküm niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kurulu'na değil, Özel Daireye aittir. Bu nedenle dosya Özel Daireye gönderilmelidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2.HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine, 03.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.