Türk Medeni Kanunu 277. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 277- Boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle ya da kanun veya mahkeme kararı gereğince mal ayrılığına geçiş hâllerinde, her eş edinilmiş mallara katılma rejiminde kendi kişisel malı sayılacak olanları ortaklık mallarından geri alır.
Geri kalan ortaklık malları eşler arasında yarı yarıya paylaşılır.
Yasal paylaşmanın değiştirilmesine ilişkin anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir.
VII. Paylaşma usulü
1. Kişisel mallar
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2010/12277 E., 2010/13806 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Yasalarda şerh edilebilecek kişisel haklar sınırlı sayıda gösterilmiş, kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kişisel hak niteliğinde olan kiracılık hakkı da tapuya şerh edilebilecek haklardan olup gerek Borçlar Kanunu da gerekse Türk Medeni Kanununun da düzenleme yeri bulmuştur. Borçlar Kanununun 255 ve bunun paralelinde olan 277. maddesi gereğince taraflar bir taşınmazın kiralanmasında sözleşmenin t
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2010/12277 E. , 2010/13806 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.04.2009 gününde verilen dilekçe ile Tapu Sicil Müdürlüğünün şerh istemini red kararının iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 24.06.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 46402 ada 1 parsel sayılı taşınmazı dava dışı şirketten kiraladığını, sözleşmenin tapuya şerhi konusunda anlaşma da yaptıklarını, ancak Tapu Sicil Müdürlüğünün şerh başvurusunu taşınmazın tapu kaydında kamu haczi bulunduğu gerekçesiyle reddettiğini, işlemin iptali için idari yargıya başvurduklarını, bu davalarının da adli yargının görevli olduğundan bahisle reddedildiğini ileri sürerek Tapu Sicil Müdürlüğünün şerh başvurusu isteminin reddine dair kararının iptalini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece taşınmazın tapu kaydında kamu haczi bulunduğu gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Davanın hukuki nitelemesini yapmadan önce kira sözleşmelerinin tapuya şerhinin hukuki niteliği ve bu husustaki yasal düzenlemelere kısaca değinmek gerekir.
Kira sözleşmesinin kurulması ile birlikte kiracı kiracılık hakkına sahip olur. Bu hak kişisel bir haktır. Bilindiği gibi kişisel haklar yalnızca sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebilir. Taşınmaz üzerinde doğan kişisel haklar da aynı niteliktedir. Borçlu bu taşınmazı üçüncü kişiye geçirirse kişisel hakkın üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilme olanağı yoktur, ancak borçludan borca aykırılıktan dolayı Borçlar Kanununun 96.maddesine göre tazminat istenebilir.
Taşınmazlarda mülkiyetin geçirilmesi değil yalnızca kullandırma, yararlandırma istemi veren adi kira ve ürün kirası hakkı gibi kişisel haklarda da durum böyledir.
İşte taşınmazlardaki kişisel hakların tapu kütüğüne şerhi, hak sahiplerine, kendileri için doyurucu olmayan üstelik gerçekleşmesi borçlunun ödeme gücüne bağlı, bu nedenle de kuşkulu olan yalnız tazminat gideri istemiyle yetinmek zorunda kalmaktan kurtarmakta, bu hakların taşınmaza edinen üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesine olanak sağlamaktadır. Ancak, bu açıklamalardan her türlü kişisel hakkın tapu kaydına şerh edilebileceği anlamı çıkartılmamalıdır. Yasalarda şerh edilebilecek kişisel haklar sınırlı sayıda gösterilmiş, kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kişisel hak niteliğinde olan kiracılık hakkı da tapuya şerh edilebilecek haklardan olup gerek Borçlar Kanunu da gerekse Türk Medeni Kanununun da düzenleme yeri bulmuştur.
Borçlar Kanununun 255 ve bunun paralelinde olan 277. maddesi gereğince taraflar bir taşınmazın kiralanmasında sözleşmenin tapu siciline şerh verilmesini kararlaştırabilirler. Bu sözleşme kira sözleşmesinden bağımsız bir sözleşme olup, kira sözleşmesi içinde veya ondan ayrı olarak düzenlenebilir.
Türk Medeni Kanununun 1009. maddesi düzenlemesi ile de tapu kütüğüne şerh edilebilecek kişisel haklar arsında kira sözleşmesinden kaynaklanan kiracılık hakkı da sayılmıştır.
Gerek Borçlar Kanunu düzenlemesinde(m.225/2) gerekse Türk Medeni Kanunu Düzenlemesinde(m.1009/2) tapuya şerhedilen kişisel hak niteliğindeki kiracılık hakkının taşınmazın el değiştirilmesi halinde yeni malike karşı da ileri sürülebileceği kabul edilmiştir(şerhin munzam etkisi). Kiracılık hakkının tapuya şerhi aynı zamanda borç ilişkisini eşyaya bağlı borç durumuna koyacağından şerhten sonra taşınmaza malik olan kişi, kendi mülkiyeti sırasında doğacak borçla yükümlü olur(Gürsoy-Eren-Cansel, Türk Eşya Hukuku, 1978, s. 294; Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İstanbul 2006, s. 17ve 201; Şafak Erel, Eşyaya Bağlı Borç İlişkisi, Ankara 1982, s 7; Haluk N.Nomer Vefa Hakkı, İstanbul 1992, s.73; Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri C.I/2 İstanbul 1988, s.133; İsviçre Hukuku, Fransız Hukuku, ve Alman Medeni Kanunu ile Mukayeseli Olarak Türk Hukukunda Hasılat Kirası Erol Cansel Ankara 1953 s.90; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, 20.6.1951 gün ve 13/15; 21.5.1958 gün ve 7/5 sayılı). Şu hale göre bir taşınmazın kiraya verilmesine ilişkin sözleşmeden kaynaklanan kiracılık hakkının tapu siciline şerhinin kabul edilmesi ve sonuç olarak şerhin tapuya da işlenmesi gerektiği hususunda herhangi bir kuşku yoktur ve bu gibi durumlarda kiralayan tescil yükümlülüğünü yerine getirmezse kiracı bu yükümlülüğün ifası için dava açabilir.
Somut olayda; davacı kira sözleşmesinden kaynaklanan kiracılık hakkının tapuya şerhi isteminin Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından reddine dair kararının iptalini istemektedir. Yukarıda da değinildiği gibi şerh anlaşmasının bulunması halinde kiracı bu anlaşma gereğince tapuya kira sözleşmesinin şerhi için dava açabilir. Kuşkusuz bu davasını sözleşmenin akidine (taşınmaz malikine) yöneltmesi gerekir. Davacının Tapu Sicil Müdürlüğünün şerh talebini karşılamaması halinde izleyeceği yöntem budur. Tapu sicil müdürlüğünün şerh talebini karşılamaması nedeniyle işlemin iptalinin istenmesi yöntemiyle değil, sözleşmenin tarafının hasım gösterileceği davada amaca ulaşma olanağı bulunmaktadır. Bu nedenle davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı yoktur. Mahkemece davanın bu nedenle reddi gerekirken yazılı gerekçelerle reddi doğru görülmemiştir. Ancak, verilen karar sonucu itibariyle doğru olduğundan HUMK'nun 438/son maddesi gereğince kararın gerekçesinin açıklandığı şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek hükmün onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün gerekçesinin DEĞİŞTİRİLEREK ve DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 10.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (3)
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2008/5690 E., 2008/6838 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Yasalarda şerh edilebilecek kişisel haklar sınırlı sayıda gösterilmiş, kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kişisel hak niteliğinde olan kiracılık hakkı da tapuya şerh edilebilecek haklardan olup gerek Borçlar Kanunu da gerekse Türk Medeni Kanununun da düzenleme yeri bulmuştur. Borçlar Kanununun 255 ve bunun paralelinde olan 277. maddesi (bir taşınmazın kiralanmasında sözleşmenin tapu siciline şerh
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/5690 E. , 2008/6838 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.07.2005 gününde verilen dilekçe ile kira sözleşmesinin tapuya şerhi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 26.04.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, kira sözleşmesinin tapu kaydına şerh verilmesi isteğine ilişkindir.
Davacı, 330 ada 2 parsel sayılı taşınmazın doğu kısmında 15 metrekarelik kısmı kırk yıllığına kiraladığını ileri sürerek sözleşmenin tapu kaydına şerhini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece baz istasyonu kurmak üzere kiralandığı ileri sürülen yer için taraflar arasında usulüne uygun düzenlenmiş kira sözleşmesi ve şerh anlaşması bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü, davacı tarafından temyiz etmiştir.
Bilindiği gibi, kira sözleşmesinin kurulması ile birlikte kiracı kiracılık hakkına sahip olur. Bu hak kişisel bir haktır, yalnızca sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebilir. Taşınmaz üzerinde doğan kişisel haklarda aynı niteliktedir. Borçlu bu taşınmazı üçüncü kişiye geçirirse kişisel hakkın üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilme olanağı yoktur, ancak borçludan borca aykırılıktan dolayı Borçlar Kanununun 96.maddesine göre tazminat istenebilir.
Taşınmazlarda mülkiyetin geçirilmesi değil yalnızca kullandırma, yararlandırma istemi veren adi kira ve ürün kirası hakkı gibi kişisel haklarda da durum böyledir.
İşte taşınmazlardaki kişisel hakların tapu kütüğüne şerhi, hak sahiplerine, kendileri için doyurucu olmayan üstelik gerçekleşmesi borçlunun ödeme
gücüne bağlı, bu nedenle de kuşkulu olan yalnız tazminat gideri istemiyle yetinmek zorunda kalmaktan kurtarmakta, bu hakların taşınmaza edinen üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesine olanak sağlamaktadır. Ancak, bu açıklamalardan her türlü kişisel hakkın tapu kaydına şerh edilebileceği anlamı çıkartılmamalıdır. Yasalarda şerh edilebilecek kişisel haklar sınırlı sayıda gösterilmiş, kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kişisel hak niteliğinde olan kiracılık hakkı da tapuya şerh edilebilecek haklardan olup gerek Borçlar Kanunu da gerekse Türk Medeni Kanununun da düzenleme yeri bulmuştur.
Borçlar Kanununun 255 ve bunun paralelinde olan 277. maddesi (bir taşınmazın kiralanmasında sözleşmenin tapu siciline şerh verilmesini iki taraf sözleşebilirler. Bu sözleşme kira sözleşmesinden bağımsız bir sözleşme olup, kira sözleşmesi içinde veya ondan ayrı olarak düzenlenebilir.
Türk Medeni Kanununun 1009. maddesi düzenlemesi ile de tapu kütüğüne şerh edilebilecek kişisel haklar arasında kira sözleşmesinden kaynaklanan kiracılık hakkı da sayılmıştır.
Gerek Borçlar Kanunu düzenlemesinde(m.255/2) gerekse Türk Medeni Kanunu Düzenlemesinde(m.1009/2) tapuya şerhedilen kişisel hak niteliğindeki kiracılık hakkının taşınmazın el değiştirilmesi halinde yeni malike karşı da ileri sürülebileceği kabul edilmiştir(şerhin munzam etkisi). Kiracılık hakkının tapuya şerhi aynı zamanda borç ilişkisini eşyaya bağlı borç durumuna koyacağından şerhten sonra taşınmaza malik olan kişi, kendi mülkiyeti sırasında doğacak borçla yükümlü olur(Gürsoy-Eren-Cansel, Türk Eşya Hukuku, 1978, s. 294; Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İstanbul 2006, s. 17ve 201; Şafak Erel, Eşyaya Bağlı Borç İlişkisi, Ankara 1982, s 7; ... N.Nomer Vefa Hakkı, İstanbul 1992, s.73; ... Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri C.I/2 İstanbul 1988, s.133; İsviçre Hukuku, Fransız Hukuku, ve Alman Medeni Kanunu ile Mukayeseli Olarak Türk Hukukunda Hasılat Kirası Erol Cansel Ankara 1953 s.90; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, 20.6.1951 gün ve 13/15; 21.5.1958 gün ve 7/5 sayılı).
Şu hale göre bir taşınmazın kiraya verilmesine ilişkin sözleşmeden kaynaklanan kiracılık hakkının tapu siciline şerhinin kabul edilmesi ve sonuç olarak şerhin tapuya da yapılması hususunda herhangi bir kuşku yoktur ve bu gibi durumlarda kiralayan tescil yükümlülüğünü yerine getirmezse kiracı bu yükümlülüğün ifası için dava açabilir.
Eldeki dava da şerh anlaşması gereğinin yerine getirilmesi amacıyla açılmıştır. Mahkemenin kabulünün aksine 24.5.2005 tarihli kontrat başlıklı tarafların imzasını da taşıyan belge yazılı kira sözleşmesi niteliğinde olup, ayrıca sözleşmenin tapuya şerhi hususunu da içermektedir. Ancak, anlaşmaya
konu taşınmaz tapu kaydına göre davalı dışında bir paydaş daha vardır. Burada paylı mülkiyete konu taşınmaz malda paydaşlardan birisinin kira sözleşmesi ve bu sözleşmenin tapuya şerhine ilişkin sözleşme düzenleyip düzenleyemeyeceği hususunun irdelenmesi gerekmektedir.
Paylı mülkiyette, yönetim ve tasarrufun ne şekilde yapılacağı Medeni Kanunun 689, 690 ve 691.maddelerinde düzenlenmiş olup;
Türk Medeni Kanunu’nun 691. maddesi hükmünce taşınmazın işletme usulünün veya tarım türünün değiştirilmesi adi kiraya veya ürün kirasına ilişkin sözleşmelerin yapılması veya feshi, toprağın ıslahı gibi önemli yönetim işleri için pay ve paydaş çoğunluğunun karar vermesi gerekir. Kısaca söylemek gerekirse davacı davalı ile olan kira ilişkisinin varlığı kanıtlansa dahi, bu kişi taşınmazı pay ve paydaş çoğunluğu olmaksızın davacıya kiraya veremeyeceği gibi, sözleşmenin tapuya şerhi hususunda anlaşmada yapamayacaktır. Mahkemece davanın bu nedenle reddi gerekirken yazılı nedenle reddi doğru olmamış ise de, yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 438/son maddesi gereğince kararın, gerekçesinin açıklandığı şekilde değiştirilmesine karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının reddine, yerel mahkeme kararının gerekçesinin DEĞİŞTİRİLEREK ve DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 30.05.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2006/11812 E., 2007/915 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Yasalarda şerh edilebilecek kişisel haklar sınırlı sayıda gösterilmiş, kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kişisel hak niteliğinde olan kiracılık hakkı da tapuya şerh edilebilecek haklardan olup gerek Borçlar Kanunu da gerekse Türk Medeni Kanununun da düzenleme yeri bulmuştur. Borçlar Kanununun 255 ve bunun paralelinde olan 277. maddesi (bir taşınmazın kiralanmasında sözleşmenin tapu siciline şerh
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/11812 E. , 2007/915 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 4.8.2005 gününde verilen dilekçe ile kira sözleşmesinin tapu kaydına şerhi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 4.4.2006 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 6.2.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı Av.... geldi. Karşı taraftan davalı ve vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, kira sözleşmesinin tapu kaydına şerh verilmesi isteğine ilişkindir.
Davacı, Mersin İhsaniye Mahallesinde kain 208 parsel sayılı taşınmazı 1.7.1985 tarihli kira sözleşmesi ile kiraladıklarını, kira süresinin bitiminde sözleşmenin temdid edildiğini, ve sözleşmenin “özel şartlar” bölümünün B maddesi gereğince temdidin tapu kaydına şerh edileceğinin kararlaştırıldığını, ancak, tapu sicil müdürlüğünde işlem yapamadıklarını ileri sürerek, kira sözleşmesinin tapuya şerhini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Kira sözleşmesinin kurulması ile birlikte kiracı kiracılık hakkına sahip olur. Bu hak kişisel bir haktır. Bilindiği gibi kişisel haklar yalnızca sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebilir. Taşınmaz üzerinde doğan kişisel haklarda aynı niteliktedir. Borçlu bu taşınmazı üçüncü kişiye geçirirse kişisel hakkın üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilme olanağı yoktur, ancak borçludan borca aykırılıktan dolayı Borçlar Kanununun 96.maddesine göre tazminat istenebilir.
Taşınmazlarda mülkiyetin geçirilmesi değil yalnızca kullandırma, yararlandırma istemi veren adi kira ve ürün kirası hakkı gibi kişisel haklarda da durum böyledir.
İşte taşınmazlardaki kişisel hakların tapu kütüğüne şerhi, hak sahiplerine, kendileri için doyurucu olmayan üstelik gerçekleşmesi borçlunun ödeme gücüne bağlı, bu nedenle de kuşkulu olan yalnız tazminat gideri istemiyle yetinmek zorunda kalmaktan kurtarmakta, bu hakların taşınmaza edinen üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesine olanak sağlamaktadır. Ancak, bu açıklamalardan her türlü kişisel hakkın tapu kaydına şerh edilebileceği anlamı çıkartılmamalıdır. Yasalarda şerh edilebilecek kişisel haklar sınırlı sayıda gösterilmiş, kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kişisel hak niteliğinde olan kiracılık hakkı da tapuya şerh edilebilecek haklardan olup gerek Borçlar Kanunu da gerekse Türk Medeni Kanununun da düzenleme yeri bulmuştur.
Borçlar Kanununun 255 ve bunun paralelinde olan 277. maddesi (bir taşınmazın kiralanmasında sözleşmenin tapu siciline şerh verilmesini iki taraf sözleşebilirler. Bu sözleşme kira sözleşmesinden bağımsız bir sözleşme olup, kira sözleşmesi içinde veya ondan ayrı olarak düzenlenebilir.
Türk Medeni Kanununun 1009. maddesi düzenlemesi ile de tapu kütüğüne şerh edilebilecek kişisel haklar arsında kira sözleşmesinden kaynaklanan kiracılık hakkı da sayılmıştır.
Gerek Borçlar Kanunu düzenlemesinde(m.225/2) gerekse Türk Medeni Kanunu Düzenlemesinde(m.1009/2) tapuya şerhedilen kişisel hak niteliğindeki kiracılık hakkının taşınmazın el değiştirilmesi halinde yeni malike karşı da ileri sürülebileceği kabul edilmiştir(şerhin munzam etkisi). Kiracılık hakkının tapuya şerhi aynı zamanda borç ilişkisini eşyaya bağlı borç durumuna koyacağından şerhten sonra taşınmaza malik olan kişi, kendi mülkiyeti sırasında doğacak borçla yükümlü olur(Gürsoy-Eren-Cansel, Türk Eşya Hukuku, 1978, s. 294; Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İstanbul 2006, s. 17ve 201; Şafak Erel, Eşyaya Bağlı Borç İlişkisi, Ankara 1982, s 7; Haluk N.Nomer Vefa Hakkı, İstanbul 1992, s.73; Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri C.I/2 İstanbul 1988, s.133; İsviçre Hukuku, Fransız Hukuku, ve Alman Medeni Kanunu ile Mukayeseli Olarak Türk Hukukunda Hasılat Kirası Erol Cansel Ankara 1953 s.90; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, 20.6.1951 gün ve 13/15; 21.5.1958 gün ve 7/5 sayılı).
Şu hale göre bir taşınmazın kiraya verilmesine ilişkin sözleşmeden kaynaklanan kiracılık hakkının tapu siciline şerhinin kabul edilmesi ve sonuç olarak şerhin tapuya da yapılması hususunda herhangi bir kuşku yoktur ve bu gibi durumlarda kiralayan tescil yükümlülüğünü yerine getirmezse kiracı bu yükümlülüğün ifası için dava açabilir.
Eldeki dava da şerh anlaşması gereğinin yerine getirilmesi amacıyla açılmıştır. Ancak, anlaşmaya konu taşınmaz tapu kaydına göre Mersin ili İhsaniye Mahallesine bulunmaktadır. Bilindiği gibi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 13 maddesi taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıklarda yetkili kuralını düzenlemektedir. Anılan maddenin 2. fıkrası hükmü, “Gayrimenkule mütaallik dava sebebi ne olursa olsun gayrimenkulün aynına veya gayrimenkul üzerinde bir hakka veya muvakkat olsa bile anın zilyedliğine veyahut hakkı hapsine mütedair olanlardır. İrtifak haklarına dair iddialarda, üzerine irtifak hakkı taallük eden malın bulunduğu mahal mahkemesi selahiyettardır.” şeklindedir.
Yasa koyucu Usulün 13. maddesinin 2. fıkrasında davanın taşınmaza ilişkin olması için taşınmaza ait bir hakkın ileri sürülmesini yeterli görmüş, o hakkın ayni olması gerektiği şartını aramamıştır. Yukarıdan beri yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı gibi, kira sözleşmesinden kaynaklanan kiracılık hakkı kişisel hak niteliğinde olup, bu hakkın tapuya şerh edilmesi ile ayni hak niteliği kazanmamakla birlikte, etkisi güçlenmekte, borç ilişkisi eşyaya bağlı hale gelmekte ve üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilmektedir. Bu şahsi hakka dayanan dava kazanıldığında da tapu kütüğü bakımından bir değişiklik meydana gelmektedir. O halde tüm bu yönler birlikte değerlendirildiğinde şerhe ilişkin davaların taşınmazın aynına müteallik davalar olarak kabulü gerekir. Öğretide de bu görüş paylaşılmaktadır (İsmet Sungurbey Kişisel Hakların Tapu Kütüğüne Şerhi, İstanbul 1963, s.134; Saim Üstündağ'ın Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 2000, s.204; Prof. İlhan E. Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1975, s. 154. ).
Yeniden somut olaya döndüğümüzde, kira sözleşmesinden kaynaklanan kiracılık hakkının üzerine şerhedilmesi istenen taşınmaz mal Mersin İhsaniye mahallesinde bulunduğuna göre, HUMK.nun 13.maddesinde düzenlenen yetki kuralının kamu düzenine de ilişkin olduğu gözetildiğinde davanın Mersin Mahkemelerinde görülmesi gerekeceğinden yetkisizlik kararı verilmelidir. Mahkemece aksine düşüncelerle işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 500,00 YTL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 6.2.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Yasalarda şerh edilebilecek kişisel haklar sınırlı sayıda gösterilmiş, kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kişisel hak niteliğinde olan kiracılık hakkı da tapuya şerh edilebilecek haklardan olup, gerek Borçlar Kanunu'nda gerekse Türk Medeni Kanunu'nda düzenleme yeri bulmuştur. Borçlar Kanunu'nun 255 ve bunun paralelinde olan 277. maddesi (bir taşınmazın kiralanmasında sözleşmenin tapu siciline şerh
14. Hukuk Dairesi 2006/14184 E., 2007/418 K.
14. Hukuk Dairesi 2006/14184 E., 2007/418 K.
- KİRA SÖZLEŞMESİNİN TAPUYA ŞERHİ
- VEKİLİN ÖZEL YETKİSİ OLMASI GEREKEN HALLER- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 1009 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 225 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 255 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 277 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 386 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 388 ]
"İçtihat Metni"
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 23.06.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydmdaki kira sözleşmesi şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 02.03.2006 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı, maliki olduğu 13877 parsel sayılı taşınmazının kiraya verilmesi için dava dışı Muammer'e 17.02.2002 tarihinde vekalet verdiğini, taşınmazın vekil tarafından davalıya kiralandığını, kira sözleşmesinde sözleşmenin tapu kaydına şerh verilmesine ilişkin anlaşma yapıldığını ve bu anlaşma uyarınca 15 yıllık düzenlenen kira sözleşmesinin tapu kaydına şerh verildiğini, vekaletnamede, kira sözleşmesinin tapu kaydına şerhi hususunda yetki bulunmadığını ileri sürerek tapu kaydmdaki kira şerhinin terkinine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, tapu kaydındaki kira sözleşmesi şerhinin terkini isteğine ilişkindir. İstemin dayanağını, vekil aracılığı ile düzenlenen kira sözleşmesinin tapu kaydına şerhi için vekaletnamede yetki verilmediği iddiası oluşturmaktadır.
Borçlar Kanunu'nun 386/1. maddesinde düzenlenen vekalet bir akittir ki, vekili müvekkili menfaatine ve iradesine uygun bir sonuca yönelen bir iş görmeyi bir zaman kaybına tabi olmaksızın ve nisbeten bağımsız olarak yapma borcunu, sonucunun elde edilememesi rizikosu ona ait olmamak üzere yükler (Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, İstanbul 1989, C. 2, s. 356). Hukuksal işlemlere ilişkin vekalet, ayrı ayrı belirtilen bir veya birkaç işlemin yapılması için verilebileceği gibi her türlü işlemlerin veya bir grup işlemlerin yapılmasına izin veren genel bir nitelik de taşıyabilir (Turan Esener, Salahiyete Müstenit Temsil, Ankara 1961, s. 77).
Borçlar Kanunu'nun 388. maddesinde de vekaletin kapsamı düzenlenmiştir.
Maddenin 1. fıkrasına göre, vekaletin kapsamı sözleşme ile açıkça tespit edilmemişse ilişkin olduğu işin mahiyetine göre tayin edilir. İşin niteliği, işgörme ile erişilmek istenilen amaç, olayın özellikleri, bu konudaki teamüller vekilin neler yapması ve nelerden kaçınması gerektiğini belli eder (Tandoğan, C. 2, s. 393).
Borçlar Kanunu'nun 388/III. maddesine göre de, vekil özel olarak yetkili kılınmadıkça, dava açamaz, sulh olamaz, tahkim sözleşmesi yapamaz, mal bağışlayamaz, bir taşınmaz mülkiyetini devredemez ve haklarla takyit edemez, kambiyo senetleri düzenleyemez. Böylece, kendisine, ister temsilcinin bazı işlemleri yapabilmesi için özel yetki alması gerektiği (olmadıkça yapamayacağı) hususu anılan madde ile öngörülmüştür. Borçlar Kanunu'nun 388/III. maddesinde böylece vekaletin kapsamına yasal bir sınırlama getirmiş bulunmaktadır. Bu sınırlama iyiniyetli üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir (Tandoğan, C. 1/2, s. 135; C. 2, s. 396).
Vekalet ve vekaletin kapsamı ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde, kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kişisel hak niteliğinde bulunan kiracılık hakkının tapu kaydına şerhinde vekaletnamede özel yetki aranıp aranmayacağı sorusunun cevabını aramak gerekir.
Taşınmaz mülkiyetinin nakline veya irtifak, rehin, taşınmaz mükellefiyeti gibi bir ayni hakla takyidine ilişkin talebin vekil tarafından yapılması özel yetkiyi zorunlu kılar. Bu husus Tapu Sicil Tüzüğü'nde de açıkça düzenlenmiştir (m. 13). Yalnız adı geçen tescil taleplerin değil, mülkiyetin nakli ve diğer sınırlı hakların kurulmasına ilişkin borç doğurucu sözleşmelerin müvekkil adına vekil tarafından yapılması için de özel yetki gerektiği, yukarıda değinilen Borçlar Kanunu'nun 388/III. maddesi hükmü gereğidir. Kişisel hakların tapu kütüğüne şerhinde de vekilin özel yetkisinin gerekip gerekmediğinin cevabını kişisel hakların niteliği ve kanunlardaki bu haklara ilişkin düzenlemelerde aramak gerekir.
Bilindiği gibi, kişisel haklar yalnızca sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebilir. Taşınmaz üzerinde doğan kişisel haklar da aynı niteliktedir. Borçlu bu taşınmazı üçüncü kişiye geçirirse kişisel hakkın üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilme olanağı yoktur, ancak borçludan borca aykırılıktan dolayı Borçlar Kanunu'nun 96. maddesine göre tazminat istenebilir. Taşınmazlarda mülkiyetin geçirilmesi değil yalnızca kullandırma, yararlandırma istemi veren adi kira ve ürün kirası hakkı gibi kişisel haklarda da durum böyledir.
İşte taşınmazlardaki kişisel hakların tapu kütüğüne şerhi, hak sahiplerine, kendileri için doyurucu olmayan üstelik gerçekleşmesi borçlunun ödeme gücüne bağlı, bu nedenle de kuşkulu olan yalnız tazminat gideri istemiyle yetinmek zorunda kalmaktan kurtarmakta, bu hakların taşınmazı edinen üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesine olanak sağlamaktadır. Ancak, bu açıklamalardan her türlü kişisel hakkın tapu kaydına şerh edilebileceği anlamı çıkartılmamalıdır. Yasalarda şerh edilebilecek kişisel haklar sınırlı sayıda gösterilmiş, kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kişisel hak niteliğinde olan kiracılık hakkı da tapuya şerh edilebilecek haklardan olup, gerek Borçlar Kanunu'nda gerekse Türk Medeni Kanunu'nda düzenleme yeri bulmuştur.
Borçlar Kanunu'nun 255 ve bunun paralelinde olan 277. maddesi (bir taşınmazın kiralanmasında sözleşmenin tapu siciline şerh verilmesini iki taraf sözleşebilirler. Bu sözleşme kira sözleşmesinden bağımsız bir sözleşme olup, kira sözleşmesi içinde veya ondan ayrı olarak düzenlenebilir.)
Türk Medeni Kanunu'nun 1009. maddesi düzenlemesi ile de tapu kütüğüne şerh edilebilecek kişisel haklar arasında kira sözleşmesinden kaynaklanan kiracılık hakkı da sayılmıştır.
Gerek Borçlar Kanunu düzenlemesinde (m. 225/2) gerekse Türk Medeni Kanunu düzenlemesinde (m. 1009/2) tapuya şerhedilen kişisel hak niteliğindeki kiracılık hakkının taşınmazın el değiştirmesi halinde yeni malike karşı da ileri sürülebileceği kabul edilmiştir (şerhin munzam etkisi). Kiracılık hakkının tapuya şerhi aynı zamanda borç ilişkisini eşyaya bağlı borç durumuna koyacağından, şerhten sonra taşınmaza malik olan kişi, kendi mülkiyeti sırasında doğacak borçla yükümlü olur (Gürsoy-Eren-Cansel, Türk Eşya Hukuku, 1978, s. 294; Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İstanbul 2006, s. 17 ve 201; Şafak Erel, Eşyaya Bağlı Borç İlişkisi, Ankara 1982, s 7; Haluk N.Nomer, Vefa Hakkı, İstanbul 1992, s. 73; Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri G. 1/2, İstanbul 1988, s. 133; Erol Cansel, İsviçre Hukuku, Fransız Hukuku ve Alman Medeni Kanunu ile Mukayeseli Olarak Türk Hukukunda Hasılat Kirası, Ankara 1953, s. 90; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, 20.06.1951 gün ve 13/15; 21.05.1958 gün ve 7/5 sayılı).
Tüm bu açıklamalar da göstermektedir ki, bir şerh anlaşmasının varlığında zorunlu kılan kira sözleşmesinden kaynaklanan kişisel hakkın tapu kaydına şerhi bu hakkı güçlendirmekte, ayni nitelik kazandırmamakla birlikte taşınmazın aynı ile doğrudan bağlantılı bulunmaktadır. O halde, kişisel hakların tapu kaydına şerhine ilişkin kurallarda yine taşınmazın aynı ile ilgili ayni hakların tesciline ilişkin kuralların kıyas yolu ile uygulanması gerekir (Nomer, s. 69; Sungurbey, s. 54-55). Zira, yine kişisel hakkın tapu kütüğüne şerhi mülkiyet hakkının malike verdiği yetkileri daralttığından tam ve kişisel hak sahibi açısından taşınmazın aynı ile ilgili istem doğurduğundan borçlu açısından bir tasarruf işlemi olup, vekilin bu konuda özel yetkisinin bulunmasını zorunlu kılar. Az yukarıda değindiğimiz Tapu Sicil Tüzüğü'nün 13. maddesinde de tapu kaydında işlem yapacak kişilerin istemde bulunabilmeleri için tasarruf yetkisine sahip olmaları aranmış, bu bağlamda vekil aracılığı ile yapılacak işlemlerde özel yetki istenmiştir.
Yukarıdan beri yapılan açıklamalar bütün olarak değerlendirildiğinde tapu kaydında yapılacak işlemler arasında sayılan şerhler kapsamında kira sözleşmesi şerhi de yer almıştır. Kira sözleşmesinin düzenlenmesi için genel vekaletnamenin yeterli bulunmasına rağmen bu sözleşmeden kaynaklanan kişisel hakkın özelliği, sözleşme ilişkisinden kaynaklanan borcun eşyaya bağlı bir borç haline gelmesi, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilme olanağı ve tapuda yapılacak işlem ile doğrudan taşınmaz mülkiyetinin etkilenmesi ve malikin taşınmaz üzerindeki yetkilerini daraltması olgusu karşısında şerh anlaşmasının yapılması ve buna bağlı olarak da anlaşmanın tapuya şerh edilmesi vekil aracılığı ile yapıldığında vekaletnamede özel yetkiyi zorunlu kılmaktadır. Hal böyle olunca da, eldeki davada davacının vekile verdiği vekaletname içeriğinden şerh anlaşması yapılması konusunda verilmiş özel bir yetkinin bulunmadığı, yetkisiz vekil aracılığıyla tapu kaydına şerh konulduğu asil davacının bu işleme olur vermediği de anlaşıldığına göre sözleşmedeki genel nitelikteki ifadelerden hareketle vekilin şerh anlaşması yapma yetkisinin bulunduğundan söz edilmez.
Davanın açıklanan nedenlerle kabulü gerekirken reddi doğru değildir. Karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 23.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, aşağıda sayılanlardan hangileri eşler arasında uygulanabilecek mal rejimleri arasında yer alır?
I. Edinilmiş mallara katılma rejimi
II. Mal ayrılığı rejimi
III. Mal ortaklığı rejimi
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.