Türk Medeni Kanunu 339. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 339- Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.
Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.
Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.
Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.
Çocuğun adını ana ve babası koyar.
II. Eğitim
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
14 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2023/2992 E., 2025/1577 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ( 4721 sayılı Kanun ) 339. maddesinde velayet kapsamında çocuğun, ana ve babasının rızası dışında evi terk edemeyeceği düzenlenmiş olup sanığın mağdur çocuktan evini terk etmemesini isteme hakkının yasadan ...
8. Ceza Dairesi 2023/2992 E. , 2025/1577 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/1142 E., 2022/2709 K.
SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Mağdur ...'ın dosyada katılan sıfatının bulunmadığı, bu nedenle mağdurun temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece Mahkemesi Kararı
Çerkezköy 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.07.2021 tarihli ve 2020/327 Esas, 2021/513 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-c maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi'nin 12.12.2022 tarihli ve 2022/1142 Esas, 2022/2709 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun kabulü ile, duruşmalı yapılan inceleme neticesinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 109/2., 109/3-f-e, 62., 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri; suçun yasal unsurlarının oluşmadığına, sanığın eylemini gerçekleştirirken mağdurun rızasıyla hareket ettiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Mağdur ...'ın temyiz istemi yönünden :
Mağdurun 29.04.2021 tarihli duruşmada alınan beyanında, şikayetçi olmadığını belirtmesi karşısında katılan sıfatını kazanmadığından cihetle hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmayan mağdurun temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298. maddesi gereğince reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Sanık ... ve müdafiinin temyiz istemleri yönünden :
Dava dosyası kapsamına göre, mağdurenin psikojik rahatsızlıklarının olduğu, uçucu madde kullandığı, ebeveynlerinin rızası dışında, çocuklar için tehlikeli olan saatlerde evini terk ettiği, olay günü ise sanığın, on beş yaşından küçük olan kızı mağdurenin kendisine zarar veren davranışlarına engel olmak için ellerini ve ayaklarını zircirle bağladığı, bu şekilde mağdureyi hürriyetinden yoksun bıraktığı iddiasına ilişkin olarak;
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ( 4721 sayılı Kanun ) 339. maddesinde velayet kapsamında çocuğun, ana ve babasının rızası dışında evi terk edemeyeceği düzenlenmiş olup sanığın mağdur çocuktan evini terk etmemesini isteme hakkının yasadan ... bir hak olduğu, 5237 sayılı Kanun'un 26/1. maddesi uyarınca hakkını kullanan kimseye ceza verilemeyeceği hususları dikkate alındığında sanığın mağdureyi zincirle bağlamak suretiyle yasal hak ve yükümlülük sınırını aştığı kabul edilerek sanığın eyleminin kötü muamele (TCK. m. 232/1) suçunu oluşturduğu ve bu suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
A) Mağdur ...'ın temyiz istemi yönünden :
Gerekçe bölümünde yer alan (1) numaralı paragrafta açıklanan nedenle mağdurun temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B) Sanık ... ve müdafiinin temyiz istemleri yönünden :
Gerekçe bölümünde yer alan (2) numaralı paragrafta açıklanan nedenle, sanık ve sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi'nin 12.12.2022 tarihli ve 2022/1142 Esas, 2022/2709 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak , oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca takdîren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
26.02.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Sanığın kendisinden izin almaksızın arkadaşları ile görüşmek için dışarı çıkan ve olay tarihinde de yine arkadaşlarıyla buluştuktan sonra gece yarısı eve dönen kızı mağdure ...'ın sabah saatlerinde elini ve ayağını zincirle bağladığı, yaklaşık 1 saat bu şekilde kaldıktan sonra jandarmanın gelmesi ile evde bulunan annesinin elindeki ve ayağındaki zinciri açtığı olayda sanığın eylemi Türk Ceza Kanunu'nun 109/2. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmuştur.
Türk Ceza Kanunu'nun 109. maddesinde düzenlenen suçtaki korunan hukuki değer kişilerin kendi arzusu ve iradesi ile hareket edebilme hürriyetidir.
Her ne kadar yüksek heyetçe eylem Türk Ceza Kanunu'nun 232/1 maddesinde düzenlenen kötü muamele suçunu oluşturduğu kabul edilmiş ise de; eylemin Türk Ceza Kanunu'nun 232. maddesinde düzenlenen 'aç bırakma, çıplak bırakma' gibi kötü muamele sınırını aştığı Türk Ceza Kanunu'nun 109/2. maddesinde düzenlenen suçun unsurlarını oluşturduğu anlaşılmakla sayın çoğunluğun görüşüne katılmak mümkün olmamıştır. 26.02.2025
Diğer kararlar (4)
2. Hukuk Dairesi, 2023/9531 E., 2024/1121 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun’un 323 üncü, 324 üncü ile 335-351 inci maddeleri.
2. Hukuk Dairesi 2023/9531 E. , 2024/1121 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/252 E., 2023/1455 K.
DAVA TARİHİ : 07.06.2022
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 2. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2022/417 E., 2022/862 K.
Taraflar arasındaki velâyetin değiştirilmesi olmadığı takdirde kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından velâyetin değiştirilmesi davasının reddi, davalı vekili tarafından ise kişisel ilişkinin şekli ve süresi yönünden temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin (13) üncü alt bendinde velâyetin değiştirilmesine ilişkin dava çekişmesiz yargı olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanunla 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar kesin nitelikte olup, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Bu nedenle davacı vekilinin velâyetin değiştirilmesi davasının reddi yönünden temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde özetle; tarafların Manisa 2. Aile Mahkemesinin 2018/81 Esas, 2019/409 Karar sayılı ilamı ile boşandıklarını, 2017 doğumlu ortak çocuğun velâyetinin yaşının çok küçük olması nedeni ile anneye bırakıldığını, çocuk ile baba arasında her ayın 1. ve 3. hafta sonu Cumartesi günü saat 10.00'dan aynı gün saat 16.00'ya kadar, dini bayramların 2. günü saat 10.00'dan aynı gün saat 16.00'ya kadar yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulduğunu, o tarihlerde çocuk 2 yaşında olduğu için müvekkilinin sadece bu saat aralıklarında görüşebildiğini, yaz tatili ya da yatılı görme imkanının tanınmadığını, oysa şimdi 5 yaşını dolduracağını, annenin görüş günleri dışında hiçbir şekilde daha uzun bir görüşmeye izin vermediğini, çocuğu babaya karşı doldurduğunu, argo sözler öğrettiğini, ahlakını bozduğunu, bu şekilde velâyet hakkını kötüye kullandığını belirterek, annede bulunan velâyetin değiştirilerek müvekkili babaya verilmesine, bu talebin kabul görmemesi halinde çocuk ile baba arasında kişisel ilişkinin yaz tatilleri, sömestr tatilleri de dahil olmak üzere yatılı olacak şekilde yeniden düzenlenmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde müvekkili aleyhine isnat edilen olumsuzlukların gerçeği yansıtmadığını, davacı babanın agresif ve sinirli bir yapıya sahip olduğunu, ağza alınmayacak hakaretler ettiğini, çocuğu anneye karşı doldurduğunu, müvekkilinin velâyetin ihmali ya da kötüye kullanması yönünde hiçbir olumsuz davranışının bulunmadığını, çocuk gelişimi ile ilgili eğitim aldığını, davacının çocuğu görmesine karşı olmadığını, ancak babanın olumsuz kişilik yapısı sebebi ile çocuğun baba ile uzun süre kalmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğini belirterek, yasal dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların boşandıkları, küçük Nisanur'un velâyetinin anneye verildiği, boşanma davasının açıldığı tarihten bu yana küçüğün anne yanında kaldığı, bakım ve ihtiyaçlarının anne tarafından karşılandığı, alınan sosyal inceleme raporlarına göre, her ne kadar davacı babanın, ortak çocuğun velâyetini almak için herhangi bir engeli bulunmasa da, ortak çocuğun bebekliğinden bu yana anne yanında yaşaması, davalı annenin velâyete engel halinin bulunmaması ve dosya kapsamında davalı annenin velâyet görevini suistimal ettiğine dair delil bulunmaması ve ortak çocuğun alışkın olduğu düzenin bozulmamasının ortak çocuğun üstün menfaatine daha uygun düşeceği, kişisel ilişkinin genişletilmesi talebi yönünden ise; İlk Derece Mahkemesince karar verildiği tarih itibarıyle küçüğün yaşı dikkate alınarak çocukla baba arasında günü birlik şahsi ilişkinin kurulduğu, çocuğun mevcut durumda 5 yaşında olduğu ve baba ile kişisel ilişkisinin İlk Derece Mahkemesince kurulan haftada bir 6 saat şeklinde devam ettiği, babanın Mahkemece tesis edilen zaman dilimi dışında küçükle görüşemediği, he ne kadar dosya arasına alınan ceza dosyalarının incelenmesinde babanın anneye yönelik tehdit hakaret eylemleri olmuşsa da bu taraflar arasında olup babanın ebeveyn olarak küçüğe karşı yansıyan olumsuz bir davranışının bulunmadığı, küçüğün baba ile görüşmekten mutlu olduğu, küçüğün takvim yaşı dikkate alındığında baba ile ve babanın kök ailesi ile sağlıklı ilişki kurmasının gelişimine olumlu katkı sağlayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, velâyetin değiştirilmesi talebinin reddine, baba ile çocuk arasındaki şahsi ilişkinin genişletilmesi talebi yönünden davanın kabulü ile; velâyeti davalı annede bulunan ortak çocuk 15.12.2017 doğumlu ... ile davacı baba arasında her ayın 1. ve 3. hafta sonu Cumartesi günü sabah saat 10.00'dan Pazar akşamı saat l9.00'a kadar, dini bayramların 2. günü sabah saat 10.00’dan 3. günü akşam saat l9.00’a kadar, yaz tatillerinde 1 Temmuz günü sabah saat 10.00’dan 31 Temmuz günü akşam saat l9.00’a kadar, yarı yıl sömestr tatilinin ilk Pazar günü sabah saat 10.00'dan ikinci Pazar günü saat 19.00'a kadar, her yıl babalar gününde saat 10.00'dan aynı gün akşam saat 19.00'a kadar, her yıl Milli Eğitim Bakanlığınca Kasım ayı okullara ara vermenin başladığı ilk Cumartesi günü saat 10.00'dan 2. Pazar günü saat 19.00'a kadar şahsi ilişki tesisine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; annenin velâyet hakkını suistimal ettiğinin tanık beyanları ile ispat edildiği halde bu talebin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde;Davacının küçük Nisanur'u olumsuz yönlendirdiğinin davalı tanıklarıyla ve dosya içerisine alınan SİR ile kanıtlandığını, davacının öfke kotrolünün olmadığını, Nisanur'un annesinin yanında yaşamaya devam etmek istediğini, geceleri annesi ile aynı odada uyuduklarını, babasının yanına ise gündüzleri gitmek istediğini, babasının yanında uyumak istemediğini söylediğini, davacının küçük Nisanur'u korkutması, olumsuz etkilemesi, kötü sözler ve küfürler öğretmesi, anne, dede ve anneanneye karşı doldurması, çocuğa kara çarşaf giydirip sosyal medyada paylaşması gibi hususlar dikkate alındığında, küçük Nisanur'un yatılı ve uzun süreli baba yanında kalmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği, tanık beyanlarının hükme esas alınmamasının eksik olduğu, yatılı ve uzun süreli şahsi ilişkinin çocuğun üstün yararına aykırı olacağı, dava kısmen reddedildiği halde davalı yararına vekalet ücretine takdir edilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; velâyet kararı yönünden; Mahkemenin velâyetin değiştirilmesine ilişkin ret gerekçesi; 08.07.2022 tarihli uzman roporunun içeriğine, tarafların uzman görüşmesi sırasında bizzat verdikleri beyanlara, taraf tanık beyanlarına, çocuğun anne ve baba hakkındaki olumlu düşüncelerine, doğduğu tarihten beri anne ile kurduğu özel bağa, alıştığı ortamdan ayrılmasının sakıncalarına, annenin velâyet hakkını kullanamayacağına ya da ihmal ettiğine ilişkin iddiaların ispat edilememesine, uzmanın da velâyetin annede kalmasının çocuğun yüksek yararına olacağına ilişkin görüşüne uygun olup, anılan tüm bu sebeplerle, mahkemece velâyetin değiştirilmesine ilişkin davanın reddine karar verilmesinde ve ret gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği; kişisel ilişki düzenlemesi yönünden; tarafların boşandığı tarihte çocuğun henüz 1,5 yaşında olması ve anneye olan bağımlılığı nedeni ile çocuk ile baba arasında yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulmuş ise de, çocuğun artık dava tarihi itibariyle 4.5 yaşına geldiği, baba ve babanın yakın çevresi ile iyi ilişkiler içinde olduğu, babaya karşı olumlu duygular beslediği, annenin de görüşmeye itiraz etmediği, ancak taraflar arasındaki yaşanan olumsuzlukların çocuk ile diğer ebeveyn arasındaki ilişkiye de hasredilmeye çalışıldığı, her ne kadar babanın işlediği bir kısım suçlardan dolayı ceza mahkemesi kararları mevcut ise de, bunların en azından bu aşamada çocuğu olumsuz etkilediğinin ispat edilemediği, kaldı ki velâyet ve kişisel ilişkiye ilişkin mahkeme kararları kesin hüküm niteliğinde olmayıp, şartların değişmesi halinde her zaman değiştirilebileceği, kurulan kişisel ilişkinin babalık duygularını tatmine yönelik, çocuğun baba ile vakit geçirmesine imkan sağlayacak uzunlukta bulunduğu, uzman raporunda aksini savunmaya imkan verecek bir görüşün de paylaşılmadığı, tüm bu sebeplerle Mahkemece küçük ile baba arasında kurulan kişisel ilişki ve sürelerinde bir usulsüzlük görülmediği, vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden; davacının kademeli (terditli) olarak dava açtığı, davanın kısmen kabulü söz konusu olmadığı, bu halde, davanın kabulü nedeniyle, davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi ve davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve de reddedilen ilk talep yönünden davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf başvuru dilekçesini tekrarla annenin velâyet hakkını suistimal ettiğinin tanık beyanları ile ispat edildiği halde bu talebin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesini tekrarla yatılı ve uzun süreli şahsi ilişkinin çocuğun üstün yararına aykırı olacağı gerekçesi kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kişisel ilişki düzenlemesinin ortak çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığı, dosya kapsamına uygun karar verilip verilmediği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 323 üncü, 324 üncü ile 335-351 inci maddeleri. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 9 uncu, 3 üncü maddeleri, Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 4 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1.Davacı vekilinin reddedilen velâyetin değiştirilmesi davasına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE,
2.Davalı vekilinin kişisel ilişkiye yönelik temyizinin incelenmesine gelince;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden Ahmet'e iadesine,
Aşağıda yazılı temyiz karar harcının temyiz eden Beyzanur'a yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2410 E., 2021/346 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Bilindiği üzere velayet ile ilgili düzenlemeler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 335 ila 351. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır.
Hukuk Genel Kurulu 2017/2410 E. , 2021/346 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 4. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 28.03.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendiklerini, bu evlikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiğini, sonrasında Ankara 11. Aile Mahkemesinin 25.02.2104 tarihli ve 2013/1752 E., 2014/203 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 24.03.2014 tarihinde kesinleştiğini, boşanma aşamasında müvekkilinin doğum izni nedeniyle maaş alamadığını, Türkiye’de kendisine yardımcı olabilecek bir yakınının bulunmadığını, erkek eşin kendisini ölümle tehdit etmesi nedeniyle ortak çocuğun velayetinin babaya verilmesini kabul etmek zorunda kaldığını, tehdit edilmesine dayanak olay nedeniyle davalının Ankara Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmasının devam ettiğini, boşanma kararının akabinde ortak çocuğun baba tarafından Malatya’da yaşayan annesine bırakıldığını, babanın ise Ankara’da yaşadığını, ortak çocuğa bakması için bırakılan babaannenin kuaför olarak çalıştığını, bu sebeple davalının velayet görevinin yükümlülüklerine aykırı davrandığını, müvekkilinin ise boşanma kararından sonra yeniden çalışmaya başladığını, gelirinin bulunduğunu, çocuğuna sağlıklı bir şekilde bakabileceğini, çocuğun henüz dört aylık olması nedeniyle anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğunu ileri sürerek velayetin değiştirilmesine ve ortak çocuk yararına 500,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı cevap dilekçesi sunmamış olup yargılama aşamasında davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 19.12.2014 tarihli ve 2014/432 E., 2014/1674 K. sayılı kararı ile; davalı baba tarafından velayetin değiştirilmesine karşı çıkılmadığı, dosya kapsamına göre davacı annenin Başbakanlığa bağlı Yurt Dışı Türkler Daire Başkanlığı’nda çalıştığı, annesiyle birlikte yaşadığı, davalının ise Malatya’da yaşadığı, ortak çocuğu annesine bırakıp zaman zaman Ankara’ya çalışmaya gitmek zorunda kaldığı, ortak çocuğun henüz bir yaşında olduğu, yaşı nedeniyle anne bakım ve sevgisine ihtiyaç duyduğu, dosyaya gelen bilgi ve belgelere göre velayetin değiştirilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle velayetin davacı anneye verilmesine ve tarafların mali durumu gözetilerek çocuk yararına 300,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 28.04.2015 tarihli ve 2015/7631 E. ve 2015/8714 K. sayılı kararı ile;
“...Hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği düşünüldü:
Velayetin kaldırılması, eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi, kamu düzeniyle ilgili olup. hakimin re'sen harekete geçtiği ve re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu işlerdendir. (...m. 385/2) Aile mahkemesi, görev alanına giren konularda önüne getirilen uyuşmazlıklarda, küçükler hakkında, bakım ve gözetimine yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya, bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terkedilmiş halde bulunan küçüğü, ana ve babadan alarak bir aile yanına ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye, bu hususlarda bir talep olup olmadığına bakmaksızın kendiliğinden karar verebilir. (4787 s. K. m. 6 /2a-b) Bu bakımdan, hakimin, velayet hakkına sahip olan ebeveynin, bu görev ve sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini re'sen araştırması esası itibariyle doğrudur.
Dosya kapsamına göre tarafların 24.03.2014 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıkları ve velayetin babaya bırakıldığı annenin 300 TL iştirak nafakası ödemesine karar verildiği eldeki davanın ise 28.03.2014 tarihinde boşanma kararından 4 gün sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Toplanan deliller, babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirmediğini, çocuğa karşı yükümlülüklerini savsakladığını kabule yeterli değildir. Diğer bir ifade ile, Türk Medeni Kanununun 348'nci maddesindeki velayetin kaldırılmasını gerektiren ve Türk Medeni Kanununun 183,349,351/1. maddeleri gereğince velayet sahibinin değiştirilmesini gerektirecek sebepler olayda gerçekleşmemiştir. Bu bakımdan velayet hakkının babadan kaldırılmasına karar verilmesi doğru bulunmamıştır,..” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
8. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 20.11.2015 tarihli ve 2015/1214 E., 2015/1509 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; anlaşmalı boşanmalarda çocuğun yaşının küçük olmasına rağmen boşanmanın sağlanması amacıyla çocuğun babaya verilmesinin hayatın bir gerçeği şeklinde ortaya çıktığı, ortak çocuğun 15.11.2013 doğumlu olup eldeki dava ile boşanma davalarının açıldığı tarihlerde henüz dört aylık olduğu, bu nedenle anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olduğu, velayetin kamu düzeni ile ilgili olduğu, velayet ile ilgili yapılacak değerlendirmede çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiği, ortak çocuğun boşanmanın gerçekleştiği andan itibaren davalının Malatya’da yaşayan annesinin yanına bırakıldığı, dört aylık bir çocuğun anne dururken babaanne ile kalıyor olması, babanın görev yerinin Ankara olması nedeniyle çocuğun yanında bulunmaması durumlarının velayetin değiştirilmesi sebebi olduğu, dava açıldığı tarihte babanın görev yerinin Ankara olduğu hâlde, velayetin tedbiren anneye verilmesinden sonra tayinini Malatya’ya yaptırdığı, somut olayda ortak çocuğun eldeki davanın açıldığı tarihten itibaren fiilen anne yanında yaşadığı, annenin iş ve akademik anlamda başarılı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ortak çocuğun üstün yararı ve eldeki davanın boşanma kararından dört gün sonra açılmış olduğu hususları gözetildiğinde, taraflar arasında velayetin değiştirilmesinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığı, burada varılacak sonuca göre velayet hakkının davalıdan alınarak davacıya verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
12. Bilindiği üzere velayet ile ilgili düzenlemeler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 335 ila 351. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Velayet: kavram olarak, küçüklerin ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda kanunun ana babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder. Velayet düzenlemesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Bu nedenledir ki, velayet bir hak olduğu kadar belki ondan fazla olarak bir yetkidir. Velayet hakkı bunu kullananın değil aslında çocuğun yararına bir haktır. Bu sebeple velayete bir yetki olarak bakılması kurumun niteliğinin doğal sonucudur.
13. Çocukların kişiliklerinin ve mallarının korunmasının yanı sıra onların temsili konusunda Türkiye’nin de taraf olduğu birçok sözleşme mevcuttur. Çocuk hakları konusunda en çok katılımın gerçekleştiği milletlerarası sözleşme ise Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesidir. Anılan Sözleşme, Birleşmiş Milletlerin 44. Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilerek 02.09.1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir (ÇHS-1989). ÇHS Türkiye tarafından 14.09.1990 tarihinde imzalanmıştır. Türkiye bakımından Sözleşme, kanun olarak 27.01.1995 tarihinde yürürlüğe girmiş ve böylece Türkiye Sözleşme’ye taraf devlet konumuna gelmiştir. Sözleşme, çocuk haklarına yönelik olarak; ayrımcılık yapmama (m. 2), çocuğun üstün yararı (m. 3), yaşama ve gelişme (m. 6), son olarak da çocuğun görüşüne değer verme (m. 12) olmak üzere dört temel ilkeyi bünyesinde barındırmaktadır.
14. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.
15. Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.
16. Belirtilmelidir ki, velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.
17. Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.
18. Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenemeyeceği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.
19. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır.
20. Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği ve maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği hususu da mutlaka değerlendirilmelidir.
21. Nitekim açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarihli ve 2010/2-501 E., 2010/492 K.; 23.11.2011 tarihli ve 2011/2-547 E., 2011/695 K.; 16.03.2012 tarihli ve 2011/2-884 E., 2012/197 K. ile 06.03.2013 tarihli ve 2012/2-794 E., 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
22. Eldeki davada; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiği, sonrasında anlaşmalı olarak boşandıkları, protokol uyarınca velayetin babaya verildiği ve kararın 24.03.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı bu tarihten dört gün sonra 28.03.2014 tarihinde TMK'dan doğan ve bir anne olarak kendisine tanınan velayet hakkının tarafına verilmesine karar verilmesi amacıyla velayetin değiştirilmesi davasını açmıştır. Mahkemece 06.06.2014 tarihli ön inceleme tensip tutanağı ile çocuğun yaşı gereği anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu dikkate alınarak velayetin tedbiren anneye verildiği, davalı vekilinin 24.09.2014 tarihli duruşmada “…velayetin karşı tarafa verilmesi hususunda anlaşma yolundayız. Ancak nafakanın miktarında anlaşamıyoruz,…” şeklinde beyanda bulunduğu, özetle küçüğün tedbir tarihinden itibaren anne yanında yaşadığı anlaşılmaktadır.
23. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tarafların her ikisinin de memur olduğu ve evlilik süresince Ankara’da yaşadıkları, küçük Mehmet Efe henüz dört aylıkken anne ve babasının boşandıkları, velayet hakkı kendisinde olan babanın işi nedeniyle ortak çocuğu Malatya’da bulunan annesinin yanına bıraktığı, ancak babaannenin çalışıyor olması nedeni ile çocuğa bir akrabanın baktığı, velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ayrıca çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde kamusal veya özel sosyal yardım kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüm mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından çocuğun üstün yararının temel düşünce olması gerektiği, bu temel düşünce karşısında eldeki davanın anlaşmalı boşanma kararından dört gün sonra açılmasının bir öneminin bulunmadığı, yerel mahkemece verilen tedbir kararı ile anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olan küçüğün bakımının babaanne yerine annesi tarafından yerine getirilmesi gerektiği gözetilerek o tarihte henüz yedi aylık olan bebeğin annesine verildiği ve o tarihten itibaren küçük çocuğun anne ile birlikte yaşadığı, babanın velayet hakkına sahip olduğu üç aylık süre boyunca velayet görevinin yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediği, annenin ekonomik ve sosyal statüsüne bakıldığında Azerbaycan uyruklu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, Türkiye Orta Doğu Amme İdaresinde yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladığı, akademik unvan kapsamında yönetim bilimleri doktoru olduğu, aynı zamanda Polis Akademisi Uluslararası Güvenlik Ana Bilim Dalında ikinci bir yüksek lisans yaptığı, Başbakanlık Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığında uzman kadrosunda çalıştığı, Ankara’da yaşamını devam ettirdiği, küçüğün fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişimi için ihtiyaçlarını karşılayabileceği konusunda bir tereddüt bulunmadığı, bir anne olmanın sorumluluklarını yerine getirdiği anlaşılmaktadır.
24. Açıklanan nedenlerle küçüğün velâyetinin davacı babada bırakılması hâlinde yaşı ve alışageldiği ortamdan koparılmasının onun bedenî ruhî ve ahlakî gelişimine olumsuz etki yapacağı, sürdürdüğü tüm yaşamın bir başka ifade ile alıştığı ortamın değişeceği anlaşılmakla küçüğün üstün yararı için velayetinin anneye verilmesinin çok daha uygun olacağı sonucuna varılarak direnme kararı yerinde görülmüştür.
25. Ne var ki, davalı vekilinin ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakasının miktarına ilişkin sair temyiz itirazı Özel Dairece incelenmediğinden, bu yön hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Velayet kararına yönelik direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 2. Hukuk Dairesine Gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2446 E., 2019/80 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 339-347. maddeleri uyarınca velâyet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar.
Hukuk Genel Kurulu 2017/2446 E. , 2019/80 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasında birleştirilerek görülen “boşanma” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 9. Aile Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kabulüne dair verilen 26.06.2014 tarih ve 2013/344 E., 2014/538 K. sayılı karar davalı -birleşen davacı (kadın) vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.09.2015 tarih ve 2014/27370 E., 2015/15096 K. sayılı kararı ile:
"...Toplanan delillerden; davacı-davalı erkeğin yurt dışında çalıştığı, müşterek çocuklar 2007 doğumlu ..... ile 2008 doğumlu....ve .....'nin, yargılama sırasında babanın ailesi ile birlikte yaşadıkları, velayetin babaya verilmesi durumunda da, çocukların babanın ailesi tarafından bakım ve gözetimlerinin sağlanacağı anlaşılmaktadır. Velayet kamu düzenine ilişkin olup, velayete ilişkin düzenleme yapılırken asıl olan küçüğün menfaatlerinin gözetilmesidir. Velayetin anneye verilmesinin çocukların bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı da ispat edilmediği halde çocukların velayetinin davacı-davalı babaya verilmesi doğru görülmemiştir...."
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava ve birleşen dava, evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir.
Davacı -birleşen davalı (erkek), eşinin evlendikten sonra tavırlarının değiştiğini, sadakatsiz davranışlar içine girdiğini, evi terk ederek sığınma evine gittiğini, çocukların ise kendi yanında olduğunu ileri sürerek boşanma kararı ile ortak çocukların velayet hakkının kendisine verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı -birleşen davacı (kadın) vekili, erkek eşin evliliğin başlangıcından beri müvekkiline şiddet uyguladığını, tecavüz ettiğini, bunlara dayanamayan müvekkilinin sığınma evine yerleştiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına karar verilmesini, velayetin müvekkiline tevdiini, çocuklar için 250,00'şer TL iştirak nafakasına, müvekkili için 500,00TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Yerel Mahkemece, kadın eşin telefon ve internet üzerinden başka erkeklerle görüştüğü ve mesajlaştığı, eşine karşı senden boşanacağım dediği, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, erkek eşin de maddi ve manevi şiddet uyguladığı, eşiyle zorla cinsel ilişkiye girdiği, bu suretle tarafların eşit kusurlu olduğu belirtilerek tarafların boşanmalarına, çocukların menfaatinin de kamu düzeni ile ilgili olduğu ve çocuklarının babalarının yanında kalmasının onların yararına olduğunun dosya kapsamından anlaşıldığı gerekçesiyle küçüklerin velayet haklarının babaya verilmesine karar verilmiştir.
Davalı -birleşen davacı (kadın) vekilinin "velayet" yönünden temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçe ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece, kadın eşin çalışma süreçleri nazara alındığında çocukların okula gidiş ve dönüşlerine nezaret edecek ve çocukların ders çalışmasını, yeme, içmesini devamlı sağlıklı ve sürekli bir şekilde sağlayacak herhangi birinin evde olmadığı, her ne kadar davacı baba yurt dışında zaman zaman çalışıyorsa da evde çocuklara sürekli nezaret eden babaanneleri, büyükbaba ve diğer aile fertlerinin bulunduğu, annenin müşterek aile konutundan ayrılması sonrası ayrı yaşadığı süreçte çocukları çoğu kez yalnız başına eve kilitleyip dışarı çıkarak sorumsuz davranışlar sergilediği, biyolojik hiçbir bağı bulunmayan üvey annesinin önceki evliliğinden olan oğlu ile ortak çocukların yanında canım, aşkım diyerek birbirlerine hitap ettikleri, bu kişinin zaman zaman aynı evde yatılı kaldığı, annenin internet üzerinden erkeklerle mesajlaşması nazara alındığında çocukların fiziki, ahlaki, sosyal ve güvenli gelişimi yönünden velayet haklarının babaya verilmesinin yüksek menfaatlerine olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı -birleşen davacı (kadın) vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 10.11.2007 doğumlu ..... ile 15.10.2008 doğumlu....ve .....'nin velayet haklarının davalı-birleşen davacı anneye verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 339-347. maddeleri uyarınca velâyet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar.
Velayet, aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir.
Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlâk sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.
Ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Buna göre, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.
Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta anne ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.
Bu kapsamda, velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar ile ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır.
Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği ve maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği hususu da mutlaka değerlendirilmelidir.
Nitekim açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarih ve 2010/2-501 E. 2010/492 K.; 23.11.2011 tarih ve 2011/2-547 E., 2011/695 K.; 16.03.2012 tarih ve 2011/2-884 E. 2012/197 K. ile 06.03.2013 tarih ve 2012/2-794 E. 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; velayete konu erkek çocuklar, 10.11.2007 doğumlu ..... ile 15.10.2008 doğumlu....ve 15.10.2008 doğumlu ..... adında ikizlerdir. Davalı -birleşen davacı annenin, müşterek evden son ayrılışında çocuklarını yanına alıp sığınma evine yerleştiği, akabinde babanın Türkmenistan'dan Türkiye'ye gelerek çocukları görmek amacıyla anneden aldığı, sonrasında çocukların anneye gönderilmediği, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı -birleşen davalı babanın halen yurtdışında çalıştığı, çocukların bakımını ailesine bıraktığı anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut 22.05.2014 tarihli uzman raporunda, çocukların anne yokluğunu yoğun bir biçimde hissettikleri, çok genç bir yenge ve o tarihte 59 yaşında olan bir dedenin üç çocukla uzun yıllar aynı yoğunlukta ilgilenmesini beklemenin gerçekçi bir beklenti olmadığı ifade edildiği gibi çocukların bakımını üstlenen yengenin "çocukların anne özlemi çektiğini, onların bu durumuna üzüldüğünü, annenin evden ayrılana kadar çocuklarıyla ilgili bir anne olduğunu" beyan ettiği görülmektedir.
Öte yandan, davalı -birleşen davacı annenin ayrılık sonrası işe girdiği, çocuklarının da ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde bir eve taşınıp, evi ona göre düzenlediği, çocuklarının velayetini almaya istekli olduğu, velayetin kendisine verilmesi durumunda çalışma gün ve saatlerinin değişeceğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan davacı -birleşen davalı baba yurt dışında çalıştığından velayet görevini fiilen hiçbir zaman yerine getirmemiş, esasen anne ya da babaya ait olan velayet görevini kendi babasına devretmiştir. Fiilen yerine getirmediği hâlde velayet hakkını elde ettiğinde de çocukların bakımı ile eşi vefat etmiş olan dedenin ilgilenmeye devam edeceği tüm dosya içeriği ile anlaşılmaktadır.
Bu nedenledir ki, dosya kapsamı itibariyle çocukların anne yanında kalmasının onların bedeni, fikri ve ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi sebep ve deliller de bulunmadığı gibi küçük yaşta evlendirilip üst üste dünyaya gelen üç çocuğuna kavuşmak için mücadele eden bir annenin varlığı yadsınarak sırf ortak çocukların davalı babanın ailesi tarafından bakım, eğitim ve sağlık ihtiyaçlarının yeteri kadar karşılanıyor olması sebebiyle fiilen velayet hakkını kullanmayan babaya velayetin tevdi edilmesi doğru görülmemiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalı -birleşen davacı annenin uzmana verdiği ifadeye göre çalışma saatlerinin haftanın 7 günü 11.00-24.00 saatleri arası olduğu, yine annenin fiili ayrılık sırasında çocukların okuluna giderek öğretmenleriyle dahi görüşmediği, öğretmenlerin yengeyi anne sandığı, annenin çocuklar kendisinde iken zaman zaman çocukları evde kilitlemek suretiyle yalnız bıraktığı, bu durumda annenin velayet görevini yerine getirecek yeterliliğe sahip olmadığı, davacı -birleşen davalı babanın ailesinin çocukların yetiştirilmesi noktasında özenli davrandıkları, çocukların güvenliği ve menfaatinin korunması düşüncesiyle velayet haklarının babaya verilmesi gerektiği, bu sebeple direnme kararının yerinde olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Diğer taraftan, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi 22.04.2013 yerine 10.11.2015 olarak gösterilmiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
O hâlde, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davalı - birleşen davacı (kadın) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca tebliğden itibaren on beş günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.02.2019 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 10.11.2007 doğumlu ..... ile 15.10.2008 doğumlu....ve .....'nin velayet haklarının davalı-birleşen davacı anneye verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Somut olayda tarafların 06.07.2006 tarihinde evlendiği, bu evlilikten 10.11.2007 doğumlu ....., 15.10.2008 doğumlu....ve 15.10.2008 doğumlu .....’nin dünyaya geldiği, davalı–birleşen davacı annenin 2013 yılı Mart ayında evden ayrılarak sığınma evine yerleştiği, davacı-birleşen davalı erkeğin 22.04.2013 tarihinde bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamı itibariyle; müşterek çocukların davalı babanın babası ile yaşadıkları, çocukların bakımına babanın erkek kardeşi ve yengenin de yardım ettiği, dosyaya ibraz edilen uzman raporuna göre, çocukların yaşadığı ortamın genel görünümünün temiz ve düzenli fiziksel şartların yeterli olduğu, çocukların öğretmenlerinin anneyi hiç görmedikleri, çocukların anneden ayrı olduklarını uzun süre sonra fark ettikleri, hatta yengeyi anne sandıkları şeklinde beyanlarda bulunduğu belirtilmiştir. Duruşmada dinlenen tanık ... “çocukları en az 10 kez evde kilitli vaziyette gördüğünü, bu durumu davalı-birleşen davacı anneye sorduğunda annenin bankaya kredi kartı ve taksit borcu ödemeye gittiğini söyleyerek cevap verdiğini” beyan etmiştir.
Öte yandan, uzman raporunda davalı-birleşen davacı anne haftanın 7 günü 11.00- 24.00 saatleri arası çalıştığını belirtmiştir.
Psikolog uzman, yapılan görüşmeler neticesinde annenin velayeti almakta istekli olduğunu, annenin çocukların duygusal ihtiyaçlarını karşılayacak yeterlilikte olsa da yaşam biçimi ve gelir düzeyi hakkında beyanlarını sık sık değiştirmesi nedeniyle çocukların bakım ve eğitim ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağı konusunda tereddütler oluştuğunu ifade etmiştir.
Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Bu nedenle, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.
O hâlde tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davalı-birleşen davacı annenin sorumluluk duygusunun tam gelişmediği, bu suretle velayet görevini yerine getirirken yetersiz kalacağı, velayet hakkının davacı-birleşen davalı babaya verilmesinin küçüklerin yüksek menfaatine olacağı düşüncesiyle yerel mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.
8. Hukuk Dairesi, 2019/6290 E., 2019/11048 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Diğer taraftan 4721 sayılı TMK'nin 339/son maddesi, çocuğun adını ana ve babası koyar, hükmünü taşımaktadır.
8. Hukuk Dairesi 2019/6290 E. , 2019/11048 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Nüfusta Adın Değtirilmesi İstemli
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı dava dilekçesinde, velayeti altında bulunan oğlunun "..." olan adının "..." olarak değiştirilmesini istemiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1. HMK'nin hukuki dinlenilme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.
Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası'nın 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nin 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davanın tarafları, dinlenmek, iddia ve savunmaları alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, duruşma açılmak suretiyle inceleme yapılması ve delillerin değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, dosya üzerinden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi,
2. Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece re’sen dikkat edilmesi gereken bir olgudur ve mahkemenin, bozma ilamını ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun amir hükmü gereğidir (Hukuk Genel Kurulu'nun 04.03.2009 tarihli ve 2009/9-52-105 Esas, Karar; 14.04.2010 tarihli ve 2010/21-200-216 Esas, Karar sayılı ilamları). Bu husus kamu düzenine ilişkin olmakla yargılamanın her aşamasında re’sen nazara alınması gerektiğinden, usulü kazanılmış hakkın da istisnasıdır.
Diğer taraftan 4721 sayılı TMK'nin 339/son maddesi, çocuğun adını ana ve babası koyar, hükmünü taşımaktadır.
Somut olaya gelince; adı değiştirilmek istenilen küçüğün anne ve babasının boşandıkları, küçüğün velayetinin davacı anneye verildiği, annenin de tek başına eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Taraflar boşanmış ve velayet davacı anneye verilmiş olsa da; bu durum eldeki davada dava dışı olan küçüğün babasının gerçekte onun babası olması durumu değiştirmez. Kaldı ki, velayet şartlarında daha sonradan oluşabilecek değişiklik nedeniyle velayetin babaya verilmesi de ihtimal dahilindedir. Yukarıda da belirtildiği üzere çocuğun adını anne ve baba birlikte belirlediklerinden değiştirilmesi talebini de yasal şartların oluşması halinde mahkemeden birlikte istemeleri gerekir. Anne ve babanın bu taleplerini birlikte yapmamaları veya değişiklik üzerinde anlaşamamaları halinde birinin başvurusu üzerine değerinin davada taraf olarak katılımı sağlanmalıdır. Taraf teşkiline ilişkin bu husus dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin olmakla davanın her aşamasında mahkemece re’sen dikkat edilmesi gereken bir olgudur (Hukuk Genel Kurulu'nun 08.12.2010 tarihli ve 2010/18-643 Esas, 2010/648 Karar sayılı ilamı).
Mahkemece, yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan taraf teşkili sağlanmaksızın esasa ilişkin hüküm kurulması,
Doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle hükmün HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair yönlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.