4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 348

Türk Medeni Kanunu 348. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 348- Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin kaldırılmasına karar verir: 1. (Değişik: 1/7/2005-5378/38 md.) Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi. 2. Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması. Velâyet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır. Kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar. 2. Ana veya babanın yeniden evlenmesi hâlinde

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

24 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- VELAYETİN DEĞİŞTİRİLMESİ**- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 348 ]
Hukuk Genel Kurulu 2007/2-251 E., 2007/277 K. Hukuk Genel Kurulu 2007/2-251 E., 2007/277 K. - MENFAAT ÇATIŞMASI - TEMSİL KAYYIMI ATANMASI - VELAYETİN DEĞİŞTİRİLMESİ- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 348 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 426 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "velayetin değiştirilmesi" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1.Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.06.2006 gün ve 2004/1202 E. 2006/525 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 26.12.2006 gün ve 2006/15824 E -2006/18407 K. sayılı ilamı ile, (...Boşanma kararıyla velayetleri babaya bırakılan çocukların velayetlerinin kaldırılarak davacı anneye verilmesi isteğiyle açılan dava sonucunda; yerel mahkemenin davanın kabulüne dair kararı davalı tarafından temyiz olunmuştur. Yerel mahkeme kabul kararına gerekçe olarak; davalı babanın çocukları anneleriyle görüştürmediği ve bu suretle velayet görevini kötüye kullandığı hususuna yer vermiştir. Velayet ve kişisel ilişkiye yönelik düzenlemelerde öncelikle çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi, yararı gözönünde bulundurulmak zorundadır. Bu genel ilke ışığında temyize konu "velayetin kaldırılması" davası incelendiğinde; Taraflar 27.02.2004 tarihinde boşanmışlar, davacı annenin de isteğiyle müşterek çocuklar 1997 doğumlu Suelnur ile 1999 doğumlu Şevvalnur'un velayetleri davalı babaya verilmiş, çocuklarla anne arasında kişisel ilişki: Her yıl 22 Aralık - 5 Ocak, 1 Temmuz - 31 Ağustos tarihleri arasında, tarafların hazırladıkları yazılı protokole uygun olarak düzenlenmiştir. Boşanma davası sırasında dinlenen davacı Tuğba, bir buçuk yıldır eşiyle ayrı yaşadıklarını, çocuklarının da davalı ile birlikte Almanya'da yaşadıklarını belirtmiştir. Boşanma kararı temyiz edilmeyerek 27.02.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Temyize konu dava, boşanma kararından yaklaşık altı ay sonra açılmıştır. Mahkemenin görevlendirdiği psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanından oluşan bilirkişiler kurulu 13.09.2005 tarihli raporlarında; çocukların anneleriyle kişisel ilişki kurmaları için Almanya'dan Türkiye'ye getirdiklerinde yaptıkları görüşmede; "çocukların gelişimlerinin akranlarıyla eşdeğerde olduğunu, Almanya'daki yaşamlarıyla ilgili herhangi bir olumsuz söylemde bulunmadıklarını" açıklamışlardır. Alman Gençlik Dairesinin 7.6.2006 tarihli "yüksek sosyal pedegog" imzalı raporunda da; çocukların Almanya'da kaldıkları ev, ortam incelenip gerekli görüşmelerin yapıldığı belirtilerek çocukların okulda başarılı olup, sportif, sanatsal aktivitelerinin bulunduğu, babalarının yanında kendilerini mutlu hissettikleri, velayet haklarının bu nedenle babaları üzerinde kalması yönünde kanaat açıklanmıştır. Dosyadaki tüm kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde; çocukların uzun zamandır babaları yanında yaşadıkları, velayetin kaldırılması (TMK. md.348) koşullarının gerçekleşmediği anlaşılmıştır. Usulüne uygun olarak açılan "kişisel ilişkinin değiştirilmesi" davası da bulunmamaktadır. Davanın reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırı olduğundan bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Hukuk Genel Kuru'ndaki görüşmeler sırasında, dava konusu çocuklara temsil kayyımı atanmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak incelenmiş; velayetin değiştirilmesi talebine konu küçükler ile, boşanma kararıyla velayet kendisine bırakılan yasal temsilci davalı baba arasında; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 426'ncı maddesinin 2.bendinde öngörülen menfaat çatışmasının bulunmadığı, dolayısıyla temsil kayyımı atanmasının gerekmediği kabul edilerek, ön sorun oy çokluğu ile reddedilmiş ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir. İşin esasına gelince; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA,istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 16.5.2007 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğuyla karar verildi. ÖN SORUNA İLİŞKİN KARŞI OY YAZISI Dava konusu çekişmenin incelenebilmesi için öncelikle bu davada dava konusu çocukların bir temsil kayyımı ile temsil edilmeleri gerekip gerekmediği konusu bir ön sorun olarak yüce Hukuk Genel Kurulu'nda oylanmış olup değerli çoğunluk tarafından bu davada dava konusu çocukların bir temsil kayyımı ile temsil edilmeleri gerekmediğine karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. İşin esası hakkında değerli çoğunluk ile aynı görüşü paylaşmakla beraber ön sorun konusunda değerli çoğunluktan farklı düşünerek dava konusu çocukların bir temsil kayyımı ile temsil edilmeleri gerektiği yönünde oy kullanmış olduğumdan ön soruna ilişkin karşı oy gerekçelerim tarafımdan aşağıda arz edilmiştir. Davacı anne tarafından 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 348 hükmüne göre davalıdan velâyetin kaldırılması konusunda dava açıldığı ve dava konusu çocukların bir temsil kayyımı tarafından temsil edilmeden işin esası hakkında karar verildiği konusunda değerli çoğunluk ile aramızda görüş birliği vardır. Çekişme nedir?; Velâyetin kaldırılmasına yönelik davalarda dava konusu çocuklar bir temsil kayyımı tarafından usulüne uygun biçimde temsil edilmeden işin esasının incelenebileceğine yönelik değerli çoğunluğun düşüncesine aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum. A-VELÂYET İLİŞKİSİ TEK KUTUPLU MUDUR ? Velâyet ilişkisinde iki taraf (=Ebeveyn ve çocuklar) söz konusudur. (Selma BAKTIR ÇETİNER, Velâyet Hukuku, Ankara-2000, s. 32) Velâyet bu sebeple iki kutupludur. Velâyet, küçüklerin ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda yasanın ana babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder. Velâyet, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme hükümleri ile de ana baba yararına değil çocuk yararına bir hak olarak kabul edilmiştir. (BAKTIR/ÇETİNER, Velâyet Hukuku, s. 46) Velâyet ilişkisinin yeniden düzenlenmesinde bu sebeplerle çocukların yararı gözönünde tutulmalıdır.(Bilge ÖZTAN, Aile Hukuku, Ankara-2004, s. 472, Lüchinger/Geiser, Art.157, nr. 13, BGE 118 II 23) Velâyet, ana-babaya bırakılan denetimsiz bir hak olmaktan çıkarılmış, kamusal niteliği olan bir hak olduğundan bu hakkın kullanımı denetlenmektedir. (BAKTIR/ÇETİNER, Velâyet Hukuku, s. 19) Velâyetin kötüye kullanılması halinde çocuğu korumak üzere alınabilecek en radikal, en etkin önlem ve bu anlamda son çare ise velâyetin kaldırılmasıdır.(Rona SEROZAN, Çocuk Hukuku, İstanbul-2005, s. 292.) Yüce Hukuk Genel Kurulu'nda incelenmiş olan dava, manken Tuğba Altıntop (=Davacı) ile şarkıcı Rafet E. R..... (=Davalı) arasında gerçekleşmiştir. Oysa bu öykünün başoyuncuları onlar değil çocukları olan Suelnur ve Şevvalnur'dur. Başka bir anlatımla dava; Tuğba-Rafet davası değil ebeveynleri ile Suelnur-Şevvalnur'un davasıdır. Suelnur ve Şevvalnur'un korunması, güvenliğinin sağlanması davasıdır. Velâyetin ya davacı Tuğba'ya ya da davalı Rafet'e verilmesi değil Suelnur ve Şevvalnur'un onlara karşı bile korunması gereğinin davasıdır. Öyleyse bu davada Suelnur ve Şevvalnur bağımsız olarak (=temsil kayyımı ile temsil edilerek) rol almalıdır. Onların temsilini ana babasının yapmasına göz yumulmamalıdır. Başka bir anlatımla dava sonuç olarak ebeveyn (=davanın bir tarafı) ile çocuklar (=davanın diğer tarafı) arasında görülmelidir/görülmesi gerekli bir davadır. Velâyetin iki kutuplu olmasının doğal sonucu: Çocuğun güvenliğini doğrudan ilgilendiren velâyetin kaldırılması davasında çocukların bağımsız temsil edilmesidir. Aksi düşünce; davayı (=velâyetin kaldırılması) tek kutuplu (=sadece ebeveyn yani ana-baba arası) hale getirir ki Çocuk Hukuku böyle bir anlayışı içine sindiremez. B-TEMSİL KAYYIMI ATANMASI TAKDİRE BIRAKILMIŞ MIDIR? Temsil kayyımı ise bir kimseyi belirli bir iş ya da birden fazla işte temsil etmesi için atanan kişiyi ifade eder.(Kemal OĞUZMAN/ Mustafa DURAL, Aile Hukuku, İstanbul-1994, s. 510) Velâyetin kaldırılmasına ilişkin bu dava çocuğun güvenliğini doğrudan ilgilendiren bir dava olup velâyet kendisinde bulunan davalının her zaman çocuğun yararına davranmayacağı şu veya bu gibi düşüncelerle çocuk aleyhinde birleşmesi ve onun zararına bir durum yaratması davanın açılış sebebi göz önüne alındığında olası olduğundan çocuk ile yasal temsilcisi arasında menfaat çatışması olduğu açık ve seçiktir. O kadar açık ve seçiktir ki çocuk yönünden işler yolunda gitmediğinden velâyetin yeniden düzenlenmesi için dava açılmıştır/açılmak zorunda kalınmıştır. Başka bir anlatımla açılan bu davada velâyetin davalı tarafından kullanılmasında çocuk için zarar oluştuğu ileri sürülmektedir. Zarar iddiası menfaat çatışmasının göstergesidir. Bilindiği üzere çocuk ile yasal temsilcisi davalı arasında menfaat çatışması varsa vesayet makamı re'sen temsil kayyımı atar.(TMK. m. 426 b. 2). Atar ifadesinden de açıkça anlaşılacağı üzere düzenleme emredici nitelikte olup takdire yer bırakılmamıştır. C-MENFAAT ÇATIŞMASI VAR MIDIR? O halde menfaat çatışması kavramına açıklık getirmek zorunludur. İsviçre ve Türk Hukuk öğreti ve uygulamasında baskın biçimde hakim olan görüşe göre: temsil olunanın menfaatinin ihlaline yönelik salt soyut bir tehlike olasılığının varlığı menfaat çatışmasının varlığının kabulü için yeterlidir. (Mustafa Alper GÜMÜŞ, Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık, İstanbul-2006, s. 46) Dairem de aynı görüştedir. Daireme göre uzak da olsa yarar çatışması olasılığının bulunması kayyım atanması için yeterlidir. (Y2HD, 3.5.1976, 3621-3760, Feyzi Necmeddin FEYZİOĞLU, Aile Hukuku, İstanbul-1986, s. 643, dip not:23., GÜMÜŞ, s. 46, dip not: 197) Bu sebeplerle yasal temsilcinin kişisel nitelikleri hiçbir şekilde göz önüne alınmaz. (GÜMÜŞ, s. 46) Sonuçta şartlar çatışma olasılığına işaret ediyorsa küçüğe kayyım atanması zorunludur. (GÜMÜŞ, s. 46) 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 183 hükmüne göre ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re'sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alacağı gibi çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 348 hükmünde yer alan hâllerde velâyetin kaldırılmasına da karar verir. İMK 308/II, İMK 392/b. 2,3, TMK 426/b.2,3 hükümleri, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi uyarınca çocuk için önemli kararlar alınırken çocuğun bağımsız temsili zorunludur. (HEGNAUER, N.27.63a, s.224-225, GÜMÜŞ, s. 183, dip not:638) Velayetin kaldırılması istemi çocuk için alınacak önemli kararlardan biridir. İsviçre Hukukunda da bu zorunluluk ana ve babadan velayetin alınması için (İMK 311-TMK 348) yapılacak yargılamalar için de söz konusudur. (HEGNAUER, N.27.63a, s.224-225, GÜMÜŞ, s. 183, dip not:638) Dairem de çocuğun bağımsız temsili konusunda benimle aynı görüştedir: …Dava, velayet hakkının kaldırılması talebini de içermektedir. (TMK.md.348) O halde küçüğe kayyım tayini ettirilmesi davaya dahili, taraflardan delilleri sorulup toplanması delilerin bu çerçevede değerlendirilmesi sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. Y2HD, 25.11.2002, 11983-12963) D-MAHKEME TARAFINDAN YAPILMASI GEREKEN NEDİR? Dairem Çocuk Hukukunu ilgilendiren hemen hemen bütün davalarda çocuğun bağımsız temsil edilmesi kenarda kalsın aynı vekil tarafından temsilini bile içine sindirememektedir. (Bir örnek: Y2HD, 29.4.2002, 4849-5638) Açıkladığımız gerekçelerle velâyetin kaldırılması davasında dava konusu çocuklara (=Suelnur ve Şevvalnur) bir temsil kayyımı atanmalı, temsil kayyımı davaya katılmalı ve temsil kayyımı tarafından gösterildiği takdirde delilleri toplanarak sonucu uyarınca bir karar verilmelidir. Hükmün bu gerekçe ile bozulması görüşünde olduğumdan değerli çoğunluğun ön sorun konusundaki farklı görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

2. Hukuk Dairesi, 2015/14902 E., 2015/17644 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanunu'nun 348/1. maddesine göre ana babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi halinde hakim velayetin kaldırılmasına karar verir.
2. Hukuk Dairesi         2015/14902 E.  ,  2015/17644 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Velayetin Değiştirilmesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3 maddesi gereğince boşanmış, müşterek çocuk ...'ın velayeti babaya verilmiş, karar 09.09.2014 tarihinde kesinleşmiştir. Dosyanın incelenmesinden davalı babanın cezaevinde bulunduğu, kendisinin annesi ... velayeti altına bırakıldığı ve müşterek çocuk ...'m babaannesi ...tarafından bakıldığı anlaşılmakladır. Türk Medeni Kanunu'nun 348/1. maddesine göre ana babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi halinde hakim velayetin kaldırılmasına karar verir. Davalı babanın cezaevinde bulunması nedeniyle velayet görevini yerine getiremeyeceği anlaşılmaktadır. Uzman tarafından hazırlanan raporda da davacı annenin müşterek çocuğun bakım ve sorumluluğunu üstlenme konusunda yeterli motivasyona sahip olmadığı belirtilmiş, tanıklar da davacı annenin fuhuş yaptığını ve madde kullandığını beyan etmişlerdir. Bu nedenlerle davacı annenin de velayet görevini üstlenecek yeterlilikte olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; velayetin Türk Medeni Kanununun 348/1. maddesi gereği anne ve babadan kaldırılarak, çocuğa vasi atanmak üzere sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunulmasına (TMK.md. 404/2) karar vermek gerekirken, davanın reddi şeklinde hüküm kurulması hatalı olmuştur. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 07.10.2015(Çrş.)
Hukuk Genel Kurulu, 2013/2085 E., 2014/30 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varMudanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
velayetinin davalı annesinden kaldırılmasına (TMK.md.348) veya değiştirilmesine (TMK.md.349) yönelik davalı-davacı annenin bir kusurunun kanıtlanmadığı anlaşılmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2013/2085 E.  ,  2014/30 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Mudanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 27/11/2012 NUMARASI : 2012/409-2012/418 Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mudanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.04.2011 gün ve 2009/400 E., 2011/150 K. sayılı kararın incelenmesi davalı-birleşen dava davacısı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03.04.2012 gün ve 2011/12869 E., 2012/8117 K. sayılı ilamı ile; “…1-Taraflar 19.03.2009 tarihinde Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesine dayalı olarak anlaşmalı boşanmışlar, anlaşma uyarınca 21.08.2003 doğumlu Halil Münir’in velayeti davalı anneye bırakılmış, davacı baba 03.11.2009 tarihinde velayetin kendisine verilmesi için bu davayı açmıştır. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; boşanma kararının kesinleştiği tarihten bu davanın açılmasına kadar geçen sürede, küçük H.M. velayetinin davalı annesinden kaldırılmasına (TMK.md.348) veya değiştirilmesine (TMK.md.349) yönelik davalı-davacı annenin bir kusurunun kanıtlanmadığı anlaşılmaktadır. Davanın reddi gerekirken dosya kapsamına uygun bulunmayan bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde velayetin kaldırılmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir. 2-Velayetin babaya verilmesine ilişkin kararın kesinleşmesine kadar velayet annededir. Dava tarihi ile velayetin babaya verilmesine ilişkin kararın kesinleşeceği tarih arasında geçen süre için çocuk yararına nafaka taktir edilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar tarihi olan 19.04.2011 tarihine kadar geçerli olacak şekilde nafaka takdiri bozmayı gerektirmiştir...” Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl dava; velayetin değiştirilmesi, birleşen dava ise; iştirak nafakası istemine ilişkindir. Davacı baba vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına ilişkin dava sonucunda müşterek çocuklarının velayetinin davalı anneye verildiğini, ancak annenin yaşadığı evde düzensiz bir hayat olduğu, müşterek çocuklarının gece geç saatlerde parkta yalnız bırakıldığı gibi baba ile kişisel ilişki kurulmasına engel olunduğu ve okul günlerinde zeytinliğe çalışmaya götürüldüğünü belirterek, müşterek çocuklarının velayetinin davacı babaya verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı-birleşen dava davacısı anne vekili cevap ve birleşen dava dilekçesinde özetle; okul notları ve dosyası incelendiğinde, anne yanında kalmasının çocuğun eğitimine olumsuz bir etkisi olmadığının görüleceğini, çocuğun okula devamsızlık günlerine ilişkin doktor raporu bulunduğunu, oyun salonuna sadece bir gün annesinin gözetiminde gittiğini belirterek, velayetin değiştirilmesi davasının reddi ile birleşen davasında; ilkokul birinci sınıf öğrencisi olan müşterek çocuk için dava tarihinden itibaren her ay 500 TL iştirak nafakasına hükmedilmesini talep etmiştir. Yerel mahkemece; asıl davanın kabulü ile velayetin davacı babaya verilmesine, annenin birleşen iştirak nafakası davasının kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı-birleşen dava davacısı anne vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece; “annenin velayet görevini gereği gibi yerine getiremediği, savsadığı, küçüğü koruma ve yetiştirme görevini ihmal ettiği, baba yanına verilmesi halinde bakımı ve yetiştirilmesinin menfaatine olduğu, babanın ekonomik koşullarının daha iyi olduğu, küçüğe eğitim, sağlık ve benzeri imkanlarını babanın daha iyi sağlayabileceği” gerekçesiyle, bozma ilamının velayete ilişkin (1) numaralı bendine direnilmiştir. Direnme kararı, davalı-birleşen dava davacısı kadın vekili tarafından velayete ilişkin hüküm yönünden temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık, velayet kendisinde olan annenin velayet hakkını, velayetin kaldırılması veya değiştirilmesini gerektirecek derecede kötüye kullandığının kanıtlanıp kanıtlanmadığı, noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 339-347. maddeleri uyarınca velayet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar. Velayet, aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır. Ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Buna göre, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur. Belirtilmelidir ki, velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.04.1992 gün ve 1992/2-140 E. 1992/248 K sayılı kararında da belirtildiği üzere, boşanma ile düzenlenen velayetin değiştirilebilmesi için velayet kendisine verilen tarafın ya da velayete konu çocuğun durumunda boşanma hükmünden sonra esaslı değişikliklerin olması şart olup, ayrıca esaslı değişikliğin önemli ve sürekli olması da gerekmektedir. Velayetin anne ya da babaya verilmesi, daha çok çocuğu ilgilendiren, onun menfaatine ilişkin bir husus olduğuna göre, gerek yukarıda açıklanan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 3. ve 6.maddelerinde yer alan hükümler, gerekse velayete ilişkin yasal düzenlemeler karşısında, velayeti düzenlenen çocuğun, idrak çağında olması halinde, kendisini yakından ilgilendiren bu konuda ona danışılması ve görüşünün alınması gerekir. Gerçekten, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi: “Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.” hükmünü içermektedir. Diğer taraftan, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin: Çocuğun usule ilişkin haklarından, davalarda bilgilendirilme ve dava sırasında görüşünü ifade etme hakkının düzenlendiği 3.maddesinde: “…Yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğun, bir adli merci önündeki, kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat da talep edebileceği aşağıda sayılan haklar verilir: a)İlgili tüm bilgileri almak; b)Kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade etmek; c)Görüşlerinin uygulanmasının olası sonuçlarından ve her tür kararın olası sonuçlarından bilgilendirilmek.”; Adli mercilerin rolünden, karar sürecinin düzenlendiği 6. maddenin (b) ve (c ) bentlerinde ise: “b)…Çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda,…çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde, gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla, çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışmalıdır, çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade etmelidir. c)Çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemi vermelidir.” hükümleri yer almaktadır. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır. Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır. Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği ve maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği hususu da mutlaka değerlendirilmelidir. Nitekim açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.10.2010 gün ve 2010/2-501 E. 2010/492 K.; 23.11.2011 gün ve 2011/2-547 E. 2011/695 K.; 16.03.2012 gün ve 2011/2-884 E. 2012/197 K. ile 06.03.2013 gün ve 2012/2-794 E. 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Somut olayda, velayeti anneye verilen erkek çocuk, 2003 doğumludur. Davacı tanıkları davalı annenin kusurlu davranışı konusunda somut bir beyanda bulunmadıkları gibi, davacı baba tarafından davalı annenin müşterek çocuğu gece geç saatlerde tek başına bıraktığı iddia edilmiş ise de, annenin yetişkin yaştaki erkek kardeşinin gözetimine güvenerek, çocuğunu dayısına emanet ettiği anlaşıldığından, bu konuda davalı anneye izafe edilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Öte yandan, davalı annenin çocuğu zeytin toplamaya götürdüğüne ilişkin iddia konusunda hiçbir tanığın görgüye dayalı bilgisi bulunmadığından, bu iddianın da yöntemince kanıtlandığından bahsetmek mümkün değildir. Kaldı ki, anneye izafe edilen her iki olay da münferit olup, süreklilik arzetmemesi nedeniyle velayetin değiştirilmesini gerektirecek ağırlıkta olduğu kabul edilemez. Belirtilmelidir ki, davalı annenin daha genç yaşta ve lise mezunu olması nedeniyle, yaşı ve eğitim durumu dikkate alındığında çocuk ile daha rahat ilgilenebileceği açıktır. Yapılan açıklamaların ışığında, boşanma kararının kesinleştiği tarihten bu davanın açılmasına kadar geçen sürede, küçük Halil Münir’in velayetinin davalı annesinden kaldırılması (TMK.md.348) veya değiştirilmesine (TMK.md.349) neden olacak şekilde davalı annenin kusuru veya velayet görevini savsakladığı kanıtlanamamıştır. O halde, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı-birleşen dava davacısı S.. İ.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca hükmün tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.01.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2013/7715 E., 2013/26702 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
(TMK.md.348) Toplanan deliller velayetin kaldırılmasını gerektirmemekle birlikte velayetin değiştirilmesi çocuğun yararına olacaksa velayetin değiştirilmesi gerekir.
2. Hukuk Dairesi         2013/7715 E.  ,  2013/26702 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ :Velayetin Değiştirilmesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Anne ve babanın, deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir. (TMK.md.348) Toplanan deliller velayetin kaldırılmasını gerektirmemekle birlikte velayetin değiştirilmesi çocuğun yararına olacaksa velayetin değiştirilmesi gerekir. Velayet düzenlemesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Ana veya baba ile çocuğun yararının çatışması halinde, çocuğun yararı üstün tutulmalıdır (TMK.md. 183,349). Mahkemece, yaşı itibariyle anne bakım ve şefkatine muhtaç olduğu, dava tarihi itibariyle velayetin değiştirilmesini gerektirir bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Velayetin değiştirilmesi davaları “çekişmesiz yargı” işlerindendir (HMK.md.382/2-b/13). Çekişmesiz yargı işlerinde aksine bir hüküm bulunmadıkça “resen araştırma ilkesi” geçerlidir. Bu nedenle, çekişmesiz yargı işlerinde mahkemece resen delile başvurulması mümkündür. Aynı nedenle, velayetle ilgili davalarda davanın açılmasından sonra meydana gelen olaylar da hükme esas alınabilir. Mahkemece alınan 17.11.2012 tarihli uzman raporunda, davalı annenin velayeti artık üstlenmek istemediği belirtilmiştir. Yine, karar tarihinden sonra davalı annenin çocuğu ...'da bulunan davacı babanın yanına gönderdiği, orada okula gitmesi için muvafakatname verdiği ve ...'un ... ilinde okula başladığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında Türk Medeni Kanunun 348. madde koşulları oluşmuştur. Açıklanan nedenlerle velayetin davalı anneden alınarak davacı babaya verilmesi gerekirken, davanın reddi doğru olmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 18.11.2013 (Pzt.)
2. Hukuk Dairesi, 2023/9531 E., 2024/1121 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun’un 323 üncü, 324 üncü ile 335-351 inci maddeleri.
2. Hukuk Dairesi         2023/9531 E.  ,  2024/1121 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/252 E., 2023/1455 K. DAVA TARİHİ : 07.06.2022 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 2. Aile Mahkemesi SAYISI : 2022/417 E., 2022/862 K. Taraflar arasındaki velâyetin değiştirilmesi olmadığı takdirde kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından velâyetin değiştirilmesi davasının reddi, davalı vekili tarafından ise kişisel ilişkinin şekli ve süresi yönünden temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin (13) üncü alt bendinde velâyetin değiştirilmesine ilişkin dava çekişmesiz yargı olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanunla 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar kesin nitelikte olup, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Bu nedenle davacı vekilinin velâyetin değiştirilmesi davasının reddi yönünden temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde özetle; tarafların Manisa 2. Aile Mahkemesinin 2018/81 Esas, 2019/409 Karar sayılı ilamı ile boşandıklarını, 2017 doğumlu ortak çocuğun velâyetinin yaşının çok küçük olması nedeni ile anneye bırakıldığını, çocuk ile baba arasında her ayın 1. ve 3. hafta sonu Cumartesi günü saat 10.00'dan aynı gün saat 16.00'ya kadar, dini bayramların 2. günü saat 10.00'dan aynı gün saat 16.00'ya kadar yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulduğunu, o tarihlerde çocuk 2 yaşında olduğu için müvekkilinin sadece bu saat aralıklarında görüşebildiğini, yaz tatili ya da yatılı görme imkanının tanınmadığını, oysa şimdi 5 yaşını dolduracağını, annenin görüş günleri dışında hiçbir şekilde daha uzun bir görüşmeye izin vermediğini, çocuğu babaya karşı doldurduğunu, argo sözler öğrettiğini, ahlakını bozduğunu, bu şekilde velâyet hakkını kötüye kullandığını belirterek, annede bulunan velâyetin değiştirilerek müvekkili babaya verilmesine, bu talebin kabul görmemesi halinde çocuk ile baba arasında kişisel ilişkinin yaz tatilleri, sömestr tatilleri de dahil olmak üzere yatılı olacak şekilde yeniden düzenlenmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde müvekkili aleyhine isnat edilen olumsuzlukların gerçeği yansıtmadığını, davacı babanın agresif ve sinirli bir yapıya sahip olduğunu, ağza alınmayacak hakaretler ettiğini, çocuğu anneye karşı doldurduğunu, müvekkilinin velâyetin ihmali ya da kötüye kullanması yönünde hiçbir olumsuz davranışının bulunmadığını, çocuk gelişimi ile ilgili eğitim aldığını, davacının çocuğu görmesine karşı olmadığını, ancak babanın olumsuz kişilik yapısı sebebi ile çocuğun baba ile uzun süre kalmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğini belirterek, yasal dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların boşandıkları, küçük Nisanur'un velâyetinin anneye verildiği, boşanma davasının açıldığı tarihten bu yana küçüğün anne yanında kaldığı, bakım ve ihtiyaçlarının anne tarafından karşılandığı, alınan sosyal inceleme raporlarına göre, her ne kadar davacı babanın, ortak çocuğun velâyetini almak için herhangi bir engeli bulunmasa da, ortak çocuğun bebekliğinden bu yana anne yanında yaşaması, davalı annenin velâyete engel halinin bulunmaması ve dosya kapsamında davalı annenin velâyet görevini suistimal ettiğine dair delil bulunmaması ve ortak çocuğun alışkın olduğu düzenin bozulmamasının ortak çocuğun üstün menfaatine daha uygun düşeceği, kişisel ilişkinin genişletilmesi talebi yönünden ise; İlk Derece Mahkemesince karar verildiği tarih itibarıyle küçüğün yaşı dikkate alınarak çocukla baba arasında günü birlik şahsi ilişkinin kurulduğu, çocuğun mevcut durumda 5 yaşında olduğu ve baba ile kişisel ilişkisinin İlk Derece Mahkemesince kurulan haftada bir 6 saat şeklinde devam ettiği, babanın Mahkemece tesis edilen zaman dilimi dışında küçükle görüşemediği, he ne kadar dosya arasına alınan ceza dosyalarının incelenmesinde babanın anneye yönelik tehdit hakaret eylemleri olmuşsa da bu taraflar arasında olup babanın ebeveyn olarak küçüğe karşı yansıyan olumsuz bir davranışının bulunmadığı, küçüğün baba ile görüşmekten mutlu olduğu, küçüğün takvim yaşı dikkate alındığında baba ile ve babanın kök ailesi ile sağlıklı ilişki kurmasının gelişimine olumlu katkı sağlayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, velâyetin değiştirilmesi talebinin reddine, baba ile çocuk arasındaki şahsi ilişkinin genişletilmesi talebi yönünden davanın kabulü ile; velâyeti davalı annede bulunan ortak çocuk 15.12.2017 doğumlu ... ile davacı baba arasında her ayın 1. ve 3. hafta sonu Cumartesi günü sabah saat 10.00'dan Pazar akşamı saat l9.00'a kadar, dini bayramların 2. günü sabah saat 10.00’dan 3. günü akşam saat l9.00’a kadar, yaz tatillerinde 1 Temmuz günü sabah saat 10.00’dan 31 Temmuz günü akşam saat l9.00’a kadar, yarı yıl sömestr tatilinin ilk Pazar günü sabah saat 10.00'dan ikinci Pazar günü saat 19.00'a kadar, her yıl babalar gününde saat 10.00'dan aynı gün akşam saat 19.00'a kadar, her yıl Milli Eğitim Bakanlığınca Kasım ayı okullara ara vermenin başladığı ilk Cumartesi günü saat 10.00'dan 2. Pazar günü saat 19.00'a kadar şahsi ilişki tesisine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; annenin velâyet hakkını suistimal ettiğinin tanık beyanları ile ispat edildiği halde bu talebin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde;Davacının küçük Nisanur'u olumsuz yönlendirdiğinin davalı tanıklarıyla ve dosya içerisine alınan SİR ile kanıtlandığını, davacının öfke kotrolünün olmadığını, Nisanur'un annesinin yanında yaşamaya devam etmek istediğini, geceleri annesi ile aynı odada uyuduklarını, babasının yanına ise gündüzleri gitmek istediğini, babasının yanında uyumak istemediğini söylediğini, davacının küçük Nisanur'u korkutması, olumsuz etkilemesi, kötü sözler ve küfürler öğretmesi, anne, dede ve anneanneye karşı doldurması, çocuğa kara çarşaf giydirip sosyal medyada paylaşması gibi hususlar dikkate alındığında, küçük Nisanur'un yatılı ve uzun süreli baba yanında kalmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği, tanık beyanlarının hükme esas alınmamasının eksik olduğu, yatılı ve uzun süreli şahsi ilişkinin çocuğun üstün yararına aykırı olacağı, dava kısmen reddedildiği halde davalı yararına vekalet ücretine takdir edilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; velâyet kararı yönünden; Mahkemenin velâyetin değiştirilmesine ilişkin ret gerekçesi; 08.07.2022 tarihli uzman roporunun içeriğine, tarafların uzman görüşmesi sırasında bizzat verdikleri beyanlara, taraf tanık beyanlarına, çocuğun anne ve baba hakkındaki olumlu düşüncelerine, doğduğu tarihten beri anne ile kurduğu özel bağa, alıştığı ortamdan ayrılmasının sakıncalarına, annenin velâyet hakkını kullanamayacağına ya da ihmal ettiğine ilişkin iddiaların ispat edilememesine, uzmanın da velâyetin annede kalmasının çocuğun yüksek yararına olacağına ilişkin görüşüne uygun olup, anılan tüm bu sebeplerle, mahkemece velâyetin değiştirilmesine ilişkin davanın reddine karar verilmesinde ve ret gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği; kişisel ilişki düzenlemesi yönünden; tarafların boşandığı tarihte çocuğun henüz 1,5 yaşında olması ve anneye olan bağımlılığı nedeni ile çocuk ile baba arasında yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulmuş ise de, çocuğun artık dava tarihi itibariyle 4.5 yaşına geldiği, baba ve babanın yakın çevresi ile iyi ilişkiler içinde olduğu, babaya karşı olumlu duygular beslediği, annenin de görüşmeye itiraz etmediği, ancak taraflar arasındaki yaşanan olumsuzlukların çocuk ile diğer ebeveyn arasındaki ilişkiye de hasredilmeye çalışıldığı, her ne kadar babanın işlediği bir kısım suçlardan dolayı ceza mahkemesi kararları mevcut ise de, bunların en azından bu aşamada çocuğu olumsuz etkilediğinin ispat edilemediği, kaldı ki velâyet ve kişisel ilişkiye ilişkin mahkeme kararları kesin hüküm niteliğinde olmayıp, şartların değişmesi halinde her zaman değiştirilebileceği, kurulan kişisel ilişkinin babalık duygularını tatmine yönelik, çocuğun baba ile vakit geçirmesine imkan sağlayacak uzunlukta bulunduğu, uzman raporunda aksini savunmaya imkan verecek bir görüşün de paylaşılmadığı, tüm bu sebeplerle Mahkemece küçük ile baba arasında kurulan kişisel ilişki ve sürelerinde bir usulsüzlük görülmediği, vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden; davacının kademeli (terditli) olarak dava açtığı, davanın kısmen kabulü söz konusu olmadığı, bu halde, davanın kabulü nedeniyle, davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi ve davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve de reddedilen ilk talep yönünden davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf başvuru dilekçesini tekrarla annenin velâyet hakkını suistimal ettiğinin tanık beyanları ile ispat edildiği halde bu talebin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesini tekrarla yatılı ve uzun süreli şahsi ilişkinin çocuğun üstün yararına aykırı olacağı gerekçesi kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kişisel ilişki düzenlemesinin ortak çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığı, dosya kapsamına uygun karar verilip verilmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 323 üncü, 324 üncü ile 335-351 inci maddeleri. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 9 uncu, 3 üncü maddeleri, Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 4 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1.Davacı vekilinin reddedilen velâyetin değiştirilmesi davasına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2.Davalı vekilinin kişisel ilişkiye yönelik temyizinin incelenmesine gelince; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden Ahmet'e iadesine, Aşağıda yazılı temyiz karar harcının temyiz eden Beyzanur'a yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

Velayetin kaldırılması (nez'i) kararı, velayetin değiştirilmesinden veya kısıtlanmasından daha ağır bir tedbirdir. Aşağıdaki hallerden hangisinde hakimin velayeti kaldırma kararı vermesi beklenmez?

A) Ana ve babanın deneyimsizliği veya hastalığı sebebiyle görevlerini yerine getirememesi
B) Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya özen yükümlülüğünü ağır surette savsaklaması
C) Ana ve babanın boşanması ve çocuğun velayetinin kime verileceği konusunda anlaşamaması
D) Ana ve babanın çocuğun mallarını tehlikeye düşürmesi ve diğer önlemlerin yetersiz kalması
E) Ana ve babanın çocuğun ahlaki gelişimini ve güvenliğini tehlikeye atması