4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 351

Türk Medeni Kanunu 351. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 351- Durumun değişmesi hâlinde, çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin yeni koşullara uydurulması gerekir. Velâyetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim, re'sen ya da ana veya babanın istemi üzerine velâyeti geri verir. YEDİNCİ AYIRIM ÇOCUK MALLARI A. Yönetim I. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2410 E., 2021/346 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
Diğer bir ifade ile, Türk Medeni Kanununun 348'nci maddesindeki velayetin kaldırılmasını gerektiren ve Türk Medeni Kanununun 183,349,351/1. maddeleri gereğince velayet sahibinin değiştirilmesini gerektirecek sebepler olayda gerçekleşmemiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/2410 E.  ,  2021/346 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 4. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 28.03.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendiklerini, bu evlikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiğini, sonrasında Ankara 11. Aile Mahkemesinin 25.02.2104 tarihli ve 2013/1752 E., 2014/203 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 24.03.2014 tarihinde kesinleştiğini, boşanma aşamasında müvekkilinin doğum izni nedeniyle maaş alamadığını, Türkiye’de kendisine yardımcı olabilecek bir yakınının bulunmadığını, erkek eşin kendisini ölümle tehdit etmesi nedeniyle ortak çocuğun velayetinin babaya verilmesini kabul etmek zorunda kaldığını, tehdit edilmesine dayanak olay nedeniyle davalının Ankara Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmasının devam ettiğini, boşanma kararının akabinde ortak çocuğun baba tarafından Malatya’da yaşayan annesine bırakıldığını, babanın ise Ankara’da yaşadığını, ortak çocuğa bakması için bırakılan babaannenin kuaför olarak çalıştığını, bu sebeple davalının velayet görevinin yükümlülüklerine aykırı davrandığını, müvekkilinin ise boşanma kararından sonra yeniden çalışmaya başladığını, gelirinin bulunduğunu, çocuğuna sağlıklı bir şekilde bakabileceğini, çocuğun henüz dört aylık olması nedeniyle anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğunu ileri sürerek velayetin değiştirilmesine ve ortak çocuk yararına 500,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı cevap dilekçesi sunmamış olup yargılama aşamasında davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 19.12.2014 tarihli ve 2014/432 E., 2014/1674 K. sayılı kararı ile; davalı baba tarafından velayetin değiştirilmesine karşı çıkılmadığı, dosya kapsamına göre davacı annenin Başbakanlığa bağlı Yurt Dışı Türkler Daire Başkanlığı’nda çalıştığı, annesiyle birlikte yaşadığı, davalının ise Malatya’da yaşadığı, ortak çocuğu annesine bırakıp zaman zaman Ankara’ya çalışmaya gitmek zorunda kaldığı, ortak çocuğun henüz bir yaşında olduğu, yaşı nedeniyle anne bakım ve sevgisine ihtiyaç duyduğu, dosyaya gelen bilgi ve belgelere göre velayetin değiştirilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle velayetin davacı anneye verilmesine ve tarafların mali durumu gözetilerek çocuk yararına 300,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 28.04.2015 tarihli ve 2015/7631 E. ve 2015/8714 K. sayılı kararı ile; “...Hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği düşünüldü: Velayetin kaldırılması, eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi, kamu düzeniyle ilgili olup. hakimin re'sen harekete geçtiği ve re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu işlerdendir. (...m. 385/2) Aile mahkemesi, görev alanına giren konularda önüne getirilen uyuşmazlıklarda, küçükler hakkında, bakım ve gözetimine yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya, bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terkedilmiş halde bulunan küçüğü, ana ve babadan alarak bir aile yanına ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye, bu hususlarda bir talep olup olmadığına bakmaksızın kendiliğinden karar verebilir. (4787 s. K. m. 6 /2a-b) Bu bakımdan, hakimin, velayet hakkına sahip olan ebeveynin, bu görev ve sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini re'sen araştırması esası itibariyle doğrudur. Dosya kapsamına göre tarafların 24.03.2014 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıkları ve velayetin babaya bırakıldığı annenin 300 TL iştirak nafakası ödemesine karar verildiği eldeki davanın ise 28.03.2014 tarihinde boşanma kararından 4 gün sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Toplanan deliller, babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirmediğini, çocuğa karşı yükümlülüklerini savsakladığını kabule yeterli değildir. Diğer bir ifade ile, Türk Medeni Kanununun 348'nci maddesindeki velayetin kaldırılmasını gerektiren ve Türk Medeni Kanununun 183,349,351/1. maddeleri gereğince velayet sahibinin değiştirilmesini gerektirecek sebepler olayda gerçekleşmemiştir. Bu bakımdan velayet hakkının babadan kaldırılmasına karar verilmesi doğru bulunmamıştır,..” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 8. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 20.11.2015 tarihli ve 2015/1214 E., 2015/1509 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; anlaşmalı boşanmalarda çocuğun yaşının küçük olmasına rağmen boşanmanın sağlanması amacıyla çocuğun babaya verilmesinin hayatın bir gerçeği şeklinde ortaya çıktığı, ortak çocuğun 15.11.2013 doğumlu olup eldeki dava ile boşanma davalarının açıldığı tarihlerde henüz dört aylık olduğu, bu nedenle anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olduğu, velayetin kamu düzeni ile ilgili olduğu, velayet ile ilgili yapılacak değerlendirmede çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiği, ortak çocuğun boşanmanın gerçekleştiği andan itibaren davalının Malatya’da yaşayan annesinin yanına bırakıldığı, dört aylık bir çocuğun anne dururken babaanne ile kalıyor olması, babanın görev yerinin Ankara olması nedeniyle çocuğun yanında bulunmaması durumlarının velayetin değiştirilmesi sebebi olduğu, dava açıldığı tarihte babanın görev yerinin Ankara olduğu hâlde, velayetin tedbiren anneye verilmesinden sonra tayinini Malatya’ya yaptırdığı, somut olayda ortak çocuğun eldeki davanın açıldığı tarihten itibaren fiilen anne yanında yaşadığı, annenin iş ve akademik anlamda başarılı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ortak çocuğun üstün yararı ve eldeki davanın boşanma kararından dört gün sonra açılmış olduğu hususları gözetildiğinde, taraflar arasında velayetin değiştirilmesinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığı, burada varılacak sonuca göre velayet hakkının davalıdan alınarak davacıya verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 12. Bilindiği üzere velayet ile ilgili düzenlemeler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 335 ila 351. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Velayet: kavram olarak, küçüklerin ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda kanunun ana babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder. Velayet düzenlemesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Bu nedenledir ki, velayet bir hak olduğu kadar belki ondan fazla olarak bir yetkidir. Velayet hakkı bunu kullananın değil aslında çocuğun yararına bir haktır. Bu sebeple velayete bir yetki olarak bakılması kurumun niteliğinin doğal sonucudur. 13. Çocukların kişiliklerinin ve mallarının korunmasının yanı sıra onların temsili konusunda Türkiye’nin de taraf olduğu birçok sözleşme mevcuttur. Çocuk hakları konusunda en çok katılımın gerçekleştiği milletlerarası sözleşme ise Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesidir. Anılan Sözleşme, Birleşmiş Milletlerin 44. Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilerek 02.09.1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir (ÇHS-1989). ÇHS Türkiye tarafından 14.09.1990 tarihinde imzalanmıştır. Türkiye bakımından Sözleşme, kanun olarak 27.01.1995 tarihinde yürürlüğe girmiş ve böylece Türkiye Sözleşme’ye taraf devlet konumuna gelmiştir. Sözleşme, çocuk haklarına yönelik olarak; ayrımcılık yapmama (m. 2), çocuğun üstün yararı (m. 3), yaşama ve gelişme (m. 6), son olarak da çocuğun görüşüne değer verme (m. 12) olmak üzere dört temel ilkeyi bünyesinde barındırmaktadır. 14. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır. 15. Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur. 16. Belirtilmelidir ki, velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz. 17. Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır. 18. Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenemeyeceği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır. 19. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır. 20. Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği ve maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği hususu da mutlaka değerlendirilmelidir. 21. Nitekim açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarihli ve 2010/2-501 E., 2010/492 K.; 23.11.2011 tarihli ve 2011/2-547 E., 2011/695 K.; 16.03.2012 tarihli ve 2011/2-884 E., 2012/197 K. ile 06.03.2013 tarihli ve 2012/2-794 E., 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 22. Eldeki davada; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiği, sonrasında anlaşmalı olarak boşandıkları, protokol uyarınca velayetin babaya verildiği ve kararın 24.03.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı bu tarihten dört gün sonra 28.03.2014 tarihinde TMK'dan doğan ve bir anne olarak kendisine tanınan velayet hakkının tarafına verilmesine karar verilmesi amacıyla velayetin değiştirilmesi davasını açmıştır. Mahkemece 06.06.2014 tarihli ön inceleme tensip tutanağı ile çocuğun yaşı gereği anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu dikkate alınarak velayetin tedbiren anneye verildiği, davalı vekilinin 24.09.2014 tarihli duruşmada “…velayetin karşı tarafa verilmesi hususunda anlaşma yolundayız. Ancak nafakanın miktarında anlaşamıyoruz,…” şeklinde beyanda bulunduğu, özetle küçüğün tedbir tarihinden itibaren anne yanında yaşadığı anlaşılmaktadır. 23. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tarafların her ikisinin de memur olduğu ve evlilik süresince Ankara’da yaşadıkları, küçük Mehmet Efe henüz dört aylıkken anne ve babasının boşandıkları, velayet hakkı kendisinde olan babanın işi nedeniyle ortak çocuğu Malatya’da bulunan annesinin yanına bıraktığı, ancak babaannenin çalışıyor olması nedeni ile çocuğa bir akrabanın baktığı, velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ayrıca çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde kamusal veya özel sosyal yardım kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüm mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından çocuğun üstün yararının temel düşünce olması gerektiği, bu temel düşünce karşısında eldeki davanın anlaşmalı boşanma kararından dört gün sonra açılmasının bir öneminin bulunmadığı, yerel mahkemece verilen tedbir kararı ile anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olan küçüğün bakımının babaanne yerine annesi tarafından yerine getirilmesi gerektiği gözetilerek o tarihte henüz yedi aylık olan bebeğin annesine verildiği ve o tarihten itibaren küçük çocuğun anne ile birlikte yaşadığı, babanın velayet hakkına sahip olduğu üç aylık süre boyunca velayet görevinin yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediği, annenin ekonomik ve sosyal statüsüne bakıldığında Azerbaycan uyruklu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, Türkiye Orta Doğu Amme İdaresinde yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladığı, akademik unvan kapsamında yönetim bilimleri doktoru olduğu, aynı zamanda Polis Akademisi Uluslararası Güvenlik Ana Bilim Dalında ikinci bir yüksek lisans yaptığı, Başbakanlık Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığında uzman kadrosunda çalıştığı, Ankara’da yaşamını devam ettirdiği, küçüğün fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişimi için ihtiyaçlarını karşılayabileceği konusunda bir tereddüt bulunmadığı, bir anne olmanın sorumluluklarını yerine getirdiği anlaşılmaktadır. 24. Açıklanan nedenlerle küçüğün velâyetinin davacı babada bırakılması hâlinde yaşı ve alışageldiği ortamdan koparılmasının onun bedenî ruhî ve ahlakî gelişimine olumsuz etki yapacağı, sürdürdüğü tüm yaşamın bir başka ifade ile alıştığı ortamın değişeceği anlaşılmakla küçüğün üstün yararı için velayetinin anneye verilmesinin çok daha uygun olacağı sonucuna varılarak direnme kararı yerinde görülmüştür. 25. Ne var ki, davalı vekilinin ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakasının miktarına ilişkin sair temyiz itirazı Özel Dairece incelenmediğinden, bu yön hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Velayet kararına yönelik direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 2. Hukuk Dairesine Gönderilmesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (2)

2. Hukuk Dairesi, 2023/9531 E., 2024/1121 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun’un 323 üncü, 324 üncü ile 335-351 inci maddeleri.
2. Hukuk Dairesi         2023/9531 E.  ,  2024/1121 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/252 E., 2023/1455 K. DAVA TARİHİ : 07.06.2022 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 2. Aile Mahkemesi SAYISI : 2022/417 E., 2022/862 K. Taraflar arasındaki velâyetin değiştirilmesi olmadığı takdirde kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından velâyetin değiştirilmesi davasının reddi, davalı vekili tarafından ise kişisel ilişkinin şekli ve süresi yönünden temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin (13) üncü alt bendinde velâyetin değiştirilmesine ilişkin dava çekişmesiz yargı olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanunla 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar kesin nitelikte olup, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Bu nedenle davacı vekilinin velâyetin değiştirilmesi davasının reddi yönünden temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde özetle; tarafların Manisa 2. Aile Mahkemesinin 2018/81 Esas, 2019/409 Karar sayılı ilamı ile boşandıklarını, 2017 doğumlu ortak çocuğun velâyetinin yaşının çok küçük olması nedeni ile anneye bırakıldığını, çocuk ile baba arasında her ayın 1. ve 3. hafta sonu Cumartesi günü saat 10.00'dan aynı gün saat 16.00'ya kadar, dini bayramların 2. günü saat 10.00'dan aynı gün saat 16.00'ya kadar yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulduğunu, o tarihlerde çocuk 2 yaşında olduğu için müvekkilinin sadece bu saat aralıklarında görüşebildiğini, yaz tatili ya da yatılı görme imkanının tanınmadığını, oysa şimdi 5 yaşını dolduracağını, annenin görüş günleri dışında hiçbir şekilde daha uzun bir görüşmeye izin vermediğini, çocuğu babaya karşı doldurduğunu, argo sözler öğrettiğini, ahlakını bozduğunu, bu şekilde velâyet hakkını kötüye kullandığını belirterek, annede bulunan velâyetin değiştirilerek müvekkili babaya verilmesine, bu talebin kabul görmemesi halinde çocuk ile baba arasında kişisel ilişkinin yaz tatilleri, sömestr tatilleri de dahil olmak üzere yatılı olacak şekilde yeniden düzenlenmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde müvekkili aleyhine isnat edilen olumsuzlukların gerçeği yansıtmadığını, davacı babanın agresif ve sinirli bir yapıya sahip olduğunu, ağza alınmayacak hakaretler ettiğini, çocuğu anneye karşı doldurduğunu, müvekkilinin velâyetin ihmali ya da kötüye kullanması yönünde hiçbir olumsuz davranışının bulunmadığını, çocuk gelişimi ile ilgili eğitim aldığını, davacının çocuğu görmesine karşı olmadığını, ancak babanın olumsuz kişilik yapısı sebebi ile çocuğun baba ile uzun süre kalmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğini belirterek, yasal dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların boşandıkları, küçük Nisanur'un velâyetinin anneye verildiği, boşanma davasının açıldığı tarihten bu yana küçüğün anne yanında kaldığı, bakım ve ihtiyaçlarının anne tarafından karşılandığı, alınan sosyal inceleme raporlarına göre, her ne kadar davacı babanın, ortak çocuğun velâyetini almak için herhangi bir engeli bulunmasa da, ortak çocuğun bebekliğinden bu yana anne yanında yaşaması, davalı annenin velâyete engel halinin bulunmaması ve dosya kapsamında davalı annenin velâyet görevini suistimal ettiğine dair delil bulunmaması ve ortak çocuğun alışkın olduğu düzenin bozulmamasının ortak çocuğun üstün menfaatine daha uygun düşeceği, kişisel ilişkinin genişletilmesi talebi yönünden ise; İlk Derece Mahkemesince karar verildiği tarih itibarıyle küçüğün yaşı dikkate alınarak çocukla baba arasında günü birlik şahsi ilişkinin kurulduğu, çocuğun mevcut durumda 5 yaşında olduğu ve baba ile kişisel ilişkisinin İlk Derece Mahkemesince kurulan haftada bir 6 saat şeklinde devam ettiği, babanın Mahkemece tesis edilen zaman dilimi dışında küçükle görüşemediği, he ne kadar dosya arasına alınan ceza dosyalarının incelenmesinde babanın anneye yönelik tehdit hakaret eylemleri olmuşsa da bu taraflar arasında olup babanın ebeveyn olarak küçüğe karşı yansıyan olumsuz bir davranışının bulunmadığı, küçüğün baba ile görüşmekten mutlu olduğu, küçüğün takvim yaşı dikkate alındığında baba ile ve babanın kök ailesi ile sağlıklı ilişki kurmasının gelişimine olumlu katkı sağlayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, velâyetin değiştirilmesi talebinin reddine, baba ile çocuk arasındaki şahsi ilişkinin genişletilmesi talebi yönünden davanın kabulü ile; velâyeti davalı annede bulunan ortak çocuk 15.12.2017 doğumlu ... ile davacı baba arasında her ayın 1. ve 3. hafta sonu Cumartesi günü sabah saat 10.00'dan Pazar akşamı saat l9.00'a kadar, dini bayramların 2. günü sabah saat 10.00’dan 3. günü akşam saat l9.00’a kadar, yaz tatillerinde 1 Temmuz günü sabah saat 10.00’dan 31 Temmuz günü akşam saat l9.00’a kadar, yarı yıl sömestr tatilinin ilk Pazar günü sabah saat 10.00'dan ikinci Pazar günü saat 19.00'a kadar, her yıl babalar gününde saat 10.00'dan aynı gün akşam saat 19.00'a kadar, her yıl Milli Eğitim Bakanlığınca Kasım ayı okullara ara vermenin başladığı ilk Cumartesi günü saat 10.00'dan 2. Pazar günü saat 19.00'a kadar şahsi ilişki tesisine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; annenin velâyet hakkını suistimal ettiğinin tanık beyanları ile ispat edildiği halde bu talebin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde;Davacının küçük Nisanur'u olumsuz yönlendirdiğinin davalı tanıklarıyla ve dosya içerisine alınan SİR ile kanıtlandığını, davacının öfke kotrolünün olmadığını, Nisanur'un annesinin yanında yaşamaya devam etmek istediğini, geceleri annesi ile aynı odada uyuduklarını, babasının yanına ise gündüzleri gitmek istediğini, babasının yanında uyumak istemediğini söylediğini, davacının küçük Nisanur'u korkutması, olumsuz etkilemesi, kötü sözler ve küfürler öğretmesi, anne, dede ve anneanneye karşı doldurması, çocuğa kara çarşaf giydirip sosyal medyada paylaşması gibi hususlar dikkate alındığında, küçük Nisanur'un yatılı ve uzun süreli baba yanında kalmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği, tanık beyanlarının hükme esas alınmamasının eksik olduğu, yatılı ve uzun süreli şahsi ilişkinin çocuğun üstün yararına aykırı olacağı, dava kısmen reddedildiği halde davalı yararına vekalet ücretine takdir edilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; velâyet kararı yönünden; Mahkemenin velâyetin değiştirilmesine ilişkin ret gerekçesi; 08.07.2022 tarihli uzman roporunun içeriğine, tarafların uzman görüşmesi sırasında bizzat verdikleri beyanlara, taraf tanık beyanlarına, çocuğun anne ve baba hakkındaki olumlu düşüncelerine, doğduğu tarihten beri anne ile kurduğu özel bağa, alıştığı ortamdan ayrılmasının sakıncalarına, annenin velâyet hakkını kullanamayacağına ya da ihmal ettiğine ilişkin iddiaların ispat edilememesine, uzmanın da velâyetin annede kalmasının çocuğun yüksek yararına olacağına ilişkin görüşüne uygun olup, anılan tüm bu sebeplerle, mahkemece velâyetin değiştirilmesine ilişkin davanın reddine karar verilmesinde ve ret gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği; kişisel ilişki düzenlemesi yönünden; tarafların boşandığı tarihte çocuğun henüz 1,5 yaşında olması ve anneye olan bağımlılığı nedeni ile çocuk ile baba arasında yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulmuş ise de, çocuğun artık dava tarihi itibariyle 4.5 yaşına geldiği, baba ve babanın yakın çevresi ile iyi ilişkiler içinde olduğu, babaya karşı olumlu duygular beslediği, annenin de görüşmeye itiraz etmediği, ancak taraflar arasındaki yaşanan olumsuzlukların çocuk ile diğer ebeveyn arasındaki ilişkiye de hasredilmeye çalışıldığı, her ne kadar babanın işlediği bir kısım suçlardan dolayı ceza mahkemesi kararları mevcut ise de, bunların en azından bu aşamada çocuğu olumsuz etkilediğinin ispat edilemediği, kaldı ki velâyet ve kişisel ilişkiye ilişkin mahkeme kararları kesin hüküm niteliğinde olmayıp, şartların değişmesi halinde her zaman değiştirilebileceği, kurulan kişisel ilişkinin babalık duygularını tatmine yönelik, çocuğun baba ile vakit geçirmesine imkan sağlayacak uzunlukta bulunduğu, uzman raporunda aksini savunmaya imkan verecek bir görüşün de paylaşılmadığı, tüm bu sebeplerle Mahkemece küçük ile baba arasında kurulan kişisel ilişki ve sürelerinde bir usulsüzlük görülmediği, vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden; davacının kademeli (terditli) olarak dava açtığı, davanın kısmen kabulü söz konusu olmadığı, bu halde, davanın kabulü nedeniyle, davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi ve davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve de reddedilen ilk talep yönünden davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf başvuru dilekçesini tekrarla annenin velâyet hakkını suistimal ettiğinin tanık beyanları ile ispat edildiği halde bu talebin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesini tekrarla yatılı ve uzun süreli şahsi ilişkinin çocuğun üstün yararına aykırı olacağı gerekçesi kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kişisel ilişki düzenlemesinin ortak çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığı, dosya kapsamına uygun karar verilip verilmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 323 üncü, 324 üncü ile 335-351 inci maddeleri. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 9 uncu, 3 üncü maddeleri, Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 4 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1.Davacı vekilinin reddedilen velâyetin değiştirilmesi davasına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2.Davalı vekilinin kişisel ilişkiye yönelik temyizinin incelenmesine gelince; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden Ahmet'e iadesine, Aşağıda yazılı temyiz karar harcının temyiz eden Beyzanur'a yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2018/1270 E., 2018/3883 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre velayetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkimin, re'sen ya da ana veya babanın istemi üzerine velayeti geri vermesinin (TMK m.351/2) mümkün bulunmasına göre hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Hukuk Dairesi         2018/1270 E.  ,  2018/3883 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Velayetin Kaldırılması Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Davalı temyiz dilekçesinde adli yardım talebinde bulunmuştur. Adli yardıma ilişkin usul ve esaslar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334-340. maddelerinde düzenlenmiş olup, aynı Kanunun 363/3. maddesine göre adli yardım talebi kanun yollarına başvuru sırasında Yargıtay'a da yapılabilir ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 337/1. maddesi uyarınca da duruşma yapılmaksızın talep hakkında karar verilebilir. Davalının adli yardım talebini içeren dilekçesi ve dosya kapsamındaki belge ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; davalının kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken kanun yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu kanaatine varıldığından davalının adli yardım talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. 2-Temyiz sebeplerine hasren yapılan incelemeye gelince; Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre velayetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkimin, re'sen ya da ana veya babanın istemi üzerine velayeti geri vermesinin (TMK m.351/2) mümkün bulunmasına göre hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, adli müzaharetten yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının davalıya yükletilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 26.03.2018(Pzt.)

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.