4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 427

Türk Medeni Kanunu 427. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 427- Vesayet makamı, yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemleri alır ve özellikle aşağıdaki hâllerde bir yönetim kayyımı atar: 1. Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse, 2. Vesayet altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, bir kişi malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden yoksunsa, 3. Bir terekede mirasçılık hakları henüz belli değilse veya ceninin menfaatleri gerekli kılarsa, 4. Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, 5. Bir hayır işi veya genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan toplanan para ve sair yardımı yönetme veya harcama yolu sağlanamamışsa. 2. İstek üzerine

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

21 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2021/6184 E., 2023/627 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
sayılı kararının infazının gerçekleştirilebilmesi amacıyla kayyım atanması istendiği, 4721 sayılı Kanun'un 427 nci maddesine dayalı bir istek olduğu, kararın infazının yönetim kayyımı eliyle sağlaması amaçlandığı, bu kararın dava tarihi itibariyle henüz kesinleşmediği, her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceği, şirket ortakları arasındaki huz
11. Hukuk Dairesi         2021/6184 E.  ,  2023/627 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki kayyım tayini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davac vekili dava dilekçesinde; müvekkili ve davalı ...'in davalı şirketin %50 hissedarı olup hissedarların en son 21.01.2003 tarihinde 10 yıllığına münferiden temsil ve ilzama yetkili müdür olarak atandığını, bu karardan sonra herhangi bir karar alınmadığını, şirketin 2005 yılından itibaren gayrıfaal olduğunu, davalı şirketin temsile yetkili organı mevcut olmadığını, ortaklar arasında ciddi bir husumet bulunduğunu, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/592 E., 2019/648 K. sayılı kararıyla asıl davayla ilgili olarak 6.000,00 TL'nin birleşen 2014/178E. sayılı davayla ilgili olarak da 1.014,00 TL'nin davalılar ...i, ..., ..., ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen alınarak Hazım Mobilya ve Dekorasyon San. ve Tic. Ltd. Şti'ne ödenmesine, karşı davacı ...'ın açtığı davayla ilgili olarak da 6.000,00 TL'nin müvekkilinden alınarak şirkete verilmesine karar verildiğini, söz konusu davada müvekkilinin talebi kabul edilmiş ise de zarara uğrayan şirket olduğu kabul edilerek bu şekilde hüküm kurulduğunu, anlan ilam henüz kesinleşmediğini, ilama göre şirket adına alacağın tahsil edilebilmesi için şirkete kayyım tayini gerektiğini ileri sürerek söz konusu ilam uyarınca alacakların tahsili ve işlem yapılması için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 426, 427 nci ve devamı maddeleri uyarınca müvekkilinin şirkete kayyım olarak atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde geçen karara karşı tarafların istinaf yoluna başvurulduğunu, kararın henüz kesinleşmediğini, davacının şirketi 10 yıldan fazla süredir idare ettiğini, müvekkiline hiç kar payı vermediğini, şirketi zarara uğrattığını, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi kararının kesinleşmesinin beklenmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde organsız kalan davalı şirkete kayyım atanması ve şirketin organ eksikliğini gidermesi gibi bir istekte bulunulmadığı, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/592 E., 2019/648 K. sayılı kararının infazının gerçekleştirilebilmesi amacıyla kayyım atanması istendiği, 4721 sayılı Kanun'un 427 nci maddesine dayalı bir istek olduğu, kararın infazının yönetim kayyımı eliyle sağlaması amaçlandığı, bu kararın dava tarihi itibariyle henüz kesinleşmediği, her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceği, şirket ortakları arasındaki huzursuzluk nedeniyle yönetim kayyımı atanması mümkün olmadığı, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi kararının infazı için ise en azından bu aşamada erken açılmış bir dava söz konusu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi kararının icra edilebilmesi için şirketin yetkili organının bulunmadığını, alacağın ilama dayandığını, kesinleşmemiş olsa bile takibe konu edilebileceğini, 4721 sayılı Kanun'un 427 nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki organdan yoksun kalması ve şirket yönetiminin başka yoldan sağlanmamış olması koşulunun bulunduğunu, 2013 yılından bu yana şirkete yetkili bir temsil organı atanmadığını, taraflar arasındaki anlaşmazlığın uzun yıllardır sürdüğünü, kayyım olarak en uygun kişinin müvekkili olduğunu, davalı ortağa güvenilemeyeceği, şirket ortakları arasında huzursuzluğun müvekkilinin davalı şirkete kayyım olarak atanması talebinin dayanağı olmadığını, şirketin feshi talep edilmediği gibi yönetim kayyımı atanması için şirketin feshinin talep edilmesi şartının aranmadığını, yargılama aşamasında 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayanıldığının belirtilmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ilesomut olayda davacı ile davalı ...'ın davalı şirkete en son 2003 tarihinde 10 yıllığına münferit müdür olarak atandığı, görev sürelerinin dolduğu, şirketin yönetim organının bulunmadığının anlaşıldığı, davacı vekilinin, diğer yönetici ortağa karşı açtığı sorumluluk davasında asıl ve birleşen dava yönünden şirket yararına tazminata hükmedildiğinden bu tazminatın tahsili amacıyla müvekkilinin şirkete kayyım olarak tayin edilmesini istediği, 4721 sayılı Kanun'un 427 nci maddesi uyarınca yönetim kayyımı tayini istemine ilişkin eldeki davada, davacı tarafın kayyımlık talebine dayanak gösterdiği mahkeme kararı kesinleşmeden icra edilmesi mümkün kararlardan ise de aynı ilamda davalı müdürün açtığı karşı dava da kabul edilerek davacı hakkında tahsil hükmü kurulmuş olup iki ortaklı şirkette taraflar arasındaki husumet de gözetildiğinde davacı ortağın kayyım olarak tayin edilmesi menfaat dengesini bozacağı için davacının kayyım olarak atanmasından ibaret davanın reddedilmesinin sonucu itibariyle doğru olduğu, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmadığı gerekçesiyle gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/ 592 E., 2019/648 K. sayılı kararında " ..6.000,00 TL nin 09.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte karşı davalı ...'den alınarak ilgili Hazım Mobilya ve Dekorasyon Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.ne verilmesine, Alacağın karşı davacı ...'e ödenmesine ilişkin talebin reddine.,." şeklinde hüküm kurulduğunu, davacı müvekkilinin şirket adına hükmolunan alacakları tahsil edebilmek için talep ettiği ihtiyati tedbir niteliğindeki yetki ve kayyım tayini halinde Bölge Adliye Mahkemesi kararında ret sebebi olarak ileri sürdüğü menfaat dengesinin nasıl bozulacağının anlaşılamadığını, davalı yanın söz konusu tazminat bedellerinin şirket adına tahsili için bir çabası dahi yok iken davacının şirket adına bunun tahsilini istemesinin Bölge Adliye Mahkemesi kararının aksine menfaat dengesinin davacı adına bozulduğunun kanıtı olduğunu, davalı ve oğullarının zaten uzun süren bu yargılama aşamasında ellerindeki (bir iki değersiz gayrimenkul hariç) tüm mal varlıklarını elden çıkardıklarını, normal şartlar altında yasal organları eksik olmayan bir limited şirketinde, şirket lehine hükmolunan para alacağının tahsili için müdür/müdürler tarafından icra takibi başlatılıp yasal işlemlerin yürütüldüğünü, fakat şirket lehine işlem tesis edecek, şirketin malvarlığını yönetecek ve koruyacak yasal organ eksikliği, şirket lehine tazminata hükmeden Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/592 E., 2019/648 K. sayılı dosyasında verilen kararını adeta atıl halde bıraktığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, şirkete yönetim kayyımı atanması istemine ilişkin olup, yönetim kayyım atanmasının şartlarının oluşup oluşmadığı, oluşması durumunda davacı ortağın kayyım atanmasının mümkün olup olmadığı hususları uyuşmazlık konusudur. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 331, 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesinin ikinci fıkrası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 426 ve 427 nci maddeleri. 3. Değerlendirme l.İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kararın gerekçesinde hata edildiği kabul edilerek yeni bir gerekçe oluşturulup davacı vekilinin istinaf başvurusu 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi uyarınca esastan reddedilmiştir. 2. 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin ikinci fıkrası; "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir." düzenlemesini içermektedir. Anılan bu düzenleme uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerekirken aynı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle ve yine aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi uyarınca bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacı vekil ini temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2015/2392 E., 2016/934 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
rubu nama yazılı hissenin terkini ile davacı adına kayıt ve tescilini, davalıya ödenmesi gereken bakiye 400.000 Euro'nun davacı tarafça depo edilmesi konusunda karar verilmesini ve yargılama sonunda depo edilen bedelin davalıya ödenmesini, TMK'nın 427/4. maddesi uyarınca hisselere yönetim kayyımı atanmasını talep ve dava etmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2015/2392 E.  ,  2016/934 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA) Taraflar arasında görülen davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02.10.2014 tarih ve 2013/270-2014/822 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 26.01.2016 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. ...., Av. ... ..., Av. ..., Av. .... ve davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 14.06.2002 tarihinde imzalanan ve "Taahhüt işlemi" niteliğinde olan protokol ile davalının....'de sahip olduğu hisselerin tümünü müvekkiline 500.000 Euro karşılığında devretmesinin, ayrıca yönetim kurulu başkanlığından istifa etmesinin kararlaştırıldığını, bu protokolü müteakip 14.06.2002 tarihli protokolün tasarruf işlemi niteliğinde olan 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi imzalandığını, ödenmesi kararlaştırılan 500.000 Euro'nun ödeme planına bağlandığını, ilk iki taksitin ödendiğini, üçüncü taksitin davalı tarafından iade edildiğini, ödemenin tamamının tek seferde yapılmasının ihtar edildiğini, 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğunun tespiti içinAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/128 Esas sayılı dosyasında açılan dava kabul edilip kararın Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiğini, tasarruf işlemi niteliğindeki 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersizliğine karar verilse dahi 14.06.2002 tarihli taahhüt işlemi niteliğindeki protokol geçerli olup ifasının gerektiğini ileri sürerek, 14.06.2002 tarihli protokolde kararlaştırılan.... pay defterinde davalı adına kayıtlı 2000 adet A grubu nama yazılı hissenin terkini ile davacı adına kayıt ve tescilini, davalıya ödenmesi gereken bakiye 400.000 Euro'nun davacı tarafça depo edilmesi konusunda karar verilmesini ve yargılama sonunda depo edilen bedelin davalıya ödenmesini, TMK'nın 427/4. maddesi uyarınca hisselere yönetim kayyımı atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının iddialarınınAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28-2010/100 Karar sayılı dava dosyasında değerlendirildiğini, hükmün kesinleştiğini, davacının aynı sebeple dava açarak kötüniyetli davrandığını, davanın kesin hüküm nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, 07.10.2002 tarihli hissse devir sözleşmesinin 14.06.2002 tarihli protokolün ön sözleşmesi değil yenileme (tecdit) sözleşmesi olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli protokolün borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, davalı tarafın bu protokolle hisselerini devir borcu altına girdiği, 07.10.2002 tarihli protokolün önceki protokolün tasarruf işlemi niteliğinde olduğu iddia edilmiş ise de somut olayda hisselerin şirket pay defterine kaydı ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından ilanının tasarrufi işlem niteliğinde olduğu, taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin “tecdit” niteliğinde, bedelin nasıl ödeneceği hususunda, önceki 14.06.2012 tarihli sözleşmeden farklı bir iradenin yansıdığı yine taahhüt (Borçlandırıcı) niteliğinde yeni bir sözleşme olduğu, önceki sözleşmenin tasarrufi işlemi niteliğinde olmadığı, 07.10.2002 tarihli sözleşme bedelin ödenmesi hususunda önceki sözleşmeden farklı vadenin kararlaştırıldığı yeni bir sözleşme olup Borçlar Kanunu'nun yenilemeye ilişkin hükümlerine göre bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin ifasının da talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28 Esas 2010/100 Karar sayılı dava dosyası ile işbu dava dosyasının tarafları aynı olsa dahi her iki davanın konusunun farklı bulunmasına göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli protokol uyarınca dava dışı.... pay defterinde davalı adına kayıtlı nama yazılı hissenin terkini ile davacı adına kayıt ve tescili, bakiye hisse devir bedelinin davalıya ödenmek üzere depo ettirilmesi, TMK'nun 427/4. maddesi uyarınca hisselere yönetim kayyımı atanması istemlerine ilişkindir. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı vekili müvekkili ile davalı arasında 14.06.2002 ve 07.10.2002 tarihli iki protokol imzalandığını, bunlardan ilkinin taahhüt işlemi, ikincisinin tasarruf işlemi niteliğinde olduğunu,Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/128 Esas 2010/100 Karar sayılı dosyasında 07.10.2002 tarihli protokolün geçersiz olduğuna karar verilerek kararın Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiğini, tasarruf işlemi niteliğindeki 07.10.2002 tarihli protokolün geçersizliğine karar verilse dahi 14.06.2002 tarihli taahhüt işlemi niteliğindeki protokolün geçerli olduğunu ve ifası gerektiğini iddia etmiştir. Mahkeme gerekçesinde “tasarruf işleminin; borçlandırıcı işlemde kararlaştırılan davranışın- edimin kendisi olduğu, hisse devrinde ise hisselerin şirket pay defterine kaydı ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından ilanının tasarruf işlemi olduğu” belirtilmiş ise de davaya uygulanacak mülga 6762 sayılı TTK’nın 416. maddesi “Nama yazılı hisse senetleri, esas mukavelede aksine hüküm olmadıkça devrolunabilir. Devir ciro edilmiş senedin devralana teslimi ile olur. Şu kadar ki; devir, şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder” hükmünü havidir. Buna göre nama yazılı hisse senetleri, esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça devrolunabilir. Devir, ciro edilmiş senedin devralana teslimi ile olur. Şu kadar ki; devir, şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder. Hisse senedine veya ilmühabere bağlanmamış nama yazılı payların devri ise alacağın temliki hükümlerine tabi olup, yazılı şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. Anonim şirket hisse devir sözleşmeleri, menkul satımı niteliğindedir. Akdin nispiliği ilkesi gereği ancak tarafları hakkında hüküm ve sonuç doğurur (Dairemizin emsal 11.09.2012 tarih 2011/7183 Esas 2012/13029 Karar sayılı ilamı). Bu itibarla mahkemenin, “hisselerin şirket pay defterine kaydı ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından ilanının tasarruf işlemi olduğu” yönündeki gerekçesi yerinde değildir. Yine mahkeme gerekçesinde “taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin tecdit (yenileme) niteliğinde olduğu, Borçlar Kanunu'nun yenilemeye ilişkin hükümlerine göre, bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin de ifasının istenemeyeceği” kabul edilmiş ise de tecdit, mevcut bir borcun, yeni bir borç meydana getirilerek sona erdirilmesidir. Tecditin söz konusu olabilmesi için, geçerli bir borç mevcut olmalıdır. Bundan başka yeni, geçerli bir borç meydana getirilmelidir. Ve tarafların “yenileme iradesi” olmalıdır. Diğer bir deyişle taraflar mevcut bir borcun, yeni bir borç meydana getirilmek suretiyle sona erdirilmesini istemiş olmalıdır. 818 sayılı BK'nın 114/1. maddesi “borcun yenilendiği sözleşmeden açıkça anlaşılmalıdır.” hükmünü içermektedir. Tecdit sonucu bir borcun sukut edebilmesi yeni borcun muteber olarak doğumuna bağlıdır. Yeni borcun konusu imkansız olduğu veya kanuna, ahlaka, adaba aykırı bulunduğu için yeni borç muteber değilse veya yeni borcun doğumu şekle bağlı olup şekle riayet edilmemiş ise tecdit gerçekleşmeyeceği için eski borç sona ermez (Prof.Dr. Kemal OĞUZMAN, Doç.Dr. Turgut ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Basım yılı 1995, syf. 416). Yukarıda yapılan açıklamalar nazara alındığında mahkemenin taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin tecdit niteliğinde olduğu yönündeki kabulü de yerinde değildir. Bir an için 07.10.2002 tarihli sözleşmenin tecdit niteliğinde olduğu kabul edilse dahi Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşenAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/128 Esas 2010/100 Karar sayılı kararı ile 07.10.2002 tarihli protokolün 22348 sayılı ve 24.08.1995 tarihli RG'de yayınlanan Yabancı Sermaye Hakkındaki Tebliğ hükümleri uyarınca yabancı uyruklu ortaklardan yerli ortaklara ya da Türkiye’de yerleşik diğer kişi ve kuruluşlara hisse devri için ..... Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'nden izin alınmasının gerektiği, açıklanan izin koşulu sağlanmadan .... vatandaşı olan ...'un şirketteki hisselerinin tamamının devrine yönelik olarak ... ile 07.10.2002 tarihli sözleşmeyi imzalamış olması karşısında devrin geçerli sayılabilmesi için gerekli izin alma koşulunun yokluğu nedeniyle bu hisse devir sözleşmesinin geçersiz bulunduğuna karar verilmiş olması karşısında tecdit koşulları gerçekleşmeyip eski borç sona ermeyeceği için mahkemenin tecdit gerekçesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, aşağıda yazılı bakiye 04,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 28.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/755 E., 2024/8938 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 427 nci maddesinin dördüncü fıkrasında hukuki dayanağını bulan kayyım tayini davası, 6100 sayılı Kanun'un 382/2-b-19 uncu maddesinde düzenlenen vesayet işleri kapsamında bulunması nedeniyle çekişmesiz yargı işi olduğu gibi mahiyeti gereğince 6100 sayılı Kanu
11. Hukuk Dairesi         2024/755 E.  ,  2024/8938 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/783 Esas, 2023/966 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Osmaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2014/442 E., 2018/169 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ...nde %24 pay sahibi olduğunu, müvekkili ile ortağı bulunduğu bu şirket ve şirketin diğer ortağı arasında halen devam eden bir kısım icralar, davalar, şikayetler ve nizalar olduğunu, bu nizalar sebebiyle davacının ortağı bulunduğu davalı şirketin sağlıklı bir şekilde çalışmasının, idaresinin kesinlikle kabil olmadığını, müvekkilinin şirketin hiçbir işlem ve faaliyetinden uzun zamandır bilgi sahibi olmadığını ileri sürerek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 630. maddesi gereğince davalı şirket müdürünün yönetim haklarının ve temsil yetkilerinin devam eden davalar ve şikayetler sonuçlanıncaya kadar kaldırılmasını, şirkete ehil ve tarafsız bir kayyım atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete kayyım atanmasını gerektirecek hiç bir sebep bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulü ile davalı şirkette müdür olan davalı ...'ın TTK 630/2 gereğince yönetim hakkı ve temsil yetkisinin kaldırılması ile şirkete ...'in yönetim ve temsil kayyımı olarak atanmasına karar verilmiş, hüküm taraflarca istinaf edilmediğinden kesinleşmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince verilen 23.09.2021 tarihli ek karar ile; adı geçen kayyıma şirket yönetimine yetkili müdür seçimini de içerecek şekilde gündem belirleyip genel kurul toplantısı yapması için yetki ve görev verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesince 20.12.2021 tarihli ek kararı ile; kayyımın çağrısı üzerine toplanan 30.11.2021 tarihli genel kurulda şirket ortağı olmayan ...'ın müdür olarak seçildiği, davacı vekilinin 08.12.2021 tarihli dilekçesi ile 30.11.2021 tarihli genel kurul toplantısının iptali ve kayyımın görevine devam etmesi yönünde talepte bulunulduğu, bu talep üzerine kayyım ...'in kayyımlık görevinin devamına karar verilmiştir. İşbu ara karar davalı ... vekilince istinaf edilmiştir. 4. Adana Bölge Adliye Mahkemesinin 2022/1643 E., 2022/1556 K. ve 28.12.2022 tarihli kararı ile; davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Osmaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/442 E. 2018/169 K. ve 20.12.2021 tarihli ek kararının kaldırılmasına, ... şirket müdürü olarak seçildiğine dair kararın tescili için Osmaniye Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne gönderilmesine, kayyım ...'in kayyımlık görevine son verilmesine kesin olarak karar verilmiştir. 5. İlk Derece Mahkemesinin 14.04.2023 tarihli ek kararı ile; davacı tarafından verilen 14.04.2023 tarihli dilekçeyle, Osmaniye Ticaret Sicil Müdürlüğünce TTK 623.maddesi gereğince limited şirketlerde şirket ortakları dışında başkasının yönetici müdür olması mümkün olmadığından kararın tescili talebinin reddedildiği, kendisinin şirketin eski müdürü olduğundan bahisle yönetimsiz kalan şirkete acilen yönetici müdür olarak görevlendirilmesine karar verilmesinin talep edildiği ancak Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 2022/1643 E., 2022/1556 K. sayılı ilamı ile ...'ın şirket müdürü olarak atanmasına kesin olarak karar verildiği gerekçesiyle davacının talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, işbu 14.04.2023 tarihli ek karar davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu şirket müdürünün azli davasının ilk derece mahkemesince verilen nihai kararla hükme bağlandığı ve kararın kesinleşmiş olduğu, aynı davada atanan kayyımın kendisine mahkemece verilen yetki ve görev gereğince şirket yönetimine yetkili müdür seçimini de içerecek şekilde gündem belirleyip genel kurul toplantısını yaptığı, genel kurulda ... 'ın şirket müdürü olarak seçilmesi sebebiyle Dairenin 2022/1643 E., 2022/1556 K., 28.12.2022 tarihli kesin nitelikteki kararı ile kayyımın görevine son verildiği, davacı tarafın başka bir davanın konusu olabilecek davacı ortağın şirkete müdür olarak atanmasına yönelik talebi hakkında ilk derece mahkemesince karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gibi Dairenin 2022/1643 E., 2022/1556 K. sayılı kararının davacının şirkete müdür olarak atanması suretiyle düzeltilmesini gerektirir bir sebep de bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, limited şirket müdürünün azli ile kayyım atanması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanun'un 623, 630. maddeleri. 3. Değerlendirme Dava, limited şirket müdürünün azli ile kayyım atanması istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulü ile davalı şirkette müdür olan davalı ...'ın TTK 630/2 gereğince yönetim hakkı ve temsil yetkisinin kaldırılması ile şirkete ...'in yönetim ve temsil kayyımı olarak atanmasına karar verilmiş, hüküm taraflarca istinaf edilmediğinden kesinleşmiştir. Atanan kayyımın kendisine mahkemece verilen yetki ve görev gereğince şirket yönetimine yetkili müdür seçimini de içerecek şekilde gündem belirleyip genel kurul toplantısını yaptığı, genel kurulda ...'ın şirket müdürü olarak seçilmesi sebebiyle Bölge Adliye mahkemesinin 2022/1643 E., 2022/1556 K., 28.12.2022 tarihli kesin nitelikteki kararı ile kayyımın görevine son verildiği görülmüştir. Kesinleşmiş mahkeme ilamı uyarınca atanan kayyımın işlemlerine itirazen ilgili mahkemenin incelemesi sonucu verilen kararlar kesin nitelikte olup temyizi mümkün değildir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 427 nci maddesinin dördüncü fıkrasında hukuki dayanağını bulan kayyım tayini davası, 6100 sayılı Kanun'un 382/2-b-19 uncu maddesinde düzenlenen vesayet işleri kapsamında bulunması nedeniyle çekişmesiz yargı işi olduğu gibi mahiyeti gereğince 6100 sayılı Kanun'un 10 uncu kısmında yer verilen geçici hukuki koruma önlemi istemine ilişmesi nedeniyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, 6100 sayılı Kanun'un 362 nci maddesinin birinici fıkrasının (ç) ve (f) bentleri gereğince temyiz edilemeyeceğinden 6100 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesi delaletiyle 346 ncı maddesi gereğince davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/3320 E., 2024/5155 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 617 nci maddesi ile 630 uncu maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 427 nci maddesi.
11. Hukuk Dairesi         2023/3320 E.  ,  2024/5155 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/205 Esas,2023/274 Karar HÜKÜM : Esas hakkında yeniden hüküm kurulması İLK DERECE MAHKEMESİ : Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2019/11 E., 2021/37 K. Taraflar arasındaki kayyım atanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin İğdir Tarım Hayvancılık Sanayi ve Ticaret Ltd Şti'nin ... ile birlikte %50 ortağı olduğunu, ...'ün 5 yıl boyunca şirket müdürü sıfatıyla şirketi tek başına temsile yetkili olduğunu, şirketle ilgili her türlü işlemde müvekkilinin onayının alınması gerektiği halde hiç bir zaman onayının alınmadığını, şirket müdürünün görev süresinin 25.09.2018 tarihinde dolduğu halde şirketin genel kurul toplantısı yapmadığını, yeni müdürün belirlenmediğini, müvekkili tarafından Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesi'ne 20.09.2016 tarihinde şirket müdürünün azline ilişkin olarak dava açtığını, Mahkemenin 2016/137 E., 2018/49 K. sayılı ilamı şirket müdürünün davalı şirket yönünden her türlü işleminin kısıtlanmasına karar verildiğini, şirket müdürü olan diğer ortağın ana sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal ettiğini, özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı davrandığını, kâr payı dağıtımını yerine getirmediğini, bu nedenle davalı şirkete temsilci kayyımı atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; açılan davayı kabul etmediklerini, ortada davacının iddialarının aksine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) uyarınca mahkemenin müdahalesini gerektirir bir durumun söz konusu olmadığını, sektörde uzun yıllar tecrübe sahibi, tanınan başarılı bir yönetici olan müvekkilinin şirketin kurulmasında kurucu olarak görev yaparak şirketin müdürlüğünü sürdürdüğünü, dava dilekçesinde bahsedilen 2016/37 E. sayılı dosyasının istinaf incelemesinde olup halen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 2018/1499 E. sayılı dosyasında derdest olduğunu, müvekkili hakkında tedbiren işlem yapma hakkının kısıtlanmasına ilişkin kararının istinaf tarafından bozulduğunu, ayrıca Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/43 E. sayılı dosyası ile davacı tarafa yapılan usulsüz hisse devri nedeni ile şirket hisse devri işleminin iptali davasının da halen derdest olduğunu savunarak müvekkilinin şirket müdürlüğü görevine son verilerek şirkete kayyım atanması talebiyle açılan davanın reddine karar verilmesini, şayet mahkeme aksi kanaat halinde ise derdest davaların sonucunun bekletici mesele yapılmasını ve nihayetinde davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 617 nci maddesi gereği genel kurulu ister olağan isterse olağanüstü olsun toplantıya kural olarak müdürlerin davet edebileceği, somut olayda 2018 yılına ait olağan genel kurulun 22.04.2019 tarihinde yapıldığı, 25.09.2018 tarihinde görev süresi dolan şirket müdürü ...'ün aynı tarihten geçerli olmak üzere aksi karar alınana kadar görev süresinin uzatılmasına karar verildiği ve kararın 22.04.2019 tarihinde Ticaret Sicili Müdürlüğü tarafından tescil edildiği, davalı şirket müdürünün görev süresinin belli bir tarihle sınırlandırılmadığı ve dolayısıyla bu karara göre görevinin halen devam ettiği, yani davalı limited şirkette kayyım tayinini gerektirir bir yönetim boşluğunun ve temsil sorununun söz konusu olmadığı, diğer yandan davacı vekili tarafından mahkemenin 2016/137 E. 2018/49 K. sayılı karar ilamı dayanak gösterilerek şirketi temsil ve ilzama yetkili şirket müdürlerinin görev süresinin dolduğundan bahisle organsızlık iddiası ile kayyım tayini talebinde bulunulduğu, birlikte temsil yetkisinin söz konusu olduğu ve genel kurulun mahkemenin 2016/137 E. 2018/49 K. sayılı dosyasında görülen şirket müdürünün azline ilişkin davanın kesinleşmesi sürecinde yapılamadığı kabulü ile hareket edildiğinde; müşterek temsil yetkisi söz konusu olduğunda bir müdürün tek başına genel kurulu toplantıya çağırmasının yasal olarak olası olmadığı, müdürün diğer müdüre ihtarname göndererek genel kurulu toplantıya çağırmak için müdürler kurulu kararı almak üzere biraraya gelme çağrısı yapması gerektiği ve cevap verilmediği yahut olumsuz cevap verildiği takdirde mahkemeye başvurarak genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi talep etmek suretiyle genel kurulu toplantıya çağırabileceğinin izahtan vareste olduğu, yine de şirketin müdürü sıfatıyla diğer ortak ...'ün tek başına genel kurulu toplantıya çağırıp toplanan genel kurulda birlikte temsil ve ilzama yetkili kılınan diğer müdürün imzası olmaksızın tek başına aldığı ve Ticaret Sicili Müdürlüğü'nce de tescil edilen karar yok hükmünde olmayıp, yalnızca yasal süre içerisinde iptali şartları var ise olası olup, 22.04.2019 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında 25.09.2018 tarihinde görev süresi dolan şirket müdürü ...'ün aynı tarihten geçerli olmak üzere aksi karar alınana kadar görev süresinin uzatılmasına dair verilen kararın mahkeme kararıyla iptaline karar verildiğine dair dosyaya yansıyan herhangi bir sav veya delil bulunmadığı, hal böyle olunca iptal edilmediği anlaşılan 22.04.2019 tarihli genel kurul kararı uyarınca davalı şirketin bir müdürünün bulunduğu, yani davalı limited şirkette kayyım tayinini gerektirir bir yönetim boşluğunun ve temsil sorununun söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, 18.04.2019 tarihinde yapılan davalı şirketin genel kuruluna müvekkilinin davet edilmediğini, söz konusu genel kurulda müvekkilinin haberinin bulunmadığını, bu nedenle yapılan genel kurulun hukuken geçerli olmaması nedeniyle iptali gerektiğini, davalı şirketin hukuken geçerli bir müdürünün bulunmadığını, müdür olmadığı için şirket yönetiminde boşluk söz konusu olduğunu, şirket müdürü seçimi için genel kurul toplantısı dahil %50, %50 iki ortaklı olması nedeniyle müdür seçimine karar verilmesinin de söz konusu olamayacağını, şirketin diğer ortağı olan ve 18.04.2019 tarihinde hukuka aykırı olarak toplanıp kanuna ve genel ahlaka aykırı şekilde kendini yeniden müdür seçen ...'ün kanuni yükümlülüklerini yerine getirmediğini, süresi içerisinde genel kurulu toplamadığını, şirketin gidişatı hakkında kendine bilgi verilmediğini, müdürlük yetkilerinin kısıtlanması için Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/137 E., 2018/49 K. sayılı dosyasında karar alındığını, bu nedenle davanın kabulü yerine reddi kararının yerinde olmadığını, belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin 25.09.2013 tarihinde 50.000,00 TL sermaye ile kurulduğu, tek şirket ortağının ... bulunduğu, ...'ün 5 yıl süreyle münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı, Kurşunlu Noterliğinin 29.06.2015 tarihli devir sözleşmesi ile davalı şirketin vekili ... tarafından şirketin 25.000,00 TL sermaye payının aktifi ve pasifiyle davacı ...'e devrettiği, 04.08.2015 tarih ve 1 no'lu ortaklar kurulu kararında, 250 pay karşılığı 25.000,00 TL'nin davalı ..., 250 pay karşılığı 25.000,00 TL'nin davacı ... tarafından taahhüt edilip nakden ödendiği ve daha önceki şirketi münferiden imza yetkisine sahip davalı ...'ün imza yetkisinin devamına karar verildiği, ortaklar kurulu kararında davalı ... ve davacı ...'ün imzalarının yer aldığı, 12.08.2015 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde bu devrin ilan ve tescil edildiği, Ticaret Sicil Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda davalı ...'ün 25.09.2018 tarihine kadar münferiden temsile yetkili olduğu, Kurşunlu Asliye Ceza Mahkemesi'nin 11.01.2017 tarih ve 2016/89 E., 2017/7 K. sayılı ilamında müşteki ... olan kamu davası yargılaması sonunda ...'ün yapılan yargılama sonunda adli para cezası ile cezalandırılmasını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin anlaşılamadığı, davalı şirketin 18.04.2019 tarihinde genel kurulunun yapıldığı, genel kurul toplantısında şirketin yıllık faaliyet raporunun okunduğu, bilanço, kâr ve zarar hesapları okunmak suretiyle oylandığı, müdürler kurulunun oy birliğiyle ibra edildiği, müdürler kuruluna ücret ödenmemesine karar verildiği, 25.09.2018 tarihinde görev süresi dolan şirket müdürü ...'ün aynı tarihte geçerli olmak üzere aksi karar alınana kadar görev süresinin uzatılmasına karar verildiği, toplantıya ortaklardan sadece ...'ün katıldığı, alınan ortaklar kurulu kararının ticaret sicil gazetesinin 02.05.2019 tarihinde tescil ve ilan edildiği, mali müşavir bilirkişiden alınan raporda özetle; şirket hakkında açılmış bir soruşturma ve kovuşturma bilgisi bulunmadığından kayyım atanmasını gerektirir bir durum olmadığı, 02.05.2019 tarihinde yayınlanan ilanla yenisi seçilinceye kadar davalının şirket müdürlüğüne devam etmesine karar verildiğinden mevcut belgelere göre şirketin müdürünün olduğu ve temsil sorununun olmadığı, bu nedenle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) gereği de şirketin temsil veya yönetimi için şirkete kayyım tayinini gerektirir yeterli ve geçerli bir sebepin bulunmadığının belirtildiği, davalı şirketin %50 ortağı olan davacı yanca davalı şirketin diğer ortağı olan ...'ün müdürlük görevinin 25.09.2018 tarihinde dolduğu ve şirkete yeni müdür seçilemediğinden davalı şirkete kayyım atanmasına yönelik olarak işbu dava açılmış ise de, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere dava tarihinden sonra davalı şirketin yapılan 18.04.2019 tarihli genel kurulunda davalı şirketi temsil etmek üzere .....'ün tekrar müdür olarak seçildiği, şirkette herhangi bir organ boşluğunun söz konusu olmadığı, dava tarihinden sonra yapılan 18.04.2019 tarihli genel kurulun ticaret sicil gazetesinin 02.05.2019 tarihli ve 9820 sayılı nüshasında tescil ve ilan edildiği, söz konusu genel kurulun iptal edildiğine ilişkin herhangi bir kararın da dosyaya sunulmadığı, bu hale göre açılan davanın konusu kalmadığından mahkemece karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğu, öte yandan, dosya kapsamına göre davalı şirketin müdürü olan...'ün görev süresinin 25.09.2018 tarihinde dolduğu, dava tarihine kadar organ boşluğunun giderilmesi için şirket ortaklarının toplanmasına yönelik olarak genel kurul çağrısı yapılmadığı veya yapıldığına ilişkin bilgi belgenin dosyaya sunulmadığı, bu nedenle davanın açılmasına davalı yanın sebebiyet verdiği anlaşıldığından yargılama giderinin davalı yan üzerinde bırakılması gerekirken mahkemece davacı üzerinde bırakılmasının da yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ortada davacının iddialarının aksine 6102 sayılı Kanun uyarınca mahkemenin müdahalesini gerektirir bir durumun söz konusu olmadığını, sektörde uzun yıllar tecrübe sahibi, tanınan başarılı bir yönetici olan müvekkil şirketin kurulmasında kurucu olarak görev yaparak şirketin müdürlüğünü sürdürdüğünü, müvekkilinin 20.09.2013 tarihinden bu yana müdürlük görevini özen ve bağlılık ilkeleri uyarınca tüm yükümlülüklere uyarak şirketi başarılı bir şekilde idare ettiğini, müvekkilin görevi süresince mali konularda davacıya bilgi vermediği iddiası doğru olmayıp, davacı ortağın istediği zaman şirket çalışanlarından bilgi alabileceğini, tüm önemli iş ve işlemler davacının bilgisi ve onayı ile gerçekleştirildiğini, şirketin menfaatinin göz önünde bulundurulduğunu, ilanen yapılan toplantıya ilişkin çağrı evraklarının Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün 07.10.2019 tarihli müzekkere cevabı ekindeki CD'de gönderildiğini, bu sebeplerle, ilanen yapılan toplantıdan çok sonra 08.03.2019 tarihinde açılan davaya davacı yanın hatasının sebebiyet verdiğini istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kayyım atanması şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 617 nci maddesi ile 630 uncu maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 427 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/1864 E., 2022/5913 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43.HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Sulh Hukuk Mahkemesi'nce taraflarına yetki verildiğini, bu nedenle işbu davanın ikame edildiğini ileri sürerek Madra Akın Yağcılık Sabunculuk A.Ş.'ye İzale-i Şuyu davasındaki taşınmazının temsili için, TMK 427. madde vd.
11. Hukuk Dairesi         2021/1864 E.  ,  2022/5913 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43.HUKUK DAİRESİ Hasımsız olarak görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 28.10.2020 tarih ve 2020/575 E- 2020/649 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nce verilen 25.12.2020 tarih ve 2020/2152 E- 2020/497 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin Kocaeli İli, ... İlçesi, ...Köyü, 674 Ada, 1 Parselde kayıtlı arsa niteliğindeki taşınmazda malik olduğunu, ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2014/900 E sayılı dosyası ile söz konusu taşınmazda malik olan diğer davalılar arasında ortaklığın giderilmesi amacıyla dava açıldığını, taşınmazın tapu kaydında Madra Akın Yağcılık Sabunculuk AŞ.'de malik olarak görünmekte ise de söz konusu şirketin sicilden resen terkin edildiğini, bu nedenle taraf ehliyetinin kalmadığını, ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2014/900 E sayılı dosyasında taraf teşkilinin sağlanabilmesi adına davalı şirket Madra Akın Yağcılık Sabunculuk AŞ.'nin ihyası amacıyla dava açmak üzere ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nce taraflarına yetki verildiğini ve İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/513 Esas sayılı dosyasıyla ikame edilen şirketin ihyası taleplerinin 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle 2019/1136 Karar sayılı kararıyla reddedildiğini kararın kesinleştiğini, ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2014/900 E sayılı dosyasında taraf teşkilinin sağlanabilmesi adına davalı şirket Madra Akın Yağcılık Sabunculuk A.Ş.'ye kayyım atanması amacıyla dava açmak üzere ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nce taraflarına yetki verildiğini, bu nedenle işbu davanın ikame edildiğini ileri sürerek Madra Akın Yağcılık Sabunculuk A.Ş.'ye İzale-i Şuyu davasındaki taşınmazının temsili için, TMK 427. madde vd. ve 3561 sayılı Kanun gereği bir kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, kayyım atanması talep edilen Madra Akın Yağcılık Sabunculuk A.Ş.'nin sicilden terkin edildiği ve söz konusu şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiği , tüzel kişiliği sona eren şirkete kayyım atanmasının mümkün olmaması nedeniyle talebin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince somut uyuşmazlıkta, görülmekte olan İzale-i Şuyu davasında taraflardan olan Madra Akın Yağcılık Sabunculuk Anonim Şirketi’nin 6102 sayılı TTK'nın Geçici 7. maddesine göre ticaret sicilinden re'sen terkin edildiği ve bu şekilde tüzel kişiliğin ortadan kalktığının sabit olduğu, davacı tarafça, şirketin ihyası için açılan davanın kesin sürede açılmadığından reddedildiği ve kararın kesinleştiği bildirilmiş olup, tüzel kişiliği sona eren dolayısıyla taraf ehliyeti bulunmayan şirket hakkındaki talebin dinlemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 15/09/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.