4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 448

Türk Medeni Kanunu 448. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 448- Vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasi, vesayet altındaki kişiyi bütün hukukî işlemlerinde temsil eder. 2. Yasak işlemler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
20. Hukuk Dairesi, 2016/14720 E., 2017/1779 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadastro Mahkemesi
Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 448. maddesinde, vasinin, vesayet altındaki kişiyi bütün hukukî işlemlerinde temsil edeceği;
20. Hukuk Dairesi         2016/14720 E.  ,  2017/1779 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi Taraflar arasında görülen kadastro tespitine itiraz davası sonunda, yerel mahkemece verilen direnme kararına ilişkin dava dosyası 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun geçici 4/1. maddesi uyarınca temyiz incelemesi yapılmak üzere Daireye gönderilmekle, dosyadaki kağıtlar okundu gereği görüşülüp, düşünüldü: K A R A R Kadastro sırasında...köyü, Değirmen Yanı mevkii, 230 ada 16 ve 17 parsel sayılı sırasıyla 3818,64 m² ve 1061,05 m² yüzölçümündeki taşınmazlar, tarla niteliğiyle öncesinde dava dışı 230 ada 9 ilâ 12, 14, ve 15 sayılı parsellerle bir bütün olarak atalarından intikal ettiği, miras ve 1985 yılında yapılan taksim ile ... ve ...'ye müştereken kaldıkları ve 16.04.1986 tarihli senet ile ...'a sattıkları, ...'ın da 23.05.2006 tarihli senet ile 16 sayılı parseli ...'a sattığı, 17 sayılı parselin ise karayolu istimlak sahasında kaldığı belirtilerek zilyedi adına tesbitinin yapılması gerektiği, ancak asliye 1. hukuk mahkemesinin 199/118 Esasında davalı olduklarından malik haneleri açık bırakılmak suretiyle kadastro mahkemesine devir edilmişlerdir. Davacı ..., davalılar...köyü tüzel kişiliği ve Hazineye husumet yönelterek 08.03.1990 tarihli dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği 2,5 dekar yüzölçümündeki taşınmazı 16.04.1986 tarihli senet ile ...'dan satın aldığından eklemeli zilyetliğin yararına oluştuğu iddiasıyla adına tescili talebi ile açtığı 1990/118 Esas sayılı dava ile; Davacılar ... ve ..., davalılar ..., ...,...köyü tüzel kişiliği, Hazine, ... Yönetimi ve ... Genel Müdürlüğü aleyhine 30.03.1989 tarihinde, mevkii ve sınırlarını bildirdiği üç parça taşınmazın ortak murisleri...'den kaldığı, diğer mirasçıların taksime rıza göstermedikleri, iştirak halinde mülkiyet hükümlerine göre tasarruf edildiği, zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının yararlarına oluştuğu iddiasıyla miras payları oranında adlarına tescili istemiyle açtıkları 1989/166 E. sayılı dava ile; ... mirasçıları ve mirasçılarından ... mirasçıları terekesi mümessili... Üye tarafından davalı Hazine ve köy tüzel kişiliği ve ... ve... taraf gösterilerek, tescil davasına konu taşınmazların Temmuz 1969 gün 63 ve 64 ile Şubat 1962 tarih ve 4 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığı, tapu kayıtlarının taviz bedelleri ödenmiş icareteynli vakıf kaydına sahip bulunduklarından, tescil davasının reddi ile ... ve ...'nin elatmasının önlenmesine karar verilmesi istemiyle açtıkları 1989/331 Esas ve 1990/435 Esas sayılı davalar birleştirilmiş ve Ayten Şerefli’nin davasının açılmamış sayılmasına karar verildikten sonra, 3402 sayılı Kanunun 27. maddesi gereğince kadastro mahkemesine gönderilmiştir. 19.02.2010 havale tarihli dilekçe ile, 23.05.2006 tarihli harici satış senedi ve eklemeli zilyetliğe dayalı olarak adına tesbit ve tescili istemi ile ... davaya katılmıştır. Mahkemece, davacı ...'ın davasının kabulüne, diğer davaların reddine ilişkin verilen karar Hazine, ... Yönetimi, ...ve arkadaşları vekili Avukat ... ve...Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilmekle, Dairenin 22.05.2012 gün 2012/5119-7748 sayılı kararı ile bozulmuştur. Dairenin az yukarıda belirtilen bozma kararında bozma kapsamı dışındaki yönlerin incelenmediği belirtilerek özetle; “...davacılardan ...’nin öldüğünün, adı geçenin tüm mirasçılarına yöntemince tebliğe edilerek, dava hakkında bilgilendirilmeleri ve davacı sıfatıyla davayı takip edebilmelerine olanak tanınması, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması...” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan ve taraf teşkili sağlandıktan sonra, katılan ...'ın davasının kabulüne, diğer davacıların davasının reddine, dava konusu 230 ada 16 ve 17 parsel sayılı taşınmazların kadastro tesbit tutanağındaki vasıfla katılan ... adına tesbit ve tesciline karar verilmiş, hükmün davacılar...mirasçıları ve arkadaşları vekili ile davalılar Hazine, ... Yönetimi ve Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 05/11/2013 tarih ve 2013/8019 – 9590 sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararında özetle "...1) ... Yönetiminin temyiz itirazlarının incelenmesi sonucunda; incelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman ... bilirkişi tarafından kesinleşmiş ... tahdit haritası ile eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada, çekişmeli taşınmazların ... tahdidi dışında kalan ve öncesi itibariyle de ... sayılmayan yerlerden olduğu anlaşıldığına göre, ... Yönetiminin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2) Hazine vekili, muteriz davacılar ... mirasçıları ve arkadaşları vekili ile Karayolları Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazları yönünden; Mahkemece, davacı gerçek kişilerin tapu kaydının zilyetleri yararına hukukî kıymetini yitirdiği ve katılan ... yararına eklemeli zilyetlik yolu ile zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Mahkemece, çiftlik tapu kaydına tutunan davacı gerçek kişilerin iddiaları ve sundukları deliller, dayandıkları tapu kayıtları yöntemince uygulanmamış, tapu kaydı uygulaması yönünden, Kadastro Mahkemesinin 05.04.2001 gün ve 1996/11-16 sayılı kararı kesin hüküm olarak kabul edilmiş ve bu dosyadaki tapu uygulamasına dayanılmışsa da, bu karar, o davanın tarafı olan tapu malikleri...ve paydaşları yönünden Kadastro Kanunun 34. maddesi gereğince kesin hüküm oluştursa da, Kadastro Mahkemesinin sözü edilen 1996/11 E. sayılı dosyasında taraf olmayan Hazine ve bu dosyanın davacıları olan ve zilyetlikle edinme iddiasında bulunan gerçek kişiler yönünden kesin hüküm oluşturmayacağı gözetilmemiştir. Tapu kaydına dayanan davacıların tapuları hakkında verilen Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.11.1978 gün ve 1977/11819-13674 sayılı ve 16. Hukuk Dairesinin 24.04.2001 gün ve 2001/418 - 2033 sayılı kararlarında açıklandığı gibi, Medenî Kanunun 04 Nisan 1926 tarihinde yayınlanıp 04 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29 Mayıs 1926 tarihli ve 864 sayılı Tatbikat (Uygulama) Kanunu'nun 43. maddesinin “Kanunu Medeniye, Borçlar Kanunu ve bu Tatbikat Kanununa aykırı olan hükümler ile “mecelle mülgadır” hükmüyle, Mecelle ve Medenî Kanuna aykırı olan diğer eski mevzuat açıkça yürürlükten kaldırıldığı halde, 1274 (1858) tarihli Arazi Kanunu, kaldırılan bu kanunlar arasında sayılmamıştır. Mahkemece, tapu kaydının çekişmeli parselleri kapsamadığı, bir an için kapsadığı kabul edilse bile, taşınmazların Medenî Kanunun yürürlüğünden önce tapu malikleri dışındaki kişiler tarafından 10 yıldan fazla süreyle zilyet edilmesi nedeniyle, Arazi Kanunnamesinin 20. ve 78. maddeleri gereğince tapu kaydına değer verilemeyeceği kabul edildiğine göre, dayanılan tapu kayıtlarının çekişmeli taşınmaza uyup uymadığı, başka bir anlatımla dava konusu taşınmazın davacılar ve katılan gerçek kişilere ait tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı konusunda yapılan uygulamanın yetersiz olması bir yana, zilyetliğe dayanan davacı ve önceki zilyetlerin Medenî Kanunun yürürlüğe girdiği 1926 yılından önce zilyet olup olmadıkları, zilyetlikleri varsa ne zaman ve ne şekilde başladığı, zilyetliğin çekişmesiz, aralıksız, malik sıfatıyla devam edip etmediği konularındaki araştırma ve bu konuda toplanan deliller de hüküm kurmaya yeterli değildir. Çiftlik sahibi tapu kaydı maliklerinin dayandığı kesinleşmiş mahkeme kararları, komisyon kararları, vergi kayıtları, şer’i mahkeme ilâmları, kamulaştırma kararları, ... Yönetiminin yaptığı incelemeler ve raporlar ile şer’iye defteri örnekleri, bir kısım köylülerin çiftlik arazilerini kira ve icar vererek kullandıklarına dair 1940 yılından sonra noterde verdikleri taahhütnameler ile diğer deliller karşısında, yerel bilirkişi ve tanık sözlerine ne şekilde değer verildiği, çekişmeli taşınmaza önce ya da şimdi zilyet olan gerçek kişiler ile bu deliller arasında bağlantı bulunup bulunmadığı, zilyetliğe esas sözleri hükme esas alınan yerel bilirkişi ve taraf tanıkları ile bir kısım tapu malikleri muteriz davacılar arasında aynı nitelikte davalar olup olmadığı araştırılmamış ve irdelenmemiştir. O halde, mahkemece; aynı tapu kayıtlarına dayanılarak açılan bir çok davanın bulunduğu, bunlardan bir kısmının sonuçlandırılıp bir kısmının halen devam ettiği anlaşıldığından, halen görülmekte olan dava dosyalarının birleştirilmesi, yargılamayı geciktirip, para ve emek sarfına yol açacağı ve yıllardan beri devam eden davaları daha da karmaşık ve içinden çıkılamaz hale getireceği gözönünde bulundurularak; dava dosyaları birleştirilmeden, yukarıda sözü edilen delillerin eksiksiz olarak toplandığı aynı nitelikteki dava dosyalarından birisi kılavuz dosya seçilerek; Tapu kayıtlarında geçen...köylerinin bulunabilecek en eski tarihli idari sınırlarına ait harita ve diğer belgeler, gerektiğinde eski kayıt ve defterler üzerinde inceleme ve araştırma yapabilecek nitelikte konunun uzmanı bilirkişiler tayin edilerek, ... 1208, Zilhicce 1207 (9 Ocak 1794) Tarihli Mülkname, ...Vakfıyesine ilişkin 21 ...1209 (1795) tarih ( 12 ... 1263 (1847) ) tarih 477 sayılı..., 25... 1291 (1876) tarihli t...,...Çiftliği Mart 1290 tarih D.9 V.18... ...) Çiftliği Mart 1290 tarih D.9V.19, ...ve ...Mart 1290 tarih D.9V.20 sayılı tapu kayıtları ile bu sicillerden gelen Ağustos 1326 (1910) tarih ve 3 numaralı...(...) Çiftliği, Ağustos 1326 (1910) tarih ve 2 numaralı ... Çiftliği, Ağustos 1326 (1910) tarih ve 4,...Çiftliği tapu kayıtları ile bu kayıtların gittileri ve tedavülleri olan diğer tapu kayıtları ve bu kayıtların revizyonları Yerel Yönetim ve Genel Müdürlükten getirtilerek bir sıra dahilinde dosya arasına konulmalı, Bu tapu kayıtlarının revizyon gördüğü ya da hükmen bu tapuların uyduğu belirlenen kadastro parselleri, gerekirse mahkemedeki tüm dosyalar ve tapu sicile devredilmiş tüm dosyalar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle saptanmalı, bu parsellerin tesbit tutanakları, tesbitleri kesinleşmişse bu yolla oluşan tapu kayıtları, hükmen kesinleşenlerin bilirkişi raporları dosyaya eklenmeli, Belirlenen revizyon parselleri ile aynı şekilde dava konusu edilen tüm parselleri bir arada gösteren pafta örnekleri getirtilmeli, Sözü edilen tapu kaydına dayanılarak halen ... Asliye, Sulh ve Kadastro Mahkemelerinde devam eden davaların konusu ve kimler arasında görüldüğü, sonuçlanan davalar varsa bunların konusu ve neticesi hakkında tarafların hazırlayacağı dava listesi kendilerinden alınmalı, esas defterleri üzerinde inceleme yaptırılarak aynı türden uyuşmazlıklar tutanak ile belgelenmeli, Vakıf Taşınmazları ve Vakıf Hukuku Konusunda uzman bilirkişiler belirlenip, dosyadaki tarafların tutunduğu mülknameden başlanarak tüm kayıtlar ve belgeler incelettirilmeli, ... Vakfının mülk araziden tahsis suretiyle edinilip edinilmediği, sahih vakıflardan olup olmadığı yönünde rapor düzenlettirilmeli, muteriz davacıların tapu kayıtlarının tesis ve tedavüllerinin nitelikleri ve mevzuat karşısındaki geçerlilikleri konuları üzerine değişik zamanlarda, üniversite öğretim üyelerinden 6100 sayılı H.M.K.'nun 293. maddesi hükmü uyarınca aldıkları bilimsel mütalaalar incelenmeli, gerekirse bu uzman kişiler H.M.K.'nun 293/2. maddesi uyarınca dinlenilmeli, Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ait, en eski tarihlisinden en yeni tarihte düzenlenen memleket haritaları dahil, yöreye ait tüm memleket haritalarının orijinalinden renkli ve onaylı fotokopi örnekleri ile hava fotoğrafları ve amenajman planları, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yer ve mevki ismi, varsa yakın kadastro parsel numaraları yazılmak suretiyle, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin 2863 sayılı Kanun hükümlerine göre doğal ya da kültürel sit alanı olup olmadığı sorulmalı, ilgili karar ve harita örnekleri getirtilerek dosyasına eklenmeli, Tapu kayıtlarındaki sınırları ve memleket haritasındaki mevkileri bilecek ve bu davalar ile ilgisi olmayan, olabildiğince yaşlı ve yansız yerel bilirkişiler tesbit edilmeli, gerektiğinde tapu kayıtlarının bilinmeyen sınırlarında yardımcı olacak ve zilyetlik konusunda bilgi verecek tanık isimleri taraflardan istenmeli, önceki keşiflere katılmamış üç ... yüksek mühendisi, üç harita mühendisi, üç jeolog bilirkişi ve üç ziraat uzmanı bilirkişinin ismi yöntemince belirlenmeli, bu bilirkişilere tarafların itirazları olursa değerlendirilerek, gerektiğinde onların yerine başkaları seçilmeli, Bilahare kılavuz dosya üzerinden yapılacak keşifte; ... Vakfiyesi ve 17 ...1295 tarihli... sureti: ...Menteşe sancağında, ...kazasında ... bir tarafı ... ve bir tarafı ... ve bir tarafı... ve . Hududuna müntehi olup işbu hudut ile mahdut mahal derununda...Çiftliği denmekle arif bir kıta çiftlik,... Çiftliği denmekle arif bir ... çiftlik ve ...çiftliği denmekle arif bir kıta çiftlik sınırları ve ilk tesisi Mart 1290 tarih D.9, V.18 , aynı tarih Varak 19, aynı tarih Varak 20 sayılı tapu kayıtları tüm tesis ve tedavülleri ile, bu kayıtlardan önce oluşturulmuş ise, bu kayıtların, Ağustos 1326 tarihli tedavüllerinde yönlendirilmiş sınırları ve Eylül 1340 tarihli tedavülleri ile Mayıs 1969 tarihinde yapılan ifrazlara göre oluşan yeni sınırları itibariyle yerel bilirkişiler yardımıyla yerine uygulanmalı, bu çiftlik sınırları için ayrıca oluşturulan çiftliğe ait tarla ve bina nitelikli tapu kayıtları varsa, onlar dahi uygulanmalı, uygulama sırasında, tutunulan ..... Çiftliği,...Çiftliği ve... Çiftliği tapularında Mezar Gediği,...sınırlarının ortak sınır, Kırvasil (...), ...(içmeler) sınırlarının köy ya da çiftlik sınırları olduğu, tapu kayıtlarının eşcar-ı müsmire ve gayr-ı... müştemil çiftlik kayıtları olup, bu sınırlar içinde Devlet Ormanları, dereler, taşlık ve kayalık niteliğindeki Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin bulunduğu, sınırlarının mevki ya da nokta sınırlar olduğu, bu sınırların çoğunluğunun Devlet Ormanı içinde kalması nedeniyle sabit kabul edilemeyeceğinden, 3402 sayılı Kanunun 20/C maddesi gereğince kayıt kapsamının yüzölçümüne değer verilerek saptanacağı,...Çiftliğine ait tapu kaydının aynı köy 1 ilâ 169 sayılı parselle uygulandığı, ancak bu parseller hakkında tapuya dayanmayan ve zilyetlikle kazanma iddiasında bulunan gerçek kişiler tarafından itiraz edilip, birçok dava açıldığı, ......Çiftliği tapusunun Çamlık köyü 373 ilâ 633 sayılı parsellere uygulandığı gözönünde bulundurularak, tapu kayıtları yerine uygulanmalı; bilinmeyen sınırlar konusunda tarafların gösterecekleri tanıklar dinlenmeli, yerel bilirkişi ve tanık sözleri, komşu parsel kayıtları ve eski tarihli memleket haritaları, köy isimleri ve sınırlarına ilişkin tüm kayıtlarla denetlenmeli, yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından tarif edilen ve gösterilen sınırlardaki çelişkilerin yöntemince giderilmeli, revizyon parselleri ile ... (...) ve ... (İçmeler) Köyleri (ya da Çiftlikleri) ile memleket haritasında Löngöz köyü olarak işaretlenmiş bulunan sınırlar gözetilerek sabit sınırların nereler olabileceği değerlendirilerek kayıtlar 3402 sayılı Kanunun 20 ve 21. maddeleri hükmüne göre, sabit sınırlarla bağlantısı kesilmemek suretiyle, bu sınırlardan başlanarak, genel kadastroda revizyon gördüğü, çiftlik tapu sahipleri adına kesinleşen parseller de dikkate alınmak suretiyle uygulanarak, kayıtların yüzölçümüyle kapsadığı alanlar tereddüte yer bırakmayacak biçimde belirlenmeli, harita mühendisi bilirkişi ve fen bilirkişilere tapu kaydının sınırları itibariyle kapsadığı alanı ve yüzölçümüyle geçerli kapsamını ayrı ayrı gösteren ayrı renkli kalemlerle işaretli müşterek imzalı kroki düzenlettirilmeli; Daha sonra, dosyaya getirtilen en eski tarihli hava fotoğrafları, memleket haritaları, amenajman planları ve ... kadastro haritası ile kadastro paftası ve dayanılan tapu kayıtlarının sınırları ve yüzölçümüyle geçerli kapsamını gösteren bilirkişi krokisi ve haritası, fen ve uzman -5- . ... bilirkişiler eliyle yöntemince uygulanarak, tapu kaydının yüzölçümüyle kapsadığı alanlar içinde kalıp 4785 sayılı Kanun hükümlerine göre devletleştirilen ... alanları belirlenmeli, yüzölçümüyle geçerli kapsamı dışında kalan ... alanlarının, 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre zaten devlet ormanı sayılması nedeniyle, devletleştirmeye ve iadeye konu edilemeyeceği gözetilmeli, devletleşen ... alanları var ise bu alanlarının yüzölçümü, tapu kayıtlarının yüzölçümünden düşüldükten sonra, artan bölümün tarım alanları ve yerleşim alanları için hüküm ifade edeceği, başka deyişle birbirlerine sınır olduğu ve toplam 14000 dönüm yüzölçümünde olduğu anlaşılan bu üç tapu kaydının yüzölçümüyle kapsadıkları alan içinde kalan ormanların devletleştirme kapsamında olduğu gözönünde bulundurularak, devletleştirilen ... alanının yüzölçümü, tapu kaydı miktarından düşüldükten sonra, kalan miktarın bir bütün halinde çiftliğin tapu kaydı kapsamındaki diğer araziler olabileceği düşünülerek muteriz davacıların tapu kayıtlarının kapsamı belirlenmeli, orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, aynı yörede dava konusu edilen taşınmazların konumunu çevre taşınmazlarla birlikte bu harita ve fotoğraflar üzerinde bir arada gösterecekleri, tapu kayıtlarının sınırları, yüzölçümü ile kapsadığı alanları ve devletleştirilen ... alanlarını birlikte gösterir ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, kroki düzenlettirilmeli ve düzenlenen bu rapor ve krokiler aynı nitelikteki tüm dava dosyalarına konulmalıdır. Yukarıda anlatılan şekilde yapılacak uygulama ve değerlendirme sonucunda, dava konusu taşınmazın muteriz davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamı içinde kaldığı belirlendiği takdirde; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme iddiasında bulunan davacı gerçek kişi ve katılan taraf ile tapu kaydına tutunan muteriz davacı tarafların ve Hazinenin tanıkları ve yerel bilirkişiler taşınmaz başında dinlenip, zilyetliğin nasıl ve ne zaman başladığı; kaç yıl süre ile ne şekilde devam ettiği, zilyetliğin kiracı yada malik sıfatıyla olup olmadığı, Medenî Kanunun yürürlüğünden en az 10 yıl öncesine dayanan zilyetlik varsa, zilyetliğin Başlangıcının ne şekilde hatırlandığı veya kendilerine bu bilgilerin ne şekilde aktarıldığı sorulup, somut olaylara dayalı yeterli ve kesin yanıtlar alınarak, bir birinin tekrarı niteliğindeki soyut sözlerle yetinilmemeli, yöreye ait en eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritası ile daha sonraki yıllarda düzenlenen (özellikle dava tarihi olan 30.09.1989 tarihinden 15-20 yıl öncesine ait) tüm hava fotoğrafı ve haritalar özel streaskop aletleriyle incelenip dava konusu taşınmazın bu belgelerle ne olarak göründüğü, özellikle kullanılan tarım arazisi olarak görünüp görünmediği belirlenerek bilirkişi ve tanık beyanlarının doğruluğu denetlenmeli, hava fotoğraflarının düzenlendiği tarihlerde tarım arazisi olarak kullanılmayan yerlerle ilgili bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceği nazara alınmalı, yukarıda sayılan deliller ve diğer deliller ile özellikle Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/333 E., 1994/51 K., ve Asliye Hukuk Mahkemesinin 1960/104 E. 1961/25 K. sayılı kararları ile 1189/103 E. sayılı dava dosyası krokileri yerine uygulanmalı, çiftlik ve tapu sahipleri tarafından sunulan kiralamaya ilişkin 1940 yılından sonra noterde düzenlenen taahhüt senetleri kendilerine okunarak, bu belgelerde söz edilen kişi ve taşınmazlar ile çekişmeli taşınmazın ve taşınmaza zilyet olanın ilgisinin olup olmadığı hususundaki bilgileri sorulmalı, bu deliller karşısında bazı dosyalarda davacı, bazılarında davalı durumunda olan köylülerin zilyetliğinin asli zilyetlik olup olmadığı değerlendirilmeli, Türkiye genelinde 1936-1937 yıllarında arazi ve bina vergi yazımı yapıldığından..., ...(...), ...) Köyleri'nde bu yıllarda vergiye kayıt edilen arazi ya da bina olup olmadığı Özel İdare Müdürlüğünden sorularak varsa getirtilip yerine uygulanmalı, bu köyde, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanan gerçek kişiler, bunların bayi yada murislerinin, o yıllara ait hiç vergi kaydı yoksa bunun nedeni araştırılmalı, 1926 yılından önce asli zilyet olan kişilerin 1936-1938 yıllarında sahip oldukları yerleri vergiye kayıt ettirmemiş olmalarının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı, köylülerin vergi kayıtları olmayıp, çiftlik sahiplerinin vergi kayıtları olması halinde bu durumun köylülerin Karaca Köyü arazilerine o yıllarda aslî zilyet olmadıklarının karinesi sayılıp sayılmayacağı tartışılıp değerlendirilmeli, Dava konusu taşınmazın muteriz davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamı dışında kaldığı belirlendiği veya tapu kayıtlarının zilyedi yararına hukukî kıymetini kaybettiği kabul edildiği takdirde ise, davacı ... ve ... tarafından açılan 1989/166 Esas sayılı dava dosyasına konu olduğu anlaşılan ve Dairece aynı gün temyiz incelemesi yapılan mahkemenin 2012/83 E. - 2013/10 K., 2012/82 E. - 2013/14 K., 2012/87 E. - 2013/22 K. ve 2012/77 E. - 2013/23 K. sayılı dosyaları arasında mirasın taksim edilip edilmediği yönünden bağlantı bulunduğundan biri hakkında verilecek kararın diğerini etkileyeceğinden birleştirilmeleri gerektiği, ayrıca açılan tescil davasına konu olduğu tesbit edilen veya ... terekesine dahil olduğu belirlenen başkaca taşınmazlara ilişkin açılan dava dosyaları derdest ise birleştirilmeleri, karara çıkmış ise kesinleşme şerhli onaylı suretleri getirtilmeli, yine murisin terekesine dahil başkaca taşınmazlar olup olmadığı araştırılmalı, belgesizden tesbit gören yerlere ilişkin tüm mirasçı ve muris bırakan yönünden araştırma yapılıp, adlarına tesbit gören yerlerin kadastro tesbit tutanakları getirtilmek suretiyle kanunî sınırlamanın aşılıp aşılmadığı belirlenmeli, bundan sonra taşınmaz başında yeniden yapılacak keşifte, karayolları kamulaştırma haritaları uygulanıp, taşınmazın karayolları istimlak sahasında kalıp kalmadığı, kalmamakta ise bu haritalarda kim ya da kimleri zilyet olarak gösterdiği belirlenmeli, taraf tanıkları ve yerel bilirkişiden zilyetliğin nasıl ve ne zaman başladığı; kaç yıl süre ile ne şekilde devam ettiği, zilyetliğin kiracı yada malik sıfatıyla olup olmadığı ile muris Hüseyin Şahin'e ait terekenin paylaşılıp paylaşılmadığı saptanmalı, ispat külfetinin taksime dayanan tarafa ait olduğu gözönünde bulundurulmalı, iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tâbi taşınmazlardan paydaşlardan biri veya birilerinin paydaşlar dışında üçüncü kişilere pay satışının geçersiz olduğu düşünülmeli, bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonucu göre hüküm oluşturulmalı ve 3402 sayılı Kanunun 31/3. maddesi gereğince davada haklı çıkan ve kendini avukat ile temsil ettiren yararına taktir edilecek avukatlık ücretinin, davada haksız çıkan taraftan alınarak, bu kişi ile karşılıklı davalı ya da davacı sıfatı bulunan ve davada haklı çıkan tarafa verilmesi gerektiğinde gözönünde bulundurulmalıdır. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin yetersiz araştırma ve eksik incelemeyle yazılı olduğu biçimde karar verilmesi usûl ve kanuna aykırıdır..." denilerek hüküm bozulmuştur. Mahkemece; davacıların taşınmazı kullanmadıkları, tutundukları tapu kayıtlarının sınırları ve miktarı itibariyle araziye uygulanmasının mümkün olmadığı, geçerli bir tapu kaydı niteliğinde bulunmadıkları, çekişmeli parseli kapsamadıkları, bir an için kapsadığı kabul edilse dahi, taşınmazın Medenî Kanunun yürürlüğünden önce tapu malikleri dışındaki kişiler tarafından 10 yıldan fazla süreyle zilyet edilmesi nedeniyle, Arazi Kanunnamesinin 20 ve 78. maddeleri gereğince tapu kaydına değer verilemeyeceği, katılan ...'ın bir insan ömrünü aşan eklemeli zilyetliğinin bulunduğu, katılan yararına kazandırıcı zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmesine, katılan ... davasının kabulüne, diğer davacıların davalarının reddine, dava konusu taşınmazların kadastro tesbit tutanağındaki gibi katılan ... adına tespit ve tapuya tesciline, taşınmazın tescil harici kalan kısımları yönünden mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş, hüküm Hazine vekili, ... Yönetimi, Krayolları Genel Müdürlüğü vekili ile...mirasçıları ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce 1967 yılında yapılıp kesinleşen ... kadastrosu ile daha sonra dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı Kanunla değişik 6831 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması ve 1988 ilâ 1990 yılları arasında yapılıp 08.07.1991 tarihinde ilân edilerek dava tarihinde kesinleşmemiş olan aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu, 2896 ve 3302 sayılı kanunlarladeğişik 2/B madde uygulaması vardır. Mahkemece verilen karar usûl ve kanunu aykırıdır. Şöyle ki; dosya kapsamından; davacılardan ...’nun direnme kararından önce ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 04/05/2015 gün ve 2014/594-390 sayılı kararı ile akıl hastalığı sebebiyle kısıtlandığı ve kendisine oğlu ...’nun vasi atandığı, anılan kararın kesinleştiği, davanın vasiye ihbar edilmediği, vasinin vesayet makamından husumet izni alması suretiyle davaya katılımı sağlanmadan karar verildiği, direnme kararının vasiye tebliğ edildiği, ancak husumet izni kararının alınmadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 448. maddesinde, vasinin, vesayet altındaki kişiyi bütün hukukî işlemlerinde temsil edeceği; 462. maddesinin 8. bendinde de, vasinin, vesayet makamından izin almak koşuluyla kısıtlı adına dava açabileceği hususları düzenlenmiştir. Değinilen düzenlemeler karşısında, hüküm tarihinden önce kısıtlanan ...’na tayin edilen vasiye davanın ihbar edilmesi, vasininde vesayet makamından izin alması halinde taraf sıfatını haiz olacağı açıktır. Dava ehliyeti, taraf sıfatı ve kanunî temsil 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesi uyarınca dava şartı olup aynı kanunun 115/2. maddesi uyarıncada dava şartı eksikliğinin giderilmesi mümkündür. Hukuk Genel Kurulunun 03.03.1993 gün 773/82 sayılı kararında da, dava şartlarının davanın açıldığı tarihten hükmün kurulduğu tarihe kadar varlığını devam ettirmesinin temel kural olduğu açıkça vurgulanmıştır. Mahkeme hâkiminin, dava şartlarının mevcut olup olmadığını kendiliğinden (re'sen) araştırmak zorunda olması yanında, dava şartlarının yargılama sırasında tamamlanması halinde davanın esasına girerek sonuçlandırması gerekeceği kuşkusuzdur. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde düzenlenen “Hukukî Dinlenilme Hakkı” gereğince, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve ... Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. O halde davanın, davacılardan ...'na vasi atanan ...’na ihbar edilerek husumet izni alması suretiyle davaya katılımının sağlanması, delil ve belgelerinin istenmesi, ondan sonra işin esasının incelenmesi gerekirken anılan usulî eksiklik giderilmeden, kısıtlının hukukî dinlenilme hakkı ve savunma hakkı ihlal edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Hazine vekili, ... Yönetimi vekili Karayolları Genel Müdürlüğü vekili ile...mirasçıları ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Dairenin 05/11/2013 tarih ve 2013/8019 – 9590 sayılı RED-BOZMA KARARININ KALDIRILMASINA, yerel mahkeme hükmünün açıklanan sebeplerle değişik gerekçe ile BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine 02/03/2017 günü oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (3)

3. Hukuk Dairesi, 2017/1126 E., 2018/11650 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
( TMK 448. md.)
3. Hukuk Dairesi         2017/1126 E.  ,  2018/11650 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalılar aleyhine açtığı gayrimenkul harici satış sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davasında alınan bilirkişi raporunda, alacağın 21.911,34 TL olarak belirlendiğini, mahkemece taleple bağlı kalınarak lehine 8.000 TL'ye hükmedildiğini, bakiye 13.911,34 TL alacağın tahsili için davalılar aleyhine başlattığı icra takibine, davalılar tarafından yapılan itiraz üzerine, takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına ve alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar, davacının bahsettiği tazminat davasının henüz kesinleşmediğinden derdestlik itirazında bulunduklarını beyan ederek; davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece; davaya dayanak icra takibindeki talebin gayrimenkulun aynına ilişkin olduğu ve kesinleşmeden takibe konulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-)Dava; icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Vesayet altındaki davacıyı temsilen vasisi tarafından açılan davada, 27/06/2014 tarihli dava dilekçesi ekinde ...'e vasi tayinine ilişkin mahkeme ilamı ibraz edilmiş ancak, dava tarihinde yürürlükte bulunan 4721 sayılı TMK'nun 462. maddesi uyarınca, vesayet makamından izin alındığına dair bir ilam dosyaya sunulmamıştır. Vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasi, vesayet altındaki kişiyi bütün hukuki işlemlerinde temsil eder. ( TMK 448. md.) 743 sayılı TMK 405/8 maddesi, sulh hukuk mahkemesinin iznine tabi tutulan işler arasında (derhal alınması gereken geçici tedbirler müstesna olmak üzere) husumeti de saymış; böylece gerek vesayet altındaki kişi adına vasi tarafından dava açılabilmesini gerekse de vesayet altındaki aleyhine açılmış bir davada kısıtlının vasi tarafından temsil edilebilmesini vasinin sulh mahkemesinden izin alması koşuluna bağlamıştır. 4721 sayılı TMK'nun 462/8. maddesi de, vasinin vesayeti altındaki kişi adına dava açabilmesini vesayet makamının iznine tabi kılmış olup; 743 sayılı TMK'dan farklı olarak, vesayet altındakine karşı açılmış olan davalar yönünden bu izin koşulunu kaldırmıştır. Anılan her iki kanuna göre de, konusu ve türü ne olursa olsun vasinin,vesayeti altındaki kişi adına herhangi bir davayı açabilmesi, her halükarda bu konuda vesayet makamından izin almış olması koşuluna bağlıdır. Bu koşul vesayet altındakinin çıkarlarını korumak amacına yönelik olup, o konudaki hukuksal düzenlemeler çerçevesinde kazanılma şansı bulunmayan bir davanın açılmasını ve böylece vesayet altındaki kişinin böylesi bir dava nedeniyle zarara uğramasını engellemek için öngörülmüştür. Dolayısıyla bu konu kamu düzenine ilişkindir ve bu nedenle de, herhangi bir davada vasinin bu yönde izin almış olup olmadığı hususu, mahkemece ve Yargıtay'ca resen gözetilmelidir. Vasinin izin almaksızın dava açması durumunda, mahkemece, vasiye bu yönde ilam alıp sunmak üzere uygun bir süre verilmesi gerekir, bu husus yerine getirilmeden yargılama yapılarak davanın sonuçlandırılması kanuna aykırıdır.(HGK 2005/21-195 E. 2005/209 K. 30.03.2005 gün) Bu nedenle mahkemece yapılması gereken iş; vasiye bu davayı açıp takip etmesi konusunda vesayet makamından izin alması ve buna ilişkin ilamı dosyaya sunması için uygun bir süre verilmesi, iznin alındığına dair ilam sunulduğu takdirde davaya devamla esas hakkında hüküm kurulması, aksi takdirde davanın bu nedenle reddine karar verilmesidir. Mahkemece, kamu düzenine ilişkin bu husus gözardı edilerek, yazılı şekilde esas hakkında karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir. 2-) Kural olarak; bir davada hüküm verilmesi, başka bir davada incelenmekte ve kesin olarak karara bağlanacak bir hukuki durumun mevcut olup olmadığına, kısmen veya tamamen bağlı ise; mahkeme, o davanın sonuçlanmasını beklemek üzere yargılamayı erteleyebilir. Hukuk mahkemesinde, görülen bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması, başka bir mahkemenin görevi içindeki bir hususun çözümüne bağlı ise; o hususun görüldüğü davanın sonuçlanmasını, kendisi için bekletici sorun yapabilir. Görülmekte olan bir davanın sonuçlanmasını başka bir davada bekletici sorun yapılabilmesi için iki şartın gerçekleşmesi gerekir. 1-Bekletici sorun yapılacak davanın başka bir mahkemede görülmekte olması, 2-İki dava arasında bağlantı bulunması. Davalardan biri hakkında verilecek kararın, diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde iki dava arasında bağlantı varsayılır ve biri diğeri için bekletici mesele yapılır. Somut olayda; davacı ile davalılar arasında görülen tazminat davasında, alınan bilirkişi raporunda, davacının toplam 21.911,34 TL alacağı olduğu ancak fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak talep doğrultusunda 8.000,00 TL alacağa hükmedildiği, kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Söz konusu dava sonucunun iş bu itirazın iptali davasında verilecek hükmü etkileyeceği açıktır. Hâl böyle olunca mahkemece; söz konusu tazminat davasının eldeki dava açısından bekletici mesele yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmekte olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 15/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2017/2307 E., 2017/13334 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 448. maddesinde, vasinin, vesayet altındaki kişiyi bütün hukuki işlemlerinde temsil edeceği;
8. Hukuk Dairesi         2017/2307 E.  ,  2017/13334 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Nüfusta Anne Adının Düzeltilmesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Dava dilekçesinde, vasisi bulunduğu kısıtlı annesi ...'ın nüfusunda kayıtlı ..... anneleri olmadığı iddiası ile anne adlarının düzeltilmesi istenmiş; mahkemece, davanın kabulü ile çocukların nüfus kayıtlarında Hacer olan anne adlarının silinerek anne adlarının ... olarak nüfusa kayıt ve tesciline dair verilen karar davalı ... tarafından aktif husumet, taraf teşkili, düzeltilen kayıtlar itibari ile çelişki oluşturulması ve idareyi işlem yapmaya zorlayacak şekilde hüküm kurulması gerekçeleri ile temyiz edilmiştir. Dava, çocuklar R..... annelerinin kısıtlı Hacer olmadığının tespiti ile nüfus kayıtlarının buna göre düzeltilmesi istemine ilişkin olup, kısıtlı adına vasisi tarafından açılmıştır. 1-Davacı ..., davadan önce Alaplı Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/466-2014/48 sayı ve 30.01.2014 tarihli karar ile TMK 405.madde kapsamında kısıtlanarak kendisine kızı ... vasi olarak atanmış, hüküm 17.03.2014 tarihinde kesinleşmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 448. maddesinde, vasinin, vesayet altındaki kişiyi bütün hukuki işlemlerinde temsil edeceği; 462. maddesinin 8. bendinde de, vasinin, vesayet makamından izin almak koşuluyla kısıtlı adına dava açabileceği, 465. maddesinde ise vesayet makamının iznine tabi olan işlem, izin alınmaksızın yapılırsa, vasinin yaptığı bu muamelenin vesayet altındaki kişiyi bağlamayacağı hükme bağlanmıştır. Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler. Temyiz kudretinden yoksun olan kişileri de davada kanuni temsilcileri temsil eder. HMKnın 114. maddesinde; tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları, kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde, temsilcinin gerekli niteliği haiz bulunması, dava takip yetkisine sahip olunması, vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekalet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir vekaletnamesinin bulunması hususları, dava şartları olarak belirtilmiştir. HMKnın 115. maddesine göre de mahkeme, dava şartlarının incelenmesinde, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine hükmeder. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için vereceği kesin süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. Mahkemece, 4721 sayılı TMKnın 462/8. maddesi uyarınca husumete izin kararı alınması için vasiye süre verilerek, husumete izin kararı verilmesi halinde işin incelenmesi gerekirken, dava şartı noksanlığı giderilmeden işin esası incelenerek davanın kabulüne karar verilmesi, 2- Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece re’sen dikkat edilmesi gereken bir olgudur ve mahkemenin, dava dilekçesi ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun amir hükmü gereğidir (Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2009 gün ve 2009/9-52-105 esas, karar; 14.04.2010 gün ve 2010/21-200-216 esas, karar sayılı ilamları). Bu husus kamu düzenine ilişkin olmakla yargılamanın her aşamasında re’sen nazara alınması gerektiğinden, usulü kazanılmış hakkın da istisnasıdır. Somut olaya gelince; anne adları düzeltilmek istenilen çocukların anne ve babasının boşandıkları, çocukların velayetinin velayetin değiştirilmesi davası sonucu baba .... verildiği, ancak davada çocukları adına babaları Şeref davaya dahil edilmediği gibi anne olduğu iddia edilen.......da davaya dahil edilmemiştir. Taraf teşkiline ilişkin bu husus dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin olmakla davanın her aşamasında mahkemece re’sen dikkat edilmesi gereken bir olgudur. Yerel mahkemece, yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan taraf teşkili sağlanmaksızın davanın esasına girilerek hüküm kurulması, 3- Görülen davada, baba ile davaya konu küçük çocuklar arasında menfaat çatışması bulunduğundan Türk Medeni Kanununun 426/2. maddesi gereğince çocukları davada temsil etmek üzere kayyım atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulması, açılan davanın sonucunun beklenilmesi, çocukları temsilen atanan kayyımın davaya katılması sağlanarak, gösterdiği takdirde delilleri toplanıp sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, Kabule göre de; 4-Gerekçeli karar başlığında davacı olarak ... yerine yasal temsilci vasi ... davacı olarak, ...'ın ise ilgili kişi olarak gösterilmesi, 5-Davayı takip eden Av. ...'a verilen vekaletnamenin kısıtlı adına vasi tarafından verilmesi gerekirken doğrudan vasinin şahsı adına vekaletname verilmiş olması, doğru görülmemiştir. SONUÇ: Davalı ... müdürlüğünün temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve kanuna uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMKnun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMKnın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre şimdilik sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMKnın 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 19.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 448 ]
10. Hukuk Dairesi 2007/22060 E., 2009/1445 K. 10. Hukuk Dairesi 2007/22060 E., 2009/1445 K. - FİİL EHLİYETİ - ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN SORUMLULUĞU- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 9 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 10 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 14 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 16 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 407 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 448 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 471 ] - 1479 S. ESNAF VE SANATKARLAR VE DİĞER BAĞIMSIZ ÇALIŞANL... [ Madde 63 ] "İçtihat Metni" Davacı Kurum vekili, davalının suç sayılır davranışı sonucu yaşamını yitiren sigortalının hak sahiplerine yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğranılan zararın, 1479 sayılı Kanunun 63'üncü madde hükmü gereğince rücuan tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulü yönünde hüküm kurulmuştur. Hükmün, davalı vasisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi T.. Ö.. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Sigortalıyı kasten öldürme suçunu işleyen davalının Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesi'nin 03.04.2001 gün ve 2000/79 Esas - 2001/86 Karar numaralı ilamı ile yirmi yıl ağır hapis ve on ay hapis cezası ile cezalandırılıp hakkında verilen bu kararın kesinleştiği; işbu rücu davasında, dava dilekçesinin cezaevinde bulunan davalıya tebliğ edildiği, yokluğunda yapılan yargılama sonunda kurulan hükme karşı temyiz yoluna başvuran davalının eşinin temyiz dilekçesine ekli olarak sunduğu belge içeriğine göre, Burhaniye Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 18.06.2003 gün ve 2003/143-363 sayılı kararı ile davalıya vasi olarak eşinin atandığı anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 9'uncu maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan kimsenin, kendi fiilleriyle hak edinebileceği ve borç altına girebileceği; 10'uncu maddesinde, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu; 14'üncü maddesinde, ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetine sahip olmadıkları; 16'ncı maddesinde, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri; 407'nci maddesinde, bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir ceza ile cezalandırılan her erginin kısıtlanacağı; 448'inci maddesinde, vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasinin, vesayet altındaki kişiyi tüm hukuki işlemlerinde temsil edeceği; 471'inci maddesinde, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayetin, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı yönünde düzenleme apılmıştır. Diğer taraftan; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 38'inci maddesinde, davaya ehliyetin Türk Medeni Kanunu ile belirlendiği; 42'nci maddesinde de, taraflardan birinin vesayet altına alınması istendiği takdirde hakim tarafından bu konuda kesin karar verilinceye kadar yargılamanın bir başka güne bırakılabileceği belirtilmiştir. Buna göre; kişinin kendisi tarafından veya yetkili kılacağı temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usûl işlemlerini yapabilme yeteneği olarak tanımlanan dava ehliyeti, medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şekildir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar kural olarak dava ehliyetine sahip olmadıkları için davada yasal temsilcileri tarafından temsil edilmeleri gerekir ve dava ehliyeti, dava şartlarından olduğundan, taraflarca ileri sürülmesine gerek kalmaksızın mahkemece kendiliğinden gözetilir. Dava ehliyeti olmayan kişiye karşı dava açılması durumunda, dava dilekçesi, davalının yasal temsilcisine/temsilcilerine tebliğ edilir ve onların katılımı ile davaya devam edilir. İnceleme konusu davada; yukarıda anılan 407'nci maddede öngörülen yeterli uzunlukta özgürlüğü bağlayıcı bir ceza ile cezalandırıldığı için kısıtlanan ve sonrasında kendisine vasi atanan davalının fiil ve dava ehliyetine sahip olmadığı belirgin bulunduğundan, sözü edilen prosedür işletilip, dava dilekçesi davalının yasal temsilcisi konumundaki vasisine yöntemince tebliğ edilerek vasinin davaya katılımı sağlanmalı, sonrasında ileri süreceği tüm kanıtlar toplanıp irdelendikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, kısıtlanan eşi hakkında verilen kararı öğrendikten sonra temyiz yoluna başvuran davalının vasisinin katılımı sağlanmaksızın yargılama yapılarak rücu alacağının hüküm altına alınması isabetsiz olduğu gibi; özellikle, kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, söz konusu alacak tutarı üzerinden davalının sorumlu bulunduğu karar ve ilam harcı belirlenmemiş olması da usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı vasisinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalı vasisine geri verilmesine, 12.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Türk Medeni Kanunu uyarınca, "Vesayet Makamının" (Sulh Hukuk Mahkemesi) izni olmadan vasinin tek başına yapamayacağı işlemler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

A) Taşınmazların alımı, satımı ve rehnedilmesi.
B) Önemli miktarda paraların yatırılması ve ana paranın çekilmesi.
C) Kambiyo taahhüdü altına girme (senet imzalama) ve kefil olma.
D) Vesayet altındaki kişinin basit günlük ihtiyaçları için alışveriş yapılması.
E) Vesayet altındaki kişinin bir meslek veya sanatla uğraşması için izin verilmesi.