Türk Medeni Kanunu 540. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 540- Mirasbırakan tarafından görevlendirilen tanıklardan biri, kendilerine beyan edilen son arzuları, yer, yıl, ay ve günü de belirterek hemen yazar, bu belgeyi imzalar ve diğer tanığa imzalatır. Yazılan belgeyi ikisi birlikte vakit geçirmeksizin bir sulh veya asliye mahkemesine verirler ve mirasbırakanı vasiyetname yapmaya ehil gördüklerini, onun son arzularını olağanüstü durum içinde kendilerine anlattığını hâkime beyan ederler.
Tanıklar, daha önce bir belge düzenlemek yerine, vakit geçirmeksizin mahkemeye başvurup yukarıdaki hususları beyan ederek mirasbırakanın son arzularını bir tutanağa geçirtebilirler.
Sözlü vasiyet yoluna başvuran kimse askerlik hizmetinde bulunuyorsa, teğmen veya daha yüksek rütbeli bir subay; Ülke sınırları dışında seyreden bir ulaşım aracında bulunuyorsa, o aracın sorumlu yöneticisi; sağlık kurumlarında tedavi edilmekteyse, sağlık kurumunun en yetkili yöneticisi hâkim yerine geçer.
c. Hükümden düşme
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
2 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2020/12372 E., 2021/739 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Cemiyetine bırakmasına yönelik olan "sözlü vasiyetnamesinin”, TMK'nın 539 ve 540 ıncı maddesinde açıklanan koşulları içermediğinden bahisle iptalini bunun mümkün olmaması halinde saklı payın tenkisini talebine ilişkindir.
3. Hukuk Dairesi 2020/12372 E. , 2021/739 K.
"İçtihat Metni"
Davacılar ... vd. ile davalılar ... Cemiyeti, ... aralarında birleştirilerek görülen vasiyetnamenin iptali davalarıa dair İstanbul Anadolu 30.Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 14/05/2019 tarihli ve 2015/132 E. 2019/223 K. sayılı hükmün onanması hakkında Dairece verilen 24/09/2020 tarihli ve 2020/3529 E. 2020/4800 K. sayılı ilama karşı davalı ... Cemiyeti vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar, asıl ve birleşen davada; murisleri (kardeşi) ...'un "sözlü vasiyetname" ile malvarlığını davalı ... Cemiyetine vasiyet ettiğini, sözlü vasiyetnamenin TMK'nın 539. maddesinde açıklanan koşulları içermediğinden iptalini, mümkün olmaması halinde saklı payın tenkisini talep etmiştir.
Davalı ... Cemiyeti; sözlü vasiyetnamenin usulüne uygun düzenlendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, asıl ve birleşen davanın davalı ... Cemiyeti bakımından kabulü ile sözlü vasiyetnamenin iptaline dair verilen karar, davalı tarafın temyizi üzerine Dairece verilen 24/09/2020 tarihli ve 2020/3529 E. 2020/4800 K. sayılı karar ile onanmış, davalı bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
1- Düzeltilmesi istenilen Yargıtay ilamında benimsenen mahkeme kararındaki gerekçelere göre, davalının sair karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
2- Davalı ... Cemiyeti, 1606 sayılı Bazı Dernek Ve Kurumların Bazı Vergilerden, Bütün Harç ve Resimlerden Muaf Tutulmasına İlişkin Kanun'un 1 inci maddesi uyarınca, harçtan muaf olduğu halde harçtan sorumlu tutulması usûl ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemesi nedeni ile kararın bu yönden düzeltilerek onanması gerekirken, zuhulen onandığı bu defa yapılan incelemeyle belirlendiğinden, davalı tarafın bu yöne ilişen karar düzeltme isteğinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair karar düzeltme isteğinin reddine, ikinci bentte açıklanan nedenle Dairece verilen 24/09/2020 tarihli ve 2020/3529 E. 2020/4800 K. sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA, hüküm fıkrasının yedinci bendinde yer alan “...davacı tarafından yatırılan 24,30 TL başvuru ve 24,30 TL peşin harç ile...” ifadesinin çıkartılarak yerine “...davalının harçtan muaf olması nedeniyle davacı tarafından karşılanan 24,30 TL başvuru ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde davacıya iadesine, davacı tarafından karşılanan..." cümlesinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 02/02/2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy
Dava, muris ...'un malvarlığını davalı ... Cemiyetine bırakmasına yönelik olan "sözlü vasiyetnamesinin”, TMK'nın 539 ve 540 ıncı maddesinde açıklanan koşulları içermediğinden bahisle iptalini bunun mümkün olmaması halinde saklı payın tenkisini talebine ilişkindir.
Mahkemece; murisin sözlü vasiyete konu 14/02/2011 tarihli beyanından sonra 25/02/2011 tarihinde mahkemeye başvurulduğu, TMK 540 ncı maddesi uyarınca sözlü vasiyet tanıklarının, “vakit geçirmeksizin” vasiyetnameyi “birlikte” mahkemeye vermek ya da durumu hakime beyan ederek tutanak düzenlettirmekle yükümlü olduğu, bu kuralın vasiyetnamenin geçerliliğine ilişkin emredici bir hüküm olup, amacının çeşitli sebeplerle mirasçılarının haklarının ziyanını önlemek olduğunu, mirasbırakanın 14/02/2011 tarihinde iddiaya konu sözlü vasiyete ilişkin beyanda bulunduğu, vasiyetnamenin ise 9 gün sonra 23/02/2011 tarihinde düzenlendikten sonra tanıklarca 25/02/2011 tarihinde mahkemeye tevdi edildiği bu durumun, yasada öngörülen “vakit geçirilmeksizin” hükmü ile bağdaştırılamayacağı, bu sebeple sözlü vasiyetin kanuna uygun düzenlenmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile sözlü vasiyetin iptaline karar verilmiştir.
İptali istenen 23/02/2011 tarihli sözlü vasiyetname incelendiğinde; murisin son ve kesin arzusunun bütün malvarlığının Darüşşafakaya kalmasını istediği, başka hiç kimseyi mirasçı olarak kabul etmediği yönünde iradesinin olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, vasiyetnamenin yorumunda gözönünde bulundurulması gereken kurallardan biri, ölüme bağlı tasarrufun geçerliliğini üstün tutan, Roma Hukukundan beri geniş uygulama alanı bulan "favor testemanti" prensibi, diğeri de, yorumun, kanuni mirasçılık yararına yapılması ilkesidir. Bu itibarla, şüpheli ve müphem hallerde tasarrufun muhafazası lehine yorumun yapılması gerekir. Favor Testamenti, yani vasiyetnamenin muteber tutulması kuralı, Türk Medeni Kanununda açıkça belirtilmemekle beraber, gerek doktrinde ve gerek mahkeme içtihatlarında ölüme bağlı tasarrufların yorumlanmasında uygulanacak temel kurallardan biri olarak kabul edilmektedir.
Bu yorum tarzı, ölüme bağlı tasarrufu imkan olduğu ölçüde geçerli saymaya, onu ayakta tutmaya başka bir ifade ile tasarruf yapanın gerçek iradesini, son isteklerini elden geldiği kadar değerlendirmeye, onu üstün tutmaya, ona saygı ve bağlılık göstermeye yönelmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla vasiyetin mümkün olduğu kadar ayakta tutulması aynı zamanda vasiyetçinin iradesine duyulan saygının açık bir ifadesi olacaktır.
Murisin ölüme bağlı tasarruflarını hükümsüz saymaktan çok bunları muhafaza etmek, vasiyetçinin iradesine ve isteğine daha uygun düşer. Vasiyetnamenin yorumunda uygulanacak olan kurallar, vasiyetnamenin metnine bağlılık, mirasbırakanın iradesine bağlılık ve dış etmenlerle bağlılık olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.
Vasiyetnamenin yorumunda, murisin iradesini ayakta tutacak bir yol izlenmeli, azami biçimde murisin iradesinin açığa çıkarılmasına gayret gösterilmeli ve vasiyetnamenin tenfizine imkan sağlanmalıdır. (YHGK, 07.06.1966 tarih, 738/309) .
Somut olaya bakıldığında; muris ...'un 14/02/2011 tarihinde yakın aile dostu ... ile beraberken, “sol göğsündeki ağrının göğsüne vurduğunu, başının çok döndüğünü, kendini hiç iyi hissetmediğini, son ve kesin arzusunun bütün malvarlığının Darüşşafakaya kalmasını istediği, başka hiç kimseyi mirasçı kabul etmediği” yönünde beyanda bulunduktan sonra evine geçtiği; vasiyet tanıklarının ise, murisin oldukça rahatsız göründüğü, pazartesi ve salı günü ışığının yanmaması üzerine 16/02/2011 tarihinde polis maarifetiyle kapısının açtırıldığı, murisi yatar vaziyette bulduklarını, öldüğünü zannettiklerini ancak nefes aldığını farkedince ambulansla hastaneye kaldırıldığını; yaklaşık iki ay yoğun bakımda yattıktan sonra vefat ettiği yönünde beyanları olduğu görülmektedir.
Tüm bu maddi ve hukuki durum birlikte değerlendirildiğinde; vasiyetname tanıklarının yaşlı olması ve bu tür tasarruflarda izlenmesi gereken prosedürün ne olduğunu bilememeleri yine vasiyetname tanıklarından birinin eşinin ağır hasta olması nedeniyle yanında bulunma zorunluluğunun olması; murisin hastanede hayata tutunma çabası içerisinde olduğunun düşünülmesi nedeniyle iptale konu sözlü vasiyetnamenin 23.02.2011 tarihinde tanzim edilerek mahkemeye tevdi edildiği anlaşıldığından; somut olayın özelliği dikkate alındığında, kanunun lafzı olan vakit geçirmeksizin ifadesinin eldeki davada sıkı bir şekilde uygulamanın, murisin malvarlığını tasarrufa yönelik iradesini ayakta tutacak bir yol olmadığı, gayesine ve son isteklerine aykırılık teşkil edeceği düşünüldüğünden, yerel mahkeme kararının bu gerekçe ile bozulması gerektiği kanâatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Diğer kararlar (1)
14. Hukuk Dairesi, 2016/11391 E., 2019/8460 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
5403 sayılı Kanunun, komşu parsel maliklerine tanıdığı önalım hakkının amacı, 4721 sayılı Kanunla benzerlik gösterse de aynı olduğu söylenemez. 5403 sayılı Kanunun; 1) Amaç” başlıklı 1. maddesinde;
14. Hukuk Dairesi 2016/11391 E. , 2019/8460 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 13/02/2015 gününde verilen dilekçe ile önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28/04/2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
\_ K A R A R \_
Dava, önalım hakkından kaynaklanan tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Davacılar vekili, ... ili, ... ilçesi, Köybucağı Köyü, Yeniköy 127 ada 4 parsel sayılı taşınmazın davalı tarafından satın alındığını, davacıların 127 ada 12 parsel sayılı taşınmaz malikleri olduklarını, her iki taşınmazın tarım arazisi ve sınırdaş nitelikte olduğunu, sınırdaş tarım arazisi malikleri olarak önalım hakkı nedeniyle tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 731. maddesine göre, taşınmaz mülkiyetinin kanundan doğan kısıtlamaları, tapu siciline tescil edilmeksizin etkili olur.
Mülkiyetin devri konusunda kısıtlama hükmü içeren, yasal önalım hakkını düzenleyen 732. maddesi uyarınca, paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.
Kanundan kaynaklanan önalım hakkının doğması ve kullanılması için, tapu siciline şerh edilmesi gerekli değildir. Önalım hakkının varlığı, kanuna dayandığı için bunun herkes tarafından bilindiği varsayılır. Bu nedenle de, paylı mülkiyete tâbi bir taşınmazda bir pay satın alan kimse, hak sahibi bir paydaşın önalım hakkını kullanarak bu payı kendisinden alma hak ve ihtimalinin bulunduğunu daima göz önünde tutmak, bunu bilmek zorundadır.
Kanunun 733. maddesi uyarınca, yapılan pay satışının, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi gerekir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer.
Önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı davalı arasında, kapsam ve şartları satıcı ile pay satın alan davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Öanlım bedeli tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından ibarettir.
Türk Medenî Kanununun sistemine göre, yasal önalım hakkının kullanılabilmesi için pay satışı yapılan taşınmazın paylı mülkiyete tâbi olması ve pay satışının, paydaşlar dışında üçüncü bir kişiye yapılmış olması gerekir. Kural bu olmakla birlikte, 15/05/2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6537 sayılı Kanunla, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa, 8. maddesinden sonra gelmek üzere 8/İ maddesi eklenmiştir.
Bu maddeyle, tarımsal arazilerin satılması hâlinde sınırdaş tarımsal arazi maliklerinin de önalım hakkına sahip oldukları; önalım hakkına sahip birden fazla sınırdaş tarımsal arazi malikinin bulunması hâlinde hâkimin, tarımsal bütünlük arz eden sınırdaş arazi malikine önalıma konu tarımsal arazinin mülkiyetinin devrine karar vereceği ve önalım hakkının kullanılmasında Türk Medenî Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Kanun koyucunun, 4721 sayılı Kanunda yer alan önalım hakkıyla ilgili takip ettiği amaç, paydaşlar arasına yabancı (üçüncü) kişilerin girmesini önlemek, payları mümkün olduğu ölçüde bir veya birkaç paydaş elinde toplayarak, ekonomik olmayan ve paydaşlar arasında anlaşmazlıklara neden olan paylı mülkiyet ilişkisini sona erdirmektir. 5403 sayılı Kanunun, komşu parsel maliklerine tanıdığı önalım hakkının amacı, 4721 sayılı Kanunla benzerlik gösterse de aynı olduğu söylenemez.
5403 sayılı Kanunun;
1) Amaç” başlıklı 1. maddesinde; Kanunun amacı, tarım arazilerini sınıflandırmak, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerini belirlemek ve bölünmelerini önlemek, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek olarak sayılmış,
2) “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde, “asgari tarımsal arazi büyüklüğü” kavramı, üretim faaliyet ve girdileri rasyonel ve ekonomik olarak kullanıldığı takdirde, bir tarımsal arazide elde edilen verimliliğin, söz konusu tarımsal arazinin daha fazla küçülmesi hâlinde elde edilemeyeceği Bakanlıkça belirlenen en küçük tarımsal parsel büyüklüğü olduğu ifade edilmiş,
3) “Tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi” başlıklı 8. maddesinin üçüncü fıkrasında; asgari tarımsal arazi büyüklüğünün mutlak tarım arazilerinde, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektardan, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektardan, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemeyeceği; Bakanlığın asgari tarımsal arazi büyüklüklerini günün koşullarına göre artırabileceği; tarım arazilerinin Bakanlıkça belirlenen büyüklüklerin altında ifraz edilemeyeceği ve hisselendirilemeyeceği belirtilmiştir.
6537 sayılı Kanunla getirilen kısıtlamalar, malike ait yetkilerden biri olan tasarruf yetkisine önemli kısıtlamalar getirmekte, bu kısıtlamalarla tarımsal alanların bölünmesinin önüne geçilmesi ve tarımsal verimin arttırılması amaçlanmaktadır.
Kanun koyucu, belirlenen en küçük tarımsal parsel büyüklüğünün altındaki parsellerin satışa konu edilmeleri halinde, satın almada öncelik hakkını komşu parsel malikine tanımak suretiyle, belirlenen miktarın altındaki tarım arazilerinin komşu parsellerle birleştirilmesini ve asgari tarımsal arazi büyüklüğüne kavuşturulmasını hedeflemiştir.
Taşınmaz mal üzerindeki mülkiyet hakkını kısıtlayan önalım hakkına ilişkin kanun hükümlerinin yorumunda ve uygulamasında, mülkiyet hakkının özüne zarar verilmemesi gerekir. Bu yapılırken, önalım hakkının kullanılmasıyla güdülen amacın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin araştırılması gerekir. Satışı yapılan her tarımsal arazi hakkında, büyüklüğü ne olursa olsun, komşu tarım arazisi malikinin önalım hakkını kullanılabileceğini kabul etmek, asgari tarımsal arazi büyüklüğünü haiz bir tarım arazisinin maliki tarafından istenilen kişiye, gerçek değeri üzerinden devredilmesine engel olur. Böyle bir uygulama, mülkiyetin devri konusundaki kısıtlama hükmünün mülkiyet hakkının özüne aykırı olacak şekilde genişletilmesi anlamına gelir.
Kanun bir bütün olarak nazara alındığında, kanun koyucunun tarım arazilerinin hadsiz ve hudutsuz bir şekilde büyütülmesini amaçlamadığı, belirlenen büyüklüğün altındaki tarım arazilerinin komşu tarım arazileriyle birleştirilmesini hedeflediği açıktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacılar vekili 5403 sayılı yasanın 6537 sayılı yasa ile değişik 8. maddesinden kaynaklı önalım hakkına dayanarak tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece, bu kanun kapsamında yukarıda değinilen şekilde gerekli incelemeler yapılarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.12.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
KARŞI OY
Dava, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8/İ maddesine dayalı olarak, sınırdaş tarımsal arazi maliki tarafından açılan önalım davasıdır.
Davacılar 127 ada 12 parsel sayılı taşınmazın maliki olduklarını belirterek, 9/2/2015 tarihinde davalı tarafından satın alınan ve kendi taşınmazlarına sınırdaş bulunan 127 ada 4 parsel sayılı taşınmaz hakkında önalım talebinde bulunmuşlardır.
Davalı taraf cevap dilekçesinde, davacıların üç kişi olup, birlikte bir taşınmaza malik olduklarını ve davacılara düşen miktarın 5000 m2'den az olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazda paylı mülkiyetin söz konusu olmadığı, davalının tek başına malik olduğu ve taşınmazda tasarruf hakkının bulunduğu, anayasa ile korunan bu hak nedeniyle davacıların önalım hakkı kullanmalarının mümkün olmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak, önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tâbi taşınmazlarda, bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir hak olarak bilinir.
6537 sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un 5.maddesiyle 5403 sayılı Kanuna eklenen ve 15/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren, “Önalım hakkı” kenar başlıklı 8/İ maddesinde, tarımsal arazilerin satılması hâlinde sınırdaş tarımsal arazi maliklerinin de önalım hakkına sahip oldukları; tarımsal arazi, sınırdaş maliklerden birine satıldığı takdirde, diğer sınırdaş maliklerin önalım haklarını kullanamayacağı; önalım hakkına sahip birden fazla sınırdaş tarımsal arazi malikinin bulunması hâlinde, tarımsal bütünlük arz eden sınırdaş arazi malikinin talebinin kabul edilebileceği hükmüne yer verilmiştir.
Dosya kapsamına ve 9/2/2015 tarihli resmi satış sözleşmesine göre; davalı, dava konusu 12846,72 m2 miktarlı 127 ada 4 parsel sayılı taşınmazla birlikte, bu taşınmaza komşu ancak dava konusu yapılmayan 13518,08 m2 miktarlı, 127 ada 6 parsel sayılı taşınmazı da satın almıştır.
Dosyada bulunan krokiye göre, davalının 127 ada 4 ve 6 parsel sayılı taşınmazları sınırdaş olup, davacıların maliki olduğu 127 ada 12 parsel sayılı taşınmaz da davalının bu taşınmazlarına sınırdaş bulunmaktadır.
Kanun koyucunun, 5403 sayılı Kanuna eklediği bu hükümle ne amaçladığına bakmak gerekir. Tarımsal bir arazinin, komşu arazi malikleri dışında birine satılması halinde, sınırdaş arazi malikine önalım hakkı tanınmasındaki amacın, asgari tarımsal arazi büyüklüğünün altında bulunan ve bu nedenle verimli kullanılamayan tarım arazilerinin, öncelikle sınırdaş arazi maliklerince satın alınması ve komşu arazilerin fiilen de olsa birleştirilerek, asgari tarımsal arazi büyüklüğüne ulaştırılması suretiyle, ekonomik ve verimli tarımsal faaliyetin gerçekleştirilmesi olduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu tarafların sahip oldukları taşınmazların toplam miktarının ve bu taşınmazlara malik olan kişilerin sayısı nazara alındığında; davalının dava konusu 12846,72 m2 miktarlı 127 ada 4 parsel sayılı taşınmaz ile sınırındaki dava konusu yapılmayan 13518,08 m2 miktarlı, 127 ada 6 parsel sayılı taşınmaz olmak üzere, toplamda 26364,8 m2 miktarlı taşınmaza tek başına malik bulunduğu; davacıların ise üç kişi birlikte, 6191 m2 miktarlı 12 parsel sayılı taşınmaza malik oldukları, önalım taleplerinin kabulü halinde dava konusu tek kişinin malik olduğu 4 parsel sayılı taşınmazın da üç kişinin paylı mülkiyetine dönüşeceği ve davalının 127 ada 6 parsel sayılı taşınmazına yönelik dava açılmaması nedeniyle davalının buradaki mülkiyetinin devam edeceği anlaşıldığına göre, davacıların bu davayı açmalarında kanunun aradığı amaç gerçekleşmemiş olacaktır.
Taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan kaynaklanan sınırlandırılmalarından biri olan önalım hakkıyla ilgili yorum ve değerlendirmeler, mülkiyet hakkının özüne zarar verecek şekilde önalım hakkı sahibi lehine genişletilemez. Bu durum karşısında, davacının önalım davası açmasında haklı bir gerekçesinin bulunduğundan bahsedilemeyeceğinden, davanın bu gerekçeyle reddedilmesi gerekirdi. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmesi doğru ise de, davanın reddine yönelik gerekçe doğru değildir. Ancak bu husus, kararın bozulmasını ve yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, yerel mahkeme hükmünün yukarıda belirtilen gerekçeyle, hükmün gerekçesi düzeltilerek onanması görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun hükmün belirtilen gerekçelerle bozulması yönündeki kararına katılamıyoruz.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
Mirasbırakan (M), bir dağ gezisi sırasında çığ düşmesi sonucu mahsur kalmış ve yakın ölüm tehlikesi altındadır. Yanında resmi memur veya el yazılı vasiyetname yapma imkanı yoktur. (M), son arzularını yanında bulunan (A) ve (B)'ye anlatmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, bu durumda sözlü vasiyetnamenin usulü nedir?
A) (A) ve (B) durumu jandarmaya bildirir, jandarma tutanak tutar.
B) (A) ve (B)'den biri, beyan edilen arzuları yer ve tarih belirterek hemen yazar, imzalar ve diğerine imzalatır. İkisi birlikte vakit geçirmeksizin bir sulh veya asliye mahkemesine verirler.
C) (A) ve (B)'nin bu beyanları (M) kurtulduktan sonra yazılı hale getirmesi gerekir.
D) (A) ve (B)'nin okur yazar olması şarttır ve beyanları notere onaylatmaları gerekir.
E) (A) ve (B), (M)'nin ailesine durumu sözlü olarak bildirir.