4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 56

Türk Medeni Kanunu 56. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 56- Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.[4] Hukuka veya ahlâka aykırı amaçlarla dernek kurulamaz. II. Dernek kurma hakkı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4.544 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 56 ]
Hukuk Genel Kurulu 2007/9-617 E., 2007/710 K. Hukuk Genel Kurulu 2007/9-617 E., 2007/710 K. - HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE - SENDİKA KAPATMA DAVASI- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 49 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 56 ] - 2821 S. SENDİKALAR KANUNU [ Madde 54 ] - 2821 S. SENDİKALAR KANUNU [ Madde 6 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "tespit-iptal ve kayyım tayini sendika kapatma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 6.İş Mahkemesince davanın kabulü dair verilen 05.12.2006 gün ve 2005/1137 E- 2006/568 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 20.02.2007 gün ve 2007/5140-4747 sayılı ilamı ile: (...Davalı Tarım O.....-İş Sendikası üyesi olan davacılar ile birleşen dosyada davacılardan Türkiye O..... İşçileri Sendikası, davalı sendikanın yasada öngörülen şartlar sağlanmadan kurulduğunu bu nedenle fiil ehliyetinin bulunmadığını, tüzel kişilik kazanamadığını, zira; 2821 sayılı Sendika Kanunu'nun 63/1 fıkrası delaletiyle Türk Medeni Kanunu'nun 56.maddesine göre sendikanın, sendika kurucu üye koşullarını taşıyan en az yedi gerçek kişi ile kurulması gerektiği halde beş kurucu üyenin davalı sendikanın kuruluş tarihinde Türkiye O..... İşçileri Sendikasına üyesi olduklarını, Sendikalar Yasasının 22/1 ve 25/2.maddeleri gereğince sonraki üyeliklerin geçersiz olacağını, yine kurucu üye Yaşar G.....'in adam öldürmeye tam teşebbüs suçundan 8 yıl ağır hapis cezasına hüküm giymiş olduğunu, Cevdet K.....'ın başka işkolunda kurulu bulunan işyerinde çalıştığı, Ayvaz Ş.....'in de çalışıp çalışmadığının dahi tespit edilemediğini, Arif D.... ve Selim G..... adlı kurucu üyelerin sendika tüzüğündeki imzalarının sahte olduğu dolayısıyla kurucular hakkında ağır ceza mahkemesinde kamu davası açıldığı, kısaca beş kurucu üyenin sendika kurucusu olma koşullarını taşımadıklarından TMK'nun 49.maddesi gereğince davalı sendikanın fiil ehliyetine sahip bulunmadığını, diğer taraftan Sendikalar Yasasının 10/3.maddesi gereğince sendika üye sayısı bini aşmadığından genel kurulun üyelerle yapılması gerektiğini, ilan edilen ilk toplantı tarihinde üye sayısının salt çoğunluğu ile toplanması gerekir iken 220 üye ile toplanıldığını, bunun yasaya açıkça aykırı olduğunu belirterek davalı sendikanın baştan itibaren kurulmamış olduğunu ve hukuki ehliyetinin bulunmadığının tespiti faaliyetlerinin durdurulmasına ve Bakanlık kaydının iptali ile yöneticilerin işten el çektirilmesine ve tasfiye işlemleri için kayyım atanmasına karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalı Bakanlık, davalı sendikanın kurucuları ve üyeleri ile ilgili davaların halen derdest olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı sendika ise, Sendikalar Kanununun 6. ve 54.maddelerinde sendika kuruluşu ve kurucu üyelerle ile ilgili ayrıntılı düzenlemeler yapıldığını ve sendikanın kuruluşundaki eksiklik ve kanuna aykırılık durumlarında dava açabilecek kişilerin belirtildiğini,buna göre davacıların dava açma yetkilerinin bulunmadığını aktif husumet yokluğundan davanın usule aykırı olduğunu işkolu değişikliğinin sendikanın kuruluşundan sonra gerçekleştiğini, memnu hakların iadesi durumunda mahkumiyetin kuruculuğa engel oluşturmayacağını, sahte imza konusunda ceza davasının devam ettiğini, kaldı ki, sendikalarının üyesi olan davacıların açmış oldukları genel kurul toplantısının iptaline yönelik taleplerinin bir aylık hak düşürücü süre geçirildikten sonra dava açıldığından hak düşürücü süre nedeniyle reddini istemiştir. Mahkemece davacıların dava açmaya ehil oldukları, davalı sendikanın kuruluş tarihinde beş kurucu üyesinin aynı işkolunda başka sendikaya üye olmaları ve bunlardan birinin de kurucu üye olmaya engel mahkumiyetinin bulunması dolayısıyla davalı sendikanın asgari olması gereken kurucu üye sayısının yediden ikiye düştüğü, kurucu üyelik koşullarını taşıyan iki üye ile sendika kurulamayacağından davalı sendikanın baştan itibaren tüzel kişilik kazanamadığının ve hukuki varlığının bulunmadığının tespitine ve faaliyetlerine son verilmek üzere kapatılmasına, buna bağlı olarak Bakanlık kaydının iptaline ve karar kesinleştiğinde tasfiye işlemlerinin yürütülmesi için kayyım atanmasına karar verilmiştir. Her ne kadar mahkemenin hüküm kısmında davalı Tarım O.....-İş Sendikasının kapatılmasına karar verilmiş ise de; davacılar 2821 Sayılı Sendika Kanunu'nun 63/1.fıkrası delaletiyle Türk Medeni Kanunu'nun 49 ve 56.maddelerine dayanarak bu davayı açmış olduklarından ortada Sendikalar Kanununun 54.maddesine göre açılmış bir dava bulunmaması sebebi ile davalı sendikanın kapatılmasına ilişkin mahkeme kararının kesin olarak verildiğinin kabulü mümkün değildir. Zira kararın kesin olduğunun kabulü ancak Sendikalar Yasanının 54.maddesine uyarınca usulüne uygun tarafça açılmış davalarda yapılan yargılama sonucunda verilen sendikanın kapatılması kararları için söz konusudur. Davacılar Türk Medeni Kanunu'nun 49 ve 56.maddelerinden hareketle dava açmışlar ise de, Sendikalar Yasası'ndaki özel düzenlemeler karşısında genel mahiyetteki Türk Medini Kanunun hükümlerini uygulanarak sonuca gitmek mümkün değildir. Davanın dayanağı 2821 sayılı Sendika Kanunu'nun 6. ve 54.maddeleridir. 2821 sayılı Sendika Kanunu'nun 54.maddesi gereğince Sendikaların kuruluşu sırısında kanuna aykırılık veya eksiklik sebebi ile aynı Yasanın 6/7.fırkası uyarınca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İç İşleri Bakanlığı veya ilgili valilikçe başvurulması halinde görevli mahalli mahkeme gerekli gördüğü takdirde kurucuları da dinleyerek üç işgünü içerisinde sendika ve konfederesyonun faaliyetlerin durdurulmasını karar verebilir. Yasanın atıf yapılan 6/7 fıkrasında ise, "tüzük ve bu madde de sayılan belgeler ile içerdikleri bilgilerin kanuna aykırılığının tespiti veya bu Kanunda öngörülen kuruluş şartlarının gerçekleşmediğinin anlaşılması halinde, vali veya ilgili bakanlıkların her biri sendika veya konfederasyonun faaliyetinin durdurulması veya kapatılması için iş davalarına bakmakla görevli mahalli mahkemeye başvurur." yolunda düzenlemeye yer verilmiştir. Açıklanan bu düzenleme gereği sendikaların faaliyetlerinin durdurulması veya kapatılması davalarının açılmasında dava ehliyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı veya ilgili Valiliktir. Başka bir anlatımla bu kurumlar dışında özel ve tüzel kişiler bu tür dava açma ehliyetine sahip değildir. Davacıların anılan kurumlara dava açmaları için başvurmaları gerekir iken; dava açma ehliyeti bulunmadıkları halde sendikaların faaliyetlerinin durdurulması ve kapatılması için dava açmaları yasal olarak mümkün değildir. Birleştirilen her iki davadaki davacıların sendikanın faaliyetlerinin durdurulması ve kapatılması isteklerinin aktif husumet ehliyetlerinin bulunmaması sebebi ile reddi gerekir iken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır. Davacılardan Nebahat Uslu ve Vahdet Mahmut Akınoğlu ayrıca sendika ilk genel kurulunun iptalini talep ettiklerinden ve bu istekle ilgili davayı açmak için aktif husumet ehliyetine sahip bulunduklarından adı geçen davacıların sendikanın olağan genel kurulunun iptali istemi ile ilgili işin esasına girilerek hüküm kurulması yerine yazılı gerekçe ile bu istek ile ilgili karar verilmemiş olması da bozma nedenidir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davalılar vekilleri HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Davalı Tarım O..... İş Sendikası üyesi olan asıl davacılar ve bu dosya ile birleşen davanın davacısı Türkiye O..... İşçileri Sendikası benzer şekilde; davalı Tarım O..... İş Sendikasının kanunen gerekli kuruluş şartları sağlanmadan kurulduğunu, kanuna göre en az yedi gerçek kişi tarafından kurulması gerektiğini ancak, beş kurucu üyenin davalı sendikanın kuruluş tarihinde Türkiye O..... İşçileri Sendikasının üyesi olduğunu, bu durumda sonraki üyeliklerinin geçersiz bulunduğunu, öte yandan kurucu üyelerden Yaşar G.....'in ağır hapis cezasına hükümlü olması, Cevdet K.....'ın başka bir iş kolunda faaliyet gösteren işyerinde çalışıyor olması, Arif D.... ve Selim G.....'in ise sendika tüzüğündeki imzalarının sahte olması ve haklarında resmi evrakta sahtecilik suçlamasıyla kamu davası açılmış bulunması nedeniyle, sendikanın kurucu üyeleri olmalarının mümkün olmadığını, bu durumda davalı Sendikanın kanunun aradığı koşulları taşıyan yedi üye tarafından kurulmadığını, dolayısıyla davalı sendikanın fiil ehliyetinin bulunmadığını ve tüzel kişilik kazanmadığını; diğer taraftan sendika genel kurulunun yasal çoğunluk sağlanmadan toplanıp karar aldığını, bunun da kanuna açıkça aykırı olduğunu ileri sürerek; sendikanın baştan beri kurulmamış olduğunun ve hukuki ehliyeti bulunmadığının tespitine, faaliyetlerinin durdurulmasına, bakanlık kaydının iptaline, yöneticilerin işten el çektirilmesine ve tasfiye işlemleri için sendikaya kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Tarım O..... İş Sendikası; davacıların Sendikalar Kanununun 6 ve 54.maddelerinde sayılan kimselerden olmamaları nedeniyle aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığını, kuruluş tarihinde bir kısım üyelerin başka bir sendika üyesi olmasına rağmen noter vasıtasıyla önceki sendikadan istifa ettiklerini, bu nedenle bu hususun sendikanın tüzel kişiliğine bir etkisinin olmayacağını, olsa olsa istifanın kanunen geçerli olduğu tarihten itibaren üyeliğin gerçekleştiğinin kabul edilebileceğini, Yaşar G.....'in memnu hakların iadesi kararını aldığını, Cevdet K.....'ın çalıştığı yerin iş kolu değişikliği kararının sendikalarının kurulduğu tarihten sonra gerçekleştiğini, Arif D.... ve Selim G..... hakkında açılan davanın devam ettiğini, bir mahkumiyetin söz konusu olmadığını, bu nedenle burada ileri sürülen eksikliklerin sendikanın tüzel kişiliğine bir zarar vermesinin söz konusu olamıyacağını ileri sürerek; davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir. Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ileri sürülen iddiaların bir kısmının geçersiz olduğunu, bir kısmının ise, yargı organlarının görev alanına girdiğinden Bakanlıkça bir işlem yapılamayacağını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini cevaben bildirmiştir. Mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuş, yerel mahkeme önceki kararında direnmiştir. Hiç şüphesiz sendikalar demokratik toplum düzeninde vazgeçilmez bir sivil toplum kuruluşudur. Bu nedenle özel düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Sendikalar Kanununun 2.maddesine göre; İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için meydana getirdikleri kuruluşlara sendika denmektedir. Benzer bir tanım Anayasa'nın 51.maddesinde de yer almıştır. Yasal düzenlemede göze çarpan en önemli özellik sendikaların üyelerinin ortak, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacının "çalışma ilişkileri" çerçevesinde gerçekleştirileceğidir. Sendikaların söz konusu ortak amacı onları hem derneklerden ve hem de ticaret ortaklıklarından ayırır. Bu amaç sayesinde sendikalarda; derneklerden farklı olarak "amacın özelleştirilmesi" söz konusu olmaktadır. (Ö.Eyrenci, Sendikalar Hukuku, İstanbul 1984) Aralarındaki farklılıklar nedeniyle, sendikalar uygulamasında Dernekler Kanununa başvuruyu azaltmak için, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu bazı konularda ayrıntılı düzenlemeler yapmış ve sendikaların Dernekler Kanunu'na bağımlılığını bir ölçüde azaltmıştır. Sendikalar Kanunu'nun 63.maddesi işçi ve işveren sendikaları ve konfederasyonları hakkında; Sendikalar Kanunu'nda hüküm bulunmayan hallerde Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu'nun bu kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağını öngörmektedir. Özellikle belirtelim ki, burada açıklanan "aykırı olmama" koşulu geniş olarak anlaşılmalı ve uygulanacak Dernekler Kanunu'ndaki kuralın Sendikalar Kanunu'ndaki herhangi bir kurala değil, sendikaların genel amaç ve özelliğine de aykırı olmamasına dikkat edilmelidir. Bu itibarla Dernekler Kanunu'nun sendikalar için uygulanabilirliği kabul olunan bir kuralına aykırılık Dernekler Kanunu'nda bir yaptırıma bağlanmışsa, bu yaptırım kuralının sendikalar için de uygulanabileceği kabul edilmelidir. (Prof.Dr.Fevzi Şahlanan, Sendikalar Hukuku İstanbul 1995 s.18. vd.) Dolayısıyla Dernekler Kanunu'ndaki bir kuralın sendikalara uygulanabilmesi için aynı konuda Sendikalar Kanunu'nda bir düzenleme bulunmaması gerekir. Davacılar Türk Medeni Kanunun 49 ve 56.maddelerinden hareketle dava açmışlar ise de, aynı konuyu düzenleyen Sendikalar Kanunu'nun 6 ve 54.maddelerinde hüküm bulunduğundan artık genel nitelikteki Türk Medeni Kanunu'ndaki hükümlerin uygulanması mümkün değildir. Hal böyle olunca somut olayda, özel ve ayrıntılı düzenlemeler içermesi nedeniyle 2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nun 6 ve 54.maddelerinin uygulanması gerekir. Hemen belirtelim ki, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nun 54.maddesi hükmüne göre; sendikaların kuruluşu sırasında kanuna aykırılık veya eksiklik sebebi ile bu kanunda öngörülen kurulma şartlarının gerçekleşmediğinin anlaşılması halinde, aynı kanunun 6.maddesinin 7.fıkrası uyarınca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı veya ilgili Valilikçe başvurulması halinde iş davalarına bakmakla görevli mahkeme gerekli gördüğü takdirde kurucuları da dinleyerek üç işgünü içerisinde sendika veya konfederasyonun faaliyetinin durdurulmasına karar verebilir. Mahkeme kanuna aykırılığın veya eksikliğin giderilmesi için altmış günü aşmayan bir mehil verir. Eğer verilen mehil sonunda tüzük ve belgeler kanuna uygun hale getirilmemişse, mahkeme sendika veya konfederasyonun kapatılmasına karar verebilir. Kanunda da açıkça işaret edildiği üzere; sendikalar kurulurken gerek kurucu üye olan kişilerin nitelikleri, gerekse evrak ve tüzüğünde meydana gelebilecek kanuna aykırılık veya eksikliklerin giderilmesi amacıyla, sendikaların faaliyetlerinin durdurulması veya kapatılması davalarının açılmasında aktif dava ehliyetinin kimde olduğu, diğer bir söyleyişle kimlerin dava açabileceği sınırlı olarak sayılmıştır. Dava açma hak ve yetkisi Çalışma ve Soysal Güvenlik Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına veya ilgili Valiliğe aittir. Bu durumda, aynı sendika üyesi kişilerin yada bir başka sendikanın dava açma ehliyeti bulunmamaktadır. Davacıların idari mercilere dava açmaları için başvuru imkanları bulunmaktadır. Bu nedenle davalı sendikanın faaliyetlerinin durdurulması ve kapatılması amacını güden davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerekir. Ne var ki, davalı Tarım O..... İş Sendikası üyesi davacılar genel kurul kararının da iptalini talep ettiklerinden ve bu talep yönünden aktif dava ehliyetine sahip olduklarından, genel kurulun iptali davası ile ilgili işin esasına girilerek, bu yönden hüküm kurulması gerekirken, bu istekle ilgili karar verilmemiş olması doğru bulunmamıştır. S O N U Ç : Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 03.10.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

2. Hukuk Dairesi, 2019/7103 E., 2019/11206 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; Türk Medeni Kanunu'nun 405. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 56. maddesi uyarınca davalının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılarak sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesinden ibarettir.
2. Hukuk Dairesi         2019/7103 E.  ,  2019/11206 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Çocukla Kişisel İlişki Kurulması Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm taraflarca temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece velayeti annede bulunan çocuğun baba ile kişisel ilişkisinin yeniden düzenlenmesine dair kurulan ilk hüküm ilgili bölge adliye mahkemesinin 08.10.2018 tarih, 2018/917esas ve 2018/1231 karar sayılı ilamı ile "... Dava ve taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olup, hakim tarafından kendiliğinden (res'en) gözetilir. Davada, davalının ruhsal rahatsızlığı ileri sürülmüş ve bu iddia dosya arasındaki bir kısım delille de doğrulanmıştır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; Türk Medeni Kanunu'nun 405. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 56. maddesi uyarınca davalının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılarak sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesinden ibarettir. Bu yön göz önünde tutulmadan yargılamaya devam olunarak işin esası hakkında karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. " gerekçesi ile davalı kadının istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının tamamının kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece kaldırma sonrası davalı anne için araştırma yapılarak ikinci kez çocuğun baba ile kişisel ilişkisinin yeniden düzenlenmesine karar verilmiş, karara karşı davacı kadın tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince davacı kadının istinaf talebinin kabulü ile kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. İlgili bölge adliye mahkemesi 08.10.2018 tarih, 2018/917esas ve 2018/1231 karar sayılı ilamı ile "...davada, davalı kadının ruhsal rahatsızlığının ileri sürüldüğünden bahisle Türk Medeni Kanunu'nun 405. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 56. maddesi uyarınca davalının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması" gerekçesiyle ilk derece mahkemesince verilen ilk kararı kaldırmış ise de davada ruhsal rahatsızlığı ileri sürülen davacı baba olup, mahkemece kaldırma sonrası davalı anne için araştırma yapılarak çocuğun baba ile kişisel ilişkisinin yeniden düzenlenmesine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.11.11.2019 (Pzt.)
12. Hukuk Dairesi, 2014/13926 E., 2014/18045 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 4. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TMK'nun 56.maddesine göre;
12. Hukuk Dairesi         2014/13926 E.  ,  2014/18045 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 17/09/2013 NUMARASI : 2013/451-2013/493 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının bozulmasını mutazammın 22.01.2014 tarih, 2013/35427 E., 2014/1465 K. sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından başlatılan bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde, aval veren konumunda olan borçlunun bonoyu keşideci spor kulübü adına imzaladığı iddiası ile borca itiraz ederek icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece keşideci spor kulübünün tüzel kişiliği olmadığından muteriz borçlu tarafından verilen avalin de geçersiz olduğu gerekçesi ile istemin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği alacaklının temyizi üzerine Dairemizce takibe konu bono şeklen geçerli olduğu, keşidecinin tüzel kişiliğinin bulunmaması hali aval vereni sorumluluktan kurtarmayacağı, imzaların istiklali ilkesi gereğince itirazın reddi gerektiği gerekçesi ile kararın bozulduğu görülmüştür. TTK.nun 688/7. maddesi gereğince, takip konusu belgenin kambiyo vasfını taşıması için "senedi tanzim edenin imzasını" ihtiva etmesi zorunludur. Anılan maddede sorumluluk için sadece imzadan söz edilmiş, birden fazla imzanın bulunması koşul olarak kabul edilmemiştir. TTK.nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 589.maddesi uyarınca, şirketi münferiden temsile yetkili temsilcinin şirket kaşesi dışında senet üzerine atmış olduğu imza bizatihi kendisini sorumlu kılar. Yine TTK.nun 690.maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 613 ve 614/1.maddeleri gereğince, keşideci imzası dışında bononun ön yüzüne konulan her imza aval şerhi sayılır. Aval için sadece imza yeterli olup, ayrıca ad ve soyadının yazılması gerekli değildir. Senedin keşideci bölümünde şirket ve şirket temsilcisinin (aynı kişinin) elinden çıkmış iki imzanın bulunması halinde ve imzalayanın şirket temsilcisi olması durumunda, imzalardan birinin şirket adına, diğerinin ise imza sahibinin şahsı adına atılmış olduğunun kabulü zorunludur. Zira, senetteki borçtan sorumlu olmak için keşidecinin tek imzası yeterli olup birden fazla imza atılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu nedenle bononun ön yüzüne atılan ikinci imza aval olarak değerlendirilir (HGK'nun 05.10.2011 tarih ve 2011/12-480 sayılı kararı). TMK'nun 56.maddesine göre; Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır. Somut olayda takibe konu bonoda, keşidecinin imzasının bulunduğu yerde TMK'nun 56.maddesine göre tüzel kişiliğe haiz Samandıra Spor Klubü Derneği'nin kaşesi üzerinde Dernek temsilcisi B.. D..'un iki imzası bulunmaktadır. Kaşenin dışında tamamen açığa atılmış bir imza bulunmadığı için bu senedin Dernek adına düzenlendiğinin kabulü zorunludur. Bu durumda mahkemenin takibe konu bonoda, borçlunun imzalarının, keşideci dernek adına ve kaşe üzerine atılmış olması nedeni ile mahkemenin kabul kararı yerinde olup hükmün bu nedenle onanması gerekirken Dairemizce bozulduğu anlaşılmakla borçlunun karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir. SONUÇ : Borçlunun karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 22.01.2014 tarih ve 2013/35427 E.,2014/1465 K. sayılı bozma ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366. ve HUMK. 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 19/06/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2024/401 E., 2024/7913 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; 4721 sayılı Kanunun 405 inci Ve 6100 sayılı kanununun 56 ncı maddesi uyarınca davalı-davacı kadının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılarak sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesinden ibarettir.
2. Hukuk Dairesi         2024/401 E.  ,  2024/7913 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2340 E., 2023/1867 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İskenderun 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2018/995 E., 2021/329 K. Taraflar arasındaki boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davalı- davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı- davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı davalı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; kadının psikolojik rahatsızlığı sebebi ile aralarının açık olduğunu , ortak çocuklara evde ve başkalarının yanında hakaret ettiğini, sürekli evden kaçıp akrabalarının, komşularının evine gittiğini, erkekten uygunsuz cinsel davranışlarda bulunmasını istediğini, erkek ile bayramlarda bayramlaşmadığını, ilişkilerinin olmadığını, kadının 5 ay kadar önce oturdukları mahalleden bir kadınla erkeğin ilişkisi olduğunu iddia ederek dedikodu yaptığını, dedikodular üzerine evlerine gelen kadının annesinin üzerine terliklerle yürüyerek "ayıp değil mi senin kızının benim kocamla ismi çıkmış" diyerek rezillik çıkardığını, kadının o günden sonra evine dönmediğin iddia ederek 4721 sayılı kanunun 166 ncı maddesi uyarınca tarafların boşanmalarına 30.000,00 TL manevî tazminatın kadından alınarak erkeğe verilmesine karar verilmesini talep etmiştir . Davacı-davalı vekili birleşen dosya cevap dilekçesinde özetle; kadının psikolojik rahatsızlığının olduğunu, erkeğe ve ortak çocuklara başkalarının yanında ve evde hakaret içerir kelimeler ile hitap ettiğini, kadının sürekli evden kaçtığını, bunu alışkanlık haline getirdiğini, kafasında kurduğu şeyleri gerçekmiş gibi anlattığını ve dedikodu çıkardığını savunarak davanın ve fer'îlerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir . II. CEVAP Dava dilekçesi davalıya 11.12.2018 tarihinde tebliğ edilmiştir, davalı vekili süresinde sonra 23.01.2019 tarihinde beyan dilekçesi sunmuştur. Davalı- davacı vekili birleşen dosya dava dilekçesinde özetle, erkeğin kadını evden kovduğunu, komşularda kaldığını, aralarındaki anlaşmazlığı gideremediklerini, iddia ederek 4721 sayılı kanunun 166 ncı maddesi uyarınca tarafların boşanmalarına, aylık 500,00 TL nafaka ile 90.000,00 TL tazminatın erkekten alınarak kadına verilmesine karar verilmesini talep etmiştir . III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kadının 3-4 yıldır psikolojik tedavi gördüğü, kalıtsal olarak titreme hastalığının bulunduğu, ilaçlarını kullandığında sabahtan geceye kadar uyuduğu, ilaçlarını kullandığında erkeğe hakaretler ettiği, geçimsiz biri olduğu, ortak konuta bir kadın misafir geldiğinde "senin için geldi" diye huzursuzluklar çıkardığı, ortak çocuklara hakaret ettiği, yaşadıkları köyde komşularının kızına iftira atmaktan dolayı aralarında tartışma çıktığı ve yaşanan olay nedeni ile Mahkemelik olduğu ve yapılan ceza yargılamasında kadının ceza aldığı, eşinden habersiz evi terk ettiği, eve geri dönmesi için defalarca erkeğin kadının yanına gittiği, ikna edemediği, kadının iddialarını ispat edemediği, belirlenen kusurlu davranışlarla evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kadının tam kusurlu olduğu, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda kadının tam kusurlu olduğu, toplanan delillerde kusurlu davranışların erkeğin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği, tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, evli olarak geçirdikleri süre, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat ile hakkaniyet ilkesi gerekçesi ile asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, aylık 500,00 TL tedbir nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, 10.000,00 TL manevi tazminatın boşanmanın kesinleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte kadından alınarak erkeğe verilmesine , birleşen davanın reddine karar verilmiştir . IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına süresinde davalı davacı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı -davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl davanın kabulü, kusur belirlemesi, birleşen davanın reddi, kabul edilen manevî tazminat bakımından kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir . C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kadın vekili tarafından, açılan birleşen boşanma davasının gösterilen ve toplanan deliller ile ispat edilemediği, İlk Derece Mahkemesince kadın tarafından açılan boşanma davasının reddine ilişkin karar ve karar gerekçesinin toplanan delillere usul ve yasaya uygun olduğu, erkek tarafından açılan boşanma davasında, usulüne uygun olarak gösterilen ve toplanan delillere göre kadının, vesayet altına alınmasını gerektirir akıl hastalığının olmadığı, psikolojik yönden tedavi gördüğü, titrekemesinin bulunduğu, ilaçlarını kullandığı, ilaç kullandığında uzun süreli uyuduğu, erkeğe hakaretler ettiği, geçimsiz olduğu, gelen misafirleri erkeğe yakıştırdığı, çocuklarını "o...puluk yapmakla" suçladığı, komşu kızına iftira attığı, evi terk ettiği, eve dönmediği, kadının kusurlu bu davranışları ile taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, boşanmaya neden olan olaylarda taraflarca usulüne uygun olarak ileri sürülen ve ispat edilen vakıalara göre, kadının tam kusurlu olduğu, erkeğe yüklenilecek bir kusurun olmadığı, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamanın, boşanmaya neden olan olaylarda belirlenen kusur durumunun, erkek tarafından açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin karar ve karar gerekçesinin, kadın tarafından açılan boşanma davasının reddine ilişkin karar ve karar gerekçesinin, erkek lehine takdir edilen manevî tazminata ilişkin karar ve karar gerekçesinin, toplanan delillere usul ve yasaya uygun olduğu, manevî tazminat yönünden miktarının uygun olduğu, fahiş olmadığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları gelir seviyeleri dikkate alındığında, kadın lehine takdir edilen tedbir nafakası miktarının az olmadığı, uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı- davacı kadın vekili temyiz başvurusunda özetle; kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen manevi tazminat, reddedilen birleşen dava bakımından kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflarca açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bulunan geçimsizlikte kusurun kimden kaynaklandığı, asıl davanın kabulü, birleşen davanın reddi, erkek lehine hükmedilen manevî tazminat ve miktarı noktasında toplanmaktadır . 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 6 ncı,166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu, 174 uncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası. 405 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu, 370 inci, 371 inci maddesi 3.Değerlendirme Dava ve taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olup, hakim tarafından kendiliğinden (res'en) gözetilir. Davada, davalı-davacı kadının ruhsal rahatsızlığı ileri sürülmüş ve bu iddia dosya arasındaki bir kısım delille de doğrulanmıştır. Mahkemece alınan raporun yetersiz olduğu görülmüştür. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; 4721 sayılı Kanunun 405 inci Ve 6100 sayılı kanununun 56 ncı maddesi uyarınca davalı-davacı kadının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılarak sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesinden ibarettir. Bu yön göz önünde tutulmadan yargılamaya devam olunarak işin esası hakkında karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur. VI.KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine gör sair temyiz itirazlarının şimdilik incelemesine yer olmadığına, Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/7981 E., 2024/4569 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Buna göre Mahkemece yapılacak iş; davalı erkeğin tam teşekküllü eğitim ve araştırma hastanesine sevki ile 4721 sayılı Kanun'un 405 inci ve 6100 sayılı Kanun'un 56ncı maddeleri uyarınca vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılması, gerekirse 4721 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin sekizinci bendi uyarınca işlem yapılması ve sonucuna kadar yarg
2. Hukuk Dairesi         2023/7981 E.  ,  2024/4569 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2552 E., 2023/1313 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceylanpınar Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi SAYISI : 2019/312 E., 2021/824 K. Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince açılan boşanma davasının reddine karar verilmiştir. Kararın davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davacının evlilik süresince kötü muamele gördüğünü, davalının cinsel yönden iktidarsız olduğunu, bunun davacıdan gizlendiğini, bu nedenle cinsel birleşmenin gerçekleştirilemediğini iddia ederek, evlilik birliğinin sarsılması nedeni ile tarafların boşanmalarına, aylık 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 30.000,00 TL maddî tazminata, gerdanlık, 4 çeyrek altın, 1 büyük altın ve 1 çift küpe bedelinin yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle; başlık parası ödeyerek evlendiklerini, bir arada kaldıkları toplam sürenin sadece 40 gün kadar olduğunu, davacının en son Mayıs 2018 ayında Uşak'ı terk ettiğini ve bir daha da dönmediğini, kadının birliktelik sırasında da iki kez evden uzun sürelerle ayrıldığıı, sık sık bağırarak intihar edeceğini beyan ettiğini, huzursuzluk çıkardığını, eşi ile hiçbir şekilde bir araya gelmediğini, davalı ile karı koca olmadığını, aynı yatağa girmediğini, çevreden alınan duyumlara göre davacı kadının bir başkası ile evlendiğini, hatta hamile kaldığını öğrendiğini, Urfa'ya ilk gittiğinde ziynetlerini yanında götürdüğünü ve bir daha da getirmediğini, davacının davalıya ve çevresine hakaret ettiğini, davalıyı istemediğini söylediğini ve tehdit ettiğini, evini terk ettiğini iddia ederek, davanın reddine aksi halde 30.000,00 TL maddî ve 30.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile talimat yoluyla alınan sağlık raporunda davalının cinsel birlikteliğe mani olacak psikiyatrik ve tıbbi bozukluk saptanmadığının bildirildiği, davacı tarafın davalı tarafça kendisine kötü muamele yapıldığı iddiasına ilişkin yeterli ve somut delil bulunmadığı, davacı tanıklarının beyanlarının davacı taraftan duydukları, davacının anlattıklarıyla sınırlı olduğunun ve görgüye dayalı olmadığının anlaşıldığı, davacının iddialarını ispata yarar başkaca delil sunmadığı, böylece davacının davasını ispat edemediği gerekçesi ile açılan boşanma davasının reddine , ispatlanamadığından ziynet alacağı isteminin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; tanık beyanları ile ispatlanan boşanma davası ile ziynet alacağı taleplerinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kusur belirlemesi, boşanma davasının ve ziynet alacağı davasının reddi yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davacı kadın vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1)inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki kanun yolu itirazlarını tekrar ederek, kusur belirlemesi, boşanma davasının ve ziynet alacağı davasının reddi yönünden temyiz başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte geçimsizlikte erkekten kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispat edilip edilmediği, boşanma davasının ve ziynet alacağı davasının reddinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun'un) 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 226 ıncı maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci ve 51 inci maddeleri. 3.Değerlendirme Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından olup, bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Erkeğe ait Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 08.03.2021 tarihli Sağlık Kurulu raporu incelendiğinde, davalı erkekte cinsel birlikteliğe mani tıbbi ve psikolojik bozukluk saptanmadığı, davalı erkeğin sınırda mental kapasitede olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, davalı erkeğin vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği, diğer bir ifadesi ile dava ve taraf ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönünden bir araştırma ve inceleme yapılmadan hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Buna göre Mahkemece yapılacak iş; davalı erkeğin tam teşekküllü eğitim ve araştırma hastanesine sevki ile 4721 sayılı Kanun'un 405 inci ve 6100 sayılı Kanun'un 56ncı maddeleri uyarınca vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılması, gerekirse 4721 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin sekizinci bendi uyarınca işlem yapılması ve sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesinden ibarettir. Bu husus gözönünde tutulmadan yargılamaya devam olunarak işin esası hakkında karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3.Bozma sebebine göre davacı kadın vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

Bir dernek kurmak isteyen kurucular kurulu ile ilgili olarak; I. En az 7 kişi olmalıdır. II. Sadece gerçek kişiler kurucu olabilir, tüzel kişiler dernek kuramaz. III. Kurucuların fiil ehliyetine sahip olması gerekir. ifadelerinden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve II
D) I ve III
E) I, II ve III

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol