4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 578

Türk Medeni Kanunu 578. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 578- Aşağıdaki kimseler, mirasçı olamayacakları gibi; ölüme bağlı tasarrufla herhangi bir hak da edinemezler: 1. Mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler, 2. Mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak sürekli şekilde ölüme bağlı tasarruf yapamayacak duruma getirenler, 3. Mirasbırakanın ölüme bağlı bir tasarruf yapmasını veya böyle bir tasarruftan dönmesini aldatma, zorlama veya korkutma yoluyla sağlayanlar ve engelleyenler, 4. Mirasbırakanın artık yeniden yapamayacağı bir durumda ve zamanda ölüme bağlı bir tasarrufu kasten ve hukuka aykırı olarak ortadan kaldıranlar veya bozanlar. Mirastan yoksunluk, mirasbırakanın affıyla ortadan kalkar. b. Altsoya etkisi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
*Türk Medeni Kanunun 578. maddesi hükmünde;
Hukuk Genel Kurulu         2005/10-364 E.  ,  2005/390 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Adana 1.İş Mahkemesi Günü : 30.09.2004 Sayısı : 934-1524 Taraflar arasındaki “*tesbit*” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana 1. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 30.12.2003 gün ve 2003/834-1421 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 18.5.2004 gün ve 2004/1642-4437 sayılı ilamı ile, *(...Dava sonucu itibarîyle; davacıya, Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı almakta iken vefat eden eşi üzerinden aynı Kurumca ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksine Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.* *Davada uyuşmazlık konusu olan husus ise; 506 sayılı Kanuna tâbi pasif sigortalı nikâhlı eşini kasden öldüren davacıya, aynı Kanun kapsamında eşinden dolayı ölüm aylığı bağlanıp bağlanamayacağı, bir başka anlatımla murisi sigortalıyı kasden öldüren davacının bu nedenle mirastan yoksun bırakılmasının; Sosyal Sigortalar Kanununda düzenlenen sosyal sigorta hakları kapsamında, ölüm sigortasından eş olarak hak sahipliği sıfatını kazanmasında önleyici nitelik taşıyıp taşımadığı konusundadır.* *Bu yönde; öncelikle, 506 sayılı Kanundaki sosyal sigorta haklarından bu bağlamda ölüm sigortası yardımlarından olan ölüm aylığından yararlanmada “mirasçı” değil “hak sahibi” sıfatı önem taşımaktadır.* *Türk Medeni Kanunun 578. maddesi hükmünde; “murisin kasten ve haksız yere öldürülmesi veya öldürmeye teşebbüs edilmesi” mirastan yoksunluk nedenleri arasında öngörülmüşse de, Medeni Kanun; muris ile mirasçı ilişkilerini bu ikisi ile sınırlı biçimde ve murisin mal varlığı açısından düzenlenmektedir.* *Öte yandan, 506 sayılı Kanun kapsamında; sosyal sigorta yardımlarından yararlanacak hak sahiplerinin kimler olduğu, hak sahiplerinin gelir yada aylık bağlanması hakkından yararlanmalarını önleyen ve ilerde bu yararlanmayı kaldıran nedenler, anılan Kanunun emredici nitelikteki ilgili maddelerinde sınırlı ve sayılı biçimde ayrı ayrı düzenlenmiştir.* *Hâl böyle olunca da; 506 sayılı Kanun kapsamında, sosyal sigorta yardımlarından yararlanma koşullarını (hak sahipliğine ilişkin olanlar da dahil olmak üzere) taşıyanlar bakımından, miras hukukuna göre mirası reddetmenin mirasçılıktan çıkarılmanın, hak sahipliği niteliğini etkilemeyeceği açıktır.* *Kaldı ki, “Kişilerin sosyal güvenlik hakkından yoksun bırakılmaması” Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkelerinden olup, bu ilke; anayasal niteliği ve insan yaşamına ilişkin bulunduğu gözetildiğinde, “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesine karşı belirli bir üstünlük ve uygulama önceliğine sahiptir.* *Davada somutlaşan olayda da; davacı, Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı almakta olan nikâhlı eşini maruz kaldığı ağır tahrik sonucu kasden öldürmüştür.* *506 sayılı Kanun kapsamında ölüm sigortası yardımlarından bu bağlamda ölüm aylığından yararlanma koşulları aynı Kanunun 65 ve devamındaki madde hükümlerinde sınırlı ve sayılı biçimde öngörülmüş olup, sigortalının ölümü ile dul kalan kadın eşe ölüm aylığı bağlanabilmesinin koşulu; sigortalı ile aralarında yasal bir evliliğin mevcut olmasıdır. Dul eşe bağlanan ölüm aylığının devamı içinde tekrar evlenmemesi gerekli ve yeterlidir. Bu yönde; Medeni Kanunun 578. maddesi hükmünde sıralanan mirastan yoksunluk nedenlerinin, 506 sayılı Kanun kapsamında ölüm aylığına hak kazanmayı önleyici nitelik taşıdıklarından söz etmek mümkün değildir.* *Hâl böyle olunca da, davacı eş yönünden ölüm aylığına hak kazanma konusunda; ölen sigortalıya ilişkin koşullar yanında 506 sayılı Kanunun 68. maddesi hükmünde hak sahipliğine ilişkin olarak* *öngörülen koşullarında gerçekleşmiş bulunması nedeniyle ve yine yukarıda açıklanan hukukî esaslar çerçevesinde davanın kabulü gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.* *O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)* Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: A-Davacının isteminin özeti; Davacı vekili, ölen eşinden dolayı davacıya bağlanan ölüm aylığının, eşini öldürmüş olduğu nedenle kesilerek ödenen aylıkların iadesinin istenmesine karşın, öldürme olayının sigortalının ağır tahriki nedeniyle meydana geldiğini belirterek; *“... davacıya, eşinden ötürü 506 sayılı Kanunun 66/A maddesi uyarınca ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine ve o tarihten itibaren ödenmemiş aylıkların iadesine karar verilmesini”* istemektedir B-Davalının cevabının özeti; Davalı vekili, davacıya eşini öldürdüğünü beyan etmemesi nedeniyle aylık bağlanmasına karşın, eşini kasten öldürdüğünün anlaşılması üzerine bu aylığın kesilerek, iadesinin istendiğini, eşini kasten öldüren davacının hak sahibi olamayacağı, bu nedenle de Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu savunmaktadır. C-Yerel Mahkemenin kararının özeti; Yerel mahkemece, davacının kocasını kasten öldürdüğü, bu durumda davacının hak sahibi olamayacağı, Kurumca mevzuat çerçevesinde yürütülen işlemlerin hukuka uygun olduğu gerekçesi ile *“davanın reddine”* karar verilmiştir. D-Temyiz evresi Bozma ve direnme; Hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, yerel mahkeme bu bozmaya karşı özetle *“davacı, her ne kadar üzerine atılı suçu ağır tahrik altında işlemişse de, kanunlarca suç sayılan adam öldürme eylemi sonucu hak elde etmesi, ister Anayasamızdaki sosyal devlet ilkesine, isterse sosyal güvenlik hukukunun genel ilkelerine dayandırılarak açıklanmaya çalışılsın, yaşam hakkının en temel hak olması ve hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı ilkeleri karşısında savunulamayacağını, 506 sayılı Kanunda hak sahibi eşin sigortalıyı kasten öldürdüğü durumlarda ölüm aylığı bağlanıp bağlanmayacağı konusunda yasal bir boşluk bulunduğunu, bu boşluğun doldurulurken, sosyal güvenlik hukukunun genel ilkelerinin yanında hakkaniyet ve iyiniyet kuralları da göz önünde bulundurulmasının gerektiğini...”* belirterek direnme kararı vermiştir. E-Maddi Olay: Davacı, yaşlılık aylığı almakta olan eşini, ceza mahkemesi kararında saptandığı üzere ağır tahrik sonucu kasten öldürmüş olup, davacı eşe bağlanan ölüm aylığı bu durumun fark edilmesi üzerine kesilmiştir. F-Gerekçe; Ölüm sigortasından hak sahiplerine aylık bağlanabilmesi için 506 sayılı Kanunun 66. maddesinde sigortalıya ilişkin belirtilen belli süre sigortalı olma ve prim ödeme koşullarının gerçekleşmesi yanında, 68. madde ile bu aylıktan yararlanacaklar için bir takım olumlu ve olumsuz koşullar aranmaktadır. Yerel mahkeme ile Yüksek Daire arasındaki uyuşmazlık; dul eşin ölüm aylığı alabilmesi için sigortalının ölümü, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi dışında başka koşulların da gerekip gerekmediği, diğer bir ifadeyle sigortalı eşini kasten öldüren davacıya ölüm aylığı bağlanıp bağlanmayacağı noktalarında toplanmaktadır. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun ölüm sigortası kolundan eş ve çocuklara aylık bağlanmasını düzenleyen 68. maddesi hükmü *“Ölen sigortalının aylık bağlanmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlere göre aylık bağlanır”* ifadesine yer verdikten sonra, eş ve çocukların şahsında aranan diğer koşullar sıralanmış, bu kapsamda da dul eşe ölüm sigortası kolundan aylık bağlanacağı ve bu aylığın tekrar evlenme ile sona ereceği belirtilmiştir. Bu noktada çözümlenmesi gereken, aylığa *“hak kazanma”* olgusunun, eşini kasten öldüren davacı eş yararına gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Bu konuda, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ayrı bir düzenleme öngörmemiş olup, Bu nedenle sorunun çözümünde genel hükümlerden yararlanılması gerekmiştir. Konuya açıklık getirebilmek için mirasçılıkla ilgili Medeni Kanun hükümleri ve sosyal güvenlik mevzuatının “*hak kazanma*” olgusuna yaklaşımlarının irdelenmesi gerekmektedir. Mirastan yoksunluk sebeplerini düzenleyen Türk Medeni Kanununun 578. maddesi (eski 520. madde) miras bırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenlerin mirasçı olamayacakları gibi; ölüme bağlı tasarrufla herhangi bir hak da edinemeyeceklerini hükme bağlamıştır. 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunun *“Dul ve Yetim Aylığının Bağlanmıyacağı”* halleri düzenleyen 77. maddesi hükmünde de; “*Aşağıda yazılı hallerde dul ve yetimlere aylık bağlanmaz:* *a) Kendisinden aylık bağlanacak, iştirakçiyi veya emekli, adi malüllük, vazife malüllüğü aylığı alanı;* *Kasten ve haksız yere öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenlere veya bu kanun gereğince adi malül sayılacak hale getirenlere;”* düzenlemesine yer verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 578. maddesinde sayılan mirastan yoksunluk nedenleri ve bu düzenlemeye koşut bulunan 5434 sayılı Kanunun 77. maddesi sosyal güvenlik hukuku alanında da evrensel hukuk ilkeleri arasında yer alan “*hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı*” ilkesinin gözetilmesini zorunlu kılmakta, sigortalının kasten öldürülmesi halinde, 506 sayılı Kanunun 68. maddesinde öncelikle aranan “ölüm aylığına hak kazanma” olgusunun gerçekleşmediği sonucunu ortaya koymaktadır. Aksine düşünce, yasa koyucunun temel kavramlar yönünden sosyal güvenlik kurumları arasında farklılık yaratmak istediği sonucunu ortaya koyacaktır ki, bu durumda buna ilişkin düzenlemeye yasa metninde açıkça yer verilmiş olması gerekirdi. Yukarıda açıklanan yasal ve maddi olgular karşısında, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA ve gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına 15.06.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ Uyuşmazlık, davacının sigortalı eşini ağır tahrikle öldürmesi nedeniyle ölüm aylığına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlıkta birinci derecede dayanılan yasal dayanak Sosyal Sigortalar Kanunun 66 maddesidir. Söz konusu madde ölüm sigortasından aylık bağlama koşullarını vermektedir. Bu koşullar arasında eşini öldüren hakkında bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda ortada bir kanun boşluğu bulunmaktadır. Kanun boşluğunun bilinçli bırakılıp bırakılmadığı ya da kanun boşluğunun yargıç tarafından nasıl doldurulacağı konusuna girmeden önce uyuşmazlığın hangi hukuk zemininde çözüleceği araştırılacaktır. Kanaatimizce sorun bir sosyal güvenlik sorunudur. Beveridge raporuyla toplumun bireyi olmak sıfatı sosyal güvenlik için yeterli kabul edilmektedir. 1982 Anayasasının 60.maddesinde herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır. Keza İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 22.maddesi “Her Kişinin toplumun üyesi olarak, sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu “ilkesini koymuştur. 104 sayılı Sözleşme, Avrupa Sosyal Şartı Avrupa Sosyal Güvenlik Kodu ve Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi söz konusu ilkeyi geliştirici rol oynaması sonucu SOSYAL GÜVENLİĞİN ÇAĞDAŞ EĞİLİMİ doğrultusunda temel bir insanlık hakkı olarak belirlenmiştir. İkinci bir hukuk kaynağı olarak yararlanılan miras hukuku, kişinin mal varlığı ile ilgili özel hukuk ilişkilerini düzenleyen hukuk alanıdır. Sosyal Güvenlik Hukukununda Devlet olumlu edim yüklenmesi nedeniyle taraftır. Miras Hukukunda ise Devletin doğrudan bir edim yükümlülüğü bulunmamaktadır. Taraf değildir. Kişi özgürlüğü esastır. Kimse kendi kusurundan yararlanamaz ilkesi hukukun bir genel ilkesidir. Özellikle hukuki bir özdeyiş bir mantık ilkesidir. Kanun boşluğu doldurmada kullanılan bir yöntemdir. Ancak bu yapılırken yargıç, ÇELİŞKİSİZ KURAL KOYMA İLKESİNİ SARSMAMALIDIR. Başka bir anlatımla Kanunun ana yapısını bozmamalıdır. İkinci sorun Kanun koyucu kanun boşluğunu bilinçli mi bırakmıştır. 506 sayılı Kanunun birinci maddesi Kanunun amacını belirlemiştir. Buna göre; “İş Kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malüllük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanır” 506 sayılı Kanunun 66.maddesinde uyuşmazlığı davacı aleyhine çözecek bir koşul yoktur. Kanun koyucu söz konusu kanunun bir çok maddesinde 26,27 vs. kasıd ve kusurdan söz etmiştir. Dolayısıyla bir hakkın kısıtlanamayacağına veya ortadan kaldırılmasına ilişkin birçok madde düzenlemiştir. Şu durumda yasa koyucunun söz konusu boşluğu bilinçli bıraktığı daha doğru düşüncedir. Ölüm olayının yaşama haklarını ortadan kaldırdığı doğrudur. Bunun karşılığı ceza hukukunun konusudur. Sosyal güvenlik hakkı ise bağımsız bir hukuk alanıdır. İnsanı hedefler. İhtiyaç halindeki herkesi kapsamalıdır. Kaldı ki somut olayda davacı eşini ölüm aylığı almak için öldürmemiştir. Ağır tahrik altında öldürmüştür. Miras Hukukunun ve hukukun genel kurallarının uygulama alanı bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla İKİNCİ DERECEDE HUKUK KAYNAĞINA DAYANILAMAZ düşüncesiyle Yüksek Özel Dairenin davacının ölüm aylığını hak edeceği görüşüne katılmaktayım.

Diğer kararlar (2)

Hukuk Genel Kurulu, 2021/670 E., 2022/1571 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
eklerinin sahte olduğunu, evlenme kütüğünde evlenmenin yapıldığı yerin yazılmadığını, murisin 03.09.2008 tarihinde hastaneden taburcu olduğunu, murisin sürekli “xanax ve lustral” isimli anti depresan ilaçları kullandığını, davalı açısından TMK'nın 578. maddesi uyarınca mirastan yoksunluk sebeplerinin oluştuğunu ileri sürerek öncelikle muris ...
Hukuk Genel Kurulu         2021/670 E.  ,  2022/1571 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki “evliliğin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 19.10.2015 tarihli dava dilekçesinde; davacının babası olan 1930 doğumlu ...'nun (Artan Gostan Vartanyan) 20.08.2015 tarihinde vefat ettiğini, davalı 1964 doğumlu ...'nun ise ev işlerinde çalışmak üzere Ermenistan'dan Türkiye'ye geldiğini, daha önce başka bir yaşlının yanında çalışırken yalnız yaşayan ve varlıklı bir kişi olan murisin yanında yatılı olarak 1999 yılında çalışmaya başladığını, bu arada Türk vatandaşlığını kazanmak için muvazaalı bir evlilik yaparak “Sertoğlu” soyadını aldığını ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu, vatandaşlığın kazanılmasından sonra ise bu muvazaalı evliliğin boşanma ile sona erdiğini, davalının bu muvazaalı evliliği süresince ve sonrasında kesintisiz olarak murisin yanında yatılı olarak çalışmayı sürdürdüğünü, davalının muris ...'nun Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi'nde yattığı sırada rahatsızlığından faydalanmak suretiyle sahte belgelerle 02.09.2008 tarihinde nikâhlandığını, konu ile ilgili Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden ceza soruşturması olduğunu, bedeni ve ruhi zayıflık içerisinde bulunan muris ile bu hastalıklara tam vakıf olan davalının hastanede evlenmelerinden dolayı iyi niyetli sayılamayacağını, muris ...'nun sahte nikâh akdi anında hastanede kolunda serum takılı olarak yatmakta olduğunu, hâl böyle olunca eşler arasındaki evliliğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 141 ve 142. maddeleri uyarınca yok hükmünde olduğunu, yokluk hâlinin olmadığı takdirde TMK'nın 145/2. maddesinde yazılı mutlak butlan sebebiyle evliliğin batıl olduğunu, hastanede yatmakta olan muris hakkında Mecidiyeköy’de sağlık ocağından ve yatmakta olduğu hastanenin nöroloji uzmanından rapor alındığını, evlendirme dosyasında bulunan bu rapor örneklerinin sahte olduğunu, evlenme kütüğünde evlenmenin yapıldığı yerin yazılmadığını, murisin 03.09.2008 tarihinde hastaneden taburcu olduğunu, murisin sürekli “xanax ve lustral” isimli anti depresan ilaçları kullandığını, davalı açısından TMK'nın 578. maddesi uyarınca mirastan yoksunluk sebeplerinin oluştuğunu ileri sürerek öncelikle muris ... ile davalı ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespitine, olmadığı takdirde evliliğin mutlak butlanla iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 13.11.2015 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacı tarafın gerçek dışı iddialarının aksine müvekkili ...'nun Ermenistan Devlet Üniversitesi Pedagoji bölümü mezunu olduğunu, anne tarafının 1915 yılında Kayseri'den göç ettiklerini, annesinin öğretmen babasının ise Ermenistan Devlet sanatçısı unvanını taşıdığını, müvekkilinin anne ve babasının 1998 yılında Ermenistan'dan taşınarak Türkiye'ye yerleştiklerini, 1999 tarihinde de müvekkili ile merhum ...'nun tanıştıklarını, aralarında oluşan duygusal yakınlaşma sonucunda tarafların 10.11.1999 tarihinden itibaren birlikte yaşamaya başladıklarını, eşlerin 01.09.2008 tarihinde evlenmek için başvuruda bulunduklarını, bu arada ...'nun rutin kontrolleri için gidilen hastanede yapılması gereken tetkikler için yatış önerildiğini, hâl böyle olunca nikâh gününün müteveffa ...'nun hastanede yattığı güne denk geldiğini, davacı ...’dan kaynaklanan nedenlerle merhum babası ile arasının iyi olmadığını, Sevağ’ın eşi Aylin ile olan evliliğinin dahi müvekkilinin iyi niyetli çabaları neticesinde gerçekleştiğini, davacının bir işi olmadığını, eşi ve ailesinin tüm giderlerinin müteveffa ... tarafından karşılandığını, davacının sürekli para isteyerek babasını taciz ettiğini, etrafa “ölsün, tüm parasını yiyeceğim” dediğini, baba ...'nun davacının düğün yemeğine dahi katılmadığını, dava dilekçesinde yer alan birçok iddianın eldeki dava ile bir ilgisinin bulunmadığını, bunun dışında yer alan iddiaların muvazaaya ilişkin olduğunu, vakıaların Kanun’da yer alan yokluk ve butlan sebeplerine uymadığını, bu sebeple bilinçli olarak “sahte evrak” beyanına yer verildiğini ileri sürerek haksız ve hukukî dayanaktan yoksun davanın reddini savunmuştur. Cevaba Cevap Dilekçesi: 6. Davacı vekili 07.12.2015 tarihli cevaba cevap dilekçesinde; davanın esasının evliliğin sahte doktor raporlarına dayalı olarak yapılmış olmasına dayandığını, evlilik tarihinden sonra da murise sürekli “xanax” isimli uyuşturucu etkisi olan ilaç verilerek murisin ilaç bağımlısı hâline getirildiğini, ayırt etme gücünün yok edildiğini, ne var ki cevap dilekçesinde bu iddialara karşı hiçbir beyanda bulunulmadığını, tarafların sözde 10.11.1999 tarihinden itibaren birlikte yaşamaya başladıkları ve 01.09.2008 tarihinde evlenmek için başvuruda bulundukları iddiasının yer aldığı cevap dilekçesinde davalının 2002 yılında bir başkası ile yapmış olduğu evliliğe ilişkin cevap verilmediğini, hangi erkeğin böyle bir şeye izin verebileceğini, dolayısıyla tüm savunmanın asılsız olduğunu ileri sürerek davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. İkinci Cevap Dilekçesi: 7. Davalı vekili 10.12.2015 tarihli ikinci cevap dilekçesinde; murisin son ana kadar temyiz kudretine haiz olduğunu, dolayısıyla xanax isimli ilaçla ayırt etme gücünün yok edildiği iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin üçüncü bir şahısla evlenmesinin oturma müsaadesi ve vatandaşlık izni için ...'nun bilgisi ile gerçekleştiğini, kaldı ki bu gerçeği ve o tarihte yaşanan olayları davacının da çok iyi bildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 8. ... 6. Aile Mahkemesinin 23.05.2019 tarihli ve 2015/749 E., 2019/368 K. sayılı kararı ile; somut olayda her ne kadar “... ile davalı ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespiti” istenmişse de, taraflar arasındaki evlilik töreninin TMK'nın 141. maddesine uygun şekilde gerçekleştirildiği, törende evlendirme memurunun görev aldığı, tören anında ayırt etme gücüne sahip iki tanığın bulunduğu, evlenme törenine şahit bu iki tanığın yargılama aşamasında yeminli olarak dinlendiği, evlilik sözleşmesinde yer alan imzanın adli tıp raporu ile murise ait olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla evliliğin yokluğunun tespitine ilişkin talebin reddedilmesi gerektiği, diğer yandan taraflar arasındaki evliliğin “mutlak butlan ile iptaline” yönelik yapılan incelemede ise evlenme anında müteveffa ...’nun akıl sağlığının yerinde olduğu, sürekli bir ayırt etme gücünden yoksun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 9. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur. 10. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.12.2019 tarihli ve 2019/2067 E., 2019/1990 K. sayılı kararı ile; TMK’nın 155. maddesine göre “Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez” hükmünün düzenleme altına alındığı, dolayısıyla soruşturma dosyasının sonucunun verilecek kararı etkilemeyeceği dikkate alınarak evliliğin sahte evraklarla gerçekleştirildiği iddiası nedeniyle yokluğunun tespitine yönelik karara ilişkin istinaf talebinin reddine karar verildiği, TMK’nın 148. maddesine ile de “Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir” hükmünün düzenleme altına alındığı, iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği (TMK m. 152), eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması veya evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olmasının evliliği mutlak butlanla sakatlayacağı (TMK m. 145/2-3), ne var ki ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını, yalnızca ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği, böyle bir hâlde dava hakkının sonradan iyileşen eşe ait olduğu (TMK m. 147/2), evlenmenin butlanını dava etme hakkının mirasçılara geçmeyeceği, ancak, mirasçıların açılmış olan davayı sürdürebilecekleri (TMK m. 159), dava ve cevaba cevap dilekçesinde “murise ilaç verilerek ilaç bağımlısı hâline getirildiği ve ayırt etme gücünün yok edildiği” ileri sürülerek evliliğin TMK'nın 145/2. maddesine dayalı olarak iptaline karar verilmesinin talep edildiği, davacı tarafından murisin sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunduğunun veya murisin evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının olduğunun iddia edilmediği gibi bu iddiayı destekleyecek dosyada herhangi bir delil bulunmadığı, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında davanın TMK'nın 148. maddesinde belirtilen “evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma sebebine” dayalı olarak açıldığının anlaşıldığı, dosya kapsamına göre, evlenme tarihinden sonrasında murisin normal hayatına devam ettiği, bu dönemde muriste “akıl hastalığı” bulunmadığının davacı tarafça da kabul edildiği, TMK'nın 148. maddesi kapsamında murisin evlenme tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin rapor alınması gerekmekte ise de TMK'nın 148. maddesine dayalı olarak mirasçıların dava açma haklarının bulunmadığı, ayrıca hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu dikkate alınarak mahkeme karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 12. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.09.2020 tarihli ve 2020/1267 E., 2020/3754 K. sayılı kararı ile; “…Dava; davalı ile ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespiti, kabul edilmediği takdirde mutlak butlan sebebi ile evlenmenin iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, TMK 141 ve 145. maddeler şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında, davanın TMK'nın 148. maddesinde düzenlenen evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma sebebine dayalı olarak açıldığının anlaşıldığı, evlenme tarihinden sonrasında murisin normal hayatına devam ettiği, bu dönemde muriste akıl hastalığının bulunmadığının davacı tarafça da kabul edildiği, TMK'nın 148. maddesi kapsamında murisin evlenme tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin rapor alınması gerekmekte ise de; TMK'nın 148. maddesine dayalı olarak mirasçıların dava açma haklarının bulunmadığı, ayrıca hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu dikkate alınarak ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle davacının istinaf talebinin reddine karar verilmiş, davacı tarafından süresinde temyiz talebinde bulunulmuştur. İlk derece mahkemesince yapılan ön inceleme duruşmasında, uyuşmazlık TMK'nın 145. maddesinde düzenlenen mutlak butlan sebebi ile evliliğin iptali olarak nitelendirilmiş olup hâkim tarafından yapılan nitelendirmeye tarafların da bir itirazı bulunmamaktadır. Bölge adliye mahkemesi tarafından, istinaf itirazlarının, delillerin TMK'nın 145. madde kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile TMK'nın 148. madde kapsamında değerlendirme yapılması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. Direnme Kararı: 13. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarihli ve 2020/1657 E., 2021/390 K. sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 33. maddesi gereğince doğrudan hâkimin görevi olduğu, diğer bir ifadeyle hâkimin davacı tarafından yapılan hukukî nitelendirmeyle bağlı olmadığı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ilk derece mahkemesince yapılan ön inceleme duruşmasında, taraflar arasındaki uyuşmazlığın “evliliğin yokluğunun tespiti, olmadığı takdirde mutlak butlan ile iptali” şeklinde tespit edildiği ve yapılan yargılamanın bu uyuşmazlığa yönelik olarak yürütülüp karar verildiğinin anlaşılması karşısında, bölge adliye mahkemesince yapılan incelemede davanın TMK’nın 148. maddesinde belirtilen “evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma” sebebine dayalı olarak açılan evliliğin iptali davası olduğu gerekçesi ile ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinin düzeltilerek istinaf itirazının reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 16. Uyuşmazlığın çözümü için ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 17. Boşanma; hukuken geçerli olan bir evliliğin kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme kararı ile sona erdirilmesini ifade etmekte iken, evlenmenin butlanı; kanun tarafından aranan geçerlilik koşullarını taşımayan bir evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini ifade etmektedir. 18. Evlenme, Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142). Hukuken geçerli bir evliliğin kurulması için kanunda düzenlenen koşullara uygun davranılması gerekir. Bu koşullardan birinin veya birkaçının eksik olması hâlinde evlilik hukuken geçersiz sayılacaktır. 19. Evliliğin kurucu unsurları olarak sayılan “evlenmenin ayrı cinsten kişiler arasında yapılmış olması”, “evlendirme memuru önünde yapılması”, “tarafların karşılıklı ve sözlü iradelerini açıklamaları” hususlarından birinin gerçekleşmemesi hâlinde evlilik hiç gerçekleşmemiş gibi sonuç doğuracaktır. Başka bir anlatımla evlenmenin yokluğu söz konusu olacaktır. Yoklukla sakat olan bir evlenme aradan ne kadar süre geçerse geçsin düzelmeyeceği gibi, evlenmenin nüfus kayıtlarına işlenmesi de sonucu değiştirmeyecektir (Mustafa Dural/ Tufan Öğüz/ Mustafa Alper Gümüş: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, ... 2021, s. 72-79). 20. Oysa şeklen meydana gelmiş bir evliliğin, Kanun’un taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerin eksikliği nedeniyle ortadan kaldırılması gerekiyorsa “yokluk” kavramından değil “butlan” kavramından söz edilecektir. Diğer bir deyişle, butlanla sakat, yani batıl bir evlenmeden eşler arasında evlilik ilişkisi doğmuştur. Zira bu evlenmede, evlenme sözleşmesinin bütün esaslı ve kurucu unsurları mevcuttur, fakat Kanun’un taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerden bazıları gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerdir ki; butlanla sakatlanmış olan evlenmeler hâkimin hükmüyle iptal edilinceye kadar geçerli bir evliliğin bütün hüküm ve sonuçlarını doğururlar (TMK m. 156 c.2). Medeni Kanun; evlenmenin butlanını, “mutlak ve nisbi” butlan olmak üzere ayrı ayrı düzenlenmiştir. Mutlak butlan ile nisbi butlan davaları arasındaki en önemli farklar, dava sebeplerinde, dava haklarında ve dava süresinde görülür. Mutlak butlan sebepleri kamu düzenini ilgilendirdiği için, mutlak butlan davası Cumhuriyet Savcısı tarafından da açılabileceği hâlde, nisbi butlan davası sadece taraf menfaatlerini ilgilendirir ve bu nedenle de eşlerden biri ve belli hâllerde yasal temsilci tarafından açılır. Hemen burada belirtilmelidir ki, her iki butlan sebebine dayalı geçersizliğin sonuçları açısından fark bulunmamaktadır. 21. Gerek mutlak butlan, gerekse nisbi butlan sebepleri Kanun’da sınırlı olarak sayılmıştır. Mutlak butlan sebepleri TMK’nın 145. maddesinde “Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır: 1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması, 2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması, 3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması, 4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması” şeklinde sayılmış ve bu hâllerden birinin varlığı durumunda evlenmenin kesin hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. Nisbi butlan ise; TMK’nın 148, 151 ve 153. maddelerinde öngörülen sebeplerden biri ile evlenmenin sakat olması hâlini ifade eder. Bu sebepler; evlenme sırasında ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, irade sakatlığı ve yasal temsilcinin izninin bulunmamasıdır. TMK'nın 156. maddesinde “Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer” hükmüne yer verildiğinden, her iki hâlde de sakat olan evlenme, ancak hâkimin kararıyla sona erebilir. Burada hâkimin kararının ileriye etkili olacağı tartışmasızdır. 22. Eldeki davada davacı öncelikli olarak evliliğin kurucu unsurlarının bulunmaması nedeniyle evliliğin hiç gerçekleşmemiş olduğunu ileri sürerek evlenmenin yokluğunu, olmadığı takdirde eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması (mutlak butlan) sebebiyle evliliğin iptali ile davalının mirastan yoksunluğunun tespitini istemiştir. Daimi surette ayırt etme gücünden yoksun olan kişi, evlenme sözleşmesi yapamaz; yapmışsa yapılan evlenme batıldır (TMK m. 145 b.2). Ancak TMK’nın 147/2. maddesinde “Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Bu maddeye göre, ayırt etme gücü olmayan bir kimse, evlenme sözleşmesi yapıldıktan sonra ayırt etme gücüne kavuşmuşsa, artık Cumhuriyet Savcısı, ilgililer ve diğer eşin mutlak butlan davası açamayacağı belirtilmiştir. Aynı husus evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olan eşin daha sonradan iyileşmesi ve bu durumun sağlık raporu ile de belgelenmesi hâlinde de geçerlidir. Bu iki hâlde (TMK m. 145 b.2-3), yani ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan eş veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Burada hemen belirtilmelidir ki; ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği butlan davasından ise “nisbi butlanla evliliğin iptali” davasını anlamak gerekir. Bu bakımdan ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş TMK’nın 152. maddesinde öngörülen süreler içerisinde dava açmazsa, artık o evliliğin hükümsüzlüğü ileri sürülemeyecektir (Dural, Öğüz, Gümüş: s. 86-87). 23. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için “ön inceleme” aşamasının da üzerinde durulması gerekmektedir. 24. Yazılı yargılama usulünde ön inceleme aşaması, tarafların; dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerinin başka bir ifadeyle dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının tamamlanması anından başlayarak ön inceleme duruşmasının tamamlandığı ana kadar devam eden süreci ifade etmektedir. Ön inceleme aşamasının başlaması üzerine hâkim; hazırlık işlemlerini yapar, tarafların dilekçelerini ve eklerini inceler, uyuşmazlık konusunu tam olarak belirler. 25. Ön inceleme işlemleri tamamlanmadan ve bu konuda gerekli kararlar verilmeden tahkikata başlanamaz ve tahkikat için duruşma günü tespit edilemez (HMK m. 137/2). HMK’nın en önemli yeniliklerinden birisi olan ön inceleme aşaması ile temelde iki amaç hedeflenmiştir. Bunlardan ilki; davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi ve karar verilebilmesi için usûl hukuku yönünden aranan olumlu (dava şartları) veya olumsuz (ilk itirazlar) hususların olup olmadığı, burada varılan sonuçta hâkime davanın esasına girilmesine engel bir sebebin varlığını tespit ettiği takdirde, usule ilişkin bir kararla davayı sona erdirebilme yetkisi tanınarak yargılamanın en başında usul hukuku yönünden açıklığa kavuşturulmasıdır. İkinci olarak da bu aşama sayesinde tahkikat aşamasının belirli bir düzen ve disiplin içinde yürütülebilmesi için gerekli zemin oluşturulmaya çalışılmaktadır. 26. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. maddesine göre; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında bu yasağın uygulanmaması ile uyuşmazlığın daha en başında, karşı tarafın açıklamasını, iddia ve savunmasını tam olarak görmeden, sağlıklı ve tam bir iddia ve savunma örgüsü kurmanın mümkün ve gerçekçi olmadığı gözetilerek; tarafların dilekçelerinde rahat, doğru ve sağlıklı bir iddia ve savunma bütünü oluşturmalarını sağlamak olduğu gibi, maddi ve hukukî nitelendirmeleri uyuşmazlığı çözecek doğrulukta ortaya koymaları amaçlanmaktadır. Şüphesiz ki bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile söz konusudur. Bu iki dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Madde gerekçesinde; uyuşmazlığın ön inceleme aşamasında netleşmesi sayesinde, ön inceleme duruşma tutanağının “yargılamanın yol haritası” olma özelliğini güçlendireceği gerekçelerine de yer verilmiştir. 27. Görüldüğü üzere, HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmeden önce tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Zira tahkikatın amacı; kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanması son derece zor olur ve yargılama uzar. 28. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33.maddesine göre hâkim, Türk hukukunu re'sen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukukî nitelendirme hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukukî nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile hâkim, bildirilen hukukî sebeplerle bağlı olmayıp, hukukî sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. 29. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; yukarıda 21. paragrafta açıklandığı üzere davacı tarafından dava ve cevaba cevap dilekçelerinde öncelikli olarak evlenmenin yokluğunu, olmadığı takdirde mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali ile davalının mirastan yoksunluğunun talep edildiği, ilk derece mahkemesince gerçekleştirilen 22.03.2016 tarihli ön inceleme duruşmasına taraf vekillerinin katıldığı, uyuşmazlık konusu olarak “tarafların evliliğin yokluğunun tespiti, olmadığı takdirde mutlak butlan ile iptalini ve TMK’nın 578. maddesi uyarınca davalının mirastan yoksunluğunun konularında anlaşamadıkları” yönünde tespitin yapıldığı, dolayısıyla ilk derece mahkemesi hâkimi tarafından HMK’nın 33. maddesine uygun şekilde hukukî sebebin olaya uygulandığı ve dosyada mevcut delillere göre karar verildiği anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca istinaf itirazı üzerine inceleme yapan bölge adliye mahkemesince davanın hukukî nitelemesinin davacı tarafından ileri sürülmemiş bulunan “davanın TMK’nın 148. maddesine dayalı olarak açıldığı” gerekçesiyle karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle istinaf talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. 30. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 22.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/5085 E., 2023/6284 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ildiğini, İlk Derece Mahkemesince gerçekleştirilen 22.03.2016 tarihli ön inceleme duruşmasına taraf vekillerinin katıldığını, uyuşmazlık konusu olarak tarafların evliliğin yokluğunun tespiti, olmadığı takdirde mutlak butlan ile iptalini ve 4721 sayılı Kanun'un 578 inci maddesi uyarınca davalının mirastan yoksunluğunun konularında anlaşamadıkları yönünde tespitin yapıldığını, dolayısıyla İlk Derece
2. Hukuk Dairesi         2023/5085 E.  ,  2023/6284 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/419 E., 2023/343 K. ... KARAR : Esastan ret Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen evliliğin yokluğunun tespiti olmadığı takdirde mutlak butlan ile evliliğin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairenin 15.09.2020 tarihli kararıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya karşı direnme kararı verilmiş, bu kararın davacı vekilleri tarafından temyizi üzerine Dairemizce bozma kararı yerinde bulunarak direnme kararı incelenmek üzere dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ilâmı ile, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Daire kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına karar verilerek dosya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararı sonrası yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü I. DAVA Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle, davacının babası olan ... G.nin 20.08.2015 tarihinde vefat ettiğini, davalı 1964 doğumlu ... G.nin ise ev işlerinde çalışmak üzere Ermenistan'dan Türkiye'ye geldiğini, daha önce başka bir yaşlının yanında çalışırken yalnız yaşayan ve varlıklı bir kişi olan murisin yanında yatılı olarak 1999 yılında çalışmaya başladığını, bu arada Türk vatandaşlığını kazanmak için muvazaalı bir evlilik yaparak “Sertoğlu” soyadını aldığını ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu, vatandaşlığın kazanılmasından sonra ise bu muvazaalı evliliğin boşanma ile sona erdiğini, davalının bu muvazaalı evliliği süresince ve sonrasında kesintisiz olarak murisin yanında yatılı olarak çalışmayı sürdürdüğünü, davalının muris ... G.nin ... Vakfı ... Hastanesi'nde yattığı sırada rahatsızlığından faydalanmak suretiyle sahte belgelerle 02.09.2008 tarihinde nikâhlandığını, konu ile ilgili Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden ceza soruşturması olduğunu, bedeni ve ruhi zayıflık içerisinde bulunan muris ile bu hastalıklara tam vakıf olan davalının hastanede evlenmelerinden dolayı iyi niyetli sayılamayacağını, muris ... G.'nin sahte nikâh akdi anında hastanede kolunda serum takılı olarak yatmakta olduğunu, hâl böyle olunca eşler arasındaki evliliğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 141 ve 142 nci maddeleri uyarınca yok hükmünde olduğunu, yokluk hâlinin olmadığı takdirde 4721 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı mutlak butlan sebebiyle evliliğin batıl olduğunu, hastanede yatmakta olan muris hakkında Mecidiyeköy’de sağlık ocağından ve yatmakta olduğu hastanenin nöroloji uzmanından rapor alındığını, evlendirme dosyasında bulunan bu rapor örneklerinin sahte olduğunu, evlenme kütüğünde evlenmenin yapıldığı yerin yazılmadığını, murisin 03.09.2008 tarihinde hastaneden taburcu olduğunu, murisin sürekli “xanax ve lustral” isimli anti depresan ilaçları kullandığını, davalı açısından 4728 sayılı Kanun'un 578 inci maddesi uyarınca mirastan yoksunluk sebeplerinin oluştuğunu ileri sürerek öncelikle muris ile davalı ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespitine, olmadığı takdirde evliliğin mutlak butlanla iptaline karar verilmesini talep etmiştir II. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde özetle; davalı ile merhum ... G.'nin 1999 yılında tanıştıklarını, aralarında oluşan duygusal yakınlaşma sonucunda tarafların 10.11.1999 tarihinden itibaren birlikte yaşamaya başladıklarını, eşlerin 01.09.2008 tarihinde evlenmek için başvuruda bulunduklarını, bu arada murisin rutin kontrolleri için gidilen hastanede yapılması gereken tetkikler için yatış önerildiğini, hâl böyle olunca nikâh gününün müteveffanın hastanede yattığı güne denk geldiğini, davacı ...’dan kaynaklanan nedenlerle merhum babası ile arasının iyi olmadığını, ...’ın eşi ... ile olan evliliğinin dahi müvekkilinin iyi niyetli çabaları neticesinde gerçekleştiğini, davacının bir işi olmadığını, eşi ve ailesinin tüm giderlerinin müteveffa tarafından karşılandığını, davacının sürekli para isteyerek babasını taciz ettiğini, etrafa “ölsün, tüm parasını yiyeceğim” dediğini, müteveffanın davacının düğün yemeğine dahi katılmadığını, dava dilekçesinde yer alan birçok iddianın eldeki dava ile bir ilgisinin bulunmadığını, bunun dışında yer alan iddiaların muvazaaya ilişkin olduğunu, vakıaların kanunda yer alan yokluk ve butlan sebeplerine uymadığını, bu sebeple bilinçli olarak “sahte evrak” beyanına yer verildiğini ileri sürerek haksız ve hukukî dayanaktan yoksun davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İstanbul 6. Aile Mahkemesinin 23.05.2019 tarihli ve 2015/749 E., 2019/368 K. sayılı kararı ile; somut olayda her ne kadar ... G. ile davalı ... arasındaki evliliğin yokluğunun tespiti istenmişse de, taraflar arasındaki evlilik töreninin 4721 sayılı Kanun'un 141 inci maddesine uygun şekilde gerçekleştirildiği, törende evlendirme memurunun görev aldığı, tören anında ayırt etme gücüne sahip iki tanığın bulunduğu, evlenme törenine şahit bu iki tanığın yargılama aşamasında yeminli olarak dinlendiği, evlilik sözleşmesinde yer alan imzanın adli tıp raporu ile murise ait olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla evliliğin yokluğunun tespitine ilişkin talebin reddedilmesi gerektiği, diğer yandan taraflar arasındaki evliliğin “mutlak butlan ile iptaline” yönelik yapılan incelemede ise evlenme anında müteveffanın akıl sağlığının yerinde olduğu, sürekli bir ayırt etme gücünden yoksun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.12.2019 tarihli ve 2019/2067 E., 2019/1990 K. sayılı kararı ile; 4721 sayılı Kaunun'un’nın 155 inci maddesine göre “Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez” hükmünün düzenleme altına alındığı, dolayısıyla soruşturma dosyasının sonucunun verilecek kararı etkilemeyeceği dikkate alınarak evliliğin sahte evraklarla gerçekleştirildiği iddiası nedeniyle yokluğunun tespitine yönelik karara ilişkin istinaf talebinin reddine karar verildiği, 4721sayılı Kanun'un 148 inci maddesi ile de “Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir” hükmünün düzenleme altına alındığı, iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği, eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması veya evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olmasının evliliği mutlak butlanla sakatlayacağı, ne var ki ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını, yalnızca ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği, böyle bir hâlde dava hakkının sonradan iyileşen eşe ait olduğu, evlenmenin butlanını dava etme hakkının mirasçılara geçmeyeceği, ancak, mirasçıların açılmış olan davayı sürdürebilecekleri, dava ve cevaba cevap dilekçesinde “murise ilaç verilerek ilaç bağımlısı hâline getirildiği ve ayırt etme gücünün yok edildiği” ileri sürülerek evliliğin iptaline karar verilmesinin talep edildiği, davacı tarafından murisin sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunduğunun veya murisin evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının olduğunun iddia edilmediği gibi bu iddiayı destekleyecek dosyada herhangi bir delil bulunmadığı, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında davanın 4721 sayılı Kanun'un 148. maddesinde belirtilen “evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma sebebine” dayalı olarak açıldığının anlaşıldığı, dosya kapsamına göre, evlenme tarihinden sonrasında murisin normal hayatına devam ettiği, bu dönemde muriste “akıl hastalığı” bulunmadığının davacı tarafça da kabul edildiği, 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesi kapsamında murisin evlenme tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin rapor alınması gerekmekte ise de 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesine dayalı olarak mirasçıların dava açma haklarının bulunmadığı, ayrıca hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu dikkate alınarak Mahkeme karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2.Dairemizin 15.09.2020 tarihli ve 2020/1267 E., 2020/3754 K. sayılı kararı ile; "...dava; davalı ile müteveffa arasındaki evliliğin yokluğunun tespiti, kabul edilmediği takdirde mutlak butlan sebebi ile evlenmenin iptali istemine ilişkin olduğunu, İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, 4721 sayılı Kanun'un 141 ve 145. maddeler şartları oluşmadığından davanın reddine karar verildiğini, karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince, ileri sürülen vakıalar dikkate alındığında, davanın 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesinde düzenlenen evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma sebebine dayalı olarak açıldığının anlaşıldığını, evlenme tarihinden sonrasında murisin normal hayatına devam ettiğini, bu dönemde muriste akıl hastalığının bulunmadığının davacı tarafça da kabul edildiğini, 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesi kapsamında murisin evlenme tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin rapor alınması gerekmekte ise de; 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesine dayalı olarak mirasçıların dava açma haklarının bulunmadığını ayrıca hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğnu dikkate alarak İlk Derece Mahkemesinin karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle davacının istinaf talebinin reddine karar verildiğini, davacı tarafından süresinde temyiz talebinde bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesince yapılan ön inceleme duruşmasında, uyuşmazlık 4721 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinde düzenlenen mutlak butlan sebebi ile evliliğin iptali olarak nitelendirildiğini olup hâkim tarafından yapılan nitelendirmeye tarafların da bir itirazı bulunmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, istinaf itirazlarının, delillerin 4721 sayılı Kanun'un 145 inci madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, yanılgılı değerlendirme ile 4721 sayılı Kanun'un 148 inci madde kapsamında değerlendirme yapılması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirdiği..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarihli ve 2020/1657 E., 2021/390 K. sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; bir davada dayanılan maddî olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 33 üncü maddesi gereğince doğrudan hâkimin görevi olduğu, diğer bir ifadeyle hâkimin davacı tarafından yapılan hukukî nitelendirmeyle bağlı olmadığı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir. C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 sayılı ilâmı ile; davacı tarafından dava ve cevaba cevap dilekçelerinde öncelikli olarak evlenmenin yokluğunu, olmadığı takdirde mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali ile davalının mirastan yoksunluğunun talep edildiğini, İlk Derece Mahkemesince gerçekleştirilen 22.03.2016 tarihli ön inceleme duruşmasına taraf vekillerinin katıldığını, uyuşmazlık konusu olarak tarafların evliliğin yokluğunun tespiti, olmadığı takdirde mutlak butlan ile iptalini ve 4721 sayılı Kanun'un 578 inci maddesi uyarınca davalının mirastan yoksunluğunun konularında anlaşamadıkları yönünde tespitin yapıldığını, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi hâkimi tarafından hukukî sebebin olaya doğru şekilde uygulandığını ve dosyada mevcut delillere göre karar verildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince davanın hukukî nitelemesinin davacı tarafından ileri sürülmemiş bulunan davanın 4721 sayılı Kanun'un 148 inci maddesine dayalı olarak açıldığı gerekçesiyle karar gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle istinaf talebinin reddine karar verilmesinin doğru görülmediğini belirterek Daire kararının yerinde olduğu gerekçesiyle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Daire kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozularak dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Son Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma ilâmı sonrasında yapılan yargılama ile İlk Derece Mahkemesince davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek delillerin toplanıp değerlendirildiği, delillerin takdirinde yanlışlık yapılmadığı, usulü işlemlerin 6100 sayılı Kanun'a uygun olarak yerine getirildiği, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, evlenmenin yokluğunun tespiti ve mutlak butlan nedeniyle evlenmenin iptali davalarının reddine dair verilen kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle ve Mahkemece, davacı vekilinin Avukatlık Kanunu 38 inci maddesi uyarınca yapmış olduğu itirazının davalı vekilinin 2010 yılında yaptığı danışmanlıkta bu dava ile ilgili danışmanlık yapamayacağı anlaşılmakla reddine karar verildiği görülmekle istinaf incelemesine gönderilen dosyada aynı işte menfaati zıt bir tarafa avukatlık etmiş veya mütalaa vermiş olma durumu bulunmadığından bu yöne ilişkin istinaf talebinin reddi gerektiğinden bahisle usul ve yasaya uygun olan hükme karşı davacı tarafın istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen son kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; önceki beyanlarını tekrarla, evlenmenin yok hükmünde olduğunu, evlilik akdinin geçerli olabilmesi için; nikah memurunun, kanunun ve Evlendirme Yönetmeliği'nin emredici hükümlerine uygun olarak: açık, gerçek şahitler huzurunda ve nerede yapıldığı belli olacak şekilde bir nikah kıymış olması gerektiğini, sahte doktor raporlarına dayalı olarak (sahte resmi belgeyi kullanarak) ve bizzat nikah dairesi memurlarının konusu suç teşkil edecek şekilde, resmi evrakta tahrifat yaparak gerçekleştirmiş olduğu bir nikah işleminin yok hükmünde olacağını, resmi kayıtlarda evlenmenin yapıldığı yerin belli olmadığını, davalı taraf ve tanıkların evliliğin hastanede yapıldığını ileri sürdüklerini, hastanede nikah kıyılması için hastane müdürü veya başhekimden izin alınmadığını, nikâh memurunun kollukta alınan ifadesinde nikahın nikah dairesinde yapıldığını beyan ettiğini, evlilik müracaat defterinde ve tarihinde tahrifat olduğunu, müracaat belgesinde (Beyannamede) ve defterde tahrifat yapılarak 02.09.2008 olan müracaat tarihinin 01.09.2008 olacak şekilde değiştirilmiş olduğunu, müracaat günü ile aynı gün evlendirme yapılmayacağını, müracaat belgesinde ve defterde tahrifat yapılarak; 02.09.2008 olan müracaat tarihi 01.09.2008 olarak değiştirildiğini, böylece olası bir itiraz imkanı da ortadan kaldırıldığını, Evlenme Beyannamesi Ve Evlenmeye İzin Belgesi'nin, Şişli Evlendirme Memurluğu bilgisayar kaydı ile ilgili yapılan inceleme sonucunda: 02.09.2008 olan müracaat tarihinin, 2015 yılından sonra 01.09.2008 tarihi olarak değiştirildiğini tespit edildiğini, Evlendirme Memurluğu personeli ... Ç.'nin bilgisayar kayıtları üzerinde değişiklik yaptığını kabul ettiğini, raporların gerçeği yansıtmadığını, nikah günü öncesinde ve sonrasında, hasta dosyasına işlenmeden ve kullanma talimatına aykırı olarak, ölünceye dek 7 yıl boyunca dozu artırılarak zanax isimli uyuşturucu etkisi olan ilaçla müteveffanın ayırt etme gücünün sürekli olarak ortadan kaldırıldığını, Adli Tıp Raporunun bu dosyayla ilgili olmadığını ve gerçeği yansıtmadığını, davalı tanıklarının ifadelerinin doğru olmadığını, ezberletilmiş beyanlar olduğunu, tanık İbrahim'in ifadesindeki beyanının değerlendirilmesi gerektiğini, tanık beyanlarının bir kısım menfaatlerini korumak amacıyla verildiğini, tahkikatin tamamlanmadığını, davalı vekilinin davacı ile 2010 yılında görüştüğünü belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini taleple hükmün tamamı yönünden temyize başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, evlenmenin yokluğu olmadığı takdirde evlenmenin mutlak butlanla iptali davasının kabulü için gerekli şartların gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 141 inci ve 145 inci maddeleri. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ... ... ...

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre mirastan yoksunluğun hukuki nitelik ve sonuçlarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangileri doğrudur? I. Mirastan yoksunluk, mirasbırakanın bu durumu affettiğine dair açık veya örtülü bir irade beyanıyla ortadan kalkar. II. Mirastan yoksun olan kimse, mirasbırakandan önce ölmüş gibi kabul edildiğinden, onun altsoyu da mirastan pay alamaz. III. Mirastan yoksunluk, kanunda belirtilen fiillerin gerçekleşmesiyle birlikte herhangi bir tasarrufa gerek kalmadan kendiliğinden meydana gelir.

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I, II ve III

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol