Türk Medeni Kanunu 65. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 65- Üyelik için kanunda veya tüzükte aranılan nitelikleri sonradan kaybedenlerin dernek üyeliği kendiliğinden sona erer.
2. Çıkma ile
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
12. Ceza Dairesi, 2020/12220 E., 2023/3215 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde ş
12. Ceza Dairesi 2020/12220 E. , 2023/3215 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/564 E., 2016/618 K.
SUÇ : 2863 sayılı Kanun'a aykırılık
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Dinar Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.06.2016 tarihli ve 2015/564 Esas, 2016/618 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 13.12.2020 tarihli ve 2016/328689 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz isteği;
1.Eski malikin beyanları göz önüne alındığında, sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bildiği hususunda şüphe bulunmadığına,
2.Delillerin takdirinde hataya düşüldüğüne,
3.Diğer temyiz sebeplerine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü
1. "Yapılan yargılama neticesinde sanığın Dinar ilçesi Belediye caddesi ve tapunun 2 pafta, 298 ada, 3 parselde bulunan Recep Gürsü adına tescilli taşınmaza ilişkin olarak 25/02/2011 tarih ve 4774 sayılı karar ile taban, tavan ve çatı onarımına dair, orijinal malzeme ile yapıda herhangi bir değişiklik yapılmaması koşuluyla izin verilmesine yönelik vermiş olunan karara uymayarak tadilat işlemi yaptığına dair suç duyurusunda bulunulması üzerine hakkında dava açıldığı, ancak sanığın söz konusu bu yeri satın aldığında tapu kaydını incelediğini ve herhangi bir şerhinin bulunmadığını beyan ettiği, ilçe tapu müdürlüğünden istenilen evraklarında müştekinin beyanını doğrular nitelikte olduğu, söz konusu suça konu yerin kültür ve tabiat varlıkları kanunu kapsamında kaldığının bu aşamada bilmesinin mümkün olmadığını beyan ettiği, tapu kayıtları incelendiğinde de söz konusu yapının 2863 sayılı Kanun kapsamında kaldığına ilişkin 05/06/2015 tarihinde tapuya şerh edildiği, sanığın söz konusu tadilat işlemlerini ise daha önceden yaptırması göz önüne alındığında suç işleme kastı ile haraket ettiğine dair herhangi bir delil bulunmadığı anlaşıldığından şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince yüklenen suç açısından sanığın kastının bulunmadığı anlaşılmakla her ne kadar sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanun'a muhalefet ettiği iddiası ile iddianame düzenlenmiş ise de yapılan yargılama neticesinde, yüklenen suç açısından sanığın kastının bulunmadığı anlaşılmakla CMK 223/2-c maddesi uyarınca beraatine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." denilmektedir.
2. Sanık savunmasında; "Ben sıfırdan bir bina yapmadım, söz konusu binaya üç defa araba girdi, çatısı akıyordu, hatta çatıda tenekeler vardı, onlar birkaç defa uçtu, çocukların üzerine düşüyordu, ben bunun üzerine tadilat yaptırmak zorunda kaldım, sadece çatıyı onardım, ben bu yeri aldıktan sonra bu kanun kapsamında olduğunu öğrendim kulaktan dolma bilgilerle yine de işimi garantiye almak için Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Eskişehir Bölge Müdürlüğüne yazı yazdım, almış olduğum binanın tadilat edilmesi gerektiğini, çatısının aktığını beyan ettim ve üzerinde tadilat yapıp yapamayacağımı sordum, bana aplikasyon revizyon yaptırmam gerektiğini söylediler, ben de bunun üzerine yaptırdım, yaptırmış olduğum aplikasyonu da müdürlüğe gönderdim, bana böyle olmayacağını söylediler, bunun üzerine ben kendilerine telefon açtım ve bakanlık gelsin nasıl uygun oluyorsa o şekilde yapsın en azından tehlikesi azalır dedim, bunun üzerine telefonda bir bayan bakanlığa yazı yazmanıza gerek yok biz size bu izni verelim dedi, ve yapabileceğime dair yazıyı gönderdi, ben de bunun üzerine tapuya gittim, tapuda herhangi bir şerh olup olmadığını sordum, bana şerh olmadığını, tapulu yerim olduğunu ve istediğimi yapabileceğimi söylediler, niye uğraşıyorsun dediler, bende gidip yaptım, yerde fayans vardı, ben de fayans yaptım, aynı fayanstan yaptım, kullandığım fayanslar belki biraz daha büyük olabilir, bildiğiniz orijinal bir çatı yaptım, çatıyı komple kaldırıp tekrar çatı koyduk, ben kurula da iletmedim, fotoğraflarını göndermedim, bana tapuda şerh konulmadığına göre kanunen her şeyi yapabileceğimi söylediler bende bunun üzerine hiç bir yere müracaat etmeden yaptım, ancak suç işleme kastım yoktu, dediğim gibi çatı yıkılmak üzereydi, bina harabe halindeydi, tehlike arz ediyordu ben olabilecek sorunları önlemek için tadilat yaptım, çatıyı onardım." demiştir.
3. Tanık ... duruşmadaki beyanında; "Söz konusu dükkanı hatırladığım kadarıyla 1993-1994 yıllarında satın aldım, öncesinde de bu dükkanı kiracı olarak kullanıyordum, 1995 Dinar depremi sonrasında Dinar Belediyesi binaya yıkım kararı verdi, ben de bunun üzerine Denizli İdare Mahkemesine iki kez dava açtım, binanın Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu kapsamında korunması gerekli yapılardan olduğunu ileri sürdüm, çünkü ismini tam hatırlamadığım bir müsteşar söz konusu dükkanın tarihi niteliği bulunduğunu bana söylemişti, dükkanın ön tarafında üzerinde bulunan ay yıldız kabartmalar Türk Ermeni işbirliğini temsil etmektedir, yan taraftaki kısımlar ise Ermeni kilisesinin dom işareti olarak adlandırılmaktadır, binayı daha önce Amerika ve Almanya'dan gelen heyetler de inceledi, Denizli İdare Mahkemesine açtığım davaya kazandım ve binanın yıkılamayacağına dair karar verildi, yedi yere yazı yazıldı, 2009 yılında dükkanı ...'ya sattım, satarken de kendisine dükkanın koruma altında olduğunu, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulundan izin almadan tadilat yapamayacağını söyledim, bunu defalarca söyledim, çünkü ben bir boya dahi yaparken izin alıyordum, dükkana ait bir adet fotoğrafı mahkemenize sunuyorum (bir adet fotoğraf alındı, dosyaya konuldu) benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir. Tapuda şerh olup olmadığını bilmiyorum, söz konusu binanın yıkımı için Dinar Belediyesince verilmiş bir yıkım kararı vardı, bende buna dava açmıştım ve kazandım, bina yıkılmadı, bu karar belediyeye de gönderilmişti, belediyeden hangi suretle izin alınarak binanın tadilata sokulduğunu anlayamadım, belediyenin bu şekilde ruhsat vermesi mümkün değildir, çünkü yukarıda da belirttiğim gibi bu bilgi belediyede mevcuttur, benim Nevzat ecza deposuna borcum vardı, icra takibi yapılmasına rağmen ben kendilerine binayı satmak istedim, ancak sit alanı olduğu için binayı almak istemediler, Recep Beye de borcum olduğu için binayı satmıştım." demiştir.
4.Mahkemece mahallinde 21.01.2016 tarihinde keşif icra edilmiş olup, fen bilirkişisi raporunda, dava konusu yerin 298 ada 3 parsel olduğu, II. grup korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli olduğu, inşaat bilirkişi raporunda, yapılan eylemlerin yerinde tespit edildiği, 2013 yılında yapıldıkları, yapının büyük bir onarım gördüğü, arkeolog bilirkişi raporunda, yapının Koruma Kurulunun 08.10.1998 tarih 643 nolu kararı ile korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edildiği, sanığın tadilat için izin talebinde bulunduğu, ancak tamirat ve tadilat için alınan kurul kararına aykırı olarak aslına uygun olmayan malzeme ile tamirat ve tadilat yapıldığı, hem de tamirat ve tadilat dışında izin alınmamış olunmasına rağmen yapının bütününe yönelik esaslı değişiklikler yapıldığı hususlarını tespit ettiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
1. 2863 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete'de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanun'un amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın 05.08.2010 tarihinde Müze Müdürlüğüne dilekçe vererek, 298 ada 3 parselde bulunan dükkanda tadilat yapmak üzere izin verilmesi talebinde bulunduğu, sanığın izin talep dilekçesine binaen Koruma Kurulunun 25.02.2011 tarih 4774 nolu kararı ile, 298 ada 3 parselde tescilli taşınmazın taban, tavan ve çatı onarımının orjinal malzeme ile yapıda herhangi bir değişiklik yapılmadan Müze Müdürlüğü uzmanları denetiminde uygulama öncesi ve sonrası rapor fotoğraflarının kurula iletilmesi koşuluyla uygun olduğuna karar verildiği, ancak Müze Müdürlüğü uzmanları tarafından 16.06.2014 tarihinde yapılan incelemede, 08.10.1998 tarihli kurul kararı ile tescillenen taşınmazın üçgen alınlıklı kırma çatılı kiremitli üst örtülü, iki tarafı cam, iki tarafı sağır duvarlı olan mevcut yapının değiştirildiği, pencere aksamları ile birlikte giriş kapısının yenilendiği, üst kısmına pencereli asma kat şeklinde içerden merdivenli ikinci kat yapıldığı, dış kısmındaki kolonların metal ile kaplandığı, iç kısmında mevcut ahşap tabanların kaldırılarak seramik döşendiği, sıva ve boya işlerinin yapıldığı, ön cephe motifi dışında tamamen yenilenmiş olduğu hususlarının tespit edildiği, dava konusu taşınmazın tapuda sanık adına kayıtlı olduğu, dava konusu taşınmaza ilişkin tapu kaydındaki şerh suç tarihinden ve edinme tarihinden sonra olsa dahi, taşınmazı satın aldığı ...'nun soruşturma aşamasında ve duruşmadaki beyanlarında, dava konusu yerin tescilli olduğunu sanığa defalarca belirttiğini beyan ettiği ve sanığın da suç tarihinden önce 2010 yılında Müze Müdürlüğünden tadilat için izin talebinde bulunduğu göz önüne alındığında, dava konusu yerin tescilli olduğunu bildiğinin kabulü gerekeceği dosya kapsamında, sanığın tamirat ve tadilata ilişkin verilen izin kapsamının dışına çıkarak tescilli taşınmazda esaslı değişiklikler yaptığı anlaşılmakla, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, beraatine dair hüküm tesisi, hukuka aykırı bulunmuştur.
2. "16.06.2014" olan suç tarihinin, gerekçeli karar başlığında yanlış gösterilmesi, mahallinde düzeltilebilir nitelikte olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Dinar Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.06.2016 tarihli ve 2015/564 Esas, 2016/618 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.09.2023 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (3)
12. Ceza Dairesi, 2021/914 E., 2023/5258 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde ş
12. Ceza Dairesi 2021/914 E. , 2023/5258 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/399 E., 2016/512 K.
SUÇ : 2863 sayılı Kanun'a aykırılık
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Seferihisar Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.05.2016 tarihli ve 2016/399 Esas, 2016/512 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 11.01.2021 tarihli ve 2016/374102 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz isteği;
1.Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
2.Sit kararının ilan edildiğine,
3.Sanığın cezalandırılması gerektiğine,İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü
1."Her ne kadar sanık ... hakkında 2863 s. Yasaya Muhalefet suçundan cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış ise de;sanığın savunmasında dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilmediği yönündeki beyanının aksi yönünde dosyada herhangi bir delil bulunmayışı, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün 09/03/2016 tarihli yazısında dava konusu yerin kentsel sit alanı içerisinde kaldığının belirtilerek 2863 s. Kanun'un 8. Maddesinde "tescil edilen korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı, belirlenen korunma alanları ve sitler il merkez ilçesi sınırları içerisinde ise valilikçe, ilçe sınırları içinde ise kaymakamlıkça tescil kararının valiliğe veya kaymakamlığa tebliğ tarihinden itibaren en geç üç içinde ilan tahtalarına asmak, belediye hoporleriyle duyurmak, köy muhtarlığına bildirmek ve internet sitesinde yayamlamak suretiyle ilan edilir. Bu ilana ait tutanak ilgili Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğüne iletilmek üzere Bakanlığın o ildeki temsilcisiune teslim edilir. Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı, belirlenen koruma alanları ve sitler, il merkez ilçe sınarları içinde ise valinin, ilçe sınırları içinde kalırsa kaymakamın yazısı üzerine veya tapu müdürlüklerince doğrudan tapu kütüğünün beyanlar hanesine, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı, korunma alanı veya cinsi, derecesi ve bir bölümünün yada tamamının sit içinde kaldığı da beritilerek sit olduğuna dair kayıt konur." hükmünün bulunduğu, dava konusu yere ilişkin tapu kaydı incelendiğinde tapu kaydında dava konusu yerin sit olduğuna ilişkin herhangi bir kaydın bulunmadığı anlaşılmakla sanığın dava konusu yerin sit olduğunu bildiği yönünde her türlü şüpheden uzak, cezalandırmaya yeter kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden üzerine atılı suçu işlediği sabit olmayan sanığın beraatine karar verilmiştir." denilmektedir.
2. Sanık savunmasında; "Üzerime atılı suçlamayı anladım. Dava konusu yeri 2012 yılında satın aldım satın aldığım zaman dava konusu yerin sit olduğunu bilmiyordum. Yaklaşık 1 yıl kadar sonra çatı katının akması nedeni ile tadilat yaptırdım. Bunun suç teşkil ettiğini bilmiyordum dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilseydim her hangi bir şekilde tadilat yaptırmazdım üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum." demiştir.
3. Tanık ... keşifteki beyanında; "Tanık beyanında: 2011 yılında bunanın yapımı için sanıkla anlaştım. 2011 yılında zemine betonlama yaptım. Ayrıca duvarların içine tekrar bir duvar ördüm. Üstüne beton attım. Bunun dışında başka bir işlem yapmadım. Şu an keşifteki hali de benim yaptığım halidir. 2011 yılından sonra dava konusu yerde herhangi bir işlem yapmadık." demiştir.
4. Mahkemece mahallinde 06.05.2016 tarihinde keşif icra edilmiş olup, arkeolog bilirkişi raporunda; dava konusu yerin kentsel sit alanı içerisinde kaldığı, sanığın eylemlerinin 2863 sayılı Kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir.
5.Dosya kapsamındaki belgelerin incelenmesinde dava konusu yerin kurulun 10.10.1991 tarih 3192 nolu kararı ile kentsel sit alanı olarak belirlendiği, bahse konu kurul kararının Seferihisar Belediye Başkanlığı'nda 27.11.1991-27.12.1991 tarihleri arasında ilan edildiğine dair ilan tutanağının dosya içerisinde olduğu anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
1. 2863 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete'de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanun'un amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, sanık hakkında kentsel sit alanı içerisindeki 54 ada 29 parsel nolu taşınmazda mevcut yapının izinsiz olarak çatısı kaldırılmak suretiyle yerine beton tabya döküldüğü, yapı içerisine mevcut dış duvarların iç kısmına yeniden tuğla duvar örmek sureti ile izinsiz tadilat yaptırdığından bahisle açılan kamu davası kapsamında, dava konusu yerin 10.10.1991 tarih 3192 nolu karar ile kentsel sit alanı olarak belirlendiği, bahse konu kurul kararının Seferihisar Belediye Başkanlığında 27.11.1991-27.12.1991 tarihleri arasında ilan edildiği, bu hali ile sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bildiğinin kabulü ile mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde beraatine dair hüküm tesisi hukuka aykırı bulunmuştur.
2."30.05.2012" olan suç tarihinin gerekçeli karar başlığında gösterilmemesi, mahallinde düzeltilebilir nitelikte olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Seferihisar Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.05.2016 tarihli ve 2016/399 Esas, 2016/512 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,30.11.2023 tarihinde karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2020/9794 E., 2023/2447 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde ş
12. Ceza Dairesi 2020/9794 E. , 2023/2447 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/247 E., 2016/3 K.
SUÇ : 2863 sayılı Kanun'a aykırılık
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet
Sanıklar hakkında 2863 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Denizli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.01.2016 tarihli ve 2015/247 Esas, 2016/3 Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca beraatine,
2.Denizli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.01.2016 tarihli ve 2015/247 Esas, 2016/3 Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine,
3. Denizli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.01.2016 tarihli ve 2015/247 Esas, 2016/3 Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinin (son) bendi, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 58 inci maddesinin altıncı ve yedinci maddesi, 53 üncü maddesi uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
4. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 28.10.2020 tarihli ve 2016/93916 sayılı, onama ve bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan vekilinin sanıklar hakkında temyiz isteği;
1.Sanıklar ... ve ... hakkında verilen beraat kararının yasaya aykırı olduğuna, cezalandırılmaları gerektiğine,
2.Sanık ...'in 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince cezalandırılması gerektiğine,
3.Sanık ... hakkında daha yüksek ceza tayin edilmesi gerektiğine,
4.Diğer temyiz sebeplerine,
İlişkindir.
B. Sanık ...'in temyiz isteği;
1.Eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna,
2.Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Yerel Mahkemenin Kabulü
1. "Denizli Müze Müdürlüğü tarafından 26/02/2015 tarihli tutulan raporda Gürlek mahallesi Kaya mezarları ve Antik Taş Ocakları 1. derece Arkeolojik Sit Alanı içinde kalan M22.a.16 d-a pafta, 200 numaralı parselin büyük bir kısmını kapsayan antik taş ocağının batı cephesini örten toprağın iş makinesi ile tarlaya doğru çekildiği, mermer ocağının muhtelif yerlerinin tahrip edildiği, tarlaya bitişik antik taş ocağında yapılan tahribat kuzey-güney doğrultusunda yaklaşık 50 metre uzunluğunda geniş bir kanal açılarak tahribatın genişletildiği, ayrıca taş ocağının bulunduğu tümülüs olan tepenin iş makinesi ile dağıtıldığı, tahrip edildiği, kuzey bitişiğine zeytin ağaçları dikildiği inceleme sırasında tespit edildiği, mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi raporundan Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğünün 24/01/2007 tarih ve 666 sayılı kararı ile tescil edilerek 1. derece Arkeolojik Sit Alanı olarak korumaya alınan Honaz İlçesi, Gürlek Mahallesi Kaya Mezarları ve Antik Taş Ocaklarının bulunduğu 200 parsel içindeki kaçak kazı ve tahribatların suç teşkil ettiği, Koruma Uygulama ve Denetim bürosundan izin alınmaksızın bağımsız kazılar yanında kanal şeklinde sokulmuş kepçe ile kazıların bulunduğu tespit edilmiştir. Sanık ...'in tarlasının bitişiğindeki 1. derece arkeolojik sit alanı içerisinde izin almaksızın kazı yapmak ve ağaç dikmek suretiyle inşai ve fiziki müdahalede bulunduğu, bu şekilde üzerine atılı suçu işlediği anlaşıldığından 2863 sayılı Yasa'nın 65/son maddesi gereğince cezalandırılmasına, sanık ...'nın kepçe operatörü olup ücret karşılığında sanık ... için çalıştığı suç işleme kastının bulunmadığı bu nedenle CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine karar vermek gerektiği, sanık ...'in olay yerine yakın tarlasında çalışırken sanık ...'in kazı yaptırdığı yere gelip onların aracı ile köye dönmek için beklediğini belirten savunması ve bu savunmayı doğrulayan diğer sanık beyanları karşısında atılı suçu işlediğine dair savunmasının aksine cezalandırılmasına yeter kesin ve somut bir delil bulunmadığından CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar vermek gerektiği, kanaatine varılarak sanıklar hakkında aşağıda ki hüküm fıkrası kurulmuştur." denilmektedir.
2. Sanık ... savunmasında; "Söz konusu arazi tapulu arazimdir. ben ilk kez bu olaydan sonra sit alanı içinde olduğunu duydum. Sit alanı içinde olduğunu bilmiyordum. Tarlamın kenarından su tesfiye etmek için kanal açtırıyordum. Ağaç dikecektim. kesinlikle define aramıyordum. ... benim kayınım olur. Onunda bitişikte arazisi var. Hissedarız. ...'da kepçe kullanan kişidir. Kendisine saati 100 TL'ye çalıştırıyordum. suçlamaları kabul etmiyorum dedi." demiştir.
3. Sanık ... savunmasında; "Ben olay tarihinde ...'in tarlasına ve olay yerine 700-800 metre mesafede bahçemde budama yapıyordum, diğer sanıklarda iş makinesi ile tarlada çalışıyorlardı, görünüyordu, akşam üzeri eve dönerken araçlarından faydalanmak için yanlarına gittim, o esnada jandarma geldi, bu sebeple hakkımızda işlem yaptı" demiştir.
4. Sanık ... savunmasında; "Ben kepçe operatörü olarak çalışıyorum, daha önce de ...'e iş yaptım, olay tarihinde de aradı, çalışmak için tarlasına gittim, biz tarlada su arığı açıyorduk, işi bitirdik, dönerken jandarma geldi, ...'te biz işi bitirdiğimizde yanımıza geldi, başlangıçta yoktu, sulama kanalı zaten vardı, ben kepçe ile sadece genişlettim su geçsin diye, ben sit alanı olduğunu bilmiyordum, nereden ararsalar oraya iş yapmaya giderim." demiştir.
5. Mahkemece mahallinde 02.102015 tarihinde keşif icra edilmiş olup, keşif neticesinde alınan arkeolog bilirkişi heyeti raporunda, dava konusu yerin I. derece arkeolojik sit alanı içerisinde kaldığı, iş makinesi ile kanal açımı sırasında taş ocaklarının belli bölümlerinin kırılarak tahrip edildiği, kültürel tabakaya fiziki müdahalede bulunulduğu, kültür katmanının tahrip edildiği belirtilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Beraat Hükümlerine Yönelik Katılan Vekilinin Temyiz İsteği Yönünden;
1. Olay günü kolluk ekiplerine, ...'in taş ocakları yakınındaki tarlasında tesviye görüntüsü altında define bulmak için kazı yapıldığı yönünde gelen ihbar üzerine kolluk ekiplerince olay yerine intikal edildiği, kepçenin çalıştığı ve Murat tarafından kullanıldığı, olay yerinde de Ali ve Ahmet'in bulunduğunun tespit edildiği, sanık ...'in savunmasında, olay günü Ali'nin tarlasına 700-800 metre mesafedeki bahçesinde budama yaptığını, diğer sanıkların da iş makinesi ile tarlada çalıştığını, akşam üzeri eve dönerken araçlarından faydalanmak için yanlarına gittiğini, o esnada jandarmanın geldiğini, olayla ilgisi olmadığını beyan ettiği, sanık ...'ın savunmasında, kepçe operatörü olarak çalıştığını, daha önce de Ali ile iş yaptığını, olay tarihinde de Ali'nin aradığını ve kendisinin de çalışmak için Ali'nin tarlasına gittiğini, sit alanı olduğunu bilmediğini, nereden ararlarsa oraya iş yapmaya gittiğini, Ahmet'in başlangıçta olay yerinde olmadığını, işi bitirdikleri zaman geldiğini beyan ettiği, sanık ...'nin de savunmasında, Ahmet'in kendisinin kaynı olduğunu, bitişikte arazisi bulunduğunu, Murat'ın da kepçeci olduğunu, kendisini ücret karşılığında çalıştırdığını beyan ettiği anlaşıldığından, sanıklar Murat ve Ahmet'in beraatine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B. Sanık ... Hakkında Kurulan Mahkumiyet Hükmüne Yönelik Katılan Vekilinin ve Sanığın Temyiz İstekleri Yönünden;
1. Olay günü kolluk ekiplerine, ...'in taş ocakları yakınındaki tarlasında tesviye görüntüsü altında define bulmak için kazı yapıldığı yönünde gelen ihbar üzerine kolluk ekiplerince olay yerine intikal edildiği, kepçenin çalıştığı ve Murat tarafından kullanıldığı, olay yerinde de Ali ve Ahmet'in bulunduğunun tespit edildiği, sanık ...'nin savunmasında, dava konusu yerin tapulu arazisi olduğunu, sit alanı içerisinde kaldığını bilmediğini, tapuda bu yönde şerh olmadığını, bu yönde ilan yapıldığından haberi olmadığını, tarlanın kenarından su tesviye etmek için kanal açtırdığını beyan ettiği dosya kapsamında,
2863 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazetede yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanun'un amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile koruma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilmediği yönündeki savunması nazara alınarak, dava konusu taşınmaza ilişkin tapu kaydı celp edilerek sit alanı içerisinde kaldığına dair şerh bulunup bulunmadığının denetlenmesi, dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik gibi kurumlardan sorulması, aynı zamanda sit kararının Resmi Gazetede ilan edilip edilmediğinin araştırılması, dava konusu yerin sit alanı olduğunun bölge halkı tarafından bilinip bilinmediği hususunun kolluk vasıtası ile araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi, hukuka aykırı bulunmuş, sanığın temyiz itirazı bu husus açısından yerinde görülmüştür.
2.Kabule göre de; mahkemece mahallinde icra edilen keşif neticesinden alınan arkeolog bilirkişi heyeti raporu ile, kepçe ile kanal açma eylemi nedeniyle sit alanına ve kültürel tabakaya fiziki müdahalede bulunulduğu, taş ocağının belli bölümlerinin iş makinesi ile kırılarak tahrip edildiği, kültür katmanına zarar verildiği hususlarının tespit edildiği, bu hali ile sit alanında zarar meydana gelmesi nedeniyle somut olayda sanığın eyleminin 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde tanımlanan suçu oluşturacağı gözetilmeksizin, aynı Kanun'un 65 inci maddesinin dördüncü fıkrasına ilişkin uygulama yapılması hukuka aykırı bulunmuş, katılan vekilinin temyiz itirazı bu husus açısından yerinde görülmüştür.
V. KARAR
A. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Beraat Hükümlerine Yönelik Katılan Vekilinin Temyiz İsteği Yönünden;
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle Denizli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.01.2016 tarihli ve 2015/247 Esas, 2016/3 Karar sayılı kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanık ... Hakkında Kurulan Mahkumiyet Hükmüne Yönelik Katılan Vekilinin ve Sanığın Temyiz İstekleri Yönünden;
Gerekçe bölümünde (B-1-2) bendinde açıklanan nedenlerle Denizli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.01.2016 tarihli ve 2015/247 Esas, 2016/3 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin ve sanık ...'in temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.07.2023 tarihinde karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2019/3564 E., 2021/3981 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde ş
12. Ceza Dairesi 2019/3564 E. , 2021/3981 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin içeriğinin incelenmesinde; sanığın 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan beraatine ilişkin hükme yönelik olduğu değerlendirilerek yapılan incelemede;
2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete'de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, 1. derece doğal sit alanı ve Saros Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisinde bulunan Gelibolu ilçesi, Yeniköy köyü, 1564 parsel nolu taşınmaza ilişkin olarak 11/11/2013 tarihinde yapı tespit ve durdurma zaptı düzenlendiği ve sanık hakkında, izinsiz olarak konut ve depo yaptığından bahisle eldeki kamu davasının açıldığı, her ne kadar mahkemece ilan ve tebliğ şartının yerine gelmediğinden bahisle sanığın beraatine karar verilmiş ise de; sanığın dava konusu taşınmazı tapuda edinme tarihinin 24/05/2010 olduğu ve 22/12/2010 tarihli Resmi Gazetede Saros Körfezi’nin Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespitine ilişkin kararın ilan edildiği, kaldı ki sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilmediğine dair dosya kapsamında bir beyanının olmadığı anlaşılmakla;
Sanığın aşamalardaki beyanlarında, taşınmazı satın aldığında dava konusu yapıların mevcut olduğunu belirttiği, keşif mahallindeki beyanında, sadece sahanlığın etrafını kapattığını, 23/10/2014 tarihli duruşmada, sadece prefabrik yapının sahanlığının üzerine ... ve yılanlar girmesin diye sineklik şeklinde örtü yaptırdığını beyan ettiği, duruşmada dinlenen tanığın beyanında; evin 10 sene önce yapıldığını belirttiği, ancak; mahkemece mahallinde 25/11/2014 tarihinde icra edilen keşif neticesinde alınan inşaat mühendisi bilirkişi raporunda; yapı tespit ve durdurma tutanağında tanımlanan inşai faaliyetlerden, deponun ve meskenin ana yapısının, keşif tarihinden yaklaşık 4 yıl önce, mesken olarak kullanılan ana yapının önündeki teras alanının kapatılarak kapalı hale getirilmesinin ise 1,5 yıl önce yapıldığının belirtildiği anlaşılmakla; mahallinde farklı bir inşaat bilirkişisi refakate alınarak yeniden keşif icrasıyla, yapıda kullanılan malzemelerin eskiliği, renkteki solmalar ve yıpranma durumu da dikkate alınarak suça konu konut ve deponun yapım tarihi ( suç tarihi ) , sanığın sahanlığın etrafını kapattığı yönündeki beyanı göz önüne alınarak, bahse konu eylemin niteliği, yapı tespit ve durdurma zaptına ve iddianameye konu olan eylemlerden olup olmadığı hususları tereddüte yer vermeyecek şekilde tespit edildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, Cumhuriyet savcısının ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 27/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, dernek üyeliğinin sona ermesi hallerine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi **yanlıştır**?
A) Her üye, yazılı bildirimde bulunmak suretiyle dernekle olan üyelik ilişkisine tek taraflı olarak son verme hakkına sahiptir ve hiç kimse dernekte üye olarak kalmaya zorlanamaz.
B) Üyeliğin kazanılması için kanun veya dernek tüzüğünde aranan niteliklerden birinin sonradan yitirilmesi, başkaca bir işleme gerek kalmaksızın üyeliğin kendiliğinden sona ermesi sonucunu doğurur.
C) Dernek tüzüğünde belirtilen özel bir sebebe dayanılarak üyelikten çıkarma kararı verilmiş olsa dahi, üye bu sebebin aynı zamanda haklı bir sebep teşkil etmediğini ileri sürerek bu karara itiraz etme imkânına sahiptir.
D) Üyelik sıfatı ne sebeple sona ererse ersin, eski üyenin dernek malvarlığı üzerinde herhangi bir hak iddia etmesi hukuken mümkün değildir.
E) Dernek tüzüğünde üyelikten çıkarma sebeplerine yer verilmemişse, bir üyenin dernekten çıkarılabilmesi ancak haklı bir sebebin varlığına bağlıdır ve bu karara karşı haklı sebep bulunmadığı iddiasıyla itiraz edilebilir.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.