4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 671

Türk Medeni Kanunu 671. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 671- Geri vermekle yükümlü olan mirasçı, dilerse aldığını aynen geri verir; dilerse payından fazla olsa bile değerini miras payına mahsup ettirir. Mirasbırakanın bu kurala aykırı tasarrufları ve mirasçıların tenkise ilişkin hakları saklıdır. II. Miras payını aşan kazandırmalar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

18 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2022/3055 E., 2022/4208 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
Şöyle ki Denkleştirmenin şekline dair TMK. 671. maddesine göre davalı ...’ın seçimlik hakkı bulunduğu halde, bu husus araştırılmamış ve böylece hüküm, kanuna aykırı şekilde tesis edilmiştir.
7. Hukuk Dairesi         2022/3055 E.  ,  2022/4208 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 24/02/2003 tarihinde verilen dilekçeyle tapu iptali ve tescil ile mirasta denkleştirme terditli tenkis talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne dair verilen 06/09/2018 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davacılar vekili tarafından talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalı ... ve davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü. KARAR Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE, kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 09/06/2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacılar vekili dilekçesinde tapu iptali ve tescil ile mirasta denkleştirme terditli tenkis taleplerini ileri sunmuş ilk derece mahkemesi 06/09/2018 tarihli ilamı ile davalı ... yönünden davanın reddine, diğer davalı ... yönünden denkleştirme talebinin kısmen kabulüne karar vermiş, bilahare kararın istinaf edilmesi sonrası, İstanbul BAM 6. Hukuk Dairesi 27/02/2020 tarihli ilamı ile ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak, davalı ... yönünden aleyhe olarak yeni hüküm tesis etmiştir. İstinaf kararının taraflarca temyizi üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda sayın çoğunluğun onamaya ilişkin görüşüne karşılık olarak aşağıdaki şekilde bozmaya dair muhalefetimiz açıklanmıştır. 1. Davacı vekilinin birden çok talebi, gerekçelerini açıklamaksızın ileri sürdüğü, ilk derece mahkemesince ve istinaf tarafından Gazey yönünden davaların reddine karar verildiği açık olup, esasen ret kararlarının usule veya esasa ilişkin olduğuna dair gerekçe bulunmadığı, bu yönden Gazey itibariyle kararın, gerekçesizlikten dolayı bozulması gerektiği açıktır. 2. Davacılar vekilinin istinaf başvurusu ile, ... aleyhindeki kararın kaldırıldığı ve yeni hükümle davalının aleyhindeki hükmün ağırlaştırması sonrası tarafların ayrı ayrı temyizlerinin bulunması itibariyle, öncelikle davalı ...’a ait temyiz üzerinde durulmuştur. 3. Davalı ... tarafından verilen temyiz dilekçesi sonrası dairemizce 06/01/2022 tarihinde dosyanın mahalline iadesi yönünde karar alındığı, özellikle davalıya ait dilekçedeki bir takım eksikliklerin giderilmesinin istendiği açıktır. 4. Davalı ... tarafından verilen, havale taşımayan yeni dilekçe 31/03/2022 tarihli olup, aynı tarihte UYAP sisteminde kaydının yapıldığı, EL YAZILI olduğu, iade konularını karşılamadığı gibi, açık temyiz konularının belirtilmediği, bu haliyle dilekçenin, temyiz incelemesine esas olamayacağı açıktır. 5. Davalı ... yıllar süren (İstanbul Anadolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/1007 Esas- 2018/360 Karar ) yargılamaların tamamında el yazılı dilekçeler verdiği, duruşmalardaki beyanlarının açık olmadığı, böylece davalının savunma hakkını ve temyiz hakkını bihakkın kullanma durumunun tartışmalı olduğu ve adil yargılama hakkının zedelenmesi- ihlali ihtimali bulunmaktadır. 6. İlk derece mahkemesi esasen bu durumu 16/06/2004 tarihli duruşmada zapta geçirmiş ve 3 numaralı ara kararı oluşturarak, “Davalılardan ...’in duruşmadaki tutum ve davranışları, sorulan sorulara verdiği cevaplar nazara alınarak davranışlarının anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneği yönünden tereddüte düşürdüğünden Sulh Hukuk Mahkemesine müzekkere ile ihbarda bulunularak vasi tarihi gerekiyor ise VASİ, olmadığı takdirde müşavir tayininin istenmesine’’ şeklinde durumu belirlemiştir. 7. Yazışma sonrası Kartal 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2004/2213 Esas, 2005/1532 Karar sayılı dosyasında yargılama yapılmış ve neticeten TMK 429. maddesi gereğince davalıya, oğlu ... müşavir olarak atanmasına karar verilmiştir. Dosyada kesinleşme şerhi bulunmamakla birlikte, tebligat sonrası, ... uzun müddet duruşmaları takip etmiştir. 8. Müşavir atama gerekçesinde “Akıl Hastalığının bulunmadığı, sınırda mental kapasite saptandığı, medeni hakları kullanması yönünden kanuni müşavir tayini gerektiği” belirtilmiştir. 9. Davalının sabit olan bu durumu karşısında, esasen tam olarak kendini ifade imkanının bulunmadığı, fiil ehliyetinin sınırlanmadığı, ancak TMK 429. maddesi gereği bazı işlerde yasal danışmanın izninin alınması gerekeceği açıktır. Özellikle Yasal Danışmanın temsil yetkisi bulunmamakla birlikte, “görüşünün” alınması önem arz etmektedir. 10. Buna göre “Temyiz davası açma” işlemi sırasında danışmanın izninin alınması zorunludur. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 15/01/2001, 415-2497) başka bir anlatımla açıklanan işlerde danışmanın oyunun alınması şarttır. (Ömer Uğur Gençcan, Türk Medeni Kanunu Yorumu, cilt 2 sayfa 1927) 11. Belirtilen usul ve eksiklikler itibariyle, dosyanın mahaline iadesi, eksiklikler tamamlandıktan inceleme yapılacağı gerekçesiyle onama görüşüne usulden muhalefetim bulunmaktadır. 12. Denkleştirmeye yönelik temyizlere gelince, istinaf kararının bazı yönlerden eksiklikler taşıdığı açıktır. Şöyle ki Denkleştirmenin şekline dair TMK. 671. maddesine göre davalı ...’ın seçimlik hakkı bulunduğu halde, bu husus araştırılmamış ve böylece hüküm, kanuna aykırı şekilde tesis edilmiştir. 13. Keza denkleştirme değeri yönünden de , TMK. 673. maddesine aykırı şekilde değerlendirme yapılmıştır. 14. TMK 674. maddesi özellikle “Eğitim ve öğrenim giderleri” başlığı altında, geri verme yükümlülüğü konusunu düzenlemektedir. Davalının gerek tespit edilen sağlık durumu, gerekse anne-babası ile birlikte oturması dikkate alındığında, özellikle maddenin 2. fıkrasının davalı için tartışılmaması büyük bir eksikliktir. Tanıklardan bazıları, davalı ...’ın, “saf” bir özellikte olduğunu, bunu bilen babanın, oğlunu korumak amacıyla “malımın yarısını oğluma bağışlayacağım” şeklinde beyanlarını duruşma sırasında aktarmaları karşısında, mahkemece TMK 674-2 maddelerinde belirtilen "... engelliği bulunan çocuklara, paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır.” hükmünün dikkate alınmamasıda özellikle davalı ... yönünden haksızlık oluşturduğu açıktır. 15. Bu ve benzeri eksiklikler itibariyle, denkleştirmeye yönelik istinaf kararının bozulması, usulünce yeniden araştırma ve inceleme yapılarak hakkaniyete uygun bir karar verilmesi amacıyla kararın bozulması gerekmektedir. 16. Son olarak, davalının yukarıda açıklanan özel durumu sebebiyle duruşmalara etkili şekilde katılamaması, usulünce temsil edilememesi, kendini ifade etmede zorluk yaşadığının mahkemece dahi tespit edilmesi karşısında Adil Yargılanma hakkı itibariyle davada önemli eksiklikler bulunmaktadır. Davalının savunma hakkı kısıtlandığı gibi, delilleri sağlıklı olarak tartışma imkanın da kendisine tanınmadığı, yasal danışmanının açık görüşü-onayının bulunmadığı, bu haliyle gerek uzun süren yargılama süreci, gerekse davalının yaşadığı temsil süreci birlikte değerlendirildiğinde, Adil Yargılanma hakkını ihlali ile sonuçlanabilecek bu süreçte dikkate alınarak istinaf kararının bozulması gerektiği kanaatindeyim.

Diğer kararlar (4)

(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2008/14114 E., 2008/15296 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 ( önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir.Geçit hakkı verilmesiyle gen
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2008/14114 E.  ,  2008/15296 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı tarafından, davalılar aleyhine 01.01.2006 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; dahili davalı ... aleyhindeki davanın kabulüne, davalı ... ve dahili davalı ... ale.yhindeki davanın reddine dair verilen 16.09.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi dahili davalı ... Kayyumu ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_K A R A R\_ Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 ( önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir.Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantası sağlanır.Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır. Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir. Somut olayda davacı taşınmazının mutlak geçit ihtiyacı içinde bulunduğu görülmektedir. Mahkemece yapılan keşif ve 23.06.2008 tarihli bilirkişi raporunda en uygun seçeneğin 1676 parselin A işaretli bölüm olduğu görülmektedir. Mahkemece bu güzergahtan geçit tesisi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Davalı ... kayyumu ... vekilinin temyiz itirazının yukarıda gösterilen nedenle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 15.12.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2007/7998 E., 2007/8736 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 ( önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir.Geçit hakkı verilmesiyle gen
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2007/7998 E.  ,  2007/8736 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 1.11.2006 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.3.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı, taşınmazının doğusundan başlayıp ana yola bağlantı sağlayan, 1263 ve 1213 parsel sayılı taşınmazlar arasından geçen yolun bir kısmının 2010 parsel sayısı ile davalılar ..., ..., ... ve ... adına 8.8.2006 tarihinde tescil edilmesi üzerine yolun daraldığını, bu yoldan geçemediğini, nispi geçit ihtiyacı içinde bulunduğunu belirterek davalı parsellerden geçit hakkı kurulmasını istemiştir.Davalılar davanın reddini savunmuş,mahkemece davanın kabulüne, 1269 parsel lehine, 1213 ve 2010 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir. Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 ( önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir.Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Medeni Kanunun 747.maddesine göre, genel yola çıkmak için "yeterli" yolu olmayan taşınmaz sahibi komşularından geçit hakkı isteyebilir. Komşu taşınmazdan geçit isteyebilmek için, maddenin öngördüğü bu yeterli yol kavramını, " zaruret hali " olarak anlamak gereklidir. Çünkü bu istem, neticede karşı tarafın mülkiyet hakkını sınırlayıcı bir taleptir. O nedenledir ki, gerek öğreti de, gerekse uygulamada geçit zaruretinin iki şekilde ortaya çıkabileceği kabul edilmektedir. Buna ( geçit yoksunluğu ) veya ( mutlak geçit zarureti ) denilmektedir. İkinci durum ise ( geçit yetersizliği ) dir ki, bir başka anlatımla ( nispi geçit zarureti ) şeklinde ifade edilmektedir. Geçit hakkı isteminin ileri sürülmesi halinde, mahkemece öncelikle bu iki halden hangisinin söz konusu olduğuna bakılmalıdır. İstemin, mutlak geçit yoksunluğuna dayalı olması durumunda, hiç yolun bulunmaması sebebiyle, çekişmenin çözümü, sadece en uygun yolun neresi olacağının belirlenmesi noktasında düğümlenir. Geçit yetersizliğine dayalı olarak istemde bulunulması halinde ise, konu daha karmaşık ve çok boyutludur. Çünkü, öncelikle geçit yetersizliği kavramının değerlendirilmesi zorunludur. Yani, mevcut yolun yeterli olup olmadığının mahkemece takdiri gerekmektedir. Bu yetersizlik, çeşitli nedenlere dayandırılabileceğinden çözüm de ancak dayanılan bu neden veya nedenlerin kabul edilebilir olup olmadığının etraflıca tartışılıp irdelenmesinden sonra ortaya çıkabilir. Bu sebepledir ki, mahkemece önce bu yetersizliğin gerçekten söz konusu olup olmadığı üzerinde durulmalı. Bu husus her yönüyle incelenip araştırılmalı, gerekli görülürse uzman bilirkişi veya bilirkişilerin düşüncelerinden de yararlanılmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır. Böylece, bir geçit zaruretinin mevcut olduğu kabul edilirse, ondan sonra en uygun yolun neresi olacağının araştırılmasına geçilmelidir. Ayrıca yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı aşan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir. Eldeki davada yapılan inceleme ve araştırma, açıklanan ilkeler doğrultusunda hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.Hükme esas alınan 13.3.2007 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide yol olarak belirtilen kısmın geçide elverişli olup olmadığı incelenmemiş, ayrıca geçit tesis edilen kısmın eni ve uzunluğu açıklanmamıştır. Bu nedenle mahkemece yeniden keşif yapılarak yukarıda açıklandığı şekilde davacının gerçekten geçit yetersizliği içerisinde bulunup bulunmadığının araştırılması ve sonucuna göre bir karara varılması gerekecektir. Tüm bu yönler üzerinde durulmadan, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden, hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine, 4.7.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2005/10175 E., 2006/297 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 ( önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir.Geçit hakkı verilmesiyle gen
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2005/10175 E.  ,  2006/297 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.11.2002 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.11.2004 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan ... (...) vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 ( önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir.Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantası sağlanır.Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir. Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur.Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır. Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir. Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı aşan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir. Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliğine uygun atanacak bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel hükümden önce depo ettirilmeli, şayet dava tarihi ile hüküm tarihi arasında taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş ve bu sürede de geçit için öngörülen bedel davanın daha başında belirlenmişse, bu bedelin ödenmesine karar verilmesi halinde, mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olunacağı durumlarda hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak davranışları önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tesbiti yapılmalıdır. Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 748/3. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir. Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır. Somut olaya gelince; 662 parsel numaralı taşınmaz maliki olan davacı, bu taşınmazının genel yola çıkışının bulunmadığını bildirerek bitişik taşınmazlardan uygun görülecek olanın üzerinden geçite karar verilmesini istemiştir. 1. seçenek olarak incelenen güzergah 659 parsel üzerindedir. Bu taşınmaz ... ... adına kayıtlı olup, dosyaya konulan veraset belgesine göre ... mirasçılarından ... ile ... davada yer almamışlardır. Davalı olarak bunlara husumetin tevcih edilmemiş olması yasaya aykırıdır. Üzerinden geçit tesisine karar verilen taşınmazlardan 660 parsel numaralı olanının ise mahkeme hükmü ile ikiye ifraz edilerek 972 ve 973 parsel numaraları aldığı, bunlardan ilkinin Şerif ..., sonrakinin ise orman cinsiyle Hazine adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. İfraza ilişkin harita tapu sicilinden getirtilmediğinden 3 seçenek olarak öngörülen geçit yeri zeminine bu parsellerden hangisinin isabet ettiği anlaşılamamaktadır. 660 parsel numaralı taşınmaz, kuzey-güney istikametine ifrazlı ise 973 parsel olarak belirlenen yerin de geçit bölümüne konu teşkil edeceği aşikardır. Böylesi bir durumun varlığında ormandan geçitin kurulamaaycağı düşünülerek 3 numaralı seçeneğin geçit yeri olarak belirlenmesinin mümkün olmadığını kabul etmek gerekecektir. Açıklanan nedenle tapu sicilinden 660 parselin ifrazına ait kroki istenmeli, yukarıda açıklanan yönler üzerinde durulmalı ve bilirkişiye denetime elverişli rapor düzenlettikten sonra hüküm kurulmalıdır. Bundan ayrı; değer tespiti yönünden inşaat mühendisi olan bilirkişiden rapor alınmıştır. Geçit yeri için uygun görülecek olan taşınmazların ziraat arazisi olarak kullanıldığı anlaşıldığına göre bu taşınmazların değerleri hakkında ya mahalli bilirkişiden ya da ziraat bilirkişisinden görüş ve rapor alınarak davalılara verilmesi gereken bedeller için bu raporların esas alınması gerekir. Mahkemenin bu konuda izlediği yöntem de açıklanan nedenle kararlılık kazanan Yargıtay uygulamalarına uygun değildir. Kabule göre de geçit davalarında harç ve yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerekirken bunların hükümle davalılara yükletilmesi ve ayrıca aynı nedenle davacı yararına ücreti vekalet takdir edilmemesi gerekirken davalıların ücreti vekalet ile de yükümlendirilmeleri yasaya aykırıdır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 26.1.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Böylesi bir olayda davalı mirasçı olmadığına göre TMK'nun 669 ila 675 maddeleri arasında düzenlenen (mirasta iade) mirasta denkleştirme hükümlerinin de uygulanamayacağı açıktır.
1. Hukuk Dairesi 2011/3353 E., 2011/8055 K. 1. Hukuk Dairesi 2011/3353 E., 2011/8055 K. - ECRİMİSİL - GİZLİ BAĞIŞ - TAZMİNAT- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 560 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 571 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 669 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 675 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakan annesi S.... adına kayıtlı 115 ada 140 parsel sayılı taşınmazdaki 7 nolu bağımsız bölümün davalının annesi olan vekil ve aynı zamanda murisin kızı Bilge tarafından 3.kişiye satılarak, aynı gün 3194 ada 15 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümün daıvalı adına satın alındığını, davalının işlem tarihinde 18 yaşında olup taşınmazın murise ait olan 7 nolu bağımsız bölümün satışından elde edilen para ile alındığını, yapılan işlemlerle miras hakkından mahrum edildiğini ileri sürerek, tapu iptal ve tescil, olmazsa tazminat ve ecrimisil isteminde bulunmuş, yargılama sırasında davasına tazminat ve ecrimisil istemleriyle devam etmiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, muirisin mal kaçırmak için taşınmazını sattığını ve mirasta iade hükümlerine göre davalının bedeli terekeye iade mecburiyeti olduğu ve davacının kira paralarını isteyebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 08.07.2011 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat Ö.... K...... geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi S.... Ö.... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, tapu iptal, tescil, tazminat, ecrimisil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, tapu iptal ve tescil isteminin reddine, mirasta iade hükümlerine göre tazminat ve ecrimisil isteğinin kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; 115 ada 140 parsel sayılı taşınmazdaki 7 nolu bağımsız bölümün miras bırakan S..... B.... adına kayıtlı iken vekili olan B.... Z.... tarafından dava dışı 3. kişiye 16.05.2003 tarihinde şatış suretiyle devredildiği, 3194 ada 15 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümün ise dava dışı 3. kişiler adına kayıtlı iken 16.05.2003 tarihinde davalı N... Z... tarafından satın alındığı anlaşılmaktadır. Davacı, 15 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümün miras bırakana ait olan 140 nolu parseldeki 7 nolu bağımsız bölümün satışından elde edilen para ile davalı adına alındığını ve yapılan işlemler ile miras hakkından mahrum edildiğini ileri sürerek, eldeki davayı açmış, yargılama sırasında da davadaki isteğini tazminat ve 2 nolu bağımsız bölüm ile ilgili olarak kira paralarının tespit edilerek kira bedelinin tazminine hasretmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, somut olay yukarıda değinilen işleyiş tarzı itibarıyla gizli bağış niteliğinde olup, muris muvazaasına ilişkin 01.04.1974 tarih ve ½ sayılı İ.B.K.'nın olayda uygulama yeri yoktur. Diğer taraftan davalının annesi Bilge temlik ve temellük tarihinde sağ olduğuna göre davalı Neyir'in miras bırakan Sabriye'nin mirasçısı olamadığı da kuşkusuzdur. Böylesi bir olayda davalı mirasçı olmadığına göre TMK'nun 669 ila 675 maddeleri arasında düzenlenen (mirasta iade) mirasta denkleştirme hükümlerinin de uygulanamayacağı açıktır. Bu türlü bir kazandırmanın elden bağış (gizli bağış) niteliğinde bulunduğu ve koşullarının varlığı halinde TMK'nun 560 ila 571 maddeleri arasında öngörülen tenkis davasına konu edilebileceği tartışmasızdır. Oysa davada tenkis isteği de yoktur. Bu izahlar neticesinde davalı Neyir'in taşınmazı kullanmasında fuzuli şagil olarak nitelendirilemeyeceğine göre, taşınmazı haksız olarak elinde tutan kişinin taşınmaz malikine ödemekle yükümlü olduğu haksız işgal tazminatı niteliğindeki ecrimisilden de sorumlu olamayacağı açıktır. Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 825.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 08.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.