4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 75

Türk Medeni Kanunu 75. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 75- Genel kurul, yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hâllerde veya dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılır. Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir. c. Toplantısız veya çağrısız alınan kararlar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

9 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Hukuk Dairesinin 15.07.2008 gün ve 2008/9368-2008/13390 sayılı ilamı ile, (...Davada, TMK’nun 75. maddesi gereğince kayyım atanması istenilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2009/3-391 E.  ,  2009/443 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir 2. Sulh Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 27/10/2008 Taraflar arasındaki “Kayyım Atanması”  davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 2. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 31.12.2007 gün ve 2007/1348-2007/1550 sayılı kararın incelenmesi davacı ve davalı ... Çiğli İlçe Başkanlığı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 15.07.2008 gün ve 2008/9368-2008/13390 sayılı ilamı ile, (...Davada, TMK’nun 75. maddesi gereğince kayyım atanması istenilmiştir. Mahkemece, hükmün gerekçesinde davanın parti il yönetimi veya merkez yönetiminin tasarruflarının yasa ve parti tüzüğüne uygunluğunu denetlenmesine ilişkin olup, bu hususta görevli mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan sözedilmiş, hüküm fıkrasında ise, kayyım atanması davasının reddine karar verilmiştir. Hüküm her iki taraf vekilince temyiz edilmiştir. HUMK’nun 388. maddesinde belirtilen hükmün açık ve net olması gerekliliğinin yanısıra, gerekçe de anlaşılabilir, yeterli ve denetlenebilir olmalıdır. Gerekçe ile hüküm arasında sonuca etkili uygunsuzluklar bulunmamalıdır. Mahkemece, gerekçe bölümünde, ... İl Yönetimince ya da merkez yönetimince yapılan tasarrufların yasaya ve parti tüzüğüne uygunluğunu denetleme yerinin Sulh Hukuk Mahkemesi olmayıp, İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu için davanın reddinden sözedilmesi rağmen, hüküm fıkrasında görev hususuna değinilmeden, davacının kayyım atanması davasının TMKnun 75/2. maddesine göre yerinde görülmediğinden reddine karar verilmiş olması, yukarıda açıklanan nedenlerle sonuca etkili olup usul ve yasaya aykırıdır. O halde, mahkemece gerekçe ile hükmün uyumlu olduğu yeterli, açık ve denetlenebilir bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde gerekçe ile hüküm fıkrasının çelişkisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 75. maddesi uyarınca kayyım atanması istemine ilişkindir. Davacı, dava dilekçesinde ....Partisi İzmir İl Başkanlığı ile Çiğli İlçe Başkanlığını hasım göstermek suretiyle; ..... Partisi Çiğli İlçe Olağan Kongresinde A.. K.. Başkanlığında İlçe Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmiş iken, sonradan İzmir İl Yönetim Kurulu’nun 16.10.2007 tarihli kararıyla kendisi ve tüm yönetim kurulu üyelerinin görevden alındıklarını, görevden alma işlemi demokrasi ilkelerine uygun olmadığı gibi atanmış İl Yönetim Kurulu’nun bu konuda yetkisinin de bulunmadığını, görevden alma tarihinden itibaren 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 20 ve ... Tüzüğünün 44/C maddelerine göre 30 gün içinde seçimleri yapmak üzere olağanüstü ilçe kongresini toplamayan ve görevden alınan yöneticilerin yerine yeni yöneticilerin seçilmesini sağlamayan geçici ilçe yönetiminin görevinin 15.11.2007 tarihinde son bulduğunu, bu nedenle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. ve Türk Medeni Kanunu’nun 75. maddeleri uyarınca, boşalmış olan ... Çiğli İlçe Yönetim Kurulu yerine ihtiyati tedbir kararı ile partililer arasından seçilecek üç kişilik kayyım heyetinin atanarak görevlendirilmesine ve 16.10.2007 tarihli .. İzmir İl Yönetiminin görevden alma kararının iptali ile çekişmenin giderilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, “.. İzmir İl Başkanlığı tarafından İlçe Yönetim Kurulu’nun görevden alınarak 16.10.2007 tarihli kararla yeni yönetim kurulu oluşturulması üzerine görevden alınan yönetim kurulu başkanı A. K.. tarafından İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/454 esas sayılı dosyasında açılan davada, ihtiyati tedbir yoluyla kararın yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği, bu karara uyan ... Merkez Yönetim Kurulu tarafından ilçe yönetiminin göreve iade edilmesinin ardından, .. tüzüğünün kendilerine tanıdığı yetkiye dayanarak yeniden görevden alma ve geçici ilçe kurulunun görevlendirilmesi yoluna gidildiği ve bu geçici kurulun seçim sürecini başlattığı, dolayısıyla ... Çiğli İlçe Örgütünü seçime götüren Merkez Yönetimi tarafından oluşturulan geçici yönetimin halen var olduğu, bu nedenle talebin Türk Medeni Kanununun 75/2. maddesine göre yerinde görülmediği; .. İl Yönetimince ya da Merkez Yönetimince yapılan tasarrufların yasaya ve parti tüzüğüne uygunluğunu denetleme yerinin ise Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu” gerekçesiyle aynen “davacının kayyım atanması davasının 4820 Sayılı Kanunun 121/1. maddesi delaletiyle 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunun 75/2. maddesine göre yerinde görülmediğinden reddine” dair verdiği karar; Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur. Yerel Mahkemece “gerekçede yer alan ve davacının, ... İl Yönetimi ve Merkez Yönetimince yapılan tasarrufların yasa ve parti tüzüğüne aykırı olduğu yönündeki ısrarlı iddialarının karşılanması niteliğini taşıyan, söz konusu iddiaların yargılama yerinin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu şeklindeki ifadelerin davanın ret gerekçelerinden olmadığı, salt bu iddiaların eldeki davada görülüp sonuçlandırılamayacağı hususunun vurgulanmak istenildiği; davayı redde götüren, geçici ilçe yönetiminin halen mevcudiyeti ile seçim sürecinin başlatılmış olmasına ilişkin nedenlere, gerekçede ayrıntılı olarak yer verildiği, dolayısıyla gerekçeyle hükümde sonuca etkili bir uygunsuzluk bulunmadığı” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388.maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı kural HUMK nun 389. maddesinde tekrarlanmış; keza yine aynı Kanunun 381. maddesinde “kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Diğer taraftan, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle ve kısa karar ile gerekçeli karar arasında tereddüte yol açacak çelişkiler taşımaması ile mümkündür. Önemle vurgulanmalıdır ki, mahkeme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak, temyiz dairelerinin yapacağı inceleme ve değerlendirme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini, hüküm fıkrasını içeren kısa ve gerekçeli kararların birbiriyle tam uyumu ve buna bağlı olarak da kararın ortaya konulan sonucuna uygun gerekçesi oluşturmaktadır. Bunlardan birisinde ortaya çıkacak farklılık ya da aksama çelişki doğuracaktır ki bunun açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceği kuşkusuzdur. Başka bir ifadeyle, mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararlara ilişkin hüküm fıkralarında, hüküm fıkrasını oluşturacak kalemlere tek tek ve anlaşılır biçimde yer verilmesi ve özellikle kararın gerekçe bölümünde bunların nedenlerinin ne olduğunun açıklanması, kararın yargısal denetimi açısından da aranan ön koşullardır. Bu ilke ve açıklamalar ışığında, somut olaya bakıldığında: Yerel Mahkemece kararın gerekçesinde,  kayyım atanmasındaki amacın genel kurulu toplantıya çağırmak ve mahkemenin bu konudaki müdahalesinin en son çare olduğu benimsenmek suretiyle, .. Çiğli İlçe Örgütünü seçime götüren geçici yönetimin halen görev başında bulunduğu ve seçim sürecinin fiilen ve hukuken başlatılmış olduğu, bu durumda mahkemece kayyım atanması yoluna gidilemeyeceği belirtilerek, hüküm fıkrasında da bu amaçla davacının kayyım atanması talebinin Türk Medeni Kanunu’nun 75/2. maddesi uyarınca yerinde olmadığı vurgulanmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Gerekçesiyle bir bütünlük arz eden hüküm fıkrası, bu bakımdan uyumlu ve açıktır. Gerekçenin bu açıklığı ve onu tamamlayan hüküm fıkrası irdelendiğinde; Özel Daire’nin kabulünün aksine, kararın gerekçesinde görev hususuna dayanılmadığı gibi hükümde de görev hususuna değinilmediği, gerekçede ...İl ve Merkez Yönetimlerinin tasarruflarının yasa ve parti tüzüğüne aykırılığına dair iddiaların eldeki davada ve Sulh Hukuk Mahkemesince incelenmesi olanağının bulunmadığı yönündeki saptamanın, salt davacı iddialarının karşılanması amacına yönelik bulunduğu her türlü duraksamadan uzaktır. O halde, açık ve kendi içinde çelişmeyen ifadelere dayalı gerekçe ile onu tamamlayan hüküm fıkrasını içeren kararın birbiriyle uyum içinde ve denetlenebilir nitelikte olduğu, gerekçe ile hüküm arasında uygunsuzluk bulunmadığı anlaşıldığından; Yerel Mahkemece bu yöne ilişkin olarak verilen direnme kararı doğrudur. Ne var ki; kamu düzenini ilgilendiren ve yargılamanın her aşamasında re’sen nazara alınması gereken husumetin, parti tüzel kişiliğinden ayrı ve bağımsız bir tüzelkişiliği bulunmayan İl ve İlçe Başkanlıklarına yöneltildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında, davanın Parti Genel Başkanlığına yöneltilerek sonuçlandırılması olanağının bulunup bulunmadığı hususu tartışılmış ve şu sonuca ulaşılmıştır: 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 13. maddesinde, “Siyasi partilerin merkez organları büyük kongre, genel başkan ile diğer karar, yönetim, icra ve disiplin organlarından ibarettir” hükmüne yer verildikten sonra, aynı Kanunun 15. maddesinin 3. fıkrasında, “Partiyi temsil yetkisi genel başkana aittir. Kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisi, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine aittir” hükmü öngörülmüştür. Yine, Parti Tüzüğü’nün 36. maddesinde, Partiyi Genel Başkanın temsil edeceği ve Genel Başkanın disiplin kurulları dışında bütün parti örgütünün başkanı olduğu belirtilmiştir. Dava, .. İzmir İl Yönetiminin 16.10.2007 tarihli görevden alma kararının iptali ile genel kurulun toplantıya çağrılması ve kongrenin yaptırılması amacıyla mevcut İlçe Yönetim Kurulu yerine kayyım atanması isteğine ilişkin olup; yukarıda açıklanan hükümler uyarınca, Parti Tüzelkişiliğinden ayrı bir tüzelkişiliği bulunmayan İl ve İlçe Başkanlıklarının temsil yetkisinin bulunmadığı, davanın .....Genel Başkanlığı aleyhine açılıp sonuçlandırılması gerektiği kuşkusuzdur. Eş söyleyişle, görülmekte olan davada Parti Genel Başkanlığının davalı mevkiinde bulunması, Yasanın amir hükmü gereğidir. Bu noktada ise sorunun çözümü,... İzmir İl Başkanlığı ile Çiğli İlçe Başkanlıklarının davalı gösterilmesinin, temsilcide yanılgı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusuna doğru cevabın verilmesi ile mümkündür. Davada sıfat, tarafın, dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Taraf sıfatının bulunmaması halinde dava, sıfat yokluğundan (husumet yönünden) reddedilecektir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 179/1. maddesi, dava dilekçesinde tarafların ve varsa kanuni temsilcilerinin ad ve adreslerinin bildirilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Bildirim esnasında yapılan kimi yanlışlıklar, davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddi sonucunu doğurmamakta, oluşan hataların giderilmesi bazı durumlarda mümkün olabilmektedir. Davalının temsilcisinde yanılmış olma hali de bu duruma örnek oluşturmaktadır. Davacının, ....Çiğli İlçe Yönetim Kurulu üyeliğine seçildikten sonra, 16.10.2007 tarihli Parti İl Yönetim Kurulu kararıyla görevden alındığı ve husumetin tevcih edildiği Parti İl Başkanlığı ile İlçe Başkanlıklarının tüzel kişiliği haiz bulunmadıkları çekişmesizdir. Dava dilekçesinde yerine kayyım atanması talep edilen ilçe yönetim kurulunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca diğer unsurlarla birlikte Siyasi Partinin ilçe teşkilatını oluşturduğu; davacı tarafça aşamalarda, Parti İl Yönetimi ile birlikte Merkez Yönetiminin tasarruflarının da yasa ve parti tüzüğüne aykırı olduğunun ileri sürüldüğü, dolayısıyla davalı olarak Parti Genel Başkanlığının gösterilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Şu durumda, ortada belirgin biçimde temsilcide yanılma hali bulunmakta olup, bu durumun mahkemece resen gözetilmesi ve davanın usulünce yasal hasım olan ... Genel Başkanlığı’na yöneltilebilmesi için davacı yana olanak sağlanması gerekir. Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece temsilcide hata halinin varlığının kabulü ile, . ... Genel Başkanlığı’na davanın yöneltilmesi için davacıya süre verilerek Parti Genel Başkanlığı’na davetiye tebliğinden sonra işin esasının çözümü yoluna gidilmesi gerekirken, yasal hasım olan Parti Genel Başkanlığının davaya katılımı sağlanmadan işin esasına dair verilen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararının bu nedenle bozulması gerekir. S O N U Ç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçeyle BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 21.10.2009 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, siyasi parti ilçe yönetimine kayyım atanması istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, Yüksek Özel Daire’ce hüküm diğer temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın sadece kararın gerekçesi ile sonuç bölümü arasında çelişki bulunduğundan bahisle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Bu durumda direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık yerel mahkeme kararının gerekçesi ile sonuç hüküm arasında çelişki bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Her mahkeme gibi Hukuk Genel Kurulu’nun görevi de kanunla belirlenmiştir ve Yargıtay Kanunu’nun 15/1.maddesi uyarınca Hukuk Genel Kurulu “Yargıtay Dairelerinin bozma kararlarına karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleyerek karara bağlar. Yani bir kararda hüküm bölümündeki taleplerin tümü ile ilgili bozma kararı verilmesi halinde  bir kısım taleplerle ilgili bozma kararına uyulması bir kısmına direnilmesi ve hükmün tamamının temyiz edilmesi halinde, Hukuk Genel Kurulu sadece direnilen bölüm ile ilgili temyiz incelemesi yapma konusunda görevlidir, bunu aşarak direnilmeyen kısımla ilgili temyiz incelemesi yapamaz. Uyulan kısım yönünden temyiz inceleme görevi Özel Daire’ye aittir. Yani Hukuk Genel Kurulu sadece direnme yoluyla önüne gelen uyuşmazlıklarla ilgili değerlendirme ve inceleme yapabilir. Somut olayda Yüksek Özel Dairenin kararı sadece yerel mahkeme hükmünün gerekçesi ile sonuç bölümü arasında çelişki bulunduğundan bozulmuş ve yerel mahkeme, kararının gerekçesi ile hüküm bölümü arasında çelişki bulunmadığından bahisle direnme kararı vermiştir. Hukuk Genel Kurulu sadece bu kanundaki direnme hükmünü inceleyerek sonuca varacaktır. Biçimsel olarak inceleme sonucu verilen bozma kararına karşı direnmenin yerinde olup olmadığı değerlendirilmiş ve Hukuk Genel Kurulu bu konuda gerekçe ile hüküm arasında çelişki olmadığını kabul etmiştir. Bundan sonra işin esasına girişilerek hükmün diğer hususlarda değerlendirilmesi ancak Yüksek Özel Dairenin görevi içindedir. Aksi düşünülerek Hukuk Genel Kurulu’nca direnme dışındaki hususlarda bozma kararı verilmesi yerel mahkemenin yeni bozma nedenleri karşısında direnme hakkını ortadan kaldırma sonucunu doğuracaktır. Yıllardır Hukuk Genel Kurulu uygulaması da diğer hususları incelenmeksizin verilen bozma kararlarına karşı direnildiğinde, bu konudaki direnmenin yerinde görülmesi halinde davanın esasına yönelik incelemesini Yüksek Özel Dairece yapılması için dosyanın ilgili Özel Daireye gönderilmesi yolundadır. Bütün bu gerekçeler karşısında, konunun Hukuk Genel Kurulu’nun yasal görev alanı dışında kalması ve yerel mahkemenin direnme hakkının engellenmemesi bakımından, hükmün gerekçesi ile sonucu arasında çelişki bulunmadığına ilişkin direnme kararının uygun olduğu düşüncesiyle davanın esası ve direnme dışındaki diğer konularla ile ilgili inceleme yapılmak üzere dosyanın Yüksek Özel Daireye gönderilmesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluk görüşüne karşıyız.

Diğer kararlar (4)

18. Hukuk Dairesi, 2016/9624 E., 2016/8464 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Yeter sayıda üyenin olağanüstü büyük kongre talebinin yerine getirilmemesi halinde, ne yönde işlem yapılacağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 75’nci maddesinde düzenlenmiştir.
18. Hukuk Dairesi         2016/9624 E.  ,  2016/8464 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVACILAR : ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... Vek.Av.... ve ark. Dava dilekçesinde; yeterli sayıda büyük kongre delegesi yazılı olarak olağanüstü kurultay talep ettikleri halde, davalı parti yönetiminin büyük kurultayı toplantıya çağırmadığı ileri sürülerek, üç üyenin büyük kurultayı toplantıya çağırmakla görevlendirilmesi istenilmiş; mahkemece, talebin kabulüne, üç üyenin olağanüstü kongre çağrısı yapmak üzere görevlendirilmesine karar verilmiş; karar davalı siyasi partinin vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacılar vekili; dava dilekçesinde, davacıların .... büyük kongre delegesi olduklarını, davacılar dahil (543) büyük kongre üyesinin, 15.01.2016 tarihinde.... yevmiye numaralı yazıları ile, “parti tüzüğünün 63’ncü maddesinin (4) bendinin değiştirilmesi teklifini görüşüp müzakere etmek ve karara bağlamak” üzere ekli gündemle büyük kongrenin olağanüstü toplanmasını talep ettiklerini, beşte bir oranını aşan sayıda üyenin yazılı başvurusuna rağmen, davalının olağanüstü büyük kongreyi toplantıya çağırmadığını, kamuoyuna yapılan açıklamalara bakıldığında, parti yönetiminin, bu talebi yerine getirmeyeceğinin anlaşıldığını ileri sürerek, dilekçede isimleri belirtilen üç üyenin büyük kongreyi tüzük değişikliği için olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirilmesini talep etmiş; mahkemece, talebin kabulüne, tüzük değişikliği için kararda gösterilen gündemle olağanüstü kongre çağrısı yapmak üzere üyeler ..., ... ve ...'in görevlendirilmesine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dava dilekçesinde yer alan açıklamalara göre; istek, davalı siyasi partinin olağanüstü büyük kongresinin toplanması için yeter sayıda üyenin yazılı talebi olduğu halde, parti yönetimince bu talebin yerine getirilmemesi üzerine, üç üyenin büyük kongreyi toplantıya çağırmakla görevlendirilmesine ilişkindir. .... Konuya ilişkin Anayasal ve yasal düzenleme aşağıdaki gibidir. 2- Anayasa’nın “Siyasi Partilerin uyacakları esaslar” başlığını taşıyan 69’ncı maddesi şöyledir. “Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir. (3) …Anayasa Mahkemesince siyasi partilerin mal edinmeleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. ……Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda verdiği kararlar kesindir. (4) Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır. 03.10.2011 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 25’nci maddesiyle, 69’ncu maddeye eklenen fıkra: Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir. Anayasa Mahkemesinin “görev ve yetkileri” başlığını taşıyan Anayasa'nın 148’nci maddesinin son fıkrası ise şöyledir. “Anayasa Mahkemesi Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.” 3- 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Mahkemenin görev ve yetkileri” başlığının taşıyan 3. maddesi şöyledir: (1) Mahkemenin görev ve yetkileri şunlardır: d) Siyasi partilerin kapatılmasına ve Devlet yardımından yoksun bırakılmasına ilişkin davalar ile ihtar başvuruları ve dağılma durumunun tespiti istemlerini karara bağlamak. e) Siyasi partilerin mal edinmeleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimi yapmak veya yaptırmak. ğ) Anayasa’da kendisine verilen diğer görevleri yerine getirmek.” Yukarıda yer verilen Anayasa hükümleri ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanununa göre; siyasi partiler bakımından Anayasa Mahkemesine verilen görev; siyasi partilerin kapatılmalarına ve Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmalarına, mali denetimlerini yapmak veya yaptırmakla ve dağılma durumunu tespit etmek ve siyasi partiye ....re’sen yazı ile ihtar başvurusunda bulunması halinde ihtar kararı vermekten ibarettir. Anayasa ve 6216 sayılı Kanun, siyasi partilerin her kademedeki kongrelerinin yargısal denetimiyle ilgili Anayasa Mahkemesine bir görev vermemiştir. .... görevini ancak Anayasa tayin eder. (..... m.148/son) Anayasa dışındaki normlarla Anayasa Mahkemesine görev verilmesi mümkün değildir. 4- 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 14’ncü maddesinin (1.) ve konuya temas eden (6.) fıkrası hükmü şöyledir: “Siyasi partinin en yüksek organı büyük kongredir. Büyük kongre parti tüzüğünün göstereceği süreler içinde toplanır. Bu süre iki yıldan az, üç yıldan fazla olamaz. Olağanüstü toplantılar genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı istemi üzerine yapılır.” ... Buna göre, olağanüstü büyük kongre yapılabilmesi için, ya genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun buna lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı başvurusu gerekir. Madde gerekçesinde, delegelerin beşte birine, olağanüstü büyük kongre talebinde bulunma hakkının tanınmasının, “parti içi iradenin serbestçe tezahürünü ameli olarak teminat altına almak” olarak gösterilmiş, “bu sebeple beşte bir nisabının Tüzükle yükseltilemeyeceği” ifade edilmiştir. Bu yüzden, yeter sayıda üyenin yönetim kuruluna karşı açığa vurduğu irade beyanı, hem üyelerin her birini ayrı ayrı, hem de yönetim kurulunu bağlayıcı niteliktedir. Buna göre, olağanüstü toplantı isteyenler beşte bir oranına ulaştığında, daha sonradan bu sayının altına düşülmüş olsa bile, yönetim kurulu, genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırmak zorundadır. Olağanüstü kongre talebi, beşte bir oranına ulaşan üyeye kanunen tanınmış bir haktır. Büyük kongre üyelerinin beşte birinin usule uygun yazılı talebinin varlığına rağmen, parti merkez yönetim organının bu talebi yerine getirmemesi halinde ne yönde hareket edileceğine ilişkin 14’ncü maddede bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak bu Kanunun, “Kongrelerle ilgili genel hükümler” başlığını taşıyan 29’ncu maddesinin (1.) fıkrası; “1630 sayılı Dernekler Kanununun, bu kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partilerin her kademedeki kongreleri için de uygulanır.” hükmünü, 121’nci maddesinin (1.) fıkrası; “Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır” hükmünü taşımaktadır. Şu halde, yapılan bu atıflara göre, siyasi partilerin olağan ya da olağanüstü büyük kongreleri dahil her kademedeki kongreleri için 1630 sayılı Dernekler Kanununun bu kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır. 22 Kasım 1972 tarihli 1630 sayılı Dernekler Kanunu, 2908 sayılı Kanunla; 6 Ekim 1983 tarihli 2908 sayılı Dernekler Kanunu da, 04.11.2004 tarihinde kabul edilen 5253 sayılı Dernekler Kanunuyla (m.38/H) yürürlükten kaldırılmıştır. 5253 sayılı Kanunun 34’ncü maddesine göre; “Diğer kanunlarda, 1630 sayılı Dernekler Kanunu veya 2908 sayılı Dernekler Kanunu ile bunların ek ve değişikliklerine veya belli maddelerine yapılan atıflar, bu Kanuna veya bu Kanunun aynı konuları düzenleyen madde veya maddelerine yapılmış sayılır. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde aynı konuları düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ilgili hükümlerine atıf yapılmış sayılır.” 5253 sayılı Dernekler Kanununda, dernek genel kurullarının toplanma usulüyle ilgili bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda, yukarıdaki atıf sebebiyle Türk Medeni Kanununun ilgili hükümlerine başvurulacaktır. Kongre, dernekler ve diğer korporatif yapılardaki “genel kurul”un siyasi partilerdeki karşılığıdır. Yeter sayıda üyenin olağanüstü büyük kongre talebinin yerine getirilmemesi halinde, ne yönde işlem yapılacağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 75’nci maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin (1.) fıkrasında; “genel kurulun, …. dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılacağı” hükme bağlandıktan sonra, (2.) fıkrasında; “Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hakimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.” hükmü mevcuttur. Hüküm emredici niteliktedir. O halde, siyasi partilerde, kanunda gösterilen yeter sayıdaki üyenin olağanüstü büyük kongre .... yapılması talebinin, merkez karar ve yönetim organınca yerine getirilmemesi halinde, üyelerden birinin başvurusu üzerine, (gündeminde seçim bulunsun ya da bulunmasın) büyük kongreyi toplantıya çağırmakla üç üyenin görevlendirilmesine ilişkin kararı verecek yargı organının, sulh hukuk mahkemesi olduğu görülmektedir. Bu sebeple, işin .... yargısının görevine girdiği yönündeki savunmaya itibar edilmemiştir. 5- Gerçekten; siyasi partiye ihtarda bulunma görevi 2820 sayılı ..... Kanununun 4445 ve 4478 sayılı Kanunla değişik 104’ncü maddesinin (1.) ve (2.) fıkralarında düzenlenmiştir. Buna göre, “Bir siyasi partinin, bu Kanunun 101’nci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine ....., .....re’sen yazı ile başvurulur. .... söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı verir.”..... bir siyasi partinin Kanunun 101’nci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle re’sen Anayasa Mahkemesine “ihtar” başvurusunda bulunması üzerine, Anayasa Mahkemesince, sözkonusu hükümlere aykırılık durumunun tespiti halinde ilgili siyasi parti hakkında “ihtar” kararı verileceği kuşkusuzdur. Yeter sayıda üyenin, kanun ve tüzük hükümlerine uygun olağanüstü kongre çağrısının, parti yönetimince yerine getirilmemesinin yol açtığı tıkanıklık, ancak delegelerin üyelik sıfatlarından kaynaklanan yasal haklarını kullanmalarıyla giderilebilir. ..... bir siyasi parti hakkında 104’ncü maddeye dayanarak .... re’sen “ihtar” başvurusunda bulunma görevinin olması; Yasanın 121’nci maddesinin ilk fıkrasında yer alan Medeni Kanun ve Dernekler Kanununa yapılan atıf karşısında; siyasi partilerin temel öznesi olan üyelerinin, Siyasi Partiler Kanunu ile Türk Medeni Kanununun, kendilerine tanıdığı hakka dayanarak, genel mahkemelerden hukuki himaye isteğinde bulunmalarına engel değildir. Aksinin kabulü, “siyasi partilerin faaliyetlerinin demokrasi ilkelerine uygunluğunu” arayan Anayasa ilkesiyle (m. 69/1) bağdaşmayacağı gibi, Anayasa’nın 36’ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetinin de ihlali anlamına gelir. Bu bakımdan “ihtar” yolunun var olması, yeter sayıda delegenin olağanüstü büyük kongre talebinin parti yönetimince yerine getirilmemesi halinde, çağrıda bulunan üyelerin mahkemeden, Türk Medeni Kanunun 75/2'nci maddesi gereğince olağanüstü kongreyi toplantıya çağırmak üzere üç üye görevlendirilmesi talebinde bulunmalarına engel teşkil etmemektedir. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde yer verdiği .... sayılı kararı (R.G. 5.12.2011 tarih ve 27837), bir siyasi partinin kendiliğinden dağılma halinin ve buna bağlı olarak hukuki varlığının sona erdiğinin tespitine ilişkin olup, kongrelerle ilgili değildir. Bu itibarla davalının, bu yönlere ilişkin savunması yerinde görülmemiştir. 6- Öte yandan, siyasi partilerde büyük kongreyi toplantıya çağırmak, genel başkan, genel başkanlığın herhangi bir sebeple boşalması halinde merkez karar ve yönetim kuruluna aittir. Yeter sayıda üyenin olağanüstü büyük kongre yapılması talebinin partiye ulaşması üzerine, bu talebin yerine getirileceği süreye ilişkin Siyasi Partiler Kanununda, Dernekler Kanununda ve Türk Medeni Kanununda bir düzenleme bulunmadığı doğrudur. Ancak bu hususun kanun ... seviyesinde bir düzenleyici işleme konu olması da gerekmez. Dernekler Yönetmeliğinin 13’ncü maddesinin (b) bendinde yer alan, “genel kurul, dernek üyelerinden beşte birinin yazılı isteği üzerine otuz gün içinde olağanüstü toplanır” şeklindeki düzenleme, yukarıda yer verilen atıflar sebebiyle siyasi partilerin, her kademedeki olağanüstü kongreleri için de uyulması gereken norm niteliğindedir. Bu süre, düzenleme amaçlı olup, gereğinin yapılmamış olması, olağanüstü kongre çağrısında bulunanlara, Türk Medeni Kanununun 75/2’nci maddesi gereğince çağrı kurulu görevlendirilmesi için yargıya başvurma hakkı verir. Ancak, parti yönetiminin, olağanüstü büyük kongreyi toplamayacağı yönünde bir irade önceden ortaya çıkmış ise, bu süre beklenmeksizin de hakimden görevlendirme talebinde bulunmak mümkündür. Beşte bir oranına ulaşan delegenin, süresi içinde yaptığı ve kabule bağlı olmayan toplu karar biçimindeki irade beyanıyla oluşan olağanüstü kongre çağrısı, muhatabına ulaşmakla hukuki sonuçlarını doğurur. Bu sonuç hem çağrıda bulunanları, hem de parti yönetimini bağlar. Tüzüğün, 63'ncü maddesinin (3.) fıkrasındaki “çağrılabilir” ifadesi, beşte bir delegenin olağanüstü kongre talebinin genel başkan ve merkez yönetim kurulunun takdirine bırakıldığı anlamına gelmez. Buradaki ifade, genel başkan ve merkez yönetim kurulunun lüzum görmesi halinde olaganüstü kongre toplantısıyla sınırlıdır. Tüzükte yer alan bu ifadeden, beşte bir delegenin büyük kongre talebinin de genel başkanın takdirine bağlı tutulduğu anlamının çıkarılması, yeter sayıdaki delegeye tanınan olağanüstü kongre talebinde bulunma hakkını işlevsiz hale getirir ve bu talebi partinin “kabulüne” bağlı kılar. Bu itibarla, beşte bir oranına ulaşan delegenin, toplu karar biçimindeki irade beyanıyla oluşan olağanüstü kongre çağrısı siyasi partiyi yasal olarak bağlar. Dahası, oluşan olağanüstü kongre istemi, yenilik doğurucu olduğundan, bu sonuç doğduktan sonraki vazgeçmeler veya beyanı geri almalar dahi hukuken geçerli kabul edilemez. (Anayasa Mahkemesinin 25.07.2005 tarihli ve 2004/2 esas, 2005/4 karar sayılı kararı.) Bu sebeple, beşte bir delegenin talebine rağmen olağanüstü kongrenin yapılıp yapılmamasının parti genel başkanı ve merkez yönetim kurulunun takdirine bağlı olduğu şeklindeki savunma yerinde görülmemiştir. 7- Yukarıda yer verilen Anayasal ve yasal düzenlemelere ve yapılan açıklamalara göre, somut olaya dönüldüğünde; Milliyetçi Hareket Partisi Tüzüğünün 63’ncü maddesinin (4.) bendinin değiştirilmesi teklifini görüşüp müzakere etmek ve karar bağlamak üzere 543 kişinin Parti’nin olağanüstü büyük kongreye çağrılmasına ilişkin taleplerini noterden onaylı imzalı beyanlarıyla Parti Genel Merkezine 15.01.2016 tarihinde noter vasıtasıyla ulaştırdıkları, tüzük değişikliği için olağanüstü büyük kongre çağrısında bulunan 543 kişiden, on iki kişinin çağrısının geçersiz olduğu, kalan 531 büyük kongre delegesinin usulüne uygun olağanüstü büyük kongre çağrısında bulundukları, mahkemece de böyle kabul edildiği, bu sayının Tüzüğe göre, büyük kongre üyelerinin beşte birini aştığı dosyadaki belge ve bilgilerden anlaşılmaktadır. Bu durumda, parti yönetiminin, çağrıda bulunanların teklif ettiği tüzük değişikliğini belirlenen gündem çerçevesinde görüşüp müzakere etmek ve karara bağlamak üzere büyük kongreyi olağanüstü toplantıya çağırması gerekir. Parti yönetimi, yeter sayıda üyenin çağrı taleplerini işleme almamış, merkez yönetim kurulu üyeleri, yaptıkları basına yansıyan açıklamalarla olağanüstü büyük kongrenin toplanmayacağı yönünde açık bir irade ortaya koymuştur. Bu tutum, olağanüstü kongre talebinin reddolunduğunu göstermektedir. Bu halde, istekte ... bulunan üyelerden her birinin sulh hukuk hakiminden çağrı kurulu teşkil edilmesini istemelerinde ve yerel mahkemece de, üç üyenin büyük kongreyi toplantıya çağırmakla görevlendirilmesinde kanuna aykırılık görülmemiştir. 8- Ayrıca, bir siyasi partinin büyük kongresinin olağanüstü toplanmasını gerektiren sebeplerin bulunup bulunmadığı, çağrıda bulunanların çağrılarının haklı ve geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı meselesi, toplantı isteminin yerindeliğiyle ilgili bir konudur. Bu tür davalarda, sulh hukuk mahkemesinin incelemesi, biçimseldir. Olağanüstü kongre talep edenlerin, büyük kongre delegesi olup olmadıkları, çağrı taleplerinin usulüne uygun bulunup bulunmadığı, Siyasi Partiler Kanununun 14/6 ve Parti Tüzüğünün 63'ncü maddesinde gösterilen beşte bir oranına ulaşılıp ulaşılmadığı ve parti yönetiminin bu talebi yerine getirip getirmediğiyle sınırlıdır. Büyük kongre talebinin haklı ve geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı yargısal denetimin dışındadır. Çünkü, partinin bu gibi sorunlarının görüşülüp konuşulacağı ve müzakere edilip karara bağlanacağı yer, en yetkili karar organı olan büyük kongredir (2820 s.SPK. m.14/1) Yeter sayıda üyenin, olağanüstü kongre talebine ilişkin toplu irade beyanının iyiniyetli olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme de yapılamaz. Çünkü, kanun, beşte bir oranına ulaşan üyeye, olağanüstü kongre talep etme hakkı vermiştir. Bu hakkın, Türk Medeni Kanununun 2'nci maddesinde düzenlenen “dürüstlük” ilkesine uygun kullanılıp kullanılmadığının değerlendirmesi “yerindelikle” ilgili olup, şekli inceleme yapan sulh hukuk hakiminin yetkisi dışındadır. Bu sebeple bu yöne ilişen itirazlar yerinde görülmemiştir. Büyük kongreyi olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirilmiş olan üç üyenin, “tarafsız” olmadıklarına ilişkin itiraza gelince; görevlendirilenler parti üyesidir. Görev kapsamları, olağanüstü büyük kongreyi toplantıya çağırmaktan ibarettir ve görevleri kongre divanının oluşuna kadar geçen dönemle sınırlıdır. Başka bir ifade ile, yasa ve tüzük hükümlerine göre gerçekleştirilecek kongrede parti işleri ve kongre akışını etkileme yahut yönlendirme gibi bir etkiye ve göreve sahip değillerdir. Görev dönemlerine ilişkin denetim, yapılacak kongrenin yargısal denetimi içinde değerlendirilebilecek bir husustur. Açıklanan sebeple davalının bu yöndeki itirazı da kabule değer görülmemiştir. 9- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre; bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya veya idari makamın tespitine veya dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut Olup olmadığına, kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (HMK.m.166/1) Konu, ..... Başsavcılığının incelemesinde olup,.... yapılmış bir ihtar başvurusu bulunmamaktadır.... yapacağı inceleme sonucu, böyle bir başvuruda bulunulup bulunulmayacağı bu aşamada belli değildir. Esasen .... Kanununun 104. maddesine göre verilecek ihtar kararı, yeter sayıda delegenin mahkemeden çağrı kurulu teşkilini istemeye ilişkin kanundan doğan haklarını ortadan kaldırmayacaktır. Bekletici sorun yapılabilecek husus,..... Kanunundaki bir hükmün, ....'ya aykırılığının itiraz yoluyla ....önüne götürülmüş olması halidir. Somut davada böyle bir durum sözkonusu değildir. Bu bakımdan, davalı tarafın bekletici mesele yapılmasına ilişkin talebi yerinde görülmemiştir. ... Toplanan delillere, yukarıda açıklanan yasal gerektirici sebeplere ve özellikle yerel mahkemece kanıtların takdirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 24.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi. ...
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi, 2012/8150 E., 2012/11050 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
inin genel merkezi tarafından görevden uzaklaştırılarak yerine geçiçi yönetimin atandığını, yeni atanan geçici yönetimin 30 gün içinde seçimleri gerçekleştirmemesi nedeniyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 121.maddesinin yollamasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 75. maddesinin 2.
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi         2012/8150 E.  ,  2012/11050 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Dava dilekçesinde, olağanüstü genel kurul için üye tayini istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı dava açtığı dilekçesinde; Cumhuriyet Halk Partisi Samandağ İlçe Örgütünün davalı siyasi partinin genel merkezi tarafından görevden uzaklaştırılarak yerine geçiçi yönetimin atandığını, yeni atanan geçici yönetimin 30 gün içinde seçimleri gerçekleştirmemesi nedeniyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 121.maddesinin yollamasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 75. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, ilçe kongresini gerçekleştirmek üzere üç kişinin görevlendirilmesini istemiş; mahkemece, davacının istemi 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici Hukuki Korumalar bölümünde düzenlenen ihtiyati tedbir olarak nitelendirilip başvurudan dört gün sonra dosya üzerinden ..., ... ve ...'nin Samandağ İlçe Kongresini yapmak üzere kayyım olarak atanmalarına, kararın ihtiyati tedbir olarak derhal uygulanmasına ve infazı için Samandağ İcra Müdürlüğünün görevlendirilmesine karar verilmiştir. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 121. maddesinde Türk Medeni Kanunu ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin siyasi partiler hakkında da uygulanacağı düzenlenmiş, Türk Medeni Kanununun 75. maddesinin 2. fıkrasında ise "yönetim kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hakimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendireceği" hükme bağlanmış; 2820 Sayılı Yasanın 20. maddesinin 9. fıkrasında " İlçe başkanı ile ilçe yönetim kurulu ilçe kongresince seçilir. İlçe başkanı ile ilçe yönetim kurulunun, seçim şekli ve il yönetim kurulunca veya merkez karar ve yönetim kurulunca hangi hallerde ve nasıl işten el çektirileceği ve geçici yönetim kurulunun nasıl oluşturulacağı parti tüzüğünde gösterilir. El çektirme kararı, 101 inci maddenin (d-1) bendinde gösterilen haller dışında, yetkili kurulların üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla alınır. İşten el çektirme kararının ilçe yönetim kuruluna bildirilmesinden itibaren otuz gün içinde ilçe kongresi toplanarak yeni ilçe yönetim kurulunu seçer. Bu süre içerisinde ilçe kongresi için yeni delegeler seçilmiş değilse, kongre eski delegelerle toplanır" denilmiştir. ../.. -2- 2012/8150-11050 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 6. maddesinde; her Türk vatandaşının kanunda ve parti tüzüğünde gösterilen şartlara ve usullere göre siyasi partilere üye olma ve dilediği anda üyelikten çekilme hakkına sahip olduğu, aynı zamanda birden fazla siyasi partinin üyesi olamayacağı, aksi halde üyelik sıfatının bu siyasi partilerin hepsinden sona ermiş olacağını, aynı Yasanın 11.maddesinde ise onsekiz yaşını dolduran medeni ve siyasi haklarını kullanma hakkına sahip olan her Türk vatandaşının bir siyasi partiye üye olabileceği, 42.maddesinde de siyasi parti ilçe teşkilatlarının kendi çevrelerindeki üyelerini kayıt ve sıra numarası altında partiye giriş çıkış tarihleri ile haklarında diğer bilgileri ihtiva eden bir üye kayıt defterine kaydedecekleri ve bu üye kayıt defterlerinin ilçe seçim kurulu başkanının denetimi altında olduğu belirtilmiştir. Bu yasal düzenlemeler uyarınca; mahkemece, siyasi partilerin il veya ilçe örgütlerinde kongrenin yapılmaması nedeniyle üye görevlendirilmesi halinde üye görevlendirme kararı verilmeden önce dava şartlarının incelenmesi gerekir. İncelemede davacının ve görevlendirilecek kişilerin dava konusu siyasi partinin üyesi olup olmadığının, davanın Siyasi Partiler Kanununda öngörülen süreler uyarınca açılıp açılmadığına bakılır. Somut olayda mahkemece, dava şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmadığı gibi davanın nitelendirilmesinde de yanılgıya düşülerek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici hukuki korumalarından ihtiyati tedbir olarak kabul edilip eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi, 2012/7773 E., 2012/11049 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesinin yollamasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 75.maddesinin 2.fıkrası uyarınca, il kongresini gerçekleştirmek üzere üç kişinin görevlendirilmesini istemiş;
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi         2012/7773 E.  ,  2012/11049 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Vek.Av.... Dava dilekçesinde, olağanüstü genel kurul için üye tayini istenilmiştir. Mahkemece davanın konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve duruşma istemi konu itibariyle reddedildikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı dava açtığı dilekçesinde; Cumhuriyet Halk Partisi ... Merkez İlçe Örgütünün davalı siyasi partinin genel merkezi tarafından görevden uzaklaştırılarak yerine geçici yönetimin atandığını, yeni atanan geçici yönetimin 30 gün içinde seçimleri gerçekleştirmemesi nedeniyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 121. maddesinin yollamasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 75.maddesinin 2.fıkrası uyarınca, il kongresini gerçekleştirmek üzere üç kişinin görevlendirilmesini istemiş; mahkemece, davacının başvurusundan bir gün sonra, dosya üzerinden Avukatlar ..., ... ve ...'ın ... Merkez İlçe Kongresini yapmak üzere kayyım olarak atanmalarına kararın ihtiyati tedbir olarak derhal uygulanmasına ve infazı için ... Nöbetçi İcra Müdürlüğünün görevlendirilmesine hükmedildikten sonra kayyım heyetinin ... İl Kongresini 08.04.2012 tarihinde gerçekleştirmesi nedeniyle de dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 121. maddesinde Türk Medeni Kanunu ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin siyasi partiler hakkında da uygulanacağı düzenlenmiş, Türk Medeni Kanununun 75.maddesinin 2. fıkrasında ise "yönetim kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hakimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendireceği" hükme bağlanmış; 2820 sayılı Yasanın 19.maddesinin 5.fıkrasında "İl başkanı ile il yönetim kurulu il kongresince seçilir. İl başkanı ile yönetim kurulunun, seçim şekli ve merkez karar ve yönetim kurulunca hangi hallerde ve nasıl işten el çektirileceği ve geçici yönetim kurulunun nasıl oluşturulacağı parti tüzüğünde gösterilir. El çektirme kararı, 101 inci maddenin (d-1) bendinde gösterilen haller dışında, yetkili kurulların üye tamsayısının üçte iki ./.. 2012/7773-2012/11049 -2- çoğunluğu ve gizli oyla alınır. İşten el çektirme kararının il yönetim kuruluna bildirilmesinden itibaren kırkbeş gün içinde il kongresi toplanarak yeni il yönetim kurulunu seçer. Bu süre içerisinde il kongresi için yeni delegeler seçilmiş değilse, kongre eski delegelerle toplanır." denilmiştir. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 6. maddesinde; her Türk vatandaşının; kanunda ve parti tüzüğünde gösterilen şartlara ve usullere göre siyasi partilere üye olma ve dilediği anda üyelikten çekilme hakkına sahip olduğu, aynı zamanda birden fazla siyasi partinin üyesi olamayacağı, aksi halde üyelik sıfatının bu siyasi partilerin hepsinden sona ermiş olacağı, aynı yasanın 11. maddesinde ise onsekiz yaşını dolduran medeni ve siyasi haklarını kullanma hakkına sahip olan her Türk vatandaşının bir siyasi partiye üye olabileceği, 42. maddesinde de siyasi partilerin ilçe teşkilatının kendi çevrelerindeki üyelerini kayıt ve sıra numarası altında partiye giriş çıkış tarihleri ve haklarında diğer bilgileri ihtiva eden bir üye kayıt defterine kaydedecekleri ve bu üye kayıt defterlerinin ilçe seçim kurulu başkanının denetimi altında olduğu belirtilmiştir. Bu yasal düzenlemeler uyarınca; mahkemece, siyasi partilerin il veya ilçe örgütlerinde kongrenin yapılmaması nedeniyle üye görevlendirilmesi halinde üye görevlendirme kararı verilmeden önce dava şartlarının incelenmesi gerekir. İncelemede davacının ve görevlendirilecek kişilerin dava konusu siyasi partinin üyesi olup olmadığına, davanın Siyasi Partiler Kanununda öngörülen sürede açılıp açılmadığına bakılır. Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava konusu ... Merkez İl Örgütünün CHP Genel Merkezi tarafından 13.02.2012 tarihinde görevden alındığı davanın ise 15.03.2012 tarihinde açıldığı, mahkemece ihtiyati tedbir olarak kayyım görevlendirilmesinin 16.03.2012 günü yapıldığı gözetildiğinde, Siyasi Partiler Kanununun öngördüğü kırkbeş günlük süre geçmeden davanın açıldığı, böylece dava şartının gerçekleşmediği anlaşıldığından mahkemece bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde bulunmayan gerekçe ile yazılı olduğu gibi karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/9935 E., 2024/5941 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun’un, 4 üncü, 6 ıncı, 166 ıncı, 169 uncu, 174 üncü, 75 inci, 176 ncı maddeleri.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51 inci maddeleri.
2. Hukuk Dairesi         2023/9935 E.  ,  2024/5941 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1933 E., 2023/1998 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 8. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/422 E., 2023/525 K. Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın ve karşı davanın kabulüne ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-davalı kadın vekili dava ve cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalı evlendikten yaklaşık iki ay sonra müvekkilini ortak konuttan kovduğunu ve taraflar o zamandan beri ayrı yaşadığını, müvekkili eş ile davalı eş ... evlendikten sonra, davalı eş ...'ın ailesi, tarafların evlilik birliğine çok fazla müdahil olduklarını, davalı eşin ablası, müvekkili ile davalı eşin ortak konutuna sürekli gelip gittiğini, davalı eş ile müvekkilini hiçbir zaman yalnız bırakmadığını, gerek davalı eşin ailesinin evliliğe müdahale etmemesini, gerekse davalı eşin ailesinin hakaret ve beddualarına davalı eşin sesiz kalmasının bir kusur sebebi olduğunu, henüz evlilik birliğinin ilk ayında müvekkili eşin beyanına göre davalının ailesi tarafından müvekkilinin bakire olmadığı yönünde söylentiler çıkardığını, ilk olarak müvekkilinin beyanına göre davalının henüz gerdek gecesi sonrası yataklarındaki çarşafı bir hurca koyduğunu ve bu hurcu davalının ablası olarak bahsedilen ...'e götürdüğünü, keza boşanma süresinde davalı eşin ablalarının müvekkilinin yaşadığı çevrede, müvekkili eş hakkında ''Önceden evlendi, 5 kere de nişanlandı'' şeklinde söylenti çıkardıklarını, iftirada bulunduklarını, ne var ki davalı eşin ..., müvekkili davacının ilk eşi olduğunu, tüm bu nedenlerle tarafların boşanmalarına, müvekkili için 2.500,00 TL tedbir nafakasına hükmedilmesine, yargılama sonunda yoksulluk nafakası olarak devamına, müvekkili için 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminatın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı-davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; karşı dava yönünden ise tarafların evlendikten sonra sadece iki ay kadar fiilen birlikte yaşadıklarını, ne var ki bu kısa süreç sürekli davacı ve ailesi tarafından problem yaratılarak huzursuzluk içerisinde geçtiğini, tarafların doğru düzgün şekilde aile ortamına uyum sağlaması, mutlu olması müvekkiline çok görüldüğünü, taraflar arasında evlenmeden önce konuşulan konular üzerine verilen sözleri davalı eşin hiçbir zaman yerine getirmediğini, davalı eşin evine bakmadığını, ev hanımı olmasına rağmen birlik görevlerine yerine getirmediğini, doğru düzgün yemek yapmadığını, kahvaltı hazırlamadığını, evini temizlemeyip ütüsünü yapmadığını, müvekkilinin kıyafetlerine dikkat etmediğini, müvekkilini kahvaltı hazırlayarak işe göndermediğini, taraflar evlendikten sonra aralarında pek çok problem yaşanmış olmakla birlikte en büyük problemlerinden biri davalının ailesi olduğunu, davalının ailesinin sürekli evlilik içerisinde yer aldığını, davalının da kendi ailesinin evlilik birliğine sürekli müdahale etmesine ses çıkarmadığını, ailesinin lafıyla oturup kalktığını, müvekkiline istişare edip karar almak yerine ailesi ne diyorsa onu yaptığını, tarafların hiç özelinin olmadığını, taraflar arasında yaşanan herşeyi yatak odası sırları dahi ailesine anlattığını, tüm bu nedenlerle tarafların boşanmalarına, müvekkili lehine 200.000,00 TL maddî, 200.000,00 TL manevî olmak üzere toplam 400.000,00 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; davacı karşı davalı kadının eşine yeterince ilgi göstermediği, davacı kadının annesinin evin düzenine karışmasına müsade ettiği, evi ve ailesine yeterli önemi göstermediği, ailesinin evliliğe karışmasına engel olmadığı, davalı erkeğin ailesiyle görüşmek istemediği bu davranışları ile hafif kusurlu olduğu; buna karşın davalı karşı davacı erkeğin tartışma çıkardığı, ailesinin evliliğe müdahelesine ses çıkarmadığı, eşini ailesinin evine bırakıp gittiği ve terkettiği, davacı karşı davalı kadını istemediğini söylediği, davalı karşı davacı erkek ve ailesinin psikolojik şiddet uyguladığı, davalı erkeğin kardeşinin sürekli eve gelerek aile birliğine müdahalede bulunduğu ve erkeğin bu durumu engellemediği, yaşanan olaylarda davalı karşı davacı erkeğin ağır kusurlu olduğu, tarafların karşılıklı kusurlu davranışları nedeniyle aralarındaki evlilik birliğinin ortak hayatı devam ettirmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede şiddetli geçimsizlik nedeniyle temelinden sarsıldığı, tarafların boşanmayı istedikleri, eşlerin güvenlerini, sevgi ve saygılarını bitirmeleri nedeniyle evliliğin çekilmez hal aldığı, devamına imkan kalmadığı, sonuç ve kanaatine varıldığından asıl ve karşı davanın kabulü ie tarafların boşanmalarına; tarafların sosyal ekonomik durumları, kusur durumları ve hakkaniyet ilkeleri ile evlilik birliğinin süresi dikkate alınarak kendisi için aylık 600,00 TL tedbir nafakasının karar kesinleşinceye kadar devamı ile bir defaya mahsus 25.000,00 TL toptan yoksulluk nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, kadın lehine 20.000,00 TL maddî ve 20.000,00 TL manevî tazminatın erkekten alınarak kadına verilmesine, ağır kusurlu olduğu anlaşılan davalı karşı davacının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı-davalı kadın vekili katılma yoluyla vermiş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; erkeğin davasının kabulü, kusur değerlendirmesi, nafaka ve tazminatların miktarları yönünden istinaf yoluna başvurusunda bulunmuştur. 2. Davalı-davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur değerlendirmesi, kadının davasının ve feri taleplerinin kabulü ile reddedilen kendi maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı-davalı kadın vekili katılma yoluyla vermiş olduğu temyiz dilekçesinde özetle; erkeğin davasının kabulü, kusur değerlendirmesi, nafaka ve tazminatların miktarları yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı-davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur değerlendirmesi, kadının davasının ve feri taleplerinin kabulü ile reddedilen kendi maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık karşılıklı açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, kadının ve erkeğin boşanma davasının kabulünün, kadının nafaka ve tazminat talebinin kabulünün ve erkeğin tazminat taleplerinin reddinin dosya kapsamına uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanunu’nun 190 ıncı 194 üncü, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un, 4 üncü, 6 ıncı, 166 ıncı, 169 uncu, 174 üncü, 75 inci, 176 ncı maddeleri.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Adli yardımdan yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının temyiz eden Semra'ya yükletilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden Rifat'a yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

(Z) Derneği üyelerinin 1/5'i, yönetim kuruluna yazılı başvuruda bulunarak genel kurulun olağanüstü toplanmasını talep etmiştir. Yönetim kurulu bu talebe rağmen genel kurulu toplantıya çağırmamıştır. Bu durumda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, üyelerin başvurabileceği hukuki yol aşağıdakilerden hangisidir?

A) Üyelerden birinin başvurusu üzerine asliye hukuk mahkemesi, genel kurulu toplantıya çağırır.
B) Üyelerden birinin başvurusu üzerine sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.
C) Üyelerin 1/3'ünün başvurusu üzerine valilik, yönetim kuruluna ihtar çeker.
D) Üyeler, yönetim kurulu üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunabilir.
E) Yönetim kurulu toplantıya çağırmazsa, o toplantı dönemi için olağanüstü toplantı yapılamaz.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol