4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 750

Türk Medeni Kanunu 750. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 750- Her taşınmaz maliki, komşuluk hukukundan doğan yetkilerin kullanılması için gerekli işlere ve bunların giderlerine, kendi yararlanması oranında katılmakla yükümlüdür. IV. Başkasının arazisine girme hakkı 1. Orman ve mer'aya girme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

13 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 750 ]
Hukuk Genel Kurulu 2008/1-797 E., 2009/30 K. Hukuk Genel Kurulu 2008/1-797 E., 2009/30 K. - ELATMANIN ÖNLENMESİ - ESKİ HALE İADE - KATILMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ - KOMŞU HAKKI - MÜLKİYET HAKKI - TAZMİNAT- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 683 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 737 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 750 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "el atmanın önlenmesi, eski hale iade ve tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bolu 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.9.2007 gün ve 2006/127 E.-2007/247 K. sayılı kararın incelenmesi davacı ve davalılardan H.... H...... A.... tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesi'nin 3.3.2008 gün ve 2008/526-2548 sayılı ilamı ile, (...Dava, komşuluk hukukuna aykırı elatmanın önlenmesi, eski hale getirme ve tazminat isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 31 parsel sayılı taşınmazın davacıya buna komşu 30 parsel sayılı taşınmazın ise kayden davalılara ait bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı, kendi parseli sınırına yapmış olduğu duvarın davalıların 30 parsel sayılı taşınmazlarında yaptıkları hafriyat ve teraslama çalışmaları sonucunda yıkıldığını ileri sürerek, eldeki davayı açmıştır. Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir. O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama,zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır. Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur. Somut olaya gelince; yukarıda açıklanan ilke ve olguları kapsar biçimde bir araştırma ve uygulama yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Bu durumda, özellikle yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırma ve uygulama yapılarak, davalıların komşuluk hukukuna aykırı olarak davacıyı rahatsız edici bir durum ya da davacıya zarara sokan bir eylemlerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi, yine davalıların hafriyat ve teraslama çalışmaları yapması nedeniyle yıkıldığı iddia olunan ve arada sınır niteliği taşıyan duvarın yeniden yapılması için Türk Medeni Kanununun 750.maddesi de gözetilmek suretiyle bir çözümün olup olmayacağının da değerlendirilmesi ve tüm deliller elde edilen bilgilerle değerlendirilmek suretiyle varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı ve davalı H.... H...... A.... HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, davalıların müdahalesi ile yıkılan duvarın eski haline iadesi talebini içermektedir. Davacı vekili, 13.6.2006 harç tarihli dava dilekçesi ile, davalıların kendilerine ait 248 Ada, 30 parsel sayılı taşınmazda teraslama yapmaları sonucu davacıya ait 248 Ada, 31 Parseldeki istinat duvarının yıkıldığını, bunun eski haline iadesini talep ve dava etmiştir. Davalılar müştereken verdikleri cevap dilekçelerinde, davacının yaptığı duvarın sağlam olmadığını, bu nedenle yıkıldığını, hafriyat yapmadıklarını, kendi kusurlarıyla yıkılmadığını, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmişlerdir. Davalılardan İ.... A.... birinci celse dışındaki duruşmalara ve keşfe katılmadığı gibi, verilen kararı temyiz de etmemiştir. Yerel Mahkeme, davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile davacıya ait taş duvarın davalılar tarafından yaptırılmasına karar vermiştir. Bu kararı, davacı vekili ile davalılardan H.... H...... A.... temyiz etmişlerdir. Özel Daire kararı yukarıda açıklanan nedenlerle bozmuştur. Bozma kararı tüm taraflara tebliğ edilmiştir. Karar düzetme isteminde bulunulmamıştır. Duruşmaya davacı vekili ile davalı H.... H...... A.... katılmışlar ve bozma kararına uyulmasını istemişlerdir. Davalı İ.... A.... duruşmaya katılmamış ve bu hususta beyanda bulunmamıştır. İ.... A.... verilen kararı temyiz etmediğine göre, bu davalı yönünden Yerel Mahkeme kararı kesinleşmiştir. Bozma kararına davacı vekili ve diğer davalı H.... H...... A.... uyulmasını talep etmişlerdir. Ortada amme intizamını ilgilendiren bir durum yoktur. Yerel Mahkeme artık direnme kararı veremez. Özel Dairenin bozma kararına uymak zorundadır. Zira; Prof Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü isimli eserinin 1982 basım tarihli, Dördüncü baskı, 3.cildinin 2422 ve devamı sahifelerinde; ihtiyari dava arkadaşlığını incelerken, davanın aynı sebepten doğmuş bulunmasını, a-Davanın birden fazla kişi hakkında aynı sebepten doğmuş bulunması ve b-Davanın birden fazla kişi hakkında benzer sebepten doğmuş bulunması hallerini incelemiş ve haksız fiili örnek olarak göstermiştir. Somut olayda da davalıların yaptıkları bir haksız fiil vardır. O halde olayda ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmaktadır. İhtiyari dava arkadaşlarından her biri hükmü yalnız başına temyiz edebilir(Aynı kitap sahife 2441). O halde, temyiz etmeyen ihtiyari dava arkadaşı yönünden karar kesinleşir. “…hükmü temyiz etmemiş olan bir ihtiyari dava arkadaşı diğer dava arkadaşının temyizi üzerine verilen bozma kararına karşı mahkemenin verdiği direnme kararını temyiz edemez(aynı kitap 1984 tarih, dördüncü baskı, cilt 4, sayfa 3387). İhtiyari dava arkadaşlığın da hükmü temyiz etmemiş olan dava arkadaşı, diğer dava arkadaşlarının temyizi üzerine verilen bozma kararından yararlanamaz(aynı kitap, sahife 3380). İki tarafda Yargıtay Özel Dairesinin bozma kararına uyulmasını isterse, mahkeme buna rağmen direnme kararı veremez. Bozmaya uymakla yükümlüdür (aynı kitap, sahife 3393). Somut olaya dönüldüğünde; ihtiyari dava arkadaşlarından İ.... A.... , Yerel Mahkeme kararını temyiz etmemiştir. Karar bu davalı yönünden kesinleşmiştir. İ.... A.... yönünden bir ihtilaf kalmamıştır. Özel Dairenin bozma kararına karşı, davacı vekili ile diğer ihtiyari dava arkadaşı olan davalı H.... H...... A.... da bozmaya uyulmasını bildirmişlerdir. Olayda amme intizamını ilgilendiren bir durum söz konusu değildir. O halde, mahkeme artık direnme kararı veremez. Bozma kararına uymak ve bozma çerçevesinde işlem yapmak zorundadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkemenin direnme kararının bozulması gerekir. S O N U Ç :Davacı ve davalı H.... H...... A....'ın temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcların taraflara iadesine, 28.1.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

7. Hukuk Dairesi, 2023/5735 E., 2024/4823 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nın "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761.
7. Hukuk Dairesi         2023/5735 E.  ,  2024/4823 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1904 E., 2023/1532 K. DAVACILAR : ... vekili Avukat ..., ... DAVALILAR : ... vekili Avukat ..., ... ...vd. İHBAR OLUNAN : ...Belediye Başkanlığı vekili Avukat ... ... DAVA TARİHİ : 20.06.2017 KARAR : Esastan ret TEMYİZ EDENLER : Davacı ... vekili ile davacı ... İLK DERECE MAHKEMESİ : KDZ.Ereğli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/137 E., 2022/225 K. Taraflar arasındaki komşuluk hukukundan kaynaklanan el atmanın önlenmesi, kâl ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ... vekili ve davacı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili ve davacı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı ... vekili ve davacı ... ortak verdikleri dava dilekçesinde özetle; müvekkili ve davacı ...'in Zonguldak ili, ...ilçesi, ... Mah. 5 ada 12 parsel sayılı gayrimenkulün hissedarları olduğunu, davalıların ise 5 ada 346 parsel sayılı taşınmazın malikleri olduğunu, davalılara ait olan 346 parsele inşaat yapılmakta olduğunu, bu inşaatı yapmak için arazi sınırına hafriyat yaptıklarını, yapılan hafriyatın araziler arasında yaklaşık olarak 20 metre civarında kot farkı oluşturduğunu, sonrasında bu sınıra istinat duvarı yapmaya başladıklarını, arazinin en üst seviyesindeki 5 metreye kadar olan kot boyutunda yapılan istinat duvarına ankraj kazıkları çakıldığını, ankraj kazıklarının niteliği gereği yatay şekilde, minimum 25 metre delerek içine çelik ve beton monte edilerek yapıldığını, yapılan ankraj kazıklarının davacılara ait araziye 25 metre tecavüz ettiğini, ayrıca bu kazıkların çakıldığı istinat boyunun yaklaşık 70 metre olduğunu, minimum 50 adet ankraj kazığının davacıların arazisine çakıldığını, hissedar davacı ...’in bu durumu tespit ettiğini ve durumu ...Belediye Başkanlığına 09.05.2017 tarihinde bildirdiğini, Belediye Başkanlığı tarafından 13.06.2017 tarihinde verilen cevabi yazıda, ankraj kazıklarının müvekkilline ait olan parsele geçtiğinin kabul edildiğini, ancak bu hususla ilgili imar mevzuatında bir hüküm olmadığından dolayı inşaatı durdurmadığını, mevcut ankraj kazıklama işleminin devam etmesi halinde telafisi imkansız zararlar oluşacağını, taşınmaza tecavüz edildiği açıkça belli olan bu kazıklama işleminin sökülmesinin çok ağır ve meşakkatli bir yıkım gerektireceğini, bunun da çok ağır bir ekonomik maliyet ortaya çıkartacağını, davalılarca yapılan bu istinat duvarı ve ankraj kazıklama işlemi sonucunda müvekkillerinin gayrimenkulüne davalılar tarafından tecavüz edildiğinin aşikar olduğunu, davalılar tarafından yapılan kazıklamaların sökülerek tecavüzün önlenmesini, müvekkili ve davacı ...'in, davalıları bir çok kez uyarmasına rağmen davalıların tecavüzü sonlandırmadığını, davalıların taşınmaza müdahalelerinin önlenmesi ve oluşan kaybın (ecrimisil) telafisi için iş bu davayı açmak zorunda kaldıklarını, açıklanan nedenlerle; davacı ... ve müvekkilinin taşınmazına yapılan müdahalenin men'ini, yapılan ankraj kazıklarının sökülmesini, dava tarihinden önce Eylül 2016 tarihinden itibaren oluşan kullanımdan dolayı ecrimisil takdirine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle dava değerinin çok düşük gösterildiğini, davacı taşınmazı ile müvekkilinin taşınmazı arasında en az 15 metre genişliğinde imar yolu olduğunu, davacıların taşınmazlarına inşaat yapmaları halinde yoldan en az 5 metre çekmek zorunda olduklarını, dolayısıyla müvekkilinin sınırından 20 metre mesafeye inşaat yapamaya hakları olduğunu, müvekkilinin çaktığı kazıkların 19 metre olduğunu, kaldı ki müvekkilinin çakmış olduğu kazıkların davacıların da menfaatine olduğunu, davacıların taşınmazının da bu kazıklar sayesinde inşaata elverişli hale geldiğini, davacı tarafın belediyeye müracaat ederek inşaatın durdurulmasını talep ettiğini ancak belediyenin davacı tarafın iddialarını reddettiğini, davacının dava açmada menfaati olmadığını, davacıların taşınmazına herhangi bir müdahalenin olmadığını, müvekkiline ait taşınmazın projesinin ankrajlı istinat duvarı yapılmak suretiyle kabul edilerek yapı ruhsatı verildiğini, müvekkilinin almış olduğu yapı ruhsatının usule ve kanuna uygun olduğunu, açıklanan nedenlerle davacıların davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalılar ... ve ... davaya cevap vermemişlerdir. 3. İhbar olunan ...Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili idarenin söz konusu olayda kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, ihbarda bulunma şartlarının oluşması için ise davayı ihbar eden ile ihbar olunan arasında rücu hakkının olması gerektiğini, davanın tamamıyla tarafları ilgilendiren bir dava olduğunu, mülkiyeti ... ve müştereklerine ait taşınmaz üzerinde yapılması amaçlanan inşai faaliyet için yapılan başvuru üzerine, müvekkili idare tarafından gerekli inceleme yapılmak suretiyle 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun ve 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca 07.1.2015 tarih ve 167-167 sayıları ile yapı ve istinat duvarına ait ruhsatlar düzenlendiğini, müvekkili idarenin gerekli incelemeyi yaparak usulüne uygun ruhsat düzenlediğini, ruhsat verildikten sonra her türlü sorumluluğun ruhsat sahibine ait olduğunu, söz konusu ankrajlı istinat duvarının yatayda ankraj uzunlukları ruhsatlı proje ve eklerine göre 12 metre ile 19 metre arasında değişmekte ve kazı alt kotu ile üst kotu arasında 21.70 metrelik kot farkı bulunduğunu, ankrajlı perde duvarının projelendirme ve uygulamasında, yerinde görülmekte olan teknik uygulanmakta olup birçok parselde örnekleriyle karşılaşılmakta olduğunu, diğer taraftan ankraj çubukların uzantısının komşu parsel sınırına geçmesi hususunda projelendirmeye dayanak olan yasalardan 3194 sayılı İmar Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun ve Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ve diğer yasalarda herhangi bir düzenleme bulunmadığını, müvekkili belediye aleyhine hüküm kurulmaması gerektiğini, açıklanan nedenlerle müvekkilinin davaya dahil edilmemesini, müvekkili idare yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; yapılan yargılama, icra edilen keşif ve tanzim edilen bilirkişi raporları sonucunda; 31.08.2018 tarihli bilirkişi heyeti kök raporu, 08.03.2019 ve 20.12.2019 tarihli bilirkişi heyeti ek raporlarıyla; ankraj kazıklarının davacı tarafından ileride yapılacak imalatlara herhangi bir zararının olmadığı, ankrajların ve yatay kazıkların davacı parseline zarar vermediği, yapılan imalatların mevcut yolun ve davacı parselinin can ve mal güvenliğini sağladığı, araziler arasındaki kot farkı ve kaya yapısı nedeni ile bu kazıkların yapılmasının zorunlu olduğu kanaatine varıldığı ve zarar doğmadığı gerekçesiyle sübuta ermeyen davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... vekili ile davacı ... istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri Davacı ... vekili ile davacı ... istinaf dilekçesinde özetle; yerel Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, davalının inşaat çalışması nedeniyle araziler arasında yüksek miktarda kot farkı oluştuğunu, bu nedenle davalı tarafça istinat duvarı yapılmaya başlandığını, aldırılan fen bilirkişi raporu ile işgalin belirlendiğini ve raporda gösterildiğini, ankraj kazıklama işleminin devamı halinde telafisi imkansız zararlar oluşacağını, 2021 yılında istinat duvarında çökmeler meydana geldiğini, bilirkişi raporlarının eksik ve yanlış hazırlandığını, ecrimisile yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, müvekkillerinin mülkiyet haklarının engellendiğini, heyelan riskinin bulunduğunu, itirazları dikkate alınmadan karar verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; dava açılışında davacılara ait 5 ada 12 parsel No.lu taşınmazın tapuda tarla vasfında olduğu, davacıların paydaşlardan olduğu, dava dışı çok sayıda paydaş olduğu, komşu 5 ada 346 No.lu parselin tapuda arsa vasfında olduğu, davalıların bu taşınmazda paydaş oldukları başkaca dava dışı paydaş olmadığı, yargılama sırasında 5 ada 12 No.lu parselde imar uygulaması yapıldığı, arsa vasfı ile 2743 ada 1 No.lu parselle, 2744 ada 1 No.lu parselin oluştuğu, her iki parselde de davacıların paydaşlardan olduğu, yine yargılama sırasında davalı 5 ada 346 No.lu parselin yenileme kadastrosu görüp, 2673 ada 53 No.lu parsel haline geldiği, aldırılan ziraat bilirkişisi raporu ve sunulan fen bilirkişisi raporu sonrasında, davacı tarafça açılan davanın ecrimisil yönünden 4.432,42 TL üzerinden, el atmanın önlenmesi yönünden ise; 152.746,00 TL üzerinden harçlandırıldığı, aldırılan inşaat bilirkişisi ve jeoloji yüksek mühendisi bilirkişisinin kök ve ek raporlarına göre; davalı parselinde yapılacak inşaat için öncesinde gerekli yapı ruhsatlarının alındığı, bu doğrultuda davalı tarafça inşaat çalışmasına başlandığı, kot farkı ve arazinin yapısı nedeniyle davalı tarafça ankrajlı betonarme istinat duvarının yapıldığı, davalı tarafça yaptırılan ankrajların ve yatay kazıkların davacı parseline zarar vermediği hususunun anlaşıldığı, kot farkı ve arazi yapısı nedeniyle bu işlemin yapılıp, keyfilik taşımadığı gerekçesiyle davacıların istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... vekili ile davacı ... temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davacı ... vekili ile davacı ... birlikte sundukları temyiz dilekçesinde özetle; 1. Yerel Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, 2. Davalının inşaat çalışması ve dökülen hafriyat nedeniyle araziler arasında yüksek miktarda kot farkı oluştuğunu, bu nedenle davalı tarafça istinat duvarı yapılmaya başlandığını, 3. Aldırılan fen bilirkişi raporu ile işgalin belirlendiğini ve raporda gösterildiğini, ankraj kazıklama işleminin devamı halinde telafisi imkansız zararların oluşacağını, ilgili belediyeye durum bildirilmesine rağmen belediyece hiçbir işlem yapılmadığını, 4. 2021 yılında istinat duvarında çökmeler meydana geldiğini, 5. Bilirkişi raporlarının eksik ve yanlış hazırlandığını, belediyeden alınan cevabi yazıların dikkate alınmadığını, hatalı olarak düzenlenen raporlara yaptıkları itirazlar dikkate alınmadan karar verildiğini, 6. Ecrimisile yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, kendilerine ait parsel, imar alanında olmasına rağmen ziraat bilirkişisinden rapor alınmasının hatalı olduğunu, 7. Yapılan işlem ile müvekkillerinin mülkiyet haklarının engellendiğini, kendi taşınmazlarının altına dört katlı bir otopark yapmak istediklerinde, kazıklar nedeniyle bunun mümkün olamayacağını belirterek, tüm bu gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davacılara ait parsele yapıldığı iddia edilen müdahalenin men'i, kâl ve ecrimisil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683, 722 ve 995 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı ... vekili ve davacı ... tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.10.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) K A R Ş I O Y Davalılar tarafından inşa edilen duvarın ankraj kazıklarının, davacılara ait taşınmaza geçmiş olduğundan, davacılar tarafından açılan dava ile el atmanın önlenmesi, ecrimisil ve kal’e karar verilmesi istenmiştir. TMK m. 683 deki "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir. Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nın "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. Komşuluk hukukundan kaynaklanan zorunlu geçit hakkı TMK’nın 747. maddesinde, diğer geçit haklarından olan “komşu taşınmaza geçici olarak girme hakkı” ise TMK’nın 748. maddesinde düzenlenmiştir. Haksız el atmada davranışların haksız olması, davalının bir hakka dayanmaması gerekli ve yeterlidir. Komşu parsel malikleri tarafından imalat gerçekleştirilen taşınmaz maliklerinin muvafakatı alınmamış, mahkemeden de TMK’nın 748. maddesi gereğince geçici izin kararı da alınmamıştır. El atma olgusu sabit olduğundan, el atmanın önlenmesine karar verilmesi gerekir. Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararı bu sebeple doğru olmadığından Sayın çoğunluğun onama kararına iştirak edememekteyiz.
7. Hukuk Dairesi, 2022/5931 E., 2023/1291 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde ve "kazı ve yapılar " başlığı altında 738.
7. Hukuk Dairesi         2022/5931 E.  ,  2023/1291 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki komşuluk hukukundan kaynaklı istinat duvarı yapılması, yapılmadığı takdirde belirlenecek bedelin ödenmesi istemli davanın yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu 119 ada 137 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, komşu 136 parsel sayılı taşınmaz maliki ...’in davalı Limak A. Ş. ile kum çekme çalışması için aralarında protokol imzaladığını, davalı şirketin çalışma esnasında müvekkiline ait taşınmaza girerek 215 m²’lik bir alandan toplamda 1777 m3 hacminde toprak aldığını, istinat duvarı yapılmadığından müvekkiline ait taşınmazdaki toprağın yan parsele kaydığını, eski hale getirmek için 19.785,75 TL, tarımsal niteliği geri kazandırmak için 214,25 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL nin tahsili amacıyla açtıkları davada 06.05.2015 tarihli karar ile Yargıtay'ın bozma ilamına uyularak eda davası olarak açılmaması sebebiyle istinat duvar yapım bedeli yönünden açılan davanın reddedildiğini, bunun üzerine bu davayı açma zorunluluğunun doğduğunu belirterek davalı tarafça istinat duvarı yapılmasına karar verilmesi, bu talebin uygun görülmemesi halinde bilirkişilerce belirlenecek malzemelerle yapılacak istinat duvarının malzeme ve yapım bedelinin ödenmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu zararın 2009 yılında meydana geldiğini dava ve talep hakkının zamanaşımına uğradığını, davacı tarafça daha önce Osmaneli Asliye Hukuk Mahkemesi 2014/71 Esas sayılı dosyası ile aynı konuya ilişkin açılan davanın reddine karar verilerek kararın kesinleştiğini, bu nedenle derdestlik itirazlarının bulunduğunu, müvekkilinin 136 parsel sayılı taşınmaz maliki ile protokol yaptığını, 137 parsel sayılı taşınmaza karşı herhangi bir tecavüz olmadığını, tarım arazisi vasfındaki bir yer için istinat duvarı yapılmasının mümkün olmadığını, yapılması durumunda taşınmazın tarım arazisi vasfını kaybetmesine sebebiyet vereceğini, aynı zamanda bitişik parseldeki taşınmazların da zarar görmesine ve değer kaybına sebebiyet vereceğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya içinde bulunan bilirkişi raporları dikkate alındığında davacının zararının giderilerek taşınmazın eski hale getirilmesi için istinat duvarı yapılmasının zorunlu olduğu ancak istinat duvar bedeli yönünden daha önce mahkemece verilmiş olan bir kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 25/11/2019 havale tarihli kadastro bilirkişisi raporu ile 10/09/2021 havale tarihli bilirkişi kurulu raporlarında belirlenen özelliklere haiz istinat duvarının davacı lehine davalı tarafça yaptırılmasına, hükmün infazında İİK. madde 30'da belirtilen hükümlerin uygulanmasına, davacının istinat duvar bedeli yönündeki talebinin kesin hüküm bulunması nedeni ile HMK'nın 114/1-i ve 115. maddeleri gereği usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı tarafın istinat duvar yapım ve malzeme bedeline ilişkin talebinin usulden reddine karar verilmiş iken; davacı taraf lehine istinat duvar ve malzeme bedeli üzerinden nispi, müvekkili lehine ise maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin, yargılama giderleri ile karar ve ilam harcının müvekkili şirket üzerinde bırakılmasının hatalı olduğunu, 2. İstinat duvarı yapılmasının zorunlu olup olmadığı ve istinat duvarı yapılmasının komşu maliklere etkisinin ne olacağı duraksamaya yer vermeyecek şekilde araştırılmadığını, 3. Davacıya ait taşınmazın rayiç bedeli ile istinat duvarı malzeme ve yapım masrafları için hesaplanan bedel arasındaki fahiş farkın esas hakkında hüküm kurulurken dikkate alınmadığını, 4. Davanın esasına dair hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacı lehine istinat duvarının yaptırılmasına ilişkin doğacak masrafların ve ilgili sorumluluğun hak ve nesafet ilkesi uyarınca davacı ile müvekkil şirket arasında bölüştürülmesi, aynı zamanda söz konusu istinat duvarından komşu taşınmaz maliki dava dışı Ali Özmen’in de yararlanacak olduğu hususunun gözetilmesi gerektiğini, 5. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, maliyetin fazla hesaplandığını, bilirkişi raporunda istinat duvarının sadece betonarme şeklinde yapılması durumundaki hesaplamaların yapıldığını, ilgili duvarın taştan yapılması yahut hiç duvar yapılmadan dozer marifetiyle ilgili arazinin düzeltilmesi ihtimalleri üzerinde durulmadığını ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Somut olaydan önceki aşamalarda; Davacı tarafından açılan Osmaneli Asliye Hukuk Mahkemesi 2012/10 Esas sayılı dosyasında, taşınmazın eski haline getirilmesi için 19.875,75 TL ile taşınmazın tarımsal niteliğinin geri kazandırılması için 214,25 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL tazminatın zararın başladığı 2009 yılından itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilinin talep edildiği, mahkemece 14.400,00 TL istinat duvarı yapım bedeli 1.183,00 TL taşınmaz bedeli ve 254,00 TL ıslah bedeli çalışma bedeli olmak üzere toplam 15.837,00 TL üzerinden davanın kısmen kabulü ile 14/08/2009 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı Limak A. Ş'den tahsiline karar verildiği, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 31/03/2014 gün ve 2014/4213 karar sayılı bozma ilamına karşı davacı vekilinin karar düzeltme talep etmesi üzerine, 26/06/2014 tarih 2014/7762 Esas, 2014/8694 karar sayılı ilamı ile; mahkemece istinat duvarı yönünden tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle hükmün sadece istinat duvarı bedeli yönünden bozulması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın tamamen reddine karar verilmesi sonucunu doğuracak şekilde hükmün bozulmasına karar verilmiş olduğunun bu defa yapılan incelemeden anlaşıldığı gerekçesiyle, Dairenin bozma ilamı kaldırılarak hükmün bozulmasına karar verildiği, Mahkemece bu defa bozma ilamına uyularak 06/05/2015 tarih ve 2014/71 Esas 2015/127 Karar sayılı kararı ile 14.400,00 TL istinat duvarı yapım bedeli yönünden talebin reddine, 1.183,00 TL taşınmaz bedeli ve 254.00 TL ıslah çalışması bedeli olmak üzere toplam 1.437,00 TL tazminatın olay tarihi olan 14/08/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Limak A.Ş‘den tahsiline karar verildiği kararın taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşıldığından; İstinat duvarı yapılması, yapılmadığı takdirde belirlenecek bedelin ödenmesi istemli açılan somut davada, davalı şirket tarafından 136 parsel sayılı taşınmazdan dolgu malzemesi alındığı sırada davacıya ait 137 parsel sayılı taşınmaza tecavüz edilerek toprak alınması üzerine kot farkı yaratılarak, davacıya ait taşınmaza doğru toprak kaymasına sebep olunduğu, bu haliyle davacının tarımsal faaliyetler için taşınmazı kullanmasının mümkün bulunmadığı, bilirkişi raporları dikkate alındığında davacının zararının giderilerek taşınmazın eski hale getirilmesi için istinat duvarı yapılmasının zorunlu olduğu ve istinat duvarının davalı tarafından yaptırılmasına karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, Duvar bedelinin tahsiline ilişkin yukarıda açıklanan kesinleşmiş karar bulunması ve dava şartlarından olan kesin hüküm nedeniyle davalı lehine maktu ücret taktirinde hata bulunmadığı gözetilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Yerel Mahkemenin kurduğu hükmün 6100 sayılı HMK’nın temel ilkelerinden biri olan “Hukuki Dinlenilme Hakkı”nı ihlal ettiğini, 2. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, 3. Raporda yaklaşık maliyet hesabında kullanılan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı birim fiyatlarının piyasa fiyatları ile uyumsuzluğu dikkate alındığında raporda hesaplanan miktarlardan daha düşük bir miktar hesaplanabilmesinin mümkün olduğunu, 4. Duvarın taştan yapılması yahut hiç duvar yapılmadan dozer marifetiyle ilgili arazinin düzeltilmesi ihtimalleri üzerinde durulmadığını, 5. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olarak tanzim edildiğini, 6. Davacıya ait arazinin rayiç bedeli ile istinat duvarı malzeme ve yapım masrafları için hesaplanan bedel arasındaki fahiş farkın esas hakkında hüküm kurulurken dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, Türk Medeni Kanunu m. 723 ve diğer maddelerinde de tazminat miktarının arazi bedelini geçemeyeceğinin net bir şekilde belirtildiğini, 7. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla, Türk Medeni Kanunu’nun komşuluk hukukuna ilişkin hükümleri uyarınca, istinat duvarının yaptırılmasına ilişkin sorumluluğun tamamiyle müvekkil şirket üzerinde bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu, 8. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacı lehine istinat duvarının yaptırılmasına ilişkin doğacak masrafların ve ilgili sorumluluğun hak ve nesafet ilkesi uyarınca davacı ile müvekkil şirket arasında bölüştürülmesi, aynı zamanda söz konusu istinat duvarından komşu taşınmaz maliki dava dışı Ali Özmen’in de yararlanacak olduğu hususunun gözetilmesi gerekirken yalnızca müvekkil şirkete husumet yöneltimiş olmasının ve istinat duvarının yaptırılmasından ve bundan doğacak masraflardan tümüyle müvekkil şirketin sorumlu tutulmasının doğru olmadığını ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, komşuluk hukukundan kaynaklı istinat duvarı yapılması, yapılmadığı takdirde belirlenecek bedelin ödenmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk TMK m. 683 deki "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir. Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde ve "kazı ve yapılar " başlığı altında 738. Maddesinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. TMK 738. maddesi gereğince malik kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek yada üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır. Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesinde yaptığı açıklamalarda da belirtildiği üzere; davacı, davalı tarafın komşu 136 parsel maliki ile yaptığı anlaşma sonucu 137 ve kısmen de kendisine ait 136 parsel sayılı taşınmazda yapmış olduğu usulsüz hafriyat işlemi nedeniyle tarla nitelikli taşınmazının kayarak zarar gördüğünü belirterek davalı taraftan istinat duvarı yaptırılarak ya da istinat duvarı bedelinin davalıdan tahsil edilerek zararının giderilmesini istemiştir. Yargılama sırasında görüşüne başvurulan ve hükme esas alınan bilirkişi heyeti istinat duvarı yapım bedelinin 417.000,00 TL olduğu görüşünü bildirmiş olup 3200 m2 genişliğindeki tarla nitelikli taşınmazın değeri ile açık nispetsizlik oluşacak şekilde hüküm kurulmuş olduğundan; davacının tarlasının dava tarihindeki bedeli belirlenerek istinat duvarı yapım bedelinin taşınmazın değerinden fazla olması durumunda taşınmaz bedeline hükmedilmesi ve taşınmazın davalı şirket adına tesciline karar verilmesi hususunun da değerlendirilmesi gerekirken, istinat duvarı bedelinin tahsiline karar verilmesi hatalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No.lu Protokolünün 1 inci maddesinde mülkiyet hakkı teminat altına alınmıştır. Madde şöyledir: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir." İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 17 nci maddesinde herkesin, tek başına ya da başkalarıyla ortaklık içinde, mülkiyet hakkına sahip olduğu, kimsenin mülkiyetinden keyfi olarak yoksun bırakılamayacağı açıklanmıştır. Mülke yapılan herhangi bir müdahalenin meşru bir kamu çıkarına veya genel çıkara hizmet etmesi gerekir. Mülkün zorunlu olarak bir bireyden diğerine devri kamu yararına meşru bir amaca hizmet edebilir. (AİHM James Birleşik Krallık A98 1986, para. 46) Mülkiyet hakkına müdahalede bulunurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13 üncü maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62). Somut olayda; davalı kazı ve yapı yaparken davacı taşınmazına zarar vermiştir. Fen ve sanat kurallarını gözetmeden yapılan işte davalının, davacının oluşan tüm zararlarını tazmin etmesi gerekmektedir. Zararın taşınmazın değerinden fazla yahut eşit olması ve tazmini, davalının taşınmazın mülkiyetini ele geçirmesine sebep olamaz. Böyle bir karar yukarıda açıklanan ve Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına yönelik aşırı müdahale olur. Ölçülülük ilkesine de aykırılık teşkil eder. Bu nedenle Osmaneli Asliye Hukuk Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.
7. Hukuk Dairesi, 2021/2300 E., 2022/1589 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nin "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761.
7. Hukuk Dairesi         2021/2300 E.  ,  2022/1589 K. "İçtihat Metni" 7. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi ... Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 11/11/2014 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukukuna dayalı ayrılık nedeniyle müdahalenin önlenmesi, kal ve tazminat talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 16/02/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan el atmanın önlenmesi, eski hale getirme ve tazminat istemine ilişkindir. Davacılar vekili, davacılardan ...'un 118 ada 128 parselin, ...'in ise aynı yer ... ada 127 parselin maliki bulunduğunu, komşu 118 ada 133 parselin ise davalılara ait olduğunu, taşınmazlar arasında kadimden beri bölgenin yağmur sularının aktığı dere olarak kullanılan alan olduğunu, derenin bir kısmının davacılara ait taşınmazlar içerisinde, bir kısmının ise davalılara ait taşınmazın sınırları içerisinde kaldığını, davalılar tarafından maliki oldukları 118 ada 133 parsel sayılı taşınmaz üzerine sera inşaatına başlandığını ancak kadimden beri dere olarak kullanılan bölümün de üstünü doldurarak seranın içerisine dahil ettiklerini, seranın duvarını komşu parselin en uç noktasına kadar yaklaştırdıklarını, davalıların bu eylemi ile su tahliye yapısının bozulacağını, bundan sonra bütün yağmur sularının davacılara ait taşınmazlara akacağını, bu nedenle komşuluk hukukuna aykırı olarak yapılan müdahalenin men'ine, taşınmazın kadim dere olan kısmının davalılar tarafından eski haline getirilmesine, mümkün olmazsa eski hale getirme bedelinin davacıya ödenmesine ve davalılar tarafından kadim dere üzerine yapılan inşaatin kal'ine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar, 118 ada 133 parsel sayılı taşınmazın davalılardan ...'e ait olduğunu, bu taşınmaz üzerine ...'in kızı diğer davalı ... tarafından örtü altı sera inşaatı yapıldığını, ...’nın bu sera inşaatının yapımında aktif bir rolünün bulunmadığını, seranın tapulu taşınmazda yapıldığını ve tecavüzlü olmadığını, aynı zamanda dereyi de etkilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile “Davalılar tarafından dere yatağına yapılan müdahalenin men'ine, ... parsel sayılı taşınmazda 07/12/2015 tarihli Kadastro Teknisyeni ile Harita Mühendisinin müşterek raporuna ekli krokide D harfi ile sarı renk ile gösterilen 14,13 m²'lik kısma davalıların yaptığı müdahalesinin komşuluk hukuku gereğince men'i ile bu yer üzerindeki duvarın kal'ine, 10,000,00 TL olarak belirlenen eski hale getirme tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiştir. Hükmü, davacılar vekili vekalet ücreti yönünden, davalılardan ... vekili ise esas yönünden temyiz etmiştir. TMK m. 683 deki "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir. Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nin "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. Komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi davası açılabilmesi için kural olarak zararın doğmuş olması gerekir. İleride zarar doğacağından bahisle dava açılamayacağından bu şekilde açılan davalar reddedilmelidir. Ancak, istisnai durumlarda, henüz zarar doğmadığı halde, yakın gelecekte zarar doğacağı pek muhtemel veya muhakkak ise, davacıya zarar tehlikesinin önlenmesi davasını açma hakkı tanınmalı, zararın doğması beklenmemelidir. Komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi davalarında davalının kusurlu olması aranmaz. Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, elatmanın önlenmesi davasına etkili değildir. Yeter ki, davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Davalının hiçbir kusuru olmasa dahi, elatmanın önlenmesine, eski hale getirme ve tazminata hükmedilebilir. Kural olarak davacının zararının doğmaması için bir önlem almaması da elatmanın önlenmesi davasını etkilemez. Mahkemece yapılacak araştırmalarda somut olayın özelliği, komşu taşınmazların yerleri, nitelikleri, konumları, kullanma amaçları göz önünde tutularak, normal bir insanın hoşgörü ve tahammül sınırlarını aşan bir elatmanın bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Davacının sübjektif ve aşırı duyarlılığı ile değil, objektif her normal insanın duyarlılığına göre elatmaya katlanıp katlanamayacağı araştırılmalı; sonuçta katlanılabilir, hoşgörü sınırlarını aşan bir zarar veya elatmanın varlığı tespit edildiği takdirde mülkiyet hakkının taşkın olarak kullanıldığı sonucuna varılmalıdır. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; mahallinde 18.11.2015 tarihinde yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporlarında, davacı ve davalı taşınmazları arasında yağış yokken kuru halde, ancak yağış mevcutken yağış yüzey sularını taşıyan ve paftasında yer almayan dere olduğu, davalının yaptığı sera inşaatının dereye müdahale oluşturduğu ve sera duvarının yüzey sularının yönünü değiştirdiği bildirilmiştir. Mahkemece bu rapor doğrultusunda sera duvarının kal'ine karar verilmişse de yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Mahkemece, yeniden temin edilecek alanında uzman bilirkişilerle mahallinde keşif yapılarak davacı ve davalı tarafların zarar görmeyeceği ve muhtemel zararı engelleyici şekilde alınacak başka önlem ya da önlemlerin saptanması, davalılarca inşa edilen yapının kaline karar verilmeden zararın giderilmesi mümkün ise öncelikle bu yolun tercih edilmesi gözetilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken bu husus gözetilmeden yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/03/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...
4. Hukuk Dairesi, 2019/835 E., 2020/3372 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi . Hukuk Dairesi
tam metni aç
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761.
4. Hukuk Dairesi         2019/835 E.  ,  2020/3372 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi . Hukuk Dairesi Asıl ve birleşen davada davacı ...tarafından, davalı Vardallar ... San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine 04/11/2014 gününde verilen dilekçe ile eski hale getirme bedeli ve kazanç kaybına ilişkin tazminat, 29/07/2016 gününde verilen dilekçe ile kazanç kaybına ilişkin tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl ve birleşen davaların kabulüne dair verilen 05/04/2018 günlü karara karşı davalının istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; davalının istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince verilen 27/12/2018 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle daha önceden belirlenen 13/10/2020 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı temyiz eden davalı şirket vekili Avukat ... ile karşı taraftan davacı vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenin aykırılık halleri re’sen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; Asıl dava, komşuluk hukukuna aykırılık nedeniyle eski hale getirme bedeli ve kazanç kaybına ilişkin tazminat, birleşen dava ise kazanç kaybı nedeniyle tazminat istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalının istinaf başvurusu bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir. Asıl ve birleşen davada davacı vekili; 26/09/2014 tarihinde komşu parselde davalı yüklenicinin inşaatının kazı çalışmaları sırasında müvekkilinin kiracı olarak işlettiği üzeri çelik çatıyla örtülü ve parsel sınırına sıfır konumdaki iki adet halı sahanın ve restoranın zarar gördüğünü, yaptırdıkları tespitte tesisin kullanılamaz hale geldiğinin ve yıkılıp yeniden yapılması gerektiğinin belirtildiğini, tesisin eski hale getirilmesi için gereken maliyetin ve mahrum kalınan kazanç kaybının tazmini gerektiğini belirterek, asıl davada eski hale getirme ve hasar tarihi olan 26/09/2014 tarihinden dava tarihi olan 04/11/2014 tarihine kadar mahrum kalınan kazanç kaybı için 10.000,00 TL maddi tazminat isteminde bulunmuş, birleşen davada kazanç kaybının halen devam ettiğini belirterek ilk dava tarihi olan 04/11/2014 tarihinden birleşen dava tarihi olan 29/07/2016 tarihine kadar 2.000,00 TL maddi tazminat isteminde bulunmuş, yargılama sırasında 20/10/2017 tarihli miktar açıklama dilekçesi ile asıl davada eski hale getirme bedeline ilişkin istemini 184.480,42 TL, 40 günlük kazanç kaybı istemini 18.744,48 TL olmak üzere toplam 203.225,22 TL ye çıkardığını, birleşen davada ise kazanç kaybı talebini 295.699,54 TL ye çıkardığını açıklamıştır. Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının kiracısı bulunduğu halı saha olarak belirtilen yapı grubunun statik ve çelik konstrüksiyon projesinin olmadığını, kusurun davacıya ait olduğunu, yer altı suyu, toprak yapısı kötü dahi olsa davalının fore kazık sistemini kullanarak inşaatı yaptığını, olayda illiyet bağının ve davalının kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; hükme esas alınan 04/04/2016 tarihli ana rapor ve ek raporlar uyarınca asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükme karşı davalı vekili istinaf talebinde bulunmuştur. Bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesince; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir. a-4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683.maddesinde yer alan; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, Kanun’un 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir. Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir. TMK’nun 738. maddesiyle, 737. maddeye benzer daha özel bir düzenleme getirilmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre "Malik, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır. Komşuluk hukuku kurallarına aykırı yapılar hakkında taşkın yapılara ilişkin hükümler uygulanır.” Bir kimsenin kendi taşınmazında yaptığı hafriyat veya inşaat nedeniyle komşusunun taşınmazına bir zarar vermiş veya onu zarara maruz bırakmışsa, bu zararın hoşgörü sınırlarını aşıp aşmadığını aramaya gerek yoktur. Komşuluk hukukundan kaynaklanan el atmanın önlenmesi, eski hale getirilmesi ve tazminat davalarında davalının kusurlu olması aranmaz. Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, bu tür davalarda etkili değildir. Yeter ki, davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Komşu taşınmaza yönelen müdahaleden dolayı zarar gören kişi, taşınmazın maliki olmak zorunda değildir. Bu kimseler taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak veya şahsi bir hakka dayanarak zilyet sıfatına sahip olabilirler. Komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının tespit edilmesinden sonra varsa davacının uğramış olduğu zararın miktarının bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi, tazminatın bu zarara göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamaz. Oluşan zararın kapsamı belirlenirken ise, tarafların zararın oluşumuna hangi oranda etki ettikleri yani müterafik (bölüşük) kusurlarının olup olmadığı belirlenerek, davacının zararın artmasında kusuru varsa, tazminat miktarı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesine göre indirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. 4271 sayılı Kanun’un 737 ve 730. maddelerinden doğan sorumluluk kusura bağlı bir sorumluluk olmadığından, davalının kusursuz olması tazminat miktarının düşürülmesine etkili olamaz. Somut olaya gelince; mahkemece zararın kapsamı belirlenirken zararın oluşumunda davacının müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılmamış, bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır. Dava konusu olayın gelişimi, davacının kiraladığı tesisin bulunduğu zeminin jeolojik yapısından kaynaklanan hususlar, tesisin yaşı ve yıpranma payı, davacının tesisinin mühendislik kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadığı vb hususlar araştırılarak, zararın meydana gelmesinde davacının müterafik kusurunun bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. b-Mahkemece, davacının tesisindeki halı saha ve çelik çatının mevcut hasarlı durumuyla kullanılamayacağı, sistemin sökülüp yeniden yapılması gerektiği sonucuna varılarak, asıl ve birleşen davada eski hale getirme bedeline ve hasar tarihi olan 26/09/2014 tarihinden birleşen dava tarihi olan 26/09/2016 tarihine kadar toplam 671 günlük kazanç kaybına hükmedildiği anlaşılmaktadır. Ancak davacının işlettiği tesisin yeniden yapım/onarım süresince kazanç kaybına uğradığının kabul edilmesi gerekir. Şu halde, mahkemece bu yön gözetilerek, davaya konu tesisin yeniden yapım/onarım süresi belirlenip tartışılmadan, davacının kazanç kaybına ilişkin isteminin tümden kabul edilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine ve davalı yararına takdir olunan 2.540,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine, peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13/10/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.