4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 756

Türk Medeni Kanunu 756. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 756- Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir. Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz. Arazi maliklerinin yeraltı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır. II. Kaynaklara zarar verilmesi 1. Tazminat

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

9 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2024/3795 E., 2024/5601 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTrabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
Bu madde hükmüne paralel olarak düzenlenen Türk Medeni Kanunu'nun 756 ncı maddesi gereğince de;
7. Hukuk Dairesi         2024/3795 E.  ,  2024/5601 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/670 E., 2022/828 K. ASIL DAVADA DAVACI-BİRLEŞTİRİLEN DAVADA DAVALI : ... vekili Avukat ... ASIL DAVADA DAVALI-BİRLEŞTİRİLEN DAVADA DAVACI : ... vekili Avukat ... ASIL DAVADA DAVALI : ... BİRLEŞTİRİLEN DAVADA DAVACILAR : ... vd. vekili Avukat ... ASLİ MÜDAHİLLER : ... vd. DAVA TARİHİ : 05.10.2004 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Alucra Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2004/80 E., 2021/206 K. Taraflar arasındaki asıl ve birleştirilen davada suya el atmanın önlenmesi istenmesinden dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın asıl davada davacı-birleştirilen davada davalı vekili, asıl davada davalı-birleştirilen davada davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davacı-birleştirilen davada davalı vekili, asıl davada davalı-birleştirilen davada davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. ASIL VE BİRLEŞTİRİLEN DAVA 1. Davacı vekili; Çamoluk ... Köyü, Kılıçdere mevkiindeki doğusu dere, batısı Kiraz Kılıçdere taşınmazı, kuzeyi Kamil Kesik taşınmazı ve güneyi yol ile çevrili taşınmazın müvekkilinin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu, dava edilen suyun, müvekkil tarafından 1997 yılında yukarıda sınırları belirtilen taşınmazında yaptığı kazı suretiyle yeryüzüne çıkarıldığını, 7 yıldır da kendisi tarafından kullanıldığını, bu su ile taşınmazını bahçe haline getirdiğini, bir çok ağaç ve sebze yetiştirdiğini, başlangıçta az olan su zamanla arttığından, bahçesinin ihtiyacından fazlasını müvekkilin yandaki dereye bırakmak zorunda kaldığını, davalı ve bir kısım taşınmaz sahiplerinin de bu suyu kendi taşınmazlarında kullanmaya başladıklarını, ancak bu kişilerin taşınmazlarını sularken gerçekte köy sulama suyundan sıra ile yararlandıklarını, müvekkilin taşınmazından çıkan suya ihtiyaçları olmadığını, suyun genel su olmadığını, su üzerinde, şahıs davacıların öncelikli ve kadim kullanım hakları bulunmadığı gibi, kazı ile çıkarıldığı ve genel su niteliğini taşımadığı için de köy tüzel kişiliğinin hakkının olmadığını, suyun özel su olduğunu ve müvekkilin taşınmazlarını sulaması için bu suya ihtiyacının olduğunu belirterek; davalıların, müvekkilin hüküm ve tasarrufu altında bulunan suya ve su kaynağına, su üzerindeki hakkına yönelik müdahalesinin ve muarazasının men’ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2. Birleştirilen 2005/1 Esas sayılı davada davacılar vekili; dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını belirttiği taşınmazın doğu kısmında bulunan dere yatağından çıkmakta olan kaynak suyundan müvekkilleri ve ... Köyü sakinlerinden bazılarının yararlanmakta olduğunu, davalının bu su kaynağının üst kısmında bulunan ve miras bırakanından kendisine intikal ettiğini iddia ettiği gayrimenkulünde kazı yapmak suretiyle su kaynağını kendi arazisine kaydırmak suretiyle müvekkillerini mağdur ettiğini belirterek, su kaynağına davalı tarafından yapılan müdahalenin men'ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından Hazine ve ... Köyü Tüzel Kişiliğinin davalı gösterilerek Çamoluk ilçesi, ... Köyü, Kılıçdere mevkiinde kain, doğusunun dere, batısının Kiraz Kılıçdere taşınmazı, kuzeyinin Kamil Destek, güneyinin yol ile çevrili gayrimenkul dere yatağından başka bir gayrimenkul olmadığını ve ayrıca zilyetlik söz konusu olmadığını, davacının köye gelişinin 3-4 yılı yukarı geçmekte olduğunu, davacının İstanbul ilinde ikamet ettiğini, bu gayrimenkulün keşifte de anlaşılacağı gibi dere yatağından oluştuğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; dava konusu suyun 1997 yılında çıkarılmadığını, söz konusu suyun ecdatlarından beri sürekli akmakta olan umumun yararlandığı ve dere yatağından akmakta olan bir su olduğunu, davacının 1997 yılında hayır amaçlı bir beton kürün inşa ettiğini, kendilerinin de hayvanların yararlanması, ürünlerin yıkanması için yapıldığını düşündüklerini, bu sudan 25-30 hanenin yararlandığını, suyun dere yatağından çıkmakta olduğunu, Hazineye ait bir yer olduğunu, davacının yeri olmasının söz konusu olmadığını, davacının yersiz ve asılsız olarak açmış bulunduğu dava ile yüksek Mahkemeyi oyaladığını, Hazine yerini tescil etmek istediğini, ezelden beri 25-30 hanenin kullandığı suyu sahiplenmek istediğini belirterek, davacının ikame ettiği davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 3. Birleştirilen 2005/1 Esas sayılı davada davalı vekili; dava dilekçesinde ileri sürülen hususların varit olmadığını, davalı ve bir kısım taşınmaz sahiplerinin bu suyu kendi taşınmazlarında kullanmaya başladıklarını, bu tarihe kadar müvekkili suyu iki ayrı taşınmazına isale ettiği halde davacıların herhangi bir biçimde hak iddia etmediklerini, dava konusu yere yapılan köprü inşaatında dahi bu sudan yararlanılmadığını, inşaat için su bulunamadığı halde kendisinden sudan yararlanma talebinde bulunulmadığını, davacıların hak iddia ettiklerini ve müvekkili ile uğraştıklarını, dava dilekçesinde yapıldığı iddia edilen çeşmenin davacılar tarafından değil, davalı müvekkili tarafından hayvanların yararlanması için yaptırılan, "kürün" tabir edilen su haznesinden başka birşey olmadığını, suyun genel su olmadığını, suyu yeryüzüne çıkaranın da müvekkili olduğundan sudan yararlanma hakkının öncelikle müvekkiline ait olduğunu belirterek, davanın reddine, dava masrafı ve ücreti vekaletin davacılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; "davanın ve birleştirilen davanın kısmen kabulü ile su rejimi kurulmasına" karar vermiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı taraf vekillerince istinaf kanun yolu başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalı-birleştirilen davada davacılar vekili; müvekkilleri tarafından Çamoluk Kaymakamlığına müracaat edilerek men kararı alındığını, men kararına uyulmadığını, ...'nün davasının reddi ile suyun eski haline getirilmesi gerektiğini, İlk Derece Mahkemesince verilen davacı-karşı davalı ...'nün tek taşınmazı için dört gün, davalı-karşı davacı taşınmazları için üç gün su rejimi oluşturulmasına dair verilen kararın hakkaniyetle bağdaşmadığını, davacı-karşı davalı ...'nün 150-200 m²'lik bir bahçesinin sulanması için dört gün 10-15 adet taşınmazın sulanması için ise 3 gün sulama yapılmasına izin verilmesi ile hakkaniyete uygun karar verilmediğinden karara itirazlarının bulunduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının dava konusu suyun bilirkişi raporlarına göre sulama suyu olmayıp, kaynak suyu olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, sulama suyu olarak kabul edildiği takdirde hakkaniyete uygun su rejimi kurulmadığından bu yönü ile kaldırılmasına karar verilmesi istemiyle kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davacı-birleştirilen davada davalı vekili; kabul etmemekle beraber yer altından çıkarılan suyun genel su olarak kabul edilmesi halinde kadim kullanımdan bahsedilemeyeceğine göre, suyu çıkaran kişinin öncelikle kullanım hakkının bulunduğunu ve suyu çıkaran kişinin ihtiyacının öncelikle karşılanacağının kabulünün gerektiğini, arazi sahibinin çıkarılan sudan yararlanma hakkının bulunduğunu, köyün Devlet tarafından yapılan kanal ile getirilen ve taşınmazlara isale edilen sulama suyunun bulunduğunu, su üzerinde, şahıs davacıların öncelikli ve kadim kullanım hakkının bulunmadığı gibi, kazı ile çıkarıldığı ve genel su niteliğini taşımadığı için de Köy Tüzel Kişiliğinin hakkının olmadığını, suyun özel su olduğunu ve müvekkilinin taşınmazlarını sulaması için bu suya ihtiyacının olduğunu, köyde her evde içme suyunun bulunduğunu, içme suyu olarak da bu suya ihtiyaçlarının olmadığını, suyu çıkaranın müvekkili olduğu için kabule göre su rejiminin haftada 5 gün aralıksız müvekkilinin kullanımında olması gerektiğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın yeniden yapılması ile davanın kabulüne ve asli müdahillerin davaları ile birleştirilen davanın reddine karar verilmesi istemiyle kararın bozulmasını talep etmiştir. A. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, suya el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. 1. Türk Medeni Kanunu'nun 718 inci maddesi gereğince; arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. 2. Bu madde hükmüne paralel olarak düzenlenen Türk Medeni Kanunu'nun 756 ncı maddesi gereğince de; "Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir. Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak ... olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz. Arazi maliklerinin yer altı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır." 3. Gerek Türk Medeni Kanunu'nun 718 inci maddesi gerekse 756/2 nci maddesinde sözü edilen kaynaklar, yeraltı sularından farklıdır. 4. Kaynak, kökeni yeraltı suyu olan tabî ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup, suni bir şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su kaynak niteliğini kazanmaz (Gürsoy/Eren/Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s.618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun yararı kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması hâlinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yeraltı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulü de 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu'na tâbidir. 5. Başka bir ifadeyle kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera, orman vb.) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Bu sudan ise kadim ve öncelik ... ihlâl edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir. 6. Özel su ise tapulu taşınmazdan çıkan ve sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli olan sudur. Arazinin mülkiyetine tâbi olan kaynak suyu yani özel su üzerinde, hak sahibi dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir. Bu suyu kendisi kullanabileceği gibi kaynağındaki suyu kullanması hususunda bir başkasına irtifak ... da tanıyabilir. Ayrıca mülkiyet hakkına dayanarak kaynağa el atma varsa el atmanın giderilmesi için davalar açmak yetkisi de bulunmaktadır. 7. Türk Medeni Kanunu'nun 756/2 nci maddesi gereğince "Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak bir irtifak ... olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur" hükmü doğrultusunda kaynak ...; ancak tapuda düzenlenecek resmî senetle tapu malikinin rızası ile kurulabilir. 8. Yine benzer şekilde Türk Medeni Kanunu'nun 837 nci maddesi de "Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde irtifak ..., bu arazinin malikini suyun alınmasına ve akıtılmasına katlanmakla yükümlü kılar. Bu hak, aksi kararlaştırılmadıkça başkasına devredilebilir ve mirasçıya geçer. Kaynak ..., bağımsız nitelikte ve en az 30 yıl için kurulmuş ise tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir” şeklinde düzenlenmiştir. 9. Madde hükmünde belirtildiği üzere, kaynak irtifakı doğrudan kişiye bağlı olarak kurulabileceği gibi başkalarına devri de kararlaştırılabilir. Bağımsız ve daimi hak olarak tesis edildiğinde tapu kütüğüne ayrı bir sayfaya kaydı da mümkündür. Kaynak hakkının kazanılmasına ilişkin kanunda açık bir hüküm olmamakla birlikte eşyaya bağlı diğer irtifakların kazanılması hükümleri uyarınca Türk Medeni Kanunu'nun 780 inci maddesinden kıyasen yararlanarak taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmektedir (m.704/2). Bu durumda kaynak hakkının, resmî şekilde düzenlenecek sözleşme ile tapu siciline tescil ile kazanılması mümkündür. 10. Gerçekten Türk Medeni Kanunu'nun 756/2 ve 837 nci maddelerinde belirtilen kaynak irtifakına konu olabilecek su özel su olup genel su niteliğindeki yeraltı suyu bu düzenlemelerin dışındadır. Nitekim genel sular taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde kabul edilemez. 11. Yeraltı Suları Tüzüğünün 15 inci maddesi gereğince yeraltı suyunu kullanacak arazi veya kuyu sahibinin veya işletmecilerinin faydalı su ihtiyacı; sırasıyle içme, temizlik, belediye hizmetleri, hayvan sulaması, zirai sulama ve maden ve sanayi suyu, sportif ve benzeri tesislerin faydalı kullanış miktarı gözönünde bulundurularak tahsis edilecek maksada göre ilgili bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle DSİ tarafından tespit edilir. Faydalı ihtiyaç için ayrılacak su miktarı hiç bir zaman yeraltı suyu deposunun emniyetli veriminden daha yüksek olamaz. 12. Öte yandan, kural olarak genel sulardan kadim ve öncelik haklarının ihlal edilmemesi koşulu ile ihtiyaç oranında yararlanma ana esastır. Kadim hak, tarafsız mahalli bilirkişiler vasıtasıyla belirlenir. Dava iki köy arasında ise mahalli bilirkişiler komşu köylerden seçilirler. Taraflar aynı köylü ise aynı köyden ya da aynı köyden mahalli bilirkişi bulunmaz ise, yöreyi ve niza konusu suyun kullanım şeklini iyi bilen komşu köylerden de seçilebilir. 13. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Mahkemece ihtiyaç belirlemesi yapmadan neye göre belirlendiği anlaşılmayacak şekilde ve bu hususta rapor dahi alınmadan su rejimi kurulmasına dair hüküm tesisinin doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. 14. Mahkemece yapılması gereken; bilirkişilerden ek rapor alarak veya gerekli görülmesi halinde tekrar keşif yapıp rapor alarak, 15.08.2013 tarihli jeoloji bilirkişisi raporunda 1 inci ve 2 nci kaynak olarak adlandırılan kaynakların davacının taşınmazı sınırlarında mı, yoksa dere yatağında mı olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. 15. Kaynakların davacının taşınmazında olduğunun belirlenmesi halinde; yukarıdaki açıklamalarda gözetilerek suyun özel su yahut genel su olup olmadığının tespitinden sonra genel su olduğunun tespiti halinde tarafların suya ihtiyaçlarının bulunup bulunmadığı (DSİ Genel Müdürlüğünün dosya arasında bulunan 01.07.2021 tarihli yazısından ... Göletinden sulama ihalesi yapıldığı da gözetilerek) tespit edilmeli, suya ihtiyaçlarının bulunduğunun tespiti halinde, ihtiyaç miktarı da dikkate alınarak su rejimi kurulmalıdır. 16. 15.08.2013 tarihli jeoloji bilirkişisi raporunda 1 inci ve 2 nci kaynak olarak adlandırılan kaynakların dere yatağından çıktığının anlaşılması halinde genel su olacağından ve dosya kapsamından anlaşılacağı üzere davacının kadim ... bulunmadığından yukarıda anlatıldığı şekilde su rejimi kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.12.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

14. Hukuk Dairesi, 2015/4387 E., 2017/5947 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu madde hükmüne paralel olarak düzenlenen Türk Medeni Kanununun 756. maddesi gereğince de;
14. Hukuk Dairesi         2015/4387 E.  ,  2017/5947 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 28.01.2013 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlemesi ve eski hale getirme talebi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.09.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_ K A R A R \_ Dava suya el atmanın önlenmesi ve eski hale getirme talebine ilişkindir. Davalı ... vekili cevabında, davacının sudan kadimden beri faydalanmadığını, sulamak istediği evinin bahçesinde şehir suyu bulunduğunu, buradan akan suyla bahçesini suladığını, davacının müvekkile ait evin hemen bitişiğinden su geçirmek istediğini bu durumun ise davalının evinin temeline zarar vereceğini davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davacının davasının kısmen kabulü ile, davalının suyun kendi taşınmazının sona erdiği yerden itibaren, davacı tarafça davalı taşınmazlarına zarar vermeyecek ve suyun kendi taşınmazına akışını sağlayacak şekilde boru yerleştirilmesine ve suyun haftada 2 saat süreyle davacı taşınmazına akışına katlanmak suretiyle dava konusu suya elatmanın önlenmesine, su yoluna yapılmış bir müdahale olmadığından bu engellerin kaldırılması yönündeki talebin reddine karar verilmiştir. Hükmü, davalı ... vekili temyiz etmiştir. Türk Medeni Kanununun 718. maddesi gereğince; Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. Bu madde hükmüne paralel olarak düzenlenen Türk Medeni Kanununun 756. maddesi gereğince de; "Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir. Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz. Arazi maliklerinin yer altı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır." Gerek Türk Medeni Kanununun 718. maddesi gerekse 756/2. maddesinde sözü edilen kaynaklar, yeraltı sularından farklıdır. Kaynak, kökeni yeraltı suyu olan tabi ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup, suni bir şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su kaynak niteliğini kazanmaz (Gürsoy/Eren/Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s.618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun yararı kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması halinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yeraltı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulü de 167 sayılı Yeraltı Suları Kanununa tabidir. Başka bir ifadeyle kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera,orman vb) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Bu sudan ise kadim ve öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir. Özel su ise tapulu taşınmazdan çıkan ve sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli olan sudur. Arazinin mülkiyetine tabi olan kaynak suyu yani özel su üzerinde, hak sahibi dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir. Bu suyu kendisi kullanabileceği gibi kaynağındaki suyu kullanması hususunda bir başkasına irtifak hakkı da tanıyabilir. Ayrıca mülkiyet hakkına dayanarak kaynağa elatma varsa elatmanın giderilmesi için davalar açmak yetkisi de bulunmaktadır. Türk Medeni Kanununun 756/2. maddesi gereğince "Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur" hükmü doğrultusunda kaynak hakkı ancak tapuda düzenlenecek resmi senetle tapu malikinin rızası ile kurulabilir. Yine benzer şekilde Türk Medeni Kanununun 837. maddesi de "Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde irtifak hakkı, bu arazinin malikini suyun alınmasına ve akıtılmasına katlanmakla yükümlü kılar. Bu hak, aksi kararlaştırılmadıkça başkasına devredilebilir ve mirasçıya geçer. Kaynak hakkı, bağımsız nitelikte ve en az 30 yıl için kurulmuş ise tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir” şeklinde düzenlenmiştir. Madde hükmünde belirtildiği üzere, kaynak irtifakı doğrudan kişiye bağlı olarak kurulabileceği gibi başkalarına devri de kararlaştırılabilir. Bağımsız ve daimi hak olarak tesis edildiğinde tapu kütüğüne ayrı bir sayfaya kaydı da mümkündür. Kaynak hakkının kazanılmasına ilişkin kanunda açık bir hüküm olmamakla birlikte eşyaya bağlı diğer irtifakların kazanılması hükümleri uyarınca Türk Medeni Kanununun 780. maddesinden kıyasen yararlanarak taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmektedir (m.704/2). Bu durumda kaynak hakkının, resmi şekilde düzenlenecek sözleşme ile tapu siciline tescil ile kazanılması mümkündür. Gerçekten Türk Medeni Kanununun 756/2 ve 837. maddesinde belirtilen kaynak irtifakına konu olabilecek su özel su olup genel su niteliğindeki yeraltı suyu bu düzenlemelerin dışındadır. Nitekim genel sular taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde kabul edilemez. 6100 sayılı HMK’nun ''Hükmün kapsamı'' başlıklı 297/2. maddesi gereğince; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. H.U.M.K'nun 417. maddesi gereğince yargılama giderleri kural olarak davada haksız çıkan tarafa yükletilir. Aynı yasanın 423. maddesinde de vekalet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; 1-Davacı lehine olacak şekilde dava konusu suyun haftada 2 saat süreyle davacı taşınmazına akışına katlanılmasına dair hüküm kurulmuş ise de suyun hangi gün ve saatler arasında davacı taşınmazına akacağına dair infaza elverişli su rejimi kurulmaması doğru görülmemiştir. 2- Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de kendisini vekille temsil ettiren davalı ... lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi, ayrıca yargılama giderlerinin oranlanarak bir kısmının davacı üzerinde de bırakılması gerekirken tümünün davalıdan tahsiline karar verilmesi, doğru değildir. Açıklanan gerekçelerle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin yatrılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 11.09.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2013/12205 E., 2014/1154 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAlanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre;
14. Hukuk Dairesi         2013/12205 E.  ,  2014/1154 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 27/03/2013 NUMARASI : 2008/110-2013/129 Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.03.2008 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 27.03.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_K A R A R\_ Davacılar, kadimden beri Yassıpınar mevkindeki bulunan çeşmeyi içme, sulama suyu olarak kulandıklarını, davalıların su kaynağına yakın yerde üç adet sondaj kuyusu açmaları nedeni ile çeşmenin kuruduğunu belirterek davalıların suya elatmalarının önlenmesini, davalıların açtığı kuyuların kapatılarak eski hale getirilmesini istemişlerdir. Davalılar vekili, dava konusu çeşme ile davalıların açtığı kuyular arasında 500 metre mesafe olduğunu, çeşmeye zararının olmadığını, davalıların faydalanabileceği başka su kaynağı olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir. Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir. Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir. Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir. Uygulamada kaynak; “yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK. md. 756/3). Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu 1-6. madde). Somut olayda; dosya içerisindeki 02.12.2009 tarihli jeoloji bilirkişi raporunda dava konusu kuruyan çeşmenin üzerinde yer alan davalılar tarafından sonradan açılan krokide 5, 6 ve 7 numara ile gösterilen kuyuların faaliyetleri neticesinde akiferin su seviyesinin dava konusu çeşme kotu altına düştüğünü buna bağlı olarak da çeşmenin kuruduğu, aynı zamanda akiferde yer alan kireçtaşı tabakalarının sondajla delinmesi sonucunda jeolojik yapının zarar gördüğü bu nedenle derin kuyuların kapatılması halinde kuruyan çeşmenin tekrar eski haline dönmesinin mümkün olmayabileceği veya eski hale dönme sürecinin uzun sürebileceği, davalılara ait kuyu lardan davacıların sulanması gereken arazileri için su rejimi kurulması gerektiği belirtilmiştir. Yine dosya içerisindeki 19.11.2012 tarihli jeoloji bilirkişi raporunda dava konusu kuruyan çeşmenin davalılara ait derin kuyuların faaliyetleri neticesinde kuruduğu bahse konu davalılara ait derin kuyuların kapatılması durumunda beslenme ve rezerv alanının küçük olmasından dolayı kuruyan çeşmenin eski hale dönme sürecinin uzun sürebileceği, davalı kuyularından dalgıç pompa ile su çekilmesi neticesinde de kuyularda kuruma ihtimali olacağını, davalılara ait sondaj kuyularından pompaj ile çekilecek yer altı suyunun varlığına dayanarak bir su rejiminin de kurulması sağlıklı sonuç olmayacağı, dava konusu kuruyan çeşmenin eski hale dönmesinin sağlanması için davalılara ait kuyuların kapatılmasının uygun olacağı ve üst kotta akiferde başka bir kuyunun da açılmamasının sağlanması gerektiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere her iki bilirkişi roporunda da davalılar tarafından açılan sondaj kuyularının kapatılması durumunda dava konusu kuruyan çeşmesinin eski hale gelip gelmeyeceği ve süresi kesin ve açık olarak saptanmamıştır. Bu durumda mahkemece suların az olduğu dönemde ziraat, fen ve jeoloji bilirkişi marifetiyle mahallinde keşif yapılarak davalıların sondaj kuyularının kapatılması halinde dava konusu kuruyan çeşmesinin eski hale gelip gelmeyeceği ve süresi kesin ve açık olarak saptanmalı, eski hale gelmenin mümkün olduğu açık ve net bir şekilde tespit edildiği takdirde şimidiki gibi davalılara ait sondaj kuyularının kapatılmasına karar verilmeli, aksi takdirde davalılara ait sondaj kuyularından su rejimi kurulmalıdır. Değinilen yönler gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 23.01.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2013/13291 E., 2014/2623 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİskilip Sulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TMK'nın 756. maddesine göre;
14. Hukuk Dairesi         2013/13291 E.  ,  2014/2623 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İskilip Sulh Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 14/10/2011 NUMARASI : 2006/435-2011/791 Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 03.07.2006 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 14.10.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_ K A R A R \_ Davacı maliki olduğu .. ada .. parsel sayılı taşınmazın hemen yakınında bulunan kayalık ve taşlık alandan dedeleri tarafından çıkartılan suyu kadimden beri kullandığını davalının tarımsal sulamada kullanmak için boru döşemek suretiyle suya müdahalede bulunduğunu belirterek davalının suya elatmasının önlenmesini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir. TMK'nın 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir. Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir. Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir. Uygulamada kaynak; "yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer" olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularında da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md. 756/3). Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu1-6. Madde). Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre; su davalarında görev tayini suyun değerine göre belirlenir. Bunun yöntemi ise, çekişmeli suyun davacı tarafa sağladığı yarar gözönünde tutularak belli edilmelidir. Bunun içinde çekişmeli sudan yararlandığı iddia olunan taşınmazların, susuz halindeki değerleri ile sulu halindeki değerleri arasındaki fark, dava edilen suyun değeri olarak kabul edilmeli, görev hususu da bu değere göre belirlenmelidir. Somut olayda; mahkemece mahallinde yapılan keşif sonucu alınan 26.09.2008 tarihli ziraat bilirkişi raporuna göre davacıya ait taşınmazın sulu değeri ile susuz değeri arasındaki fark 6.768,3 TL'dir. HUMK’nın 8. maddesi gereğince mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı dava tarihi olan 03.07.2006 tarihinde 5.490 TL’yi geçmeyen davalarda sulh hukuk mahkemesi, bu miktarı geçen davalarda ise asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Dava konusu suyun değeri dava tarihi itibariyle 5.490 TL'yi aştığından mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde işin esası hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedeni göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olamadığına, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 27.02.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2013/8825 E., 2013/12297 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre;
14. Hukuk Dairesi         2013/8825 E.  ,  2013/12297 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 24.05.2011 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 20.02.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, suya vaki müdahalenin önlenmesi isteğine ilişkindir. Davacı, 20 yıl önce davalılarla birlikte taşınmazlarına getirdikleri dava konusu suyu içme suyu olarak birlikte kullandıklarını, köye şebeke suyu gelmesi üzerine davalıların dava konusu suyu kendisine sulama suyu olarak bıraktığını ancak davalıların 23.05.2011 tarihinde iş makineleri ile taşınmazlarında kazı çalışması yaparak suya müdahale ettiklerini belirterek davalıların suya vaki elatmalarının önlenmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir. Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir. Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir. Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir. Uygulamada kaynak; "yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer" olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularında da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md. 756/3). Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiriren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzkte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu1-6. madde). Somut olayda; dosya içerisinde bulunan 10.10.2012 tarihli jeoloji bilirkişi raporunda davalılar tarafından maliki oldukları 137 ada 1 parsel sayılı taşınmazda yapılan kazı çalışmasında herhangi bir su kaynağının bulunmadığı, ancak kazı çalışmasının derine indirilmesi durumunda davacının su kaynağının kurumasına sebebiyet verileceği belirtilmiş, 12.10.2012 tarihli ziraat bilirkişi raporunda da davalılar tarafından yapılan kazı çalışması neticesinde herhangi bir su kaynağı elde edilmemiş olması nedeniyle suya elatılmadığı , ancak kazı çalışmasının devamı ve derine indirilmesi durumunda davacının taşınmazında bulunan sulama havuzuna akan suyun olumsuz etkilenebileceği, azalabileceği tespit edilmiştir. Bu durumda mahkemece davalıların kendi taşınmazlarında yaptıkları kazı çalışması nedeniyle davacının taşınmazında bulunan suyun henüz olumsuz etkilenmediği, zararın oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi gerkirken davalıların taşınmazlarında mülkiyet hakkının verdiği tasarruf yetkisini kullandıkları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru değil ise de davanın reddi sonuç olarak isabetli olduğundan HUMK'nın 438/son maddesi gereğince hükmün gerekçesinin değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin yukarıdaki şekilde DEĞİŞTİRİLEREK DÜZELTİLMİŞ bu gerekçe ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 27.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

Başkasına ait bir arazide bulunan kaynak (su) üzerinde kurulan ve hak sahibine o suyu alma ve kullanma yetkisi veren irtifak hakkına "Kaynak Hakkı" denir. Kaynak hakkı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A) Kaynak hakkı, başkasına devredilebilir ve mirasçılara geçebilir (aksi kararlaştırılmadıkça).
B) Kaynak hakkı, tapu kütüğüne "taşınmaz" olarak kaydedilebilir (bağımsız ve sürekli ise).
C) Kaynak hakkı en çok 100 yıl için kurulabilir.
D) Kaynak suyu, arazinin bütünleyici parçasıdır; hak kurulmadıkça mülkiyeti arazi malikine aittir.
E) Kaynak hakkı bir irtifak hakkıdır.