Türk Medeni Kanunu 881. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 881- Hâlen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.
İpoteğe konu olacak taşınmazın, borçlunun mülkiyetinde bulunması gerekmez.
B. Kurulması ve sona ermesi
I. Kuruluş
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
11 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/6591 E., 2023/6181 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
li taşınmazı aynı şartlar dahilinde devraldığı, bu nedenlerle taşınmazı ipotekli satın alan ve bunun karşılığında mevcut kredi borcuna karşılık kısmi ödemede bulunan davacının taşınmazı devir aldığı tarih itibari ile muaccel hale gelmiş ve 4721 sayılı Kanun'un 881 inci maddesine göre henüz doğmamış olan alacakların dahi ipotekle temin edilebilmesi mümkün olduğundan sözleşme gereğince doğmamış olan
11. Hukuk Dairesi 2022/6591 E. , 2023/6181 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
HÜKÜM : Davanın reddine
Taraflar arasındaki ipoteğin fekki davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı ...'un davalı bankadan kullandığı kredilerin teminatı olmak için üzerine ipotek tesis ettirdiği taşınmazını, müvekkilinin ipotekli olarak satın aldığını, müvekkilinin kredilerin tamamını ödediğini, keşide ettiği ihtarname ile ipoteğin fekkini talep ettiği halde davalının gayrimenkul üzerindeki ipoteği kaldırmadığını ve ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlattığını, bunun üzerine müvekkilinin takip borcunun tamamını ödediğini, ancak kötüniyetli davalının ipoteği halen kaldırmayıp, takibe devam ettiğini iddia ederek dava konusu taşınmaz üstündeki davalı lehine konulan ipoteklerin kaldırılmasını talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının yaptığı ödeme ile teminat altına alınmış borçların tamamının ödenmediğini bankanın ödenmemiş toplam 634.888,02 TL alacağı olup, dava konusu taşınmazın ipotek limiti ile sınırlı olarak teminat oluşturduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
1.Mersin 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 03.05.2016 tarih, 2012/326 E., 2015/24 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 01.10.2019 tarih, 2015/16959 E., 2016/8182 K. sayılı kararıyla; davanın genel kredi sözleşmesine teminat olarak tesis edilen ipoteğin kaldırılması istemine ilişkin olduğu, genel kredi sözleşmelerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde düzenlenen işlemlerden olduğundan bu sözleşmeleri teminen tesis edilen ipotek işlemlerinin de anılan hüküm kapsamında ticari dava olduğunun kabulü gerektiği, aynı Kanun'un 6335 sayılı Kanun ile değişik 5 inci maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişkinin, görev ilişkisi olarak düzenlendiğinden ve görevin dava şartlarından olup, Mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiğinden somut olayda dava tarihi de dikkate alındığında davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevi dahilinde olduğu ve dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddi gerektiği gözetilmeden işin esası yönünden karar verilmesinin bozmayı gerektirdiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş, Mersin 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nce bozmaya uyularak görevsizlik kararı verilmiştir.
2.Mahkemenin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı ile; dava konusu Mersin İli, Mezitli İlçesi, 3096 no'lu parsel, A blok, zemin kat 37 nolu bağımsız bölümün davacı adına tapuda kayıtlı bulunduğu, davacının taşınmazı ipotekli olarak 02.03.2012 tarihinde satın aldığı, taşınmaz üzerinde davalı banka lehine 600.000,00 TL tutarlı, borçlusu Ergin Kurt olan, 23.12.2008 tarihinde tesis edilmiş ipotek bulunduğu, birbirini teyit eden her iki bilirkişi raporu dikkate alınarak takibe konu olan borçların tümünün ipotekli taşınmazın davacı ... tarafından iktisap edildiği tarih olan 02.03.2012 tarihinden önce muaccel hale geldiği, davacı ...'ın 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 888 inci maddesinin ikinci fıkrası da dikkate alınarak ipotekli taşınmazı aynı şartlar dahilinde devraldığı, bu nedenlerle taşınmazı ipotekli satın alan ve bunun karşılığında mevcut kredi borcuna karşılık kısmi ödemede bulunan davacının taşınmazı devir aldığı tarih itibari ile muaccel hale gelmiş ve 4721 sayılı Kanun'un 881 inci maddesine göre henüz doğmamış olan alacakların dahi ipotekle temin edilebilmesi mümkün olduğundan sözleşme gereğince doğmamış olan alacaklardan da sorumlu bulunduğu, ayrıca dava dışı şirketin yedinde bulunan 20 adet çekten dolayı 5941 sayılı Çek Kanunu gereğince bankanın toplam 20.000,00 TL ödemekle yükümlü olduğu miktarın, yasa gereğince faiz getirmeyen bir hesaba depo edilmesinin de gerektiği, ipotekli taşınmazın tapu müdürlüğü tarafından düzenlenen resmi senedin koşullar başlığı taşıyan hükümlerinin de hukuka aykırılık taşımadığı, zira dava konusu taşınmazı ipotekli olarak satın alan davacı malikin sözleşmenin yapılması sırasında bu koşulların varlığını ve içeriğini görerek, sonuçlarının da farkında olarak resmi senedi imzaladığı kanaatine varılmış olup, ipotekli taşınmazın davacı tarafından iktisap edildiği tarihten önce muaccel hale gelmiş olan borçların ödenmemesi nedeni ile ipoteğin kaldırılması şartlarının dava konusu olayda gerçekleşmemiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; görevsiz Mahkemece alınan bilirkişi raporlarına itiraz ettiklerini ancak yeni bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını, Kanun hükmü gereği kullandırılacak kredinin hüküm doğurabilmesi için rehnedilecek gayrimenkulün maliki ile alacaklı arasında bir sözleşme bulunmasının şart olduğunu, her ne kadar ipotek limit ipoteği olsa dahi ipotekli gayrimenkulün 3. kişiye devri halinde devir tarihi itibari ile yeniden tahsis edilen kredilerde gayrimenkul sahibi 3. kişinin onayı alınması gerektiğini, aksi halde devralan 3.kişinin sorumluluğunun devir tarihi itibari ile muaccel olmuş borç kadar olduğunu, gayrimenkulün ilk devir tarihi olan 08.10.2009 tarihinin tapu sicil müdürlüğünce davalı bankaya bildirildiğini, bu tarih itibari ile var olan tüm borçtan devralan 3.kişinin ipotek yükü ile sorumlu olduğunu, bu itibarla dosyaya sunulan her iki bilirkişi raporunda da bilirkişinin takip konusu borcu, işbu devir tarihi itibari ile hesaplaması gerekirken ilk devir tarihinden sonra kullandırılan ve Ergin Kurt’un kefil sıfatı ile imzaladığı kredi borçlarını da hesap konusu yapmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, 08.10.2009 tarihinden sonra da müteaddit kereler kredi kullandırıldığını, ancak işbu kullandırılan kredilerin hiçbirinde yeni maliklerin onayı alınmadığını ve kendilerine bu hususta bildirim yapılmadığını, müvekkilinin işbu gayrimenkulü 02.03.2012 tarihinde devraldığını, devir sonrasında davalı bankaya müracaat ederek ilk devir tarihi olan 08.10.2009 tarihine kadar muaccel olmuş 115.286,29 TL borcu ödediğini ve gayrimenkul üzerindeki ipotek yükünün bittiğini, davalı bankanın ilk devir tarihi olan 08.10.2009 tarihinden sonra kullandırdığı kredilerde devralan 3. kişilerin onayını almadığından işbu kredilerin teminatı olmak üzere ipotek yükünden faydalanamayacağını, takip konusu ipoteğin limit ipoteği olmasına karşın takip ile kredi kullanan şirketin ve gayrimenkulün ilk maliki Ergin Kurt’un kullandığı bireysel kredilerin de tahsili yoluna gidildiğini, limit ipoteğinin bireysel kredilerin teminatı olamayacağını, bu itibarla da kararın yasaya aykırı olduğunu, gerekçede davalı bankaya halen borcun mevcut olduğunun belirtildiğini ancak taşınmazın ilk devir tarihi olan 08.10.2009 tarihi itibariyle borcun olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, resmi senet akit tablosunun 5 inci maddesinde ipotekli taşınmazın devrine ilişkin esasların düzenlendiğini, ‘‘yeni malik borcun tamamını veya kendi parçasına düşen payı’’ ifadesine yer verildiğini, işbu ifade de dahi muaccel bir borç ilişkisi esas alındığını, doğacak borçlar için devre ilişkin esasların düzenlenmediğini, bu hususun dahi devirden sonra doğan borçların yeni maliki bağlamayacağının göstergesi olduğunu, dosyada mevcut son bilirkişi raporunun sonuç kısmında açıkça Adana 3. İcra Müdürlüğü 2012/7425 E. sayılı takip dosyasına konu borcun müvekkilinin iktisap tarihi olan 02.03.2012 tarihinden evvel doğduğunun belirtildiğini, daha önce gerçekleştirilen satışların göz ardı edildiğini, bu ibarenin dahi daha önce gerçekleştirilen 08.10.2009 tarihli satış değerlendirme konusu edilseydi ipoteğin bu tarih ve öncesini kapsayacağının kanıtı olduğunu, ayrıca her iki bilirkişi raporunda da ipotek yükünün ne kadar bedel ödendiği takdirde kalkacağının hesap edilmediğini, gerekçeli kararda da bu hususun belirtilmediğini, tek başına dosya da mevcut bir hesabın olmayışı ve gerekçeli kararda belirtilmeyişinin dahi bozma sebebi olduğunu, gerek ipotek yükünün halen devam ediyor olması gerekse de dosya içinde 60.000,00 TL teminat bulunması hususları da değerlendirilerek teminatsız olarak dava konusu gayrimenkule ilişkin tüm satışların durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ederek kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, ipoteğin fekki talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 881 inci maddesi, 888 inci maddesi.
3. Değerlendirme
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
25.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2021/9007 E., 2023/3219 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 881, 875 nci maddeleri.
11. Hukuk Dairesi 2021/9007 E. , 2023/3219 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1959 Esas, 2021/1566 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Zonguldak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2019/80 E., 2020/116 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin ilaç alım satım işi yaptığını, davalı ... Tekçe'nin ise Kepez Eczanesi unvanı ile eczane işlettiğini, müvekkili şirket ile eczane işletmeciliği yapan davalı arasında ilaç alım satım ilişkisinden kaynaklanan ticari ilişki çerçevesinde toplamda 501.342,17 TL tutarındaki borcun ödenmesi hususunda müvekkili şirkete yeniden yapılandırma teklifinde bulunulduğunu, iyi niyet gösterilerek borçlunun bu teklifinin kabul edildiğini, 23.03.2018 tanzim tarihli farkı vadelerde ödenmek üzere 21 adet bononun davacı yanca keşide edilerek müvekkiline teslim edildiğini ve aynı tarihte bir muacceliyet sözleşmesinin imzalandığını, borçlunun bonolarda kayıtlı borcunun tamamını vadesinde ve gecikmeksizin kayıtsız şartsız olarak ödeyeceğini, işbu senetlerden herhangi birisinin tamamının veya bir kısmının vadesinde ödenmeyerek protesto edilmesi halinde ise diğer bonoların tamamının muacceliyet kesbedeceği kararlaştırıldığını, davalı ...'ın borcundan dolayı müvekkili şirket lehine diğer davalı ... tarafından maliki bulunduğu gayrimenkulün de müvekkili şirket lehine 500.000,00 TL bedel üzerinden ipotek tesis edildiğini, bonoların vadesi gelmesine rağmen ödenmediğini, bir bononun vadesinde ödenmemesi üzerine akdedilen muacceliyet sözleşmesi uyarınca diğer tüm bonoların da muaccel hale geldiğini, davalılara gönderilen ihtarname ile borcun ödenmesi aksi halde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılacağının bildirildiğini, belirtilen süre içerisinde borcun ödenmemesi üzerine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibine geçildiğini, borçlular tarafından icra takibine haksız, mesnetsiz ve kötü niyetli olarak itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; takibe konu ipoteğin doğmuş bir alacak için tesis edilmediğini ve kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını içermediğini, bahse konu taşınmazın üzerindeki ipotek üst limit ipoteği olduğundan alacağın miktarının fer’ileri dahil olmak üzere ipotek miktarından fazla olamayacağını, ipotek üst limitinin 500.000,00 TL olduğunu, müvekkillerine usulüne uygun olarak tebliğ edilen herhangi bir cari hesap tablosu veya ihtarnamenin de bulunmadığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) l50 nci maddesi uyarınca taraflar arasında cari hesap, kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen bir ilişki bulunmadığı takdirde borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılamayacağını, ipoteğin 21 adet bono düzenlenmeden çok daha önce verildiğini, dolayısıyla ipoteğin bu borca ilişkin olmadığını, davacı şirketin faize faiz işlettiğini, vade farkı hesabı yaptıktan sonra bu tutara faiz işletmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirket ile davalı ... Tekçe arasında ilaç alım satım ilişkisinin mevcut olduğu, davalı ... tarafından 04.04.2016 tarihinde davacı lehine 500.000,00 TL bedelli 1 inci dereceden davalı ...'ın davacı şirkete ipotek tarihine kadar olan tüm borçlarının karşılığı ve ipotek tarihinden sonra doğacak tüm borçlarının da teminatını teşkil etmek üzere müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla ipotek tesis edildiği, davacı şirket ile davalı ... arasında 23.03.2018 tarihli protokolün imzalandığı, bahsi geçen hususların tarafların kabulünde olduğu, protokolde davalı ...'ın davacı şirkete 501.342,17 TL borcunun bulunduğunun ve borcun ödenmesi hususunda davalı ...'ın yine protokolde belirtilen bonoları davacı şirkete teslim ettiğinin düzenlendiği, ayrıca protokolün 2 nci maddesinde senetlerden birisinin tamamının veya bir kısmının vadesinde ödenmemesi halinde diğer senetlerin tamamının muacceliyet kesbedeceğinin kararlaştırıldığı, borcun ödenmemesi üzerine davacı şirket tarafından davalılar aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, her ne kadar davalılar tarafından takip konusu ipoteğin 2004 sayılı Kanun'un 150 nci maddesi koşullarını taşıyan limit ipoteği olmadığı gibi aynı Kanun'un 149 uncu maddesinde düzenlenen karz ipoteği de olmadığı bu nedenle de ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmüşse de icra takibine konu ipotek akit tablosunda ipoteğin, doğmuş ve doğacak borçların teminatı olmak üzere tesis edildiği, 2004 sayılı Kanun'un 149 uncu ve 150 inci maddesinin alacaklı şirketin ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibi yapmasına engel olmadığı, takibin iptali talebine ilişkin İcra Hukuk Mahkemesi'nde açılan davada davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, davacının ticari defter ve kayıtlarının incelendiği bilirkişi raporunda davalı ...'ın davacı şirkete 501.342,17 TL borcunun bulunduğunun tespit edildiği, borcun ödenmesi hususunda davacı şirketin davalılara ihtarname gönderdiği ve ihtarnamenin davalılara tebliğ edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı borçluların itirazlarının iptaline, takibin aynen devamına, asıl alacağın %20'si oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; bahse konu taşınmazın üzerindeki ipotek üst limit ipoteği olduğundan alacak miktarının fer'ileri dahil olmak üzere ipotek miktarından fazla olamayacağını, takibe dayanak olarak dosyaya ihtarname veya cari hesap tablosu da sunulmadığını, kaldı ki müvekkillerine de usulüne uygun olarak tebliğ edilen herhangi bir cari hesap tablosu veya ihtarname de bulunmadığını, 2004 sayılı Kanun'un 150/1 inci maddesindeki düzenlemenin banka ve kredi veren kuruluşlar için getirildiğini, diğer gerçek ya da tüzel kişileri anılan maddeye dayalı olarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi yapmalarının mümkün olmadığını, davacı şirketin faize faiz işletmekte olup vade farkı hesabı yaptıktan sonra bu tutara faiz işletmesinin de usul ve yasaya aykırı bulunduğunu, raporun ara karara uygun düzenlenmediğini, ara karara aykırı olarak keşif yapılmadan, taraflar hazır olmadan hazırlanan bilirkişi raporunu kabul etmediklerini ayrıca sadece 2016-2017-2018 yıllarına ait ticari defterler ve belgeler üzerinde inceleme yapılarak rapor düzenlenmesi istenilmiş olmakla sadece bu yıllara ilişkin inceleme yapılması gerekirken 2020 senesindeki yani takip tarihinden sonraki tarihlere ait defter kayıtlarının incelenmesiyle bu kayıtlara göre rapor düzenlendiğini, bilirkişi raporuna karşı itirazları değerlendirilmeden eksik ve hatalı rapora dayanılarak usul ve yasaya aykırı karar verildiğini beyan ederek mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalılar aleyhine başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 881, 875 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Dava; ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle yapılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı ... tarafından 04.04.2016 tarihinde davacı lehine 500.000,00 TL bedelli 1 inci dereceden davalı ...'ın davacı şirkete ipotek tarihine kadar olan tüm borçlarının karşılığı ve ipotek tarihinden sonra doğacak tüm borçlarının da teminatını teşkil etmek üzere müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla ipotek tesis edilmiştir.
3. Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek 4721 sayılı Kanun'un 881 ile 897 nci maddeleri arasında düzenlenmiş olup aynı Kanun'un 851 inci maddesi uyarınca güvence altına alınması düşünülen alacak miktarının belirli olup olmamasına göre ipotek iki şekilde kurulabilir. İpotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değil ise üst sınır ipoteği söz konusu olur. Anapara ipoteği mevcut ve miktarı belirli alacaklar için kurulmakla bu ipotek türünde rehin yükünün kapsamı tapu kütüğüne tescil edilen alacak miktarıyla sınırlı olmayıp, bunun dışındaki yan alacaklar da rehin yükü kapsamındadır. (4721 sayılı Kanun'un 875-876 ncı maddeleri) İpoteğin kurulması esnasında güvence altına alınan alacağın miktarı belirli değil ise alacaklının bütün istemlerini karşılar biçimde bir üst sınır taraflarca belirlenebilir. Bu şekilde miktarı belirli olmayan alacaklar için kurulan ipoteğe üst sınır ipoteği denilmekte olup genellikle bu tarz ipotekler rehnin kurulduğu anda miktarı bilinmeyen ileride doğduğu zaman da miktarının ne olacağı tahmin edilemeyen alacaklar örneğin, genel krediden veya cari hesaptan kaynaklı alacaklar için üst sınır ipoteği kurulabilir. Üst sınır ipoteğinin bulunması halinde alacak miktarı ipotek limitini aşıyor olsa dahi borçlu ipotek akit tablosunda belirlenen miktarı icra dosyasına yatırmakla tüm borçlarından kurtulur. Bu miktarın içerisine icra masrafları, faiz, vekalet ücreti gibi fer'i nitelikli alacaklar da dahil olup borçlu ayrıca bunlardan sorumlu tutulamaz. Somut olayda; mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davalı ...'na ait taşınmaz üzerinde üst sınır ipoteği tesis edilmiştir. Ancak Mahkemece takibe yapılan itirazın iptali ve takibin aynen devamına karar verilerek üst sınır ipoteği limitini aşacak şekilde tahsile olanak verilmesi doğru görülmemiş, kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalılar vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalılara iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2015/2344 E., 2015/6488 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir(Kapatılan) 12. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 881/1. maddesi hükmüne göre;
23. Hukuk Dairesi 2015/2344 E. , 2015/6488 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir(Kapatılan) 12. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 10/02/2015
NUMARASI : 2014/798-2015/74
Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Şikayetçi vekili, şikayet dışı borçlu H..... hakkında İzmir 8. İcra Müdürlüğü'nün 2014/7233 Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takip nedeniyle borçlu adına kayıtlı ipotekli taşınmazın, alacağa mahsuben 10.12.2014 tarihinde üçüncü şahıs G..... satıldığını, ihalenin kesinleşmesi üzerine satış bedelinden gerekli yasal kesintiler yapıldıktan sonra kalan miktarın dağıtılması için İzmir 8. İcra Müdürlüğü'nce 25.12.2014 tarihinde sıra cetveli düzenlendiğini, bu sıra cetvelinde 1. sıra ipotek alacaklısı olmaları nedeniyle taraflarına takibe konu alacak miktarı kadar pay ayrıldığını, oysaki borçlunun takibe konu konut finansman kredisi dışında ve fakat ipotek limiti dahilinde 56.183,00 TL daha borcu bulunduğunu, icra müdürlüğünce limit ipoteği dahilindeki bu alacak için takip yapılmadığı gerekçesi ile taraflarına pay ayrılmadığını, alacağını ipotek limiti dahilinde olması nedeniyle satış bedelinden pay ayrılması için ayrıca takip yapılmasına gerek olmadığını, taşınmaz üzerinde müvekkil banka lehine 1. derece limit ipoteği bulunduğunu, bu nedenle 25.12.2014 günlü sıra cetvelinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptali ile yeniden sıra cetveli düzenlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Şikayet olunan vekili, şikayetçinin, alacaklarının sıra cetvelinde hiç yer almadığı iddiasıyla sıra cetvelinin iptalini talep ettiğini, bu nedenle genel mahkemelerin görevli olduğunu, kredi kartlarından ve bireysel kredilerden doğan bu alacakları için icra takibi yapılmadığından bu alacakların sıra cetvelinde yer almamasının yasalara uygun olduğunu, şikayetin haksız olduğunu savunarak, şikayetin reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; şikayetçi tarafça şikayet dışı borçlu H.....hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip başlatıldığı, takibin kesinleşmesi üzerine borçlu adına kayıtlı taşınmazın 10.12.2014 tarihinde açık arttırma yoluyla satıldığı, icra müdürlüğünce satış bedelinin şikayetçi ipotek alacaklısı ile şikayet olunan vergi dairesi arasında paylaştırıldığı, takibe dayanak 08.10.2010 tarih 16724 yevmiye sayılı ipotek akit tablosu incelendiğinde söz konusu ipoteğin 190.000,00 TL bedelli ve üst sınır ipoteği olduğu, takip konusu alacak miktarının 41.465,14 TL olduğu, satış tarihi itibariyle alacak miktarının 53.425,42 TL 'ye ulaştığı, söz konusu satış bedelinden kalan miktarın ise yani paylaşıma konu miktarın ise 130.746,00 TL olduğu, bu miktarın 53.425,42 TL'sinin şikayetçi ipotek alacaklısına, kalan 77.302,58 TL'sinin ise 2. sırada haczi bulunan şikayet olunana ödenmesine karar verildiği, üst sınır ipoteğinde limit dahilinde şikayetçi bankanın kalan asıl alacakları ve fer'ileri toplamı için ayrı bir icra takibi yapıp haciz koydurmasına gerek kalmaksızın alacağının ilk sırada ödenmesinin mümkün bulunduğu, bu nedenle icra müdürlüğünün 25.12.2014 günlü sıra cetvelindeki gerekçesinin usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle, şikayetin kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, şikayet olunan vekili temyiz etmiştir.
Şikayet, şikayetçi bankanın kredi kartı ve bireysel krediden kaynaklanan alacağının üst sınır ipoteği kapsamında kaldığı iddiasıyla sıra cetvelinin iptaline ilişkindir.
Borçluya ait mahcuz satış bedelinin bütün alacaklıların alacağını karşılamaması halinde düzenlenecek sıra cetveline itiraz, alacağın esas ve miktarına ya da bununla birlikte sıraya yönelikse dava yoluyla genel mahkemede (İİK’nın m.142/1), itiraz sadece sıraya yönelikse şikayet yoluyla icra mahkemesinde (İİK’nın m. 142/son) ileri sürülmelidir.
Dairemizin 16.09.2014 tarih ve 5836 E., 5652 K; 10.12.2014 tarih ve 10197 E., 8047K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere;
Öncelikle, ipotek kavramı üzerinde durulması ve kesin borç (anapara) ipoteği ile üst limit (maksimal) ipoteği arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir.
İpotek ile sağlanan amaç alacağa teminat sağlamaktır. İpotek, rehni verenle alacaklı arasında yapılacak resmi senede dayanır. Rehin hakkı, ayni hak olarak bu senede dayanılarak tapu kütüğüne yapılacak tescille doğar. Doğmuş bir alacağı teminat altına almak için kurulan ipotek kesin borç ipoteğidir. İlerde doğacak ve doğması muhtemel alacaklar için kurulan ipotek ise üst limit ipoteğidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 881/1. maddesi hükmüne göre; “Halen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.” Aynı Kanun’un 851/1. maddesi gereğince, “ Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması halinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir.”
Kesin borç ve üst sınır ipoteği ayrımı, ipotekle alacak arasındaki ilişkinin yoğunluğu esas alınmak suretiyle yapılmıştır. İpotek tesis edilirken alacağın miktarının belirli ve borcun mevcut olması kaydıyla ipotek miktarı dışında faiz ve takip giderlerinin de rehin teminatından yararlanacağının öngörülmüş olması halinde, tarafların anapara ipoteği kurmak istedikleri kabul edilebilir. Rehin sözleşmesinde ipoteğin alacağa bağlı olarak limitli tesis edildiği hallerde üst sınır ipoteği olduğu kabul edilmelidir. İpoteğin kesin borç veya üst sınır ipoteği olması yapılacak takibin türü bakımından önem taşımaktadır.
Kesin borç ipoteğinde temel ilişkiden (borç ilişkisinden) doğan bir alacak teminat altına alınmaktadır. Temel borç ilişkisinin geçersiz olması nedeniyle alacak doğmamışsa yapılan tescil görünürde alacaklı lehine bir rehin hakkı doğurmaz. Rehin sözleşmesinde temel borç ilişkisinin gösterilmesi geçerlilik şartı olmamakla beraber hangi alacak için rehin kurulduğunun ispatını kolaylaştırır. Paraya çevirme anında geçerli bir alacağın varlığı rehin hakkının kullanılması için zorunludur. Alacak mevcut değilse, tescil edilmiş ipotek alacaklı için güvence oluşturmaz. Bu halde hakkın kullanılmasında ipoteğin alacağa bağlılığı mutlaktır.
Üst sınır ipoteği, ileride doğacak veya doğması muhtemel olan bir alacağın teminatı olarak tesis edildiği için bu belirsizliğin ileride getireceği sorunları önlemek amacıyla taşınmazın bu belirsiz borca azami ne miktar için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosunda bir limitle belirlenir. İşte bu nedenledir ki ileride vücut bulacak ana borç ile buna eklenecek faiz, icra takip giderleri ile yanlarca kararlaştırılan diğer fer'ileri, yani TMK'nın 875. maddesinde belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan toplam borç miktarı, bu tür ipotekte tarafların ipotek tesis edilirken rızaları ile tespit edilen bu limiti aşması mümkün değildir. Bu özellik üst sınır ipoteğini kesin borç ipoteğinden ayıran önemli bir unsur olmaktadır. Zira, kesin borç ipoteğinde ipotek akit tablosunda belirtilen ana alacaktan başka TMK'nın 875. maddesi uyarınca takip giderleri ile faiz ve diğer fer'ileri de teminat kapsamına girmektedir. Üst sınır ipoteğindeki bu ana ilke başlangıçta belirli olmayan bir borca giren ve taşınmazında alacaklı lehine ipotek tesis ettiren borçlu veya borçlu lehine ipotek veren üçüncü kişiler bakımından önem taşıdığı gibi tapu sicilinde kayıtlı ipotek limitine itibar ederek aynı taşınmazda alacakları için ipotek tesis ettirecek üçüncü kişiler yönünden de tapu sicilindeki kayda itibar edilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. (YHGK'nın 22.02.2012 tarih ve 12-778 E., 94 K. sayılı ilamı bu yöndedir.)
İpotek akit tablosunda limit miktarı saptandıktan sonra, "bu meblağa ilaveten ve ayrıca" ibareleri ile ipoteğin kapsamını genişleten kayıtların eklenmesinin, üst sınır ipoteği olarak tesis edilen ipoteğin türünü anapara ipoteğine dönüştürmesi mümkün değildir.
Zira, TMK'nın emredici nitelikteki 851, 881, 875 ve 876. maddeleri hükümlerini bertaraf etmeye yönelik bu kayıtların hukuki sonuç doğurmaları kabul edilemez. (YHGK'nın 24.05.1989 tarih ve 111-294 E., 378 K. sayılı ilamı bu yöndedir.) Bu husus, üst sınır ipoteği yönünden kamu düzenine ilişkin olup, süresiz şikayete tabidir ve icra mahkemesince kendiliğinden nazara alınmalıdır. “İpotek kesin borç ipoteği ise, itiraz, süresi içinde olmadığından süre yönünden reddi, üst sınır ipoteği ise kamu düzeni ile ilgisi olması nedeni ile itiraz ve şikayetin süreye bağlı olmadan incelenmesi gerekir” 12.HD. 04.05.1992, 11390 E, 6000 K. (Kuru, İcra, C.3, s.2427 dn95d). Diğer anlatımla, bu ve 12. HD. 26.11.1999, 13828/15115; 12.HD. 09.11.1999, 13025/13863; 12. HD. 01.11.1999, 13412/13233; 12.HD. 22.10.1999, 11726/12747; 12.HD. 22.05.1997, 5095/5972 sayılı ilamlarında, borçlunun 7 gün içinde ödeme emrine itiraz etmemiş olması halinde dahi, icra dairesinin, sıra cetvelini düzenlerken, takibin alacağın tamamı üzerinden kesinleşmiş olmasına rağmen, sıra cetvelinde takip alacaklısının alacağını yalnız, ipotek limiti içinde kalan miktar kadar nazara alınması gerektiğine karar verilmiştir. “Azami limitli ipoteklerde MK.nın 790. maddesinin hükümleri geniş anlamda uygulanamaz ve ipotek veren üçüncü şahısların sorumlulukları azami ipotek miktarı ile sınırlı olur. Teminat ipoteği veren üçüncü kişinin takibe itiraz etmemesi halinde dahi, başka alacaklıların menfaatlerinin muhtel olabileceği durumlarda derece kararının tanzimi sırasında azami limit miktarının nazara alınması gerekir”. 12.HD.10.03.1987, 648/3326(Uyar, Rehnin Paraya Çevrilmesi, s.296). Kuru ise icra memurunun bu tür bir yetkisi olmadığı, buna sıra cetveline karşı itiraz biçiminde varsa diğer alacaklıların itiraz edebileceği görüşündedir. (Age. sh. 2431) İİK.m.45 gibi üst sınır ipoteğinin kapsamını icra memuru kendiliğinden nazara alabilmelidir. Bu maddi hukuk bakımından bir araştırmayı da gerektirmemekte, takip talebine eklenen resmi senetten anlaşılabilmektedir. Nitekim kambiyo senetlerine özgü takipte de icra memuru bu senedin kambiyo senedi olup olmadığını araştırmaktadır.(Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Bankacılar Dergisi, 33. Sayı, 2000 yılı, sh 50).
Öte yandan, üst sınır ipoteğinde limit fazlası alacak için alacaklı tarafından ayrıca takip yapılarak haciz konulmadığı sürece, üst sınır limitinden fazla pay ayrılamaz. Diğer anlatımla, üst sınırı aşan alacaklar, teminattan faydalanmazlar ve adi alacak olarak kalırlar. (Yargıtay 19. H.D.'nin 29.03.2001 tarih ve 1115 E., 2301 K; 14.02.2002 tarih ve 7426 E., 1131 K. sayılı sayılı ilamları bu yöndedir. Ayrıca Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, El Kitabı, 2. Baskı, 2013, sh. 988) Yargıtay 19. H.D.'nin 10.11.2005 tarih ve 5720 E., 11011 K; 27.01.2006 tarih ve 9141 E., 581 K. sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere, üst sınır ipotek limitine kadar olan alacak ve fer'ileri toplamı için ayrı bir takibe ve hacze gerek bulunmamaktadır.
Somut olayda, şikayetçi tarafın üst sınır ipoteği limiti kapsamında kendisine pay ayrılmadığına dair istemi, icra müdürünün paylaştırma yapılırken alacağın hesaplanmasına ilişkin takip hukuku kurallarını yanlış uygulamasına yönelik olup; şikayet olunan alacağının hiç ya da gösterilen miktarda bulunmadığına yönelik olmadığından, itiraz alacağın doğumuna ve esasına yönelik değildir. İpoteğin bir üst limit ipoteği olup olmadığını belirlemek İcra Mahkemesi'nin görevine girmektedir. Diğer anlatımla şikayetçinin, kendisine ipotek limitinden daha az pay ayrıldığı iddiasına dayalı bu itirazı üzerine, mahkemece ipoteğin kapsamının incelenmesi gerekeceğinden bu itiraz, alacağın doğumuna ve miktarına değil, sıraya yönelik olup, icra mahkemesi görevlidir. Bu nedenlerle, mahkemece şikayet olunanın görev itirazı hususunda herhangi bir karar verilmemiş ise de, görevli olduğunun kabulü ile uyuşmazlığın esasının incelenmesi doğru olmuştur.
Bu açıklamalara ve dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayet olunan vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunan vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan İcra Mahkemesi kararının İİK’nın 366. maddesi uyarınca ONANMASINA, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,12.10. 2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2014/5836 E., 2014/5652 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana 5. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 881/1. maddesi hükmüne göre;
23. Hukuk Dairesi 2014/5836 E. , 2014/5652 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana 5. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 01/10/2013
NUMARASI : 2013/418-2013/602
Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Şikayetçi vekili, Adana 4. İcra Müdürlüğü'nün borçlusu şikayet olunan Ü.. A.. olan 2012/8417 Esas sayılı takip dosyasında düzenlenen 26.06.2013 tarihli sıra cetveline esas taşınmazda müvekkilinin 300.000,00 TL limitli ipoteği olduğunu, kredi borcunun ödenmemesi üzerine borçlu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlattıklarını, taşınmazın 167.000,00 TL'ye satıldığını, ipotek bedelinin ödenmesinden sonra bakiyenin yine aynı borçlu aleyhine genel haciz yoluyla başlattıkları 2012/12796 Esas sayılı takip dosyasına ödenmesi yolundaki taleplerinin reddi ile bakiye için düzenlenen sıra cetvelinde sadece diğer şikayet olunanlara pay ayrılmasının yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep ve şikayet etmiştir.
Şikayet olunan Ü.. A.., şikayete cevap vermemiştir.
Diğer şikayet olunanlar vekilleri, şikayetçinin genel haciz yoluyla yaptığı takipte konulmuş bir haczi olmadığını, ipoteğe konu alacağını aldığını, sıra cetvelindeki paylaştırmanın yasaya uygun olduğunu savunarak, şikayetin reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; şikayetçinin genel haciz yoluyla yaptığı icra takibinde bedeli paylaşıma konu taşınmazın kaydına haciz konulmadığı, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yaptığı takipte ipotek bedelinin ödenmiş olması ve şikayet olunanların taşınmaz üzerindeki hacizlerine göre sıra cetvelinin yasaya uygun olduğu, şikayet eden banka ile kredi borçlusu arasında düzenlenen sözleşme hükmünün tahsil edilen paranın kendisine öncelikli ödenmesini gerektirmeyeceği gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiştir.
Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir.
Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir.
Adana 2. İcra Müdürlüğü'nün 2012/9966 sayılı dosyasında, alacaklı,Y.. A.. vekili tarafından ferileri ile birlikte 106.057,19 TL 'nın tahsili istemi ile borçlu Ü.. A.. aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılmış, icra emri 12.10.2012 tarihinde tebliğ edilmiş, ipotekli taşınmaz Erdemli İcra Müdürlüğü'nün 2012/1105 Tal. sayılı dosyasında 167.000,00 TL'ye ihale edilmiş, ipotek alacaklısına 131.455,40 TL ödeme yapılmış, kalan 30.735,00 TL, sıra cetveli yapılmak üzere Adana 4. İcra Müdürlüğünün 2012/8417 sayılı dosyasına aktarılmış, düzenlenen sıra cetveli şikayete konu edilmiştir.
Şikayetçi Bankanın alacağının dayanağını oluşturan 23.06.2010 tarih ve 9833 yevmiye numaralı ipotek akit tablosunda "taraflar arasındaki anlaşmaya göre Bankalar Kanunu'nun izin verdiği konularda Y.. A...'nin gerek yurt içinde gerekse yurtdışındaki tüm şubeleri tarafından adı geçen lehine açılmış ve açılacak konut finansmanı kredileri, tüketici kredileri ve her türlü krediler nedeniyle adı geçenin alacaklı bankaya doğmuş ve doğacak tüm borçlarından 300.000,00 TL'sına kadar olan kısmı ile bu meblağa ilaveten ve ayrıca bu borçlarla ilgili olarak taahhütnamelerde belirtilen akdi faizler ile temerrüd faizlerini ve bunların gider vergilerini, komisyonlar ile kredi sözleşmelerinden doğan her türlü masrafları, icra takip ve yargılama giderlerini, yasal avukatlık ücretini ve bunun gider vergisinin tahsilini teminen aşağıda dökümü bulunan taşınmaz malımızı, müştemilatı, mütemmim cüzü ile halen mevcut ve ileride olabilecek teferruatları da kapsayacak şekilde bankaya teminat olarak 1. derecede (boş ve serbest dereceden istifade kaydıyla ) ve fekki bankadan bildirilinceye kadar ipotek etmeyi kabul ediyorum. İpoteğin boş ve serbest kalan dereceye çıkartılması işleminin kabul edilen şart gereğince yazılı beyan ve talebe gerek olmaksızın re'sen yapılmasını kabul ederim "şerhi ile ipotek konulmuştur.
Öncelikle, ipotek kavramı üzerinde durulması ve kesin borç (anapara) ipoteği ile üst limit (maksimal) ipoteği arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir.
İpotek ile sağlanan amaç alacağa teminat sağlamaktır. İpotek, rehni verenle alacaklı arasında yapılacak resmi senede dayanır. Rehin hakkı, ayni hak olarak bu senede dayanılarak tapu kütüğüne yapılacak tescille doğar. Doğmuş bir alacağı teminat altına almak için kurulan ipotek kesin borç ipoteğidir. İlerde doğacak ve doğması muhtemel alacaklar için kurulan ipotek ise üst limit ipoteğidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 881/1. maddesi hükmüne göre; “Halen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.” Aynı Kanun’un 851/1. maddesi gereğince, “ Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması halinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir.”
Kesin borç ve üst sınır ipoteği ayrımı, ipotekle alacak arasındaki ilişkinin yoğunluğu esas alınmak suretiyle yapılmıştır. İpotek tesis edilirken alacağın miktarının belirli ve borcun mevcut olması kaydıyla ipotek miktarı dışında faiz ve takip giderlerinin de rehin teminatından yararlanacağının öngörülmüş olması halinde, tarafların anapara ipoteği kurmak istedikleri kabul edilebilir. Rehin sözleşmesinde ipoteğin alacağa bağlı olarak limitli tesis edildiği hallerde üst sınır ipoteği olduğu kabul edilmelidir. İpoteğin kesin borç veya üst sınır ipoteği olması yapılacak takibin türü bakımından önem taşımaktadır.
Kesin borç ipoteğinde temel ilişkiden(borç ilişkisinden ) doğan bir alacak teminat altına alınmaktadır. Temel borç ilişkisinin geçersiz olması nedeniyle alacak doğmamışsa yapılan tescil görünürde alacaklı lehine bir rehin hakkı doğurmaz. Rehin sözleşmesinde temel borç ilişkisinin gösterilmesi geçerlilik şartı olmamakla beraber hangi alacak için rehin kurulduğunun ispatını kolaylaştırır. Paraya çevirme anında geçerli bir alacağın varlığı rehin hakkının kullanılması için zorunludur. Alacak mevcut değilse, tescil edilmiş ipotek alacaklı için güvence oluşturmaz. Bu halde hakkın kullanılmasında ipoteğin alacağa bağlılığı mutlaktır.
Üst sınır ipoteği, ileride doğacak veya doğması muhtemel olan bir alacağın teminatı olarak tesis edildiği için bu belirsizliğin ileride getireceği sorunları önlemek amacıyla taşınmazın bu belirsiz borca azami ne miktar için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosunda bir limitle belirlenir. İşte bu nedenledir ki ileride vücut bulacak ana borç ile buna eklenecek faiz, icra takip giderleri ile yanlarca kararlaştırılan diğer ferileri, yani TMK.nun 875. maddesinde belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan toplam borç miktarı, bu tür ipotekte tarafların ipotek tesis edilirken rızaları ile tespit edilen bu limiti aşması mümkün değildir. Bu özellik üst sınır ipoteğini kesin borç ipoteğinden ayıran önemli bir unsur olmaktadır. Zira, kesin borç ipoteğinde ipotek akit tablosunda belirtilen ana alacaktan başka TMK.nun 875. maddesi uyarınca takip giderleri ile faiz ve diğer fer'ileri de teminat kapsamına girmektedir. Üst sınır ipoteğindeki bu ana ilke başlangıçta belirli olmayan bir borca giren ve taşınmazında alacaklı lehine ipotek tesis ettiren borçlu veya borçlu lehine ipotek veren üçüncü kişiler bakımından önem taşıdığı gibi tapu sicilinde kayıtlı ipotek limitine itibar ederek aynı taşınmazda alacakları için ipotek tesis ettirecek üçüncü kişiler yönünden de tapu sicilindeki kayda itibar edilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. (YHGK'nın 22.02.2012 tarih ve 12-778 E., 94 K. sayılı ilamı bu yöndedir.)
Somut olayda, ipotek akit tablosundaki açıklamalardan ipotek işleminin doğmuş ve doğacak tüm borçlar için limit belirtilmek suretiyle üst sınır ipoteği olarak tesis edildiği anlaşılmaktadır. İpotek akit tablosunda limit miktarı saptandıktan sonra, "bu meblağa ilaveten ve ayrıca" ibareleri ile ipoteğin kapsamını genişleten kayıtların eklenmesinin, üst sınır ipoteği olarak tesis edilen ipoteğin türünü anapara ipoteğine dönüştürmesi mümkün değildir. Zira, TMK'nın emredici nitelikteki 851, 881, 875 ve 876. maddeleri hükümlerini bertaraf etmeye yönelik bu kayıtların hukuki sonuç doğurmaları kabul edilemez. (YHGK'nın 24.05.1989 tarih ve 111-294 E., 378 K. sayılı ilamı bu yöndedir.) Bu husus, üst sınır ipoteği yönünden kamu düzenine ilişkin olup, süresiz şikayete tabidir ve icra mahkemesince kendiliğinden nazara alınmalıdır. “İpotek kesin borç ipoteği ise, itiraz, süresi içinde olmadığından süre yönünden reddi, üst sınır ipoteği ise kamu düzeni ile ilgisi olması nedeni ile itiraz ve şikayetin süreye bağlı olmadan incelenmesi gerekir” 12.HD. 04.05.1992, 11390 E, 6000 K. (Kuru, İcra, C.3, s.2427 dn95d). Diğer anlatımla, bu ve 12. HD. 26.11.1999, 13828/15115; 12.HD. 09.11.1999, 13025/13863; 12. HD. 01.11.1999, 13412/13233; 12.HD. 22.10.1999, 11726/12747; 12.HD. 22.05.1997, 5095/5972 sayılı ilamlarında, borçlunun 7 gün içinde ödeme emrine itiraz etmemiş olması halinde dahi, icra dairesinin, sıra cetvelini düzenlerken, takibin alacağın tamamı üzerinden kesinleşmiş olmasına rağmen, sıra cetvelinde takip alacaklısının alacağını yalnız, ipotek limiti içinde kalan miktar kadar nazara alınması gerektiğine karar verilmiştir. “Azami limitli ipoteklerde MK.nın 790. maddesinin hükümleri geniş anlamda uygulanamaz ve ipotek veren üçüncü şahısların sorumlulukları azami ipotek miktarı ile sınırlı olur. Teminat ipoteği veren üçüncü kişinin takibe itiraz etmemesi halinde dahi, başka alacaklıların menfaatlerinin muhtel olabileceği durumlarda derece kararının tanzimi sırasında azami limit miktarının nazara alınması gerekir”. 12.HD.10.03.1987, 648/3326(Uyar, Rehnin Paraya Çevrilmesi, s.296). Kuru ise icra memurunun bu tür bir yetkisi olmadığı, buna sıra cetveline karşı itiraz biçiminde varsa diğer alacaklıların itiraz edebileceği görüşündedir. (Age. sh. 2431) İİK.m.45 gibi üst sınır ipoteğinin kapsamını icra memuru kendiliğinden nazara alabilmelidir. Bu maddi hukuk bakımından bir araştırmayı da gerektirmemekte, takip talebine eklenen resmi senetten anlaşılabilmektedir. Nitekim kambiyo senetlerine özgü takipte de icra memuru bu senedin kambiyo senedi olup olmadığını araştırmaktadır.(Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Bankacılar Dergisi, 33. Sayı, 2000 yılı, sh 50). Diğer yandan, üst sınır ipoteğinde limit fazlası alacak için alacaklı tarafından ayrıca takip yapılarak haciz konulmadığı sürece, üst sınır limitinden fazla pay ayrılamaz. Diğer anlatımla, üst sınırı aşan alacaklar, teminattan faydalanmazlar ve adi alacak olarak kalırlar. (Yargıtay 19. H.D.'nin 29.03.2001 tarih ve 1115 E., 2301 K; 14.02.2002 tarih ve 7426 E., 1131 K. sayılı sayılı ilamları bu yöndedir. Ayrıca Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, El Kitabı, 2. Baskı, 2013, sh. 988) Mahkemenin gerekçesi, üst sınır ipoteğinde limit fazlası alacak miktarı için doğru bir gerekçe ise de, Yargıtay 19. H.D.'nin 10.11.2005 tarih ve 5720 E., 11011 K; 27.01.2006 tarih ve 9141 E., 581 K. sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere, üst sınır ipotek limitine kadar olan alacak ve fer'ileri toplamı için ayrı bir takibe ve hacze gerek bulunmamaktadır.
Yukarıda özetlenen ipotek akit tablosu uyarınca, şikayetçi bankanın Adana 3. İcra Müdürlüğü'nün 2012/12796 Esas sayılı dosyasına konu kredi kartından doğan asıl alacak ve fer'ileri toplamının üst sınır ipotek limiti içerisinde kalması koşuluyla ipotek teminatı kapsamında bulunduğu anlaşıldığından; Mahkemece, şikayetçi bankanın üst sınır ipotek limiti dahilinde kalan asıl alacakları ve fer'ileri toplamı için ayrı bir icra takibi yapıp haciz koydurmasına gerek kalmaksızın, alacağının ilk sırada ödenmesinin mümkün bulunduğunun kabulü ile borçlunun kredi kartı borcu ve fer'ileri toplamı bilirkişiye hesaplattırılıp, üst sınır ipotek limiti kapsamında kalan asıl alacak ve fer'ileri toplamı yönünden şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün şikayetçi yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2759 E., 2020/745 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
TMK’nın 851. ve 881. maddelerinde düzenlenen üst sınır ipoteği ise, ileride doğacak veya doğması muhtemel olan bir alacağın teminatı olarak tesis edildiğinden, bu belirsiz borca azami ne miktar için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosunda bir limitle belirlenir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/2759 E. , 2020/745 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “süreli konulan ipoteğin kaldırılması, tespit, itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2 Direnme kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacılar vekili 22.12.2003 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkillerinin halde komisyoncu olup, yaş sebze meyve ticareti yaptıklarını, davalı ... Ltd. Şti'nin de aynı işi yapan ihracatçı firma olup, diğer davalı ... ... Şirketinin ise aynı işi yapan yurtdışında bulunan Tüfekçi Ltd. Şti'nin %49 ortağı olduğunu, müvekkili ...'nın davalı ... Ltd. Şti.'ne ait İzmir Buca Karaağaç Köyü 56 ve 72 parsel sayılı taşınmazları üzerinde ipotek alacağı bulunduğunu, bu ipotek alacağının Antalya toptancı sebze halinde çalışan bir kısım komisyoncuların toplam alacağı olup bu alacaklar için her alacaklı davacıya alacağı oranında ayrı ayrı çekler verildiğini, çeklerin ödenmemesi üzerine sürelerinin uzatıldığını, ayrıca bu çeklerin teminatını oluşturmak amacıyla yalnızca ... adına kayıtlı toplam alacak kadar ipotek verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine karşı taraf aleyhine icra takipleri başlatıldığını, ipotek tesis edilen gayrimenkuller üzerine ayrıca haciz konulduğunu, davalı ... Ltd. Şti.'ne ait Buca Karaağaç Köyü 56 ve 72 parselde bulunan gayrimenkul üzerinde diğer davalı ... ...'in toplam 2.300.000.00TL ipotek alacağı bulunduğunu, GHB ... adına tesis edilen ipoteklerin 1 yıl süreli olup bu süre içinde doğacak alacaklara teminat teşkil ettiğini, 1 yıllık sürenin dolduğunu, ipoteklerin hükümsüz hâle geldiğini, ayrıca GHB ... Şirketine böyle bir borcu olmadığını, hatta GHB ... Şirketinin alacaklı değil, borçlu olduğunun tespit edildiğini, davalı ... Ltd. Şti adına kayıtlı bulunan İzmir Buca Karaağaç Köyü 56 ve 72 parseller üzerinde diğer davalı ... ... Şirketi lehine tesis edilen ipotekler nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile ipoteğin kaldırılmasını ve davalı ... Ltd. Şti'nin İzmir 5. İcra Dairesinin 2003/6029 ve 6030 E. sayılı dosyalarından borçlu olmadığının tespitini ve takibin iptalini, kötü niyetli icra takibi yapan davalı ... ... Şirketi'nin %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini istemiş iken; yargılama aşamasında 2.000.000,00TL’lık kısım için eksik olan harcı ikmal edemeyeceklerini belirterek şimdilik sadece 300.000,00TL’lık kısım için ipoteğin kaldırılması davasına devam edilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Dava dilekçesi davalılara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir.
6. Davalı ... İth. İhr. Tic. San. Ltd. Şti. vekili 23.02.2004 tarihli cevap dilekçesinde; diğer davalı ... Şirketinin müvekkili şirketin %49 hisseyle ortağı, dava dışı ObstHuber şirketinin ise %100 hisseyle sahibi olduğunu, müvekkili şirketin, dava dışı ObstHuber ve GHB Gartner firmalarından alacaklı durumda olduğunu, takip konusu ipoteklerin ipotek resmi senetlerinde de yer aldığı üzere bir yıl süreli olduğunu ve bu bir yıl içinde alacaklının doğmuş ve doğacak alacaklarına teminat olarak verildiğini, borç söz konusu olmadığından ipoteklerin hükümsüz hâle geldiğini, ipoteklerden kaynaklanan tüm hakların ve hatta varsa o döneme ait alacakların zaman aşımına uğradığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
7. Davalı .... Beteiligunsgesellshaft Şirketi vekili 24.06.2004 tarihli cevap dilekçesinde; dava açılırken harcın eksik yatırıldığını, müvekkili ile diğer davalı şirket arasında imzalanmış bulunan ve 12.03.1998 tarihinden itibaren geçerli olan sözleşme gereğince açılmış mal avansları kredisinin karşılığı olmak üzere müvekkili şirket lehine ipotek tesis edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine ipotek alacağının tahsili talepli ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
8. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.03.2013 tarihli ve 2003/279 E., 2013/96 K.sayılı kararı ile; 20.03.1998 tarihli ve 1199 yevmiye nolu 2.000.000,00TL tutarındaki ipotek nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine yönelik talep ile ilgili davanın işlemden kaldırıldığı 05.11.2004 tarihinden itibaren 3 aydan fazla bir süre geçtiği anlaşıldığından bu talep yönünden davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 150. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına, diğer talepler yönünden ise; işlemin muvazaalı olduğu iddiasının usulüne uygun delillerle kanıtlanamaması, muvazaalı olduğu ileri sürülen alacak ve ipoteklerin davacı alacağından önce mevcut olması, davacıların kendi ipotekleri tesis edilirken aynı taşınmazların daha önce ipotekli olduğunu görüp bilebilecek durumda olmaları, hakem heyeti kararı ile davalı ... Ltd. Şti'nin davalı ... Şirketi'ne 2.300.000,00TL borçlu bulunduğuna karar verilmesi, GHB Şirketi'nin Tüfekçi Şirketi'nden alacaklı olduğunun belirlenmesi nedeniyle diğer talepler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 19.12.2013 tarihli ve 2013/7974 E.,2013/18013 K. sayılı kararı ile; “…1-Bir davada taraflarca öne sürülen maddi olayların hukuki değerlendirmesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak 6100 sayılı HMK’nın 33 (1086 sayılı HUMK'nun 76.maddesi) gereğince hakimin doğrudan görevidir.
İİK’nın özü ve amacı dikkate alınarak iptal davası; borçlunun alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin, tasarruftan zarar gören alacaklının, alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlaması şeklinde tanımlanabilir. İptal davaları ile güdülen amaç; bir alacağın tamamının ya da bir kısmının tahsiline olanak bırakmamak amacıyla, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuksal işlemlerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kimselerle yapılan bütün hukuksal işlemlerin hükümsüzlüğünü sağlamak ve bu yol ile alacağı tahsil etmektir. Somut olayda; davacı tarafından verilen dava dilekçesinde borçlu davalı ... İhr. İth. Tic. San. Ltd. Şti.nin kendisine ait taşınmazlar üzerine diğer davalı lehine oluşturduğu ipoteklerin muvazaalı olması ve ipotek karşılığı olduğu ileri sürülen alacağın bulunmaması nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile ipoteğin kaldırılmasını ve davalı ... Ltd. Şti'nin İzmir 5.İcra Müdürlüğünün 2003/6029 ve 6030 sayılı dosyalarından borçlu olmadığının tespitini ve takibin iptalini, kötü niyetli icra takibi yapan davalı ... ... Şirketi'nin %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. Ancak mahkemece davanın tavsifi yapılmadan karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece davacılar tarafından ileri sürülen vakıalar karşısında davanın niteliği belirlenerek buna göre araştırma ve inceleme yapılması gerekirken bu hususun göz ardı edilerek karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
2-Mahkemece davacıların alacaklarının tasarruftan sonra doğmuş olduğu gerekçe gösterilerek bu nedenle de davanın reddine karar verilmiş ise de bu yönde de yapılan araştırma ve inceleme yeterli bulunmamaktadır. Davacılar alacaklarının kaynağı olarak 2003 tarihli protokol ve ayrı ayrı keşide edilen çekleri göstermişlerdir. Ancak davacılar ile davalı borçlu arasında düzenlenen 25.04.2003 tarihli alacak borç ilişkisinin tasfiyesine ilişkin protokol içeriğinden aralarında daha önceki tarihlerden gelen ticari ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Çeklerin keşide tarihi her ne kadar tasarrufun tarihinden sonra olduğu görülmekte ise de keşide tarihinden önceki bir ticari veya hukuki ilişki nedeniyle de tanzim edildikleri görülmektedir. Bu durumda mahkemece her bir davacı için borcun doğum tarihinin ayrı ayrı belirlenmesi, buna ilişkin davacılardan delillerinin istenilmesi, gerekirken böyle bir inceleme yapılmaması doğru değildir.
3-Davacılar tarafından yapılan icra takiplerinin ve her bir davacı yönünden alacakların ve iptal koşullarının farklılık göstermesi nedeniyle ayrı ayrı görülmesinde yarar bulunacağından her bir davacı yönünden davaların tefrikinin düşünülmesi gerekirken bir birinden farklı nedenlere dayalı davaların bir arada görülmesi isabetli değildir.
4-Davalılar arasında organik bağ bulunması ve hakem heyetince verilen kararın Yargıtay tarafından bozulması nedeniyle davalılar arasında yapılan tasarrufun muvazaalı olabileceğinin düşünülmemesi de doğru bulunmamış, hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.04.2015 tarihli ve 2014/1441E., 2015/360 K. sayılı kararı ile; ... dışındaki davacılar ile ilgili davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle HMK'nın 114/h ve 115/2 maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddinin gerektiği, davacıların işlemin muvazaalı olduğu iddiasını usulüne uygun delillerle kanıtlayamadıkları, muvazaalı olduğu ileri sürülen alacak ve ipoteklerin davacı alacağından önce mevcut olduğu, davacıların kendi ipotekleri tesis edilirken aynı taşınmazların daha önce ipotekli olduğunu görüp bilebilecek durumda oldukları, 06.05.2005 tarihli hakem heyeti kararı ile davalı ... Ltd. Şti.'nin davalı ... Şirketi'ne 2.300.000,00TL borçlu bulunduğuna karar verildiği, hakem kararının Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2010/4935 E., 2010/8882 K. sayılı kararı ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 533/1. maddesi uyarınca 6 aylık tahkim süresinin geçmesinden sonra hakem heyetince karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile usulden bozulduğu ancak kararın alacağın varlığı yönünden delil niteliğinde bulunduğu, davalı ... Şirketinin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede; GHB Şirketinin Tüfekçi Şirketinden alacaklı olduğunun belirlendiği, hakem heyeti kararı ve defter incelemesi göz önüne alındığında GHB Şirketinin Tüfekçi Şirketinden alacağının varlığının mevcut olduğu ve davacının GHB Şirketinin Tüfekçi Şirketinden ipotekle temin edilen bir alacağının bulunmadığı iddiasının ispat edilemediği, davanın başlangıçta 300.000,00TL ve 2.000.000,00TL'lik ipotekler yönünden açıldığı, ancak duruşmaların devamı esnasında 05.11.2004 tarihinde 2.000.000,00TL'lik ipotek ile ilgili davanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, bu talep yönünden işlemden kalkma tarihinden itibaren 3 aydan fazla bir sürenin geçtiği, bu talep ile ilgili mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına yönelik kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olduğunun incelenen tüm dosya kapsamı ile anlaşıldığı, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2013/7974 E. 2013/18013 K. sayılı bozma ilamına karşı mahkemenin önceki kararında ısrar edilerek 2.000.000,00TL tutarındaki ipotek nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine yönelik talep ile ilgili davanın açılmamış sayılmasına, davacı ...’un diğer talepleri yönünden davanın reddine, diğer davacılar yönünden HMK' nun 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesi uyarınca davanın usulüne uygun olarak nitelendirilip nitelendirilmediği, bu kapsamda mahkemece yeterli araştırma ve inceleme yapılıp yapılmadığı, davacı ... yönünden borcun doğum tarihinin belirlenerek buna ilişkin davalı delillerinin toplanmasının gerekip gerekmediği, dosya kapsamına göre muvazaa iddiasının kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
14. Dava, süreli konulan ipoteğin kaldırılması, davalı ... ... Şirketi lehine tesis edilen ipotekler nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile davalı ... Ltd. Şti'nin İzmir 5. İcra Dairesinin 2003/6029 ve 6030 E. sayılı dosyalarından borçlu olmadığının tespiti ve takibin iptali ile davalı ... ... Şirketinin %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesi istemine ilişkindir.
15. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin bozma kararından sonra davacılar vekili 01.04.2015 tarihli beyan dilekçesi ile; davacı Alara Ltd. Şti. ile borçlu şirketin anlaştığı, kısmi ödeme yapılması sebebiyle ibraname verildiğini ve davanın konusunun kalmadığını, davacı ... ve Aktaşlar Ltd. Şti. yönünden de borçlu şirket ile anlaşma yapıldığı, kısmi ödeme yapılması sebebiyle ibraname verildiği, davaya konu yapılan icra dosyalarından Tüfekçi Ltd. Şti. ile...'nin sorumlu olmadığının belirlendiği, ... ve Aktaşlar Ltd. Şti. yönünden davanın konusunun kalmadığı, davaya konu olan alacaklar da sadece davacı ... yönünden alacağın devam edilerek davayı sadece ... yönünden takip ettikleri yönünde beyanda bulunarak, bozma kararının 4. maddesi gereğince davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
17. 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesinde yer alan “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular” kuralı uyarınca bir davada olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirme görevi ise hâkime aittir. Dava dilekçesinde borçlu davalı ... İhr. İth. Tic. San. Ltd. Şti’nin kendisine ait taşınmazlar üzerine diğer davalı lehine oluşturduğu ipoteklerin muvazaalı olması ve ipotek karşılığı olduğu ileri sürülen alacağın bulunmaması nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile ipoteğin kaldırılması ve davalı ... Ltd. Şti'nin İzmir 5. İcra Dairesinin 2003/6029 ve 2003/6030 takip sayılı dosyalarından borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptali ve kötü niyetli icra takibi yapan davalı ... ... Şirketi'nin %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesi talep edilmiş, Özel Dairece; öncelikle davanın tavsifi yapılıp, davacılar tarafından ileri sürülen vakıalar karşısında davanın niteliği belirlenerek, bu nitelendirme çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Dava dilekçesi içeriği, iddianın ileri sürülüş biçimi ve dosya kapsamına göre, davanın usulüne uygun olarak nitelendirilip nitelendirilmediğinin tespiti bakımından davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 18. maddesinde düzenlenen iptal davaları ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 277 vd. maddelerinde yer alan tasarrufun iptali davaların irdelenmesi gerekmektedir.
18. 818 sayılı BK’nın 18. (6098 sayılı TBK 19.) maddesinde; “Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır. Tahriri borç ikrarına istinat ile alacaklı sıfatını iktisabeden başkasına karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası dermeyan olunamaz.” hükmü ile genel muvazaa düzenlenmiştir. Bilindiği üzere “tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına” muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler denilir. Bir başka söyleyişle muvazaa “açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli (7.10.1953 tarihli ve 8/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı), tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır.” şeklinde tanımlanabilir.
19. Yüzeysel olarak bakıldığında, iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de, bu benzerlik her iki tür davanın güttüğü amaçtan öteye gitmemektedir. Muvazaa davası, yani yapılan işlemin muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğunu belirtmek için açılan dava ile tasarrufun iptali davası amaçları bakımından birbirlerine yaklaşırlarsa da gerçekte nitelikleri, koşulları, doğurduğu sonuçlar bakımından birbirinden farklıdırlar. Tasarrufun iptali davası, borçlunun tasarruf işlemlerinden zarar gören ve elinde aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir. Ne var ki, tasarrufun iptali davası, borçlu tarafından geçerli olarak yapılan tasarruf işlemlerin davacı bakımından hükümsüz olduğunu tespit ettirmek için açıldığı hâlde, muvazaa davasında borçlunun yaptığı tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tespiti istenir. Yani yapılan işlemin geçersizliği ileri sürülür.
20. Muvazaalı bir hukuki işlemden bahsedebilmek için; tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatmak (muvazaa) niyeti, taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesi bulunmalıdır. Muvazaaya dayalı iptal davasının konusunu, borçlunun alacaklıları aleyhine malvarlığını azaltıcı nitelikte yaptığı her türlü işlem oluşturabilir. Eş söyleyişle icrai işlemler gibi ihmali işlemler de iptal davasına konu olabilir. Üçüncü kişileri zarara uğratmak kastıyla soyut bir borç kurgusu oluşturularak taşınmaz üzerinde kişisel hak şerhinin kurulması, ya da sırf üçüncü kişileri zarara uğratmak amacıyla şartları kalmamış bir kişisel hakkın ortadan kaldırılmaması da iptal davasına konu edilebilir.
21. BK’nın 18. maddesinde düzenlenen genel muvazaa hukuksal nedenine dayalı olarak bir işlemin iptal edilmesini, hukuksal yararı bulunan her ilgili talep edebilir. Muvazaaya dayalı ipotekle temin edilmiş bir hukuki işlemin ve dolayısıyla ipoteğin iptali davasında, icra alacaklısı haciz dolayısıyla sözleşmenin tarafı olmamasına rağmen üçüncü kişi sıfatıyla hukuki menfaati olduğundan muvazaa iddiasını dile getirebilecektir (Meriç, N./ İyilikli, A.C.: Taşınmaz Teminatının Üçüncü Kişi Alacaklının Alacağını Perdeleyip Takibi Semeresiz Bırakması Üzerine Bir İnceleme, TAAD, Yıl: 9, Sayı: 33, Ocak 2018, s. 74 vd) .
22. Tasarrufun iptali davası, ayni nitelikte olmayıp kişisel (şahsi) bir dava olduğu hâlde, muvazaa davası ayni nitelikte bir davadır. Muvazaanın kanıtlanması hâlinde dava konusu mal, borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış hâle gelir. Taşınmaza ilişkin muvazaa davalarında hâkim tapu kaydının da borçlu adına tesciline karar verir. Muvazaa iddiası, zamanaşımına bağlı olmadan ileri sürülebildiği hâlde, iptal davasının tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren en geç hak düşürücü süre olan beş yıl içinde açılması gerekir (İİK m.284). İİK’nın 277 vd. maddelerine dayalı olarak açılmış iptal davasının amacı, alacaklının davaya konu mal üzerinde, cebri icra yolu ile alacağı miktarla sınırlı olarak hakkını almasını sağlamaktır. İİK’nın 277. ve izleyen maddelerindeki iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayalı olarak iptal davası açmasına engel değildir.
23. Kural olarak iptal davasına konu edilen tasarruflar, muvazaalı akitlerden farklı olarak hukuken geçerlidir. Başka bir ifade ile muvazaalı akitlerde, görülen akit değil tarafların gerçek iradelerine uygun bulunan akit tarafları bağlayıcı olduğu hâlde, İİK’nın 277 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen tasarruflar özel hukuk ilişkisi açısından geçerliliğini korumaktadır. Bu nedenle, alacaklının gerçek alacak ve ayrıntılarına yetecek miktardaki tasarrufun iptaline, bunun dışında kalan kısmı geçerliliğini koruyacağından, olduğu gibi bırakılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Kanun koyucu bu özelliği gözeterek “iptal davasının sübutu davaya konu teşkil eden mal üzerinde icra kovuşturması yapılabileceğini, davanın konusu taşınmaz mal olduğu takdirde ise, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmeksizin taşınmazın haciz ve satışının istenebileceğini” öngörmüştür (İİK. m.283). Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2000 tarihli ve 2000/4-823 E., 2000/851 K.; 25.05.2011 tarihli ve 2011/4-149 E., 2011/346 K.; 02.04.2014 tarihli ve 2013/4-1016 E., 2014/436 K.; 17.01.2019 tarihli ve 2017/17-2051 E., 2019/19 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
24. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 850. maddesindeki emredici hükme göre, taşınmaz rehni ancak ipotek, ipotekli borç senedi veya irad şeklinde kurulabilir. İpotek kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmaz değerinden alacaklının alacağını elde etmesini sağlayan asıl alacağa bağlı sınırlı bir ayni haktır. TMK’nın 851. ve 881. maddelerinde düzenlenen üst sınır ipoteği ise, ileride doğacak veya doğması muhtemel olan bir alacağın teminatı olarak tesis edildiğinden, bu belirsiz borca azami ne miktar için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosunda bir limitle belirlenir. İşte bu nedenledir ki ileride vücut bulacak ana borç ile buna eklenecek faiz, icra takip giderleri ile yanlarca kararlaştırılan diğer ferileri, yani TMK'nın 875. maddesinde belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan toplam borç miktarı, bu tür ipotekte tarafların ipotek tesis edilirken rızaları ile tespit edilen bu limiti aşması mümkün değildir. Eş söyleyişle, ipotek sadece güvence işlevi bulunan bir rehin türü olduğundan ve güvence sağladığı alacağa bağlı feri nitelikte sınırlı bir ayni hak olduğundan, mevcut veya doğacak bir alacak için kurulan ipoteğin geçerliliği, güvenceye aldığı alacağın geçerli olmasına bağlıdır. Bu nedenle ipoteğin hüküm ve sonuç doğurabilmesi için, ipotekle güvence altına alınan bir alacağın var olması, bu alacağın geçerli bir şekilde doğmuş ve sona ermemiş olması gerekir (Akkaya, T.: İcra Hukuku Bağlamında Süreli İpotek, TAAD, Ocak 2013, Sayı: 12, s. 162).
25. Anapara ipotek sözleşmesiyle veya üst sınır ipoteğiyle temin edilen alacağın çeşitli sebeplerle geçersiz olması mümkündür. Örneğin alacağa ilişkin borç ilişkisinin kurulması aşamasında mevcut bulunan baştaki ifa olanaksızlığı ya da teminat altına alınan alacağın kanun, genel ahlak veya muvazaa gibi kesin geçersizlik yaptırımı, alacağı doğuran hukuki işlemin geçersiz sayılmasına yol açmakta, ipoteğin alacağa bağlı bir hak olmasından dolayı ipotek tescilini de yolsuz, geçersiz yapmaktadır. Bu durumlarda geçersizlik sebebine göre sözleşmenin tamamen veya kısmen iptali söz konusu olabilecektir. Bir başka örnek verecek olursak, alacaklı ile borçlu arasında gerçek bir alacak-borç ilişkisi olmadan kurulan ipotek tamamen yolsuz, mevcut olan gerçek borcun çok üzerinde bir meblağ için kurulan ipotek sözleşmesi ise, kısmi muvazaa sebebiyle sadece muvazaalı kısmı teminat altına aldığı oranda geçersiz olacaktır. Bu durumlarda ipoteğin tescili yolsuz olup, ipoteğin kısmen veya tamamen terkini 4721 sayılı TMK’nın 1025. maddesine ya da 2004 sayılı İİK’nın 150/a maddesine dayanılarak talep edilebilecektir. Ne var ki bu yasal olanaklar, takip alacaklılarının, ipotekli alacaklı bakımından korunmasına uygun değildir. İpotek alacaklısının alacağının doğmamış olması, muvazaalı olması ya da ödemelerle tamamen yahut kısmen sonra ermiş olması durumlarında ipotek alacaklısının alacağı, (uyuşmazlık tarihindeki mevcut hükümlere göre) şekli anlamda varlığını devam ettirmekte olduğundan, öncelikle ipotekli taşınmazı haczettiren üçüncü kişi takip alacaklısının rüçhanlı alacaklı olduğundan bahisle, ipotek alacaklısının görünen alacağının karşılama prensibinde dikkate alınıyor olması, üçüncü kişi alacaklının cebri icra yoluyla alacağına ulaşmasına engel olabilecektir. Aynı durum paraların paylaştırılması aşamasında da söz konusu olabilecektir. Paraların paylaştırılması aşamasında ipotek alacaklısının rüçhanlı alacaklı olarak sıradan evvel pay alması, sırada yer alan takip alacaklılarının satış bedelinden alacaklarını almalarını engelleyecek ya da az almalarına sebebiyet verecektir (Meriç, İyilikli, A.C., s. 64).
26. Görüldüğü gibi ipotek, ipotek alacaklısına belli şartlar dâhilinde taşınmazı paraya çevirterek alacağını alma yetkisi vermektedir. Paraya çevirme aşamasında icra dairelerince takip hukukuna yönelik olarak belge üzerinden sınırlı inceleme yapılmaktadır. Bu sınırlı incelemeye karşın haiz alacaklısı da tamamen savunmasız bırakılmamıştır. Alacağın varlığına, miktarına, yapay borç oluşturulduğuna, muvazaalı olarak yüksek borç oluşturulduğuna ilişkin iddialar, genel hükümlere göre genel mahkemelerde ispatlanabilir. Üçüncü kişi alacaklının alacağı daha önce doğmuş ve ipotek üçüncü kişinin alacağını semeresiz bırakmak için tesis edilmiş ise 2004 sayılı İİK’nın 277 vd. maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası açılabilir. İİK’nın 277. ve izleyen maddelerdeki iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayalı olarak iptal davası açmasına engel değildir. İpotekli taşınmazın değeri, ipotek alacak ve masraflarını karşılayacak değere ulaşıp ihale edildiğinde, üçüncü kişi alacaklı tarafından alacağın miktarı ve mevcudiyetinin gerçeği yansıtılmadığı ileri sürülerek genel mahkemelerde sıra cetveline itiraz davası açılabilir. İpotek alacaklısının gerçek alacak miktarının çok üzerinde gösterdiği yapay bedeli, taşınmaz ihale değerinden mahsup ederek haksız bir şekilde gerçek alacak miktarını aşan bir işlemin hükümsüzlüğünün tespiti ise yine lexcommissoria yasağı (borç vadesinde ödenmediğinde alacaklının rehin konusu malın mülkiyetini kazanamayacağı kuralına aykırı yapılan bir takım inançlı işlemler vs.) çerçevesinde talep edilebilir (Meriç, İyilikli, s. 90). Açılacak davalar somut olayın özelliklerine göre değişiklik gösterebilmektedir.
27. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davada davacı, tarafça ipoteğin muvazaalı olduğu, gerçek bir borç ilişkisi olmamasına sürenin geçmesine rağmen süreli konulan ipoteğin kaldırılmadığı, ihmali şekilde yapılan bu muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürüp alacağını almak istemiştir. Davanın, 818 sayılı BK’nın 18. maddesinde düzenlenen genel muvazaaya dayalı iptal davası olduğu, davacının açmakta hukuki yararının bulunduğu açıktır. Mahkemece de davanın genel muvazaaya dayalı olduğu tespit edilerek; “davacı tarafça davalılar arasında muvazaa sebebiyle gerçek bir alacağın mevcut olmadığı ve tesis edilen ipoteğin geçersiz olduğu iddiasının ileri sürüldüğü, davacıların da dava konusu edilen taşınmazlar üzerinde ipotek sahibi alacaklı olmaları sebebiyle davacıların kendilerinin taraf olmadığı ipoteklerin geçersizliği ile ilgili dava açmaya haklarının bulunduğu, davacıların tümünün başlangıçta bu davayı açmakta hukuki yararlarının mevcut olduğu” ifadeleriyle açılan dava doğru bir şekilde nitelendirilmiş ise de; muvazaalı olduğu ileri sürülen ipotek ve alacağın davacı alacağından önce doğduğu, davacının aynı taşınmazın daha önceden ipotekli olduğunu görüp bilebilecek durumda olduğu, davalı ... Ltd. Şti.’nin diğer davalıya borçlu olduğunun tespit edildiği ve muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
28. Davalı GBH Gartner Şirketi lehine kurulan 26.02.1997 tarihli ipotek akit tablosuna göre, davalı şirketin aldığı ve alacağı 300.000,00TL mal avansları karşılığı olarak 1. derecede ve bila faizli ve 1 yıl süreli limit ipoteği tesis edilmiştir. İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/763 D. iş sayılı dosyasında alınan alınan bilirkişi tespit raporuna göre davalı ... Şirketinin, davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti’ne borcu olduğu belirlenmiş, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/772 D. iş sayılı dosyasında; “davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti’nin yasal defter ve dayanağı muavin kayıtları üzerinde yapılan tetkik ve incelemelerde borçlu olup olmadığının tespiti istenen GHB GartnerHandlesUnd şirketinin 07.02.2003-31.03.2003 tarih aralığını kapsayan zaman süresi içinde 120.993 kodlu hesapta takip edilen ticari ilişki nedeniyle tespite konu Tüfekçi Narenciye Ltd. Şti’den herhangi bir alacağının değil, aksine 2.104.655,558, 532 TL ( eski TL ile) tutarında cari hesap borcunun mevcut olduğu” tespit edilmiştir. Mahkemece aldırılan 17.02.2004 tarihli bilirkişi raporunda ise; davalı ... Ltd. Şti’nin yasal defterlerinin tetkikinde diğer davalı ... Şirketi ile Tüfekçi Ltd. Şti. arasında mal alımından veya herhangi bir ticari ilişkiden kaynaklanan herhangi bir borç alacak ilişkisinin bulunmadığı, bir yıl süreli olarak kurulan her iki ipoteğinde borç alacak ilişkisine dayanmadığı, davalı ... Ltd. Şti.’nin ilgili dönemler içinde davalı ... Şirketine borcunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Her iki raporun birbirini teyit ettiği anlaşılmıştır. 02.03.2006 tarihli ek bilirkişi raporunda ise; davalı ... Şirketinin ipotek tesisine neden olan avansları gönderdiğine dair bir belge ibraz edemediği de belirtilmiştir. Davalı ... İhr. İth. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekilince sunulan cevap dilekçesinde; ipoteklerin bir yıl içinde doğmuş ve doğacak alacaklara teminat olarak verildiği ve böyle bir borç söz konusu olmadığından resen hükümsüz hale geldiği savunulmuştur. Davacı alacağın kaynağı olarak 2003 tarihli protokol ve ayrı ayrı keşide edilen çekleri göstermişi sede; 25.04.2003 tarihli alacak borç ilişkisinin tasfiyesine ilişkin protokol içeriğinden aralarında daha önceki tarihlerden gelen ticari ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Çeklerin keşide tarihinin her ne kadar tasarrufun tarihinden sonra olduğu görülmekte ise de keşide tarihinden önceki bir ticari veya hukuki ilişki nedeniyle de tanzim edildikleri anlaşılmaktadır. Birbirini teyit eden bilirkişi raporları ve davacının alacağının daha önceden mevcut olan ticari ilişkiye dayanıyor olması, bahsedilen tarihte davalı ... Şirketinin borcunun bulunduğunun tespit edilmiş olması ve ipoteğin kaynağını oluşturan gerçek bir alacağın bulunmaması, davalıların ihmali hareketleriyle aslında hükümsüz olan ipoteği kaldırmayarak davacıya yönelik zararlandırıcı eylemde bulundukları sabit olduğundan, bu somut olgular karşısında eldeki davada ipotek alacağının, davacı alacağından önce doğduğunu söylemeye imkan bulunmamaktadır. Muvazaa davasında ilkeler yukarıda anlatılmakla, zararlandırıcı işlem süre gelen bu ihmali hareket ile olduğ
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.