Türk Medeni Kanunu 89. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 89- Derneğin amacı, kanuna veya ahlâka aykırı hâle gelirse; Cumhuriyet savcısının veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkeme, derneğin feshine karar verir. Mahkeme, dava sırasında faaliyetten alıkoyma dahil gerekli bütün önlemleri alır.
E. Derneklerin faaliyetleri
I. Genel olarak
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
44 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2023/2544 E., 2023/3445 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
o ve davalı Sendikanın ismi dikkate alındığında emniyet tarafından kurulan resmî bir kuruluş gibi algı yarattığı, yine basın açıklaması içeriğinin de sadece sivil memurları değil tüm emniyet teşkilatını kapsar nitelikte olduğu gerekçesiyle 4721 sayılı ... Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 89 uncu maddesi gereğince davanın kabulü ile Emniyet Teşkilatı Sendikasının faaliyetinin durdurulmasına ve
9. Hukuk Dairesi 2023/2544 E. , 2023/3445 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/5024 E., 2022/4677 K.
DAVA TARİHİ : 10.05.2022
HÜKÜM/KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 4. ... Mahkemesi
SAYISI : 2022/214 E., 2022/596 K.
Taraflar arasındaki sendikanın kapatılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Sendika tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 08.03.2022 tarihinde kurulan Emniyet Teşkilatı Sendikasının emniyette çalışan sivil memurların haklarının korunması amacıyla faaliyet sürdürmesi gerekirken sendika ismi, kullanılan logo ile yapılan bazı basın açıklamaları aracılığıyla toplumda sendikal amaç, çalışma ve faaliyet konularının tüm emniyet teşkilatı personeline yönelik olduğu izlenimi uyandırdığını, Sendikanın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımların da yine tüm emniyet teşkilatını kapsar nitelikte olduğunu, özellikle teşkilatta görev yapan polis memurlarına yönelik konular ön plana atılmak suretiyle yetkisiz olarak tüm emniyet teşkilatını temsil görevi üstlendiklerinin tespit edildiğini, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun (4688 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinde sendikaların belirli hizmet sınıflarına veya hizmet kollarına ilişkin kurulacağının belirtildiğini, 4688 sayılı Kanun'un 15 inci maddesinin (j) bendinde emniyet hizmetleri sınıfındakilerin sendika kuramayacakları ve sendikalara üye olamayacaklarının belirtildiğini, sendika hakkının demokratik toplumun temeli olan örgütlenme özgürlüğünün bir parçası olduğunun kabulü gerekmekle birlikle sendika kurma hakkının mutlak olmadığını, davalı Sendikanın emniyet teşkilatındaki (bazıları doğrudan sivil olarak göreve başlamış, bazıları ise polislik görevinden sivil memurluğa geçmiş olanlar olmak üzere) sivil memurlar tarafından kurulduğunu, emniyet hizmetleri sınıfına tâbi olan polis memurlarının kanundaki yasaklar ve kısıtlamalardan hareketle sendika kuramayacak olmaları nedeniyle söz konusu yasak ve kısıtlamaların bu yolla aşılmaya çalışıldığını, kuruluş aşamasının kanuna aykırı olmayacak şekilde büro, bankacılık ve sigortacılık hizmetleri hizmet koluna tâbi amaçlarla gerçekleştirildiğini ancak söz konusu Sendikanın kurulduktan hemen sonra kuruluşta belirtilen hizmet kolunun dışına çıkarak amaç ve çalışma konuları ile gerçekleştirilen faaliyetlerin polis memurlarını ve dolayısıyla tüm emniyet teşkilatını kapsayacak şekilde kanuna aykırı hâle dönüştürüldüğünün anlaşıldığını, yapılan basın açıklamasının üst tarafında yer alan ve Emniyet Teşkilatı Sendikasının logosunun Kurumsal Logo ile şekil olarak benzerlik gösterdiğini, kullanılan logo ve ismin bir arada değerlendirilmesiyle de emniyet tarafından kurulan resmî bir kuruluşmuş gibi aldatıcı özelliği haiz olduğunu, bu şekilde kamuoyunun yanılmasına zemin hazırlandığının açık olduğunu, kamu kurumlarına ait olan logonun taklit edilmesinin marka hakkına tecavüz olduğunun değerlendirildiğini, kamu kurumlarının adının izinsiz olarak kullanılması kamu düzenine aykırılık teşkil etmekte olup bu durumun ise kamusal yetkinin gaspı anlamına geldiğini ve aynı zamanda suç teşkil ettiğini, ayrıca "..." gibi bilinçli olarak seçilen isimle paylaşımlarda bulunulmasının unvan gaspına yol açtığını, bu şekilde emniyet teşkilatının kurduğu bir kuruluşmuş gibi intiba yaratıldığını belirterek davalı ... Sendikasının faaliyetlerinin durdurularak kapatılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı Sendikanın faaliyetinin emniyette çalışan sivil memurların haklarına yönelik olduğu belirtilmiş ise de Sendika adının, Sendikanın faaliyetinin tüm emniyet teşkilatı personeline yönelik olduğu noktasında intiba oluşturduğu, davalı Sendikanın genel başkanı tarafından yapılan dosyada mübrez basın açıklamasının üst tarafında yer alan logosunun emniyet teşkilatlarında kullanılan kurumsal logo ile benzerlik gösterdiği, kullanılan logo ve davalı Sendikanın ismi dikkate alındığında emniyet tarafından kurulan resmî bir kuruluş gibi algı yarattığı, yine basın açıklaması içeriğinin de sadece sivil memurları değil tüm emniyet teşkilatını kapsar nitelikte olduğu gerekçesiyle 4721 sayılı ... Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 89 uncu maddesi gereğince davanın kabulü ile Emniyet Teşkilatı Sendikasının faaliyetinin durdurulmasına ve kapatılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Sendika istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı temsilcisi istinaf dilekçesinde; 4688 sayılı Kanun'un 37 nci maddesinde sendika kapatılmasının düzenlendiğini, 4721 sayılı Kanun gereğince sendikanın kapatılamayacağını, emniyet kelimesinin kapatma nedeni olamayacağını, bu kelimenin muhatabının Emniyet Genel Müdürlüğü olduğunu, isim hakkı hususunda asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu, davacının bakanlık ismi taşıyan sendikalara (Diyanet Sen, Adalet Sen) bu yönde dava açmadığını, emniyet ve teşkilat kelimelerinin kullanımının izne tâbi olmadığını, logo ile ilgili davalarda da fikri ve sınai haklar mahkemesinin görevli olduğunu, logolar arasında benzerlik olmadığını, logonun üstünde Sendikanın adının yazılı olduğunu, Sendika başkanının basın açıklamasında, tüm emniyet teşkilatını kapsar nitelikte faaliyet yürütme varsayımının kapatma davası gerekçesi olarak görüldüğünü, Sendikanın emniyet hizmetleri sınıfı üyesi bulunmadığını, bu konuda hiç bir sendikal faaliyeti bulunmadığını belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
1.2709 sayılı ... Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 51 inci maddesinin ilk fıkrasında sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişlerinin, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamayacağının düzenlendiği, maddenin ikinci fıkrasında ise sendika kurma hakkının ancak milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabileceğinin belirtildiği;
2. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu ... Sözleşmesi Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun) 31 inci maddesinin birinci fıkrasında ise "Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyetlerde bulunan kuruluş, merkezlerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine mahkeme kararı ile kapatılır. Aykırı davranış ... olarak yöneticiler tarafından gerçekleştirildiği takdirde, mahkemece sadece o yöneticilerin görevine son verilmesine karar verilir" düzenlemesinin mevcut olduğu, hangi faaliyetin demokratik esaslara aykırı olduğu ile ilgili takdirin, somut olayın özelliğine göre hâkime ait olduğu, böylece hükümde sendikaların faaliyetlerinin demokratik esaslara aykırı olamayacağı vurgulanmak suretiyle sendika içi demokrasi ilkesinin gerçekleştirilmesine çalışıldığı, sendika yöneticilerinin ... olarak yaptıkları ihlallerde, mahkeme tarafından sadece yöneticinin görevine son verilmesi gerektiği, böylece sendikanın kapatılmasının zorlaştırılmış olacağı, kural olarak sendikanın kapatılması gibi ağır bir yaptırıma gitmeden önce, daha hafif nitelikte başka yaptırım şekillerine başvurulmasının, demokratik ilkelerin uygulanması açısından daha yerinde bir ... olacağı, bu nedenle her olayın özelliği dikkate alınarak ve ölçülülük ilkesi uygulanmak suretiyle kapatma yaptırımına başvurulup başvurulmaması konusunun değerlendirilmesi gerektiği;
3. Sendika kurma hakkının yasayla düzenleneceği ve yine kanunla sınırlanabileceğinin Anayasa'nın 51 inci maddesinde düzenlendiği, 6356 sayılı Kanun’un 31 inci maddesinde "... Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyetlerde bulunan kuruluş, merkezlerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine mahkeme kararı ile kapatılır. Aykırı davranış ... olarak yöneticiler tarafından gerçekleştirildiği takdirde, mahkemece sadece o yöneticilerin görevine son verilmesine karar verilir. ..."; 4688 sayılı Kanun'un 37 nci maddesinde "... Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyetlerde bulunan sendika ve konfederasyon, merkezlerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcısının istemi üzerine ... davalarına bakmakla görevli mahallî mahkeme kararı ile kapatılır. Yukarıdaki fıkraya aykırı hareket eden sendika şubesi, sendika ve konfederasyonlar hakkında 2908 sayılı Dernekler Kanununun 54 üncü maddesi uyarınca işlem yapılır. ..."; 4688 sayılı Kanun'un "Diğer kanunların uygulanması" başlıklı 43 üncü maddesinde "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 2821 sayılı Sendikalar Kanunu, 2908 sayılı Dernekler Kanunu, 743 sayılı ... Medeni Kanunu ile sendika ve konfederasyonlarda görev alacaklar hakkında kamu görevlilerinin tabi oldukları personel kanunlarının ilgili hükümleri uygulanır."; 4721 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinde ise "... Derneğin amacı, kanuna veya ahlâka aykırı hâle gelirse; Cumhuriyet savcısının veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkeme, derneğin feshine karar verir. Mahkeme, dava sırasında faaliyetten alıkoyma dahil gerekli bütün önlemleri alır. ..." düzenlemelerinin mevcut olduğu;
4. Davacı tarafça davalı Sendikanın emniyette çalışan sivil memurların haklarının korunması amacıyla faaliyet sürdürmesi gerekirken sendika ismi, kullanılan logo ile yapılan bazı basın açıklamaları aracılığıyla toplumda sendikal amaç, çalışma ve faaliyet konularının tüm emniyet teşkilatı personeline yönelik olduğu izlenimi uyandırdığı, Sendikanın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımların da yine tüm emniyet teşkilatını kapsar nitelikte olduğu, özellikle teşkilatta görev yapan polis memurlarına yönelik konular ön plana atılmak suretiyle yetkisiz olarak tüm emniyet teşkilatını temsil görevi üstlendikleri iddia edilerek sendikanın kapatılmasının talep edildiği; 4688 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde sendikaların belirli hizmet sınıflarına veya hizmet kollarına ilişkin olarak kurulacağı, 5 inci maddesinde bu hizmet kollarının sayıldığı, 15 inci maddesinde ise emniyet hizmetleri sınıfındakilerin sendika kuramayacakları ve sendikalara üye olamayacaklarının düzenlendiği, kapatılması talep edilen davalı Sendikanın emniyet teşkilatında görev yapan sivil memurlar tarafından kurulduğunun görüldüğü;
5. Davalı Sendikanın emniyet teşkilatında görev yapan sivil memurlar tarafından kurulması nedeniyle sendika isminin emniyet teşkilatı ile ilgili olmasının mümkün olduğu, logo anlamında benzerlik nedeniyle fikri ve sınai haklar mahkemesinde dava açılabileceği, nitekim bu konuda ... Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/21719 Soruşturma ve 2022/27049 Karar sayılı kararıyla Emniyet Teşkilatı armasının tescil yoluyla elde edilen bir hak olmadığı, marka hakkına tecavüz suçunun iktibas veya iltibas unsurlarının oluşmadığı nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğinin görüldüğü;
6. Davalı Sendika başkanı tarafından yapılan basın açıklamasının çalışanların konumlarının kurum mevzuatında tanımlanması, disiplin işlerinin genel hükümlere tâbi olması, görevde yükselme, unvan değişikliğinin zorunlu hâle gelmesi, sınavların belirli aralıklarla yapılması gibi özlük işlerine ilişkin olduğu, bu açıklamaların ve sosyal medya paylaşımlarının tüm teşkilatı kapsadığı intibaı uyandırdığından bahsedilemeyeceği kanaatine ulaşıldığı;
7. Yukarıda bahsi geçen yasal mevzuat ve açıklamalar çerçevesinde davalı Sendikanın kapatılmasını gerektiren şartların oluşmadığının değerlendirildiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; dava dilekçesinde belirttiği sebeplerle ve gerek isim, gerek logo, gerekse de paylaşımlarla emniyet teşkilatının kurduğu bir kuruluşmuş gibi intiba yaratılmakta olduğunu, davalı Sendikanın kurulduktan hemen sonra kuruluşta belirtilen hizmet kolunun dışına çıkarak amaç ve çalışma konuları ile gerçekleştirilen faaliyetlerin polis memurlarını ve dolayısıyla tüm emniyet teşkilatını kapsayacak şekilde kanuna aykırı hâle dönüştürüldüğünün açık hâle geldiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kanuna aykırı faaliyet yürütüldüğü iddiası ile davalı Sendikanın kapatılması istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Anayasa'nın “Sendika kurma hakkı” kenar başlıklı 51 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkrası şöyledir:
“Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir.
Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.”
2. Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin son fıkrası ise şöyledir:
"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır."
3. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 23 üncü maddesinin (4) üncü bendi de şöyledir:
"Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır."
4. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 11 inci maddesinin (1) inci bendi ise şöyledir:
"Herkes barışçı amaçlarla toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve bunlara katılmak haklarına sahiptir."
5. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 8 inci maddesinin (1) inci bendinin (a) alt bendi de şöyledir:
"Herkese kendi ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumak ve geliştirmek için sendika kurma ve sadece sendikanın kendi kurallarına tabi olarak kendi seçtiği bir sendikaya katılma hakkı tanınır. Bu hakkın kullanılması ... güvenliği veya kamu düzenini veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak için demokratik bir toplumda gerekli olan ve hukuken öngörülen sınırlamalardan başka sınırlara tabi tutulamaz."
6. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 22 nci maddesinin (1) ve (2) nci bentleri ise şöyledir:
"Herkes başkalarıyla bir araya gelerek örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir; bu hak, kendi menfaatlerini korumak için sendika kurma ve sendikaya katılma hakkını da içerir.
Bu hakkın kullanılmasına ... güvenliğin, kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlâkın, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuken öngörülmüş ve demokratik bir toplumda gerekli olan sınırlamaların dışında başka hiç bir sınırlama konamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler ve polis teşkilatı mensuplarının bu hakkı kullanmaları üzerine hukuki kısıtlamalar konulmasını engellemez."
7. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün 87 sayılı Sözleşmesi'nin 2 nci maddesi de şöyledir:
"Çalışanlar ve işverenler herhangi bir ayırım yapılmaksızın önceden izin almadan istedikleri kuruluşları kurmak ve yalnız bu kuruluşların tüzüklerine uymak koşulu ile bunlara üye olmak hakkına sahiptirler."
8. 4688 sayılı Kanun'un "Kapatma" kenar başlıklı 37 nci maddesi ise şöyledir:
"Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyetlerde bulunan sendika ve konfederasyon, merkezlerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcısının istemi üzerine ... davalarına bakmakla görevli mahallî mahkeme kararı ile kapatılır.
Yukarıdaki fıkraya aykırı hareket eden sendika şubesi, sendika ve konfederasyonlar hakkında 2908 sayılı Dernekler Kanununun 54 üncü maddesi uyarınca işlem yapılır."
9. 4721 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi de şöyledir:
"Derneğin amacı, kanuna veya ahlâka aykırı hâle gelirse; Cumhuriyet savcısının veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkeme, derneğin feshine karar verir. Mahkeme, dava sırasında faaliyetten alıkoyma dahil gerekli bütün önlemleri alır."
10. 4721 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesi ise şöyledir:
"Dernekler, amaçlarını gerçekleştirmek üzere, tüzüklerinde belirtilen çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda faaliyette bulunurlar.
Yasaklanan veya izne bağlı faaliyetlerle ilgili kamu hukuku nitelikli özel kanun hükümleri saklıdır.
Dernek faaliyetleri ile ilgili yasak ve sınırlamalara aykırılık hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemiyle mahkemece faaliyetten alıkoyma kararı verilebilir."
11. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
8. Hukuk Dairesi, 2023/2925 E., 2024/6499 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Dava, davalı dernekte kanuna ve ahlaka aykırı eylemler meydana geldiği gerekçesi ile 4721 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi gereği derneğin feshi istemine ilişkindir.
8. Hukuk Dairesi 2023/2925 E. , 2024/6499 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/204 E., 2023/169 K.
DAVA TARİHİ : 24.07.2018
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/298 E., 2021/12 K.
Taraflar arasında Denizli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen derneğin feshi davası sonucunda verilen hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava dilekçesinde; davalı ... Yardımlaşma Derneği'nin dernek merkezinde Denizli 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin kararına istinaden Ahlak Büro Amirliği ekiplerince yapılan kontrolde dernek başkanı ... Yakar hakkında kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçundan adli işlem yapıldığı, yine ... İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 02.01.2018 tarih 204 sayılı yazısında 31.12.2017 tarihinde davalı derneğin adresinde kumar oynandığı şeklinde ihbar geldiği, gelen ihbarlar üzerine yapılan kontrolde kumar oynandığının tespit edildiği ve kumar oynayan şahıslar hakkında idari yaptırım kararı uygulandığının bildirildiği, buna istinaden belirtilen adresin mühürlendiği bilgisinin yer aldığı, yine ... İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 29.01.2018 tarih 1691 sayılı yazısında 28.01.2018 tarihinde davalı derneğin aynı adresinde dernekler yönetmeliğinin 70 nci maddesine istinaden mühürlenerek kapatıldığı halde tekrar çalıştırıldığı şeklinde gelen bilgiler üzerine yapılan kontrolde, bahse konu dernekte oyun masalarının olduğu ve okey tabir edilen oyunun oynandığı ve yaklaşık 15 kişinin olduğu, derneğin içerisinde oyun masalarının çalışır vaziyette olduğu, bu nedenle davalı derneği dernek merkezinden uzak lokal gibi işletildiği tespit edilmesi üzerine tekrar mühürlendiği bilgisinin yer aldığı, aynı şekilde davalı derneğin 08.04.2016 tarihinde yapılan şikayet üzerine 18.04.2018 tarihinde izinsiz lokal açmaktan dolayı daha önce de mühürlendiğinin tespit edildiği, tüm bu nedenlerle davalı ... Yardımlaşma Derneği'nin amacı ve varlığı kanuna ve yönetmeliklere aykırı hale geldiğinden feshedilmesi ve tasfiyesi istenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; yönetim kurulu üyesi olan bir kaç kişi hakkında münferit amaçlı kumar oynanması için yer temin etme suçundan ceza verilmesi, eğlence amaçlı okey oyununun oynandığının belirlenmesi, yönetim kurulu üyelerinin derneği suç kaynağı haline getirdiklerine ilişkin somut nitelikte delillerin bulunmaması, bir derneğin suç sayılan eylemlerin kaynağı haline geldiğinin, süregelen ve birden çok eylemin varlığının tespit halinde mümkün olup, ancak o takdirde dernek kurucularının asıl amaçlarının dernek faaliyeti yürütmek olmayıp dernek adı altında suç işlemeye ve ahlaka aykırı çalışmalar yapmaya zemin hazırlamak olduğundan söz edilebilmesi, münferit yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden dolayı davalı derneğin suç sayılan eylemlerin merkezi haline geldiğinden feshine karar verilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin yerinde olmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; dava ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Dava, davalı dernekte kanuna ve ahlaka aykırı eylemler meydana geldiği gerekçesi ile 4721 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi gereği derneğin feshi istemine ilişkindir.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre hukukumuzda bir derneğin cezai olarak sorumlu tutulması mümkün değildir. Başka bir deyişle dernek üyelerinin işlemiş olduğu suçlardan dolayı dernek cezalandırılamaz. Bununla birlikte belli koşulların varlığı hâlinde derneklerin kapatılabilmesi mümkündür. Bir derneğin kapatılabilmesi, o derneğin suç sayılan eylemlerin kaynağı hâline geldiğinin süregelen ve birden çok eylemin varlığının saptanması hâlinde mümkündür. Ancak o takdirde dernek kurucularının asıl amacının dernek faaliyeti olmayıp dernek adı altında suç işlemeye veya ahlaka aykırı çalışmalar yapmaya yasal zemin hazırlamak olduğundan söz edilebilir. Bunun için isnat edilen eylemlerin davalı derneğin bir suçun kaynağı hâline geldiğini göstermeye yeterli kabul edilmesi gerekir (Yargıtay 2. HD, E.2009/494, K.2010/410, 24/02/2011; Yargıtay 18. HD, E.2012/4065, K.2012/4951, 3/05/2012; Yargıtay 7. HD, E.2011/21, K.2011/6226, 20/10/2011).
Anayasa Mahkemesi, derneğin feshi kararına yönelik yapılan başvuru sonucu 22.02.2017 tarih ve 2014/4711 Başvuru numaralı kararında; bir derneğin kapatılması kararının Mahkemelerin yetkisi içinde olduğu, bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel eksenin, müdahaleye neden olan ilk derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin dernek hakkını kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunun inandırıcı bir şekilde ortaya konulup konulamadığının olacağı, oldukça sert bir tedbir olan bir derneğin kapatılmasının ve suç işleyen üyelerin cezalandırılmasının bu hakka zarar vermesinin muhtemel olduğu, bununla birlikte mevcut davanın koşullarında başvurucu Derneğin faaliyetlerinin ne genelde gözlemlendiği gibi ifade özgürlüğü ile ne de Anayasa'da korunan diğer haklarla bir ilgisinin bulunmadığı, dolayısıyla Anayasa'da yer alan diğer haklara bir müdahalenin de söz konusu olmadığı, sonuç olarak Mahkemelerinin konuyu ele almak için en makul olan yaptırımı seçtikleri kabul edilerek başvuruya konu suçun kanunlarda öngörülen cezasını belirleme yetkisinin kanun koyucuya ait olduğu ve mahkemelerin bu konudaki takdir payı gözetildiğinde Derneğin kapatılmasının demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olduğu sonucuna varılarak başvurucuların Anayasa’nın 33 üncü maddesinde güvence altına alınan dernek hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.
Özetle; bir derneğin suç sayılan eylemler nedeniyle feshine karar verilebilmesi için o derneğin suç sayılan eylemlerin kaynağı haline geldiğinin süregelen birden çok eylemin varlığı ile saptanması halinde mümkündür. Ancak o taktirde dernek kurucularının asıl amacının dernek faaliyeti olmayıp, dernek adı altında suç işlemeye veya ahlaka aykırı çalışmalar yapmaya yasal zemin hazırlamak olduğundan söz edilebilir. Öte yandan tüzel kişi olan dernekler ancak yönetim organlarında görev alan gerçek kişilerin eylemlerinden dolayı sorumlu tutulabilirler.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; davalı dernek hakkında üst üste dört ayrı işlem gerçekleştirildiği, buna göre; ... İlçe Emniyet Müdürlüğünün 13.06.2018 tarih ve 8403 sayılı yazısına göre davalı ... Yardımlaşma Derneği'nin ... Mah. 1582 Sok. No:12 Kat:2 .../ Denizli adresindeki dernek merkezinde Denizli 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin kararına istinaden Ahlak Büro Amirliği ekiplerince yapılan kontrolde Dernek Başkanı ... Yakar hakkında kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçundan adli işlem yapıldığının belirtildiği; ... İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 02.01.2018 tarih 204 sayılı yazısında 31.12.2017 tarihinde davalı derneğin adresinde kumar oynandığı şeklinde ihbar geldiği, gelen ihbarlar üzerine yapılan kontrolde kumar oynandığının tespit edildiği ve kumar oynayan şahıslar hakkında idari yaptırım kararı uygulandığının bildirildiği, buna istinaden belirtilen adresin mühürlendiği bilgisinin yer aldığı; ... İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 29.01.2018 tarih 1691 sayılı yazısında 28.01.2018 tarihinde davalı derneğin aynı adresinde dernekler yönetmeliğinin 70 inci maddesine istinaden mühürlenerek kapatıldığı halde tekrar çalıştırıldığı şeklinde gelen bilgiler üzerine yapılan kontrolde, bahse konu dernekte oyun masalarının olduğu ve okey tabir edilen oyunun oynandığı ve yaklaşık 15 kişinin olduğu, derneğin içerisinde oyun masalarının çalışır vaziyette olduğu, bu nedenle davalı derneği dernek merkezinden uzak lokal gibi işletildiği tespit edilmesi üzerine tekrar mühürlendiği bilgisinin yer aldığı, davalı derneğin 08.04.2018 tarihinde yapılan şikayet üzerine 18.04.2018 tarihinde izinsiz lokal açmaktan dolayı daha önce de mühürlendiğinin tespit edildiği, iş bu eylemler üzerine derneğin amacının kanuna ve ahlaka aykırı hale geldiği gerekçesi ile incelemeye konu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; davalı dernek hakkında üst üste dört ayrı işlem yapılmış olup yapılan tespitlerde dernekte kumar oynandığı, mühürleme yapılmasına rağmen mühür kırılarak ısrarla aynı eylemlerin devam ettiği, eylemin tek olmaktan çıktığı ve işleme konu eylemlerin ısrarla işlenmeye devam ettiği ve olayın mühür bozma suçunu işlemeye kadar vardırıldığı anlaşıldığından derneğin amacının kanuna ve ahlâka aykırı hâle geldiği sabit kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:Açıklana sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2022/7109 E., 2024/1106 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca Noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme t
7. Hukuk Dairesi 2022/7109 E. , 2024/1106 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2338 E., 2022/2488 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Erbaa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/7 E., 2021/496 K.
Taraflar arasındaki satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların murisi ...’nın 444 ada 6 parsel sayılı taşımazın 5.000 m²’lik kısmını Erbaa Noterliğinin 29.05.2008 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile davacıya 50.000,00 TL bedelle satarak zilyetliğini devrettiğini ve davalıların devir yükümlülüğünü yerine getirmediklerini belirterek dava konusu taşınmazın davalılar adına kayıtlı 5.000,00 m² miktarına denk gelen hissesinin tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tescilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılardan ... ve devamı vekili cevap dilekçesinde özetle; vekil edenlerinin miras bırakanı ... ile davacı ... arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapıldığını, sözleşme ile tarla vasfındaki taşınmazın imar dışında olması nedeniyle bir kısmının satışının vaat edildiğini, vaat edilen yerin dava dilekçesinde tarif edilen kısım olup bedelin alındığı, talep halinde tapudan devrin verileceği ve tapu masraflarının alıcıya (davacıya) ait olacağının ifade edildiğini, satışa konu yerin 4.000,00 m²’ye tekabül ettiğini, taşınmazın imar sahası dışında olması sebebiyle devretme imkanı olmadığını, davacının kötüniyetli hareket ettiğini ve sözleşmenin hiçbir yerinde 5.000,00 m²'den bahsedilmediğini, ... ’in davalı sıfatı bulunmadığını, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesini ve içeriğinin kabul ettiklerini, alış verişi inkar etmediklerini, aleyhlerine vekalet ücreti ve yargılama gideri yükletilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle;
1. Satış vaadine konu taşınmazın davalıların murisi adına kayıtlı olup vaat borçlusunun bizzat murisin kendisi olduğu,
2. Murisin dava konusu taşınmazın 05/10/2018 havale tarihli fen bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 4.176,58 m²’ilk kısmına yönelik satış vaadinde bulunduğu ve bu kısmın zilyetliğini de satım ile birlikte davacıya teslim ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 444 ada 6 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile taşınmazın yüzölçümü olan 14.229,00 m²'nin toplam hisse kabul edilerek 4176,58/14229,00 hissenin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, geri kalan 10.052,42 hissenin ise kayıt maliki davalılar murisi Hamit Taşova'nın üzerine ipkasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 5.000 m²’sinin davacı müvekkil tarafından satın alınmış olduğunun tüm yönleriyle ortaya konulduğunu, karara bu yönüyle itiraz ettiklerini ve davacı müvekkil adına 5000 m² hissenin tescilini talep ettiklerini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin yasal olarak devri mümkün olmayan payın davacı adına iptal ve tesciline karar verdiğini, bu durumun kanuna karşı hile teşkil ettiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalıların ve muris babalarının davanın açılmasına sebebiyet vermediğini, müvekkillerin satış vaadini ve bu haliyle davayı kabul ettiklerini, davacının tapusunu vermek isteyen davalı müvekkillerin kabul beyanlarının dikkate alınmasını, tapuda yapılması mümkün olmayan işlemi yapamamaları sebebiyle satış vaadi şeklinde yapılan işlemde davanın açılmasına sebebiyet vermediklerinin dikkate alınması gerektiğini, yargılama masraflarının davacılar üzerinde bırakılması ve davalılar aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde tüm harç, masraf ve vekalet ücretinin müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesinin doğru olmadığını, dava konusu yerin keşiften de anlaşılacağı üzere davacıya teslim edilmiş olup halen de onun kullanımında bulunduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekili ve davalılar vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi, dosya kapsamındaki beyanlar ve istinaf sebeplerine benzer gerekçeler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, düzenleme şeklindeki satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca Noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
3. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nda toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek amacıyla yeniden bazı düzenlemeler yapılmıştır.
4. Kanun'un “Tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi” başlıklı 8 inci maddesi gereğince tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmıştır.
5. Yapılan düzenlemelerle, asgari tarımsal arazi büyüklüğüne erişmiş tarımsal arazilerin bölünemez eşya niteliği kazanmış olacağı,
6. Asgari tarımsal arazi büyüklüğünün mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemeyeceği, ifraz edilemeyeceği, hisselendirilemeyeceği, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedinin artırılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
7. Bu nedenle birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazı, dolayısıyla satışı mümkün değildir. Ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmamaktadır.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davalıların murisi ...’nın tam hisse ile maliki olduğu 444 ada 6 parsel sayılı tarla vasıflı 14.229 m² miktarındaki taşımazın fen bilirkişi raporuna göre 4.176,58 m²’lik kısmını Erbaa Noterliğinin 29.05.2008 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile davacıya 50.000,00 TL bedelle satmayı vadettiği anlaşılmaktadır.
2. Somut olayda, Erbaa İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü'nün 11.06.2021 tarihli yazısında; "...5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazı Kullanım Kanunu ve bu Kanunda değişiklik yapan 6537 sayılı Kanun çerçevesinde yapılan değerlendirmede; en küçük alana sahip ve daha fazla küçülmemesi gereken bölünemez parsel büyüklükleri mutlak tarım arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar ve örtü altı tarım yapılan arazilerde 0,3 hektar olarak belirlendiğinden dava konusu olan tarımsal nitelikli taşınmazda ifraz işleminin yapılması uygun değildir. Tarımsal nitelikli taşınmazlarda 3'üncü şahıslara mülkiyet aktarımı, yeni bir hisse oluşturmaksızın aynen devir şeklinde olabilmektedir...” şeklinde görüş bildirmiştir.
3. Dava konusu taşınmazın güncel tapu kaydının incelenmesinde de halen ''..tarla..'' vasfını koruduğu görülmektedir.
4. Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun 8 inci maddesi hükmüne aykırı şekilde taşınmaz satışı vaat edilmesi halinde sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez.
5. Aynı şekilde 5403 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince bölünemez büyüklüğün altında kalan tarım arazilerinde tam pay malik olunsa dahi paydaşın payının bir kısmını hisselendirerek satması da mümkün değildir.
6. O halde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, taşınmaz tarım arazisi olup 5403 sayılı Kanun'a ekli 1 sayılı listeye göre Tokat ili, Erbaa ilçesinde yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğü (kuru arazide) 150 DA (150.000 m²) dir. Mahkemece, 5403 sayılı Yasa uyarınca asgari bölünemez tarım arazisi büyüklüğü dikkate alınmaksızın dava konusu 444 ada 6 parsel sayılı 14.229,00 m² taşınmazdan 4176,58/14229,00 payın (4.176,58 m²’lik alanın) davalılar murisi adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi doğru olmamıştır.
7. Hâl böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Yargılamanın yenilenmesi talep eden davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2023/867 E., 2024/1473 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca Noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmî şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme tü
7. Hukuk Dairesi 2023/867 E. , 2024/1473 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/256 E., 2022/1796 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/224 E., 2021/522 K.
Taraflar arasındaki satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalılar murisinin müvekkillerinin murisine dava konusu eski 72 parsel (yeni 130 ada 33 parsel) sayılı taşınmazın batı kısmında yer alan toplam 2700 m2'lik kısmını, noterden düzenleme şeklinde akdedilen 21.12.1960 ve 18.09.1964 tarihli satış vaadi sözleşmeleri ile satmayı vaadettiğini, taşınmaz bedelinin sözleşme esnasında ödendiğini ve ilgili kısmın müvekkillerinin murisine teslim ediliğini, dava tarihine kadar devrin gerçekleştirilmediğini belirterek, 130 ada 33 parselde sayılı taşınmazda 2700 m2'lik kısmına ait tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın zilyetliğinin fiilen devredilmediğini ve zaman aşımı süresinin geçtiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 12.10.2021 tarihli, 2020/224 Esas, 2021/522 Karar sayılı kararı ile "...dava konusu taşınmazın tarla vasfında olduğu, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun 8 inci maddesi uyarınca taşınmazın ifrazının veya bölünmesinin kanunun aradığı şartlar yönünden olanaklı olmadığı..." gerekçesiyle "...davanın reddine..." karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda (III) numaralı bentte belirtilen karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konu taşınmazın İmar Kanunu Plansız Alanlar Yönetmeliğine tabi olduğunu, yönetmeliğin imkanlarına göre sorunun çözülmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verildiğini, köy camisinin 33 parselden ayrılan 32 parsel üzerinde olduğunu, 33 ve 32 parselin bitişiğinde müvekkillerinin maliki bulunduğu 35 parsel sayılı taşınmazın bulunduğunu, 35 parsel sayılı taşınmazın ana yola cephesinin 17,58 mt olduğunu, ifraz sırasında Plansız Alanlar Yönetmeliğindeki 15 mt yol cephesi şartını yerine getirmek için 33 parselden müvekkilleri lehine ayrılacak kısmın, müvekkillerinin taşınmazı 35 parselle tevhidini talep ettiklerini, 28 cm eksiklik yüzünden davanın reddedildiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 02.12.2022 tarihli ve 2022/256 Esas, 2022/1796 Karar sayılı kararı ile "... bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 22.03.2021 tarihli raporu ile belirlendiği gibi, dava konusu taşınmazın Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği kapsamında kaldığı, dava konusu 130 ada 33 parsel sayılı taşınmazın kullanım şekline göre ikiye bölünmek sureti ile veya davacılara ait 35 parsel sayılı taşınmazla birleştirilmek suretiyle ifrazının mümkün olmadığı hususunun fen bilirkişinin 20.08.2021 tarihli ek raporu, 10.03.2021 tarihli fen bilirkişi raporu ile Yalova İl Özel İdaresinin 03.03.2021 tarihli yazısından anlaşıldığı, dava konusu edilen satış vaadine konu kısmın ifrazının mümkün olmadığı, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun 8 inci maddesi uyarınca hisseden hisse iptali ile pay ve paydaş adedinin arttırılmasının da mümkün olmadığından mahkemece davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı..." gerekçeleriyle "...davacı vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine..." karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda (IV.C) bendinde belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacılar vekili dosya kapsamındaki beyan ve istinaf sebeplerine dayanarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
2. Davacılar vekili temyiz dilekçesinin ibrazından sonra verdiği 28.09.2023 tarihli ek beyan dilekçesinde ise özetle; 3402 sayılı Kanun'un 41 nci maddesi gereği dava konusu 33 parsel sayılı taşınmaz alanının 5246 m2'den 5181 m2'ye düştüğünü, hata düzeltme krokisinin dilekçe ekinde sunulduğunu, 33 parsel sayılı taşınmazda krokide yer aldığı şekilde D3 ve D5 kırıkları arasındaki mesafenin 19,28 m2 olduğunu, bu durumun 15 mt cephe şartını sağlayacağını belirtmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, düzenleme şeklindeki satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca Noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmî şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
3. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nda toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek amacıyla yeniden bazı düzenlemeler yapılmıştır.
4. Kanun'un “Tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi” başlıklı 8 inci maddesi gereğince tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmıştır.
5. Yapılan düzenlemelerle, asgari tarımsal arazi büyüklüğüne erişmiş tarımsal arazilerin bölünemez eşya niteliği kazanmış olacağı,
6. Asgari tarımsal arazi büyüklüğünün mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemeyeceği, ifraz edilemeyeceği, hisselendirilemeyeceği, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedinin artırılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
7. Bu nedenle birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazı, dolayısıyla satışı mümkün değildir. Ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmamaktadır.
3. Değerlendirme
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.03.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2022/6641 E., 2023/940 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme t
7. Hukuk Dairesi 2022/6641 E. , 2023/940 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ... vekili ve davalı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; ...Mahallesi, 28 ada, 74 parselde kain gayrimenkuldeki 6/24 hisseyi ... Noterliğinin 19.11.2007 tarih ve 1179 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki gayrımenkul satış vaadi sözleşmesiyle davalıdan satın alıp taşınmazı da fiilen teslim aldığını beyan ederek; davalı adına kayıtlı dava konusu hissenin iptalini ve müvekkili adına tescilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ...; veraset nedeniyle iştirakli olan tarım arazisi nitelikli taşınmazda paylı bir devir yapılamayacağını, zira ifa olanağı bulunmadığını, bedelin ödenmediğini, zamanaşımı itirazının bulunduğunu, kanunun aradığı şartlar altında yapılmayan satış işleminin geçersiz olduğunu, sözleşme tarihinde 74 yaşında ve sözleşmenin içeriğini kavrama, okuma - yazma yeteneğine sahip olmadığını, sözleşmede adının yazılı olup imzasının bulunmayışının yapılan işlemin aceleye getirilmiş olduğunun kanıtı olduğunu, oysaki Türk Borçlar Kanununa göre kanunun yazılı şekilde yapılmasını öngördüğü sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunmasının şart olduğunu, sözleşmenin yoklukla malul olduğunu beyan ederek; davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.01.2016 tarihli ve 2015/42 E. - 2016/9 K. sayılı kararıyla;
"...Borç altına giren satım vaadi borçlusunun sözleşmede imzasının bulunmadığı, imzanın geçerlilik şartı ve kanunen emredici hüküm niteliğinde olduğu, taraflar arasında geçerli bir sözleşme olmadığı, batıl bir sözleşmeye dayanılarak tarafların birbirlerini edimlerini yerine getirmeye zorlayamayacağı..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı
vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 31.03.2021 tarih ve 2018/226 Esas, 2021/2328 Karar sayılı ilamında; "...Davaya dayanak 19.11.2007 tarihli satış vaadi sözleşmesinde satış vaadi borçlusu davalı ...'un el yazısıyla isminin altını imzaladığı, sözleşmedeki imzanın noter huzurunda atılmış ve geçerli olduğu, imzanın bulunmadığına dair mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığı, diğer taraftan satış bedelinin kendisine ödenmediği davalı tarafça savunulmuş olmakla, satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin ödendiğinin vaad alacaklısı tarafından kanıtlanması gerektiği, bu nedenle tarafların bedelin ödendiğine ilişkin tüm delilleri toplanarak bedel ödenmemiş veya kısmi ödenmiş ise Borçlar Kanununun 97 nci maddesi uyarınca davacının ödemesi gereken miktar belirlendikten sonra depo ettirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi, 07.06.2022 tarih, 2021/101 E., 2022/109 K.sayılı kararında;
"... Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin dayanağını; mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 22 nci ve 6098 sayılı TBK'nın 29 uncu maddesinden aldığı, bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmelerin geçerli olduğu, ön sözleşmenin geçerliliğinin ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlı olduğu, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 60 ıncı maddesinde noterlerin görevleri arasında taşınmaz satış vaadi sözleşmelerini yapmanın da sayıldığı...
Somut olayda; 19/11/2007 tarihli satış vaadi sözleşmesinde vaat borçlusu muris/davalı ...'un noter huzurunda isminin altına el yazısıyla ıslak imzasını attığı, satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin ödendiğinin vaad alacaklısı davacı tarafından kanıtlanamadığı, bunun üzerine Borçlar Kanununun 97. maddesi uyarınca depo kararı verildiği, davacı tarafından 15/03/2022 tarihinde 1.500,00 TL depo bedelinin mahkeme veznesine yatırıldığı, sözleşmenin geçerli olabilmesi için resmi şekilde yapılmış olması gerektiği ve asıl sözleşmenin tabi olduğu sözleşmenin şekil şartlarını haiz olması gerektiği, TBK. nun 12. ve devamı maddelerinde düzenlendiği üzere sözleşmenin yazılı şekilde yapılması gerektiği ve borç altına girenlerin imzaların bulunmasının zorunlu olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin kanuni şekil şartına uygun düzenlendiği ve borç altına girenlerin imzalarının bulunduğu... " gerekçesiyle, davanın kabulüne, Sinop ili, ... İlçesi, Merkez Mahallesi, 28 ada, 74 parsel üzerinde, müteveffa/davalı ...'un 6/24 hissesinin ... adına olan mevcut tapu kaydının iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; satış vaadi sözleşmelerinini resmi şekil şartlarını taşıması gerektiğini, davalıların murisinin imzasının bulunmadığını, sadece isminin el yazılı olup 74 yaşında olduğunu, okuma yazması olmayıp hukuki işlem ehliyeti bulunmadığı halde tanıkları da hazır olmadan noterde işlem yapıldığını, mahkemece depo ettirilen 1.500,00 TL'nin günümüz değerlerine uyarlanarak revize edilen bedelin depo ettirilmesi gerektiğini beyan ederek, usul ve yasaya aykırı hüküm bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı ... temyiz dilekçesinde; satış vaadi sözleşmelerinini resmi şekil şartlarını taşıması gerektiğini, davalıların murisinin imzasının bulunmadığını, sadece isminin el yazılı olup 74 yaşında olduğunu, okuma yazması olmayıp hukuki işlem ehliyeti bulunmadığı halde tanıkları da hazır olmadan noterde işlem yapıldığını, mahkemece depo ettirilen 1.500,00 TL'nin günümüz değerlerine uyarlanarak revize edilen bedelin depo ettirilmesi gerektiğini beyan ederek, usul ve yasaya aykırı hüküm bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 706 ve 716 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 29 ve 237 inci maddeleri, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi.
2. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.
3. Değerlendirme
Somut olayda; satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazın bedelinin muris/malik ...'a ödenmediği dosya kapsamıyla sabittir. Buna göre davacı tarafça depo edilmesi gereken bedel, malik muris/vaat borçlusu ...'un sahibi olduğu 6/24 hissenin dava tarihindeki rayiç değeri olup bu bedel depo ettirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı olarak satış vaadi sözleşmesinde belirlenen 1.500.00 TL'nin depo ettirilerek bu miktara göre ve yeniden eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple hüküm bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,
Peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
16.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre, derneklerin sona erme halleri incelendiğinde, aşağıdakilerden hangisinde derneğin tüzel kişiliğinin ortadan kalkması için mahkemenin kurucu nitelikte bir kararına gerek olmayıp, mahkemeye başvurulması durumunda verilecek karar salt tespit hükmünde olacaktır?
A) Derneğin amacının, faaliyetleri neticesinde kanuna veya ahlaka aykırı bir hale dönüştüğünün Cumhuriyet savcısı tarafından iddia edilmesi.
B) Dernek tüzüğünde özel bir düzenleme olmamasına rağmen yönetim kurulunun, yedek üyelerle dahi oluşturulamaz hale gelmesi.
C) Olağan genel kurul toplantısının kanuni zorunluluğa rağmen aralıksız olarak iki defa yapılamamış olması.
D) Derneğin amacının gerçekleşmesinin imkânsızlaştığı iddiasıyla bir ilgilinin başvurusu üzerine asliye hukuk mahkemesince derneğin feshine karar verilmesi.
E) Derneğin malvarlığının borçlarını karşılayamaması ve bu durumun bir alacaklının talebiyle mahkemece iflas kararıyla tescil edilmesi.