4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 973

Türk Medeni Kanunu 973. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 973- Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. Taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik sayılır. II. Türleri 1. Aslî ve fer'î zilyetlik

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

20 karar eşleşti
14. Hukuk Dairesi, 2019/2341 E., 2019/7964 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
TMK'nın 973. maddesinde zilyetlik “… Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir…” biçiminde tanımlanmıştır.
14. Hukuk Dairesi         2019/2341 E.  ,  2019/7964 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.07.2013 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, ecrimisil ve alacak talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.09.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, müvekkilinin ... ada 8 parsel sayılı Hazineye ait taşınmazı 1990 tarihinde eski kullanıcısı ... 'tan satın aldığını; davalı ... 'nın müvekkilinin babası, diğer davalının ise kardeşi olduğunu; müvekkilinin, davalı babası ile 10/05/2005 tarihinde bir sözleşme yaptığını; sözleşme gereği 1 sene içinde satış bedelini ödemek koşuluyla yerin 200 m2 sini babasına sattığını; davalı babanın satış bedelini ödemediği gibi, diğer davalı oğlu ile birlikte bu yere yapılan binadaki dükkanı ve 1. kattaki daireyi işgal ettiklerini; davalılarca kullanılan kısımlar sebebiyle müvekkilinin milli emlaka 9.905,18TL ecrimisil ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek davacı ile davalı baba arasındaki satış sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti ile, davalıların taşınmaza müdahalesinin men'ine, milli emlaka ödenen 9.905,18 TL'nin ve ihtar tarihi olan 2012 yılı aralık ayından itibaren, her ay için daire yönünden 500,00 TL, dükkan yönünden 600,00 TL ecrimisilin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, elatmanın önlenmesi ile hazineye ödenen bedelin iadesi taleplerinin kabulüne, ecrimisil talebinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir. Öncelikle, uyuşmazlığın çözümü için “hak” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Bir görüşe göre hak, hukuk düzeninin fertlere tanıdığı irade veya irade kudretidir. Bir başka görüş hakkı, hukuk düzenince korunan menfaat olarak tanımlamıştır. Bir diğer görüş ise hakkı, hukuki ilişki kavramıyla açıklamaktadır. Bu görüşü savunanlar hakkı, sahibine bu ilişkiye katılan kişi veya kişiler karşısında tanınan bir ayrıcalık veya imtiyazlı bir durum olarak tanımlamışlardır. Dolayısıyla hak, hukuki ilişkinin bir unsuru olup sahibi lehine imtiyazlı bir durum yaratırken, diğer kişiler için de bir kısıtlama, yükümlülük oluşturmaktadır. Hakkın hak sahibine verdiği imtiyaz, diğer kişilere yüklenen davranış yükümlüğünden ibarettir (Eren, F.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara, 2012,s.46-47). Haklar konuları ya da nitelikleri temel alınarak çeşitli tasniflere tabi tutulmuştur. “İleri sürülebileceği çevre” bakımından haklar “Mutlak ve nispi haklar” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak haklar sahibine belirli bir mal veya kişi üzerinde geniş tasarruf yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Mutlak hakların neler olduğunu kanun koyucu sınırlı olarak belirlemiştir. Bu nedenle kişiler, yasada öngörülen sınırlı sayıdaki mutlak hak dışında yeni bir mutlak hak yaratamazlar. Mutlak hakların konusu mutlaka maddi ya da gayri maddi mallardır. Maddi mallar üzerindeki mutlak haklara, ayni haklar; maddi olmayan mallar üzerindeki haklara da fikri haklar denir. Ayni haklar mal üzerindeki mutlak iktidar haklarıdır. Diğer bir tanımlama ile ayni haklar bir kimseye bir şey üzerinde doğrudan doğruya hakimiyet sağlayan ve bu sebeple herkese karşı ileri sürülebilen haklardır Nispi haklar aynı zamanda kişisel haklar olarak da tanımlanmaktadır. Çünkü bu haklar belirli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürülebilen haklardır. Kişisel hak, ayni haklarda olduğu gibi, hak sahibinin bir mal üzerinde doğrudan doğruya haiz olduğu bir yetki değil, bir şeyin verilmesini, bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını, yani belirli bir hareket tarzını bir veya birkaç şahıstan isteme hususundaki haktır. Nispi hakların eşya ile olan ilgileri doğrudan doğruya mutlak değil, nispidir (Velidededeoğlu H.V./Esmer, G.: Gayrimenkul Tasarrufları Ve Tapu Sicili Tatbikatı, İstanbul 1956, S.30). TMK'nın 981, 982, 983 ve 984 maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kimsenin zilyetliğini korumak üzere kurulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. TMK'nın 973. maddesinde zilyetlik “… Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir…” biçiminde tanımlanmıştır. TMK'nın 982 ve 983. maddelerinde de zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur. Davacı, Hazinenin taraf olmadığı eldeki bu davada, herhangi bir hakka değil sadece mukaddem (önceki zilyetliğe dayanmaktadır). O halde bu davada öncelikle çözümlenmesi gereken sorun, davacının somut olayda dava hakkının, davalılara karşı üstün ve korunmaya değer zilyetliğinin bulunup bulunmadığı olmalıdır. Az önce açıklandığı gibi TMK'nın 973. maddesine göre zilyetlik, eşya ile şahıs arasında eylemli bir bağ yani ilişki olup ve buna bağlı olarak da fiili hakimiyet altında bulundurmaktan doğan hukuki yetki ve vecibeleri gösteren ve düzenleyen hukuki bir müessesedir. Kanunda sözü edilen fiili hakimiyetin meydana geliş şekli önemli değildir. Bunun bir gasp ve tecavüz sonucu elde edilmiş olması da mümkündür. Bu bakımdan hakka dayanmayan zilyetlik hukuk nizamınca korunmaktadır. Ne var ki, bu korumada ki amaç, haksız zilyedin menfaatini korumak değil, sosyal huzur ve sükunun korunmasıdır. Zira, hukuk düzeninin yanında bir de barış düzeni vardır. Hukuk hareketi barış ise sükunu ifade eder. İşte zilyetlik bu barış düzeninin vücut verdiği bir müessesedir. Zilyetliğin hukuki fonksiyonlarından birisi de, fiili durumun başkaları tarafından keyfi olarak bozulmasını önlemektir. Hukuk düzeni böylece topluluğun esenliğini korumak istemiştir. Tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin devrini öngören her türlü sözleşmelerin resmi şekilde yapılması geçerlilik koşuludur (743 sayılı Kanunun 634.; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706; Borçlar Kanunu m. 213; Tapu Kanunu m. 26; 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 60). Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak Kanunun öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davası kural olarak kabul edilemez. Yasa hükümlerinin öngördüğü biçimde yapılmayan sözleşmeler hukuken geçersizdir; burada öngörülen şekil, sözleşmenin geçerlilik koşulu olup, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle doğrudan göz önünde tutulur. Bilindiği üzere, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08/03/1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı). Dosya kapsamından; davacının, çekişme konusu taşınmazda kayda ve mülkiyete dayalı bir hakkı bulunmadığı, 10.05.2005 tarihli protokolle taşınmazdaki 200 m2’lik kısmın zilyetliğinin davacı tarafından, davalı ...’a devredildiği, sözleşmeye dayalı olarak davalı tarafından kullanıldığı anlaşıldığından elatmanın önlenmesi talebi ile zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği ecrimisil ile hazineye ödenen bedelin iadesi taleplerinin yasal koşulları oluşmadığından reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.11.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) K A R Ş I O Y Rucü hakkı, sebepsiz zenginleşme teşkil eden durumlarda ortaya çıkan talep hakkı ile bazı hukukî ilişkilerde başkası için yapılan ödeme veya harcamayı ilgiliden istemeyi ifade eder. Dava konusu olan ..., ... Mahallesi, ... ada, 8 No'lu parsel dava dışı Maliye Hazinesi adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Mahkemece yapılan keşif ve bilirkişi raporlarında belirtildiği gibi, üzerinde tarafların kullanımında bulunan yapı bulunmaktadır. Maliye Hazinesi tarafından eylemli bu kullanım nedeniyle ecrimisil tahakkuk ettirilmiştir. Davacının tahakkuk ettirilen ecrimisilden payına düşen miktarda sorumlu ise de diğer tarafların payı yönünden ödediği miktar için ilgilisine rücü hakkı bulunmaktadır. Mahkemece davacının diğer tarafa rücü edeceği miktarın hesaplanarak bu miktarda tazminata karar verilmesi gerektiğinden, sayın çoğunluğun davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği şeklinde oluşan kararına katılamamaktayız.

Diğer kararlar (4)

1. Hukuk Dairesi, 2021/3739 E., 2022/332 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
6.2.3 Zilyetlik, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 973. maddesinde, "Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.
1. Hukuk Dairesi         2021/3739 E.  ,  2022/332 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TESCİL Taraflar arasında görülen kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın tescili istekli davanın yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne dair verilen karar hakkında davalı Hazine tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına dair verilen karara, İlk Derece Mahkemesince uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine ilişkin karar, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Kadastro sonucu Karacasu İlçesi, Yeniköy Köyü çalışma alanında bulunan çekişmeli taşınmaz 27.5.1994 tarihinde kesinleşen genel kadastro sırasında “taşlık” olduğundan bahisle tespit harici bırakılmıştır. I. DAVA Davacı ..., 396 parsel sayılı taşınmazın, kendisi, annesi ... ve kardeşleri adına tapuda kayıtlı bulunduğunu, bu taşınmazın güney ve batısında bulunan taşınmaz bölümlerinin de babasından geldiğini, ölümüyle mirasçılarına intikal ettiğini, diğer mirasçılardan miras paylarını satın alıp taşınmazları kullandığını, aynı zamanda babası adına kayıtlı tapu kaydı da bulunduğunu, buna rağmen kadastro tespiti sırasında anılan taşınmazların tescil harici bırakıldığını ileri sürerek, taşınmazların adına tescili istemiyle dava açmıştır. II. CEVAP Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmaz bölümlerinin taşlık, kayalık ve çalılık yerlerden olduğunu, davacının dayandığı tapu kaydının taşınmazları kapsamadığı gibi, 3402 sayılı Yasa'nın 14. ve 17. maddesinde belirtilen şartların davacı lehine gerçekleşmediğini savunmuş ve taşınmazların Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 18.02.2014 tarihli ve 2010/65 Esas, 2014/47 Karar sayılı kararıyla hükme esas alınan 05.07.2013 havale tarihli bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümlerinin davacı ... adına tesciline karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... mirasçıları vekili tarafından temyiz edilen hüküm Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 26.11.2015 tarihli ve 2014/15240 Esas, 2015/14196 Karar sayılı ilamıyla onanmış olup, akabinde davalı Hazine vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. 2. Bozma Kararı Dairece “davacının dayandığı 16.09.1944 tarih 20 sıra numaralı tapu kaydı, isimsiz “çay” ve “oyuk kıranı” sınırları itibariyle değişir sınırlı olup, miktarıyla geçerli bulunduğu ve dayanılan tapu kaydının miktarından daha fazla yerin kayıt malikleri adına tespit ve tescil edildiği anlaşıldığına göre, anılan (A) ve (B) taşınmaz bölümleri yönünden davanın reddine karar verilmesi, Hazine yönüyle ise, anılan bölümlerin Hazine adına tescilinin talep edilmiş olduğu gözetilerek Hazinenin talebinin kabulüne, taşınmaz bölümlerinin Hazine adına tesciline karar verilmesi” gerekçesiyle bozma yapılmıştır. 3. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 09.05.2018 tarihli ve 2018/53 Esas, 2018/78 Karar sayılı kararıyla bozma ilamı doğrultusunda çekişme konusu 05/07/2013 havale tarihli teknik krokide (A) harfi ile gösterilen 6.310,62 metrekarelik kısım ile (B) harfi ile gösterilen 18.518,72 metrekarelik bölümler yönünden davacının davasının reddine, bu bölümler yönünden Hazine tarafından tescil talep edilmiş olduğundan Hazinenin talebinin kabulüne, taşınmaz bölümlerinin Hazine adına tesciline karar verilmiştir. 4. Bozma Sonrası İlk Derece Mahkemesi Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 5. Temyiz Nedenleri Davacı vekili, temyiz dilekçesinde özetle, çekişmeli taşınmazlara dayanak tapu kayıtlarının uyduğunu ve zilyetlikle iktisap koşullarının müvekkili lehine gerçekleştiğini, bu hususta kabule dair verilen kararın Yargıtay tarafından onandığını ve Hazine’nin karar düzeltme talebinin temyiz başvurusu olarak değerlendirilerek kazanılmış haklarının ihlal edildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 6. Gerekçe 6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, yörede yapılan kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın davacı adına tescili isteğinden ibarettir. 6.2. İlgili Hukuk 6.2.1. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti” başlıklı 14. maddesinde; “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.’’ Olağanüstü zamanaşımı yolu ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılması ve taşınmazın zilyedi adına tespitine ilişkin temel koşulların 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre; tapuda kayıtlı olmayan bir taşınmaz, aralıksız ve nizasız yirmi yıllık süreyle malik sıfatı ile elinde bulunduran ve zilyedi olan kişi adına tespit ve tescil edilecektir. 6.2.2 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun ve 17. maddesi, "– Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir.’’ 6.2.3 Zilyetlik, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 973. maddesinde, "Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. Taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik sayılır" şeklinde tanımlanmıştır. Bir şeye malik olmayan kimsenin zilyetliği zamanla o şeyin mülkiyetinin kazanılmasını sağlayabilir. Mülkiyetin kazanılma sebeplerinden biri olan zilyetliğin konusu ancak maddi şeylerdir. Zilyetliğin tanımında da görüleceği gibi, zilyetlik olması için bir şeyin bulunması ve ayrıca o şey üzerinde fiili hâkimiyetin kurulması ve kullanılması gerekir (İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.12.1998 tarihli ve 1996/4 E., 1998/3 K. sayılı kararı). 6.2.4 Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince zilyedi lehine taşınmazın tespiti koşullarına ilişkin yapılan açıklamaların yanında, 3402 sayılı Kanun'un "Hazine adına tespit" başlıklı 18. maddesinde; "Yukarıdaki maddelerin hükümleri dışında kalan ve tescile tabi bulunan taşınmaz mallar ile tarım alanına dönüştürülmesi veya ekonomik yarar sağlanması mümkün olan yerler Hazine adına tespit olunur. Orta malları, hizmet malları, ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez" hükmüne yer verilmiştir. 6.2.5 3402 sayılı Kanun'un 18. maddesinden önce gelen 13, 14 ve 17. maddelerinde mülkiyet hakkının tespitine ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Kanun'un önceki maddelerinde özel veya tüzel kişiler adına taşınmaz malların tespit ve tescil şartlarına yer verilmişken, Kanun'un 18/1. fıkrası ile bunların dışında kalan ve tescile tabi olan malların Hazine adına tespit ve tescil edileceği, diğer bir deyişle özel ve tüzel kişiler lehine iktisap şartları oluşmayan malların Hazineye ait olması esası getirilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise kamunun yararlanmasına mahsus orta malları ile hizmet mallarının (3402 sayılı Kanun'un m. 16/1), ormanların (6831 sayılı Orman Kanunu m. 1 vd), devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da (TMK'nın m.715) kamu hizmetine tahsis edilmeyen yerler ile kanunlar uyarınca devlete kalan yerlerin olağanüstü zamanaşımı zilyetlik yolu kazanılamayacakları açıkça ifade edilmiştir. 6.3. Değerlendirme 6.3.1. HUMK'na göre olağan kanun yolu olan karar düzeltme incelemesi sonucunda Yargıtay 16. HD. 2017/1626 Esas, 2017/3238 Karar sayılı kararıyla yapılan bozma, kazanılmış hakkın ihlali olmadığı gibi, kesin bozma niteliğindedir. Mahkemece bozma kararına uyulduğundan davalı Hazine yararına usuli kazanılmış hak doğar. 6.3.2 Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın (IV-3) numaralı bendinde yer verilen yerel mahkeme kararının gerekçesinde belirtilen yasal ve hukuksal gerekçeye göre, yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. V. SONUÇ: Hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 36,30 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2021/4940 E., 2022/5876 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Zilyetlik, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 973. maddesinde, "Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.
1. Hukuk Dairesi         2021/4940 E.  ,  2022/5876 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVALILAR : HAZİNE V.D. DAVA TÜRÜ : TESCİL Taraflar arasında görülen kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın tescili istekli davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince, davanın kabulüne dair verilen karar hakkında Hazine vekili tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Mahkeme kararının bozulmasına dair verilen karara, Mahkemece uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne ilişkin karar, süresi içinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı ..., ilçesi Egeköy köyü çalışma alanında bulunan ve 2009 yılında yapılan kadastro sırasında yol olarak tespit harici bırakılan taşınmazın bir bölümünün adına tespit ve tescil edilen 192 ada 21 parsel sayılı taşınmazın devamı niteliğinde olduğunu öne sürerek; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle bu bölümün 192 ada 21 parsel sayılı taşınmaza eklenerek adına tescili istemiyle dava açmıştır. II. CEVAP Davalı Hazine, davanın süresinde açılmadığını, dava konusu taşınmazın keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu yol olduğu sonucuna varılması halinde ise yolların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğundan, özel mülke konu olmasının mümkün olamayacağından davanın reddi gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 24.02.2016 tarihli ve 2014/277 Esas, 2016/150 Karar sayılı kararıyla, çekişmeli taşınmaz bölümü üzerinde davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne, fen bilirkişi... ve ....tarafından düzenlenen krokili raporda (B) harfi ile gösterilen 25,59 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz bölümünün 192 ada 21 parsel sayılı taşınmaza eklenmek suretiyle tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairece “TMK'nın 713/4 ve 5. fıkraları gereğince keşif sonucu elde edilen bilirkişinin rapor ve krokisine göre gerekli yerel ve gazete ilanlarının yöntemine uygun bir biçimde yapılması, ilanın yapıldığı gazete ile ilan tutanaklarının dosya arasına konulması, yasal 3 aylık sürenin dolmasının beklenilmesi ve menfaati olanlara itiraz hakkı tanınması” gerekçesiyle bozma yapılmıştır. 3. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 03.09.2020 tarihli ve 2019/182 Esas, 2020/290 Karar sayılı kararıyla, TMK'nun 713/1, ve kadastro kanunun 14. ve 17. maddelerinde düzenleme altına alınan kazanma koşullarının davacı lehine gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne, fen bilirkişi ... ve .... tarafından düzenlenen krokili raporda (B) harfi ile gösterilen 25,59 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz bölümünün 192 ada 21 parsel sayılı taşınmaza eklenmek suretiyle tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. 4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 5. Temyiz Nedenleri Davalı Hazine vekili, temyiz dilekçesinde, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufunda olan yerlerden olduğunu ve bu tür yerlerin zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 6. Gerekçe 6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, 2009 yılında yörede yapılan kadastro sırasında yol olduğu gerekçesiyle tespit harici bırakılan ve teknik krokide (B) harfi ile gösterilen taşınmazın davacı adına tescili isteğinden ibarettir. 6.2. İlgili Hukuk 6.2.1. Zilyetlik, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 973. maddesinde, "Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. Taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik sayılır" şeklinde tanımlanmıştır. Bir şeye malik olmayan kimsenin zilyetliği zamanla o şeyin mülkiyetinin kazanılmasını sağlayabilir. Mülkiyetin kazanılma sebeplerinden biri olan zilyetliğin konusu ancak maddi şeylerdir. Zilyetliğin tanımında da görüleceği gibi, zilyetlik olması için bir şeyin bulunması ve ayrıca o şey üzerinde fiili hâkimiyetin kurulması gerekir (İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.12.1998 tarihli ve 1996/4 E., 1998/3 K. sayılı kararı). 6.2.2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca ‘’Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir. ‘’ 6.2.3. Malik sıfatıyla zilyetliğin tanımı ise, kodifiye edilen mevzuatta yapılmamıştır. Malik sıfatı ile zilyetlik hakkında öğretide çeşitli görüşler ileri sürülmekle birlikte, zilyedin o malı/taşınmazı sahiplenme, kullanma, idare ve işletme amacıyla hâkimiyetinde bulundurması hâlinde malik sıfatıyla zilyetlikten söz edilebileceği, o mal üzerinde kendi zilyetliğinden başka kişinin üstün korunmaya değer zilyetliğini tanımayan kişinin zilyetliğinin malik sıfatıyla zilyetlik olduğu kabul edilmektedir (Sapanoğlu, Süleyman: Zilyetlikten Kaynaklanan Tescil Davaları, Ankara 2013, s. 297-298; Özmen, İhsan/Çorbalı, Halim: 3402 Sayılı Kadastro Kanunu Şerhi, Ankara 1995, s. 424) . 6.3. Değerlendirme 6.3.1 Bilindiği üzere terk edilmiş dere yatakları, kayalık, taşlık, yol ve yol boşluğu gibi taşınmazlar, ancak imar-ihya yolu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca iktisap edilebilirken; ham toprak, hali arazi, köy boşluğu gibi basit ameliye ile zilyet edilebilecek yerler ise aynı Yasa'nın 14. maddesi gereğince iktisap edilebilir 6.3.2 Somut olayda mahkemece çekişmeli taşınmaz üzerinde davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, dosya kapsamında mevcut delil durumuna göre bu kabule itibar etmek mümkün değildir. Öncelikle dava konusu taşınmazın, yol vasfıyla tescil harici bırakıldığı dikkate alındığında, davacı yanın ekonomik amaca uygun zilyetliğinin bulunup bulunmadığı ve zilyetlikle kazanım koşullarının davacı yararına oluşup oluşmadığı yöntemince araştırılmamış, bu anlamda mahalli bilirkişi ve tanıkların soyut içerikli ve yetersiz beyanları ile taşınmazın ekonomik amaca uygun kullanılıp kullanılmadığı hususunda niteliksiz olan bilirkişi raporlarına dayanılarak karar verilmiş, inşaat bilirkişiden yolun üzerinde bulunan binanın yaşına dair değerlendirme yapılmamış, zilyetliğin şekli ve süresinin belirlenmesinde esaslı unsur olan hava fotoğraflarından istifade edilmemiş, davaya konu ilişkin taşınmazın olduğu bölgeye ilişkin haritalar incelendiğinde fiili yolun 192 ada 22 ve 23 parsellerle 171 ada 4 parselin kesiştiği noktaya kadar devam ettiği tespit edilmesine rağmen fiili yolun mevcut ve geçmişteki durumu kuşkuya yer bırakmaksızın saptanamamıştır. Böylesine noksan bir araştırma ile varılan sonuç eldeki uyuşmazlığı maddi gerçeğe ulaştırmayacaktır. 6.3.3 Mahkemece doğru sonuca varılabilmesi için, öncelikle, taşınmaza ait eski ve yeni tarihli ortofoto ve uydu fotoğrafları ile Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin harita sorgulama sayfasına girilerek, taşınmazın bulunduğu köyü/ mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya arasına alınmak suretiyle, buradan elde edilen verilere göre dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ilişkin farklı dönemlerde çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının en az üç tanesi tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğü'nden getirtilerek dosya arasına konulmalı, ayrıca çekişmeli taşınmaza komşu parsellere ait kadastro tespit tutanakları ve var ise bu taşınmazların tespitine dayanak belgeler celp edilmelidir. 6.3.4 Dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan, yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile teknik bilirkişi, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi, inşaat mühendisi bilirkişisi, ziraat mühendisi bilirkişisi ve fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalıdır. 6.3.5 Yapılacak keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan çekişmeli taşınmazın öncesinin ne olduğu, taşınmaz üzerinde zilyetliğin bulunup bulunmadığı, varsa hangi tarihte ve ne zaman başladığı, zilyetliğin sürdürülüş biçimi, kimden kime ve nasıl intikal ettiği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, hava fotoğraflarının fotogrametri ve jeodezi uzmanı olan bilirkişi tarafından stereoskop aleti ile incelenmesi suretiyle, hava fotoğraflarının çekildiği tarihlere göre dava konusu taşınmazın evvelinde ne olduğunu açıklar mahiyette rapor alınmalı, ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan taşınmazın önceki ve hali hazırdaki kullanım durumu, zirai faaliyete konu olup olmadığı, zilyetliğin hangi tasarruflar ile ne kadar süre sürdürüldüğü açıklar rapor alınmalı, inşaat mühendisi bilirkişisinden, taşınmaz üzerindeki yapıların özelliklerini ve kaç yıllık olduklarını açıklayan rapor alınmalı, davacı yararına dava tarihine kadar 3402 sayılı Yasa'nın 14. maddesi koşullarının oluşup oluşmadığı araştırılmalı, bundan sonra toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece değinilen bu yönlere uygun araştırma ve inceleme yapılmadan karar verilmesi cihetine gidilmiştir. V. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 Sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 Sayılı HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/09/2022 gününde oy birliği ile karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2022/373 E., 2022/4182 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Zilyetlik, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 973. maddesinde, "Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.
1. Hukuk Dairesi         2022/373 E.  ,  2022/4182 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : BEYTÜŞŞEBAP ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekili tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince HMK’nın 353.1.b.1. maddesi uyarınca davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 26/05/2022 Perşembe günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalı Hazine vekili Avukat Melahat Alaftan geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar, dava konusu 101 ada 304 parsel sayılı taşınmaz içerisinde yer alan 15.250 m2’lik alanın nizasız-fasılasız zilyedi olmalarına rağmen, 2009 yılında yapılan kadastro çalışması sonucu bu yerin davalı Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, yapılan tespitin hatalı olduğunu, çekişme konusu 15.250 m2’ lik alan ile dava dışı 101 ada 269 ve 270 parsel sayılı taşınmazların bitişik taşınmazlar olduklarını, 269 ve 270 parsellerle birlikte yaklaşık olarak 30.000 m2’lik alanın atalarına ait olup, bu alanın kendileri ve dava dışı 269, 270 parsel malikleri arasında fiili olarak taksim edildiğini, kadastro çalışmalarında dava dışı 269 parselde 8.028,46 m2, dava dışı 270 parselde 7.186,35 m2 olmak üzere toplam 15.214,81 m2’lik kısmın akrabaları adına tescil edildiğini, çekişmeli taşınmaz üzerinde zilyetliklerinin devam ettiğini ileri sürerek, davalı Hazine adına tescil edilen dava konusu 101 ada 304 parsel sayılı taşınmaz içinde yer alan 15.250,00 m2’lik kısmın tapu kaydının iptali ile adlarına tescilini istemişler; davacılar vekili 09/11/2020 tarihli ıslah dilekçesiyle, bilirkişi raporunda tespit edilen 78.159,03 m2’lik kısmın iptal tescilini istemişlerdir. II. CEVAP Davalı, cevap dilekçesi sunmamış; herhangi bir savunma getirmemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Beytüşşebap Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/12/2020 tarihli 2019/1 Esas 2020/147 Karar sayılı kararıyla; çekişme konusu taşınmazın imar ve ihya edilmediğinin 1973-1984-2001 yıllarına ait hava fotoğraflarından da anlaşıldığı, davacıların eklemeli zilyet olarak fasılasız biçimde taşınmazı kullanmadıkları ve en az 30 yıl önce kullanımın güvenlik nedeniyle sona erdiği gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF 1. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.İstinaf Nedenleri Davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verildiğini, çekişmeli yerin halen askeri güvenlik güçlerince kullanıldığını uzun sürede keşif yapılamadığını, zilyetliğin kamu gücü ile engellendiğini, Beytüşşebap İlçesinin 1985-1986 yıllarından bu yana terör olayları ile anıldığını, rızai olarak zilyetlik terkinden söz edilemeyeceğini, güvenlik nedeniyle halkın girişine izin verilmediğini, mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarıyla çekişmeli yerin davacıların mirasbırakanları tarafından ekilip biçildiğinin anlaşıldığını, terör olayları nedeniyle kullanılamadığını, 30 yıldır askeri üssün bulunduğunu ve arazi kullanımının yasak olduğunu, aynı bölgede yer alan tapulu taşınmazların dahi kullanılamadığını, tapulu taşınmazlarla ilgili açılan Beytüşşebap Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/3 Esas sayılı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davası bulunduğunu, İl Özel İdare Müdürlüğünün 04/09/2020 tarihli cevabi yazısı ekinde gönderilen taşınmaz kayıtlarının dikkate alınmadığını, davacıların mirasbırakanı ... oğlu ... ve ... oğlu ...adına taşınmaz kaydı olduğuna ilişkin yazının dikkate alınmadığını, bu kayıtların dava konusu taşınmazın sınırlarını işaret ettiğini, davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir. 3. Gerekçe ve Sonuç Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 09/09/2021 tarihli 2021/405 Esas 2021/942 Karar sayılı kararıyla; çekişme konusu taşınmazın imar ve ihya edilmediği, jeodezi bilirkişi raporuna ve 1973-1984-2001 yıllarına ait hava fotoğraflarına göre, arazinin yapısının eğimli, taşlık ve kayalık nitelikte olup, sabit bir sınırının olmadığı, 1973 yılı hava fotoğrafında dahi imar-ihya ve davacı tarafın zilyetliğinin tespit edilemediği, her ne kadar davacılar vergi kaydına dayansa da vergi kaydının mülkiyet belgesi olmayıp, zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydının hukuken değer taşımayacağı, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle HMK'nın 353/1-b.1. maddesi uyarınca, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Temyiz Nedenleri Davacılar vekili dilekçesinde özetle: istinaf talepli dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz nedenlerini yineleyerek kararın bozulmasını istemiştir. 3. Gerekçe 3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 3.2. İlgili Hukuk 3.2.1. Bilindiği üzere, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti” başlıklı 14. maddesinde, “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.’’ Olağanüstü zamanaşımı yolu ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılması ve taşınmazın zilyedi adına tespitine ilişkin temel koşulların 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre, tapuda kayıtlı olmayan bir taşınmaz, aralıksız ve nizasız yirmi yıllık süreyle malik sıfatı ile elinde bulunduran ve zilyedi olan kişi adına tespit ve tescil edilecektir. 3.2.2. Yine 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesine göre, "Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir." 3.2.3. Zilyetlik, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 973. maddesinde, "Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. Taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik sayılır" şeklinde tanımlanmıştır. Bir şeye malik olmayan kimsenin zilyetliği zamanla o şeyin mülkiyetinin kazanılmasını sağlayabilir. Mülkiyetin kazanılma sebeplerinden biri olan zilyetliğin konusu ancak maddi şeylerdir. Zilyetliğin tanımında da görüleceği gibi, zilyetlik olması için bir şeyin bulunması ve ayrıca o şey üzerinde fiili hâkimiyetin kurulması ve kullanılması gerekir (İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.12.1998 tarihli ve 1996/4 E., 1998/3 K. sayılı kararı). 3.2.4. Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince zilyedi lehine taşınmazın tespiti koşullarına ilişkin yapılan açıklamaların yanında, 3402 sayılı Kanun'un "Hazine adına tespit" başlıklı 18. maddesinde; “Yukarıdaki maddelerin hükümleri dışında kalan ve tescile tabi bulunan taşınmaz mallar ile tarım alanına dönüştürülmesi veya ekonomik yarar sağlanması mümkün olan yerler Hazine adına tespit olunur. Orta malları, hizmet malları, ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez" hükmüne yer verilmiştir. 3.2.5. 3402 sayılı Kanun'un 18. maddesinden önce gelen 13., 14. ve 17. maddelerinde mülkiyet hakkının tespitine ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Kanun'un önceki maddelerinde özel veya tüzel kişiler adına taşınmaz malların tespit ve tescil şartlarına yer verilmişken, Kanun'un 18/1. fıkrası ile bunların dışında kalan ve tescile tabi olan malların Hazine adına tespit ve tescil edileceği, diğer bir deyişle özel ve tüzel kişiler lehine iktisap şartları oluşmayan malların Hazineye ait olması esası getirilmiştir. Maddenin 2. fıkrasında ise orta malları, hizmet malları, ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz malların tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceği düzenlenmiştir. 3.3. Değerlendirme Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı (V/3.2.) numaralı paragrafta yer verilen yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinin yerinde olmasına göre, (IV/3.) numaralı paragrafta yer verilen gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. VI. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 20/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen davalı Hazine vekili için 3.815,00 TL duruşma vekâlet ücretinin ve aşağıda yazılı 21,40 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 26/05/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2021/3771 E., 2022/770 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Zilyetlik, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 973. maddesinde, "Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.
1. Hukuk Dairesi         2021/3771 E.  ,  2022/770 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, davanın kabulüne ilişkin karar, süresi içinde davalı Hazine tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Kadastro sonucu Kangal İlçesi, Aşağıhöyük Köyü çalışma alanında bulunan temyize konu 114 ada 96 parsel sayılı 17.567,76 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve ekonomik yarar sağlaması mümkün olan yerlerden olduğu belirtilerek, hali arazi vasfında Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. I. DAVA Davacı ..., çekişmeli taşınmazın babası ...’dan kendisine taksimen intikal ettiğini, bu taşınmaz üzerinde eklemeli olarak zilyetlikle iktisap koşullarının lehine gerçekleştiği iddiasıyla taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescili istemiyle dava açmıştır. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunu ve bu tür yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 30.03.2015 tarihli ve 2014/178 Esas, 2015/167 Karar sayılı kararıyla çekişmeli parselin uzun yıllardır davacı ve ailesi tarafından kullanıldığı, her ne kadar 1973 yılında hava fotoğraflarında çekişmeli parsel sürülmemiş ise de, 1973 yılından kadastronun geçtiği 2007 yılına kadar yaklaşık 35 yıllık dönem ile ilgili olarak davacının zilyetlik şartlarının oluştuğu mahalli bilirkişi beyanlarından da anlaşıldığı ve bu sebepten davacı lehine zilyetlik şartları oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, çekişmeli 114 ada 96 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına olan tapusunun iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Temyiz Nedenleri Davalı Hazine vekili, temyiz dilekçesinde özetle, delillerin takdiri ve olaya uygulamasında hataya düşüldüğünü, çekişmeli taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacağını ve kaldı ki davacının zilyetlik şartlarının da oluşmadığını belirterek, Kangal Asliye Hukuk Mahkemesi 2014/178 Esas, 2015/167 Karar sayılı kararının bozulmasını talep etmiştir. 3. Gerekçe 3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, yörede yapılan kadastro sırasında Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu gerekçesiyle hali arazi vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilen taşınmaza karşı davacı ... tarafından zilyetlikle mülk edinme koşullarının lehine oluştuğu iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasıdır. 3.2. İlgili Hukuk 3.2.1. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti” başlıklı 14. maddesinde; “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.’’ Olağanüstü zamanaşımı yolu ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılması ve taşınmazın zilyedi adına tespitine ilişkin temel koşulların 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre; tapuda kayıtlı olmayan bir taşınmaz, aralıksız ve nizasız yirmi yıllık süreyle malik sıfatı ile elinde bulunduran ve zilyedi olan kişi adına tespit ve tescil edilecektir. 3.2.2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun ve 17. maddesi, ‘’– Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14. maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir.’’ 3.2.3. Zilyetlik, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 973. maddesinde, "Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. Taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik sayılır" şeklinde tanımlanmıştır. Bir şeye malik olmayan kimsenin zilyetliği zamanla o şeyin mülkiyetinin kazanılmasını sağlayabilir. Mülkiyetin kazanılma sebeplerinden biri olan zilyetliğin konusu ancak maddi şeylerdir. Zilyetliğin tanımında da görüleceği gibi, zilyetlik olması için bir şeyin bulunması ve ayrıca o şey üzerinde fiili hâkimiyetin kurulması ve kullanılması gerekir (İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.12.1998 tarihli ve 1996/4 E., 1998/3 K. sayılı kararı). 3.2.4. Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince zilyedi lehine taşınmazın tespiti koşullarına ilişkin yapılan açıklamaların yanında, 3402 sayılı Kanun'un "Hazine adına tespit" başlıklı 18. maddesinde; "Yukarıdaki maddelerin hükümleri dışında kalan ve tescile tabi bulunan taşınmaz mallar ile tarım alanına dönüştürülmesi veya ekonomik yarar sağlanması mümkün olan yerler Hazine adına tespit olunur. Orta malları, hizmet malları, ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez" hükmüne yer verilmiştir. 3.2.5. 3402 sayılı Kanun'un 18. maddesinden önce gelen 13, 14 ve 17. maddelerinde mülkiyet hakkının tespitine ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Kanun'un önceki maddelerinde özel veya tüzel kişiler adına taşınmaz malların tespit ve tescil şartlarına yer verilmişken, Kanun'un 18/1. fıkrası ile bunların dışında kalan ve tescile tabi olan malların Hazine adına tespit ve tescil edileceği, diğer bir deyişle özel ve tüzel kişiler lehine iktisap şartları oluşmayan malların Hazineye ait olması esası getirilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise kamunun yararlanmasına mahsus orta malları ile hizmet mallarının (3402 sayılı Kanun'un m. 16/1), ormanların (6831 sayılı Orman Kanunu m. 1 vd), Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da (TMK'nın m.715) kamu hizmetine tahsis edilmeyen yerler ile kanunlar uyarınca Devlete kalan yerlerin olağanüstü zamanaşımı zilyetlik yolu kazanılamayacakları açıkça ifade edilmiştir. 3.3. Değerlendirme 3.3.1. Kadastro sonucunda, Kangal İlçesi, Aşağıhöyük Köyü çalışma alanında bulunan 114 ada 96 parsel sayılı, 17.567,76 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz hali arazi vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. 3.3.2. Bilindiği üzere terk edilmiş dere yatakları, kayalık, taşlık, yol ve yol boşluğu gibi taşınmazlar, ancak imar-ihya yolu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca iktisap edilebilirken; ham toprak, hali arazi, köy boşluğu gibi basit ameliye ile zilyet edilebilecek yerler ise aynı Yasa'nın 14. maddesi gereğince iktisap edilebilir. 3.3.3. Mahkemece, temyize konu 114 ada 96 parsel sayılı çekişmeli taşınmaz üzerinde, davacı lehine zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya elverişli bulunmamaktadır. Davacı, dava dilekçesinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak 114 ada 96 parsel sayılı taşınmazın tamamı yönünden tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmış ise de; mahkemece yapılan keşifte hak iddia ettiği yerin 114 ada 96 parselin fen bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen 4.233,68 metrekarelik kısmı olduğunu belirtmiş ve fen bilirkişisince de (B) bölümü yönünden rapor düzenlenmiştir. Bu durumda davanın, çekişmeli taşınmazın (B) bölümü ile sınırlı olarak görülmesi gerekirken taşınmazın tamamı yönünden tapu iptali ve tescil hükmü kurulması doğru olmamıştır. Öte yandan, mahalli bilirkişi ve tanıkların taşınmaz üzerinde zilyetliğin ne zamandan beri ve ne şekilde sürdürüldüğü yönündeki beyanları soyut ve yetersizdir. Harita mühendisi bilirkişinin raporunda 1973 yılı hava fotoğrafında dava konusu (B) bölümünün hem boş olduğu, hem de taşınmazın herhangi bir duvarla çevrili olmadığı belirtilmiş, yöreye ait farklı hava fotoğraflarının bulunup bulunmadığı araştırılmamış, taşınmaz bölümünün niteliğini belirlemekten uzak ziraatçi bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmuştur. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayanılarak karar verilemez. 3.3.4. Doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, öncelikle çekişmeli taşınmaz bölümüne ait temin edilebilen en eski ve yeni tarihli ortofoto ve uydu fotoğrafları ile Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin hava fotoğrafı sorgulama sayfasına girilerek taşınmazın bulunduğu köyü/mahalleyi/mevkiyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya içerisine konulmak suretiyle buradan elde edilen verilere göre tespit tarihi olan 2007 yılından 15-20-25 yıl öncesine (bulunmadığı taktirde bu tarihlere en yakın tarihlere) ait farklı dönemlerde çekilmiş en az üç adet stereoskopik hava fotoğrafı Harita Genel Müdürlüğü'nden tarihleri açıkça yazılmak suretiyle istenilerek dosyaya konulmalı, bundan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile 1 fen, 3 ziraat mühendisi ve jeodezi ve fotogrametri mühendisinden oluşacak bilirkişi heyetinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı; keşif sırasında dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, çekişmeli taşınmaz bölümünün geçmişte ne durumda bulunduğu, ilk olarak ne zaman ve nasıl zilyet edilmeye başlandığı ve zilyetliğin ne şekilde sürdürüldüğü hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı; beyanları arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeye çalışılmalı; jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişiye stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle incelemesi yaptırılmak suretiyle çekişmeli taşınmaz bölümünün önceki ve şimdiki niteliğinin, ekonomik amacına uygun olarak zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılmalı; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; taşınmazın kadastro paftasındaki konumu bilgisayar programı aracılığıyla ölçekleri eşitlenmek suretiyle hava fotoğraflarına aktarılmalı; ziraatçi bilirkişi kurulundan, çekişmeli taşınmaz bölümünün zirai faaliyete konu olup olmadığı, zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve hangi tasarruflar ile sürdürüldüğü, kullanım sınırlarının oluşup oluşmadığı ve komşu parseller ile dava konusu taşınmaz arasında nitelik farkı bulunup bulunmadığı hususunda, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverir şekilde rapor istenmeli ve bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece değinilen bu yönlere uygun araştırma ve inceleme yapılmadan karar verilmesi cihetine gidilmiştir. V. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden dolayı BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre zilyetlik ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Bir şey üzerinde fiili hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.
B) Zilyetlik için mutlaka bir hak iddiası aranır.
C) Hırsız, gaspçı gibi eşyayı haksız olarak elinde bulunduran kişiler de zilyettir.
D) Zilyetlik için fiili hakimiyet şarttır.
E) Zilyetlik için iradi hakimiyet şarttır.

Bu maddeyle ilgili 9 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol