İş Kanunu 120. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 120 – 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi hariç diğer maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
253 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2022/43 E., 2023/17 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
4857 sayılı Kanun'un 120. maddesi hükmüne göre, mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14.
Hukuk Genel Kurulu 2022/43 E. , 2023/17 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/183 E., 2021/486 K.
KARAR : Davanın kısmen kabul, kısmen reddine
Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketi vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketi vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 14.12.2005 tarihinde davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketine (EÜAŞ) ait Seyitömer Linyit İşletme Müdürlüğünde iş makineleri bakım, tamir, onarım ve yağlama ustası olarak ihale ile işin verildiği diğer davalı şirketler nezdinde çalıştığını, davalı EÜAŞ’ın işlettiği termik santralin 17.06.2013 tarihinde dava dışı Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim Anonim Şirketine devredildiğini, müvekkilinin devir kapsamında olmamasına rağmen çalıştığı şirketlerin devir sonrası da işyerinde faaliyetlerine devam ettiğini ve iş sözleşmesinin 19.09.2013 tarihinde haksız olarak feshedildiğini, davalı EÜAŞ ile ihale alan şirketler arasında kurulan alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğunun mahkeme kararları ile tespit edilmesi, EÜAŞ işçileri ile servis ve yemek ücretlerinin aynı uygulamaya tâbi olması, 15.03.2006 tarihli ve 26109 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2006/7 sayılı Tebliğ’de de iş makineleri tamir ve bakım işinin asıl iş sayılması dikkate alındığında EÜAŞ ile diğer davalılar arasında yapılan hizmet alım sözleşmesinin muvazaalı olduğunu, bu durumda müvekkilinin davalı EÜAŞ'ın işçisi sayılması ve eşit işlem yapma borcu gereği EÜAŞ’ta davacı ile aynı işi yapan işçilerin aldığı ücreti alması gerektiğini, müvekkilinin 27.03.2013 tarihinde dayanışma aidatı ödemek suretiyle işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinden yararlanmak istediğini bildirmesi sebebiyle de başvuru tarihinden itibaren toplu iş sözleşmesinden doğan ücret alacaklarına hak kazandığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ücret ve ücret farkları, ilave tediye ile toplu iş sözleşmesinden kaynaklı alacaklarının ise davalı EÜAŞ’dan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) vekili, müvekkilinin ihale makamı olduğunu bu nedenle taraf sıfatının bulunmadığını, hizmet alım sözleşmelerine göre çalıştırılan işçilerle ilgili sorumluluğun yüklenici şirketlere ait olduğu gibi müvekkilinin tarafı olmadığı toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden sorumlu tutulmasının da mümkün olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
2. Davalı ... vekili, müvekkilinin taraf sıfatı bulunmadığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu, müvekkilinin ihale sözleşmesi ile iş aldığını, asıl işini farklı şirketlere ihale ile vermek suretiyle gördüren davalı EÜAŞ nezdinde ihaleyi alan şirketler değişse de çalışacak işçileri, işin yürütülmesi ve bitimini EÜAŞ’ın belirlediğini, müvekkilinin ve önceki şirketlerin sadece evrak düzenleme işi yaptığını, davacının da 2005 yılından beri EÜAŞ bünyesinde çalıştığından EÜAŞ işçisi olduğunu, davacı ile yaptıkları belirli süreli iş sözleşmesinin süresinin bitiminde kendiliğinden sona erdiğini, ancak 19.09.2013 tarihinde hizmet alım sözleşmesinin süresinin sona ermesi ile çalışan tüm işçilerin ihaleyi alan Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim Anonim Şirketine işyeri devri kapsamında geçtiğini, müvekkili tarafından iş sözleşmesinin sona erdirilmediğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 19.10.2017 tarihli ve 2014/426 Esas, 2017/596 Karar sayılı kararı ile dosya içeriğine göre davalılar arasında yapılan hizmet sözleşmesinin muvazaalı olduğu, davacının baştan itibaren davalı EÜAŞ işçisi olduğunun kabulü gerektiği gibi diğer davalıların da muvazaanın sonuçlarından birlikte sorumlu olduğu, kaynakta aidat kesme yetkisi bulunan işverenin davacının toplu iş sözleşmesinden yararlanma talepli aidat ödeme isteğinin reddine karar vermesinin işveren aleyhine değerlendirilerek toplu iş sözleşmesi hükümlerinden davacının yararlandırılması gerektiği, feshin haksız olması sebebiyle davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına da hak kazandığı, ayrıca yıllık izin ücretlerinin ödenmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı EÜAŞ vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 31.01.2018 tarihli ve 2018/211 Esas, 2018/120 Karar sayılı kararı ile dosyaya sunulan işyerine ilişkin kamera görüntüleri de incelenmek suretiyle yapılan değerlendirmede davalı EÜAŞ ile yükleniciler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu, dayanışma aidatı ödeyen davacının toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklara hak kazandığı, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2016/26703 Esas, 2016/29583 Karar ve 2017/28193 Esas, 2017/10315 Karar sayılı kararları da dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı EÜAŞ vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı EÜAŞ vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 03.02.2021 tarihli ve 2020/3639 E., 2021/3432 K. sayılı kararı ile;
" 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı ve muvazaaya dayanıp dayanmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davacı işçi davalılar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu iddiasında bulunmuş, tazminat ve işçilik alacaklarına esas alınacak ücretinin davalının emsal işçilerinin ücretlerine göre belirlenmesini ve Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarını talep etmiştir.
Asıl işveren-alt işveren ilişkisi geçerli olarak kurulmuşsa muvazaa denetimi söz konusu olabilir.
Somut olayda, ilk derece mahkemesince, 19.09.2013 tarihi itibariyle fesih olduğu kabul edilerek feshe bağlı alacaklara hükmedilmiş, davalılar arasında muvazaalı ilişkinin bulunduğu, dayanışma aidatı ödeyen davacının Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan alacaklara da hak kazandığı sonucuna varılarak alacakları hüküm altına alınmış, bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun bulunarak davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 15. maddesine 09.07.2008 tarih ve 5784 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle eklenen ve 26.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren fıkrası; "Elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtım faaliyeti gösteren kamu tüzel kişileri, gerekli hallerde üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin işletilmesi ve bakım onarım işlerini tabi oldukları ihale mevzuatı çerçevesinde hizmet alınması yoluyla yaptırabilirler” şeklindedir. Bu hüküm 30.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren 14.03.2013 tarih ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 30. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olup 6446 sayılı Kanun'un 22. maddesi ile; "Lisans sahibi tüzel kişiler, lisansları kapsamındaki faaliyetlerle ilgili olarak hizmet alımı yapabilirler. Ancak, bu durum ilgili lisans sahibi tüzel kişinin lisanstan kaynaklanan yükümlülüklerinin devri anlamına gelmez. Hangi faaliyetlerin hizmet alımı yoluyla yaptırılabileceği Kurul tarafından belirlenir" şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Elektrik Üretim A.Ş'nin 27.07.2006 tarih ve 26241 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ana Statüsünde, şirketin amacı aynen "kamu yararını gözeterek, karlılık ve verimlilik ilkeleri çerçevesinde, güvenli sürekli, kaliteli, verimli, düşük maliyetli, çevreyi gözetir elektrik enerjisi üretimi ve satışı faaliyetinde bulunmak" olarak belirtilmiş olup, şirketin amaç ve faaliyetleri başlığı altında ise; "İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde üretim tesislerinde elektrik enerjisi üretmek", "Üretim tesislerinin işletilmesi ve kurulmasında diğer gerçek ve tüzel kişilerden bu konulara ilişkin hizmet almak", "Elektrik üretimi için gereken her türlü etüt ve projeler ile inşaat ve tesisleri yapmak, yaptırmak ve söz konusu tesislerin proje, tesis ve işletme aşamalarında ülkemiz çevre mevzuatına uygun olmasını sağlamak amacıyla gerekli her türlü önlemleri almak ve kendi paylarına düşen hukuki ve mali sorumluluk, ilgili şirket veya kuruluşlarda kalmak üzere aldırmak","Üretim tesislerinin yapılması, bakımı ve onarımı, rehabilitasyonu, işletilmesi ve genişletilmesi ile ilgili her türlü mal ve hizmetleri yurt içinden ve/veya yurt dışından tedarik etmek" "Amaç ve faaliyet konuları ile ilgili olarak ve sahip olduğu imkanlar kullanılarak bedeli mukabilinde, gerektiğinde araç ve gereç kiraya vermek ya da üçüncü şahıslardan kiralamak", "Elektrik üretiminde kullanılacak maden tesislerini kurmak, kurdurmak, işletmek veya hizmet alımı yoluyla işlettirmek" "İlgili mevzuatta tanınan tüm hak ve yetkilerle faaliyette bulunmak" "Mevzuat hükümleri, çerçevesindeki diğer görevleri yapmak" olarak belirlenmiştir. 07.10.2020 tarih ve 31267 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan en son yenilenen ana statüsünde de şirket amaç ve faaliyetleri aynı şekilde düzenlenmiştir.
4628 sayılı Kanun gerekli hallerde üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin işletilmesi ve bakım onarım işlerinin hizmet alımı yoluyla verilebileceğini düzenlemiş, 6446 sayılı Kanun ise bu hükmü yürürlükten kaldırmış Kurul tarafından belirlenecek işlerin hizmet alımı yoluyla verilebileceği öngörülmüştür. Bu nedenle öncelikle dava konusu dönem içindeki tüm ihale sözleşmeleri ve şartnameler getirtilerek, ihale ile verilen işin yardımcı iş olup olmadığı, asıl işin verilmesi halinde; ihale sözleşmelerinin tarihlerine göre 4628 sayılı Kanun döneminde ise "verilmesi gerekli" ve "üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin işletilmesi ve bakım onarım işleri" ya da 6446 sayılı Kanun döneminde ise "Kurul tarafından belirlenen" işlerden olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Alt işverenlik sözleşmeleri bu kanunlara yani kanuni yetkiye uygun olarak yapılmış ise, İş Kanununda öngörülen “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik uzmanlık gerektiren iş” ve Alt İşverenlik Yönetmeliğinde yer alan "mal veya hizmet üretiminin zorunlu unsurlarından olan, işin niteliği gereği işletmenin kendi uzmanlığı dışında ayrı bir uzmanlık gerektiren iş" şartı sınırlandırması burada aranamayacağından bu sözleşmeler geçerli olacaktır.
Geçerli olarak yapılmış hizmet alım sözleşmelerinin varlığı halinde; gerekirse işyerinde keşif icra olunarak teknik bilirkişi marifetiyle ve gerekirse tanıklar tekrar dinlenerek, fiilen alt işverene verilen işin ne olduğu araştırılmalı, davacı işçinin ihale ile verilen iş kapsamında çalıştırılıp çalıştırılmadığı belirlenmelidir. İşçinin alt işverene bırakılan işler dışında çalıştırılması yapılan sözleşmeleri muvazaalı hale getirmeyip, bu durum tespit edildiğinde sadece o işçi için asıl işveren alt işveren ilişkisinin unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmalıdır. Bu durumda diğer işçiler açısından geçersizlik veya muvazaanın varlığından söz edilemez.
Yapılacak araştırmada; verilen işin yardımcı iş niteliğinde olduğu ya da 4628 sayılı Kanun ile 6446 sayılı Kanun'un hukuki çervesinde işlem tesis edildiği, yapılan sözleşmelerle alt işverene fiilen verilen işin aynı olduğu, davacı işçinin de bu ihale ile verilen iş kapsamında çalıştırıldığı belirlendiğinde, davalı ile dava dışı şirketler arasındaki ilişkinin asıl işveren-alt işveren ilişkisi olduğu sonucuna varılarak tazminat ve alacakları bu tespite göre hüküm altına alınmalıdır.
4628 sayılı Kanun ile 6446 sayılı Kanun'un hukuki çervesinde işlem tesis edilmediğinin, yapılan sözleşmelerle alt işverene fiilen verilen işin aynı olmadığı ya da davacının ihale ile verilen iş dışında çalıştırıldığının tespit edilmesi halinde ise bozma ilamının (3) numaralı bendi de göz önüne alınarak davaya konu işçilik alacaklarıyla ilgili hüküm kurulmalıdır.
Eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
3-İş yeri devrinin iş ilişkisine etkileri ile işçilik alacaklarından sorumluluk bakımından taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
İş yeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, iş yerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı Kanunun üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.
4857 sayılı Kanun'un 120. maddesi hükmüne göre, mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi halen yürürlükte olduğundan, iş yeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi iş yeri veya iş yerlerindeki hizmet sözleşmeleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, iş yerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır.
4857 sayılı Kanun'un 6. maddesinde yazılı olan “hukukî işleme dayalı” ifadesi geniş şekilde değerlendirilmeli, yazılı, sözlü ve hatta zımnî bir anlaşmada yeterli görülmelidir.
İş yeri devri fesih niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün olmaz. Aynı şekilde iş yeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkânı vermez.
Bu açıklamalar ışığında, iş hukukunda iş yeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İş yeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. Mülga 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı iş yeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir.
Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
Dosya içeriğine göre, davacı, davalı Elektrik Üretim A.Ş'ye ait Seyitömer Linyit İşletmesinde çalışırken, işyeri 17.06.2013 tarihinde özelleştirilerek Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. tarafından devralınmıştır. Davalı özelleştirme öncesi kıdem tazminatından, kendi dönemiyle ve devir esnasında işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlı olarak sorumludur. Ayrıca davalı Elektrik Üretim A.Ş'nin ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretlerinden sorumluluğu bulunmamaktadır.
Bu nedenle davalı Elektrik Üretim A.Ş'nin kıdem tazminatından devir tarihi 17.06.2013 tarihine kadar ve davacının bu tarihteki ücreti üzerinden sorumluluğu olduğunun kabulü gerkirken 19.09.2013 tarihine kadar sorumlu tutulması, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretinden sorumluluğu bulunmamasına rağmen müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğuna dair karar veilmesi de bozmayı gerektirmiştir..."
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilaveten Kütahya İş Mahkemesinin 2014/1303 Esas, 2014/1424 Karar sayılı Seyitömer Termik Santrali İşletme Müdürlüğünde bu dava dönemini de içerisine alacak benzer nitelikli çalışmalar için açılan davada verilen karar, Yargıtay 22. Hukuk Dairesince 2013/26655 Esas ilâ 26827 Esas sayılı dosyalarda verilen kararlar ile aynı Dairenin 2013/8538 Esas, 2014/15933 Karar sayılı kararı ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2012/32615 Esas, 2014/24533 Karar sayılı kararı ile davalı EÜAŞ ile benzer nitelikli hizmet alım sözleşmesi ve şartnamelerle oluşturulan hukuki ilişkinin muvazaalı olduğunun tespit edildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2016/(7)22-196 Esas, 2018/883 Karar sayılı kararının da aynı doğrultuda olduğu, eldeki davanın konusunun da aynı dönemi içerisine alacak şekilde benzer hizmet alım sözleşmesi ve ihale şartnamelerinin oluşturduğu, davacının görevi ve yaptığı işin de benzerlik gösterdiği, aksi durumun ispatlanamadığı, bu nedenle yerinde inceleme yapılmasına, keşfe gerek olmadığı, yapılan işin EÜAŞ'ın asıl işlerinden olduğu, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak hakları kısıtlanamayacağından ve daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisinin kurulamayacağından asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı, önceki dönemde muvazaalı olduğu tespit edilen ilişkinin her dönemin ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dair kanaatin öncesinde muvazaalı ilişki kapsamında asıl işveren işçisi sayılarak çalışan işçinin alt işveren nezdindeki çalışması yönünden başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi olarak değerlendirileceği, bu durumda davalılar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu, davacının baştan itibaren EÜAŞ işçisi sayılması gerektiği, muvazaanın sonuçlarından diğer davalıların da birlikte sorumlu tutulmaları gerektiği gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı EÜAŞ vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı EÜAŞ vekili, ihale ile verilen işin asıl iş olan elektrik üretimi dışında kalan yardımcı iş, yapılan hizmet alım sözleşmelerinin anahtar teslim iş niteliğinde olduğunu, müvekkilinin asıl işveren olmayıp ihale makamı konumunda bulunduğunu, hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı sayılamayacağını, zira muvazaanın şartlarının gerçekleşmediğini, ihale alan firmanın yetkili sendika ile yaptığı toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden sorumlu tutulmalarının da kanun hükümlerine aykırı olduğunu belirterek bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;
1. Mahkemece davalılar arasındaki ilişkinin muvazaaya dayandığının kabul edildiği eldeki davada, dava konusu dönem içindeki tüm ihale sözleşmeleri ve şartnameler getirtilerek ihale ile verilen işin yardımcı iş olup olmadığı, asıl işin verildiğinin belirlenmesi hâlinde davalı EÜAŞ’a özgü mevzuat hükümleri de değerlendirilmek suretiyle araştırma yapılarak davalılar arasında geçerli bir asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kurulup kurulmadığı ve buna bağlı olarak aradaki ilişkinin muvazaalı olup olmadığının tespit edilmesinin gerekip gerekmediği;
2. Davalı EÜAŞ ile dava dışı Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim AŞ arasında işyeri devri olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmayan eldeki davada, davalı EÜAŞ’ın 4857 sayılı İş Kanunu’nun 6 ncı maddesi uyarınca devreden işveren olarak kıdem tazminatından davacıyı çalıştırdığı dönem ve devir esnasında işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlı olarak sorumlu tutulması, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretine ilişkin taleplerin ise bu davalı yönünden reddinin gerekip gerekmediği;
noktalarında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin altıncı ve yedinci fıkrası şöyledir:
"Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez."
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6 ncı maddesi şöyledir:
"İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.
Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür.
Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.
Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz.
Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır.
Yukarıdaki hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz."
3. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120 nci maddesinin yollamasıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/7/1975 tarihinden itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/7/1975 tarihinden evvel işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur."
4. Alt İşverenlik Yönetmeliği'nin 3 üncü maddesinin ilgili hükümleri şöyledir:
" Bu Yönetmelikte geçen;
a) Alt işveren: Bir işverenden, işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan, bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran gerçek veya tüzel kişiyi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşları,
b) Alt işverenlik sözleşmesi: Asıl işveren ile alt işveren arasında yazılı olarak yapılan ve 10 uncu maddede belirtilen hususları ihtiva eden sözleşmeyi,
c) Asıl iş: Mal veya hizmet üretiminin esasını oluşturan işi,
ç) Asıl işveren: İşyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işleri veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işleri diğer işverene veren, asıl işte kendisi de işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiyi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşları,
...
g) Muvazaa:
1) İşyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde uzmanlık gerektirmeyen işlerin alt işverene verilmesini,
2) Daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile kurulan alt işverenlik ilişkisini,
3) Asıl işveren işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak hakları kısıtlanmak suretiyle çalıştırılmaya devam ettirilmesini,
4) Kamusal yükümlülüklerden kaçınmak veya işçilerin iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi yahut çalışma mevzuatından kaynaklanan haklarını kısıtlamak ya da ortadan kaldırmak gibi tarafların gerçek iradelerini gizlemeye yönelik işlemleri,
ihtiva eden sözleşmeyi,
ğ) Yardımcı iş: İşyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin olmakla beraber doğrudan üretim organizasyonu içerisinde yer almayan, üretimin zorunlu bir unsuru olmayan ancak asıl iş devam ettikçe devam eden ve asıl işe bağımlı olan işi,
ifade eder."
5. Alt İşverenlik Yönetmeliği'nin 4 üncü maddesi şöyledir:
"Asıl işveren alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için;
a) Asıl işverenin işyerinde mal veya hizmet üretimi işlerinde çalışan kendi işçileri de bulunmalıdır.
b) Alt işverene verilen iş, işyerinde mal veya hizmet üretiminin yardımcı işlerinden olmalıdır. Asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi durumunda ise, verilen iş işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olmalıdır.
c) Alt işveren, üstlendiği iş için görevlendirdiği işçilerini sadece o işyerinde aldığı işte çalıştırmalıdır.
ç) Alt işverene verilen iş, işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin bir iş olmalı, asıl işe bağımlı ve asıl iş sürdüğü müddetçe devam eden bir iş olmalıdır.
d) Alt işveren, daha önce o işyerinde çalıştırılan bir kimse olmamalıdır. Ancak daha önce o işyerinde çalıştırılan işçinin bilahare tüzel kişi şirketin ya da adi ortaklığın hissedarı olması, alt işveren ilişkisi kurmasına engel teşkil etmez."
6. Alt İşverenlik Yönetmeliği'nin 11 inci maddesi şöyledir:
" İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren iş, mal veya hizmet üretiminin zorunlu unsurlarından olan, işin niteliği gereği işletmenin kendi uzmanlığı dışında ayrı bir uzmanlık gerektiren iştir.
(2) İşverenin kendi işçileri ve yönetim organizasyonu ile mal veya hizmet üretimi yapması esastır.
(3) Ancak asıl iş;
a) İşletmenin ve işin gereği,
b) Teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirmesi,
şartlarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde bölünerek alt işverene verilebilir.
(4) Asıl işin bir bölümünde iş alan alt işveren, üstlendiği işi bölerek bir başka işverene veremez."
7. Alt İşverenlik Yönetmeliğinin 12 nci maddesi şöyledir:
"...(2) Muvazaanın incelenmesinde özellikle;
a) Alt işverene verilen işin, işyerinde asıl işveren tarafından yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl işin yardımcı işlerinden olup olmadığı,
b) Alt işverene verilen işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olup olmadığı,
c) Alt işverenin daha önce o işyerinde çalıştırılan bir kişi olup olmadığı,
ç) Alt işverenin işe uygun yeterli ekipman ile tecrübeye sahip olup olmadığı,
d) İstihdam edeceği işçilerin niteliklerinin yapılacak işe uygun olup olmadığı,
e) Alt işverene verilen işte asıl işveren adına koordinasyon ve denetimle görevlendirilenlerden başka asıl işverenin işçisinin çalışıp çalışmadığı,
f) Yapılan alt işverenlik sözleşmesinin iş hukukunun öngördüğü kamusal yükümlülüklerden kaçınmayı amaçlayıp amaçlamadığı,
g) Yapılan alt işverenlik sözleşmesinin işçilerin iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi yahut mevzuattan kaynaklanan bireysel veya kolektif haklarını kısıtlamaya ya da ortadan kaldırmaya yönelik yapılıp yapılmadığı, hususları göz önünde bulundurulur.
8. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (4628 sayılı Kanun) ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (6446 sayılı Kanun)
9. Elektrik Üretim Anonim Şirketinin Ana Statüsü
10. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmelikleri
2. Değerlendirme
a. (1) numaralı uyuşmazlık yönünden
1. Yukarıda içeriğine yer verilen mevzuat hükümlerinden hareketle asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir. Kanuna uygun biçimde asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulmuş ise asıl işveren, alt işveren işçilerinin Kanundan, iş sözleşmesinden ve alt işverenin taraf olduğu bir toplu iş sözleşmesi bulunması hâlinde bundan doğan yükümlülüklerden işçilere karşı alt işveren ile birlikte sorumlu olacaktır.
2. Asıl iş, mal ve hizmet üretiminin esasını oluşturan iştir. Bu iş doğrudan üretim organizasyonu içinde yer alır ve üretimin zorunlu unsurudur. Asıl işverenin faaliyet alanına göre belirlenir. Yardımcı iş ise işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin olmakla beraber, doğrudan üretim organizasyonu içerisinde yer almayan, üretimin zorunlu bir unsuru olmayan, ancak asıl iş devam ettikçe devam eden ve asıl işe bağımlı olan iştir.
3. İş Kanunu’nun 2 nci maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarına ilişkin değişiklik önergesinin gerekçesinde yardımcı işlerin herhangi bir sınırlama olmaksızın alt işverenlere verilebileceği belirtilmiştir. Gerek İş Hukuku öğretisinde gerek Yargıtay uygulamasında yardımcı işlerde alt işveren ilişkisinin muvazaa oluşturmamak kaydıyla bir koşul veya sınırlama söz konusu olmaksızın kurulabileceği kabul edilmektedir (Sarper Süzek, İş Hukuku, 13. Baskı, ..., 2017, s.167).
4. Asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi durumunda ise verilen iş, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olmalıdır. Öte yandan alt işveren, üstlendiği iş için görevlendirdiği işçilerini sadece o işyerinde aldığı işte çalıştırmalıdır. Ayrıca alt işveren daha önce o işyerinde çalıştırılan bir kimse olmamalıdır. Ne var ki daha önce o işyerinde çalıştırılan işçinin bilahare tüzel kişi şirketin ya da adi ortaklığın hissedarı olması, alt işveren ilişkisi kurmasına engel teşkil etmez.
5. Görüldüğü üzere İş Kanununun alt işveren ilişkisini düzenleyen maddelerinde asıl işveren-alt işveren ilişkisinin tanımı yapılmış, bazı yasak ve sınırlamalar getirilmiş, bu yasak ve sınırlamalar ile genel olarak muvazaa hâllerinde bu işçilerin başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçileri sayılacağı hükme bağlanmıştır.
6. Öte yandan BK'nın 18 inci maddesi ile aynı doğrultuda düzenlenen TBK'nın 19 uncu maddesi uyarınca bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır ve borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.
7. Türk Hukuk Lûgatında muvazaanın “Anlaşmalı saptırma, gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi; hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belge; danışıklı işlem” (Türk Hukuk Lûgatı Türkçe-Türkçe Cilt I, Ankara, 2021 Baskı, s. 819) şeklinde yapılan tanımından hareketle muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları olarak ifade edilebilir.
8. Bir diğer deyişle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görünüşünü yaratmayı istemişlerse muvazaadan söz edilir.
9. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.
10. Kural olarak hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemez. Kaldı ki böyle bir hak talebi herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağını belirten 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 2 nci maddesine de aykırıdır.
11. İş Hukuku uygulamasında alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olarak kurulması hâlinde müeyyidesi İş Kanununun 2 nci maddesinin yedinci fıkrasında hükme bağlanmış olmakla ilgili madde de asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak haklarının kısıtlanmayacağı düzenlenmiş olup Alt İşverenlik Yönetmeliğinin 3 üncü maddesinin (g) bendinde düzenlenen muvazaa kavramının bir hâlini de bu durumun oluşturduğu belirtilmiştir.
12. Getirilen sınırlama, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınamaması değil, işe alınan bu işçilerin “haklarının kısıtlanamaması”dır (Süzek, s. 177).
13. Gelinen noktada eldeki dava bakımından davalı Elektrik Üretim AŞ'ye özgü yasal düzenlemeleri de değerlendirmek gerekmektedir.
14. Davalı EÜAŞ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ilgili kuruluşu olup sermayesinin tamamı Devlete ait iktisadi devlet teşekkülüdür ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi elektrik üretimiyle uğraşan bir iktisadi devlet teşekkülü olarak tüzel kişiliği haizdir.
15. 03.03.2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 4628 sayılı Kanun'un 15 inci maddesine 09.07.2008 tarihli ve 5784 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (5784 sayılı Kanun) 5 inci maddesiyle eklenen ancak daha sonra 6446 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesi ile yürürlükten kaldırılan (g) fıkrasında elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtım faaliyeti gösteren kamu tüzel kişilerinin, gerekli hâllerde üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin işletilmesini ve bakım onarım işlerini tâbi oldukları ihale mevzuatı çerçevesinde hizmet alınması yoluyla yaptırabilecekleri mümkün kılınmakla 6446 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinde de lisans sahibi tüzel kişilerin, lisansları kapsamındaki faaliyetlerle ilgili olarak hizmet alımı yapabilecekleri ancak bu durumun ilgili lisans sahibi tüzel kişinin lisanstan kaynaklanan yükümlülüklerinin devri anlamına gelmeyeceği ve hangi faaliyetlerin de hizmet alımı yoluyla yaptırılabileceğinin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunca (Kurul) belirleneceği yapılan özel düzenlemeler ile öngörülmüştür.
16. Elektrik Üretim AŞ’nin 27.07.2006 tarihli ve 26241 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ana Statüsü'nün 1 inci maddesinde kamu yararını gözeterek, karlılık ve verimlilik ilkeleri çerçevesinde; güvenli, sürekli, kaliteli, verimli, düşük maliyetli, çevreyi gözetir elektrik enerjisi üretimi ve satışı faaliyetinde bulunan EÜAŞ'ın çalışma usul ve esaslarını belirlemenin Ana Statünün amacı olduğu belirtilirken ana teşekkül olan EÜAŞ'ın amaç ve faaliyet konuları da 6 ncı madde de sıralanmakla elektrik üretim tesislerinin işletilmesi ve kurulmasında diğer gerçek ve tüzel kişilerden hizmet almak, üretim tesislerinin yapılması, bakımı ve onarımı, rehabilitasyonu, işletilmesi ve genişletilmesi ile ilgili her türlü mal ve hizmetleri yurt içinden ve/veya yurt dışından tedarik etmekte amaç ve faaliyetleri arasında belirtilmiştir. Bu Ana Statüyü yürürlükten kaldıran 07.10.2020 tarihli ve 31267 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Üretim Anonim Şirketi Ana Statüsü'nde de benzer düzenlemelerin yer aldığı görülmektedir.
17. Bununla birlikte 04.08.2002 tarihli ve 24836 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinin lisans sahibi tüzel kişilerin diğer yükümlülüklerini düzenleyen 36 ncı maddesinin (g) bendinde lisans sahibi tüzel kişinin, lisansı kapsamındaki faaliyetleri hizmet alımı yolu ile gördürebileceği ancak bu durumun ilgili lisans sahibi tüzel kişinin lisanstan kaynaklanan yükümlülüklerinin devri anlamına gelmeyeceği yönünde düzenleme bulunmakta iken bu Yönetmeliği yürürlükten kaldıran 02.11.2013 tarihli ve 2880 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinin Hizmet alımı başlığı altındaki maddesinde de lisans sahibi tüzel kişiler, lisansları kapsamındaki faaliyetlerle ilgili olarak hizmet alımı yapabilirler şeklinde benzer düzenleme öngörülmüştür.
18. Sonuç itibariyle 4628 sayılı Kanun gerekli hâllerde üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin işletilmesi ve bakım onarım işlerinin hizmet alımı yoluyla verilebileceğini öngörürken, 6446 sayılı Kanun ise bu hükmü yürürlükten kaldırarak Kurul tarafından belirlenecek işlerin hizmet alımı yoluyla gördürülebileceği hükme bağlanmıştır.
19. Her ne kadar İş Kanunu iş hukukuyla ilgili temel hükümler getirmekte ise de öncesinde 4628 sayılı Kanun ve daha sonra yürürlüğe giren 6446 sayılı Kanun davalı EÜAŞ yönünden özel hükümler içermektedir. Bu nedenle İş Kanunu'nun 2 nci maddesinden önce özel kanun maddesinin uygulanması gerekir. Buna göre faaliyet alanı elektrik enerjisi üretimine yönelik olan davalı EÜAŞ'ın hizmet alım ihalelerinin ihale sözleşme tarihlerine göre ya 4628 sayılı Kanuna ya da 6446 sayılı Kanuna göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.
20. Somut olayda, davacı vekili müvekkilinin 14.12.2005 tarihinde davalı EÜAŞ'ın işletmesi olan Seyitömer Linyit İşletme Müdürlüğü bünyesinde ihale ile iş verilen diğer davalı şirketlerin işçisi gösterilerek çalışmaya başladığını, işletilen termik santralin 17.06.2013 tarihinde dava dışı Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim AŞ'ye devredilmesi sonrasında da çalışmaya devam eden müvekkilinin iş sözleşmesinin 19.09.2013 tarihinde haksız olarak feshedildiğini, alt işverenlerin işçisi gibi gösterilse de bu ilişkinin muvazaalı kurulduğunu ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesince asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğu kabul edilerek işçilik alacakları hüküm altına alınmış, davalı EÜAŞ vekilinin istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir.
21. Davalı EÜAŞ Genel Müdürlüğü Seyitömer Linyitleri İşletmesi Müdürlüğü ile diğer davalılar arasında 03.12.2012 tarihinde imzalanan ve süresi bir yıl olarak belirlenen Seyitömer Linyit İşletmesi Müdürlüğü'ne ait İş Makinaları, Plakalı Araçlar, Müteferrik Ekipmanların Tamir-Bakım, Revizyon, Periyodik Bakım, Yıkama ve Yağlama İşlerinin Yapılması İşleri ile Kömür Hzırlama ve Torbalama Tesislerinin Tamir- Bakım ve Revizyonu İşleri Hizmet Alımı Sözleşmesi'nin 3 üncü maddesinde yapılan işin iş makinaları, plakalı araçlar, müteferrik ekipmanların tamir-bakım, revizyon, periyodik bakım, yıkama ve yağlama işlerinin yapılması işleri ile kömür hazırlama ve torbalama tesislerinin tamir- bakım ve revizyon işlerinin yapılması olarak belirtilmiştir.
22. Hizmet cetvelinden davacının 14.12.2005 tarihinden itibaren davalı EÜAŞ'a ait işyerinde değişik sicil numaralı işverenlerin işçisi olarak çalışma kaydının bulunmasına rağmen dosya içerisinde sadece 03.12.2012 tarihli hizmet alım sözleşmesinin bulunduğu, diğer dönemlere ilişkin hizmet alım sözleşmelerinin olmadığı tespit edilmiştir.
23. Başka bir dosyada dinlenilmiş olmakla birlikte bilirkişi raporunda yer verilen tanıkların davacının yaptığı işe yönelik bir beyanlarının olmadığı anlaşılmıştır.
24. İlk Derece Mahkemesince özellikle emsal kararlardan hareketle davalı ile hizmet alım sözleşmesi imzalayan şirketler arasında muvazaa olduğu kabul edilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir.
25. Bu itibarla yukarıda ayrıntılı olarak izah edilen ölçütler uyarınca Türk Borçlar Kanunu kapsamında genel muvazaa kuralları geçerli olmakla öncelikle tüm çalışma dönemini kapsayan hizmet alım sözleşmeleri ve şartnameler celbedildikten sonra faaliyet alanı elektrik enerjisi üretimine yönelik olan davalı EÜAŞ'ın hizmet alım ihalelerinin ve şartnamelerin öncelikle ihale ile verilen işin yardımcı iş olup olmadığı, asıl işin verilmesi hâlinde ise verilen işin ihale sözleşmelerinin tarihlerine göre 4628 sayılı Kanun döneminde ise verilmesi gerekli ve üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin işletilmesi ve bakım onarım işleri olup olmadığının ya da 6446 sayılı Kanun döneminde ise Kurul tarafından belirlenen işlerden olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Alt işverenlik sözleşmeleri bu kanunlara yani kanuni yetkiye uygun olarak yapılmış ise İş Kanunu'nda öngörülen alt işverene işin verilmesine ilişkin sınırlandırma burada aranmayacağından bu sözleşmeler geçerli kabul edilmelidir.
26. Geçerli olarak yapılmış hizmet alım sözleşmelerinin varlığı hâlinde ise gerekirse işyerinde keşif icra olunarak teknik bilirkişi marifetiyle ve gerekirse tanıklar da dinlenerek, fiilen alt işverene verilen işin ne olduğu araştırılmalı, davacı işçinin ihale ile verilen iş kapsamında çalıştırılıp çalıştırılmadığı belirlenmelidir.
27. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, önceki ihale sözleşmelerinin kanuna uygun kurulmamış olması veya muvazaalı olması, sonrakilerin de aynı şekilde kanuna uygun kurulmadığını ya da muvazaaya dayandığını göstermeyeceğinden daha sonra yapılan ihale sözleşmelerinin de ayrıca kanuna uygunluk ve muvazaa yönünden değerlendirmeye tâbi tutulması gerekir. Bu sebeple davalı tarafından yapılan sözleşmelerin kanuna uygun olmadığına ya da muvazaalı olduğuna ilişkin kesinleşmiş yargı kararları sadece muvazaalı olduğu tespit edilen ihale dönemleri yönünden bağlayıcı olup önceki ve sonraki ihale dönemlerinin muvazaalı olduğunu kabul için yeterli değildir. Bu itibarla muvazaa araştırması her ihale dönemi için yeniden ve ayrıca yapılmalıdır.
28. Tekrar konuya dönecek olursak; yapılacak araştırma sonucunda verilen işin yardımcı iş niteliğinde olduğu ya da 4628 sayılı Kanun ile 6446 sayılı Kanun'un hukuki çervesinde işlem tesis edildiği, yapılan sözleşmelerle alt işverene fiilen verilen işin aynı olduğu, davacı işçinin de bu ihale ile verilen iş kapsamında çalıştırıldığı belirlendiğinde, davalı EÜAŞ ile diğer davalı şirketler arasındaki ilişkinin geçerli bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi olduğu sonucuna varılarak tazminat ve alacaklar bu tespite göre hüküm altına alınmalı aksi durumun tespiti hâlinde ise işletmenin dava dışı Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim AŞ'ye devredildiği de göz önünde bulundurularak davaya konu işçilik alacaklarıyla ilgili hüküm kurulmalıdır.
29. O hâlde davalı ile davacının çalışmalarının geçtiği dava dışı şirketler arasındaki asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olup olmadığının ancak bozma ilamı doğrultusunda yapılacak inceleme ile anlaşılabileceği açık olduğu hâlde bozma ilamının gereği yerine getirilmeden karar verilmesi isabetli değildir.
30. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
b. (2) numaralı uyuşmazlık yönünden
1. İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği üzere işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim olan işyerinin devrinden söz edebilmek için işyerini veya işyeri bölümünü oluşturan ekonomik birliğin kimliğini koruyarak devredilmesi gerekir.
2. İş Kanunu’nun 6 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş sözleşmesinin yeni işverenle aynen devam etmesini sağlayacak şekilde işyeri devrinin koşullarının belirlenmesi gerekir. İşyeri maddi unsurlardan, maddi olmayan değerlerden ve işgücünden oluşan, teknik amaçla organize edilmiş (örgütlenmiş) bir bütündür. Bu unsurlardan biri veya bir kısmı devredildiğinde ortada işyerinin (bölümünün) devrinin bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir (Sarper Süzek, İş Hukuku, ..., Yenilenmiş 18. Baskı, 2019, s. 195).
3. Avrupa Birliği yönergelerinde ve Avrupa Adalet Divanı kararlarında, devrin konusunu oluşturacak işyerini (bölümünü) ifade etmek üzere ekonomik birlik kavramına yer verilmiştir. Bu yönergelere göre hukuki sonuç doğuracak bir işyeri (bölüm) devrinden söz edebilmek için, işyerini (devredilecek bölümü) ifade eden ekonomik birliğin bu kimliğini koruyarak devredilmesi gerekir. Ekonomik birliğin devri söz konusu değilse AB yönergelerine ve İş Kanunu’nun 6 ncı maddesine göre işyerinin veya işyeri bölümünün devrinden söz edilemez.
4. Gerçekten de buradaki ekonomik bütünlüğü (birliği), işletme kavramına dâhil kazanç elde etme amacı şeklinde değil teknik bir amaç yani mal ve hizmet üretimi olarak anlamak gerekir.
5. İş Kanunu’nun 6 ncı maddesinde kimliğin korunmasından söz edilmemiş olması bu koşulun hukuk sistemimiz bakımından aranmayacağı anlamına gelmez. Çünkü, işyerinin (bölümünün) devri durumunda iş sözleşmelerinin devamının öngörülmesi, işçinin devir sonrası işini sürdürebileceği işyerinin varlığı görüşüne dayanır (Süzek, s.194 vd).
6. Ekonomik birliğin, devir sonrasında da kimliğin korunup korunmadığının saptanmasında esas alınacak ölçütler yargı kararları ile geliştirilmiş ve Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından kabul edilen ölçütler aynen benimsenmiştir. Hemen belirtelim ki, kimliğin korunduğunun kabul edilmesi ve İş Kanunu’nun 6 ıncı maddesinin uygulanabilmesi için Yargıtay kararında belirtilen ölçütlerin tümünün gerçekleşmiş olması zorunlu değildir. İşyerinin veya işyeri bölümünün devri için ekonomik birliğin yani işyerini karakterize etmek koşulu ile söz konusu ölçütlerden bir kısmının devredilmesi yeterlidir (Süzek, s. 195).
7. Geliştirilen bu kriterlerden en önemlisi, devralan tarafından aynı veya benzer faaliyetlere devam edilmesidir. Devirden önce ve sonra yürütülen faaliyetlerin aynı veya benzer olması koşulu gerçekleşmedikçe diğer kriterlerin sağlanmış olması, ekonomik birliğin kimliğini koruduğunu kabul etmeye yeterli değildir (Ercüment Özkaraca, İşyeri Devrinin İş Sözleşmelerine Etkisi ve İşverenlerin Hukuki Sorumluluğu, ..., 1. Bası, 2008, s.33).
8. Ekonomik birliğin kimliğini muhafaza edip etmediğinin tespitinde kullanılan bir diğer kriter, devir sırasında işyerinde yürütülen faaliyetlerin kesintiye uğrayıp uğramadığı ve uğramışsa bunun ne kadar devam ettiğidir. Devir esnasında işyerinde yürütülen faaliyetin kısa bir süre kesintiye uğramış olmasının işyeri devrinin varlığını kabule engel değildir. Ekonomik birliğin artık ortadan kalktığını gösterecek bir kesinti bulunup bulunmadığı, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle önceden her olay için geçerli olabilecek bir süre belirlenemez (Özkaraca, s. 33 vd.).
9. Sözleşmeden doğan borç ilişkisi tarafları arasında bir hukuki durum yarattığı için, kimler arasında meydana gelmiş ise onlar arasında varlığını sürdürür. Bu nedenle kural olarak borç ilişkisi özellikle de sözleşme, karşı tarafın rızası olmaksızın devredilemez. Ancak sözleşmenin karşı tarafın rızası olmaksızın devredilemeyeceği yönündeki kural mutlak değildir. Sözleşmedeki taraf değişikliği kanun gereği ise, kendiliğinden ve başka bir işleme gerek olmadan gerçekleşiyorsa sözleşmenin kanuni devri söz konusu olurken kanuna bağlı olmaksızın taraf iradelerinden kaynaklanıyorsa sözleşmenin iradi devri söz konusu olacaktır (İştar Cengiz, İş Sözleşmesinin İradi Devri, Ankara, Dördüncü Bası, 2014, s. 5 vd.). Bu kapsamda İş Kanunu'nun işyeri devri ile birlikte devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile devralana geçeceğini öngören 6 ncı maddesi sözleşmenin kanuni devrine tipik bir örnektir. Bunun dışında başka kanunlarda da benzer yönde düzenlemeler mevcuttur.
10. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 205 inci maddesinde sözleşmenin devri açıkça düzenlemiştir. İş sözleşmesinin devri hâlinde işyeri devrinde olduğu gibi işveren sıfatında bir değişiklik meydana gelmekte, sözleşme dışı üçüncü bir şahıs işveren olarak mevcut iş sözleşmesinin tarafı olmaktadır.
11. İşyerinin veya bir bölümünün devri hâlinde, mevcut iş sözleşmelerinde taraf değişikliği kendiliğinden ve başka hiçbir işleme gerek olmaksızın kanun gereği meydana gelmekte olup tarafların devir anında mevcut iş sözleşmelerinin devriyle ilgili ayrı bir irade beyanında bulunmalarına gerek kalmamaktadır (Özkaraca, s.133). Devredilen işyerinde daha önce çalışmış ancak iş sözleşmesi devir tarihinde sona ermiş işçilerin iş sözleşmesinin devralan işverenle devam ettiği söylenemez.
12. İşyeri devrinin işçilik alacaklarına etkisi ise İş Kanunu’nun 6 ncı maddesinin bir ilâ üçüncü fıkraları arasında düzenlenmiş olup işyerinin devri hâlinde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralan işverene geçecektir. Devralan işveren hizmet süresinin esas alındığı hâllerde işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmak zorundadır. Bu durumda ihbar ve kıdem tazminatları ile yıllık izin ücreti gibi haklarda işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihten devralan işveren nezdinde çalıştığı ve bu hakları elde ettiği tarihe kadar olan çalışma süresinin toplamı üzerinden hesaplama yapılması gerekecektir. Devir tarihinden önce doğmuş ancak devir tarihinde ödenmesi gereken işçilik alacaklarından ise devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumlu olup, bu sorumluluk devreden işveren açısından 2 yıllık süre ile sınırlıdır. TBK'nın 428 inci maddesinde de işyerinin devri konusunda bu hükümlere paralel bir düzenleme getirilmiştir.
13. Buna karşılık İş Kanunu'nun 120 nci maddesi ile yürürlükte bırakılan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun kıdem tazminatını düzenleyen 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında devreden işverenin kıdem tazminatından sorumluluğu bakımından 2 yıllık süre sınırlaması bulunmamaktadır. Bu hâlde kıdem tazminatının tümü son ücret üzerinden devralan işveren tarafından ödenecek, devralan işveren ödediği tazminatın devreden işverenin işçiyi çalıştırdığı süre ve devir tarihinde aldığı ücret seviyesine göre belirlenecek kısmı için devreden işverene rücu edebilecektir.
14. Devirden sonra doğmuş kıdem tazminatı dışındaki işçilik alacakları açısından işyerinin devri ile iş sözleşmesinin tarafı olmaktan çıkan devreden işverenin, kendi döneminde gerçekleşmemiş olan, karşılığında bir edim elde etmediği işçilik alacaklarından sorumlu tutulması mümkün değildir.
15. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının davalı EÜAŞ'a ait Seyitömer Linyit İşletmesi Müdürlüğünde çalışırken işyerinin özelleştirilerek 17.06.2013 tarihinde dava dışı Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim AŞ'ye devredildiği, bu aşamada davacının alt işveren işçisi olarak davalı işyerinde çalışmasını sürdürdüğü, dava dışı Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim AŞ nezdinde işçi olarak çalışmaya devam ettiği anlaşılmıştır.
16. Davacının hizmet cetveline göre çalışmasında bir kesintinin bulunmadığı ancak özelleştirme sonrası 24.06.2013 tarihinde işe giriş bildirgesi düzenlenmiş olmakla özelleştirme tarihinden altı gün sonra yeniden işe girişinin yapıldığı ve çalışmasının 19.09.2013 tarihine kadar devam ettiği görülmüştür.
17. Bu bağlamda davalı EÜAŞ ve dava dışı Çates Elektrik Üretim AŞ arasında işyeri devri hükümlerinin uygulanacağı ve davacının da bu kapsamda yeni bir iş sözleşmesi yapmaksızın işyeri devri kapsamında çalışmasının devam ettiği anlaşılmaktadır.
18. Somut olayda işyerinin devri hükümleri uygulanacağından İş Kanunu’nun 120 nci maddesi yollamasıyla hâlen uygulanmakta olan mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı EÜAŞ özelleştirme öncesi kıdem tazminatından, kendi dönemiyle ve devir esnasında işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlı olarak sorumludur. Ayrıca işyerini devreden davalı EÜAŞ'ın ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretlerinden sorumluluğu bulunmamaktadır.
19. Bu nedenle davalı EÜAŞ'ın kıdem tazminatından devir tarihi olan 17.06.2013 tarihine kadar ve davacının bu tarihteki ücreti üzerinden sorumluluğu olduğu ancak ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretinden sorumluluğu bulunmadığı anlaşılmaktadır.
20. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
(1) ve (2) numaralı uyuşmazlık yönünden davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesi uyarınca Özel Daire bozma kararında belirtilen gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA (D-2-a ve 2-b),
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,01.02.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Hukuk Dairesi, 2019/7094 E., 2019/19411 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Davanın dayanağını 4857 Sayılı İş Yasası ile bu yasanın 120.maddesi delaletiyle yürürlükteki 1475 Sayılı Yasanın 14.maddesi hükümleri oluşturmaktadır.Rapora esas çalışma ilişkisi taraflar arasında ihtilafsız olduğu gibi dosya kapsamı ile de sabittir.Davacı, ...
9. Hukuk Dairesi 2019/7094 E. , 2019/19411 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, ihalelerle taşeronlara işveren ... nezdinde çalışan davacının işçilik alacaklarından, ...’ın kapanması nedeni ile davalının sorumlu olduğunu, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı cevabının özeti: davalı T.C. Antalya ... vekili, ...’ın tüm borçlarının müvekkiline devredilmediğini, sadece bir kısmının devredildiğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, işçilik alacaklarından kapanan ... kapsamında diğer davalının sorumlu olduğunu, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, “2018/644 Esas sayılı dosyamızda Antalya Valiliği idari ve denetim müdürlüğüne yazılan müzekkereye cevap verildiği Antalya Valiliği devir tasfiye ve paylaştırma komisyonunun 2014/42-108-126-128 sayılı kararlarının birer örneğinin 2018/644 Esas sayılı dosyamıza gönderildiği anlaşılmış, bu kararlar incelenmiştir. Gelen sigorta kayıtlarına göre davacının ... temizlik şirketinin son alt iş veren gatabın son asıl iş veren olduğu dönemde temizlik görevlisi olarak çalıştığı ve 29/05/2014 tarihinde kod 4 ile işten çıkışının yapıldığı, davacının 07/02/2015 tarihinde Asat Genel Müdürlüğünün asıl işveren olduğu ve ... Turizm Temizlik Hizmetleri isimli alt işveren işyerinde sayaç okuma elemanı olarak işe girişinin yapıldığı davacının 07/02/2015 tarihinden itibaren çalışmasının Asat Genel Müdürlüğü bünyesinde değişen alt iş verenlerde geçtiği ve en son 31/03/2018 tarihinde kod 39 ile işten çıkışının yapıldığı davanın devralan asıl iş veren olarak T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesi yerine Asat Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Emsal dosyada Antalya 4. İş Mahkemesi’nin 2014/504 Esas, 2015/697 Karar sayılı dosyasında" davalı ... Şirketi- ... Mah. ... Sok. No:48/3 ..., hasım olmaktan çıkarılan davalı: ...-... Parkı İçi Muratpaşa/Antalya"olan dosyada "Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının, davalılardan ... Temizlik şirketinde çalışmakta iken 03.04.2014 tarihinde işyerine gittiğinde, 29.05.2014 tarihi itibariyle işten çıkışının verildiğini şifahi olarak bildirildiğini, davacının ... bünyesinde 07.12.2009 tarihinden beri zincirleme akitlerle çalıştığını, davalı şirket ile ... arasında yapılan 12.02.2013 tarihli sözleşme ile 119 adet işçi için genel idari hizmet alımı işinin 18 ay süreyle davalı şirkete verildiğini, ... Turizmi Geliştirme Birliği'nin (...) asıl işveren, davalı şirketin ise alt işveren konumunda olduğunu, ...'ın 6360 sayılı kanunla tüzel kişiliğinin kaldırıldığını ve 6360 sayılı yasanın geçici 1. maddesi ile oluşturulan "Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu" davalı şirketi hak ve yükümlülükleri açısından T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesine bağladığını, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükler açısından T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesinin asıl işveren konuma gelmiş bulunduğunu, davacının yevmiyesinin 54,51 TL olup, aylık net ücretinin 1200 TL olduğunu, kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi gerektiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 2571 TL net ihbar tazminatı, 6500 TL net kıdem tazminatı alacaklarının faizleriyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili davaya cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunduklarını, müvekkili şirketlerin adresinin Batman olduğunu, işin yapıldığı yerin Kemer ilçesi olduğunu, Kemer Mahkemesinin yetkili olduğunu, müvekkili şirketin davalı ... [...) ile imzalanan Hizmet Alım Sözleşmesi neticesinde kurum bünyesinde hizmet vermeye başladığını, davacının şirkete bağlı olarak 18.03.2013 tarihinde hizmet sözleşmesi ile çalışmaya başladığını, iş akdinin 03.04.2014 tarihinde sona erdiğini, personel sayısının belirlenmesi, işçilerin yönetim, sevk ve idaresinin asıl işveren olan ...'a ait olması, işçilerin işe alınması ve işlerine son verilmesi bakımından asıl işverenin tek yetkili olması, alt işverenin bağımsız bir organizasyona sahip olmaması, kurum bünyesinde çalışan alt işveren işçileri ile bir kısım asıl işveren işçilerinin aynı işi yapıyor olması nedeniyle dava konusu ilişki bakımından muvazaanın bulunduğu ve bu çerçevede kayden müvekkili şirketten sigortalı görünen işçilerin baştan itibaren davalı ... (Belediye) işçisi olarak kabul edilmesi gerektiğini, 30.03.2014 tarihli yerel seçimler ardından ...'ın Antalya Valiliği Komisyon kararı ile tasfiyesi neticesinde müvekkili şirketin sözleşme ile yüklendiği edimin ifası için muhatap bulamadığını, şirketin muhatap bulamaması nedeni ile hakkediş dahi düzenleyemediğini kestiği faturaların kendisine iade edildiğini, Antalya valiliği ve Belediye ile yapılan görüşmelerden sonuç alınamadığını, tüm bunlara karşın çalıştırdığı personelin mağdur olmaması bakımından iş akitlerini iki ay boyunca ayakta tutmaya çalışan şirketin son çare olarak 29.05.2014 tarihinde çalışanların çıkışını vermek zorunda kaldığını ileri sürerek davanın reddini istemektedir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının belediye personeli olmayıp ... personeli olduğunu, 6360 sayılı yasanın 1.maddesinin 26.fıkrası gereği, tüzel kişiliği kaldırılan belediye, il özel idaresi ve köylerden oluşan veya yürürlüğe girdiği tarihten itibaren amaçları ortadan kalkacak olan mahalli idare birliklerinin, ilk mahalli genel seçiminden önce tüzüklerindeki hükümlerine göre tasfiye olunduğunu, tüzüklerinde hüküm bulunmayan hallerde ise devir, tasfiye ve paylaştırmaya ilişkin hükümler uygulandığını, ...'ın herşeyiyle belediyeye devrolmadığını, belediyenin yetki ve sorumluluğu altındaki belediyeye devredilen işler kapsamında çalışıp çalışmadığının anlaşılmadığını, belediyenin davacının işvereni olmadığını, diğer davalı ile ... arasındaki sözleşmenin ... hizmet birliğinin yasal olarak tasfiye edilmesi, görevlerinin sona ermesi nedeniyle sona erdiğini, davacının diğer yüklenicinin personeli olduğunu, davacıya ait sigorta primleri ve aylık maaş ödemelerinin ilgili yüklenici tarafından yatırıldığını, dava konusu alacaklardan diğer davalı yüklenici firmanın sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.Dava, iş sözleşmesinin haksız feshi iddiasına dayalı kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinden ibarettir. Davanın dayanağını 4857 Sayılı İş Yasası ile bu yasanın 120.maddesi delaletiyle yürürlükteki 1475 Sayılı Yasanın 14.maddesi hükümleri oluşturmaktadır.Rapora esas çalışma ilişkisi taraflar arasında ihtilafsız olduğu gibi dosya kapsamı ile de sabittir.Davacı, ... Turizmi Geliştirme ve Alt Yapı İşletme Birliğinin (...) asıl işveren, davalılardan şirketin de alt işveren olduğu işte çalışmıştır.
4857 sayılı Kanunun 2/6. maddesi gereği asıl işveren ve son alt işveren işçilik hak ve alacaklarından birlikte sorumludurlar. Ne var ki; bir mahalli idare birliği olan ...'ın tüzel kişiliği 6360 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 26.fıkrası gereği kaldırılmış, tüzüğünde tasfiyeye ilişkin bir hüküm olmaması sebebi ile bu kanun hükümlerine göre Antalya ili devir tasfiye ve paylaştırma komisyonunun 04.04.2014 tarih ve 2014/42 sayılı kararı ile tasfiye edilmiştir. Kararın eki devir tutanakları incelendiğinde somut olarak kimi taşınır, taşınmaz ve geçmiş dönem alacak ve borçları ile ilgili olduğu dava konusu işçi alacaklarıyla ilgili bir devir kararının bulunmadığı görülmektedir. Ancak, söz konusu kararın 3.maddesinde "devir tutanaklarında yer almayan ...'ın doğmuş ve doğacak hak, alacak ve borçları, devam eden davaları ile her türlü personel, taşınır mallar, tahsisli ve kiralık taşınmazlar, iş makinaları ve diğer taşıtlar ile abone türlerine göre aktif/kapalı abonelerin Büyükşehir Belediyesi'nin görev alanına girenlerin Büyükşehir Belediyesi'ne, Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı kuruluş ASAT Genel Müdürlüğü'nün görev alanına girenlerin ASAT Genel Müdürlüğü'ne, çöp toplamaya ilişkin olanların Kemer Belediyesi'ne devredilmiş kabul edilmesine..." karar verildiği görülmektedir. Anılan komisyon daha sonra yeniden toplanmış 17.10.2014 tarih ve 2014/108 Karar sayılı kararı almıştır. Anılan kararda da dava konusu alacak ile ilgili somut devir yapılmadığı gibi mahkememizin bu konudaki müzekkeresine alt işveren personellerinin birlik personeli olmadığı şirket elemanı olarak çalıştırıldığı için herhangi bir kuruma devir işleminin yapılmadığı bildirilmiştir. İşbu 17.10.2014 tarih ve 2014/108 Karar sayılı kararda 04.04.2014 tarih ve 2014/42 sayılı kararın geçerli olmasına ancak;"...Kemer ilçe belediyesi'nin Büyükşehir Belediyesi'nin ve ASAT Genel Müdürlüğü'nün görev alanına giren hizmetleri ile ilgili devir tutanaklarında yer almayan doğmuş ve doğacak hak, alacak ve borçları ve devam eden davaları ile her türlü personel, taşınır mallar, iş makinaları ve diğer taşıtlarının Büyükşehir Belediyesi'nin görev alanına girenlerin Büyükşehir Belediyesi'ne, ASAT Genel Müdürlüğü'nün görev alanına girenlerin ASAT Genel Müdürlüğü'ne diğerlerinin ise Kemer İlçe Belediyesi'ne devredilmiş kabul edilmesine..." karar verildiği görülmüştür. Görüldüğü gibi 04.04.2014 tarih ve 2014/42 sayılı kararın 3.maddesi değiştirilerek önceki düzenlemede çöp toplamaya ilişkin işlerin Kemer İlçe Belediyesi'ne devredilmesine karar verilmişken son kararda Büyükşehir Belediyesi'nin görev alanına giren işlerin Büyükşehir Belediyesi'ne, ASAT'ın görev alanına girenlerin ASAT'a diğerlerinin ise Kemer İlçe Belediyesi'ne devredilmiş kabul edilmesine karar verilmiştir. Davacı vekilinin 23.10.2015 tarihli dilekçesinde sözünü ettiği 477, 516, 574, 612 sıra nolu devredilen borçların dava konusu alacak/borçla ilgisi yoktur. Onlar devredildiyse bu da devredilmiştir şeklindeki bir çıkarım doğru olmadığı gibi, devir kararı ve eki tutanaklara ve valilikçe mahkememizin 11.11.2014 tarihli müzekkeresine verilen cevaba da aykırıdır. Son devir kararı ile Kemer Belediyesi'nin sorumluluğu asıl/genel, Büyükşehir Belediyesi ve ASAT'ın sorumluluğu ise istisnai/özel olarak düzenlenmiştir. Tekraren ifade edilmelidir ki, alt işveren işçileri ve kapsamında çalıştırıldıkları sözleşme ile ilgili devir tutanakları ve bağlı kararda özel bir düzenleme ve somut bir hüküm bulunmadığı 11.11.2014 tarihli müzekkeremize verilen cevapta açıkça ifade edilmiştir. Bu duruma göre ...'a izafeten asıl işverenin kim olduğu hususunun dosyada esasa ilişkin olarak da bütün araştırma ve incelemeler yapılmış, tanıklar dinlenmiş, bilirkişi raporu alınmış olup dosya esas yönünden de karara hazır olmakla birlikte (bir kısım dosyalarda yukarıdaki ilkelere göre Büyükşehir Belediyesi ve ASAT aleyhine esastan karar verilmiştir) Büyükşehir Belediyesi'nin husumet ve diğer davalının yetki itirazının değerlendirilmesi açısından belirlenmesi gerekir. Bu yapılırken de, ihaleli işlere ilişkin davacının çalıştırıldığı sözleşme kapsamı ve davacının fiilen yaptığı işin tespiti gerekir. Dosyaya sağlanan ihale sözleşmeleri, şartnameler (mahkememizin baş dosya olarak kabul edilen 2014/372 Esas sayılı dosyası içerisinde mevcut) ve SGK kayıtlarına göre davacı basın-danışma-hukuk elemanı ve sayaç işinde çalışmıştır. Bu işlerden hiçbiri Büyükşehir Belediyesi'nin görev alanına girmemektedir tanık beyanlarına göre de davacı depo malzeme sorumlusu ve arşiv sorumlusu olarak çalışmıştır. Fiilen yapılan işin bu niteliği ve devir tasfiye komisyonunun 17.10.2014 tarih ve 2014/108 Karar sayılı kararı ile Büyükşehir Belediyesi'nin sorumluluğunun özel/istisnai, Kemer Belediyesi'nin sorumluluğunun ise genel/asıl olması gözetildiğinde husumetin Kemer Belediyesi'ne yöneltilmesi gerekir. Esasen ...'ın yaptığı işlerin (tüzüğü mahkememizin baş dosya olarak kabul edilen aynı mahiyetteki 2014/372 esas sayılı dosyasında mevcut) 6360 sayılı kanundan önceki yasal düzenlemeler gözetildiğinde Kemer Belediyesi'nin yapması gereken işlerden olması da bu kabulü haklı kılan diğer bir nedendir. Açıklanan bu duruma göre davanın asıl işveren sıfatı ile T.C. Kemer Belediyesi'ne yöneltilmesi gerekir. Bu nedenle Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin hasım olmaktan çıkarılmasına karar verilmiştir. Valilik Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu'nun daha sonra 17.10.2014 tarih ve 2014/108 karar sayılı kararıyla değiştirilen 04.04.2014 tarih ve 2014/42 sayılı kararı gözetilerek Antalya ...'nın davalı olarak gösterilmesi dürüstlük kuralına aykırı olmayan kabul edilebilir bir yanılgı olarak değerlendirilerek davacı tarafa HMK'nun 124.maddesi kapsamında Kemer Belediyesi'nin davalı olarak gösterildiği dilekçe sunmak üzere süre verilmiş ancak davacı taraf 23.10.2015 tarihli dilekçesinde Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin dava konusu alacaktan sorumlu olduğu hususunda ısrar ederek bu imkandan yararlanmamıştır. İşin yapıldığı yer ile tüzel kişiliği kaldırılan ...'ın ikametgahı Kemer ilçesidir. Diğer davalı şirketin ikametgâhı ise Batman'dır. Somut olayda Kemer Mahkemelerinin yetkili olduğu savunulmuştur. Mahkememizce Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin başlangıçta davalı olması sebebi ile yetki itirazı reddedilmiş ise de, Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne yukarıda açıklanan sebeplerle husumet düşmemesi ve hasım olmaktan çıkarılması sebebi ile bu ret kararının dayanağı kalmamıştır.5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 5. Maddesi ile " İş Mahkemelerinde açılacak her dava açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz " hükmü getirilmiştir. Bu nedenle mahkememizin yetkisizliğine ilişkin aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.KARAR : Yukarıda açıklanan nedenlerle; HMK 124. Maddesi gereği Antalya Büyükşehir belediyesinin hasım olmaktan çıkarılmasına,Antalya Büyükşehir belediyesinin hasım olmaktan çıkarılmasına ilişkin karar ve Valilik devir komisyonunun 17 Ekim tarihli kararı gözetilerek yetki itirazının reddine dair mahkememizin önceki kararının kaldırılmasına ve mahkememizin yetkisizliğine,Karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın yetkili ve görevli iş mahkemesi sıfatı ile yargılama yapmak üzere Kemer 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Hasım olmaktan çıkarılan davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 1800 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, hasım olmaktan çıkarılan davalı ... tarafından yapılan 9 TL tebligat giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, Diğer davalı yönünden 6100 sayılı HMK nun 331/2.maddesi gereğince Harç, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin yetkili ve görevli mahkemece karara bağlanmasına, " şeklinde karar verilmiş bu karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine;Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2016/6692 esas, 2016/5430 karar sayılı kararıyla "Mahkemesi : Antalya 4. İş Mahkemesi, Tarihi : 24/12/2015, Numarası : 2014/504-2015/697, Yargıtay ilamı: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı vekilinin yerinde bulunmayan tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına,03/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi." şeklinde karar verilerek onanmıştır.... hizmet birliğinin kapanması nedeniyle, Antalya büyükşehir belediyesine karşı işçilik alacakları talebiyle Antalya 4. İş Mahkemesi'nde açılan 14 adet dava dosyasında husumet düşmemesi nedeniyle belediyenin hasım mevkiinden çıkarılmasına karar verilmiştir. Söz konusu kararlar Yargıtay 7. Hukuk Dairesi tarafından da onanarak kesinleşmiştir. ( Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2016/ 6692 Esas- 2016/ 5430 Karar, 2016/ 6665 Esas- 2016/ 5421 Karar, 2016/ 6668 Esas- 2016/ 5424 Karar, 2016/ 6662 Esas- 2016/ 5418 Karar, 2016/ 6666 Esas- 2016/ 5422 Karar, 2016/ 6663 Esas- 2016/ 5419 Karar, 2016/ 6672 Esas- 2016/ 5428 Karar, 2016/ 6667 Esas 2016/ 5423 Karar, 20167 6669 Esas- 2016/ 5425 Karar, 2016/ 6693 Esas- 2016/ 5431 Karar, 2016/ 6671 Esas- 2016/ 5427 Karar, 2016/ 6691 Esas- 2016/ 5429 Karar, 2016/ 6664 Esas- 2016/ 5420 Karar, 2016/ 6670 Esas- 2016/ 5426 Karar Sayılı kararlar) Antalya bölge adliye mahkemesi 10. Hukuk dairesinin 2017/1345 esas, 2017/1383 karar sayılı kararında özetle ;Dava, iş sözleşmesinin haksız feshi iddiasına dayalı kıdem, ihbar tazminatı ve ücret alacağı isteklerinden ibarettir. Benzer nitelikte görülen Antalya 4. İş Mahkemesinin 2014/504 Esas sayılı dava dosyasında 24/12/2015 tarihinde aşağıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda verilen kararın Yargıtay 7. HD.' nin 03/03/2016 gün ve 2016/6692 Esas, 2016/5430 Karar sayılı ilamı ile onandığı anlaşılmıştır. Dosya içeriğine göre; davalı belediyenin 02/07/2014 havale tarihli cevap dilekçesinde davalı şirketin adresinin Batman olarak gösterildiği ve yetki itirazında bulunduğu, davaya bakmaya işin yürütüldüğü yer olan Kemer İş Mahkemelerinin yetkili olduğunu beyan ettiği, yine davalı belediyenin cevap dilekçesi ile husumet itirazında bulunduğu anlaşılmıştır. Bu duruma göre öncelikle ...'a izafeten asıl işverenin kim olduğu ve Büyükşehir Belediyesi'nin husumet itirazı ile diğer davalı şirketin yetki itirazının değerlendirilmesinin belirlenmesi gerekir. Bu nedenle davalı belediyenin istinaf dilekçesinde belirtmiş olduğu Antalya 4. İş Mahkemesince verilen 14 adet kararın Yargıtay 7. Hukuk Dairesi tarafından onanması da dikkate alınarak bu mahkeme kararlarındaki inceleme ve değerlendirmeler doğrultusunda gerekli araştırmaları yaparak davalı belediyeye husumet düşüp düşmediği ile davalı şirketin yetki itirazı da değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi bakımından HMK'nın 1/a maddesinin 3. ve 4. bentleri gereğince davanın yeniden görüşülmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir " denilmektedir.Antalya bam 10. Hukuk dairesinin 2018/1480 esas, 2018/1636 karar sayılı kararında özetle" Mahkemece, yetkisizlik kararı verilmiştir.Karara karşı taraflardan dahili davalı Kemer Belediyesi tarafından istinaf yoluna başvurulmuş istinaf sebebi olarak; davacının alacaklarından alt işverenin sorumlu olan idarenin kim olduğunun tespitinin yapılması gerektiğini, mahkemece doğru tespit yapılamadığını, davacının görevli olduğu birimin Kemer Belediyesine devredilmediğini, davacının alt işveren tarafından işine son verilmeden önce hangi birimde çalıştığının ve hangi görevi ifa ettiği ya da ... tasfiye edilmeden önce hangi birimde çalıştığının belirlenmediğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak Kemer Belediyesi yönünden davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. Dava, işçilik alacaklarına ilişkindir. İlk derece mahkemesince yetkisizlik kararı verilmiştir. Anılan karar Dairemizin daha önce verilen iade kararı üzerine verilmiştir. İade kararı: o zamanki davalılardan T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına husumet düşüp düşmeyeceğinin araştırılması ve bağlı olarak yetki itirazının değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle verilmiştir. Mahkeme iade kararı gereği yaptığı araştırma ve değerlendirme sonucu yetkisizlik kararı vermiş, öncesinde Antalya Büyekşehir Belediyesi Belediye Başkanlığı hasım olmaktan çıkarılmış Kemer Belediyesi dahili davalı edilmiştir. Kararın dahili davalı Kemer Belediye Başkanlığı vekili istinaf etmiştir.İlk derece mahkemesinin husumete ilişkin kararı salt SGK kayıtlarına değil tanık olarak dinlenen ...'in beyanına dayanmaktadır. İleri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince dahili davalı Kemer Belediyesinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir" denilmektedir 5521 sayılı Yasanın 5. maddesinde ve 7036 sayılı Yasanın 6. Maddesinde iş mahkemelerinin yetkisi 6100 sayılı Yasanın 114 ve 115. Maddelerinde ise dava şartları ve dava şartlarının olmaması halinde mahkemece ne gibi işlem yapılacağı düzenlenmiştir. 6100 sayılı yasanın 7. Maddesinde ise birden fazla davalı olması halinde yetkili mahkemenin hangi mahkeme olduğu düzenlenmiştir.6100 Sayılı HMK'nın 7/1 maddesinde "Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır." şeklinde yetki düzenlemesine yer verilmiştir. Yargıtay 22.hukuk dairesinin 2016/108 esas , 2016/2841 karar sayılı kararında özetle"5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, iş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme geçerli değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 7/1. maddesinde; "Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır." düzenlemesine yer verilmiştir. Dosya içeriğine göre, davalı işçinin fiilen çalıştığı yer Altınyayla'da bulunmaktadır. Davalılardan İt.. Şti.'nin dava açıldığı tarihteki ikametgah adresi Ümraniye'dedir. Davalı ...'nin dava tarihindeki ikametgeh adresinin Ceyhan'da ya da Ankara'da olup olmadığı konusu ise açıklığa kavuşturulmamıştır. Ancak davanın birden fazla davalıya yöneltilmesi nedeni ile kesin yetkili mahkeme, davalılar hakkında ortak yetkiyi taşıyan, işçinin fiilen çalıştığı yer mahkemesidir. Bu nedenle mahkemenin davaya bakmakla yetkili olmadığı konusunda yaptığı tespit ve yetkisizlik kararı verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. " denilmektedir. Yargıtay bozma kararından önce mahkememizce" Antalya Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğünden davacıya ait hizmet cetveli ile tüm işe giriş bildirgeleri celp edilerek dosyamız arasına alınmış ve mahkememizce incelenmiştir. Antalya Valiliği İl Mahalli İdareler Müdürlüğünden davacıya ait işyeri evrakları ibraz edilmiş, dosyamız arasına alınarak mahkememizce incelenmiştir. Davalı şirket tarafından davacıya ait işyeri evrakları ibraz edilmiş, dosyamız arasına alınarak mahkememizce incelenmiştir. Mahkememizce davacı tanıkları ... ve ... dinlenmiştir.
... ile ... Temiz. Ltd.Şti arasında düzenlenen 04/06/2013 tarihli sözleşme örneği ibraz edilmiş, dosyamız arasına alınarak mahkememizce incelenmiştir. Tüm deliller toplandıktan sonra mahkememiz dosyası bilirkişi ...'na verilerek rapor ibrazı istenilmiş ve bilirkişi tarafından 02/04/2015 havale tarihli rapor ibraz edilmiştir. Uyuşmazlık konusunun tespiti :Taraf beyanları, SGK dosyası, işyeri evrakları, dinlenilen tanık beyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında açılan dava; iş akdinin feshi, kıdem ve ihbar tazminatı ve ücret alacaklarına ilişkindir. Yapılan tespitler: davacının davalı şirket ve dava dışı şirketler ... Yemekçilik Ltd. Şti. ... Tem. Hiz. Taah. Ltd. Şti, ... - ... Ltd.Şti ve ... Teimizlik Ltd. Şti. işçisi olarak ...'a ait işyerlerinde 27/12/2011 - 29/05/2014 tarihleri arasında 873 gün çalışmıştır. Davacının son ücreti brüt 1.635,30.TL'dir. ... ile ile davalı şirket arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisi vardır....'ın 6360 sayılı yasa ile tüzel kişiliği kaldırılmıştır. Yasanın geçici 1. maddesi ile oluşturulan Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu, devir tutanaklarında yer almayan ... Turizmi Geliştirme Birliği'nin doğmuş ve doğacak, hak, alacak ve borçları,devam eden davaları ile her türlü personel, taşınır mallar, tahsisli ve kiralık taşınmazlar, iş makineleri ve diğer taşıtları ile abone türlerine göre aktif/kapalı abonelerin Büyükşehir belediyesinin görev alanına girenleri Büyükşehir belediyesine, Büyükşehir Belediyesine bağlı kuruluşu ASAT Genel Müdürlüğünün görev alanına girenlerin ASAT Genel Müdürlüğüne, diğerlerinin ise Kemer İlçe Belediyesine devredilmiş kabul edilmesine karar verilmiştir. Davacının kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ücret alacağı talebine ilişkin bilirkişi incelemesi ve hesaplaması yaptırılmış, bilirkişinin 03/04/2015 havale tarihli raporunun ayrıntılı, gerekçeli, dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli olduğu hesaplama olarak hükme esas alınabileceği anlaşılmıştır. Rapora göre davacının kıdem tazminatı alacağı net 3.881,59.TL, ihbar tazminatı alacağı net 1.928,63.TL, ücret alacağı net 3.706,61.TL olduğu, anlaşılmıştır. Mahkememizce dosyadaki delillerin yargıtay bozma kararı doğrultusundaki Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen kararlar doğrultusunda değerlendirilmesi neticesinde Mahkememizde oluşan kanaat ve davalı T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin hasım olmaktan çıkarılması nedeni: Dosyamızdaki Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2017/8695 Esas, 2018/16243 Karar sayılı bozma kararında özetle" Davacının ...’ın tüzel kişiliğinin sona ermesinden sonra fiilen çalıştığı bir kurumun olduğu iddiası var ise bu şekilde ...’ın sona ermesinden sonra süren fiili çalışması olup olmadığı, böyle bir fiili çalışması olduğunun anlaşılması halinde bu kurum tespit edilerek, bu kurum davalı kurum ise işçilik alacaklarında davalı kurum da kendisine karşı dava açılmış alt işveren var ise o alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmalıdır. Zira, genel kural, işçiyi fiilen çalıştıran asıl işverenin alt işveren ile birlikte işçilik alacaklarından sorumlu tutulmasıdır. Bir diğer deyişle, işçinin hizmetinden fiilen yararlanan kurum, salt bu fiili faydalanmanın neticesi olarak işçilik alacaklarından sorumlu hale de gelir. Bu durum da gözetilmelidir. Davacının işçilik alacaklarının davalı ...’ye değil de başka bir kuruma devredildiğinin anlaşılması halinde 6100 sayılı HMK’nun 124. maddesi işletilerek sonuca gidilmelidir. "denilmektedir. Gelen sigorta kayıtlarına göre davacının ... temizlik şirketinin son alt iş veren gatabın son asıl iş veren olduğu dönemde temizlik görevlisi olarak 29/05/2014 tarihinde kod 4 ile işten çıkışının yapıldığı davacının 07/02/2015 tarihinde ... turizm. temizlik hizmetleri isimli İş yerinde sayaç okuma elemanı olarak işe girişinin yapıldığı davacının 07/02/2015 tarihinden itibaren çalışmasının asat genel müdürlüğü bünyesinde değişen alt iş verenlerede geçtiği ve en son 31/03/2018 tarihinde kod 39 ile işten çıkışının yapıldığı davanın devir alan asıl iş veren olarak Antalya büyük şehir belediyesi yerine asat genel müdürlüğüne yöneltilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Emsal davalarda Antalya 4. İş mahkemesinin 2014/504 esas 2015/697 karar sayılı dosyasında, davacının farklı, davalıların aynı davalılar olduğu ve Antalya büyükşehir belediyesinin davalı olmaktan çıkarılmasına, davalı şirketin ikametgahının ve genel merkezinin Batman ili olması, davacının işini yaptığı yerin ise Kemer olması nedeniyle, davaya bakmaya yetkili mahkemenin iş mahkemesi sıfatıyla Kemer 1. Asliye hukuk mahkemesi olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verildiği, bu kararın ve Antalya 4. İş mahkemesinin 14 dosyasındaki benzer kararın Yargıtay 7. Hukuk dairesince onandığı, mahkememizin 2017/540 esas sayılı emsal dosyasında verilen karara karşı yapılan istinaf talebinin de Antalya BAM 10. Hukuk dairesince esastan reddedildiği anlaşılmıştır.Davacının ... ın tüzel kişiliği sona erdikten sonra sigorta hizmet döküm cetveli, işe giriş ve çıkış bildirgelerine göre Asat genel müdürlüğü bünyesinde ihale ile iş alan firmalarda çalışmaya devam ettiği; ve Gelen sigorta kayıtlarına göre davacının ... temizlik şirketinin son alt iş veren gatabın son asıl iş veren olduğu dönemde temizlik görevlisi olarak 29/05/2014 tarihinde kod 4 ile işten çıkışının yapıldığı davacının 07/02/2015 tarihinde ... Turizm Temizlik Hizmetleri isimli alt işveren işyerinde sayaç okuma elemanı olarak işe girişinin yapıldığı davacının 07/02/2015 tarihinden itibaren çalışmasının asat genel müdürlüğü bünyesinde değişen alt işverenlerde geçtiği ve en son 31/03/2018 tarihinde kod 39 ile işten çıkışının yapıldığı davanın devir alan asıl iş veren olarak T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesi yerine asat genel müdürlüğüne yöneltilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Emsal dosyalardaki Antalya 4. İş mahkemesinin Yargıtay 7. Hukuk Dairesince onanan kararları, Antalya bam 10. Hukuk dairesinin kararları, hmk 124. Maddesi, bu dosyamızdaki Yargıtay 9. Hukuk dairesinin bozma kararı ve SGK kayıtları dikkate alınarak ve hep birlikte değerlendirilerek davalı Antalya büyükşehir belediyesinin davalı(hasım) olmaktan çıkarılmasına karar verilmiştir. Davacı vekili, asat genel müdürlüğünü verilen sürede davaya dahil etmemiş ve dahil etmeyeceğini bildirmiştir. Bu sebeple Asat genel müdürlüğüne karşı davaya devam edilememiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/1943 Esas, 2015/1131 Karar sayılı kararında özetle "Belirli ve belirsiz süreli hizmet sözleşmesine ilişkin düzenlemenin bulunduğu 4857 sayılı İş Kanununun 11. maddesindeki, “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak, ana kuralın belirsiz süreli sözleşme olduğu kabul edilmiştir. Halen yürürlükte olan ve kıdem tazminatını düzenleyen 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14.maddesinde "Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin..." cümlesi ile iş sözleşmesinin belirli ya da belirsiz süreli olmasının kıdem tazminatına hak kazanma açısından önemli olmadığı belirtilmiştir. Burada önemli olan fesih iradesinin kim tarafından ortaya konulduğu ve kıdem tazminatına hak kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Örneğin belirli süreli iş sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca haklı nedenle fesheden işçi bir yıllık kıdem koşulu gerçekleştiği takdirde kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Elbette kural olarak belirli süreli iş sözleşmesi kararlaştırılmış ve süre sonunda taraflardan herhangi biri fesih iradesini ortaya koymamış ise iş sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği açıktır. Ancak belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesinden önce taraflardan biri yenilememe iradesini ortaya koymuş ise burada yenilemeyen tarafın iradesine göre kıdem tazminatına hak kazanılıp kazanılamayacağı araştırılmalıdır. İşveren yenilememe iradesini göstermiş ve haklı nedene dayanmıyor ise bir yıllık kıdem koşulu gerçekleştiği takdirde kıdem tazminatı ödenmelidir.Hizmet ilişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı Uluslar arası Çalışma Sözleşmesine göre; bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği vurgulanmıştır (m 2/3). Bu nedenle gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi, gerekse iş hukukuna egemen olan “işçi lehine yorum” ilkesi gözetildiğinde, kanun gereği belirli süreli kabul edilen sözleşmeyi, haklı bir neden olmaksızın yenilememe iradesini gösteren işverenin koşulların var olması halinde sona eren sözleşme nedeniyle kıdem tazminatından sorumlu olduğunun kabulü gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.11.2014 gün ve 2008/22-1443 E., 2014/958 K. sayılı ilamı). Tüm bu açıklamalar ışığında davacının davalıya çekmiş olduğu ihtarname ve Kütahya Bölge Çalışma Müdürlüğüne yapmış olduğu başvuru birlikte değerlendirildiğinde davacının birer yıllık belirli süreli sözleşmeler ile 2006 yılından bu yana bilgisayar öğretmeni olarak çalışmaya devam ettiği ve her yıl sözleşmesinin yenilendiği, 2011 yılında ise davacı sözleşmesinin yenilenmesini beklerken, davalı işveren tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin sözleşmenin yenilenmemiş olması nedeniyle işveren tarafından yenilenmeyerek sona eren sözleşme nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazandığı diğer bir ifade ile davacının iş sözleşmesinin sürenin sonunda işveren tarafından haklı bir neden gösterilmeksizin yenilenmemesi nedeniyle kıdem tazminatı taleplerinin kabulü gerekmektedir." denilmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2014/22504 Esas, 2015/33824 Karar sayılı kararında özetle "İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanununun 6 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı yasanın üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır. Değinilen Yasanın 120 nci maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Yasanın 14'üncü maddesi halen yürürlükte olduğundan, işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. İş yeri devrinin temel ölçütü, ekonomik birliğin kimliğinin korunmasıdır. Avrupa Adalet Divanı kararlarına göre, maddî ve maddî olmayan unsurların devredilip devredilmediği ve devir anındaki değeri, işgücünün devri, müşteri çevresinin devri, işyerinde devirden önce ve sonra yürütülen faaliyetlerin benzerlik derecesi, işyerinde faaliyete ara verilmişse bunun süresi, işyeri devrinin kriterleri arasında kabul edilmektedir. Maddî ve maddî olmayan unsurların devri söz konusu olmaksızın da işgücünün önem taşıdığı sektörlerde ekonomik birliğin önemli unsurunu olan işçilerin devri de, işyeri devri olarak kabul edilmelidir. Devirden sonra işyerindeki ekonomik birliğin kimliğini koruyup korumadığının saptanabilmesi için, yürütülen faaliyetin devirden sonra yeni işveren tarafından aynı veya özdeş biçimde sürdürülmesi ölçütü yanında, işyerinin taşınmaz ve taşınır malları ile maddî olmayan varlıkların, işyerinde çalışan işçilerin sayı ve uzmanlık bakımından çoğunluğunun, bunun yanı sıra müşteri çevresinin devredilip devredilmediği, devir öncesi ve sonrasındaki faaliyetler arasında benzerlik olup olmadığı, devir sebebiyle işyerinde faaliyet askıya alınmışsa askı süresi gibi koşullar da göz önünde tutulmalıdır.4857 sayılı Yasanın 6 ncı maddesinde yazılı olan “hukukî işleme dayalı” ifadesi geniş şekilde değerlendirilmeli, yazılı, sözlü ve hatta zımnî bir anlaşma da yeterli görülmelidir. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı Yasa'nın 14'üncü maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 6 ncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir.Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumlu olacaktır." denilmektedir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2013/1175 Esas, 2013/1901 Karar sayılı kararında özetle: İşçinin asıl işverenden alınan iş kapsamında ve değişen alt işverenlere ait işyerinde ara vermeden çalışması halinde değişen alt işverenler işçinin iş sözleşmesini ve doğmuş bulunan işçilik haklarınıda devralmış sayıldığından işçinin en son alt işverence iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatı hakedecek şekilde feshedilmesi halinde kıdem tazminatı açısından önceki işverenin devir tarihindeki ücret ve devir tarihine kadar olan süre ile sınırlı sorumluluğu, son alt işverenin ise kıdem tazminatı açısından tüm çalışma döneminden ve ihbar tazminatı ile varsa yıllık izin alacağının tamamından asıl işverenin ise işçinin tüm alacaklarından sorumlu olduğu kabul edilmelidir. İşçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli nedenlerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemler avans niteliğinde sayılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatına hak kazanması durumunda, işyeri ya da işyerlerinde geçen tüm hizmet sürelerine göre kıdem tazminatı hesaplanmalı, daha önce avans olarak ödenen miktar yasal faiziyle birlikte mahsup edilmelidir." denilmektedir. 4857 sayılı Yasanın 2. maddesinde özetle: Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez." denilmektedir. 5393 sayılı yasanın 67. maddesinde "Belediyede belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile park, bahçe, sera, refüj, kaldırım ve havuz bakımı ve tamiri; araç kiralama, kontrollük, temizlik, güvenlik ve yemek hizmetleri; makine-teçhizat bakım ve onarım işleri; bilgisayar sistem ve santralleri ile elektronik bilgi erişim hizmetleri; sağlıkla ilgili destek hizmetleri; fuar, panayır ve sergi hizmetleri; baraj, arıtma ve katı atık tesislerine ilişkin hizmetler; kanal bakım ve temizleme, alt yapı ve asfalt yapım ve onarımı, trafik sinyalizasyon ve aydınlatma bakımı, sayaç okuma ve sayaç sökme-takma işleri ile ilgili hizmetler; toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri; sosyal tesislerin işletilmesi ile ilgili işler, süresi ilk mahallî idareler genel seçimlerini izleyen altıncı ayın sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebilir." denilmektedir. 4857 sayılı Yasanın 120. maddesine göre halen yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasanın 14. maddesinde ise özetle: İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/07/1975 tarihinden, itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır." denilmektedir. Kural olarak kıdem tazminatına akdin fesih tarihinden itibaren 1 yıllık banka mevduatına uygulanan en yüksek banka mevduat faizi, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretine davalı daha önce ihtarname çekilerek temerrüte düşürülmüş ise temerrüt tarihinden, temerrüte düşürülmemiş ise dava veya takip tarihinden ve kısmi davada ayrıca ıslah ile arttırılan miktarlara ıslah tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmelidir, ücret alacağı, fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerine de davacı daha önce ihtarname çekilerek temerrüte düşürülmüş ise temerrüt tarihinden, temerrüte düşürülmemiş ise dava veya takip tarihinden ve kısmi davada ayrıca ıslah ile arttırılan miktarlara ıslah tarihinden itibaren 1 yıllık banka mevduatına uygulanan en yüksek banka mevduat faizi yürütülmelidir. HMK'nın 26/1. maddesine göre mahkeme talepten fazlaya karar veremez.Dava dilekçesinin incelenmesinden mahkememizdeki davanın HMK 109. Maddesine göre kısmi alacak davası olarak açıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizdeki somut davanın dosyadaki toplanan deliller, bu husustaki yasal düzenlemeler ve yukarıdaki örnek Yargıtay kararları doğrultusunda yapılan değerlendirmesinde:Davacının kıdem ve ihbar tazminatı talebinin incelenmesinde:Yerleşik Yargıtay kararlarına göre İş akdinin kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona erdiğini ispatlama yükümlülüğü davalı işverenlere aittir. ayrıca işveren bildirmiş olduğu işten ayrılış nedeniyle bağlıdır. İş akdinin sona erdirilmesi belli bir şekle tabi olmadığı gibi yazılı olması da şart değildir, bu anlama gelebilecek işçi veya işveren söz ve davranışları da aynı sonucu doğuracaktır. Dosyamızda sadece tüzel kişiliği sona eren ...ın asıl işveren ve davalı şirketin son alt işveren olduğu döneme ilişkin kıdem ve ihbar tazminatı talep edilmektedir, dolayısıyla taleple sınırlı olarak inceleme yapılacaktır.Davacının asıl işveren olan ... bünyesinde ihale ile iş alan değişik alt işveren olan şirketlerde 27/12/2011-29/05/2014 tarihleri arasında temizlik görevlisi olarak çalıştığı ve son alt işverenin davalı şirket olduğu, işe giriş çıkış bildirgeleri ve dosya kapsamı ile sabittir. Dosyadaki işten ayrılış bildirgesine göre davacının iş akdinin 29.05.2014 tarihinde (kod 4 ) ile yani belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi nedeni ile davalılar tarafından sona erdirildiği bildirilmiştir.İspat yükümlülüğü kendisinde olan davalı işverenler, davacının iş akdinin kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona erdiğini ispatlayamadığından ve bildirilen iş akdinin sona eriş nedenine ve ( kod 4) koduna göre davacı kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacağından ve davacıya ihbar öneli de kullandırılmadığı anlaşıldığından davacının son giydirilmiş aylık brüt ücreti hesaplamaya esas alınarak 4857 sayılı yasanın 120. Maddesi yollamasıyla 1475 sayılı yasanın 14 . Maddesine göre davacının davalı iş yerindeki toplam çalışma süresine göre kıdem tazminatı hesaplanarak ve davacının 4857 sayılı yasanın 17. Maddesine ve davalı iş yerindeki toplam çalışma süresine göre hak ettiği ihbar süresinin karşılığı davacının son giydirilmiş aylık brüt ücretine göre hesaplanarak davacının gatabın asıl işveren olduğu dönemde hak etmiş olduğu kıdem ve ihbar tazminatı miktarı bulunmuştur. Davacı davalı iş yerinde toplam 873 gün süre ile çalışmış olup yukarıdaki hukuk genel kurulu kararı ve 4857 sayılı yasanın 11. Maddesi, davacının yaptığı iş dikkate alındığında taraflar arasındaki iş akdi belirsiz süreli iş akdine dönüşmüştür. Ve yapılan iş sürekli bir iştir. İş akdine davalı işveren tarafından son verilmiştir. iş akdinin davalı şirket tarafından sona erdirildiği dosyadaki işe giriş ve çıkış bildirgeleri ve diğer delillere göre dava dışı tüzel kişiliği sona eren ...ın asıl işveren olduğu, Asat genel müdürlüğünün ise devir alan asıl işveren olduğu, davalı şirketin ise ... dönemindeki son alt işveren olduğu, ve dava dışı asat genel müdürlüğünün devir alan asıl işveren olarak, davalı şirketin ise ... dönemindeki son alt işveren olarak davacının hak ettiği kıdem ve ihbar tazminatının tamamından 4857 sayılı yasanın 2,6,17,120 ve 1475 sayılı yasanın 14. Maddesine göre müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, ancak davanın sadece davalı şirkete karşı açıldığı anlaşılmakla, davacının kıdem tazminatı talebinin bu sebeple davalı şirket yönünden hüküm fıkrasında belirtilen şekilde kısmen kabulüne karar verilmiş, ihbar tazminatı talebinin ise tümüyle kabulüne karar verilmiş, kıdem tazminatı talebi yönünden fazlaya dair istem reddedilmiş, ihbar tazminatı talebi yönünden davacının fazlaya dair haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir. Davacının bakiye ücret alacağı talebinin incelenmesinde: davacı davalı iş yerinde çalıştığı dönemi sigorta kayıtlarıyla ispatlamıştır. davacı işçinin Ücretinin ödendiğinin ispatı davalı işverene aittir. Davacının iddiası ve dosyadaki belgelere göre davacıya 2014 yılı mart, nisan ve mayıs aylarındaki çalışma sürelerine ilişkin ücret alacaklarının ödenmediği anlaşılmakla ve bu aylara ilişkin çalışma ücretlerinin davacıya ödendiğini davalı şirket , imzalı ücret bordrosu, tediye makbuzu ve banka hesap özeti gibi belgelerle ispatlayamadığından buna göre hesaplama yapılmış ve davacının bakiye ücret talebinin bu sebeple hüküm fıkrasında belirtilen şekilde kısmen kabulüne karar verilmiştir.” gerekçesi ile “devir alan asıl işveren olarak davanın Antalya Büyükşehir Belediyesi yerine Asat Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi gerektiği anlaşıldığından ve davacı vekili bu hususta husumette yanıldığından davalı Antalya Büyükşehir Belediyesine açılan davada husumet düşmediğinden T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesinin bu sebeple davalı olmaktan çıkartılmasına”, davacının kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ücret alacaklarının davalı ... Şirketinden alınarak davacıya veirlmesine karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1-Mahkeme’nin 04/07/2019 tarihili duruşma zaptına “Bu dosyamızdaki yargıtay 9. Hukuk dairesinin bozma kararına göre ve gelen SGK kayıtlarına göre Ayrıca Antalya 4. İş mahkemesinin benzer konudaki 14 dosyasında T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesinin davalı olmaktan çıkarılmasına ve yerine T.C. Kemer Belediyesinin davaya dahil edilmesine karar verildiği ve bu kararların yargıtay 7. Hukuk dairesince onandığı emsal dosyadaki Antalya BAM 10. Hukuk dairesi kararlarında da bu konuya işaret edildiği bu durumda Antalya büyükşehir belediyesi yerine husumette yanılma nedeni ile davanın Asat Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi gerektiği anlaşıldı” yönündeki açıklamadan sonra davacı vekilinin aynı duruşma zaptında “biz Asat Genel Müdürlüğünün davaya dahil etmedik, davaya dahil etmeyeceğiz bu hususta süre istemiyoruz” yönünde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda 6100 sayılı HMK’nun 124. maddesi uygulanmadığı halde Mahkeme’nin kendiliğinden davalı ... Belediyesi Başkanlığı’nın davalı olmaktan çıkarılmasına karar vermesi hatalıdır.
Böyle bir durumda, davalı sıfatında bir değişiklik yapmaksızın dosyada mevcut hali ile karar verilmelidir. Kabule göre Mahkeme’nin kararı bu yönden hatalıdır.
2-Somut uyuşmazlıkta, Mahkeme’nin ilk kararı, işçilik alacaklarından hangi kurumun sorumlu olduğunun, yani pasif husumetin hangi kuruma düştüğünün tespiti bakımından Dairemizin 2017/8695 Esas sayılı kararı ile bozulmuştur.
Eldeki dosyada fesih tarihi olan 29/05/2014 tarihinde davacının çalıştığı son alt işveren ... SGK sicil numaralı işyeridir.
... SGK sicil numaralı işyerinin, gerekçeli karar başlığında yer alan ... Şirketi ile ... arasında 06/03/2013 tarihinde imzalanan Basın Danışmanı, Turizm Tanıtım, Hukuk Elemanı, Sayaç Okuma Elemanı ve Genel İdari Hizmet Alımı Sözleşmesi kapsamında çalıştığı dosyadaki hizmet alım sözleşmesi, puantajlar, teknik şartname, SGK belgeleri ve sair belgelere göre anlaşılmaktadır.
Valilik Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu'nun 2014/108 Karar sayılı kararı, 2014/42 sayılı Komisyon kararının geçerli olduğu, devir tutanaklarına olmayan doğmuş ve doğacak hakların, alacakların, borçların, devam eden davaların, her türlü personelin Büyükşehir Belediyesinin görevine girenlerin Büyükşehir Belediyesine, ASAT Genel Müdürlüğü’nün görevine girenlerin ASAT Genel Müdürlüğü’ne, diğerlerinin Kemer Belediyesi’ne devredilmiş kabul edilmesi yönünde düzenleme getirmiştir.
Valilik Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu'nun 2014/42 Karar sayılı kararı ekindeki “Borçlar Devir Tutanağının”nın 420., 442., 476., 518. sıralarında, ... Şirketi’nin “Basın Danışmanı, Turizm Tanıtım , Hukuk Elemanı, Sayaç Okuma Elemanı ve Genel İdari Hizmet Alımı Sözleşmesine” ilişkin ”9,10,11,12/2013 aylarına ilişkin hakedişlerinin Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne devredildiği, hizmet alım sözleşmesinin adı açıkça belirtilmek sureti ile belirtilmek sureti ile yazılıdır. Davacı da en son bu himzet alım sözleşmesi kapsamında çalışmıştır.
Hizmet alım sözleşmesinin adının açıkça yazılması sureti ile alt işverenin hakedişinden sorumlu tutulan T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin bu hizmet alım sözleşmesinden doğan işçilik alacaklarından da sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Çünkü, bir hizmet alım sözleşmesi nedeni ile alt işverein hakedişinden sorumlu olan asıl işverendir, asıl işveren alt işverenle birlikte işçilik alacaklarından da işçiye karşı sorumludur.
Bu nedenle, “Basın Danışmanı, Turizm Tanıtım, Hukuk Elemanı, Sayaç Okuma Elemanı ve Genel İdari Hizmet Alımı Sözleşmesinin” adı borç devir tutanağında açıkça belirtilerek bundan doğan alt işveren hakedişinden Antalya Büyükşehir Belediyesi sorumlu tutulmuş iken aynı hizmet alım sözleşmesine dayanan işçilik alacağından bir başka kurumun sorumlu olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle, borç devir tutanağında hizmet alım sözleşmesinin adı açıkça belirtilerek alt işveren hakedişinden T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesi sorumlu tutulduğuna göre davacının işçilik alacağından sorumluluğun da borç devir tutanağında yer almadığı kabul edilemez, davacının bu hizmet alım sözleşmesine dayanan haklarından da Antalya büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğu kabul edilmelidir. Borç devir tutanağında hizmet alım sözleşmesinin adı da açıkça belirtilerek bu hizmet alım sözleşmesinden doğan alt işveren hakedişi T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne devredildiğinden, T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ...’ın sona ermesi üzerine ... yerine “asıl işveren” olarak kabul edildiği göz önüne alınmalıdır.
Açıklanan nedenlerle davacının ...’ın sona ermesinden önce fiilen yaptığı işin ne olduğu, bu işin Büyükşehir Belediyesi’nin görevine girip girmediği de önemini yitirmektedir.
...’ın son erdiği tarihte en son “Basın Danışmanı, Turizm Tanıtım , Hukuk Elemanı, Sayaç Okuma Elemanı ve Genel İdari Hizmet Alımı Sözleşmesi” kapsamında çalışan davacı en son bu hizmet alım sözleşmesi kapsamında çalıştığından, davacının işçilik alacaklarından da “asıl işveren” sorumlulukları kendisine devredilmiş olan Antalya ...’nın sorumlu olduğu kabul edilmelidir.
3-Mahkeme’nin gerekçeleri arasında davacının, ...’ın sona ermesinden sonra çalıştığı işyeri de yer almaktadır.
Hizmet döküm cetvelinde; ... kapsamındaki alt işveren davalı ... Şirketi’nden çıkışı 29/05/2014 tarihidir. Bir sonraki işe girişi yaklaşık 8,5 ay sonra 07/02/2015 tarihinde ... SGK sicilli işyerinde olmuştur. ... SGK sicilli işyeri, SGK belgesine göre alt işveren ... Şirketi’nin ASAT işyeridir.
Gerek alt işverenin değişmesi, gerek ... işyerinden çıkış ve yeniden işe giriş tarihleri arasında geçen yaklaşık 8,5 aylık süreden, davacının ...’tan sonra çalıştığı işin ...’taki iş aktinin devamı olmadığı, yeni bir iş akti olduğu sabittir.
Mahkeme’nin eldeki gerekçesinde davacının hizmet döküm cetvelinde görünen 29/5/2014 tarihli çıkışndan sonraki çalışması nedeni ile davalı T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne değil ASAT’a husumet yöneltilmesi gerektiği şeklinde gerekçe oluşturarak bu gerekçeyi de Dairemizin 2017/8695 Esas sayılı bozma ilamındaki “Davacının ...’ın sona ermesinden sonra fiilen çalışması olup olmadığı, böyle bir çalışması var ise bunun husumet tespitinde dikkate alınması” yönündeki açıklamaya dayandırılması da hatalıdır.
Zira, Dairemizin bozma ilamında kastedilen, ...’taki iş aktinin aslında fiilen sonlandırılmaksızın ...’da davacının çalıştığı aynı son alt işveren nezdinde, ...’da en son çalıştığı aynı iş akti ve aynı hizmet alım sözleşmesi kapsamında çalışmaya devam edip etmediğinin araştırılmasıdır.
Yukardaki açıklamalar karşısında, davacının ...’tan sonra yaptığı çalışmasının yeni bir iş aktine dayandığı, ...’taki çalışmasından bağımsız yeni bir çalışma olduğu ve pasif husumetin tespitinde hiç bir etkisi de bulunmadığı açıktır.
Mahkeme’nin, davalı T.C. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne pasif husumet düşmediği yönündeki hükmüne esas gerekçesi bu yönden de hatalıdır.
4-Ayrıca, ... SGK sicilli işyerinde davacının işe giriş tarihi hizmet döküm cetveline göre 02/07/2015, eldeki dava tarihi ise 11/06/2014 olup, davanın açıldığı tarihteki duruma göre değerlendirilmesi kuralının neticeye etkisinin irdelenmemesi de hatalıdır.
F)SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/303 E., 2022/1980 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi hükmüne göre mülga 1475 sayılı Yasanın 14.
9. Hukuk Dairesi 2022/303 E. , 2022/1980 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, emeklilik nedeniyle iş akdini feshettiğini beyan ederek kıdem tazminatı talebinde bulunmuştur.
Davalıların cevabının Özeti:
Davalılar, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar davalılar vekillerince temyiz edilmiş , Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 15.05.2019 tarih , 2017/18117 esas - 2019/10717 karar sayılı ilamı ile davalıların sair temyiz itirazları reddedilerek ; “...Somut olayda; davalı Üniversitenin asıl işveren, dava dışı ... şirketi’nin devralan son alt işveren olduğu, diğer davalılar ve ihbar olunanların ise davaya konu dönemde aynı işyerinde alt işverenler olduğu sabittir. Buna göre; kıdem tazminatından davalı Üniversitenin tüm süre yönünden son ücretten, devreden diğer davalı ... Taahhüt A.Ş’nin sorumluluğunun ise kendi dönemi ve devrettiği tarihteki ücret miktarı ile sınırlı olduğu gözetilerek müştereken-müteselsilen sorumluluğun belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozma sebebidir” gerekçesi ile Mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilerek devam edilen yargılamanın sonunda davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne, davalı ... Taahhüt A.Ş. yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar, davacı vekili ve davalı ... vekilince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-İşyeri devrinin iş ilişkisine etkileri ile işçilik alacaklarından sorumluluk bakımından taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlarda ise, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu olduğu aynı yasanın 3. fıkrasında açıklanmış ve devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi hükmüne göre mülga 1475 sayılı Yasanın 14. maddesi halen yürürlükte olduğundan, kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından iş yeri devirlerinde belirtilen hüküm uygulanmalıdır. Anılan hükme göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, iş yeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, iş yerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır.
Genel olarak yapılan bu açıklamaların ardından İş Hukukunda iş yeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İş yeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. Mülga 1475 sayılı Yasanın 14/2. maddesinde devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesinde sözü edilen devreden işveren için 2 yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı iş yeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir.
Somut olayda,15.05.2019 tarihli bozma ilamında, kıdem tazminatından davalı Üniversitenin tüm süre yönünden son ücretten, devreden diğer davalı ... Taahhüt A.Ş’nin sorumluluğunun ise kendi dönemi ve devrettiği tarihteki ücret miktarı ile sınırlı olduğu gözetilerek müştereken-müteselsilen sorumluluğun belirlenmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuş, bozma ilamına uyulmasına karar veren Mahkemece, davacının davalı ... Taahhüt A.Ş. deki çalışmasının bir yılın altında olduğu gerekçesiyle bu davalı yönünden kıdem tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Ancak yukarıda da belirtildiği üzere, iş yeri devri halinde, değişen alt işverenler bünyesindeki çalışmalar ayrı birer iş sözleşmesi olmadığından davacının davalı ... Taahhüt A.Ş. deki çalışmasının bir yılın altında olmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır. Davalı ... Taahhüt A.Ş., davacının kendi nezninde çalışması bir yılın altında olsa dahi kıdem tazminatı bakımından kendi dönemi ve davacının devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. Bu husus gözetilmeksizin karar verilmesi hatalı olup kararın yeniden bozulmasını gerektirmiştir.
3-4857 sayılı İş Kanununun 120. maddesi hükmü uyarınca kıdem tazminatını düzenleyen mülga 1475 sayılı Yasanın 14. maddesi halen yürürlüktedir. Anılan 14. maddenin 11. fıkrası hükmüne göre kıdem tazminatının gününde ödenmemesi durumunda mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilmelidir.
Dava dilekçesi ile kıdem tazminatı alacağına mevduata uygulanan en yüksek faizin işletilmesi talep edilmiştir. Mahkemece verilen ilk kararda kıdem tazminatına bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz işletilmesine karar verilmesine ve bu hususa yönelik bozma kararı verilmemesine karşın anılan kıdem tazminatı alacağına “yasal faiz” işletilmesine karar verilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.02.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/486 E., 2021/691 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
3-4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi uyarınca yürürlükte bırakılan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14.
Hukuk Genel Kurulu 2017/486 E. , 2021/691 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasında “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 17. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı kısmen uyma, kısmen direnme kararı verilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 15.11.2002 tarihinden itibaren her yıl yenilenen iş sözleşmeleriyle idari görevli olarak çalışmaya başladığını, iki-üç yıl içinde terfi alan müvekkilinin program sorumlusu unvanıyla görevine devam ettiğini, 2008 yılına kadar her yıl terfi alarak mesleğinde ilerlediğini, onore ve taltif edildiğini, 2008 yılında doğum yapan müvekkilinin yasal izinlerini kullandıktan sonra işinin başına döndüğünü, ancak 2009 yılının Mayıs ayında çocuklarından birinin canavan hastası olduğunu öğrenen müvekkilinin yıkıldığını ancak kendini toparlayarak hayatını buna göre organize ettiğini, ev hayatı ile çalışma hayatını birbirinden ayrı tutup bu olayın çalışma hayatını etkilemesine izin vermediğini, çocuğunun rahatsızlığını öğrenen davalı işveren yetkililerinin ve özellikle o dönemdeki süpervizörü ...’nin tekrar eden ve süreklilik arz edecek şekilde psikolojik taciz, küçük düşürme, aşağılama ve hakaretlerine maruz kaldığını, elindeki işlerin kendisinden alındığını, yetenek ve becerilerinin çok altında, uzmanlık alanı ile ilgisi olmayan, basit ve sıradan işleri yapması istenerek pasifize edilmeye çalışıldığını, yaptığı işlerin taciz amacıyla işyeri yetkilileri tarafından sürekli ve yoğun bir biçimde takip edildiğini, kasten çelişkili talimatlar verilerek hata yapmaya sevk edilip, sonra da bu hatalar sebebiyle haksız yere yöneticilere şikâyet edildiğini, maruz kaldığı bu davranışlardan davalı şirket yetkililerini haberdar etmesine rağmen şirket tarafından tatmin edici tedbirler alınmadığını, oğlunun rahatsızlığı öğrenildikten sonra sürekli olarak “senin sinirlerin bozuk, ilaç tedavisi görmelisin, sen en iyisi kısa dönem veya part time çalış, daha iyisi çalışmayı bırak, kendine başka bir iş bak” şeklinde aşağılayıcı ve küçük düşürücü sözlü saldırılarda bulunularak baskı uygulandığını, müvekkilinin doğum izninden önce uluslararası satın alma yapıp, Japon muhasebe sistemini bildiği için şirketin muhasebesini tuttuğunu, iki ayrı uluslararası eğitim programı yürüttüğünü, bu programların bütçelendirilmesi, bütçenin denetlenmesi ve monitörize edilmesi işlerini sürdürdüğünü, IT iş ve işlemlerini yürüttüğünü, ancak doğum izninden sonra elindeki bütün görevlerinin kendisinden alındığını ve davalı şirket temsilcilerine ve misafirlerine çay servisi yaptırma, kapıya ve telefona baktırma, fotokopi çektirme gibi görevler verildiğini, işyerindeki pozisyonu program sorumlusu iken sekreter hatta hizmetli konumuna indirgendiğini, müvekkili doğum iznindeyken yerine ... isimli bir işçinin alındığını, eğitim ve tecrübe itibariyle müvekkilinden çok gerilerde olan bu çalışan ile müvekkili arasında ... tarafından belirgin bir rekabet yaratılmaya ve müvekkilinin kışkırtılarak işyerinde sorun çıkarmasının sağlanmaya çalışıldığını, bu kişiye müvekkiline verilen ücretin iki katı ücret ödendiğini, müvekkilinden talep edilen sekreterlik ve hizmetli işlerinin ondan talep edilmediğini, bu kişinin de şirket yöneticilerinin arkasında olmasına güvenerek müvekkiline emir ve talimat vermeye çalıştığını, 2010 yılında eğitimini almadığı bir programı kullanarak işlem yapmasının istenildiğini ve işlem sırasında bazı bilgilerin kaybolmasına neden olduğunu, akabinde bir şirket ile anlaşarak bu bilgilerin bazılarının kurtarılmasını sağladığını, sözü edilen şirketin bu iş için 3.000USD hizmet bedeli talep etmiş olmasına rağmen ücreti 1.000USD’ye indirtmeyi başardığını, bu hadise bahane edilerek müvekkilinin 2010 yılı ikramiyesinden %20 kesinti yapıldığını, 2009 yılı Eylül ayında başkan Mizuochi’den sonra görev yapan başkan ... ile toplantı sonrasında müvekkilinin toplantıda aldığı notlarla ilgili ...’ye bir şey sormak istediğini, ne var ki bütün çalışanların içinde adı geçen şahsın birdenbire sözlü aşağılama, tehdit ve şiddetli bir şekilde bağırmasına maruz kaldığını, sinirleri bozularak ağladığını, müvekkilinin bu olayı ve diğer olayları ilgililere aktardığını, işyeri yetkilileri tarafından sürekli yersiz ve haksız eleştirilere ve kontrol dışı tepki vermesinin sağlanması için provokasyona maruz bırakıldığını, yaptığı işlerin müvekkilinin haberi olmadan değiştirilerek hatalı hâle getirildiğini, performans değerlendirmelerinin de ...’nun yanlış şikâyetleri ile dolu olduğundan performans ikramiyesi ve ücret zamlarının düştüğünü, süpervizörünün yaklaşık iki yıldır defalarca işten ayrılması gerektiğini söyleyerek baskı yaptığını, hastalık gibi olaylarda tüm çalışanlara gösterilen müsamahanın kendisine gösterilmediğini, diğer personeller müsait olmasına rağmen ve oğlu hastanede yatarken sürekli şehir dışı iş seyahatlerine gönderildiğini, seyahat dönüşü yine kötülenip şikâyet edildiğini, bu durumları yetkililere bildirdiği hâlde hiçbir önlem alınmadığını, müvekkilinin mağduriyetinin katlanarak büyümesine seyirci kalındığını, psikolojik tacize müdahale etmeyen davalı işverence manevi tazminat ödenmesi gerektiğini, iş sözleşmesini psikolojik taciz nedeniyle haklı nedenle feshettiğinden kıdem tazminatına hak kazandığını, ayrıca iş sözleşmesinin eklerinden olan “Çalışma Saatleri, İşe Gitmeme ve Diğer Konular Hakkında Yönetmelikler” in 20. maddesi uyarınca istifa ödentisi de ödenmesi gerektiğini, fazla çalışma ücreti ile yılda bir defa aylık ücret tutarında ödenmesi gereken 2011 yılı performans ikramiyesinin de ödenmediğini ileri sürerek; manevi tazminat, kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, istifa ödentisi, ikramiye alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiş, manevi tazminatın basın yoluyla ilanının da hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkette süpervizör olarak çalışan ...'nin davacının oğlunun hastalığını öğrenmesi üzerine durumu üst düzey yöneticilerle ve merkez ofis psikoloğu ile görüştüğünü, psikoloğun tavsiyesi üzerine davacının iş yükünün hafifletildiğini ve bu konuda kendisine destek olacaklarının bildirildiğini, ancak davacının bu yardımları oğlunun hastalığından dolayı içinde bulunduğu psikoloji nedeniyle aşağılayıcı bir durum olarak nitelendirdiğini, iddia ettiğinin aksine iş yükünün hafifletilmesinin kendisini sekreter pozisyonuna indirgeme amacı taşımadığını, çalışma saatleri ve iş yoğunluğu üzerinde esneklik sağlanmaya çalışılsa da davacının ... Türkiye Ofisi’ndeki işinin doğumdan sonra da devam ettiğini, davacının hiçbir zaman muhasebeden doğrudan sorumlu olmadığını, muhasebe işinin bayan Yoko tarafından gerçekleştirildiğini, ayrıca çay servisinde ve hizmetli olarak çalıştırıldığı iddiasının da doğru olmadığını, zira üst yöneticiler de dahil olmak üzere işyerinde çalışan herkesin çay ve kahvelerini ortak kullanım alanında bulunan sebillerden sağladığını, davacının bu iddiasının şirkette olumsuzluk arama çabasının bir ürünü olduğunu, ...’ın üniversite mezunu olup, Japon Uluslararası İşbirliği Bankası ve Alman Kalkınma Bankası uluslararası kredi programlarında deneyim sahibi olduğunu, bu nedenle şirketin daha deneyimli personel kullanmayı tercih etmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğunu, davacı tarafından üst düzey yöneticilere gönderilen elektronik postalara en kısa sürede cevap verildiğini ve davacının bu cevaplar için teşekkürlerini bildirdiğini, ikramiye ödemesinin 2009 yılında yürürlüğe giren performans değerlendirmesi kriterlerine göre adil şekilde yapıldığını, birkaç çalışan gibi kendisinden beklenen performansı gösterememesi sebebiyle (A) alarak %80 ikramiyeye hak kazandığını, program sorumlusu unvanıyla bilgi teknolojileri sorumlusu olarak çalıştığını, oğlunun rahatsızlığı nedeniyle yıldırma politikası uygulanması bir yana, oğlunun medikal ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bağış toplanmasına dair şirket içi yazışmalardan anlaşılacağı üzere davacıya destek olunduğunu, yeni bir iş bulması sebebiyle iş sözleşmesini fesheden davacının kıdem tazminatına hak kazanmadığını, şirketin manevi tazminat sorumluluğunun bulunmadığını, istifa ödentisinin ödenmesinin şirket yöneticilerinin inisiyatifinde olup davacı yeni iş bulma gerekçesiyle iş sözleşmesini feshettiğinden yöneticilerin bu ödemeyi yapmama kararı aldıklarını, fazla çalışma ücreti ve 2011 yılına ait ikramiye alacağının da bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. ... 17. İş Mahkemesinin 22.05.2014 tarihli ve 2011/1651 E., 2014/330 K. sayılı kararı ile; davalı işveren vekilinin davacıya karşı İsveçli çalışma psikoloğu ... tarafından yapılan sınıflandırmaya göre 1. grup davranışlar: Kendini göstermek ve iletişim oluşumunu etkilemek, 2. grup davranışlar: Sosyal ilişkilere saldırı 3. grup davranışlar: İtibarınıza saldırı 4. grup davranışlar: Kişinin yaşam kalitesi ve mesleki durumuna saldırı 5. grup davranışlar :Kişinin sağlığına doğrudan saldırı olarak belirlenen 5 tip psikolojik yıldırma davranışı şeklinden her bir gruba uyar şekilde davranışlarının olduğu, davacının 2008 yılından itibaren görev değişikliği, olumsuz tutum ve davranışlara kasıtlı ve sistematik olarak maruz kaldığı, bu nedenle iş sözleşmesini feshetmekte haklı olduğu, bu durumu işveren yetkililerine bildirmesine rağmen gerekli önlemleri almayan davalı işverenin davacıya karşı manevi tazminat ve kıdem tazminatı ödemekle yükümlü olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin eki Yönetmeliğin 20. maddesine göre istifa ödentisine de hak kazandığı, yine fazla çalışma ve performans ikramiyesine de hak kazandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. ... 17. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 20.10.2015 tarihli ve 2014/24895 E., 2015/29215 K. sayılı kararı ile tarafların sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra; “…2-Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödenmesini isteyebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlerken, saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında, kusur durumunu, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını dikkate almalıdır. Tutarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyen sebepler, karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde gösterilmelidir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna dair bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Somut olayda, mobbingi oluşturan eylem, tutum ve davranışların oluş şekli, gelişimi ve özellikleri, mobbinge maruz kalınan süre, tarafların konumu ve yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına hüküm altına alınan 75.000,00 TL manevi tazminatın fazla olduğu açıkça belli olmaktadır. Mahkemece, daha alt düzeyde belirlenecek bir miktarda manevi tazminat takdir edilmelidir.
3-4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi uyarınca yürürlükte bırakılan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesinde “Toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez” şeklinde kurala yer verilmiştir. Bu halde, hükme esas alınan bilirkişi raporunda kıdem tazminatının hesaplanmasında fesih tarihinde geçerli olan tavan tutarın nazara alınmaması hatalı olmuştur.
4-Davalıya ait işyerinde yürürlükte bulunan yönetmeliğin 20. maddesinde “Eğer en az beş yıllık bir hizmet süresini tamamlamış çalışan isteği ile istifa ederse, ... tarafından istifa ödentisi verilebilir. İstifa ödentisinin hesaplanması kıdem tazminatı hesaplamaları ile aynı olacaktır” hükmü kabul edilmiştir. Bu hüküm ile amaçlanan, istifa sebebiyle kıdem tazminatı ödemesine hak kazanamamış işçiye, bu ödeme yerine istifa ödentisi adı altında ödeme yapılabilmesine imkan sağlamaktır. Mahkemece, davacının bahsi geçen yönetmelik maddesi uyarınca istifa ödentisine hak kazandığı kabul edilmiştir. Ne var ki, söz konusu maddenin istifa yoluyla iş sözleşmesini sona erdiren işçiler bakımından uygulanma kabiliyeti bulunmaktadır. İşçinin haklı bir sebebe dayanmadan iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. Somut olayda ise, davacı iş sözleşmesini haklı sebeple feshederek kıdem tazminatına hak kazanmıştır. Bu halde, davacının ayrıca istifa ödentisine hak kazanmadığı anlaşıldığından talebin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
5- 07.10.2013 tarihli bilirkişi raporunda, davacının fazla çalışma ücreti talebi detaylı bir şekilde değerlendirilerek, talebin reddine yönelik mütalaa bildirilmiştir. Söz konusu mütalaa, somut olayın özelliğine ve dosya kapsamına uygun olup, bu mütalaa doğrultusunda fazla çalışma ücreti talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, talep miktarının dahi aşılarak yazılı gerekçeyle alacağın hüküm altına alınması hatalıdır.
6-Davalı vekilince süresinde ileri sürülen ıslaha karşı zamanaşımı savunmasının değerlendirilmemesi bir diğer hatalı yöndür.
7-Davacının ücretinin Amerikan Doları olarak ödendiği anlaşılmakta olup, dava dilekçesinde alacakların Türk Lirası üzerinden hükme bağlanması talep edilmiştir. Bu halde, mahkemece, hesaplanan alacakların Türk Lirasına çevrilmesinde, dava tarihinde geçerli olan döviz kurunun (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nca belirlenen efektif satış kurunun) esas alınması gerekliliğinin nazara alınmamış olması hatalıdır.
8-Dava dilekçesinde, diğer istemlerin yanı sıra, davalı aleyhine verilecek kararın, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesi ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca basın yoluyla ilanına karar verilmesi talep edilmiş olup, mahkemece söz konusu talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesine aykırıdır.” gerekçeleriyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Bozma kararı sonrası dosyanın tevzi edildiği ... 20. İş Mahkemesinin 14.07.2016 tarihli ve 2015/2781 E., 2016/496 K. sayılı kararı ile; davacının 2008 yılından 2011 yılına kadar uzun bir süre kasıtlı ve sistematik olarak görev değişikliği yapılarak yeteneklerinin altında bir işte çalıştırılması, bağırma, “beceriksiz, yetersiz, başarısız, işini yapamıyorsun, bırak git” şeklindeki söylemlerle aşağılayıcı, hor gören olumsuz tutum ve davranışlara maruz kaldığı, ayrıca kendini göstermek ve iletişim oluşumunu etkileyen sosyal ilişkilerine ve itibarına saldırı niteliğinde bulunan, davacının yaşam kalitesi ve mesleki durumuna ve sağlığına doğrudan saldırı niteliği taşıyan, işkence suçu kapsamında bezdirici davranışlara maruz kaldığı, kaldı ki bu durumun bizzat mobbingi önlemekle yükümlü olan davalı işveren temsilcisi tarafından gerçekleştirildiği,davacının bu durumun gerçekleşmesinde kusurunun bulunmadığı, kişiliğine yönelik saldırı sonucunda oluşan manevi zararın giderilmesinde miktar belirlenirken maddi zararın giderilmesi amaçlanmadığı gibi, davacının sosyal ve ekonomik durumu ile davalı tarafın sosyal ve ekonomik durumu nazara alınarak belirlenen miktarın mobbingi oluşturan eylemlerin ağırlığı ve gerçekleştiği özel durum ve koşullara uygun olduğu kabul edildiğinden Özel Dairenin manevi tazminatın belirlenmesine yönelik bozma gerekçesine iştirak edilmediği, istifa ödentisi alacağına gelince; Yönetmeliğin 20. maddesine göre 5 yıllık hizmet süresinin tamamlanmasından sonra istifa hâlinde, hesaplama yöntemi kıdem tazminatı ile aynı olan istifa ödentisi verilebileceğinin hüküm altına alındığı, Yönetmelikte işçinin iş sözleşmesini haklı sebeple feshetmemesi hâlinde ödeneceğine dair bir açıklık bulunmadığı, bu nedenle Dairenin buna ilişkin bozma gerekçesine de iştirak edilmediği, ayrıca hesabında kıdem tazminatına atıf yapıldığından yeniden tavan miktarı göz önüne alınarak yapılan hesaplama doğrultusunda karar verildiği belirtilerek bozma kararının (2) ve (4) numaralı bozma nedenleri yönünden direnme kararı, diğer bozma nedenleri bakımından uyma kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda,
(1-) Mobbing nedeniyle mahkemece hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının fazla olup olmadığı;
(2-) Mobbing nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle fesheden ve kıdem tazminatı hüküm altına alınan davacının “Çalışma Saatleri, İşe Gitmeme ve Diğer Konular Hakkında Yönetmelikler” gereği beş yıllık hizmet süresini tamamlayan çalışanın isteği ile istifası hâlinde kıdem tazminatı esas alınarak hesaplanacağı kararlaştırılan istifa ödentisine de hak kazanıp kazanamadığı;
noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A. (1) numaralı uyuşmazlık yönünden;
12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
13. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir.
14. Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK m. 24), isme saldırı (TMK m.26), nişan bozulması (TMK m.121), evlenmenin butlanı (TMK m.158/2), boşanma (TMK m.174/2), bedensel zarar ve ölüme neden olma 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK m.47) durumlarından biri ve kişilik haklarının zedelenmesi (BK m.49) olarak sıralanabilir.
15. Manevi tazminat ise bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kanunun öngördüğü bir telafi şeklidir. 22.06.1966 tarih, 1966/7 E. ve 1966/7 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere manevi tazminat bir yönüyle de insanlardaki kırgınlık ve kızgınlığı, hatta intikam duygusunu tatmin etme aracıdır. Amacı, olaydan duyulan acı, ızdırap, elem ve kızgınlığı kısmen olsun dindirmek, olayı unutturarak tekrar normal hayata dönüşü sağlamaktır. Bu nedenlerle de manevi tazminatın bir taraf için zenginleşme, diğer taraf için de fakirleşme aracı olarak görülmemesi gerekir.
16. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi ile mülga 818 sayılı BK’nın 49. maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır.
17. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesine göre;
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır”.
18. Dava konusu olayın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK’nın "Şahsi Menfaatlerin Haleldar Olması” başlıklı 49. maddesinde ise;
“Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.
Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.
Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
19. Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve BK’nın 49. maddelerinde belirlenen kişisel haklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir.
20. Görüldüğü üzere BK'nın 49. maddesi gereğince kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
21. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi hükmüne göre, hâkimin özel hâlleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olmalıdır. Bu para tutarı aslında ne tazminat, ne de cezadır, çünkü mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı uygulanan bir yaptırım da değildir. Aksine zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden, tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O hâlde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut durumda elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
22. Hâkim manevi tazminatın miktarını tayin ederken, saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında, tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı, diğer sosyal ve ekonomik durumlarını, paranın alım gücünü, olayın meydana geliş şekli ve ağırlığını da dikkate almalıdır.
23. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hâl ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenler, karar yerinde objektif olarak gösterilmelidir. Çünkü Kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği 4721 sayılı TMK'nın 4. maddesinde belirtilmiştir.
24. Manevi tazminat duyulan elem ve ızdırabın kısmen ve imkân nisbetinde dindirilmesini amaçladığından, hâkim 4721 sayılı TMK’nın 4. maddesi gereğince hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak manevi tazminat miktarını belirlemelidir.
25. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; mobbingi oluşturan eylem, tutum ve davranışların oluş şekli, gelişimi ve özellikleri, mobbinge maruz kalınan süre, tarafların konumu gözetildiğinde, davacı lehine manevi tazminat isteme şartlarının oluştuğu ancak ihtilafın hükmedilen manevi tazminatın tutarı noktasında olduğu anlaşılmaktadır.
26. Davacı lehine hükmedilen manevi tazminat miktarı 75.000TL olup, olay tarihi, taraflar arasındaki olayların gelişim şekli, tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alındığında davacı lehine takdir edilen manevi tazminat miktarının fazla olduğu ortadadır.
27. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
28. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
B. (2) numaralı uyuşmazlık yönünden;
29. Fesih bildirimi tek taraflı irade beyanı olup, bu beyan belirsiz süreli iş sözleşmelerinde süre verilerek sözleşmenin sona erdirilmesinde kullanılabileceği gibi, belirli ya da belirsiz süreli sözleşmelerin haklı nedene dayanarak, işçi veya işveren tarafından süre verilmeksizin sona erdirilmesinde de kullanılmaktadır. Bu nedenle iş sözleşmelerinde fesih bildirimi, sözleşmeyi belirli bir sürenin geçmesiyle ya da derhal sona erdiren, karşı tarafa yöneltilmesi gerekli tek taraflı bir irade beyanı olup muhataba ulaşması ile sonuç doğurur.
30. İş sözleşmelerinde fesih bildiriminde bulunma hakkı, kural olarak her iki tarafa da tanınmıştır. Hukukî niteliği itibariyle fesih bildirimi, yenilik doğuran bir hak olduğundan beyanın karşı tarafa ulaşması ile sonuç doğuracağından karşı tarafın kabulüne gerek yoktur.
31. Bozucu yenilik doğurucu bir hakkın kullanımı olan fesih bildirimi ile iş sözleşmesi sona ereceğinden, bildirimin belirli ve açık şekilde yapılması gerekmektedir. Bu nedenle fesih bildiriminde bulunan tarafın sözleşmeyi sona erdirme isteğinin bildirimden açıkça anlaşılması gerekmektedir. Bunun için sözleşmeyi sona erdirme iradesi açıkça anlaşılmayan teklif veya soru şeklindeki beyanlar fesih bildirimi sayılamaz (Çelik, N.; İş Hukuk Dersleri, 26. Baskı, ... 2013, s. 205).
32. İşçinin haklı sebeple iş sözleşmesini derhal feshi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesinde düzenlenmiş, işçinin süreli fesih bildirimi İş Kanunu'nun 17. maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin istifası ise Kanunda özel olarak düzenlenmemiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi yollamasıyla hâlen yürürlükte bulunan 1475 sayılı İş Kanunu’nun “Kıdem Tazminatı” başlıklı 14. maddesinde de kıdem tazminatına hak kazandıran nedenler sınırlı olarak sayılmış olup, istifa kıdem tazminatına hak kazandıran iş sözleşmesinin sona erme nedenleri arasında yer almamaktadır.
33. İşçinin haklı bir sebebe dayanmadan ve bildirim süresi tanımaksızın iş sözleşmesini feshetmesi istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer.
34. İş Hukukunda da herkes tarafından uyulması gereken, tarafların iradesi ile değiştirilmesi mümkün olmayan emredici kuralların bulunduğu açıktır. Ancak bazı emredici kurallar vardır ki, bunların temel amacı işçiyi korumak olduğundan, işçi aleyhine değiştirilmesi mümkün olmayan bu normların aksinin sözleşme ile işçi lehine değiştirilmesi mümkündür.
35. İş sözleşmesinin istifa ile sona ermesi hâlinde işçi kural olarak kıdem tazminatına hak kazanamaz ise de, aksinin sözleşme ile işçi lehine değiştirilmesi mümkündür.
36. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; Çalışma Saatleri, İşe Gitmeme ve Diğer Konular Hakkında Yönetmelik'in 20. maddesi; “Eğer en az beş yıllık bir hizmet süresini tamamlamış çalışan isteği ile istifa ederse ... tarafından istifa ödentisi verilebilir. İstifa ödentisinin hesaplanması kıdem tazminatı hesaplaması ile aynı olacaktır” şeklinde düzenleme içermektedir. Bu düzenlemeye bakıldığında istifa ödentisine hak kazanabilmek için en az beş yıllık çalışma ve istifa ederek iş sözleşmesinin sona ermesi şartlarının gerçekleşmesinin gerektiği anlaşılmaktadır.
37. İstifa ederek işten ayrılan işçi kural olarak kıdem tazminatı alamaz ise de, aksinin taraflarca kararlaştırılabileceği, Yönetmelik maddesinin amacının da istifa sebebiyle kıdem tazminatı ödemesine hak kazanamamış işçiye, kıdem tazminatı yerine istifa ödentisi adı altında ödeme yapılabilmesinin olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki, davacının hizmet süresi beş yılı aşmakla birlikte iş sözleşmesinin istifa ile sona ermediği, davacının iş sözleşmesini haklı sebeple feshederek kıdem tazminatına hak kazandığı, bu nedenle ayrıca istifa ödentisini de talep etmesinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
38. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
39. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
C. Öte yandan mahkemece, Özel Daire bozma kararının (3), (5), (6), (7) ve (8) numaralı bentlerinde belirtilen bozma nedenlerine uyularak yapılan yargılama sonucu yeni bir karar verilmiştir. Bu nedenle sözü edilen bozma nedenlerine uyularak verilen hükme yönelik taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA (III- A- B),
2- Taraf vekillerinin mahkemece bozma ilamına uyularak verilen karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE (III - C),
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 03.06.2021 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2016/1160 E., 2020/255 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Buna karşılık 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi ile yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanunu'nun kıdem tazminatını düzenleyen 14.
Hukuk Genel Kurulu 2016/1160 E. , 2020/255 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kütahya 2. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 10.02.2014 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalılardan T.K.İ. Kurumuna bağlı S.L.İ. Müessese Müdürlüğünden ihale yoluyla iş alan alt işverenler bünyesinde işe başladığını, işyerinin 01.11.2012 tarihinde davalılardan Elektrik Üretim A.Ş. (...) tarafından devralındığını, 17.06.2013 tarihinde ise aynı işyerinin bu kez diğer davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş.’ye (davalı ... Şirketi) devredildiğini, iş sözleşmesinin davalıların alt işvereni olan dava dışı işveren bünyesinde çalışmakta iken haksız olarak feshedildiğini, davalı T.K.İ. Genel Müdürlüğünün asıl işveren, devir alan ...’ın işyerinin devir ve intikali hükümlerine ve ilgili mevzuata göre yine asıl işveren, diğer davalı ... Şirketinin de yine asıl işveren olarak müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını belirterek kıdem tazminatının davalılardan sorumlu oldukları miktar ile sınırlı olmak kaydıyla müştereken ve müteselsilen; ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağının ise son asıl işveren davalı ... Şirketinden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü (davalı T.K.İ.) vekili cevap dilekçesinde; davacının talep ettiği tüm alacakların zamanaşımına uğradığını, müvekkili ile davacı işçi arasında iş ilişkisi bulunmadığından taraf sıfatlarının bulunmadığını, Seyitömer Linyitleri İşletmesi Müdürlüğünün müvekkili Kuruma bağlı olmayıp Yüksek Planlama Kurulu kararı ile önce davalı ...’a bağlanıp daha sonra özelleştirme sonucu diğer davalı ... Şirketine devredildiğini, davalı ... ile müvekkili arasında düzenlenen protokolün 23.10.2012 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca onaylandığını ve söz konusu Yüksek Planlama Kurulu kararının yürürlüğe girdiğini, protokol ve karar ile müvekkili kuruma bağlı... Linyitleri İşletmesi Müdürlüğünün bütün varlıklarının hak ve vecibeleri ile mükellefiyetlerinin de ...’a geçtiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
6. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının... Linyitleri İşletmesi Müessese Müdürlüğünde çalışmaya başladığını, anılan müessesenin 03.09.2012 tarihli ve 2012/T-14 sayılı Yüksek Planlama Kurulu kararının 5. maddesi doğrultusunda düzenlenen devir protokolü ile müvekkiline bağlandığını, davacının 17.06.2013 tarihli özelleştirme sonucu devralan diğer davalı ... Şirketinde çalışmakta iken iş sözleşmesinin sona erdiğini, müvekkilinin taraf sıfatının bulunmadığını, tamamı kamuya ait olan bir işyerinin özelleştirme işlemi sonucu başka bir işverene geçmesinin işyeri devri niteliğinde olduğunu, devir nedeniyle feshe bağlı hakların istenemeyeceğini, davacının özelleştirme tarihinden itibaren diğer davalı şirket bünyesinde aralıksız çalışmasına devam ettiğini, davacının iş sözleşmesinin müvekkilinden özelleştirme ile devralan bu şirket tarafından feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
7. Davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. (davalı ... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... bünyesindeki... Linyitleri İşletmesini özelleştirme kapsamında 17.06.2013 tarihinde devraldığını, davacının çalışmasına ilişkin hiçbir bilgi ve belgenin müvekkili uhdesinde bulunmadığını, müvekkilinin 17.06.2013 tarihinde özelleştirme devir sözleşmesi ile işletmeyi devralması sonrasında ... tarafından diğer ... alt işverenlerine yapıldığı üzere sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkili tarafından hâli hazırda işleyen ve faaliyetlerini durdurma imkânı bulunmayan işletmenin, devamlı bir organizasyon kurulana kadar ara vermeksizin çalışmanın devamını sağlamak amacıyla iş yapan alt işverenler ile 90 günlük iş protokolü imzalandığını ve belirtilen alt işverenler tarafından devir tarihi itibariyle 90 gün süre ile bu hizmetlerin yerine getirildiğini, devir tarihi olan 17.06.2013 tarihinden önceki çalışma dönemi bakımından müvekkilinin hiçbir ilgisinin bulunmadığını, 17.06.2013 tarihinde feshedilen ihale sözleşmesinden dolayı mevcut olan davacının iş sözleşmesi ve bu sözleşmeden kaynaklanan hakların sorumluluğunun alt işverenlere ve diğer davalı ...’a ait olduğunu, müvekkilinin yalnızca 90 gün için bu davacının asıl işvereni konumunda olduğunu ve çalışma hayatının genel prensiplerine göre davacının da 90 günlük yeni bir iş sözleşmesi ile çalıştığının kabulünün gerektiğini, 90 günlük sürenin sona ermesi nedeniyle davacının işvereni olan dava dışı alt işveren tarafından iş sözleşmesinin feshedildiğini, 90 günlük sürenin sona ermesi nedeniyle fesih üzerine davacının ihbar tazminatına hak kazanamayacağı gibi bir yılı doldurmaması nedeniyle de kıdem tazminatı ile yıllık izin hakkının da bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
8. Kütahya 2. İş Mahkemesinin 03.08.2015 tarihli ve 2015/568 E., 2015/586 K. sayılı kararı ile; davalılar arasında işyeri devri olduğundan kıdem tazminatı bakımından devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluklarının bulunduğu, davalı ... Şirketinin son asıl işveren olması nedeniyle tüm çalışma süresi çerçevesinde kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağından sorumlu olacağı, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği ve yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığının ispat edilemediği gerekçeleriyle kıdem tazminatı yönünden davalıların belirtilen sorumluluk durumları dikkate alınarak, ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden ise son asıl işveren davalı ... Şirketinin sorumlu olduğu belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. Kütahya 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 02.12.2015 tarihli ve 2015/29664 E., 2015/33399 K. sayılı kararı ile; "(1) nolu bentte davalı ... Şirketinin tüm, diğer davalılar Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile Elektrik Üretim A.Ş. vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, (2) nolu bentte asıl-alt işveren ilişkisi ve işyeri devri ile ilgili açıklamalar yapıldıktan ve işyeri devrinin alt işveren yönünden sonuçlarına değinildikten sonra, davalı T.K.İ.’nin işyerini diğer davalı ...’a, davalı ...’ın ise aynı işyerini özelleştirme suretiyle diğer davalı ... Şirketine devrettiği, bu itibarla iş sözleşmesinin sona ermesine bağlı alacaklar bakımından davalılar ... ve T.K.İ.’nin asıl işveren oldukları dönemde doğmadıkları da dikkate alındığında anılan davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluklarına karar verilmesinin isabetsiz olduğu" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. Kütahya 2. İş Mahkemesinin 12.02.2016 tarihli ve 2016/17 E., 2016/28 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilaveten Özel Daire bozma karar tarihinden önce incelenen seri haldeki Kütahya 1. İş Mahkemesinin 6 adet dosyasında verilen bozma kararlarına anılan mahkemece uyulmakla bozma kararı lehine olan taraf yönünden usulü kazınılmış hak teşkil edeceği, bu nedenle aynı nitelikte davası olan işçiler hakkında aynı Daireden kaynaklı farklı kararlar çıkmasının önlenmesi, bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güvenin zarar görmemesi amacının da gözetilmesi gerektiği, uyuşmazlık ile ilgili mahkemece yapılan araştırma sonucu ilgili makale ve tezlere değinildikten sonra, bu bilimsel makale ve tezin nazara alındığı, bozma kararında kıdem tazminatından davalı ... ve T.K.İ.’nin sorumlu olmadıklarına dair değerlendirmenin sadece muvazaa hâlinde sorumluluklarının kabul edilmesinin kanunun maksadına uymadığı, ayrıca devir protokollerinin hizmet alım ihalelerindeki rücu ilişkisini ve rücuya engel olan ilgili hükümlerin değerlendirilmesinin 5521 sayılı Kanun kapsamı dışında asliye hukuk mahkemelerinde görülecek davalı şirketlerin birbirlerine açacakları davalarda söz konusu olacağı, bozma kararının 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14/2. fıkrası kapsamında yapılması gerekirken rücu davalarını da kapsayacak şekilde karar verilmesinin yerinde olmadığı, 6552 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 112. maddesine getirilen yeniliklerin nazara alınmadığı, işçi lehine yorum ilkesinin ihlal edildiği belirtildikten sonra, işyeri devirlerinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 429. maddesinde işçi için öngörülen yazılı izin şartı gibi bu maddede öngörülen işçiyi koruyucu düzenlemeler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 178. maddesinde sadece ticari şirketlerin birleşmesi durumunda işçiler lehine olan düzenlemeler ve işyeri veya işyerinin bir bölümünün devri kavramının yorumunda 1977/187 sayılı Yönerge, 19.06.1998 tarihli ve 98/50 sayılı yönerge değişikliği ve Avrupa Adalet Divanının 11.03.1993 tarihli Ayşe Süzen davasına ilişkin kararında belirtilen kıstasların hep işçiler lehine olan düzenlemeler olduğu, işçinin koruması ve iş güvencesi bağlamında risk taşıyan bir durumda tüm bu boşlukların kanunun ruhuna ve AB yönergelerine uygun doldurulması gerektiği, oysa bozma kararının işçi lehine yorum ilkesinin ihlali sonucunu doğurduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; işyeri davalılardan Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (Seyitömer Linyit İşletmesi) bünyesinde faaliyet göstermekte iken Yüksek Planlama Kurulu kararı ve bu karara istinaden yapılan protokol sonucu davalılardan ...’a, daha sonra yapılan özelleştirme neticesinde de diğer davalı ... Şirketine intikal ederek faaliyetlerine devam ettiği somut olayda; davalılar arasında işyeri devri hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı, burada varılacak sonuca göre de anılan işyerinde kesintisiz şekilde alt işveren işçisi olarak çalışmakta olan davacı işçinin kıdem tazminatından davalıların kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı olarak birlikte sorumlu tutulup tutulamayacağı noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
i. Davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. vekilinin temyizi yönünden;
14. Hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır.
15. Davalı vekilinin Mahkemece verilen ilk karara yönelik tüm temyiz itirazlarının Özel Dairece reddedildiği görülmekle, direnme kararına yönelik temyiz isteminde hukuki yararı bulunmamaktadır.
16. O hâlde davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
ii. Diğer davalılar vekillerinin temyizi yönünden;
17. İşyeri devri 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun/İş Kanunu/Kanun) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;
"İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.
Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür.
Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl süre ile sınırlıdır.
Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona ermesi halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz.
Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır.
Yukarıdaki hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz.".
18. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim olan işyerinin devrinden söz edebilmek için işyerini veya işyeri bölümünü oluşturan ekonomik birliğin kimliğini koruyarak devredilmesi gerekir.
19. İşyeri devrinin temel ölçütü ekonomik birliğin kimliğinin korunması olup, Avrupa Adalet Divanı kararlarına göre, maddî ve maddî olmayan unsurların devredilip devredilmediği ve devir anındaki değeri, işgücünün devri, müşteri çevresinin devri, işyerinde devirden önce ve sonra yürütülen faaliyetlerin benzerlik derecesi, işyerinde faaliyete ara verilmişse bunun süresi, işyeri devrinin kriterleri arasında kabul edilmektedir.
20. İşyeri bölümünün devrinde, mal imal eden işyerlerinde maddi unsurlar örneğin makine ve araçlar öne çıkarken, hizmet üreten işyerlerinde know-how, patent, lisans ve işgücü gibi unsurlar ön plandadır. Kimliğini koruyarak ekonomik birliğin devrinde önemli olan, devredilen üretim faktörleri arasında işlevsel bağlılığın korunması ve başka bir organizasyon yapısına dahil olduğunda, devralanın bu yolla aynı veya aynı tür ekonomik faaliyeti devam ettirmesidir (Süzek, S.: İş Hukuku, Yenilenmiş 18. Baskı, İstanbul 2019, s. 196).
21. Maddî ve maddî olmayan unsurların devri söz konusu olmaksızın da işgücünün önem taşıdığı sektörlerde ekonomik birliğin önemli unsuru olan işçilerin devri de, işyeri devri olarak kabul edilmelidir.
22. Devirden sonra işyerindeki ekonomik birliğin kimliğini koruyup korumadığının saptanabilmesi için, yürütülen faaliyetin devirden sonra yeni işveren tarafından aynı veya özdeş biçimde sürdürülmesi ölçütü yanında, işyerinin taşınmaz ve taşınır malları ile maddî olmayan varlıkların, işyerinde çalışan işçilerin sayı ve uzmanlık bakımından çoğunluğunun, bunun yanı sıra müşteri çevresinin devredilip devredilmediği, devir öncesi ve sonrasındaki faaliyetler arasında benzerlik olup olmadığı, devir sebebiyle işyerinde faaliyet askıya alınmışsa askı süresi gibi koşullar da göz önünde tutulmalıdır.
23. İşyeri devrinin işçilik alacaklarına etkisi ise İş Kanunu’nun 6. maddesinin 1 ilâ 3. fıkraları arasında düzenlenmiş olup, işyerinin devri hâlinde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralan işverene geçecektir. Devralan işveren hizmet süresinin esas alındığı hâllerde işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmak zorundadır. Bu durumda ihbar ve kıdem tazminatları ile yıllık izin ücreti gibi haklarda işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihten devralan işveren nezdinde çalıştığı ve bu hakları elde ettiği tarihe kadar olan çalışma süresinin toplamı üzerinden hesaplama yapılması gerekecektir. Devir tarihinden önce doğmuş ancak devir tarihinde ödenmesi gereken işçilik alacaklarından ise devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumlu olup, bu sorumluluk devreden işveren açısından 2 yıllık süre ile sınırlıdır.
24. Buna karşılık 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi ile yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanunu'nun kıdem tazminatını düzenleyen 14. maddesinin 2. fıkrasında devreden işverenin kıdem tazminatından sorumluluğu bakımından 2 yıllık süre sınırlaması bulunmamaktadır. Bu hâlde kıdem tazminatının tümü son ücret üzerinden devralan işveren tarafından ödenecek, devralan işveren ödediği tazminatın devreden işverenin işçiyi çalıştırdığı süre ve devir tarihinde aldığı ücret seviyesine göre belirlenecek kısmı için devreden işverene rücu edebilecektir.
25. Alt işveren ise bir işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren alanlarda iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini, sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımlamalara göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir.
26. İş Kanunu’nun 2. maddesinin 6. fıkrasına göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinde asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
27. Asıl-alt işveren ilişkisi açısından özellik gösteren bir durum, işçilerin aynı işyerinde değişik alt işverenler yanında kesintisiz çalışması ile ilgilidir. Bu durum özellikle kamu işyerlerinde söz konusu olmaktadır. Gerçekten kamu kurum ve kuruluşları ihale ile işyerindeki bazı işleri alt işverenlere vermekte, pek çok durumda işyerlerinde alt işverenlerin örneğin her yıl değişmesine rağmen işçiler yeni alt işveren yanında çalışmaya devam etmektedirler. Bu nedenle alt işverenlerin ve asıl işverenin bu işçilerin haklarından nasıl sorumlu olacakları konusunda uygulamada pek çok sorun yaşanmaktadır. Bu durumda işyeri devrine benzer bir durum söz konusu olduğundan İş Kanunu’nun 6. maddesinin kıyasen uygulanması yerinde olacaktır (Çelik, N./Caniklioğlu, N./Canbolat, T.: İş Hukuku Dersleri, Yenilenmiş 29. Bası, İstanbul 2016, s. 73).
28. Süresi sona eren alt işverenle yeni ihaleyi alan alt işveren arasında açık biçimde işyeri devrini öngören bir sözleşme yapılması da imkân dâhilindedir. Alt işverenin değişmesine rağmen yeni alt işveren nezdinde işyerinde çalışmaya devam edecek olan işçilerin belirlendiği hallerde, sözü edilen işçiler bakımından iş sözleşmelerinin devralan işverene geçtiği tartışmasızdır. Ancak yeni alt işverende çalışacak olan işçiler arasında gösterilmeyen ve süresi sona eren alt işveren tarafından başka bir işyerinde çalıştırılmak üzere bildirimde bulunulmayan işçilerin iş sözleşmelerinin devreden alt işveren tarafından feshedildiğini kabul etmek gerekir.
29. Alt işverenin asıl işverenle akdettiği çalışma süresinin sonunda veya süresinden önce alt işverenin, ilişkinin sonlandırılması nedenine dayalı olarak tüm işçilerine başka işyeri göstererek işyerinden ayrılması, ardından işin asıl işveren tarafından başka bir alt işverene verilmesi örneğinde alt işverenler arasında hukukî bir ilişki bulunmamaktadır. Hukukî ilişki, alt işverenler ile asıl işveren arasında gerçekleştiğinden belirtilen durum alt işverenler arasında işyeri devri olarak değerlendirilemez.
30. Alt işverenlerin değişmesi en yaygın biçimde, süresi sona eren alt işverenin işyerinden ayrılması ve işçilerin yeni alt işveren nezdinde çalışmaya devam etmeleri şeklinde gerçekleşmektedir. Bu eylemli durumun işyeri devri niteliğinde olup olmadığının tespiti ile hukukî sonuçlarının belirlenmesi önemlidir. Alt işverenlerin değişiminde olması gereken, süresi sona eren alt işverenin işyerinden ayrılması anında işçilerini de beraberinde başka işyerlerine götürmesi veya iş sözleşmelerinin sona erdirilmesidir. Bunun tersine alt işveren işçilerinin alt işverenin işyerinden ayrılmasına rağmen yeni alt işveren yanında aynı şekilde çalışmayı sürdürmeleri hâlinde, alt işverenler arasında İş Kanunu’nun 6. maddesi anlamında bir işyeri devrinin kabulü gerekir. Bu durumda yeni alt işverenin, devam eden iş sözleşmelerini de devraldığı aynı maddede hükme bağlanmıştır.
31. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; öncelikle mahkemece davalılar arasında işyeri devri hükümleri bulunduğu ve davalıların asıl işveren oldukları yönündeki kabulü ile davacının temyizinin bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde somut olayda muvazaa yönünden bir inceleme yapılmamıştır. Bu bağlamda davalı işyerinin davalılardan T.K.İ. Genel Müdürlüğü nezdinde faaliyet göstermekte iken Yüksek Planlama Kurulu kararı ile bu karara istinaden yapılan protokol uyarınca davalı ...’a, daha sonra ise özelleştirme sonucu diğer davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş.’ye devredildiği, tüm bu aşamalarda davacının dava dışı değişen alt işverenler işçisi olarak davalı işyerinde kesintisiz olarak çalışmasını sürdürdüğü, davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. nezdinde dava dışı alt işveren işçisi olarak çalışmakta iken iş sözleşmesinin haklı bir neden olmaksızın feshedildiği anlaşılmıştır.
32. Davacının dava dışı alt işveren işçisi olarak davalı işyerinde kesintisiz çalışmasını sürdürmesi, işyerini en son devralan davalı ... Şirketinin alt işvereni olan dava dışı alt işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın feshedilmesi karşısında davacının feshe bağlı olan kıdem tazminatına hak kazandığı açıktır. Ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi yollamasıyla hâlen uygulanmakta olan 1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun 14/2. fıkrası uyarınca işyerini devreden davalılar T.K.İ. Genel Müdürlüğü ile ...’ın işyeri devri ve asıl-alt işveren ilişkisine ilişkin hükümler ile 1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun 14/2. fıkrası uyarınca kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücretleri ile, son asıl işveren olan devralan davalı ... Şirketinin ise davacının tüm çalışma dönemi ve fesih tarihindeki ücret üzerinden kıdem tazminatından sorumlu olacaklarından mahkemece bu yönde verilen direnme kararı isabetlidir.
33. Ne var ki; Özel Dairece davalılar T.K.İ. Genel Müdürlüğü ile ... vekillerinin davanın esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
2- Direnme uygun bulunduğundan davalılar T.K.İ. Genel Müdürlüğü ve ... vekillerinin işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 22. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.03.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Bir yazılım firmasında 3 yıldır çalışan Melda Hanım, 12 Ocak 2026 tarihinde evlenmiştir. Melda Hanım, evlilik birliğinin getirdiği sorumluluklar ve aile düzenini kurma isteğiyle 15 Mart 2026 tarihinde iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshettiğini ve kıdem tazminatının ödenmesini istediğini işverene bildirmiştir. İşveren ise istifa eden işçinin tazminat alamayacağını belirterek ödemeyi reddetmiştir.
1475 sayılı Kanun’un yürürlükte kalan hükümleri uyarınca bu olayla ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?
A) Melda Hanım kendi isteğiyle ayrıldığı (istifa ettiği) için hiçbir koşulda kıdem tazminatı alamaz.
B) Kadın işçi, evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi arzusu ile sözleşmeyi sona erdirirse kıdem tazminatına hak kazanır.
C) Melda Hanım’ın tazminat alabilmesi için evlendikten sonra en geç 30 gün içinde fesih yapması gerekirdi.
D) Evlilik nedeniyle fesih hakkı sadece kamu kurumlarında çalışan kadın işçilere tanınmış bir haktır.
E) İşveren haklıdır; zira kıdem tazminatı sadece işverenin haksız feshi durumunda ödenen bir tazminattır.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.