5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 221

Türk Ceza Kanunu 221. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 221- (1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz. (2) Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz. (3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz. (4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.[92] (5) Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur. Denetimli serbestlik tedbirinin süresi üç yıla kadar uzatılabilir. (6) (Ek: 6/12/2006 – 5560/8 md.) Kişi hakkında, bu maddedeki etkin pişmanlık hükümleri birden fazla uygulanmaz. Şapka ve Türk harfleri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

285 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2022/11847 E., 2025/3443 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
HÜKÜM : 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 221/4-5, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun esasatan reddi
3. Ceza Dairesi         2022/11847 E.  ,  2025/3443 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/870 E., 2020/384 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2017/124 E., 2019/59K . SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma HÜKÜM : 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 221/4-5, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun esasatan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, hükmedilen cezanın süresine göre yasal şartları oluşmadığından CMK'nın 299. maddesi gereğince reddine, Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarih ve 9-18-78 sayılı Kararında açıklandığı üzere; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu kanun dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır. 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinden yararlanabilmek için; failin yakalandıktan sonra bilgisi ölçüsünde örgüt içerisindeki konumuyla uyumlu şekilde kendisinin ve diğer örgüt üyelerinin eylemleri, örgütün yapısı ve faaliyetleriyle ilgili yeterli ve samimi bilgi vererek suçtan pişmanlığını söz ve davranışlarıyla göstermesi gerekmektedir. Bu bilgi maddenin üçüncü fıkrasında aranan, örgütü çökertecek nitelikteki bilgi değildir. Verilen bilginin önemi cezanın belirlenmesinde dikkate alınmalıdır (Dairemizin 12.05.2015 tarih ve 2015/1426 Esas, 2015/1292 Karar 26.10.2015 tarih, 2015/1565-3464 K.). 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi kapsamında etkin pişmanlıkta bulunulduğunun kabulü halinde bu suçtan dolayı verilecek cezada 1/3’ten 3/4’e kadar bir indirim yapılacağı öngörülmektedir. Buna göre belirlenen cezadan en az 1/3, en fazla 3/4 oranında bir indirim yapılacaktır. Bu iki sınır arasında yapılacak indirim, verilen bilginin niteliği, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ya da diğer örgüt mensuplarının tespiti ile ilgili olmak üzere elverişlilik ve faydalılık derecesi nazara alınarak mahkeme tarafından takdir ve tayin edilecektir. Bu açıklamalar ışığında, somut olay değerlendirildiğinde; Silahlı terör örgütüne üye olduğu ve 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde öngörülen etkin pişmanlık şartlarını taşıdığı kabul edilen sanığın incelenen dosya kapsamı ve delillere göre, kovuşturma aşamalarında örgütte kaldığı süre ve konum itibarıyla, örgütün yapısı, örgütsel faaliyetleri ve örgüt mensupları ile ilgili verdikleri bilgilerin faydalılık derecesi, ve etkin pişmanlıkta bulunduğu aşama gözetilerek, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun 5 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca verilen cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim öngören 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi gereğince adalet ve hakkaniyete uygun, üst hadden indirim yapılması gerekirken fazla cezaya hükmedilmesi; Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün, tebliğnameye aykırı olarak 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Ceza Dairesi, 2021/9081 E., 2024/328 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinin tatbiki için, "suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak
3. Ceza Dairesi         2021/9081 E.  ,  2024/328 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/1063 E., 2019/469 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olmak 06.08.2016 (..., ...), 04.08.2016 (..., ...), 10.08.2016 (...), 25.08.2016 ( ...), HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanıklar ..., ... ve ... hakkında kesin olarak verilen kararların; 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7188 sayılı Kanun) 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine, diğer sanıklar hakkındaki kararların ise doğrudan, 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, yapılan temyiz istemlerinin anılan Kanun'a eklenen geçici 5 inci maddenin birinci fıkrasının (f) bendi ile 5271 sayılı Kanun'un 291 inci maddesi uyarınca süresinde olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Sanıklar ... ve ... müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereğince hükmedilen cezanın nev ve miktarı itibarıyla yasal şartları oluşmadığından REDDİNE, Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 1) Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan beraat hükümleri ile ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazları ile ilgili olarak: Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, sanık ... ile ilgili olarak hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı; beraatlerine karar verilen sanıklar ... ve ... ile ilgili olarak ise, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak sanıkların silahlı terör örgütüne üye olduğunun ya da bilerek ve isteyerek yardım ettiğinin ispat edilemediğine dair ilgili ve yeterli gerekçelere dayanan kanaat ve takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla sanıklar müdafileri ile Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmemekle 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 2) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ..., hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazları ile ilgili olarak: A) Sanıklar ..., ... ve ... yönünden; Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı kararında ve Dairemizin müstakar kararlarında açıklandığı üzere, Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme, s. 383 vd.). Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır (... Özel Kısım s. 263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt s. 28, Özgenç Genel Hükümler s. 280). Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir(TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz(TCK madde 30/1). 5237 sayılı TCK’nın, “Hata” kenar başlıklı 30/1 inci maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir. Hata(yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasa'ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut exante bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1 inci maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Aşamalarda istikrarlı biçimde ortaya konulan ve aksi kanıtlanamadığı gibi diğer delillerle de desteklenen savunmalara göre, örgütsel içeriği tespit edilemeyen dini içerikli toplantılara katılmaktan ibaret eylemleri dışında, örgütle irtibat düzeyleri, samimi olarak ikrar ettikleri olay ve olguların tarihi itibariyle eğitim ve sosyo kültürel durumları da nazara alınarak haklarında 5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden bir çoğu müsnet suç yönünden delil ya da örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyecek olay ve olgulara hukuki değer atfedilerek delillerin hatalı değerlendirilmesi neticesinde yazılı şekilde mahkumiyet hükmü tesisi, B) Sanıklar ..., ..., ... ve ... yönünden; Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarih ve 9-18-78 sayılı kararında açıklandığı üzere; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadale bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu kanun dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır. 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinin tatbiki için, "suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi" gerektiğinden, hakkında ceza soruşturması bulunan şüphelinin yakalanmadan önce yetkili merciilere gönüllü olarak teslim olsa/kendiliğinden gelse bile bu aşamada örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermemesi halinde anılan normun uygulanma imkanı bulunmayacağı ve fakat şartları oluşmuş ise cezada indirim öngören şahsi sebep olarak düzenlenen ikinci cümlenin tatbik edilebileceği gözetilmelidir. 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinden yararlanabilmek için; failin yakalandıktan sonra bilgisi ölçüsünde örgüt içerisindeki konumuyla uyumlu şekilde kendisinin ve diğer örgüt üyelerinin eylemleri, örgütün yapısı ve faaliyetleriyle ilgili yeterli ve samimi bilgi vererek suçtan pişmanlığını söz ve davranışlarıyla göstermesi gerekmektedir. Bu bilgi, maddenin üçüncü fıkrasında aranan, örgütü çökertecek nitelikteki bilgi değildir. Verilen bilginin önemi cezanın belirlenmesinde dikkate alınmalıdır (Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 12.05.2015 tarih, 2015/1426 Esas 2015/1292 Karar, 26.10.2015 tarih, 2015/1565 Esas 3464 sayılı kararları). 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi kapsamında etkin pişmanlıkta bulunulduğunun kabulü halinde, bu suçtan dolayı verilecek cezada 1/3'ten 3/4'e kadar bir indirim yapılacağı öngörülmektedir. Buna göre, belirlenen cezadan en az 1/3, en fazla 3/4 oranında bir indirim yapılacaktır. Bu iki sınır arasında yapılacak indirim, verilen bilginin niteliği, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ya da diğer örgüt mensuplarının tespiti ile ilgili olmak üzere elverişlilik derecesi, ceza soruşturması ya da kovuşturmasının hangi aşamasında etkin pişmanlıkta bulunulduğu gibi kıstaslar nazara alınarak mahkeme tarafından takdir ve tayin edilecektir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; a) Sanık ... yönünden; Sanık ve müdafiinin temyiz aşamasında gönderdiği 06-29.09.2021 ve 04.10.2021 tarihli dilekçelerde etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini belirtmesi karşısında; sanığa etkin pişmanlık kurumunun mahiyet ve şartları da anlatılıp ayrıntılı ifadesi alındıktan sonra gerekirse teşhis işlemi yaptırılıp verdiği bilgilerin doğruluğu ve faydalılılığı ilgili kurumlardan da sorulduktan sonra hukuki durumunun ve 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasından sonra karar verilmesinde zorunluluk bulunması, b) Sanıklar ..., ... ve ... yönünden; Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükümlere esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen esasa müessir olabilecek savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmakla yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; aa) Sanık ... açısından; Anayasa'nın 138 inci maddesinin birinci fıkrası hükmü, 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi ve kasta dayalı kusurunun ağırlığı bağlamında, sanığın örgüt içindeki konumu, kaldığı süre, faaliyetlerinin nitelik süreklilik ve çeşitliliği ile faaliyet alanı gözetilerek, dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun adil bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, suçun unsurları ayrıca teşdit sebebi yapılıp aynı kanunun 61 inci maddesinin üçüncü fıkrasına muhalefet edilerek fazla ceza tayin edilmesi, bb) Sanık ... açısından; i.Anayasa'nın 138 inci maddesinin birinci fıkrası hükmü, 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi ve kasta dayalı kusurunun ağırlığı bağlamında, sanığın örgüt içindeki konumu, kaldığı süre, faaliyetlerinin nitelik süreklilik ve çeşitliliği ile faaliyet alanı gözetilerek, dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun adil bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle fazla ceza tayin edilmesi, ii.Silahlı terör örgütüne üye olduğu ve 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde öngörülen etkin pişmanlık şartlarını taşıdığı kabul edilen sanığın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında örgütte kaldığı süre ve konumuna uygun olarak, örgütün yapısı, faaliyetleri ve örgüt mensupları ile ilgili faydalı bilgiler verdiğinin anlaşılması karşısında, etkin pişmanlık kurumunun amacı da gözetilerek belirlenen cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim öngören 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi gereğince adalet ve hakkaniyete uygun makul ve adil oranda bir indirim yapılması gerekirken, dosya kapsamı ile uyuşmayan ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması, cc) Sanık ... açısından; Silahlı terör örgütüne üye olduğu ve 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde öngörülen etkin pişmanlık şartlarını taşıdığı kabul edilen sanığın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında örgütte kaldığı süre ve konumuna uygun olarak, örgütün yapısı, faaliyetleri ve örgüt mensupları ile ilgili faydalı bilgiler verdiğinin anlaşılması karşısında, belirlenen cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim öngören 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi gereğince adalet ve hakkaniyete uygun azami hadde yakın adil oranda bir indirim yapılması gerekirken, yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması, C) Sanık ... yönünden; i.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 Esas, 2017/970 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararı ve Anayasa Mahkemesinin Ferhat Kara başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 2018/15231 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte, savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın savunmasının denetlenmesi bakımından ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözükenler hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa sanık ile ilgili aşama beyanlarının dosyaya getirtilmesi, ii. UYAP'ta bulunan örgütlü suçlar bilgi havuzunda sanık hakkında başkaca bir beyan yahut delil bulunup bulunmadığı araştırılması ile tüm delillerin birlikte 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılması, tespit halinde tüm beyan sahiplerinin tanık olarak usulüne uygun şekilde dinlenmeleri, ayrıca sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne esas alınan, suçun sübutu, vasfının tayini ve cezanın kişiselleştirilmesi bakımından belirleyici delillerden olan; tanık ...'ın doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı Kanun’un 180 inci maddesinin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları gereğince SEGBİS kullanılmak ya da anılan Kanun'un 181 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen usule riayet edilmek suretiyle istinabe yoluyla dinlenip AİHS’nin 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendi ve Anayasa'nın 36 ncı maddeleri ile teminat altına alınan “iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek” hakkı tanınması gerektiği gözetilmeden soruşturma beyanının okunması ile yetinilerek savunma hakkının kısıtlanması, D) Sanık ... yönünden; 5271 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir." Ceza yargılamasında işin esası hakkında karar veren ya da üst mahkemede hukuki denetim yapan hakimin, daha önce mesela soruşturma aşamasında verdiği karar ya da yaptığı işlemlerin, ön yargı veya ihsası rey kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, verilen karar ya da yapılan işlemlerin nitelik ve içeriğine göre belirlenecektir. Daha önce verilen karar, esasa ilişkin bir konunun ön kararı niteliğinde ya da sanığın/şüphelinin suçlu olup olmadığına ilişkin bir görüş, kanaat içermekte ise (İHAM Sainte-Marie/France 16.12.1992 t.12981/87sy) tarafsız mahkeme/hakim ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın yargılamasını yaparak hakkında mahkumiyet hükmü kuran Ağır Ceza Mahkemesi başkanının, karar tarihinden önce Bolu Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı sıfatıyla düzenlediği 29.09.2016 tarih ve 2016/746 muhabere numaralı bilgi notu kapsamında, sanığın yargılamaya konu örgütle irtibatı ve iltisakı bulunduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkartılmasının teklif edildiğinin anlaşılması, yukarıda ayıntılı olarak açıklandığı üzere işin esası hakkında karar veren hakimin karardan önce hukuki görüşüne etki edecek iş ve işlemlerde bulunmak suretiyle ihsası reye sebebiyet verilmesi neticesinde tarafsız hakim ilkesine ve 5271 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine muhalefet edilmesi, Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sanık ... yönünden sair yönleri incelenmeyen hükümlerin belirtilen sebeplerden dolayı 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bolu Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.01.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2023/248 E., 2024/44 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
evaplanmayan hiçbir konunun hukuki değerlendirmeye alınmamasını, duruşmada dinlenmeyen ya da katılımları ve çapraz sorgu hakkı sağlanmadan alınmış ifadelere hukuki değer atfedilmemesini talep ettiğini, savcılık aşamasında alınan ifadelerin TCK'nın 221. maddesinde öngörülen standartları sağlamadığını, yine bu ifadelerde itirafçıların tamamına yakınının kendisini ya hiç görmediğini ya da en fazla bi
Ceza Genel Kurulu         2023/248 E.  ,  2024/44 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 28-5 Silahlı terör örgütünün yöneticisi olma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılama sonucunda sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 11 yıl 21 ay 27 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay9. Ceza Dairesince verilen 12.11.2009 tarih ve 38-15 sayılı hükmün, sanık ve müdafii ile Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 30.03.2022 tarih ve 193-215 sayı ile; "...17.01.2019 tarihli 3. celsede dinlenerek beyanları hükme esas alınan tanıklara usulüne uygun olarak CMK'nın 59/1. maddesi gereğince söz verilip tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemelerinin ve sözleri kesilmeksizin bildiklerini anlatmalarının sağlanmadığı, bunun yerine tanıklara yargılamanın daha önceki aşamalarında vermiş oldukları ifadelerini kabul edip etmediklerinin sorulduğu, kabul ettiklerini beyan etmeleri üzerine CMK'nın 201. maddesi uyarınca taraflardan tanıklara sorularını yöneltmelerinin istendiği, sanık ve müdafisinin devam eden duruşmalarda ve temyiz taleplerinde tanıkların bu şekilde dinlenmelerinin ve ifadelerinde geçen hususlar anlattırılmadan CMK'nın 201. maddesine göre doğrudan soru yöneltme aşamasına geçilmesinin usule ve kanuna uygun olmadığı yönünde itirazda bulunduklarının anlaşılması karşısında beyanları hükme esas alınan tanıkların usulüne uygun olarak dinlenilmemeleri suretiyle hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu kabul edilmelidir. Öte yandan, sanık hakkında TCK'nın 314/2. maddesi gereğince tayin edilen 9 yıl 6 ay hapis cezasının 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi uyarınca 1/2 oranında artırılması sonucu '13 yıl 15 ay' olarak belirlendikten sonra TCK'nın 62. maddesi gereğince 1/10 oranında indirim yapılırken hesap hatası sonucu '12 yıl 9 ay 27 gün' yerine '11 yıl 21 ay 27 gün' olarak belirlenmek suretiyle kanuna aykırı şekilde eksik ceza tayin edilmiştir. Bu itibarla, Yargıtay 9. Ceza Dairesi hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile dosyanın devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince 07.03.2023 tarih ve 28-5 sayı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemli 24.05.2023 tarihli ve 59456 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılama esnasında silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda savunmaya yeterli imkân sağlanıp bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde herhangi bir sınırlamaya tabi olmayacak şekilde yazılı savunma imkânının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine oy birliğiyle karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır. I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE: A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri: 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir. B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü: Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercii ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir. Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olup başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı: İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, olgusal dünyaya; hukuki sorun, normatif dünyaya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir. Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır." kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür. D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi: a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 07.03.2023 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafiine, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı, Mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak sanık ve müdafiinin 07.03.2023 tarihli ve süresi içerisinde sundukları dilekçelerle temyiz kanun yoluna başvurdukları, b) Temyiz dilekçeleri içeriklerinden; müdafinin nedensiz olarak, sanığın ise kararın mevzuata, usul ve esasa, Anayasa'ya, AİHM kararlarına ve AİHS'ye, Yargıtay içtihatlarına, hakkında verilen bozma kararının gereklerine ve hukuka aykırı olduğu nedenlerine dayanmak suretiyle gerekçeli kararın kendilerine tebliğ edilmesini talep ettikleri, c) Gerekçeli kararın sanığa 12.04.2023, müdafiine ise16.04.2023 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, Sanık müdafiinin 16.04.2023 tarihinde ve süresi içinde ek temyiz dilekçesini sunduğu, sanığın ise ek temyiz dilekçesi sunmadığı, Görülmekle sanık ve müdafiinin temyiz taleplerinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır. II) İDDİA: ''(...)Yukarıda yapılan açıklamalar ile tüm dosya kapsamından, 2010 yılı Anayasa referandumu sonrası oluşturulan HSYK'da örgütün sayısal çoğunluğu ele geçirmesini müteakiben oluşturulan dairelerden hakim savcıların atama, tayin, terfi gibi önemli fonksiyona haiz birinci daire de kendisi ve diğer şüpheliler ...ve .....'nin görevlendirilmesini sağladığı, örgüt mensubu üyelerin, görev yapacakları dairelerin belirlenmesi ile iş bölümü ve üye dağılımının örgütün amaçları doğrultusunda gerçekleştirilmesini sağladığı, yapılan örgütsel toplantılara katıldığı, himmet verdiği, yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde belirleyici heyet içerisinde yer aldığı, örgüt lideri ile temasa geçerek alınacak sayıların belirlenmesindeki pazarlık sürecinde adeta örgütün temsilcisi rolünü taşıdığı, örgütün sivil kanadına bağlı olarak aldığı talimatların HSYK nezdinde uygulanmasından sorumlu, kendisine bağlı olan birimleri emir ve talimatları ile yönlendiren, özel göreve haiz yönetici olduğu, örgütsel faaliyetlerin ortaya çıkması sonrası sohbet gruplarını fiilen gerçekleştiremedikleri dönem de ByLock üzerinden HSYK'da yapılacak seçimlerde örgüt mensubu üyelerin kimlere oy verecekleri, seçimin kilitlenmesi, blok oy kullanılması dahil bütün örgütsel taktiğin uygulanmasındaki organizasyonu ...... ile birlikte sağladığı, örgüte müzahir şahıslar tarafından açılacak olan davaların hazırlığı ile karar verilmesi aşamasına kadar takip edilerek sonuca ulaşıldığı, verilen muhalefet şerhlerinin medya organları vasıtası ile haber konusu yaptırılmak suretiyle algı mühendisliği yapılmasına katkı sağladığı, şüphelinin örgüt adına bağımsız olarak talimat verme ve tasarrufta bulunma konusunda yetkili olduğu, 17/25 Aralık sonrası örgüt liderinin talimatları doğrultusunda Bank Asya'ya para yatırdığı hususları bir bütün olarak dikkate alındığında, FETÖ/PDY terör örgütünün deşifre olmasını engellemek, örgüt mensupları hakkında yapılan soruşturmaların sonuçsuz kalmasını sağlamak, örgüt faaliyetlerinin belli bir disiplin içinde istikrarlı bir şekilde devamı için diğer örgüt yöneticileriyle birlikte fikir ve eylem birliği içinde hareket etmek suretiyle hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, haiz olduğu görev ve sorumluluk alanları ile emir ve talimat verme noktasındaki yetkileri gözetildiğinde, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün, hücre yapılanmasında, HSYK kurumu içerisinde özel göreve haiz yönetici sıfatında olduğu sonucuna ulaşılmıştır." ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. III) SAVUNMA: Sanık bozma kararı öncesi savunmalarında özetle; HSYK üyesi olarak görevliyken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Anayasa'nın 159. maddesi ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun 35 ile 39. maddelerine aykırı olarak soruşturma başlatılıp yürütüldüğünü, 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesinin seçimle gelen üyelerin görevleriyle ilgili suçlar ve kişisel suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde bir ayrım yapmadığını, bu işlemlerin HSYK Genel Kurulu tarafından yapılacağını kurala bağladığını, suçüstü hâli bulunmadan genel hükümlere göre soruşturma başlatılmasının, yakalama, gözaltı, arama, el koyma ve tutuklama kararları verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, görev ve yetki aşımı yapıldığını, bu nedenle yapılan soruşturma ve bu soruşturma devamında alınan bütün kararların hükümsüz olduğunu, bu doğrultuda Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun Yargıtay Üyesi Hamza Yaman hakkında vermiş olduğu kararda suçüstü hâli olmadan hâkim ve savcılar hakkında işlem yapmanın mümkün olmadığının tespit edildiğini, aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de Alpaslan Altan-Türkiye kararında hâkim ve savcılar hakkında işlem yapabilmek için yasal zorunluluk olan suçüstü hâlinin olmadığını belirttiğini, bu nedenle suçüstü hâlinin varlığı gerekçe gösterilerek yapılan arama, el koyma, sorgulama, tutuklama ve diğer tüm işlemlerin temelsiz ve geçersiz olduğunu, hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının izne bağlı olup izin şartı gerçekleşmediğinden durma kararı verilerek dosyanın HSYK'ya gönderilmesini talep ettiğini, iddianamede ve mütalaada görev sırasında ve görevle ilgili eylem ve işlemlerin suçlama konusu yapıldığını, 680 sayılı KHK çıkarılmadan önce yargılanacağı merciin görev suçlarında Anayasa Mahkemesi, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kurulu olduğunu, iddianemede suç tarihi olarak 16.07.2016 tarihinin kabul edildiğini, 680 sayılı KHK'nın ise 06.01.2017 tarihinde çıktığını, süreç başladıktan sonra çıkan bir KHK ile yeni yargı mercii belirlendiğini, KHK'nın ancak olağanüstü hâlin gerektirdiği konularda çıkartılabileceğini, yine Anayasa'nın 15. maddesine göre yalnızca durumun gerektirdiği hâllerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırabileceğini, soruşturma ve yargılama makamlarının ve soruşturma ve yargılama usullerinin OHAL KHK'sıyla değiştirilemeyeceğini, iddianamede açıkça FETÖ'nün yargı ayağına dahil olduğu, verilen talimat doğrultusunda görev yaptığı, HSYK'da bazı kararlara muhalefet şerhi yazdığının iddia edildiğini, hâkim olarak görev almadan örgütün yargı ayağına dahil olması mümkün olmadığı gibi HSYK üyesi olmadan da toplantılara katılması, kararlara iştirak etmesi ve muhalefet şerhi yazmasının mümkün olmadığını, bunun da kişisel bir suçu değil, görev suçunu tarif ettiğini, bu nedenlerle isnat edilen eylemlerin görev nedeniyle görev sırasında ve görevden kaynaklanan, görevin sağladığı avantaj ve kolaylıkla yapılması mümkün fiiler olduğunu, dolayısıyla yargılamanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yapılması ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, isnat edilen suçun şahsi suç olarak kabul edilmesi durumunda ise bu açıklamalar ışığında dosyanın yargılama yapılmak üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesini talep ettiğini, tanık ...'in ifadelerinde kendisine 2010 HSYK seçimleri için idari yargı adaylarının belirlenmesi görevinin verildiğini, yaptığı istişareler sonucu Danıştaydan aday gösterilmesi ve ayrıca 37-38 bin sicilli hâkimlerin sayısının çok olması nedeniyle adayın onların arasından gösterilmesi gerektiğinin ortaya çıktığını, isminin de bu kapsamda belirlendiğini, her kesim tarafından sevilen ve oy alabilecek biri olduğu için tercih edildiğini anlattığını, diğer tanıklar ... ve ...'nin de bu hususu doğruladıklarını, hâl böyleyken HSYK'ya aday olduğu için suçlanmasının ve bunun bir terör örgütü faaliyeti olarak değerlendirilmesinin, ortada kanunsuz hiçbir fiil yokken suçlamaların kaynağı olarak bu adaylık süreci ve devamındaki gelişmelerin gösterilmesinin hukuka aykırı olduğunu, her iki seçimde de aldığı oy sayısı ve oranının idari yargı teşkilatındaki her görüşten çok sayıda insanın kendisini bilerek ve isteyerek desteklediklerinin kanıtı olduğunu, seçilen kişinin oy aldığı kişilerden dolayı suçlanamayacağını, bir kısım itirafçı beyanlarında isminin sadece "cemaatin desteklediği isimler arasında ... da vardı" şeklinde geçtiğini, ancak cemaat mensubu olduğu kabul edilen ve seçimlerde oy kullanan her hâkim ve savcı kendisine oy vermiş olsa bile seçimlerde aldığı oy sayısı ve oranının bu yapıyla irtibatlı olmayan kimselerden de oy aldığını açıkça ortaya koyduğunu, aldığı oy oranlarının hiçbir grubun adayı olmadığının ve her düşünceden meslektaş tarafından desteklendiğinin açık kanıtı olduğunu, HSYK seçimlerinde bu yapıya sempati duyan ya da bugün soruşturma geçiren kişilerin de kendisine oy vermiş olmasının kendisini cemaat mensubu yapmayacağını, 2010 HSYK'sında üyelerin dairelere nasıl dağıldığını ayrıntılarıyla anlatan tanık ...'un bunun Bakan ......, Müsteşar ......, ..., ... ve kendisi arasında yapılan istişareler neticesinde belirlendiğini söylediğini, kendisinin HSYK Birinci Dairesine üye seçilmesinin de bu şekilde olduğunu, Bylock programını kullanmadığını, Bylock tespit ve değerlendirme tutanağının dayanağı Bylock sunucusu olduğu iddia edilen dijital materyallerin ve diğer ham verilerin bütünlüğünün şüpheli olduğunu, bu nedenle hukuka uygun delil olmadığını, iki User ID'nin kolluk görevlilerinin yüksek ihtimale dayanan değerlendirmeleri neticesinde kendisine ait olduğunun iddia edildiğini, söz konusu değerlendirmenin hiçbir hukuki ve teknik veriye dayanmadığını, aleyhine düzenlenen Bylock tespit ve değerlendirme tutanağına itirazının olduğunu ve bu tutanağa itibar edilmeyerek hükme esas alınmamasını talep ettiğini, hiçbir hukuk dışı organizasyonda bulunmadığını, hiç kimseden herhangi bir talimat almadığını, duruşmada dinlenen itirafçı ve tanıkların beyanlarında somut olarak yer, zaman ve olay belirtilmediğini, tamamen ifade veren kişilerin gerçeğe aykırı soyut kanaatlerinin aleyhine delil olarak geçtiğini, itirafçı beyanlarının kendi içinde ve birbirleriyle çelişkili ve tutarsız olduğunu, kendilerini suç ve cezadan kurtarmaya, başkalarını ise azami derecede suçlamaya matuf beyanlar olduklarını, bu kişilerin tahliye olabilmek, mesleğe dönebilmek ya da daha az ceza alabilmek beklentisiyle beyanda bulunduklarını, ceza alacakları endişesiyle soruşturma aşamasındaki ifadelerinden kovuşturma aşamasında da dönmediklerini ve bu ifadeleri lafzen aynen kabul ettiklerini, bu kişilerin savcılıkta ifade verdiği tarihten sonra duruşmada sadece ifadelerinin doğru olduğunu beyan etmelerinin anlamının olmadığını, bu ifadeleri hatırlamaları ve aynen duruşma sırasında açıkça ifade etmelerinin gerektiğini, duruşmaya katılan itirafçı ve tanıkların daha önce verdikleri ifadelerin kendilerine ait olup olmadığının sorulduğunu, ifadelerini kabul ettiklerini beyan ettiklerinde ifadelerde geçen hususların mahkeme huzurunda anlattırılmasının yapılmadığını ve doğrudan çapraz sorguya geçildiğini, bu kişilerin sadece mahkemede açıkça ifade edilen anlatımlarının ve çapraz sorgu sırasında verdikleri cevaplarının değerlendirmeye alınmasını ve ayrıca mahkeme huzurunda açıkça beyan edilmeyen hiçbir anlatımın ve cevaplanmayan hiçbir sorunun hukuki değerlendirmeye alınmamasını talep ettiğini, mahkemede savcılık ifadelerinin okunulmasıyla yetinilmesine karar verilen 14 kişinin tanık değil itirafçı olduklarını, bu kişilerin soruşturma aşamasında birçok kez ifade vererek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak, tahliye olmak, hatta mesleğe dönmek istediklerini, biri dışındaki tamamının hâkim ve savcı olduğunu, kendileri de aynı soruşturmada önce şüpheli, daha sonra da sanık oldukları için hiçbir savcılık ifadesinin yeminle alınmadığını, soruşturma ifadelerinin okunulmasıyla yetinilmemesini, bu ifadelere hukuki değer atfedilecekse bu itirafçıların ve tanığın mahkeme huzurunda dinlenilmesini talep ettiğini, dosyada yer alan bu soruşturma aşamasında verilen savcılık ifadeleri dikkate alındığında söz konusu ifadelerin TCK'nın 220. maddesi kapsamında gösterilen standartları sağlamadığı, ifadelerin ifade sahibinin bildiği tüm hususları anlatması şeklinde alınmadığı, yerel savcıların sordukları sorulara verilen cevaplar şeklindeki ilgili ifadelerin hukuka uygun olmadığını ve hükme esas alınmamaları gerektiğini, itirafçı ifadelerinin tamamına yakınının duyuma dayalı dedikodu mahiyetinde olduğunu, görgü ve bilgiye dayalı ifadenin bulunmadığını, kovuşturmada dinlenen tüm tanıkların kendisi lehine beyanlarda bulunduklarını, .....'nın evinde yapıldığı iddia edilen toplantıya katılmadığını, eşinin Bank Asya'da çok önceden açılmış hesabında birikimlerini değerlendirdiklerini, talimatla işlem yapılmadığını, herhangi bir örgütsel toplantıya katılmadığını ve himmet vermediğini, kararlara örgütün talimatları doğrultusunda muhalefet şerhi yazdığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, 2011 yılında yapılan üyelik seçimlerinin 1983 yılında çıkarılan 2802 sayılı Kanun uyarınca ve bu Kanun'da öngörülen Yargıtay ve Danıştaya üye seçilebilme kriterlerine göre yapıldığını, 1983 yılından bu yana Yargıtay ve Danıştay üyeleri hangi kurallara göre seçiliyorsa 2011’de ve sonrasında yapılan seçimlerde de aynı kuralların işletildiğini, bilerek ve isteyerek hiçbir örgütün ya da illegal oluşumun içinde veya yanında yer almadığını, söz konusu yapının silahlı terör örgütü olarak tespitinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli kararı ile olduğunu, Türk hukukunun 2016 yılındaki darbe teşebbüsü sonrası 2017 yılında silahlı terör örgütü olarak tescil ettiği bir örgütü 2010-2011 yıllarında bilemediği için sorumlu tutulduğunu, bunun hukuku geriye yürütmek anlamına geldiğini, TCK'nın 30. maddesinde yer alan hata hükümlerinin kendisi için de geçerli olduğunu ve uygulanması gerektiğini, terör örgütü yöneticisi ya da üyesi olduğu iddiasını reddettiğini, Sanık bozma kararı sonrası savunmalarında ise ek olarak özetle; davanın ilk aşamasından itibaren usule ve esasa ilişkin olarak dosyada mevcut tüm itiraz ve taleplerini tekrarladığını, yaptığı savunmalar ve sunduğu deliller dikkate alınarak bir karar verilmesini talep ettiğini, hükme esas alınacak nitelikte görülen tanıkların mutlak surette mahkeme heyeti tarafından huzurda dinlenilmesi ve kendilerine çapraz sorgu hakkı tanınmasını talep ettiklerini, talimat ile ifadesi alınan beş tanık için ısrarla talep etmelerine rağmen duruşmalara SEGBİS üzerinden katılmalarının sağlanmadığını, ayrıca savcılık ifadelerinin okunması ile yetinilen tanıkların da huzurda dinlenmelerini talep ettiklerini, tanıkların genel olarak 2010 HSYK üyeliği öncesi kendisini tanımadıklarını, evine sohbet, toplantı gibi ne ad altında olursa olsun hiç gelmediklerini, himmet ya da bağış gibi bir ad altında para vermediğini veya almadığını, cemaati öven, fikirlerini savunan hiçbir konuşmasına şahit olmadıklarını, müsait olanların ayda ya da iki ayda bir düzenli olmayan bir araya gelişlerinin günlük konuların ele alındığı, tanışma ve kaynaşma nitelikli toplanmalar olduğunu, bunlara bir cemaat sohbeti denilemeyeceğini, cemaat toplantısı denilecek bir ortamda hiç bir araya gelmediklerini, o dönemki bakanlık yönetiminin pek çok kesim gibi cemaate yakın kişilerden de oy alabileceğini değerlendirdiği için kendisinin HSYK üyeliğine aday gösterildiğini anlattıklarını, yargılanmasının temel nedenlerinden birisinin 2010 döneminde HSYK'ya aday olup üye seçilmesi ile Birinci Dairede çalışması olduğunu, 14 yıl Danıştay tetkik hâkimi olarak 6. Dairede görev yaptığını, tüm hayatının Ankara'da herkesin gözü önünde geçtiğini, çalıştığı dairenin yoğunluğu sebebiyle başka işlerle uğraşacak vaktinin bulunmadığını, HSYK üyesi olmak için bir talep ve gayretinin olmadığını, bunu sürece vakıf tüm tanıkların da doğruladığını, bizzat ..... ve tanık ...'in talepleri ile HSYK üyeliğine aday gösterildiğini, üye seçildikten sonra görevlendirildiği Birinci Daire için herhangi bir talebinin olmadığını, HSYK Genel Kurulunda yapılan oylama sonucu oy birliği ile bu dairede görevlendirilen tek kişi olduğunu, gerek 2010 gerek 2014 HSYK seçimlerinde idari yargıdaki tüm meslektaşlarla tek tek görüşüp oy talep ettiğini, tanık ...'un da söylediği üzere cemaatin adayı olmadığını ancak cemaatin de kendisini destekleyeceğinin söylendiğini, bu durumun seçimlerde aldığı oy sayılarıyla da net şekilde ortaya çıktığını, tanık ...'in ifadeleri ile ilgili olarak Danıştay Üyesi ...'ün de 9. Ceza Dairesinde yapılan yargılamada tanık olarak dinlendiğini, adı geçen tanığın beyan ve cevaplarının mutlaka değerlendirmeye alınmasını talep ettiğini, kendisinin "Hoca Efendiye sorulmuş, 140'ın aşağısı olmaz" dediğine ilişkin iddiayı kabul etmediğini, Fethullah Gülen'i hayatının hiçbir döneminde görmediğini, bu kişiyle konuşmadığını ya da tanışmadığını, ......'nın evinde yapıldığı iddia edilen toplantıda 19 kişi olduğunun söylendiğini, talebi üzerine bu 19 kişinin dosyaya getirtilen ifadelerinden anlaşılan yalnızca beşinin kendisinin o toplantıya katıldığını belirttiğini ve sadece tanıklar ... ile ...'un böyle bir söz söylediğinden bahsettiklerini, soruşturma aşamasında alınan HTS kayıtlarının da bu iddianın doğru olmadığını ortaya koyduğunu, kaldı ki tanık ...'nin ifadesinin de kendi içerisinde çelişkili olduğunu ve toplantıda bulunduklarını iddia ettiği kişilerin isimlerini bile net hatırlamadığını, bu hâliyle kendisine ilişkin beyanlarının da şüpheli olduğunu, ...'nın evindeki yemekle ilgili olarak ifade veren herkesin farklı bir katılımcı listesi verdiğini, kimisinin akşam yemeği derken kimisinin kahvaltı olduğunu söylediğini, tanık ...'nun da iddia konusu cümleyi kendisinin değil, bir başkasının sarf ettiğini anlattığını, dolayısıyla bu çelişkili ve şüpheli durumun lehine değerlendirilmesini talep ettiğini, itirafçı ve tanıkların sadece duruşmada açıkça ifade edilen anlatımlarının ve çapraz sorgu sırasında verdikleri cevapların değerlendirmeye alınmasını, mahkeme huzurunda açıkça beyan edilmeyen hiçbir anlatımın ve cevaplanmayan hiçbir konunun hukuki değerlendirmeye alınmamasını, duruşmada dinlenmeyen ya da katılımları ve çapraz sorgu hakkı sağlanmadan alınmış ifadelere hukuki değer atfedilmemesini talep ettiğini, savcılık aşamasında alınan ifadelerin TCK'nın 221. maddesinde öngörülen standartları sağlamadığını, yine bu ifadelerde itirafçıların tamamına yakınının kendisini ya hiç görmediğini ya da en fazla bir iki defa hâkim ve savcıların katılımıyla gerçekleştirilen hukuki müzakere toplantılarında gördüklerini anlattıklarını, itirafçıların hemen hiçbiriyle kişisel bir hukukunun olmadığını ve tamamına yakınının duyuma dayalı beyanlarda bulunduklarını, suç unsuru olacak hiçbir eyleminden bahsetmediklerini, suça konu yapı ile alakalı olduğuna yönelik somut bilgi ve görgüye dayalı hiçbir doğru anlatımın bulunmadığını, kendi içinde dahi çelişkilerle dolu olan ifadelerin CMK'da öngörülen delil standartlarını taşımadığını ve hukuken itibar edilebilir nitelikte olmadıklarını, hakkındaki isnatların tamamına yakınının 2010 HSYK üyeliği ve sonrası döneme ilişkin olduğunu, staja başladığı 1994 senesinden HSYK üyeliği tarihine kadar tek bir eyleminin ortaya konulmadığını, 2010 yılı öncesine ilişkin ifade veren tek kişi olan tanık .....'ın ifadesinin kendi içinde ve diğer tanık beyanlarıyla çelişkili ve uyumsuz olduğunu, tanımadığı ve kendisini de hiç tanımayan tanığın hiç tanımadığı kişilerle bir araya geldiğine ilişkin bu ifadesini reddettiğini, 2011 yılında yapılan Danıştay üyeliği seçiminin 1983 yılında çıkarılan 2802 sayılın Kanun'da öngörülen usule uygun olarak yapıldığını, o dönemde HSYK Genel Kurulunda üye seçimi yapılmadan önce seçim ilkeleri belirlenirken Danıştaya 37 ve 38 bin sicilli hâkimlerin üye seçilmemesi yolunda bir teklif sunulunca söz alarak neden bu hâkimlerin de Danıştay üyesi seçilmesi gerektiğini anlattığı uzun bir konuşma yaptığını, sonuçta kıdem durumu da dikkate alınarak seçilme yeterliliğine sahip olanların yalnızca üçte birinin bahse konu sicile sahip hâkimler arasından seçildiğini, Bylock kullandığı iddiasını kabul etmediğini, Bylock konusunda rapor hazırlayan uzmanların şahsına ait olduğunu değerlendirdikleri hesapların kullanıcısının açık kimliğinin tespit edilemediği, ellerinde ham dökümanların bulunmadığı ve yapılan çalışmalarda mesaj, mail ve benzeri içeriklere rastlanmadığı hususlarını açıkça belirttikleri, başka şahıslar arasında geçtiği iddia edilen yazışmalar hakkında bilgisi olmadığından suçlanamayacağını, üçüncü kişiler arasında geçtiği iddia edilen mesajların hiçbirinde doğrudan isminin geçmediğini, TCK'nın 30. maddesinde yer alan hata hükümlerinin kendisi için de geçerli olduğunu, bir yapının ya da organizasyonun silahlı terör örgüt olarak tespitine ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği ve bu amaçları gerçekleştirmek için kanunun suç saydığı fiilleri işlemek kastı ve iradesiyle örgüte girdiğini söylemenin mümkün olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir. IV) ÖZEL DAİRENİN KABULÜ: "Tüm bu hususlar çerçevesinde dosya içerisinde yer alan tanık beyanları, Bylock tespit ve değerlendirme tutanakları, bu tutanaklarda yer alan mesaj içerikleri, MASAK raporu, sanığın da imzası bulunan HSYK Genel Kurulu tarafından yayınlanan 'Adli Kolluk Yönetmeliği'ne karşı bildiri ile yine kurul tarafından çıkarılan kararnamelerde örgütsel tavırla yazdığı muhalefet şerhleri ve dosya içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın staj döneminden itibaren örgütün içerisinde yer aldığı, 2010 yılı HSYK seçimlerinde örgüt listesinden HSYK üyesi seçildiği, HSYK üyesi seçildikten sonra aynı kurulda görev yaptığı örgüt mensubu üyelerle sohbet toplantılarına katıldığı, bu toplantılarda himmet verdiği, HSYK üyeliğinin kendisine tanıdığı yetkiler bağlamında örgütsel emir ve talimatlar aldığı, 2011 yılında yapılan Yargıtay üyeliği seçimlerinde örgüt mensubu olan kişilerin üye seçilmesi için uğraştığı, bu amaçla toplantıya katılan ..., ..., ... gibi bakanlık nezdinde etkili kişilerle görüşmeler yaptığı, Yargıtay üyeliğine cemaat kontenjanından seçilecek kişilerin sayısıyla ilgili örgüt liderinin talimatını bu kişilere söylediği, Danıştay üyeliği seçimlerinde de cemaatin sayı olarak daha fazla etkin olduğu 37-38 bin sicilli kişilerin seçilmesi için ... ile ...'i etkilemeye çalıştığı, 2014 yılında cemaat listesinden HSYK üyeliği için bağımsız aday olduğu, adaylık süresince çeşitli illerdeki örgüte ait evleri ziyaret ederek örgüt mensubu hakim ve savcılara bu seçimin kazanılması için çalışılması talimatları verdiği, kurul üyeliği süresince örgütsel faaliyet kapsamında örgüt üyesi hakim ve savcıların lehine muhalefet şerhleri yazdığı ve 'adli kolluk yönetmeliği'ne karşı yayınlanan bildiriyi imzaladığı, 'Servet' kod ismiyle münhasıran örgüt üyelerinin kullanımı için tahsis edilmiş Bylock hesabını kullandığı, tanık anlatımlarına göre örgütün HSYK abisi olduğu belirtilen ..... tarafından anılan Bylock hesabına mesajlar gönderildiği, örgüte müzahir Bank Asya'nın kurtarılmasına yönelik örgüt liderinin talimatından sonra eşinin bu bankadaki hesabı üzerinden para yatırmasını sağlamak için eşine talimat dönemlerine denk gelecek şekilde değişik tarihlerde EFT yaptığı hususları nazara alındığında; sanığın eylemlerindeki çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve silahlı terör örgütü üyesi olduğu hususunda tam vicdani kanaatine varılmakla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar vermek gerekmiştir." şeklindeki ifadelerle mahkûmiyet kararının gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir. V) TEMYİZ: Sanık müdafii temyizinde özetle; kararın usule, mevzuata ve hukuka, AİHM kararlarına ve AİHS'ye, Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğu, yargılamada sanığın tabi olduğu özel soruşturma ve kovuşturma usullerine uyulmadığı, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi gerekçe gösterilerek henüz darbe girişimine fiilen katılan askerlerden dahi önce Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2745 hâkim ve savcı hakkında soruşturmaya başlanarak gözaltı kararı alındığı, anayasal teminatlar göz ardı edilerek savunma hakkı bile tanınmadan istihbarat ve emniyet birimlerince hazırlanan listeler üzerinden meslekten çıkartıldıkları, darbe girişimi ile hiçbir ilgisi olmamasına karşın diğer yüksek yargı organı üyelerle birlikte sanık hakkında da soruşturma başlatılarak gözaltı kararı verildiği, özel soruşturma ve suçüstü hükümlerinin göz ardı edilebilmesi için bu yola başvurulduğu, suçun işlendiği iddia edilen tarihten sonra Anayasa'nın 37. maddesindeki doğal hâkim ilkesine ve AİHS'nin 6. maddesindeki kanunla kurulmuş mahkeme ilkesine aykırı olarak soruşturma, tutuklama ve yargılama mercilerinin yargılama süreci devam ederken çıkarılan OHAL KHK'ları ile değiştirildiği, 6723 sayılı Kanun ile tüm Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevlerinin sona erdirildiği ve bilahare HSYK tarafından yeni üyelerin seçildiği, böylelikle sanığın yargılandığı Yargıtay 9. ve 3. Ceza Dairelerinin üyeleri dahil olmak üzere yüksek mahkeme üyeliğine yeniden seçilenlerin pek çoğunun görev yaptığı dairelerin değiştirildiği ve bu suretle yapacakları yargılamaların belli bir merkezden yönlendirildiği izlenimi verilerek Dairelerin töhmet altında bırakıldığı, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği, sanık hakkında başlatılan soruşturma ve kovuşturmanın hukuksuz olduğu, sanık HSYK üyesi olarak görevliyken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Anayasa'nın 159 ve 6087 sayılı Kanun'un 36 ila 39. maddelerine aykırı olarak soruşturma başlatılıp yürütüldüğü, tüm yargılama süreci boyunca bu hususta öne sürdükleri itirazlarının dikkate alınmadığı, suçüstü hâli bulunmadan genel hükümlere göre soruşturma başlatılmasının, yakalama, gözaltı, arama, el koyma ve tutuklama kararları verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu, bu kararların dayanağı olarak ileri sürülen CMK'nın 161/8. maddesinin üst norm olan Anayasa'nın 159. maddesi ve özel kanun olan 6087 sayılı Kanun'a aykırı olarak uygulanmasının mümkün olmadığı, temadi eden suç tanımlaması yapılarak terör örgütü üyeliği içinde suçüstü hükümlerinin uygulanmasının da mümkün olmadığı, soruşturma hukuka aykırı olduğundan devamında alınan bütün kararların da yok hükmünde olduğu, AİHM'nin .... hakkında verdiği kararın gerekçesinin sanıkla birebir örtüştüğü, yasalar gereği bu karara uymakla mükellef olan Yargıtay 3. Ceza Dairesinin karara uymamasının tek başına bozmayı gerektirdiği, dijital materyallere hukuka aykırı olarak el konulduğu, daha sonra yürürlüğe giren KHK'nın bu işlemleri hukuka uygun hâle getiremeyeceği, gözaltı sırasında elverişli koşulların sağlanmadığı ve sanığın kötü muameleye tabi tutulduğu, soruşturma başladığında dosyada hiçbir delilin bulunmadığı, dolayısıyla ilk tutukluluk kararı somut bir delile dayanmadığından daha sonra verilen tutukluluk uzatma kararlarının da hukuksuz olduğu, soruşturma ve dava şartı gerçekleşmediğinden durma kararı verilmesi gerektiği, 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesine göre hem görevle ilgili hem de kişisel suçlardan soruşturma ve kovuşturma izni verilmesi yetkisinin HSYK Genel Kurulunda olduğu, soruşturma işlemlerinin de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından değil, Genel Kurulca seçilecek soruşturma kurulu tarafından yapılması gerektiği, bu hâliyle izin şartı gerçekleşmediğinden durma kararı verilerek dosyanın HSYK'ya gönderilmesi talepleri kabul edilmeksizin karar verildiği, sanık hakkında iddianame ve mütalaada görev sırasında ve görevle ilgili eylem ve işlemlerin suçlama konusu yapıldığı, bu sebeple yargılamaya görevli ve yetkili merciin Anayasa Mahkemesi olduğu, iddianameye konu eylemlerin silahlı terör örgüt yöneticiliği suçunu oluşturmayacağı, yargılamayı yapan mahkemenin 680 sayılı KHK ile kendisine görev ve yetki verilen olağanüstü bir merci olup yasa ile kurulmuş bir mahkeme olmadığı, 680 sayılı KHK'dan önce sanığın yargılanacağı merciin görev suçlarında Anayasa Mahkemesi, kişisel suçlarda ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu olduğu, 680 sayılı KHK'nın iddianamede suç tarihi olarak kabul edilen tarihten sonra 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe girdiği, bu suretle tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiği, yargılamayı yapan dairenin görevli ve yetkili merci olmadığı, isnat edilen eylemler görev nedeni ile görev sırasında ve görevden kaynaklanan fiiller olduğundan yargılamanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde, eylemler kişisel suç olarak kabul ediliyorsa Yargıtay Ceza Genel Kurulunda yapılması gerektiği, sanığa gözaltına alınma nedenleri ve bununla ilgili delillerin gösterilmediği, tutukluluk süresince avukatı ile cezaevinde yapmış olduğu görüşmelerin kayda alınması, görüşme sırasında bir cezaevi görevlisinin hazır bulunması, savunmaya ilişkin belge ve doküman alışverişinin kısıtlanması, süre kısıtlamaları, tek kişilik hücre uygulaması, üç kitaptan fazla kitap bulundurmama yasağı, bilgisayardan ancak haftada üç saat yararlanma hakkı, internetten yararlanma yasağı, çok yönlü kıyafet yasağı gibi savunma engelleri ile sanığın hukuka aykırılığa ve kötü muamelelere maruz bırakıldığı, savunma hazırlamasının fiilen engellendiği, tensip zaptının hukuka aykırı olduğu, iddia konusu deliller tam olarak toplanmadan dava açılmasına rağmen bu husus dikkate alınmadan iddianamenin kabul edildiği, soruşturma numarası verilmemesinin ve dosyayı UYAP'a kaydetmemenin hukuka aykırı olduğu, yetkisiz ve görevsiz olarak hukuka aykırı soruşturmayı başlatan Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin 15 Temmuz gecesi televizyon kanallarında yaptığı açıklamanın bağımsızlık ve tarafsızlığın ve masumiyet karinesinin ihlali niteliğinde olduğu, genelge ve iç yönetmeliğe aykırı olarak Cumhuriyet savcısının soruşturmayı yürütmesinin hukuka aykırı olduğu, sanığa ait soruşturma dosyasının diğer yüksek yargı üyelerinin dosyaları ile birleştirilmesi gerektiği, mal varlığına ilişkin tedbir ve hak ve alacaklara el konulmasının hukuka aykırı olduğu, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin verdiği mahkûmiyet kararının Ceza Genel Kurulunca 30.03.2022 tarihinde bozulmuş olmasına rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 08.11.2022 tarihli tensip zaptına kadar dosyanın bekletildiği ve bu arada tutukluluğun devamına ya da tahliyesine yönelik aylık olarak verilmesi gereken kararların verilmediği, bu yasal zorunluluğa uyulmamasının açık bir hak ihlali ve bozma nedeni olduğu, hukuka aykırı ve yasak sorgu yöntemleriyle delil toplandığı, kısıtlılık ve gizlilik kararları nedeniyle dosya içeriğine ulaşılamadığından aleni yargılama ve savunma hakkının ihlal edildiği, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden tutukluluk devam kararları verilerek yüz yüzelik ilkesinin ihlal edildiği, soyut, matbu, klişe ve basmakalıp ifadelerle tutukluluk uzatma kararlarının verildiği, yargılamaların olağanüstü hâl rejimi altında sürdürüldüğü ve olağanüstü hâl yargılaması mantalitesiyle soruşturma usullerinin, delil elde etme yöntemlerinin ve standartlarının, yargısal içtihatların değiştirilmesi ve daha önce rastlanmamış nevi şahsına münhasır bir terör örgütü bulunduğu ön kabulüyle kanundaki örgüt ve örgüt üyeliği tanımlarının hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olarak alabildiğine genişletildiği, bu suretle soruşturma ve kovuşturma sürecinde adil yargılama hakkının ihlal edildiği, makul sürede ve hakkaniyete uygun yargılanma haklarının, masumiyet karinesinin, özel ve aile hayatının korunması hakkının, ifade hürriyetinin ihlal edildiği, bozma kararı üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından yapılan ilk duruşmada bozma kararına uyulduğunun belirtilmesine rağmen kararın gereğinin tam olarak yerine getirilmediği, temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü diğer temyiz sebepleri dikkate alınmaksızın bozma kararına şeklen uyularak eksik inceleme sonucu karar verildiği, Ceza Genel Kurulunun bozma gerekçesine rağmen 3. Ceza Dairesinin mahkûmiyet kararında beyanları hükme esas alınan yirmi dokuz kişiden sadece dokuzunu duruşmada dinlediği, bu durumun da bozma kararına eylemli olarak uyulmaması anlamına geldiği, iddia makamının dinlenmesini talep ettiği itirafçı ve tanıkların tamamına yakınının dinlenmesine karşın kendilerinin talep ettikleri tanıkların hiçbirinin dinlenmediği, bu husustaki taleplerinin hukuki ve makul hiçbir gerekçe gösterilmeksizin şablon ifadelerle reddedildiği, bir kısım tanıkların dinlendiği 19.01.2023 tarihli duruşmada sanıkla yan yana oturma taleplerinin hukuki gerekçe gösterilmeden reddedilmesi nedeniyle çapraz sorgu haklarını gereği gibi kullanmalarının fiilen engellendiği, aynı celsede sanıkla özel görüşme ve gizlilik hakkının ihlal edildiği, tanıklara haklarının usulüne uygun olarak anlatılmadığı, itirafçılara resen tanıklık yaptırılıp hukuka aykırı olarak yemin ettirildiği, kendilerinden tanık beyanlarına karşı diyeceklerinin sorulmadığı, buna ilişkin taleplerinin ise savcının mütalaasının alınmasından sonra karşılandığı, mahkeme huzurunda dinlenmeyen itirafçı ve tanıkların savcılık ifadelerinin kovuşturma aşamasında hukuki bir değerlerinin olmadığı, kovuşturmada dinlenmeyen ve savcılık ifadelerinin okunmasıyla yetinilen itirafçıların beyanlarının hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu, savcılık tarafından usulüne uygun olarak alınmayan ifadelerin hükme esas alınamayacağı, TCK'nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlıktan kaynaklanan itirafçılığın tanıklık niteliğinde olmadığı, itirafçılarla sanık arasında çok tipik bir yarar uyuşmazlığının bulunduğu, bu sebeple anlatımlarının harici teşvik ve tehditlerden etkilendiği, itirafçı beyanlarının kendi içinde ve birbirleriyle çelişkili ve tutarsız, kendilerini suç ve cezadan kurtarmaya ve başkalarını suçlamaya matuf beyanlar olduğu ve objektif delillerle desteklenmediği, sanık hakkında itirafçı beyanları dışında somut ve hukuki bir delilin mevcut olmadığı, itirafçı beyanlarının CMK'nın 148. maddesi kapsamında hukuka aykırı olduğu, talimatla ifadeleri alınan tanıkların beyanlarının hükme esas alındığı ancak talimat duruşmalarına ne kendisinin ne de sanığın katılımının sağlandığı, mahkeme huzurunda dinlenmeyen ve taraflarına çapraz sorgu hakkı tanınmadan alınan ifadelerin aleyhe delil kabul edilerek verilen kararın bozulması gerektiği, tanıklar ..., ... ve ...'nin sanığın HSYK seçimlerinde üye olmak üzere hiçbir dahli olmaksızın belirlendiğini açıkça anlattıkları, sanığın hiç kimsenin ya da grubun adayı olmadığı, hiçbir zaman Fethullah Gülen'le tanışıp görüşmediği ve konuşmadığı, bu durumun ifadelerle de sabit olduğu, sanığın gerekçeli kararda kabul edildiğinin aksine ...'nın evinde yapılan herhangi bir toplantıya katılmadığı ve "Hoca Efendiye danışılmış, 140'tan aşağısına razı olmayın" şeklinde bir cümleyi kesinlikle sarf etmediği, buna ilişkin itirafçı ifadelerinin hem kendi içinde hem birbirleriyle çelişkili olduğu, tanık ...'e yönelik husumet definde bulunmalarına karşın buna ilişkin itirazlarının karara bağlanmadığı, adı geçenin husumete dayalı olarak verdiği ve gerçek dışı olduğu belgelerle sabit olan ifadesinin hükme esas alındığı, tanık ...'in hukuka aykırı ve gerçek dışı fotoğraf teşhis tutanağının hükme esas alınamayacağı, tanık ...'ın belirlenen günden önce kendilerinin hazır bulunması sağlanmaksızın celse açılarak ve tek naip hâkim tarafından alınan ifadesinin ve daha önce emniyette alınmış olan beyanının usule aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı, sanığın HSYK seçimleri sürecinde hiçbir grubun adayı olmayıp herhangi bir grubun oyuyla da seçilmediği, HSYK Birinci Dairesinde görevlendirilmesinin oy birliğiyle gerçekleştiği ve 2011-2014 yılları arasında bu daire tarafından alınan kararların tamamına yakınının da oy birliğiyle alındığı, sanığın unvanlı atamalar ile özel yetkili mahkemelerde çalışacak yargı mensuplarının belirlenmesinde örgütün temsilcisi olup sözcülüğünü yaptığı iddiasının hiçbir delille desteklenmediği ve gerçeğe aykırı olduğu, bu iddiaya ilişkin olarak kararname taslaklarının HSYK'dan getirtilmesini talep ettikleri ancak getirtilen taslakların taleplerine rağmen kendilerine tebliğ edilmediği, sanığın evinde herhangi bir toplantı yapılmadığı, sanığın hiçbir örgütsel toplantıya katılmadığı, himmet vermediği, Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde belirleyici bir heyetin olduğundan haberdar dahi olmadığı, HSYK Genel Kurulunda Danıştaya 37 ve 38 bin sicilli üye seçilmemesi sonucunu doğuracak teklif gündeme geldiğinde sanığın söz olarak kanunda öngörülmeyen bir sınırlandırmanın ilke kararıyla alınamayacağını herkesin huzurunda ifade ettiği, neticede hukuka ve adalete uygun bir seçimin gerçekleştirildiği, bu seçimi bir terör örgütü faaliyeti gibi göstermeye çalışmanın açık bir hukuksuzluk olduğu, seçim sürecinde HSYK üyelerinin kendi aralarında yaptıkları görüşmelere örgüt faaliyeti süsü vermenin hukukta yerinin olmadığı, sanığın katıldığı HSYK toplantılarında iştirak ettiği kararlara hukuki ve ilmi görüşü doğrultusunda muhalefet şerhi yazdığı, bu konuyla ilgili suçlamanın Anayasa'nın 25 ve 26 ile AİHS'nin 10. maddelerine açıkça aykırı olduğu, bu iddianın hukuken geçerli bir dayanağının bulunmadığını ortaya koymak için sanığın muhalefet yazdığı tüm kararların getirtilmesine ilişkin taleplerine cevap verilmediği, sanığın 17 Aralık 2013 tarihli soruşturmanın ertesinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının değiştirilmesine ilişkin konuyu bizzat gündeme getirmediği, yalnızca bu konu konuşulurken fikrini ifade ettiği, zira başsavcıların atanmasının ve görevden alınmasının sanığın da görev yaptığı Birinci Dairenin görevleri arasında bulunduğu, Adli Kolluk Yönetmeliğine ilişkin HSYK açıklamasından konu Genel Kurulun gündemine geldiğinde haberdar olduğu, neticede yasal bir zorunluluk olarak oyunu kullandığı, böyle bir süreçten örgüt faaliyeti çıkarmanın ve tartışmaların tamamen dışında olan sanığı suçlamaya çalışmanın hukuk dışı olduğu, Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinin hukuka, adalete ve HSYK ilke kararlarına uygun olarak yapıldığı, cemaat kontenjanından yüksek yargıya üye seçildiği değerlendirmesinin maddi gerçeklerle uyuşmadığı, Bylock indirme ve kullanmanın suç olduğuna ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığından bunu suç olarak değerlendirmenin de mümkün olmadığı, Bylock'un yasak delil olduğu, bu sebeple hukuka aykırı bu delilin yargılama dışı bırakılması gerektiği, kaldı ki sanığın kesinlikle Bylock yüklemediği ve kullanmadığı, Bylock'a ilişkin kayıtların soruşturmanın gizliliği gerekçesiyle kendilerine incelettirilmediği, buna ilişkin itirazlarına ve sahtecilik iddialarına rağmen doğruluğu sorgulanmamış ve denetime tabi tutulmamış Bylock tespit ve değerlendirme tutanağının doğru kabul edilerek hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, tespit ve değerlendirme tutanağının dayanağı Bylock sunucusu olduğu iddia edilen dijital materyalin ve diğer ham verilerin veri bütünlüğünün şüpheli olduğu, orijinalliğinin korunup korunmadığı yönündeki itirazlarının incelenmediği ve sahtecilik iddialarının gereğinin mahkemece yerine getirilmediği, itirazları kararda karşılanmadan tek taraflı sunulan ve çelişkilerle dolu yorumların doğru kabul edilerek hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu, BTK verileriyle KOM verilerinin örtüşmediği, BTK tarafından gönderilen tablolarda uzman ve bağımsız bilirkişi incelemesinin yaptırılmadığı, sanığa ait olduğu iddia edilen her iki tutanakta da herhangi bir yazışmaya rastlanılmadığı, sanığın Bank Asya'da hesabının bulunmadığı, örgüt liderinin talimatlarından sanığın da eşinin de haberinin olmadığı, sanığın terör örgütü ile irtibatlandırılmasına gerekçe gösterilen eşinin Bank Asya'daki hesabına EFT yaptığı suçlamasının hukukta yerinin olmadığı, sanığın ve eşinin maaşlarından arta kalan tasarruflarını değerlendirmek amacıyla devlet güvencesi altındaki bir bankada hesap açmanın ve devletin teşvikiyle para yatırmanın suç olarak kabul edilemeyeceği, konusu suç teşkil etmeyen ve gerçeğe aykırı bahse konu iddiayı tümüyle reddettikleri, lehe olan hiçbir delilin değerlendirmeye alınmadığı ve kendilerine ulaştırılmadığı, gerekçelerini göstermelerine rağmen hiçbir bilirkişi incelemesi taleplerinin kabul edilmediği, şeklen bir yargılamanın yapıldığı, birleştirme taleplerine rağmen yargılamaları ayrı yürütülen eski HSYK ve Danıştay ve Yargıtay üyeleri hakkında verilen kararlarda sanığın suçlu olarak tespit edildiği, böylece savunma dahi alınmaksızın aynı mahkemece verilen başka kararlarda sanığın onlarca kez mahkûm edildiği, yargılamanın sanığın eylemlerinden dolayı değil, kanunsuz fişlemelerden dolayı yapıldığının açık olduğu, aynı delillerin farklı şahıslar için farklı yorumlandığı ve bu suretle objektif bir yargılama yapılmadığı, aralarındaki Bylock yazışmaları sanık aleyhine delil kabul edilen kişilerin tanık olarak dinlenmesine ilişkin taleplerinin reddedildiği, FETÖ'nün bir terör örgütü olduğuna ilişkin ilk kesinleşmiş yargı kararının Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından 26 Eylül 2017 tarihinde verilmesine karşın bu tarihten önceki yasaya uygun fiil ve hareketlerin hukuka aykırı olarak terör eylemi sayıldığı, FETÖ üyeliğine dair kriterlerin yasal bir düzenlemeye dayanmadığı ve hukuki belirlilik, kanunilik ve öngörülebilirlik niteliklerini taşımadığı, işlendiği zaman suç olmayan fiillerin yıllar sonra suç olarak kabul edilip yargılamaya konu edildikleri, bu durumun kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesine aykırı olduğu, soruşturma, kovuşturma ve tutukluluk sürelerinin adil yargılama ilkesini ihlal edecek kadar uzun sürdüğü, cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak uygulanmasının hukuka aykırı olduğu, kararda takdir hakkının hukuka aykırı olarak kullanıldığı, sanık hakkında ifade veren itirafçıların yargılamaları bitip haklarında verilecek karar kesinleşmeden hukuki niteliği tartışmalı ifadelere dayalı olarak hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğu, bağımsız, tarafsız, eşit, objektif ve hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmadığı, silahların eşitliği ilkesinin çiğnendiği, gerekçeli kararın otuz beş gün sonra kendilerine tebliğ edilmesine rağmen temyiz için sadece yedi günlük bir süre verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu, savunmaların tamamının karara aktarılmadığı ve bazı önemli savunmaların görmezden gelindiği, kovuşturmada usulüne uygun olarak sundukları taleplerinin karara geçirilmediği ve bu taleplerinin neden değerlendirilmediğinin ya da reddedildiğinin gerekçeli karar yükümlülüğüne uygun olarak karşılanmadığı, kararda toptancı bir yaklaşımla genel değerlendirmelere yer verildiği ve sanığa yönelik kişiselleştirmeye girilmediği, sanığın kanunlara aykırı tek bir eyleminin belirtilmediği, mahkemenin değerlendirmesinin aksine Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Yargıtay 3. Ceza Dairesi arasında bir iş bölümü ilişkisi olamayacağı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinde yapılan yargılamanın kanunen yok hükmünde olduğu, karara dayanak olan delillerin tümünün duruşmada tartışılmadığı, gerekçeli kararda hiçbir delile dayanmaksızın tamamen varsayıma dayalı çıkarımlarla sanığın uzun yıllardır örgüt içinde olduğunun belirtilmesinin gerçek dışı ve hukuksuz olduğu, itirafçı tanıklar ... ve .....'un ifadelerinin husumete dayalı olarak verildiğini delilleriyle ortaya koymalarına rağmen gerekçeli kararda bu itirazların karşılanmadığı ve adı geçenlerin ifadelerinin hükme esas alındığı, kararda yapılan pek çok değerlendirmenin dosya gerçekleri ile örtüşmediği, başka sanıklar hakkında verilen kararların ve bu kararlarda yapılan değerlendirmelerin ilgisiz ve hatalı olarak sanık hakkındaki karara aktarıldığı hususlarını beyan etmiştir. VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RESEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR: 1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİİ: a) Genel Olarak: Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır. Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir. Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür. Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür. Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında "Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder." şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir. Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde ağır cezalık suçüstü hâli ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır. 5271 sayılı CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de suçüstü hâlinin; "1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu" ifade ettiği öngörülmüştür. Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir. Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar suçüstü olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir. Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara, 1978, s. 692, 693.). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki işlenmekte olan suçu ifade etmektedir. b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli: Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir. Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir. c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri: Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir. Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi; "Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir. a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar, Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar. Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." Şeklindedir. "Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde; "...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır." hükmü yer almaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi; "(1) Türk Ceza Kanununda yer alan; ... c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç), Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. ... (3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.", Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise; "(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez..." Şeklindedir. "Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli; "Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır. Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak; a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır." biçimindedir. Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur. 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur. Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir. Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir. Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur. Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir. d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı: Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercii olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercii aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi) Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi). Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde "Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır." şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır. e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri: Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir. Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır. Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir. Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır. Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır. 2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla; "Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir. Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir. Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder. Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir. Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerine Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra; "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin Görevleri" başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye "Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir." biçiminde (f) bendi eklenmiştir. 2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan Yargıtay, dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir. Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 23.06.2021 tarih ve 31520 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 01.07.2021 tarihinde yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarih ve 196 sayılı kararının; I bendinin 2. ve 3. maddeleri; "...2) 28.01.2020 tarih ve 31022 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 23.01.2020 tarih, 2020/1 sayılı kararıyla 9. Ceza Dairesine bırakılan ve hâlihazırda dairede yargılaması devam eden ilk derece dosyalarına 9. Ceza Dairesinde bakılmasına devam edilmesine, 3) 28.01.2020 tarih ve 31022 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 23.01.2020 tarih, 2020/1 sayılı kararıyla ilk derece yargılama görevi 9. Ceza Dairesine verilen “Yargıtay 16. Ceza Dairesinin görev alanına giren ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılması gereken işler”e 01.07.2021 tarihi itibariyle 16. Ceza Dairesi tarafından bakılmasına, NOT: Daha önce 9. Ceza Dairesince ilk derece yargılaması olarak bakılmış dosyalardan kanun yolu incelemesinden dönenlere de 16. Ceza Dairesi tarafından bakılacaktır." İ bendi; "İ) 3713 sayılı Kanunun 4. maddesinde sayılan ve terör amacı ile işlenen suçlara ilişkin işlerin temyiz incelemesi ve ilk derece yargılamalarının suç tiplerine göre ilgili Dairelerince yapılmasına," II/1-a maddesi; "Yargıtay 16. Ceza Dairesi numarasının Yargıtay 3. Ceza Dairesi olarak değiştirilmesine" şeklinde düzenlenmiştir. Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesinde, bozma sonrası yargılamanın da Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri: Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin Danıştay Meslek Mensuplarını ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir. 2575 sayılı Kanun'un "Soruşturma" başlıklı 76. maddesi; "1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır. 2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür. 3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur. 4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir. 5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz." , Aynı Kanun'un "Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi" başlıklı 79. maddesi; "76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.", Aynı Kanun'un "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 81. maddesi; "...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır. 2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir." Şeklinde düzenlenmiştir. "Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür. Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. g) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri: Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı beşinci kısmında yer alan "Üyelerin Hukuki Durumları" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır. Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan "Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir. 6087 sayılı Kanun'un "Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 38. maddesi; "(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır. (2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir. (3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir. (4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur. (5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir. (6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir. (7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya; a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine, b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine, kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir. (9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır..." Biçiminde son hâlini almıştır. Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde; Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. ğ) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri: Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir. 2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ: Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları; a) Genel Olarak: Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir. Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur. Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir. Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır. Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması tehlike tehlikesinin cezalandırılması şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348). b) Örgüt kurma: Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir. Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için amacı gerçekleştirmeye yeterli üyenin, hiyerarşik örgüt yapısının, şiddete dayanan eylem programının varlığını aramak gerekir. Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir. c) Örgüt yönetme: Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir. Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez. Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir. d) Örgüt üyeliği: Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır. Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında; Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için; Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir. Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder. Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz. Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır. Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır. Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır. e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir. Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır. Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi). İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir. TCK'nın 30/1. maddesinde suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez. Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur. Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır. Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir. Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için mahrem alan şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde hizmet hareketi adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir. 3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI: a) Genel olarak: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; Altın Nesil adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek üzerine kuruludur. FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır. Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri: Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği, Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır. c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü: Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere; 15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi: Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; Yurtta Sulh Konseyi üyesi olan, sıkıyönetim komutanı olarak görevlendirilen, sıkıyönetim mahkemelerine ve kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanının emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı). 4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır. Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir. ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır. ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı; 2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. İş nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un Soruşturma ve kovuşturma işlemleri başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen arama ve el koyma koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki bilgisayar kütükleri ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da uygulanmasının dayanağı budur. 10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle şüphelinin kullandığı ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu elektronik veridir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir. Sonuç olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana sunucusunun, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana sunucudaki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır. B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ: B-1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması: Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre; a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma: Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir. Mahrem hizmetlerde, Fetullah Gülen veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş örgüt mensupları kullanılmaktadır. Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir. Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün silahlı kanadını oluşturmuştur. 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK'nın her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir. Örgüt dilinde mahrem yerler: -TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları), -Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri), -Yargı (Adalet Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK), -MİT, -Mülkiye (valiler/kaymakamlar), -Bazı özel kurumları (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK), İfade eder. Özel Hizmet Birimleri; TSK, Yargı, Emniyet, Mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmadır. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır. Örgütün gerek 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler gerekse 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür. Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubunun, en fazla bir üst sorumlusunu ve/veya bir altında bulunan örgüt mensubunu tanıması amaçlanmaktadır. b) Mahrem Yapılanmanın İşleyişi: Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve Yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler, Talebe İmamları tarafından belirlenmekte ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır. Bu öğrenciler talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan Özel Evlere yerleştirilmektedir. Evlere yerleştirilen öğrencilere kod isim verilmekte ve özel derslere tâbi tutulmaktadır. Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş Sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere ezberletilerek sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır. Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hâli bulunmayanlar seçilmektedir. Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması hâlinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları aracılığı ile uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır. 1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin askeri liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, askeri liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan Talebe İmamı tarafından takibi sağlanmıştır. Talebe İmamı, sorumlu olduğu öğrenciyi genelde on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmeler, katı kurallarla belirlenmiş yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştirilmektedir. 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan soruşturmalar akabinde alınan ifadeler ve yapılan tespitler sonucu gün yüzüne çıkarılan bilgilere bakıldığında; örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (yüzbaşı, üsteğmen, teğmen) ve astsubay gruplarından oluştuğu tespit edilmiştir. c) Kadrolaşma Süreci: Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamu ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesindedir. Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve Fetullah Gülen tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve örgütün devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin devlete değil örgüte sunulması, devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir. Bu gibi somut olaylar da göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubunun devletin kamu kurumlarına yerleşmesi/yerleştirilmesi değil, sızması ve halk tabiriyle ayrık otu gibi bulunduğu yerleri işgal etmesi söz konusudur. 15.07.2016 tarihindeki darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasının Mahrem Hizmetler olarak isimlendirildiği ve yapılanmada gizliliğe azami derecede riayet edildiği bilinmektedir. Genellikle ortaokul/lise döneminde kazanılan ve örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilerek örgüt mensuplarınca özel bir sınavdan geçirilen bu şahısların, örgütün mahrem yapılanmasını oluşturan birimlerde istihdam edilmesine örgütün oldukça önem verdiği ve mahrem hizmetlerde kullandığı görülmektedir. Askeri mahrem yapılanmada yer alan bir örgüt mensubunun hayatını dört evrede özetlemek mümkündür: -Birinci evre; Işık evi, -İkinci evre; Hususi/özel ev, -Üçüncü evre; Askeri okullardaki eğitim süreci, -Dördüncü evre; Birim yapılanması, Çocuk yaşta örgüte kazandırılan öğrenciler, talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan özel evlere yerleştirilmektedir. Örgüt mensupları, ortaokul ve lise dönemlerinden itibaren düzenli olarak örgüt liderinin ses veya görüntü kaydı hâline getirilmiş vaazlarını, kitaplarını sohbet toplantılarında dinlemekte, izlemekte ve okumaktadır. Sohbet toplantıları, örgüt tarafından masum dini faaliyetler gibi gösterilmeye çalışılarak ardındaki örgütsel fikir ve idealler gizlenmektedir. Oysaki bu toplantılarda, dini kılıf altında ya da buz dağının görünmeyen yüzünü oluşturan kısımlarında örgütsel bir bakış açısı kazandırılmaktadır. Bir örgüt mensubunun bütün bu hayat evreleri, sohbet toplantılarına katılmakla geçer. Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir: "Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer, belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviye si kırılır. Biz her bir yerlerimiz şu cemaatin Kuvveyi maneviye sini takviye etmek üzere el ele tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor. Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum. Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor. Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...) Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim? Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela .... Bey yok, (X) yok, mesela ....bey de yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. Mehmet Bey diyor ki bir senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor." Sohbet toplantılarını, çeşitli alt başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları keyfiyet odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve stratejileri ile alakalı iş/meslek konularının görüşülmesi kısmıdır. Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine bakıldığında; -Pırlantalar olarak adlandırılan Fetullah Gülen'in kitaplarını okuma, -Önceden kayda alınmış sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme, -Haftalık Bamteli sohbeti, Sızıntı, Çağlayan Dergisi vb. yazılarını okuma/izleme, -Örgüt mensubu yazarların kitaplarından ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması, Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler aşılanmaktadır. Daha önce de açıklandığı gibi bu faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde ideolojik örgüt eğitiminin verilmeye devam ettiği görülmektedir. Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında; -Olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, (Fetullah Gülen'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman edilmesi) -Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, (Fetullah Gülen'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç) -Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerinin empoze edilmesi, -Toplantıya katılanların bireysel dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi, -Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi, -Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak itaatin sağlanması, -Bağlılık, güven ve sadakatin oluşturulması, -Birlik ruhunun sağlanması, -Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması, psikolojik olarak önceden hazırlanılması, -Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi, -Moral değerlerin ve mücadele kapasitesinin yükseltilmesi, Şeklinde olduğu görülmektedir. Sohbet toplantılarının örgütün temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu toplantılar dini faaliyet, dini sohbet kılıfı altında hedef saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır. Örgütün toplantılara bakışı gayet nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça görülmektedir. Toplantılara aksatmadan, düzenli katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar, bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye başlayanlar Ümit pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir. Diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte, örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır. d) Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri: Dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösteren ve binlerce mensubu olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü açısından iç haberleşme; talimatların alınıp verilmesi, gelişmelerin güvenli ve zaman kaybetmeksizin aktarılması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından hayati öneme sahiptir. Faaliyet alanlarının çeşitliliğine paralel olarak örgütün haberleşme yöntemleri de farklılık arz etmektedir. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterilmektedir. Örgütün iletişimde kullandığı yöntemlerin; -Yüz yüze/buluşma, -Canlı kurye, -Kriptolu IP hattı, -Not ile haberleşme, -Basın yayın üzerinden talimat verme, -Sosyal medya (Facebook, Twitter vb.), -Telefon (GSM, operasyonel hat, ankesör/büfe arama), -İletişim/haberleşme programları (ByLock vb.), Olduğu anlaşılmaktadır. Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya'ya gidilerek örgüt lideri ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır. FETÖ/PDY elebaşısının çok önemli hususların yüz yüze (Ru Be Ru) görüşülmesi yönünde talimatlarının olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Örgüt toplantılarında verilen talimatlar ufak kâğıtlara yazılmakta hatta bunların lüzumu hâlinde yok edilebilmesi için yenilebilir özellikte olması sağlanmaktadır. Kiralık hatlar vasıtasıyla kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta kullanılan yöntemlerdendir. En kolay ve önemli haberleşme araçlarından biri GSM hatlarıdır. Bu hatlar, genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinin gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. (Uygulanan tedbir şekline göre süre değişkenlik gösterebilir.) Telefonların değiştirilmesi sürecinde eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Böylece tek numara ile görüşme yapan hat görüntüsünden uzaklaşılması ve örgütün kullandığı hatların tespitinin zorlaştırılması amaçlanmaktadır. İletişimin telefonla kurulduğu dönemlerde (iletişim/haberleşme programlarının kullanılmadığı dönemlerde) telefonun akıllı olmaması ve internet bağlantısının bulunmamasına dikkat edilmiştir. Aynı zamanda mesaj atılması da istenmediği için yasaklanmıştır. Örgüt mensuplarının kendi adlarına olmayan GSM hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir. Türkiye'de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Abone bilgilerinden sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebilmesi nedeniyle zaman zaman tercih edilebilmektedir. Örgüt mensupları, tedbir olarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim zikretmekten imtina ederek genel ifadeler kullanmaya özen göstermekte ve yaygın olarak KOD İSİM kullanmaktadırlar. Örgütsel görüşmeler sırasında hizmet, şakirt, Gülen, cemaat gibi kelimelerin telefonda zikredilmemesine özen gösterilmekte, buluşma yeri söyleneceği zaman şifreli ifadeler kullanılmasına önem verilmektedir. Her ne kadar iletişimde esas olan usul randevulaşma sistemi olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefon hatlar olduğu tespit edilmiştir. Örgüt tarafından bu yöntemin kullanılma sebepleri ise; -Pratik ve kolay ulaşılabilir bir iletişim modeli olması, (Örneğin, operasyonel hat ile iletişim için gerekli olan 2. bir telefon, çevresi tarafından şahsın durumunu şüpheli hâle getirebilir) -Anonim bir iletişim modeli olması, (Açıklamaya ihtiyaç duyulduğunda gönül ilişkisi vb. bahaneler ileri sürülebilir) -Teknolojik imkânların güvenilir olmadığı, (ByLock serverlarının elde edilmesi vb. toplu deşifrasyon olmayacağı inancı) -Arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı, Düşüncelerine dayanmaktadır. e) Büfe/Ankesörlü Sabit Telefon Hatlarıyla İrtibat Kurma Yönteminin Özellikleri: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü sohbet olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği hususuna yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiştir. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye ve lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde; -Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra), -Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde), -Tek arama, Şeklinde iletişim gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır. Birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise kamuya açık ve birbirinden bağımsız market/büfe/lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir. Yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında elde edilen bilgilerden, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Mahrem Yapısı içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının, kendi sorumlulukları altında bulunan özellikle asker ve diğer mahrem hizmetteki sivil şahısların telefon numaralarını, deşifre edilmelerinin önlenmesi ve örgütsel faaliyetlerinin sürdürülebilir olması amacıyla şifreleme metotları kullanarak kaydettikleri de tespit edilmiştir. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılan ve şu ana kadar tespit edilebilen bazı şifreli kaydetme yöntemlerinin; -On (10) Rakamına Tamamlama; Öğrencilerin telefon numaralarını telefona kaydetmek yasak olduğu için normal bir esnafın kartvizitinin arkasına veya herhangi bir kâğıda telefon numaralarının son dört rakamının her biri 10'a tamamlanarak kaydedilir. Yani kayıtlı telefon numarasının son dört rakamının her birini 10 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakam yazılır. 10'a tamamlama sistemine örnek vermek gerekirse telefon numarasının son dört rakamı 46 05 ise not kâğıdına yazılan numaranın son dört rakama 64 05 olur. Bir başka örnekte ise telefon numarasının son dört rakamı 43 17 ise kartvizite yazılan numaranın son dört rakamı 67 93 olur. -Sondan İkili Rakam Bloklarını Çapraz Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan rakam bloklarının yerlerinin çapraz olarak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, 0 xxx 345 ..... numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 345.... olarak kaydedilir. -Rakam Bloklarını Ters Yazma; Telefon numarasının operatöre ait ilk 3 rakamları sabit kalmak şartıyla geri kalan rakamları ise rakam bloklarının kendi arasında ters yazılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 345 ... numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 543 .....olarak kaydedilir. -Sondan 4 üncü Rakamı Dört (4) Arttırma; Telefon numarasının sondan dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 02 44 olarak kaydedilir. -Sondan 2 nci ve 4 üncü Rakamı Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan ikinci ve dördüncü rakamlarının yerlerinin değiştirilerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 42 64 olarak kaydedilir. -Telefon Numarasını Oluşturan Rakamlara Bir Ekleme Bir Çıkarma; Telefon numarasını oluşturan rakamlara soldan başlayarak sırasıyla bir ekleme bir çıkarma yapılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 ....numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 535 .... olarak kaydedilir. -Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Kredi Kartı Numarasına Benzetme; Telefon numarasını oluşturan rakamlarının başına, sonuna rakamlar ekleyerek veya 16 haneli kredi kartı numarası şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 ..... telefon numarası 5410 xxx4 4462 4454 olarak kaydedilir. -Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Servis Sağlayıcı Operatör Kodunun İl Alan Koduna Değiştirme; Operatör kodunun herhangi veya faaliyet gösterdiği il kodu şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 505 xxx xx xx numaralı telefon kaydedilirken 0 312 xxx xx xx olarak kaydedilir. -99'a Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 99'a tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX .... 45 67 numarasının 5XX 123 ... şeklinde yazılması, 100'e Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 100'e tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX ...45 67 numarasının 5XX .... 33 şeklinde yazılması, -Çaprazlama metodu; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son dört hanesinin ikili gruplar hâlinde kendi içinde çaprazlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX...45 67 numarasının 5XX .... 76 54 şeklinde yazılması, Şeklinde olduğu saptanmıştır. Mahrem imamların, kendilerine bağlı muvazzaf askerlerin (öğrenci) telefon numaralarını ajandalarına kaydederken yukarıda açıklamaları verilen örnek şifreleme yöntemlerini kullanmakla birlikte bazı mahrem imamların arama yapmadan önce numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aradıkları da sıklıkla gözlemlenmiştir. Kolluk birimlerinin yapmış olduğu çalışmalar ve soruşturmalarda alınan ifadelerden; "Mahrem imamların belirledikleri periyodik zaman diliminde grubunda bulunan askeri personelle sohbet adı altında örgütsel toplantıları düzenledikleri, bir sonraki toplantının yerinin-zamanının ve saatinin yapılan bu toplantılarda yüzyüze görüşülerek belirlendiği, toplantı günü ve saatinde değişiklik veya farklı bir gelişme olduğu zaman mahrem imam tarafından sabit hatlardan (ankesör-büfe-market vb.) askeri personelin cep telefonu aranmak suretiyle irtibatın gerçekleştirildiği, mahrem imam tarafından gerçekleştirilen bu görüşmelerin genellikle çok kısa tutulduğu ve şifreli olarak anlatılmak istenilenin söylendiği, bu telefon görüşmelerinin kısa tutulmasının sebebinin mahrem imamın ve sabit hatlardan aranan askeri personelin deşifre olmasını engellemek olduğu, askeri personelle mümkün olduğu kadar sabit hatlardan az irtibat kurulmaya özen gösterildiği, askeri personelin çok aranmasının o personelle ilgili bir sıkıntının yani toplantılara gelmeme, terör örgütü ile irtibatını koparmaya çalışma gibi etkenlere işaret ettiği, mahrem imam tarafından sürekli arama yapılarak askeri personelin ikna edilmeye çalışıldığı, askeri personelin az aranmasının ise o personelin toplantılara düzenli geldiğinin, gerçekleştirilen toplantılarda yüz yüze alınan kararlar sonucunda bir sonraki toplantıya düzenli katıldığının göstergesi olduğu, katalog evlilik yapan askeri personelin eşleri ile toplantılara katıldıkları örgüt imamlarının eşlerinin askeri personelin eşleri ile ilgilendikleri, bu şekilde mahrem imamlarca yapılan görüşmelerin 2017 yılına kadar devam ettiği, bu tarihten sonra sabit hatlardan askeri personelin aranmamasına dikkat edildiği, bunun sebebinin ise yapılan örgütsel faaliyetin deşifre olması ve mahrem imamların takip edilmesinden korku duyulmasından kaynaklı olduğu, bu süreçten sonra askeri personel ile görüşme yapılmak istenildiği zaman; lojmanlarda oturmayan ve FETÖ Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren askeri personelin evlerine gidilerek irtibat kurulduğu ya da asker şahsın mahrem imamın evine gitmesi şeklinde irtibat kurulmaya çalışıldığı, subay, astsubay veya askeri öğrenciler ile ilgilenen mahrem imamların birbirinden farklı olduğu, örneğin subay ve astsubayların aynı grup içerisine dâhil edilmediği" Anlaşılmıştır. Sonuç olarak; Yukarıda izah edilen açıklamalar, olgular ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock ve Eagle gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerin de denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit (büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan mahrem imamlar tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak hedefin kaybolmasını amaçladığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmaların/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından sorumluluğundaki gruplarla ilgili grup içerisindeki tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile iş yerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda birebir sorumluluk esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği ve redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10", "100" veya "99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş hâliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı, Belirlenmekle; Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şekilde yapılan aramaların; örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır. B-2) Bir İletişim Aracı Olarak Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik Veya Ardışık Aramaların Hukuki Niteliği: a) Ulusal ve Uluslararası Mevzuat: Konuyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi: Madde 8 - Özel ve aile hayatına saygı hakkı (1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Özel hayatın gizliliği ve korunması Özel hayatın gizliliği Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili mercin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar. ... Haberleşme hürriyeti Madde 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir. Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar Madde 38- (6)- Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma Madde 90/5- Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre; İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.) ... (3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir. ... (6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir. ... (8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan; ... 15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302), 16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316), 17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları, Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. (2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirler emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. ... (4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür. Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi Madde 206-(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: (a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. .. Delillerin Takdir Yetkisi Madde 217 – (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hükmün Gerekçesinde Gösterilmesi Gereken Hususlar Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: ... (b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır: ... (i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması. Şeklinde düzenlenmiştir. b) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Hukukiliği: Çağımızda hukukun değişmez niteliği; evrensel, herkes için, bağımsız, tarafsız, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, adil, haksızlığa karşı vazgeçilmez oluşudur. Bir ülkede bu ilkelerin benimsenip güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi için demokratik düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla oluşturulması, demokratik hakların etkin biçimde kullanılması, devletin bütün işlemlerinin hukuk sınırları içinde ve hukuk devleti ilkelerine uygun olması kadar çağdaş bir ceza yargılamasının sağlanması da gerekmektedir. İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 2014/5.MD-98 Esas 2016/83 sayılı ve 10.12.2013 tarihli ve 2013/359 sayılı kararlarına göre ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araç deliller olup nitekim 5271 sayılı CMK'nın "Delillerin takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." denilerek aynı amaca işaret edilmiştir. Bu açıklama ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususu hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Ceza muhakemesinde maddi gerçek ortaya çıkarılırken, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurulması temel amaçtır. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğretide ve uygulamada delil yasakları olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasında, CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 217. maddesinin ikinci fıkrasında, 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin esas alınamayacağı belirtilmiştir. Delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olup olmadığına ise yargı makamı karar verecektir. Delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dahil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No:35394/97, &34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır. (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No:4378/02, & 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No:11082/06, 13772/05, & 700). Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır. Görüldüğü gibi delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ulusal mahkemelerin takdirindedir. c) Mukayeseli Hukuk ve AİHM Kararı Bağlamında Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Delillerin Niteliği ve Hukukiliği: Karşılaştırmalı hukukta iletişimin tespitine ilişkin düzenlemeler farklılık göstermektedir. Örneğin Fransa, İngiltere ve Avusturya'da iletişimin tespitine ilişkin bilgiler denetim kapsamında kabul edilmemekte ve herhangi bir sınırlamaya tabi bulunmadan bu bilgiler soruşturma ve kovuşturmada kullanılmaktadır. Avrupa Birliğince (AB) 24.10.1995 tarihinde "Kişisel Verilerin İşlenmesinde Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Dolaşımı"na ilişkin 95/46 nolu Yönerge kabul edilmiştir. Ancak söz konusu yönerge hükümlerinin savunma, kamu güvenliği veya ceza hukuku açısından uygulanmayacağı da belirtilmiştir. 95/46 nolu Yönerge temel alınarak düzenlenen telefon konuşmaları ve e-postaları da kapsayacak şekilde elektronik iletişimde özel yasanın gizliliği ve kişisel verinin korunmasına dair 2002/58 nolu Yönerge'nin amacı, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından, haberleşmenin gizliliğine yetkisi bulunmayan kişilerce erişilmesini engellemek, kamu telekomünikasyon şirketleriyle ve kamuya açık telekomünikasyon servisleriyle sağlanan telekomünikasyon gizliliğini korumak amacıyla önlemlerin alınmasını sağlamaktır. (Hayrünisa Özdemir, Haberleşmenin Gizliliği ve Kişisel Veriler, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S:1-2, 2009, s. 286) Bununla birlikte bu yönerge; devletlerin elektronik iletişimi, hukuka uygun denetleme veya AİHS'ye uygun olarak önlem alma imkânlarını etkilememektedir. (Saadet Yüksel, Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale, Beta, 1. Baskı, 2012, s. 89-99). AİHM, kişisel verilerin elde edilmesini her durumda özel yaşamın gizliliği hakkına bir müdahale olarak görmemekte ve kişisel verilere ilişkin AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde iki aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Öncelikle müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulaşılabilirliği, daha sonra ise ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmektedir. (Saadet Yüksel, a.g.e, s. 103). Bu bakımdan AİHM devletlerin, ulusal güvenliklerini korumak amacıyla, yetkililere kamunun ulaşamadığı kişisel verileri barındıran kayıtlarda bilgi toplama ve kaydetme yetkisini veren kanuni düzenlemeler yapmasını uygun görmektedir. (Leander/İsveç, 26.03.1987, B.No: 9248/81, & 59). Nitekim AB'nin 95/46 ve 2002/58 nolu Yönerge'leri doğrultusunda tanzim edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "İstisnalar" başlıklı 28. maddesinde de kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamak için kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında veya soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâllerinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. AİHM, bir devletin terörle mücadele etmek için önlem almadan önce felaketin gelip çatmasını beklemesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır. (A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 19.02.2009, B.No: 3455/05, & 177). Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinde herkesin kendi özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun açık bir şekilde belirtilmesine karşın terörle mücadele, terör saldırılarını engellemeye yardımcı olabilecek bilgilerin toplanması, terör şüphelilerinin yakalanıp yargılanması amacıyla özel gözetleme yöntemlerinin kullanmasına cevaz vermektedir. d) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Hukuki Değerlendirme: ByLock için yapılan değerlendirmeler ışığında; demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı 15.07.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün çok büyük bir önem verdiği silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüphelilere ve suç delillerine ulaşılması amacıyla Ankara merkezli ve diğer illerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hâkim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği iletişimin tespiti (HTS) kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin demokratik bir ülkede gereklilik ve orantılılık ilkelerine uygun olduğu, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının iletişim özgürlüğü hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır. İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle iletişimin tespiti, Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK'nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak, delil toplarken Anayasa'da ve yasada düzenlenen orantılılık ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkânını da sağlayabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135/6. maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 maddesi) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160 ve 161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hâkime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hâllerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti. Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar: başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. İlk aşama, Cumhuriyet savcısının araştırmalara başlama kararı ile gerçekleşen başlangıç soruşturmasıdır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için şüpheli de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair basit şüphe oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir. Ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının sohbet olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir. Şüphelinin/sanığın mahrem yapıda yer alıp sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; suçun ispatı açısından belirleyici nitelikte olması nedeniyle bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu delillerin teyidi açısından; Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için genellikle kullandığı yöntem olarak belirlenen; Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi, Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları, Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması, Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları, Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması, Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası, Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması, Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi, Asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmediği veya götürülse bile kapalı tuttukları, Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması, Hususlarını da ortaya koyan, bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilerek dosyaya konulması, -Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK'dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının "0" saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi, -Şüpheli/sanığın görev yaptığı diğer şehirlerde ardışık aramalarının olup olmadığı araştırılarak sabit hat ve ankesörlü telefon kullandığına ilişkin analiz raporunun da istenmesi, -Şüpheli/sanıkla ilgili sabit hat veya ardışık aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde tanık sıfatıyla dinlenilmeleri, -Ardışık aramalar kapsamında diğer şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya ibrazı sağlanarak değerlendirilmesi suretiyle maddi gerçeğin ortaya konulması, Gerekmektedir. Bu kapsamda; Yukarıda açıklanan özellikler doğrultusunda; mahrem hizmetlerde görevlendirilen asker veya sivil şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağında kuşku yoktur. C) HABERLEŞME İÇİN OPERASYONEL HAT KULLANILMASI: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemlerinden biri olan operasyonel (patates) GSM hatlarıyla görüşme yapıldığı yönünde şüphe oluşması durumunda soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda örgüt mensuplarının sohbet olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market ve büfe gibi yerlerde kurulu olup ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar dışında operasyonel GSM hatlarını da özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi hâlinde şüphelinin/sanığın askeri mahrem hizmetler yapılanmasında veya sivil şahıslardan olup örgütteki konumu itibariyle operasyonel hat üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında şüpheli/sanığın hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; özellikle suçun ispatında belirleyici delil niteliğinde olması hâlinde bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda sabit hat veya ardışık arama için yapılan açıklamalar ışığında, taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada şüpheli/sanık tarafından kullanılan GSM hattı ile mahrem imam tarafından kullanılan hatlara ait HTS raporları karşılıklı mukayese edildiğinde her iki hattın ortak baz bilgileri bulunduğu, her iki GSM hattının da aynı tarih ve yakın saatler aralığında aynı yerde baz verdiği, görüşmelerin ağırlıklı olarak tek bir GSM numarasıyla olduğu hususlarının mevcudiyeti hâlinde başkası üzerine kayıtlı bu hattın operasyonel hat olarak kullanıldığının tespiti mümkün olabilecektir. Bu kapsamda; Sanığın FETÖ/PDY'nin operasyonel hat kullanmak suretiyle oluşturulan hücresel haberleşme ağında yer aldığının teknik verilerle belirlenmesi, Sanığın kullandığı operasyonel hat ile örgüt mahrem imamının kullandığı hattın aynı baz istasyonunda sinyal alıp almadığının tespitinin yapılması, Sanığın silahlı terör örgütünün mahrem imamları ve yöneticileriyle iletişim kurma yöntemleri, zaman aralıkları, çeşitlilikleri, sanığın asker mi sivil şahıs mı olduğu, irtibat kurduğu kişilerin örgütün mahrem imamı olup olmadıkları hususlarının tespiti, Operasyonel hat olarak kullanılan telefon numarasının kimin adına, ne zaman, nerede alındığına ilişkin GSM operatörlerinden belgelerin getirtilerek belgelerin incelenmesi, bu hattın kim tarafından alındığına yönelik araştırma yapılıp gerekli tespitlerin yapılması, Operasyonel hat olarak kullanılan GSM hattının faturalarının nerede, kim tarafından ve hangi yöntemlerle ödendiğine ilişkin tespitlerin yapılması, Yine operasonel hattın kontürlu hat olarak kullanılması durumunda kontürlerin nerede, ne zaman, kim tarafından yüklendiği ve ücretlerinin nasıl ödendiğinin tespiti, Operasyonel hat ile bu hattı kullanan askeri şahısların görüştüğü mahrem imamların GSM hatlarının HTS kayıtlarının ve diğer iletişim bilgilerinin getirilmesi, Sanığın kullandığı operasyonel hat ile asker ve sivil imam şahısların kullandığı operasyonel hatların ortak bazlarının bulunup bulunmadığı ve mahrem imamlar tarafından kendisi gibi asker olan başka dosya şüphelileri ile farklı tarihlerde ardışık olarak aranıp aranmadığı, arama sayısı ve aramaların periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünüp görünmediği konusunda uzman teknik bilirkişiden inceleme raporu ve operasyonel hat/HTS veri analiz raporu alınması, Gerektiğinde operasyonel hat ile mahrem imamın kullandığı hattın diğer iletişim bilgilerinden olan; abone ismi, adresi, abone kimlik bilgileri, telefon numarası, IMEI numarası sorgusu veya eşleştirmesi (IMEI numarasından kullanıcı, kullanım tarihi, kimlik ve adres bilgisi araştırması), IP sorgusu bilgileri, sim kart bilgisi ve eşleştirmesi, IMSİ bilgisi, PUK numarası bilgisi, kontör kartları bilgisi ve eşleştirmesi, Roaming bilgisi, telefonun açık olup olmadığı bilgilerinin temin edilmesi, Sanıkla ilgili operasyonel hatla aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde bu kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi, Operasyonel hat aramaları kapsamında diğer asker şahıslar (hücresel iletişim ağında yer alan) hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya getirilmesi, Böylece elde edilen tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, Gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler doğrultusunda; sanığın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla operasyonel (patates) hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı veya kendisinin aradığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağı kabul edilebilecektir. D) TANIKLIK: a) Genel Olarak: Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkân sağlamıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK'nın 48. maddesinde temelini Anayasa'nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir. Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK'nın 206/a ve 217/2. maddeleri) hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz. (Yargıtay CGK'nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı) Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın tanık beyanı veya sanık beyanı olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır. b) Çağrı ve dinleme: Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. (CMK'nın 179. maddesi). Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir. (CMK'nın 181/1. maddesi). Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez. (CMK'nın 210/1. maddesi). Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. (CMK'nın 200. maddesi). Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. (CMK'nın 59. maddesi). Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır. CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir. c) Gizli tanıklık: Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu'nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK'nın 3/1-b maddesi) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir. Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır. CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir. Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir. Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir. Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz. Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkânı sağlanmalıdır. AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67). Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992). d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı: Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır. Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir. CMK'nın "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir." şeklinde hükümler içermektedir. Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır. Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi; "(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir: a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar. b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar. c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır. Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır. Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir. 05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kanuna aykırı bir vaat niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır. Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir. Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir. (CMK'nın 206/2. maddesi). Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez. (CMK'nın 207/1. maddesi). Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir. E) BANK ASYA: Bank Asya, ülkemizde faaliyet gösteren dört katılım bankasından biri olarak 24 Ekim 1996 tarihinde Asya Finans Kurumu A.Ş. unvanıyla kurulmuş ve 20.12.2005 tarihinde ise Asya Finans Kurumu A.Ş. olan ünvanı Asya Katılım Bankası A.Ş. olarak değiştirilmiştir. Kuruluş itibariyle, Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin ödenmiş sermayesi 900.000 TL olup bunun 360.000 TL'si A grubu, 540.000 TL'si ise B grubu paylardan oluşmaktadır. Bank Asya'nın halka açıklık oranı %54,04 olup 2014 yılı sonu itibariyle yaşadığı mali sıkıntılar sebebiyle aktif büyüklüğü ile sektörde 21. ve emsal grup (katılım bankaları) arasında ise 4. sıraya gerilemiştir. Terör örgütleri faaliyetlerini devam ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, kara para aklamak şeklinde yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY'nin de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013-Ocak 2014 döneminde bankanın 29.05.2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamu oyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat toplama kampanyaları düzenlediği BDDK'nın 28.05.2015 tarihli mali analiz raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi için örgüt lideri Fettullah Gülen tarafından 25.12.2013 tarihinde Bank Asya'ya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel Müdürü...z'dan Yönetim Kurulu Başkanı .... ve Yönetim Kurulu Üyeleri ..., ..., ..., ...,... ve ...'e 06.01.2014'de iletilen 05.01.2014 tarihinde banka çalışanı ....'in ...'a gönderdiği "Affınıza mahçuben" konulu elektronik posta mesajının içeriğinde "....Bizim iklimimizden bir ağabeyim .... Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001'de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz .... Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız..." ifadeleri yer almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likitide sağladıkları anlaşılmaktadır. İkinci talimat ise 28.08.2014 tarihi olup bu talimat sonrasında da Eylül - Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir. Bank Asya'ya para yatırılması talimatlarından üçüncüsü BDDK'nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan 04.02.2015'dir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Rutin bankacılık işlemleri dışında talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir. Yıl Ay Toplam Kendisi Eşi Eski Eşi Oğlu/Kızı Kardeşi Annesi Babası 2013 12 3809 1256 700 11 109 1073 145 287 2014 1 66483 25482 16847 204 2251 17350 2817 3176 2014 2 39654 15431 10069 129 1362 10568 2329 2454 2014 3 22361 8244 5018 85 665 5957 1400 1758 2014 4 15737 5552 3388 63 426 4205 839 1398 2014 5 13679 4614 2767 45 329 3668 616 1025 2014 6 12546 4441 2713 58 395 3510 587 911 2014 7 11560 4174 2431 36 441 3403 424 719 2014 8 20681 7159 4826 74 1090 5860 854 985 2014 9 65130 25807 18366 180 3496 17039 2613 2427 2014 10 38771 13486 8774 113 1990 11496 1689 2043 2014 11 42992 14032 9567 161 1985 11776 2055 2638 2014 12 13782 5379 3439 38 603 3758 546 778 2015 1 14257 5705 3617 39 548 3940 634 827 2015 2 41978 13729 10979 124 6125 10539 2179 1776 2015 3 17545 6699 4513 57 1059 4813 844 864 2015 4 12630 3794 3077 34 711 3452 628 778 2015 5 11623 4247 2954 21 618 3148 567 721 Tablodan anlaşılacağı üzere rutin bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle Bankasya'ya para yatırılması örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak değerlendirilebilecektir. VII) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEMESİ: Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartışılıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılık iddiaları ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiş; silahlı terör örgütüne üye olma suçunun özellikleri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mahiyeti ve yargı yapılanması, hükme esas alınan bazı delillerin hukuki niteliği hususlarında Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında belirtilen açıklamalara atıfla yetinilmiştir. Sanık savunmalarında her ne kadar suçlamaları kabul etmemiş ise de dosya kapsamındaki tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre; 1994 yılında hâkim adayı olarak mesleğe başlayan ve Danıştay tetkik hâkimi olarak görev yaparken 2010 yılında yapılan HSYK üyelik seçimleri neticesinde HSYK Birinci ve İkinci Daire Üyeliği ile 2014 yılında tekrar seçildiği Kurulda Üçüncü Daire üyeliği görevlerinde bulunan sanığın, staj döneminde örgütsel nitelikteki sohbet toplantılarına katılarak ortaya koyduğu irtibatını hâkimlik görevi sırasında da sürdürdüğü, örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alan mahrem kişilerden olup örgüt tarafından sahiplenilmek suretiyle HSYK üyeliğine seçildiği, üyelik süresince eski HSYK Genel Sekreteri .... tarafından organize edilen ve örgüt mensubu olduğu belirtilen HSYK üyelerinin katıldığı örgütsel mahiyetteki toplantılara iştirak ettiği, 24.02.2011'de gerçekleştirilen Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinden önce örgüt mensuplarının yargı teşkilatında kadrolaşması kapsamında HSYK Genel Sekreteri ... ile HSYK Üyesi ...'nin evlerinde düzenlenen ve örgüt mensubu olduğu belirtilen HSYK üyelerinin bulunduğu gayriresmî toplantılara katılarak bu toplantılar neticesinde belirlenen ve büyük çoğunluğu örgüt mensubu hâkim ve savcılardan oluşan listenin kabul görmesini sağlamak üzere hareket ettiği, HSYK Genel Sekreteri ...'nın evinde gerçekleştirilen toplantıda Yargıtaya üye seçilmesi için uygun görülenlerin sayısının 80 civarında çıktığı anlaşılınca "Hocaefendiye danışılmış, 140'tan aşağısı kabul edilmeyecek" diyerek örgüt liderinin Yargıtay üyesi seçimleri hususundaki talimatı doğrultusunda hareket edeceklerini bildirerek bahse konu talimatın yerine getirilmesini sağlamaya çalıştığı, aynı toplantıda 37 ve 38 bin sicilli hâkimlerin Danıştaya üye seçilmeleri hususunda ısrarcı olduğu, itirazların görüşülmesi için HSYK Üyesi ...'ın evinde yapılması planlanan görüşmeye adı geçenin konunun tartışmaya kapalı olduğu şeklindeki beyanından anlaşıldığı üzere örgütsel tavır ve saikle katılmayarak ısrarını sürdürdüğü, örgütün yargı eliyle gerçekleştirdiği operasyonları resmî görevinin mahiyeti itibarıyla yakından görmesine ve bu operasyonların amacına vâkıf olmasına rağmen HSYK'da görev yaptığı dönemde alınan kararlarda örgüt mensubu hâkim ve savcıları koruma amacıyla lehlerine olacak şekilde diğer örgüt mensubu üyelerle birlikte hareket ederek örgütsel tavırla faaliyet gösterdiği, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından örgüt üyelerinin gizli haberleşmesini sağlamak amacıyla oluşturulan Bylock programını kullandığı, başka dosya sanıklarının Bylock mesajlarında örgütsel amaçla sanıktan bahsedildiği, örgüt liderinin talimat tarihleriyle uyumlu olacak şekilde VakıfBank'ta bulunan hesabından eşinin Bank Asya'da bulunan hesabına gönderdiği tutarlar üzerinden adı geçen bankada katılım hesapları açıldığı belirlenmiş olmakla silahlı terör örgütünde örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında HSYK üyeliğine yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyonla hareket ederek örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu, bu suretle FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine ilişkin dosya kapsamındaki delillere uygun kabulde isabetsizlik görülmemiştir. Sanığın HSYK üyeliği döneminde gerçekleştirdiği bazı işlemler ve kullandığı oylardan dolayı suçlanması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin görevli olduğuna dair vaki itiraz, işbu temyiz incelemesine konu davanın söz konusu işlem ve oylar sebebiyle görevi kötüye kullanma veya ihmal gibi göreve müteallik suçlardan açılmamış olması ve ayrıca örgüt yöneticisi/üyesi olma suçlarının görev suçu kapsamında kabul edilmesi imkânının bulunmaması karşısında yerinde görülmemiştir. Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla mahrem alan yapılanmasında yer alması, sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu ve amaçlarını bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanmamasına ilişkin kabul kanuna aykırı görülmemiştir. Bu itibarla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün CMK'nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâlleri ile sanık ve müdafiinin temyiz itirazları doğrultusunda incelenmesi sonucunda, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, sanığın örgütte kaldığı süre ve bu süre içerisindeki örgütsel eylemlerinin çeşitliliği itibarıyla suç kastının yoğun olması, örgütün mahrem yapılanmasında ve bu yapılanmanın da HSYK gibi örgüt tarafından büyük önem taşıyan Anayasal bir kurum içerisindeki örgütlenmesinde yer alması, bu örgütlenme içerisinde tanık beyanları ve diğer delillerle ispatlandığı şekilde örgütsel saikle hareket etmesi, gerçekleştirdiği eylemlerin vahameti ile işlediği suçla meydana gelen tehlikenin ağırlığı birlikte değerlendirildiğinde temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu ve TCK'nın 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesine aykırılık oluşturmadığı, yine TCK'nın 62. maddesi uyarınca cezanın indirilmesi esnasında belirlenen takdiri indirim oranının yerinde olduğu anlaşılan Özel Daire kararı isabetli bulunmuştur. Dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; aleyhe temyiz bulunmayan hükmün, temel cezanın alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak tayin edilmesi gerektiği düşüncesiyle eleştirilerek onanması yönünde oy kullanmışlardır. Açıklanan nedenlerle; 1) Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 07.03.2023 tarihli ve 28-5 sayılı; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA, 2) Dosyanın, Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2023/485 E., 2024/51 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Sanık savunmasında, örgüt hakkında herhangi bir bilgi vermemiş ve pişmanlık göstermemiş olduğundan hakkında TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri uygulanmamıştır.
Ceza Genel Kurulu         2023/485 E.  ,  2024/51 K. "İçtihat Metni" D İ R E N M E Kararı veren Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 1-19 Silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan sanık hakkında İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.01.2020 tarih ve 116-4 sayı ile; sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/1, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 17 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir. Hükmün sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 01.12.2022 tarih ve 286-754 sayı ile; ''Sanık savunmalarında suçlamaları kabul etmemiş ise de dosya kapsamında yer tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre; sanığın örgütün yargı yapılanması içinde önde gelen kişilerden biri olarak Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hâkimliği, daire başkanlığı, Strateji Geliştirme Başkanlığı ve müsteşar yardımcılığı görevlerini yürüttüğü, tetkik hâkimi olarak görev yaptığı dönemde örgüt sohbetlerini organize ettiği ve bunlara katıldığı, örgüte bağlı hâkim adaylarının katıldığı sohbet toplantılarında bulunduğu ve örgüt adına konuşmalar yaptığı, 2010 yılındaki HSYK üyeliği seçimlerinde örgüt mensubu adayların belirlendiği istişarelere katıldığı, başka dosya sanığı ...in aday gösterilmesini sağladığı, Adalet Akademisi Başkanlığı süresince örgütün bu kurumda yoğun olarak kadrolaştığı, genel anlamda örgütün kadrolaşma faaliyetlerine katkı sağladığı ve dinlenen pek çok tanık beyanına göre örgütün yargı yapılanmasında etkin bir konumda bulunduğu anlaşılmış olmakla silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapılanması içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında başka görevler yanında Yargıtay üyeliğine yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyonla hareket ederek örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu, bu suretle savunmalarının aksine FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu hususu sabit ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.12.2021 tarihli ve 347-653 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet katı bir kuraldır. Teslimiyet, hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgüt sivil toplumu kendi hâline bırakmayıp kendine hizmet eden bağlı unsurlara dönüştürmektedir. Kadrolaşma yoluyla yargı, ordu, emniyet ve bakanlık birimleri bu gücün denetimine girip örgütsel amaçlar doğrultusunda kullanılabilmektedir. Örgütün hiyerarşik yapılanmasındaki tabaka sistemi kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkündür ama dördüncü tabakadan sonrasını önder belirler. Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere hizmet denen işleri ilk üç katmandakiler yürütmektedir. Dördüncü Kat, Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgüte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar. Beşinci Kat, Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanırlar. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evlililiklerinin örgüt içinden olması zorunludur. Altıncı Kat, Has Tabaka: Fethullah ... ile alt tabakaların irtibatını sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar. Yedinci Kat, Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir. Yedi katmanın en üstünde "Fethullah Hoca arşı" yer almaktadır. Beşinci, altıncı ve yedinci katmanlar örgütü yöneten katmanlardır. Altıncı ve yedinci katmandakilerin örgütten kopmalarına kesinlikle izin verilmez. Altıncı katmandakiler örgüt liderinin bildiği ve takip ettiği hayati önemi haiz gördükleri hizmetleri yapan kişilerdir. Beşinci katmanda çok nadir hâlde örgütten kopma olmuştur. Bu katmanda olup örgütten ayrılanlar takip edilerek etkisiz hâle getirilmiştir. Dördüncü katman örgütü bir arada tutar ve alt katmandakilerin teftiş ve kontrolünü yapar. Örgütün bütünlüğü üzerinde tek hâkim ve önder Fethullah ... olup örgüt içerisinde kainat imamı olarak görülmektedir. Diğer yöneticiler onun verdiği yetkiyle onun adına görev yaparlar. Örgüt yukarıdan aşağıya doğru tekçi (monist) yapıda örgütlenmiştir. Daha önce de ifade edildiği gibi örgütün lideri "kâinat imamı, kutsal insan, mesih, mehdi, hoca efendi" gibi sıfatlarla anılmaktadır. Kâinat imamlığı, örgütün her türlü işiyle ilgilenip üst karar veren temel, ideolojik ve doktriner birimdir. Bütün işler onun talimatıyla yürütülmektedir. Örgütün mahrem yapılanması ve faaliyetlerinde gizliliğe riayet uluslararası boyuttaki istihbarat örgütleri gibidir. Nitekim, mahrem hizmetler sınıfı oluşturularak Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızmak suretiyle bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmişlerdir. Mahrem hizmetlerde Fetullah ...'den veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dine, hukuka veya ahlaka aykırı olup olmadığını sorgulamadan yerine getirecek "mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş" örgüt mensupları kullanılmaktadır. Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının; zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkarlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir. Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamuda ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin Devlet kademelerinde yer almasının ötesindedir. Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve Fetullah ... tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve Devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin Devlete değil örgüte sunulması, Devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir. Nitekim, örgüt lideri tarafından hizmet insanı "örgüte bağlı kişinin azimli, kararlı, hizmete karşı itaatkar, her şeyin sorumluluğunu alması gereken, darbe yediğinde azmi bozulmayan, yüksek rütbelere geldiğinde kendi rütbesini değil de hizmetin rütbesini ön planda tutan, hizmet içerisinde yapacağı görevlerin zor olabileceğine inanan ve bütün varlığını, canını, sevdiklerini hizmet için feda etmeye hazır olması" şeklinde tanımlanmıştır. Terör örgütlerinde hiyerarşik yapıya mensubiyet ancak verilen emir ve talimatları sorgulamaksızın mutlak itaati gerektirir. Kamu hizmetinde görevli olanlar bakımından üstlük, memuriyetteki rütbelerine göre değil örgütteki konumuna göre belirlenmektedir. Nitekim, bazı terör örgütlerinde örgüte mensup belediye başkanının veya milletvekilinin belediye işcisi tarafından sorgulandığı ve ona rapor vermek zorunda bırakıldığı, sıkı bir disiplinin bulunduğu askeri birliklerde dahi darbeye teşebbüs sırasında üst düzey subaylara astların veya sivil kişilerin emir verdiği görülmüştür. Genel olarak kamu görevinde üst makamlarda olmak, kamu gücünün kullanılması açısından örgüte avantaj sağlamakla birlikte örgüt yöneticiliği için karine değildir. Bu açıklamalar yanında 5237 sayılı TCK'daki düzenlemeye göre, örgüt yöneticisi ile üyesinin cezai yaptırımları farklı ise de asıl önemli yenilik; yöneticinin, yönettiği tüm örgüt üyelerinin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlediği suçlardan müşterek fail olarak sorumlu tutulmasıdır. Örgüt yöneticisinin sorumluluk alanını genişleten söz konusu bu hüküm karşısında ispatın kesin delillere dayanması zorunluluğu tartışmadan vareste olmalıdır. Dosya içindeki delillere göre; sanık ...'ın yargı teşkilatında ve Adalet Bakanlığında önemli görevler üstlendiği, müsteşar yardımcısı iken Yargıtay üyeliğine seçildiği, mesleki tanınırlığı nedeniyle meslektaşları ve çalışma arkadaşları tarafından otoritesinin kabul gördüğü ve örgütün yargı yapılanmasında önde gelen kişilerden biri olduğu anlaşılmış ise de söz konusu yapıda tek başına karar alan bir kişi konumunda olduğuna dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı herhangi bir delil bulunmadığı, yukarıda açıklandığı üzere müsteşar yardımcılığı veya Adalet Akademisi Başkanlığı gibi görevlerde bulunmuş olmasının örgüt yöneticisi sayılmasına yeterli olamayacağı cihetle, sanığın silahlı terör örgütünün yöneticisi kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, sanığın sübut bulan eylemlerinin TCK'nın 314/2. maddesi kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu ve örgüt içinde bulunduğu konumu ile eylemlerinin yoğunluğuna ve önemine göre TCK'nın 314/2. maddesi gereğince hükmolunacak cezanın üst sınıra yakın olarak belirlenmesi gerekirken, suç vasfının tayininde yanılgıya düşülmek suretiyle silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasına" karar verilmiştir. Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile dosyanın devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılama neticesinde 12.07.2023 tarih ve 1-19 sayı ile bozma kararına direnilerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemli 09.10.2023 tarihli ve 106025 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Sanık ve müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılama esnasında silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda savunmaya yeterli imkân sağlanıp bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde herhangi bir sınırlamaya tabi olmayacak şekilde yazılı savunma imkânının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine oy birliğiyle karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulunca sanık ... hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanığın sübut bulan eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulması sonrasında direnme kararı verilerek sanığın silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan mahkûm edilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır. I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE: A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri: 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir. B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü: Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir. Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olup başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı: İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir. Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür. D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi: a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 12.07.2023 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafiine karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı, Mahkûmiyet kararına yönelik olarak sanık müdafiinin 13.07.2023 tarihli ve süresi içerisinde sundukları dilekçeyle temyiz kanun yoluna başvurduğu, b) Temyiz dilekçeleri içeriklerinden; sanık müdafiinin nedenlerini belirtmek suretiyle gerekçeli kararın kendisine tebliğini talep ettiği, c) Gerekçeli kararın sanığa 25.09.2023, sanık müdafiine 18.09.2023 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, Sanık müdafiinin 18.09.2023 tarihinde süresi içinde (sanığın da 26.09.2023 tarihinde aynı içeriğe sahip temyiz dilekçesi sunduğu görülmekle ) gerekçeli ek temyiz dilekçesini sunduğu, Görülmekle sanık müdafiinin (ve aynı içerikte dilekçeyi imzalayan sanığın) temyiz talebinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır. II) İDDİA: ''...30927 sicil numarası İle Posof Hakimi olarak göreve başlayan şüphelinin sırasıyla Gelendost Hakimliği, Adalet Bakanlığı Tetkik Hakimliği ve Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulunduğu, 18.01.2010 tarihinde Yargıtay Üyesi olarak seçildiği, 30927 sicil numarası İle Posof Hakimi olarak göreve başlayan şüphelinin sırasıyla Gelendost Hakimliği, Adalet Bakanlığı Tetkik Hakimliği ve Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulunduğu, 18.01.2010 tarihinde Yargıtay Üyesi olarak seçildiği, .... .... Şüpheli hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan genel hükümlere göre soruşturma başlatılmıştır. Kural olarak kamu görevlileri ile ilgili haksız soruşturmaların önüne geçilebilmesi amacıyla kanun koyucu özel soruşturma usulleri belirlemiş, "Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü halini" ise bu durumun istisnası olarak kabul etmiştir. Soruşturma usulü konusunda Yargıtay Kanunu 46. maddede de benzer bir düzenleme yapılmıştır. Şüpheliye isnat olunan Silahlı Terör Örgütü Üyesi/Yöneticisi olmak suçu TCK’nın 314. maddesinde düzenlenmiş, bu suçun ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan olduğu, temadinin fiili veya hukuki kesintiye uğradığı tarihe kadar suçun işlenmeye devam ettiği, yerleşik yargı kararları ile de kabul edilmiştir. Bu itibarla; kesinti yani yakalanma tarihi, suç tarihi olarak, bir başka ifadeyle suçüstü hali olarak kabul edileceğinden şüpheli hakkındaki soruşturma genel hükümlere göre sürdürülmüştür. ‘’Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26/09/2017 gün, 2017/956-370 Esas ve Karar" sayılı ilamı ile kesinleşen "Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 24/04/2017 gün, 2015/3-2017/3 Esas ve Karar" sayılı ilamında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY'nin. silahlı bir terör örgütü olduğu, özellikle devletin güvenliğini ilgilendiren kurumlar başta olmak üzere, tüm yapısında yuvalandığı, teknik özellikleri, indirme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle internet tabanlı, kriptolu haberleşme programı ByLock’un, münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulduğu, bu örgüt mensupları tarafından kullanıldığı görülmüştür. Şüpheli hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonrasında, TCK'nın 309/1, 314/1 maddelerinde düzenlenen Anayasayı İhlal ve Silahlı Terör Örgütü Yöneticisi Olma suçlarını işlediği değerlendirilerek fezleke düzenlenmiş ise de; TCK’mn 309/1. maddesinde düzenlenen Anayasayı İhlal suçunun, bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesinin mümkün olmasına rağmen, bu durumun suçun unsuru olmadığı, maddede düzenlenen amaçları gerçekleştirmeye yönelik araç fiilin icrai suç niteliğinde olabileceği gibi, ihmali suç niteliğinde de olabileceği, ihmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi için, failin gerçekleştirmekte olan icrai fiilleri, görevi gereği önleme yükümlülüğünün bulunması gerektiği, teşebbüs suçu olmasına rağmen, suç oluşturan fiilin hazırlık hareketleri aşamasından geçip, icra aşamasına ulaşması gerektiği, araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem araç suçun, hem de amaç suçnn fiil unsurunu oluşturması gerektiği, terör örgütlerinin "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırma veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme" şeklindeki nihai amacının, örgütün her kademesindeki mensuplarca biliniyor olmasının, hiçbir ayrım yapmadan tüm üyelerinin bu suçtan cezalandırılmaları içiıı yeterli olmadığı, bu suça iştirak ettikleri anlamına gelmeyeceği, üyelik ve yöneticilik fiillerinin bağımsız suçlar olarak TCK'nın 314. maddesinde düzenlenerek yaptırıma bağlandığı, fiilin işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemli olmadığı, iştirak için icrai yada ihmali bir davranışla suçun işlenmesine katkıda bulunmak gerektiği hususlarının uygulamada ve teoride kabul edildiği, Şüpheli ...'ın, öğrencilik döneminden itibaren dahil olduğu terör örgütü içerisindeki faaliyetlerini hakimlik mesleği süresince de sürdürdüğü, Adalet Bakanlığında Tetkik Hakimi olarak çalıştığı sırada diğer örgüt mensuplarıyla birlikte örgüt toplantılarına katılarak, örgütün finansman kaynaklarından olan himmet paralarını topladığı, örgüte ait evlerde kalan hakim adayları ile hakimlik sınavına hazırlananlara motivasyon katmak amacıyla ...'deıı toplantılarına katılmasını istediği, kendisinin katıldığı toplantılarda örgüt üyelerinin gizlilik içerisinde hareket etmeleri, amaç ve faaliyetlerini saklamaları hususunda talimatlar verdiği, terör örgütünün Adalet Bakanlığında güçlenmesi için bir çok örgüt mensubunun atanması konusunda faaliyetlerde bulunduğu, terör örgütleri ile mücadele konusunda hazırlanan yasa tasarılarının kanunlaşmaması için diğer örgüt mensupları ile birlikte kulis faaliyetleri yaptığı, Adalet Akademisi Başkanı olduğu dönemde terör örgütü lideri Fetullah ... ile bizzat görüştüğü, bu kuruma örgüt mensubu olan bir çok hakimin alınmasını sağlayarak, kurum bünyesinde örgüte sempati veya yeni üyeler kazandırılması amacıyla yemekli organizasyonlar veya geziler düzenlediği, 2010 yılı HSYK seçimleri için aday belirlenmesi hususunda bizzat aktif görev üstlenerek, ... ve Hüseyin Serter gibi kişilerin aday olmasını sağladığı, seçim öncesinde de örgüte mensubiyeti bulunan adaylara oy verilmesi yolunda çalışmalar yürüttüğü, terör örgütü mensuplarının 2010 yılında HSYK'da çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerin belirlendiği toplantılarda HSYK üyesi olmamasına rağmen seçici olarak yer aldığı, sonraki süreçte yüksek yargıya üye seçimlerinde de belirleyici olarak toplantılara katıldığı, Yargıtay üyesi olduktan sonra Yargıtay'da divan üyelerinin ve dairelerde görev alacak Yargıtay üyeleri ve başkanlarının belirlenmesinde örgüt adına aktif görev alarak faaliyetlerini gizlilik içerisinde sürdürdüğü, bu çalışmalardan endişe duyan kişilerin kendisine yönelttiği eleştiriler ve çözüm önerileri üzerine bu durumun kendilerinin deşifre olması anlamına geleceğini belirterek karşı çıktığı, 2014 yılında yapılan HSYK seçimleri için örgüt mensubu eski Yargıtay Üyesi Dursun Altınöz’ün evinde yapılan toplantıda yine eski Yargıtay Üyesi ...'a Gaziantep’e giderek, orada bu yapıya müzahir HSYK üye adayları lehine çalışma yapması konusunda emir verdiği, örgütün sivil imamlarından Mustafa Oflaz ile 10.07.2014 ve 22.07.2014 tarihlerinde Sefa Bey Caddesi Yalova Belediye Binası adresinde ortak baz hareketliliği bulunacak biçimde bir araya geldiği, örgütün sivil imamları arasında yer alan ..., ..., ... ve ... ile değişik tarihlerde İstanbul Hava Limanından yurt dışına çıkış veya giriş yaptığı, örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları kriptolu haberleşme yöntemi olan ByLock görüşmelerinde şüphelinin oğlu ile ilgili istemlerinin yerine getirilmesi konusunda yazışmalar bulunduğu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün bazı ifadelerde yedi, bazı ifadelerde dokuz kişiden oluştuğu belirtilen yargı yapılanmasının üst konseyinde görev alarak, önemli mevkileri işgal edecek yargı mensuplarının atanması veya örgütçe önemli olduğu değerlendirilen konularda alınacak kararlarla ilgili olarak yargı imamı olduğu bilinen (Kartal) kod adlı ...’in de dahil olduğu heyet şeklinde çalışan bu birimin taktiksel beyin takımından olduğu, örgütün mahrem yerler olarak vasıflandırdığı kuramlardan olan yargıya sızmasında etkin olmasında rol aldığı, şüphelinin örgüt adına bağımsız olarak talimat verme ve tasarrufta bulunma konusunda yetkili olduğu hususları bir bütün olarak dikkate alındığında, FETÖ/PDY terör örgütünün deşifre olmasını engellemek, örgüt mensupları hakkında yapılan soruşturmaların sonuçsuz kalmasını sağlamak, örgüt faaliyetlerinin belli bir disiplin içinde istikrarlı bir şekilde devamı için diğer örgüt yöneticileriyle birlikte fikir ve eylem birliği içinde hareket etmek suretiyle hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, haiz olduğu görev ve sorumluluk alanları ile emir ve talimat verme noktasındaki yetkileri gözetildiğinde, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün hücre yapılanmasında, görev yaptığı Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Adalet Akademisinde özel göreve haiz yönetici sıfatında olduğu sonucuna ulaşılmıştır.'' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. III) SAVUNMA: Sanık bozma kararı öncesinde yaptığı savunmalarında özetle; adil yargılanma ilkesinin en belirgin hâlinin savunma hakkıyla ilgili olduğunu, savunma hakkının kısıtlandığını, gözaltı süresince avukatıyla görüştürülmediğini, dosya inceleme ve belge alma yetkisinin kısıtlandığını, gizlilik kararı verildiğinde dosyada delil bulunmadığını, müdafisiyle görüşmesinin kaydedildiğini, belge alışverişinin sınırlandırıldığını, DVD hâlinde dosyayı incelemek için yeterli zamanı olmadığını, suç tarihi itibarıyla Yargıtay ve Danıştay üyelerinin yargılama merciinin kişisel suçlar için Ceza Genel Kurulu olduğunu, Yargıtay ceza dairesinin olağanüstü merci olduğunu, görev suçlarında ise Anayasa Mahkemesinin görevli olduğunu, olayda suçüstü hâli bulunmadığını, arama ve el koyma kararlarının hukuka uygun olmadığını, sulh ceza hâkimlerinin yetkisiz olduğunu, CMK’nın 161/8. maddesi gereğince Cumhuriyet savcılığı yetkili ve görevli sayılsa bile hâkimlikten karar alınması gereken hâllerde özel soruşturma usulünde gösterilen merciden karar alınması gerektiğini, iddianamenin iadesini gerektiren eksikliklere rağmen delil toplama yoluna gitmesinin mahkemenin tarafsızlığına gölge düşürdüğünü, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin yargılandığı davaların birleştirilmesi gerektiğini, ABD’de Fetullah ...’le görüştüğü iddiasını kabul etmediğini, dil eğitimi için ve Akademi Başkanı olarak ABD’ye gitmediğini, Akademi Başkanı olarak Adalet Akademisinde kadrolaşma yaptığı iddiasını kabul etmediğini, birçok örgüt mensubunun atanmasını sağladığı iddiasına delil gösterilmediğini, Adalet Akademisinde kadrolaşma ile cemaat faaliyeti iddialarını kabul etmediğini, Adalet Akademisi başkan ve yardımcılarını Bakanlar Kurulunun, Eğitim Merkezi Müdürü ve müdür yardımcılarını ise Adalet Bakanı'nın atadığını, Akademide hâkim ve savcıların atanabileceği bir kadro olmadığını, sadece 1 yıllık görevlendirme yapılabildiğini, Akademi Başkanının genel idare hizmetleri sınıfında memur kadroları dışında atama ve görevlendirme yetkisi bulunmadığını, döneminde şoförü ve sekreteri dışında görevlendirmesi olmadığını, Bylock tespitlerinde kullanıcılar arasında geçen ‘h.yıldırım’ ifadesinin kendisiyle ilgisi bulunmadığını, kimseden oğluyla ilgili bir talebi olmadığını, HSYK üye adaylarının belirlenmesiyle ilgili Adalet Bakanlığında yapılan toplantılarda bulunmadığını, aday belirlenme sürecinde Akademi Başkanı olmadığını, tanık ...’in yanıldığını, tanık ...’un anlatımlarına itibar etmek gerektiğini, aday belirlenme süreciyle ilgili tanık ...’un ifadesinin genel hatlarıyla doğru olduğunu, Hüseyin Serter’le aynı dönem olmadıklarını, onu aday olarak teklif etmediğini, isimleri tanık ...’un belirleyerek üst yönetime arz ettiğini, yasak usullerle alınmış tanık beyanlarının delil olarak kullanılamayacağını, 2013 yılında Meclis’te Adalet Akademisinin bağımsız, tarafsız ve özerk yapısının değiştirilmesi nedeniyle TBMM’ye gönderdiği yazılı beyanından sonra sistematik saldırılara maruz kaldığını, ‘Yargıtay imamı’ iftirasına karşı açtığı davayı kazandığını, Yargıtay Divanında görev almadığını, mahrem imamlarla aynı yerde bulunduğuna ilişkin tespitlerin hatalı olduğunu, örgüt yöneticisi ...’ı aynı isimdeki Yargıtay üyesiyle karıştırarak aramış olabileceğini, tanık ...’un bildirdiği adreste kalmadığını, CMK’nın 148/2. maddesine aykırı olarak alınmış ifadelerin delil olarak kullanılamayacağını, tanıkların tahliye olmak ve yeniden tutuklanmamak için Cumhuriyet Gazetesi'nin attığı iftirayı sürdürdüğünü, tanıkların katıldığını ifade ettiği toplantıların cemaat toplantısı olmadığını, tanık ...’ın kendisine karşı husumet içinde olduğunu, tanık ...’in cemaat mensubu adaylara sohbet vermesi için kendisini davet ettiğine yönelik beyanından duruşmada bahsetmediğini, tanıkların Adalet Bakanlığında kayırmacılık yapmadığını ifade ettiğini, geldiği görevlerin hiçbirisini kendisinin talep etmediğini, Yargıtay ve Danıştay üyelik seçimi için ...’nin evindeki toplantıya katılmadığını, Sanık bozma kararı sonrası yapılan yargılamadaki savunmalarında ise özetle; önceki savunmalarını ve temyiz dilekçelerini tekrar ederek beraatini ve tahliyesini talep ettiğini ifade etmektedir. IV) ÖZEL DAİRENİN KABULÜ: ''30927 sicil numarası ile Posof hakimi olarak göreve başlayan sanık ...’ın sırasıyla Gelendost hakimliği, 17.05.1996 tarihinde Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tetkik hakimliği, 31.07.2003 tarihinde aynı birimde daire başkanlığı, 26.10.2006 tarihinde Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı, 25.07.2008 tarihinde Müsteşar Yardımcılığı, 18.01.2010 tarihinde Yargıtay üyesi olarak seçildiği, 21.12.2010 tarihinde Adalet Akademisi Başkanlığı görevlerinde bulunduğu, Yargıtay l. Başkanlar Kurulu'nun 17.07.2016 tarih ve 244/a sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, 23.07.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Geçici 15. Maddesi ile Yargıtay üyeliğinin sonlandırılarak Yargıtay tetkik hakimi olarak görevlendirildiği, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği, Sanığın savunmaları ve dosya kapsamındaki belgelerden anlaşılmıştır. Sanığın örgüt içerisinde bulunduğu süre içerisinde; Sanığın öğrenciliği döneminde İzmir Şirinyer Laleli Camiisinin karşısında ışık evleri denen cemaat evlerinde kaldığı, Adalet Bakanlığı eski Müsteşarı ...'ın Amerika gezisi ile ilgili olduğu iddia edilen ve sekreteri ile ilişkisi olduğunu ima eden ve saunada görüntülendiği iddialarına konu haberi FETÖ ile alakalı basın yayın organlarında yayınlanmasını sağladığı, 1997 yılı ve sonrasında cemaat sohbet gruplarına Cebeci, Etlik ve Kurtuluş'da bulunan evlerde sohbet verdiği, tedbir amaçlı olarak, namazları cem edebilecekleri, içkili ortamlarda çok zor durumda kalırlarsa az bir miktarda içki kullanabileceklerine, eşi kapalı olanların başlarını açmaları gerektiği, gümüş yüzük takılmaması gerektiğine dair ruhsatlar verdiği, katılanlardan bekarlardan %15, evlilerden %10 oranında himmet talep ettiği, Adalet Bakanlığında görev yaptığı dönemde, Tetkik Hakimliğine geldiği 1996 yılından itibaren başlangıçta 28 Şubat sürecinde ... ..., ..., ... ve sanıktan oluşan cemaat sohbet grubunun bir süre ..., ..., ... ve sanık ile devam ettiği, bilahare bu gruba 2002'den sonra ... ve ...'ün de katıldığı, sohbet toplantılarının organize edilmesi görevini ...'e sanığın verdiği, bu toplantılarda himmet verip zaman zaman himmet toplama işini bizzat sanığın yaptığı, görev değişiklikleri nedeniyle ... ve ...'ün gruptan ayrılıp başka gruplara dahil oldukları, sanığın da içinde olduğu dörtlü grubun bir süre daha birlikte hareket ettiği, sanığın katıldığı bu cemaat sohbet toplantılarında Risalei Nur ve Fetullah ...'in kitaplarının okunduğu, vaaz CD'lerinin dinlendiği, Fetullah ...'in ve cemaatinin yurtdışında gerçekleştirdiği faaliyetlerinin anlatıldığı, sanığın baştan itibaren FETÖ mensubiyetinin diğer katılımcılar tarafından da bilindiği, Halihazırda firari FETÖ mensubu ... ile yakın ilişki içerisinde olduğu ve bu kişinin sanığı Bakanlıkta görev yaptığı dönemde sık sık ziyaret ettiği, FETÖ mensupları ... ve ...'ün Bakanlığa tetkik hakimi olarak gelmeleri için isimlerini ...'ye sanığın verdiği, Sanığın 1980, 1985'li yıllardan beri cemaatin içinde olduğu ve cemaatçi olarak bilindiği, cemaat içerisinde saygı duyulan ve sohbet grupları itibariyle de etkin birisi olduğu, işin siyasetini sanığın yürüttüğü, taktisyen bir zekaya sahip olduğu, grup içerisinde en cemaatçi olarak görüldüğü, ... ve ...'ü zaman zaman azarlayacak kadar cemaat hiyerarşi içerisinde önemli bir yerde bulunduğu, 1998-2004 yılları arasında tanık ...'in cemaate bağlı evlerde sınavlara hazırlanan öğrencilere sohbet yapmasını organize ettiği, Ankara Cumhuriyet Savcılığına atanmış olan ve ÖSYM'de kopye soruşturması ile gündeme gelen FETÖ mensubu firari ...'ın memur suçları bürosunda görevlendirilmesinin temini için ...'den ricacı olduğu, Terör örgütü tanımının yeniden yapılmasına ve "silahsız terör örgütü" tanımına yer verilmesine yönelik 2002 yılında yürütülen çalışmanın yasalaşmaması için Bakanlıkta görevli diğer FETÖ mensuplarıyla birlikte yoğun kulis faaliyeti yürüttüğü, Bakanlıktaki kadrolara atamalarda ve mevcutların üst görevlere yükselmesinde ..., ... ve ... ile birlikte etkin rol oynadığı, 2008 yılında bir süre kaldığı Çukurambar'da bulunan cemaat evinde cemaatin yargı imamı olarak nitelenen ...'ın zaman zaman verdiği sohbet toplantılarına katıldığı, 2009 Eylül ayında Bakanlığın değişik birimlerine atanacak altı daire başkanlığından cemaat mensubu olmayan üçünün çıkarılarak yerine cemaate mensup olanların dahil edilmesine ve dolayısıyla da FETÖ mensuplarının atanmasına önemli katkı yaptığı, 2009 yılında Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürü ..., Strateji Daire Başkanı ... ile birlikte tanık ... ve ...'in rehberliğinde Pensilvanya'ya giderek FETÖ elebaşını ziyaret ettiği, 2010 Anayasa değişikliği sırasında HSYK üyelerinin seçiminde tek oy sisteminin riskli olduğu yönünde fikir beyan edip ... ve ... gibi örgütün etkin mensuplarıyla birlikte kulis yaptığı, 2010 Anayasa değişikliğine yönelik düzenlemede yer alan tek oy sisteminin Anayasa Mahkemesince iptalini takiben cemaati temsilen ..., ..., ... ve sanığın birlikte o dönem Bakanlık bürokrasisinde etkili olan ve Müsteşar ...'ın adli yargıyı organize etmesi için görevlendirdiği ... ve idari yargıyı organize etmesi için görevlendirdiği ...'e müracaatla listeye kendi mensuplarının alınması halinde kazanma şansının bulunduğu yönünde çalışma yaptıkları, inandırıcı olma ve YARSAV içerisinde de güçlü olduklarını gösterme adına bilahare YARSAV Başkan Yardımcısı FETÖ/PDY mensubu ... Arslan ile bu kişileri görüştürdükleri, 2010 HSYK üye adaylarının belirlenmesi aşamasında cemaatin önde gelen ve etkin temsilcilerinden olarak toplantılara katıldığı, adayların belirlenmesinde rol aldığı, ... gibi isimleri refere ettiği, 2010 HSYK seçimlerini takiben Yargıtay ve Danıştay'a üye seçimi öncesi cemaate mensup üyelerin belirlenmesi için ...'nin evinde yapılan toplantıya haklarında FETÖ/PDY mensubiyeti nedeniyle açılmış soruşturma ve kovuşturmalar bulunan ..., ..., ..., ... ve ...'nun kurul üyesi olarak ... ..., ..., ..., ..., ..., ... ve sanığın Kurul dışından katıldığı, bu toplantıda sanığın, ..., ..., ... ve ....'nin FETÖ mensubu isimlerin belirlenmesinde etkili olduğu, Genel itibariyle seçimler ve diğer iş ve işlemlerde ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ... ve sanığın etkin olup cemaat yapılanmasını dizayn ettikleri, sanığın cemaat mensubiyeti itibariyle ...'la birlikte ilk akla gelen kişilerden olduğu, bir dönem yargı imamı olarak isminin gazetelerde yer aldığı, örgütün çatı yapılanmasında yer aldığı, bu yapının taktiksel beyni olarak nitelendiği, 2010 yılı başında Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevinden Yargıtay üyeliğine seçilmesi sonrasında Bakanlıktaki görevinin son bulmuş olması nedeniyle yetki ve gücünün kalmamış olmasına, Yargıtay içerisinde de yeni ve kıdemsiz sayılmasına karşın örgütsel temsil pozisyonundan aldığı güçle gerek Yargıtay yönetiminde gerekse Yargıtay-Bakanlık ilişkilerinin düzenlenmesinde önde, aktif ve belirleyici rol oynadığı, sanığın cemaatin temsilcisi gibi algılandığı, bu cümleden olarak; 2011 yılında Başkanlık Divanında görev aldığı, idari görevlerde belirleyici olduğu, Daire Başkanlık seçimlerinde seçilmek isteyen adayların sanıktan icazet alarak adaylıklarını ilan ettikleri, bu yöndeki ziyaretlerin sanığın Adalet Akademisi Başkanı olduğu dönemde de devam ettiği, 5. Ceza Dairesi Başkanlığına aday olan ...un ...'dan destek isterken sanığa da uğradığından bahsettiği, bir başka olayda 4. Ceza Dairesi üyesi .....'a sanık tarafından bir başka dairenin başkanlığı önerildiğinde O'nun da "yakında kendi dairesinin başkanlığının boşalacağını orayı beklediğini" söylediği, bilahare bir başka örgüt operasyonu ile ...'in 9. Ceza Dairesi üyeliğinden 4. Ceza Dairesi üyeliğine getirilip sonra da başkan seçildiği, 2013 yılında 18. Hukuk Dairesi Başkanlığına aday olmayı düşünen ... ...'in "aday olmasından ziyade sanığın, ... ve ... ....'un kendisini desteklemelerinin gerektiğini" söylediği, Yargıtay'dan Yüksek Seçim Kuruluna aday belirleme aşamasında her üç adayın da cemaat mensubu olmasının dikkat çekmesi nedeni ile o dönem müşteşar olan ...'in Akademi Başkanı olan sanığa, adayların tamamının cemaate mensup olmasının tepki çektiğini söyleyerek değiştirilmesi talebini iletmesine karşın değişiklik olmadığı, Yargıtay ve Danıştay'da örgüt mensubiyetinin görevlere yansıtılması ve seçim işlemlerinde sıkıntılar çıkması sonucu Adalet Bakanlığı Müsteşarı olan ... ile HSYK 1. Daire Başkanı olan ...'un bu yapının ileri gelenleri oldukları düşünülen Yargıtay'dan Genel Sekreter ..., Danıştay'dan ..., HSYK'dan Genel Sekreter ... ile Adalet Akademisi'nden sanığa haber verilerek sanığın ev sahipliğinde Akademi'de biraraya gelinerek cemaat mensuplarının kamuoyuna yansıyan sorunlu iş ve işlemlerini görüştükleri, kararları tek başlarına değil, diğer gruplarla, temsilciler aracılığıyla, istişarelerle almaları gerektiği hususlarının konuşulduğu, Nazım Kaynak'ın Yargıtay Başkanlığı'nın konuşulduğu ...'ın Hakimevinde organize ettiği toplantıya ..., ..., ..., .... ile birlikte sanığın da katıldığı, FETÖ mensubiyeti nedeniyle Dairemizde yargılanıp etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tanık ...'ın, darbe teşebbüsü sonrası FETÖ ile irtibatlı görülerek kapatılan ve 2012-2013 yıllarında kurulan Uluslararası Hukuk ve Adalet Vakfı'na üye olmasını sağladığı, Adalet Akademisi Başkanlığına seçildikten sonra da örgüt lehine olan faaliyetlerine devam ettiği, ... ... .... ... gibi birçok örgüt mensubunun akademi kadrolarına geçmesini sağladığı, Akademi'de ders verenlerin bu yapıya mensuplardan seçildiği, Adalet Akademisi Başkanı olarak görev yaptığı dönem içerisinde cemaat mensubu olduğunun staj için gelen adaylar dahil herkes tarafından bilindiği, öğrencilerin kaldığı cemaat evlerinde de sanığın cemaat mensubu olduğunun konuşulduğu, görev yaptığı dönemde sınıf temsilcilerinin cemaatten kişilerden seçilmesine gayret gösterdiği, düzenlenen yemek ve gezi gibi sosyal faaliyetlerle adayların cemaate kazandırılmasına çalışıldığı, Başkanlığı döneminde sınavlarda ve özellikle mülakatlarda yaşanan sıkıntıların kamuoyuna yansıması sonrasında HSYK eski üyesi firari FETÖ mensubu ...'nin hem HSYK üyeliği hem de akademi kadrosundan Adalet Akademisi Mülakat Komisyonu üyeliği pozisyonlarını birlikte yürütmek isteği üzerine çıkan anlaşmazlıkta sanığın devreye girerek ...'nin Akademi'deki görevinden istifasını sağladığı, Zaman zaman cemaat mensuplarının katıldığı sohbet gruplarına konuşmacı olarak sanığın çağrıldığı, 2014 HSYK üyeliği seçimleri öncesinde cemaat mensuplarından ...'ın evinde cemaat grup sorumlularının katıldığı toplantıda katılanlara seçimlerde izlenecek stratejiyi anlattığı, katılanların daha önce görev yaptıkları sorumluluk alanlarında seçim çalışmaları yapmaları için görevler dağıttığı, bu cümleden olarak tanık ...'ın da Gaziantep bölgesinde çalışma yapmasını istediği, Sanığın sosyal çevresinde hakkında 'cemaatçi', 'cemaatin önde gelen ismi', 'bizden', 'abimiz', 'cemaatin imamı' diye konuşulduğu, Cemaatçi olduğu ve cemaatin yargıdaki işlerini takip ettiği iddia edilen tanık Avukat ...'a ait büroda cemaat mensupları..... ve ... gibi isimlerle birlikte sık sık toplantılara katıldığı, Saptanmıştır. Öğrencilik yıllarından itibaren örgütle irtibatlı olan sanığın Adalet Bakanlığı'nda çeşitli kademelerde çalıştığı dönem itibariyle cemaate mensubiyetini sürdürdüğü, Bakanlık bünyesinde oluşturulan cemaat sohbet gruplarına katıldığı, grup sorumluluğu yaptığı, himmet topladığı, bir dönem yargı imamı olarak bilinen ... isimli örgüt mensubunun Çukurambar'da bir evde ve cemaate ait davaları takip etmekle ünlenen Avukat ...'a ait ait büroda düzenlenen toplantılara diğer üst düzey cemaat mensuplarıyla birlikte katıldığı, Bakanlık içi atamalarda, yurt dışı görevlendirmelerde ve 2010 HSYK üyelerinin belirlenmesinde cemaat adına söz söyleyen grup içerisinde yer aldığı, Yargıtay'da ve Adalet Akademisi'nde görev yaptığı dönem itibariyle de, yüksek yargı birimlerinde etkin kişilerden oluşturulan cemaat içi istişare kurulunda yer aldığı, HSYK üyeliği aday belirleme, Yargıtay daire başkanlığı seçimleri, Yargıtay üyelerinin belirlenmesi, Yargıtay Başkanlığı seçimleri, genel sekreter ve alt kadronun belirlenmesi gibi hususlarda örgüt adına muhatap alınan kişilerden olduğu, Örgütün stratejik aklı olarak nitelenip, gerek sohbet abisi olarak katıldığı toplantılarda cemaat mensuplarına örgütün gizlilik ilkelerine uyulmasını sağlamak amacıyla gerektiğinde içki içilmesi, namazların kılınmaması, eşlerin başlarının açtırılması gibi ruhsat verecek yetkinlikte olduğu, 2014 HSYK üyeliği seçimleri öncesi örgütün grup sorumlularının katıldığı toplantıda seçim sırasında izlenecek yol ve yöntem konusunda talimatlar verip, propaganda amacıyla her birinin nerelerde çalışma yapacağını belirleyecek kadar etkin bir pozisyonda bulunduğu, Görülmüştür. Yöneticilik/ Üyelik Ayrımı; Sanık hakkındaki iddianamenin silahlı terör örgütü yöneticiliği suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/1. maddesine hasren düzenlenmiş olması nedeni ile örgütte yöneticilik pozisyonunun ayrıca değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Silahlı terör örgütünü yönetme/üyeliği suçu ile ilgili 5237 sayılı TCK ve 3713 sayılı TMK'daki yasal düzenlemelere yer verilmiştir. 'Suç işlemek amacıyla örgüt kurma' suçu 5237 sayılı TCK'nın 220, 'silâhlı örgüt' suçu (yönetme/üyelik dahil) aynı kanunun 314 maddelerinde düzenlenmiş, 'terör örgütleri' hakkında ise 3713 sayılı TMK'nın 7. Maddesinin '... terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.' düzenlemesi nedeni ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapmıştır. TCK'nın 314/3. fıkrasının ' Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.' hükmü gereği silahlı terör örgütü suçu ile ilgili genel kriterler de suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna dair 220. maddedeki esaslara göre değerlendirilmiştir. Örgütü yönetmekten bahsedebilmek için öncelikle TCK'nın 220. maddesinde öngörülen şartlarla birlikte, amaç-saik, yöntem ve elverişlilik kriterleri itibariyle de terör örgütü vasfını haiz bir örgütün bulunması gerekir. Doktrin ve yerleşik uygulamalara göre; Terör örgütünü yönetmek örgüt hiyerarşisinin çeşitli basamaklarında örgütün amaçlarına ve yöntemlerine uygun biçimde örgüt faaliyetlerini sevk ve idare etmek olarak tanımlanabilir. Yönetici suç ortaklığına komuta eden ve örgütün kurallarını gösteren kişidir. (Simeone I Reati Associativi, op.cit.s 257 aktaran Turinay Faruk Terör Amaçlı Örgütlenme Suçu sh.269) Suç veya terör örgütünü yönetmek; onu sevk ve idare etmek, kısmen veya tamamen, bölgesel, yerel veya genel olarak yönetip yönlendirmek, hiyerarşik yapıya ve varsa işbölümüne uygun olarak emir ve talimat vermek, bunların yerine getirilmesini bekleyip denetlemek, gerekli olduğunda da emrine veya örgütün talimatlarına riayet etmelerini cezalandırmaktadır.Kişinin somut olayda yönetme kudretine, sevk ve idare yeteneğine fiilen sahip olup olmadığına bakılmalıdır (Şen E.-Eryıldız S. Suç Örgütü sh.107). Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında; harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir. Örgüt yönetmek; örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez. Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir. Örgüt yöneticileri, hiyerarşik açıdan emir ve talimat vermeye yetkili olduğu mensupların, örgütün amaçları doğrultusunda işledikleri suçlardan dolaylı fail olarak sorumludurlar (TCK 220/5m.) Failin örgüt yöneticisi olup olmadığı, örgütün organizasyon yapısı, hiyerarşisi ve kişilere verilen görevlerin önemi esas alınmak suretiyle belirlenecektir (Baltacı Vahit Terör Suçları ve Yargılaması sh.183). Bu tespitte belirleyici olan, failin örgüt hiyerarşisi içindeki sıfatı değil ve fakat yönetip yönlendirdiği faaliyetlerin, örgütün amaç ve etkinliği bakımından önemidir. Bu nedenle failin hiyerarşik konumu, üstlendiği görevler esas alındığında dahi belli bir hiyerarşik seviyenin üstünde bulunan kişilerin yönetici olarak kabulünde zaruret vardır. Zira gerek kanun koyucunun aynı cezai yaptırımı öngörerek örgüt yöneticiliğini, örgüt kurma fiili ile aynı ağırlıkta bir ihlal olarak görmesi, gerek mülga 765 sayılı TCK'nın 168 maddesinde yer alan, 'silahlı çetede amirliği ve kumandayı haiz olmak' ve 141. maddesindeki, 'cemiyetlerin faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek' kavramları ile mer'i 3713 sayılı Kanunun 7/1 maddesinde yer verilen 'örgütün faaliyetlerini düzenleyenlerin de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılacağına' dair kavramlar gerekse örgütle kurulan 'organik bağın' sonucu olarak her seviyede belli ölçüde talimat alma-verme, astları yönetme olgusunun, örgütlü suçların doğasında mündemiç bulunması birlikte değerlendirildiğinde, yöneticilikten maksadın hiyerarşik yapının belli seviyede üst katlarını ifade ettiğini kabul etmek gerekir. Konunun FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü bakımından değerlendirilmesi: Ayrıntıları yukarıda 'Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göre FETÖ/PDY örgütü' başlığı altında değerlendirilen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16.MD-956 - 2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere; FETÖ'nün dikey yapılanması şöyledir; Örgütün sorumlu yöneticisi “imam” olarak isimlendirilir. Hiyerarşi içerisinde yer alan örgütün yöneticisi, raporları toplayan ve emirleri veren kişidir. Kainat imamı, kıta imamı, ülke imamı, bölge imamı, şehir imamı, semt ve mahalle imamı, kurum imamı gibi bir çok değişik pozisyonu vardır. Örgütün lideri, mensuplarınca kainat imamı, mehdi, mesih olarak kabul edilmektedir. Kainat imamına bağlı olarak üst kurullar örgütün birimlerini yönetmekte faaliyetlerini düzenlemektedirler. Bu kurullar “istişare kurulu”, “mollalar”, “tayin heyeti” ve “özel hizmet” birimleridir. Örgütün yurt içi yapılanmasında ise, “Türkiye imamı” “bölge imamları”, “il imamları”, “küçük il ve bölge imamları”, “ilçe imamları”, “semt imamları”, “mahalle imamları”, “ev imamları (abileri)”, “talebe imamları”, “serrehberler”, “belletmenler” şeklinde hiyerarşik bir yapı izlenmekte ve örgüt tabana yayılmaktadır. Türkiye’den sorumlu imama, beş bölge imamı, onlara da bu beş bölgeyi oluşturan şehirlerden sorumlu imamlar bağlıdır. Her şehir, büyüklüğüne göre alt bölgelere, bölgeler semtlere bölünmüş olup, her semte ayrı bir imam atanmaktadır. Semt imamlarının altında ise semte bağlı ışık evlerinin imamları yer almaktadır. Bunun yanı sıra kamuda, bakanlıklar ve taşra teşkilatı, yerel yönetimler, üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri alanlarında faaliyet gösteren kurumlara da örgüt tarafından imamlar atanmaktadır. ... Örgütün bir nev’i omurgasını oluşturan ve günümüz itibariyle elde ettiği konumu kazandıran özel hizmet birim imamları, örgüt ve lideri ...’in en çok önem verdiği imamlardır. Bu birim en geniş şekilde yargı, emniyet, mülkiye, TSK, MİT, Milli Eğitim ve akademik kadro imamlarından oluşmaktadır. Hizmet birimlerinde gizliliğe çok önem verilerek hücre tipi yapılanmaya gidilmiştir. Örgüt mensubu en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan mensubunu tanımaktadır. ... Kainat imamı inancı ve yedi katlı piramidal yapılanma, İsmailiye mezhebinden ve köken olarak da Zerdüştlük dininden alınmıştır. Zerdüştlük dini ve ondan mülhem İsmailiye mezhebinden yedi kat gök gibi örgütlenmişlerdir. Bu mezhep, sofilerini yedi dereceye ayırmıştır. Tarikatın piri yedinci derecede oturur ki, bu mertebe Allah’tan doğrudan emir alan imamlık makamıdır. İmam helali haram ve haramı helal yapabilir. Ona mübah olmayan hiçbir şey yoktur. Örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet, katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgüt sivil toplumu kendi haline bırakmayıp, kendine hizmet eden bağlı unsurlara dönüştürmektedir. Kadrolaşma ile yargı, ordu, emniyet ve bakanlık birimleri bu gücün denetimine girip, örgütsel amaçlar doğrultusunda kullanılabilmektedir. Örgütün hiyerarşik yapılanmasındaki tabaka sistemi kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkündür ama dördüncü tabakadan sonrasını önder belirler. Katlar şu şekildedir; - Birinci Kat, Halk Tabakası: Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. Genellikle faaliyetlerden habersizdirler. Bu katmandakileri örgüte bağlayan ana unsur istismar edilen İslami duyarlılık ve din duygularıdır. - İkinci Kat, Sadık Tabaka: Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılır, düzenli aidat öder, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir. -Üçüncü Kat, İdeolojik Örgütlenme Tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alırlar. Örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı çevresine propaganda yapan kişilerden oluşur. - Dördüncü Kat, Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar. - Beşinci Kat, Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanır. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evlililiklerinin örgüt içinden olması zorunludur. - Altıncı Kat, Has Tabaka: Fethullah ... ile alt tabakaların irtibatını sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar. - Yedinci Kat, Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir. Yedi katmanın en üstünde “Sözde Fetullah Hoca arşı” yer almaktadır. Beşinci, altıncı ve yedinci katmanlar örgütü yöneten katmanlardır. Altıncı ve yedinci katmandakilerinin örgütten kopmalarına kesinlikle izin verilmez. Altıncı katmandakiler örgüt liderinin bildiği ve takip ettiği hayati önemi haiz gördükleri hizmetleri yapan kişilerdir. Beşinci katmanda çok nadir halde örgütten kopma olmuştur. Bu katmanda olup örgütten ayrılanlar takip edilerek etkisiz hale getirilmiştir. Dördüncü katman örgütü bir arada tutar ve alt katmandakilerin teftiş ve kontrolünü yapar. Hizmet denen işleri ise ilk üç katmandakiler yürütmektedir. Şu hale göre; anılan örgüt yönünden, örgütün lideri Fetullah ... ile beşinci, altıncı ve yedinci katmanlarda yer alanların, bu cümleden olarak kıta imamı, ülke imamı, “Türkiye imamı” ve “bölge imamlarının”, her halükarda örgütün üst düzey yöneticisi olduklarında kuşku yoktur. Ancak örgütü bir arada tutan ve alt katmanlardakilerin teftiş ve kontrolünü yapan dördüncü katman örgüt mensupları ile ilgili olarak, il ve ilçe sorumluları/imamları ile kamu kurumları imamlarının yönetici olup olmadıkları, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, somut olayın özellikleri, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevleri, sorumluluk sahalarında sevk ve idare ettiği örgütsel faaliyetlerin örgütün amaç ve etkinliği bakımından önem ve yoğunluğu ile kontrol ettikleri kamu personelinin devletin güvenliği bakımından ifade ettiği stratejik değer de gözetilerek belirlenmelidir. Örgüt yöneticisinin mutlaka illegal faaliyetleri yönetmesi gerekmez. Örgütün amacına ve varlığının devamına katkı sunan sözde legal faaliyetleri sevk ve idare etmek de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.01.2019 tarih 2018/3259 E, 2019/207 Karar ve 06.02.2019 tarih 2018/5956 E, 2019/578 sayılı kararları da bu minvalde değerlendirmelere yer vermiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın örgütün yöneticisi olarak görev yaptığı Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Adalet Akademisi'nin, bütün olarak Devlet, özelde yargı ve hizmet verdiği toplum için önemi ve stratejik değeri herhangi bir açıklamaya ihtiyaç duymayacak kadar büyüktür. Sanığın görev yaptığı bu birimlerde örgütün kamu gücünü ele geçirme amacına yönelik yaptığı üst düzey legal faaliyetleri örgüt içerisindeki pozisyonu açısından da belirleyicidir. Adalet Bakanlığı eski Müsteşarı ... hakkında örgüte ait medya kuruluşlarında çıkan haberleri sızdıranın sanık olduğu anlaşılmaktadır. Sanığın bu eylemi ile Adalet Bakanlığının en üst kamu görevlisi olan müsteşarı hakkında veri toplayıp yıpratmak amacıyla hedefine koyacak kadar büyük hamleler yaptığı anlaşılmaktadır. Cemaat sohbet gruplarına cemaat jargonunda tedbir olarak nitelenen ve üçüncü şahısları yanıltma amacıyla başvurduğu hileli davranışları belirleyen ve tebliğ eden kişi pozisyonundadır. Bu cümleden olarak; namazları cem edebilecekleri, alkol alabilecekleri, eşi kapalı olanların başlarını açabilecekleri, gümüş yüzük takılmaması gerektiği gibi davranışlarla mensuplarının olduklarından farklı tanınmalarını sağlamaya yönelik ruhsatlar verebilecek kadar kararlarına itibar edilen kişi konumundadır. Seçimlerde strateji belirleyip örgüt içerisinde grup sorumlusu seviyesine ulaşmış mensuplarına görev dağılımı yapabilecek güçtedir. Örgütün sivil imamları olduğu iddia edilen ..., ..., ... gibi isimleri ile irtibatlıdır. FETÖ mensupları ... ve ...'ün Adalet Bakanlığı'na atanmasında olduğu gibi Bakanlık kadrolarına atamalarda ve yükselmelerde söz sahibi olmuş, ... ... ...ve ... gibi birçok örgüt mensubunun akademi kadrolarına geçmelerine katkı sağlayıp, Akademi eğitim kadrolarını FETÖ mensuplarından oluşturmuştur. 1980'li yıllardan beri cemaatin içinde yer alıp, cemaat içerisinde saygı duyulan ve işin siyasetini yürüten, taktisyen bir rol oynamıştır. 1990'lı yıllarda örgütün hakim-savcılara yönelik olarak yaptığı fişlemelerde sanık, referans olarak kabul edilen kişilerden biri olmuştur. ...'in cemaate bağlı evlerde sınavlara hazırlanan öğrencilere sohbet yapmasını organize etmiş, Ankara Cumhuriyet Savcılığına atanmış olan ve ÖSYM'de kopye soruşturması ile gündeme gelen FETÖ mensubu ...'ın memur suçları bürosunda görevlendirilmesine aracılık etmiştir. Terör örgütü tanımının yeniden yapılmasına ve "silahsız terör örgütü" tanımına yer verilmesine yönelik 2002 yılında yürütülen çalışmanın yasalaşmaması için Bakanlıkta görevli diğer FETÖ mensuplarıyla birlikte yoğun kulis faaliyeti yürütmüştür. 2009 yılında Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürü ..., Strateji Daire Başkanı ... ile birlikte tanık ... ve ...'in rehberliğinde Pensilvanya'ya giderek FETÖ elebaşını ziyaret etmiştir. Gerek 2010 HSYK üyeleri aday listesinin oluşturulmasında cemaat adaylarının listeye girmesine katkı vermiş, gerekse seçimlerin kazanılmasından sonra Yargıtay üyeliklerine FETÖ mensuplarının seçilmesinde etkin ve belirleyici olmuştur. Genel itibariyle Yargıtay'daki seçimler ve diğer iş ve işlemlerde ..., ... Kaya, ..., ..., ..., ..., ... ve sanığın etkin olup cemaat yapılanmasını dizayn eden, cemaat mensubiyeti itibariyle ...'la birlikte ilk akla gelen, bir dönem yargı imamı olarak ismi gazetelerde yer alan, örgütün çatı yapılanmasında yer alan, yapının taktiksel beyni olarak nitelenen bir kişi olmuştur. Yargıtay yönetiminde gerekse Yargıtay-Bakanlık ilişkilerinin düzenlenmesinde önde, aktif ve belirleyici rol oynamış, cemaatin temsilcisi gibi davranmış, 2011 yılında Yargıtay Başkanlık Divanında görev almış, diğer idari görevlerde belirleyici olmuş, Yargıtay Daire Başkanlığı seçimlerinde adayların seçime girmeden önce icazet aldığı bir kişi olmuştur. Yargı mensubu cemaat üyelerinden kaynaklı sorunlarda sorunun çözümü için örgütü temsilen muhatap alınan kişi pozisyonun da olmuştur. HSYK eski üyesi firari FETÖ mensubu ...'nin hem HSYK üyeliği hem de akademi kadrosundan Adalet Akademisi Mülakat Komisyonu üyeliği pozisyonlarını birlikte yürütmek isteği üzerine çıkan anlaşmazlıkta sanığın devreye girerek ...'nin Akademi'deki görevinden istifasını sağlayacak kadar örgüt mensupları arasında sözü dinlenen bir kişi durumundadır. Sanığın örgüt içerisindeki bu pozisyonları itibariyle, 2010 ve 2014 HSK üyelerinin belirlenmesinde, Yargıtay'da Yargıtay Başkanı, Daire Başkanları ve üyelerin seçiminde, dairelerinin belirlenmesinde, himmet paralarının toplanmasında, örgüt mensuplarının örgüte bağlılığının kuvvetlendirilmesine yönelik toplantı ve propaganda çalışmalarında belirleyici ve etkin olduğu, cemaatle ilgili husularda çoğu zaman muhatap alınan kişi konumunda bulunduğu, bu haliyle sanığın bir dönem cemaat olarak nitelenen FETÖ/PDY terör örgütünün kurum temsilcisi niteliğinde 'Adalet Bakanlığı, Adalet Akademisi ve Yargıtay'ın üst sorumlularından biri' olduğu ve örgüt yöneticisi pozisyonunda bulunduğu, kanaatine ulaşılmıştır. Yukarıda anlatıldığı üzere yıllarca örgütün mahrem yargı yapılanması içerisinde yer alıp aktif olarak Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Adalet Akademisi'nde üst sorumlular arasında görev yapan sanığın, örgüt tarafından gerçekleştirilen 07.02.2012 MİT Krizi olarak nitelenen MİT Müsteşarının gözaltına alınma girişimine, 17-25 Aralık 2013 tarihli operasyonlardan sonra bu yapının terör örgütü olduğuna dair üst seviyede Devlet görevlilerince yapılan açıklamalara, 2014 yılı Şubat ayında Milli Güvenlik Kurulu'nca örgütün paralel devlet yapılanması adıyla tehlikeli bir oluşum olarak kamuoyuna açıklanmasına, 2014 yılı 22 Temmuz'dan itibaren özellikle İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok ilde bu örgütle bağlantılı olduğu iddia edilen emniyet görevlileri başta olmak üzere bazı kamu görevlilerinin örgüt üyeliği suçu nedeniyle soruşturulmuş ve tutuklanmış olmasına, kamu görevlisiyken MİT tırlarının durdurulması eylemini gerçekleştiren şüphelilerinde örgüt tarafından sahiplenilip, örgüt medyasında desteklenmesine, ajanlık faaliyeti olduğu anlaşılan bu eyleminde esas itibariyle örgütün, Devletin meşru silahlı güçleri içine sızmış mensupları tarafından gerçekleştirildiğini görüp anlayabilecek konumda olmasına rağmen, bu dönemde örgüt mensubu olduğu iddia edilen bazı kamu görevlilerine yapılan bu soruşturma işlemlerinin bazılarının tutuklanmayla sonuçlanmasına rağmen etkin bir şekilde sivil imamlar ve örgütün aktif ve etkin diğer üyeleriyle örgüt adına gizlilik içerisinde çalışmaya devam ettiği, sürekli gizlilik içerisinde olmaya gayret eden örgütün yasal bir zeminde olmadığının farkında olan sanığın nihayet 15 Temmuz 2016 tarihinde TSK içine sızmış mensuplarıyla darbe girişiminde bulunup Devletin silahlarıyla halkın üzerine kurşun yağdırıp yüzlerce kişinin ölümüne ve binlercesinin yaralanmasına sebep olan örgütün içinde kalmaya devam ettiği, baştan itibaren örgütün devletin silahlı unsurları olan TSK ve Emniyet içerisine sızdırılmış mensupları tarafından, gerektiğinde kendi kullanımlarına verilmiş silahlarla eylem yapabilecek durumda olduklarını bilebilecek konumda olduğu, dolayısıyla sanığın örgüte bilerek ve isteyerek katıldığı, örgütün niteliği ve amaçlarını baştan itibaren bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve bu amaçla faaliyet gösterdiği, yönetici olarak örgüt üyelerini yönlendirdiği, örgüt içerisinde olma iradesinin devamlılık gösterdiği, örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğunu bilerek üye/yönetici olmak kasıt ve iradesi ile hareket ettiği, böylece sanık açısından atılı silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluştuğu kanaatine varılmış, sanık ve müdafiinin inkara dayalı savunma ve beyanlarına itibar edilmemiş, sabit olan eylemine uyan TCK’nın 314/1 maddesi ile 3713 sayılı TMK’nın 5/1. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanık hakkında TCK’nın 314/1. maddesi uyarınca alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken yasada alt ve üst sınırı gösterilen cezanın bireyselleştirilmesi yoluna gidilmiştir. TCK’nın 'Cezanın Belirlenmesi' başlığı altındaki 61/1. maddesine göre; Hâkim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.' Bu bağlamda somut olayda sanığın; 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü ile eylemlerinden bir kısmı, ülkemiz ve dünya barışı bakımından tehlikelilik durumu yukarıda izah edilen bir örgütün (FETÖ/PDY) mensubu olmakla sanığın da tehlikelilik durumu açığa çıkmış bulunmaktadır. Sanığın örgüt tarafından yerleştirildiği kamu kurumu Adalet Bakanlığı, Yüksek Mahkemelerden Yargıtay ve hakim savcı eğitiminden sorumlu Adalet Akademisi'dir. Silahlı terör örgütüne yönetici olan sanığın amaç ve saiki, örgütün güttüğü amaçla değerlendirilebilir; örgütün amaç ve saiki hükmün gerekçe kısmında açıklanmıştır. Örgütün, özellikle 2012 yılı ve sonrasında gün yüzüne çıkan eylemleri nazara alındığında, örgüt hiyerarşisi içinde 'mahrem alan' kapsamında yer alan sanığın gerek eğitim düzeyi, sahip olduğu sosyo-kültürel birikimi, yaptığı görev nedeniyle edindiği mesleki bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu, gerekse üçüncü kişiler için bilinmez olmasına karşın, kuruluşundan itibaren gizlilik içerisinde faaliyet yürüten, bünyesine kattığı mensuplarına kod isimler veren, hücre sistemiyle örgütlenen, emir ve talimatlara sorgusuz itaati ilke edinen, günlük ve sosyal hayatın dışında örgüt mensupları arasında gizlilik içerisinde yürütülen dışarıya kapalı örgütsel bir iletişim ve yaşam tarzı geliştiren, örgütün amaç ve çıkarlarına karşı olabilecek her kişi ve kuruma karşı her türlü illegal yöntemlerle faaliyet yürüten bir yapının illegal zeminde olduğu hususunun kendi mensuplarına aşikar olduğu anlaşıldığından, sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanma olanağının da bulunmadığı kanaatine varılmıştır. TCK’nın 61. maddesi uyarınca, sanığın örgüt içerisindeki konumu, örgüt içerisinde kaldığı uzun süre, örgüt içerisinde yüksek yargı temsilcilerinin bulunduğu üst kurulda yer alması, ünvanlı görevlere seçilecekleri belirleyecek, grup sorumlularını yönlendirecek, örgüt mensuplarına uygulayacakları tedbirlerde ruhsat verecek kadar etkin görevler üstlenmiş olması, kastının yoğunluğu ile amaç ve saiki, suçun işleniş biçimi, örgütsel eylemlerinin yoğunluğu, sürekliliği ve çeşitliliği, suçun işlendiği zaman ve yer ile meydana gelen tehlikenin ağırlığı ile örgütün yargı mahrem yapısı içerisinde yer alan ve yargı erkinin en üst mercilerinde görev yapan sanığın, Devlet'e ve adalet duygusuna sadakatle bağlı olması gerekirken Devlet'i ve rejimi yıkmayı, Anayasal düzeni değiştirmeyi hedef edinen bir terör örgütünün amaç ve yöntemlerine uygun olarak hareket etmesi nedenleriyle temel cezanın tayininde alt sınırdan uzaklaşılarak teşdiden ceza tayini yoluna gidilmiştir. Sanık savunmasında, örgüt hakkında herhangi bir bilgi vermemiş ve pişmanlık göstermemiş olduğundan hakkında TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri uygulanmamıştır. Sanığın fiilden sonraki ve yargılama sırasındaki davranışları nazara alınarak takdiren TCK'nın 62. maddesi uyarınca cezasından 1/9 oranında indirim yapılması yoluna gidilmiştir. Sanık hakkında belirlenen hapis cezasının miktarı itibariyle yasal koşulları oluşmadığından TCK’nın 51. maddesinde düzenlenen erteleme, 50. maddesinde düzenlenen seçenek yaptırıma çevirme ve CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair hükümler uygulanmamıştır. Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının yasal sonucu olarak TCK’nın 53/1. maddesinde yazılı güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına ve TCK’nın 58/9. maddesi gereğince mükerrerlere özgü infaz rejimi hükümlerinin uygulanmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş olup dairemizce yapılan yargılama neticesinde Yargıtay 9.Ceza Dairesi tarafından verilen hükmün usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmış olmakla direnilmesine oybirliği ile karar verilmiştir'' şeklindeki ifadelerle kararın gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. V) TEMYİZ: Sanık ve müdafii temyiz dilekçelerinde özetle; dosyada yer alan yazılı ve sözlü savunmalarını tekrar ettikleri, sanık hakkında suçlamaya ilişkin somut delil bulunmadığı, direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğu, Yargıtay Kanunu'na göre Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı direnme kararı verilebileceğine dair bir düzenleme bulunmadığı, direnme kararında hukuki yarar olmadığı, usul kurallarının sanığın aleyhine yorumlanamayacağı, direnme kararı verildikten sonra gerekçesi açıklanmadan karara karşı savunma yapılamadığı ve bu bakımdan savunma hakkının kısıtlandığı, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, bağımsız ve tarafsız yargı olmadığı, Uyap Veri Havuzu olarak ifade edilen mekanizmanın uygulanmasının hukuka aykırı olduğu, tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun temyiz merci olmadığı, tanık ifadelerinin yasak usullerle elde edildiği, itirafçıların hukuka aykırı uygulamaların kendileri üzerinde yarattığı baskı nedeniyle beyanlarda bulundukları, basında çıkan haberlerin itirafçılar bakımından olumsuz etkileri olduğu, duruşmalarda farklı üyelerin görev aldığı, yüksek mahkeme üyesi sanıkların yargılamalarının birleştirilmesi gerektiği, mahkeme tarafından karara aktarılan tanık beyanlarının bütünlüğünün bozulduğu, temyiz incelemesinde tanık beyanlarının duruşma tutanakları üzerinden incelenmesi gerektiği, tanık ...’un beraber kaldığını beyan ettiği sanığı sima olarak hatırlamadığı, ... ile ilgili habere konu iddiaları reddettikleri, tanık ...’in beyanında ...’in "Bu iddiayı siteye veren kişi ...’dır." şeklinde kendisine bir şey söylemediğini belirttiği, ...’in tanık olarak dinlenmesi taleplerinin reddedildiği, ...’ın Adalet Akademisi Başkanlığını sanığa teklif etmiş olmasının bu beyanları yalanladığı, sanığın inanmadığı ya da uymadığı hususları başkalarına tavsiye etmesinin mümkün olmadığı, sanığın Adalet Bakanlığında hâkim ve savcıların iş ve işlemlerinin yapıldığı birimlerde çalışmadığı, Strateji Geliştirme Başkanlığı yaptığı dönemde daire başkanlığını yapan kişilerin hâlen görevde oldukları, tanık ...’in yargılamada sanığın teklifiyle sınava hazırlanan cemaat evlerindeki öğrencilere sohbet verdiği şeklinde beyanda bulunmadığı, tanık ...’ın sonraki aşamalardaki beyanlarında sanığı Fetullah ...’le görüşmeye götürmediğini söylediği ve bu beyanının esas alınması gerektiği,....’i HSYK üyeliğine sanığın aday göstermediği, ...’ın sanığa ...’i sorduğu, sanığın Yargıtay ve Danıştay üyelerinin belirlendiği toplantılara katılmadığı, Yargıtayda idari görevlerde bulunmadığı, Yargıtay daire başkanlarının sanıktan icazet alarak seçildiklerinin doğru olmadığı, sanığın Yargıtayda yapılan seçimlerin yüzde seksenine katılmadığı, başkan seçimlerinde bir rolü olmadığının tanıklarca doğrulandığı, tanık ...’ın ifadesini değiştirdiği, yeniden dinlenme talebinin reddedildiği, tanık ...’nin beyanlarının doğru olmadığı, devlet tecrübesi olan bir kişinin bu tanığın beyan ettiği ifadeleri kullanmasının mümkün olmadığı, tanık ...’ın kendisine ait avukatlık bürosuna sanığın geldiği yönünde bir beyanı olmadığı, sanığın Adalet Akademisinde görevli ...’ı aramak isterken yanlışlıkla Polis Akademisinde görevli ...’ı aramış olabileceği, Bylock yazışmalarında ismi geçen "h.yıldırım" ifadesinin sanıkla ilgili olduğunu kabul etmedikleri, taleplerinin reddedilerek adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiği, tanıkların etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için iftira dahil her türlü yönteme başvurdukları, soyut itirafçı beyanlarının hiçbir inceleme yapılmadan hükme esas alındığı, hükmolunan 17 yıl 4 ay hapis cezasının dosya içeriğiyle uygun olmadığı gibi hukuki ve vicdani de olmadığı, Hususlarını beyan etmişlerdir. VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RE'SEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR: 1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİSİ: a) Genel Olarak: Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır. Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir. Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür. Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür. Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında "Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder." şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir. Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde "ağır cezalık suçüstü hâli" ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır. 5271 sayılı CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de "Suçüstü hâli"nin; "1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu" ifade ettiği öngörülmüştür. Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir. Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar "suçüstü" olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir. Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara, 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki "işlenmekte olan suç"u ifade etmektedir. b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli: Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir. Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir. c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri: Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir. Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi; "Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir. a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar, Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar. Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." Şeklindedir. "Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde; "...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır." hükmü yer almaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi; "(1) Türk Ceza Kanununda yer alan; ... c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç), Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. ... (3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.", Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise; "(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez...." Şeklindedir. "Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli; "Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır. Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak; a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır" biçimindedir. Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur. 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur. Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir. Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir. Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur. Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir. d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı: Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı" soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercisi olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercisi aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi) Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi). Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde "Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır." şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır. e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri: Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir. Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır. Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir. Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır. Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır. 2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla; "Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir. Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir. Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder. Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir. Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı "Yargıtay Ceza Genel Kurulu" yerine "Yargıtay ilgili ceza dairesi" olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra; "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin Görevleri" başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye "Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir." biçiminde (f) bendi eklenmiştir. 2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra "kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine" karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir. Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri: Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin "Danıştay Meslek Mensupları"nı ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir. 2575 sayılı Kanun'un "Soruşturma" başlıklı 76. maddesi; "1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır. 2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür. 3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur. 4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir. 5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz." , Aynı Kanun'un "Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi" başlıklı 79. maddesi; "76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.", Aynı Kanun'un "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 81. maddesi; "...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır. 2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir." Şeklinde düzenlenmiştir. "Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür. Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. g) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri: Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı beşinci kısmında yer alan "Üyelerin Hukuki Durumları" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır. Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan "Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir. 6087 sayılı Kanun'un "Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 38. maddesi; "(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır. (2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir. (3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir. (4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur. (5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir. (6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir. (7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya; a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine, b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine, kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir. (9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır...." Biçiminde son hâlini almıştır. Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde; Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. ğ) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri: Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir. 2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ: Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları; a) Genel Olarak: Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir. Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur. Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir. Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır. Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348) b) Örgüt kurma: Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir. Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir. Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir. c) Örgüt yönetme: Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir. Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez. Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir. d) Örgüt üyeliği: Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır. Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında; Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için; Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir. Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder. Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz. Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır. Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar" şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır. Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır. e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir. Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır. Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi) İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir. TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez. Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur. Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır. Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir. Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah ... hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir. 3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI: a) Genel olarak: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur. FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır. Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri: Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği, Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır. c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü: Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere; 15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi: Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı) 4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır. Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir. ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır. ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı; 2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. İş nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un "soruşturma ve kovuşturma işlemleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen "arama" ve "el koyma" koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki "bilgisayar kütükleri" ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da" uygulanmasının dayanağı budur. 10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde "şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde" arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle "şüphelinin kullandığı" ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu "elektronik veri"dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir. Sonuç olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan "inceleme kopyalama ve çözümleme" kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana sunucusunun, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana sunucudaki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır. B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ: B-1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması: Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre; a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma: Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir. Mahrem hizmetlerde, Fetullah ... veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek "mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş" örgüt mensupları kullanılmaktadır. Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir. Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün "silahlı kanadı"nı oluşturmuştur. 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK'nın her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir. Örgüt dilinde mahrem yerler: -TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları), -Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri), -Yargı (Adalet Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK), -MİT, -Mülkiye (valiler/kaymakamlar), -Bazı özel kurumları (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK), İfade eder. Özel Hizmet Birimleri; TSK, Yargı, Emniyet, Mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmadır. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır. Örgütün gerek 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler gerekse 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür. Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubunun, en fazla bir üst sorumlusunu ve/veya bir altında bulunan örgüt mensubunu tanıması amaçlanmaktadır. b) Mahrem Yapılanmanın İşleyişi: Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve Yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler, "Talebe İmamları" tarafından belirlenmekte ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır. Bu öğrenciler talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan "Özel Evlere" yerleştirilmektedir. Evlere yerleştirilen öğrencilere kod isim verilmekte ve özel derslere tâbi tutulmaktadır. Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş Sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere ezberletilerek sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır. Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hâli bulunmayanlar seçilmektedir. Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması hâlinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları aracılığı ile uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır. 1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin askeri liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, askeri liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan "Talebe İmamı" tarafından takibi sağlanmıştır. Talebe İmamı, sorumlu olduğu öğrenciyi genelde on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmeler, katı kurallarla belirlenmiş yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştirilmektedir. 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan soruşturmalar akabinde alınan ifadeler ve yapılan tespitler sonucu gün yüzüne çıkarılan bilgilere bakıldığında; "Örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (yüzbaşı, üsteğmen, teğmen) ve astsubay gruplarından oluştuğu" tespit edilmiştir. c) Kadrolaşma Süreci: Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamu ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesindedir. Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve Fetullah ... tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve örgütün devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin devlete değil örgüte sunulması, devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir. Bu gibi somut olaylar da göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubunun devletin kamu kurumlarına yerleşmesi/yerleştirilmesi değil, sızması ve halk tabiriyle ayrık otu gibi bulunduğu yerleri işgal etmesi söz konusudur. 15.07.2016 tarihindeki darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasının "Mahrem Hizmetler" olarak isimlendirildiği ve yapılanmada gizliliğe azami derecede riayet edildiği bilinmektedir. Genellikle ortaokul/lise döneminde kazanılan ve örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilerek örgüt mensuplarınca özel bir sınavdan geçirilen bu şahısların, örgütün mahrem yapılanmasını oluşturan birimlerde istihdam edilmesine örgütün oldukça önem verdiği ve mahrem hizmetlerde kullandığı görülmektedir. Askeri mahrem yapılanmada yer alan bir örgüt mensubunun hayatını dört evrede özetlemek mümkündür: -Birinci evre; Işık evi, -İkinci evre; Hususi/özel ev, -Üçüncü evre; Askeri okullardaki eğitim süreci, -Dördüncü evre; Birim yapılanması, Çocuk yaşta örgüte kazandırılan öğrenciler, talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan özel evlere yerleştirilmektedir. Örgüt mensupları, ortaokul ve lise dönemlerinden itibaren düzenli olarak örgüt liderinin ses veya görüntü kaydı hâline getirilmiş vaazlarını, kitaplarını sohbet toplantılarında dinlemekte, izlemekte ve okumaktadır. Sohbet toplantıları, örgüt tarafından masum dini faaliyetler gibi gösterilmeye çalışılarak ardındaki örgütsel fikir ve idealler gizlenmektedir. Oysaki bu toplantılarda, dini kılıf altında ya da buz dağının görünmeyen yüzünü oluşturan kısımlarında örgütsel bir bakış açısı kazandırılmaktadır. Bir örgüt mensubunun bütün bu hayat evreleri, sohbet toplantılarına katılmakla geçer. Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir: "Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer, belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviye si kırılır. Biz her bir yerlerimiz şu cemaatin Kuvveyi maneviye sini takviye etmek üzere el ele tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor. Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum. Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor. Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...) Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim? Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela ...Bey yok, (X) yok, mesela .... bey de yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. ... Bey diyor ki bir senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor." Sohbet toplantılarını, çeşitli alt başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları "keyfiyet" odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve stratejileri ile alakalı "iş/meslek" konularının görüşülmesi kısmıdır. Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine bakıldığında; -"Pırlantalar" olarak adlandırılan Fetullah ...'in kitaplarını okuma, -Önceden kayda alınmış sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme, -Haftalık Bamteli sohbeti, Sızıntı, Çağlayan dergisi vb. yazılarını okuma/izleme, -Örgüt mensubu yazarların kitaplarından ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması, Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler aşılanmaktadır. Daha önce de açıklandığı gibi bu faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde "ideolojik örgüt eğitimi"nin verilmeye devam ettiği görülmektedir. Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında; -Olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, (Fetullah ...'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman edilmesi) -Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, (Fetullah ...'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç) -Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerinin empoze edilmesi, -Toplantıya katılanların bireysel dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi, -Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi, -Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak itaatin sağlanması, -Bağlılık, güven ve sadakatin oluşturulması, -Birlik ruhunun sağlanması, -Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması, psikolojik olarak önceden hazırlanılması, -Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi, -Moral değerlerin ve mücadele kapasitesinin yükseltilmesi, Şeklinde olduğu görülmektedir. Sohbet toplantılarının örgütün temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu toplantılar "dini faaliyet, dini sohbet" kılıfı altında hedef saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır. Örgütün toplantılara bakışı gayet nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça görülmektedir. Toplantılara aksatmadan, düzenli katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar, bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye başlayanlar "Ümit" pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir. Diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte, örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır. d) Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri: Dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösteren ve binlerce mensubu olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü açısından iç haberleşme; talimatların alınıp verilmesi, gelişmelerin güvenli ve zaman kaybetmeksizin aktarılması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından hayati öneme sahiptir. Faaliyet alanlarının çeşitliliğine paralel olarak örgütün haberleşme yöntemleri de farklılık arz etmektedir. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterilmektedir. Örgütün iletişimde kullandığı yöntemlerin; -Yüz yüze/buluşma, -Canlı kurye, -Kriptolu IP hattı, -Not ile haberleşme, -Basın yayın üzerinden talimat verme, -Sosyal medya (Facebook, Twitter vb.), -Telefon (GSM, operasyonel hat, ankesör/büfe arama), -İletişim/haberleşme programları (ByLock vb.), Olduğu anlaşılmaktadır. Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya'ya gidilerek örgüt lideri ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır. FETÖ/PDY elebaşısının "çok önemli hususların yüz yüze (Ru Be Ru) görüşülmesi" yönünde talimatlarının olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Örgüt toplantılarında verilen talimatlar ufak kâğıtlara yazılmakta hatta bunların lüzumu hâlinde yok edilebilmesi için yenilebilir özellikte olması sağlanmaktadır. Kiralık hatlar vasıtasıyla kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta kullanılan yöntemlerdendir. En kolay ve önemli haberleşme araçlarından biri GSM hatlarıdır. Bu hatlar, genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinin gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. (Uygulanan tedbir şekline göre süre değişkenlik gösterebilir.) Telefonların değiştirilmesi sürecinde eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Böylece tek numara ile görüşme yapan hat görüntüsünden uzaklaşılması ve örgütün kullandığı hatların tespitinin zorlaştırılması amaçlanmaktadır. İletişimin telefonla kurulduğu dönemlerde (iletişim/haberleşme programlarının kullanılmadığı dönemlerde) telefonun akıllı olmaması ve internet bağlantısının bulunmamasına dikkat edilmiştir. Aynı zamanda mesaj atılması da istenmediği için yasaklanmıştır. Örgüt mensuplarının kendi adlarına olmayan GSM hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir. Türkiye'de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Abone bilgilerinden sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebilmesi nedeniyle zaman zaman tercih edilebilmektedir. Örgüt mensupları, tedbir olarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim zikretmekten imtina ederek genel ifadeler kullanmaya özen göstermekte ve yaygın olarak "KOD İSİM" kullanmaktadırlar. Örgütsel görüşmeler sırasında "hizmet, şakirt, ..., cemaat" gibi kelimelerin telefonda zikredilmemesine özen gösterilmekte, buluşma yeri söyleneceği zaman şifreli ifadeler kullanılmasına önem verilmektedir. Her ne kadar iletişimde esas olan usul "randevulaşma sistemi" olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de "Kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefon hatlar" olduğu tespit edilmiştir. Örgüt tarafından bu yöntemin kullanılma sebepleri ise; -Pratik ve kolay ulaşılabilir bir iletişim modeli olması, (Örneğin, operasyonel hat ile iletişim için gerekli olan 2. bir telefon, çevresi tarafından şahsın durumunu şüpheli hâle getirebilir) -Anonim bir iletişim modeli olması, (Açıklamaya ihtiyaç duyulduğunda gönül ilişkisi vb. bahaneler ileri sürülebilir) -Teknolojik imkânların güvenilir olmadığı, (ByLock sunucularının elde edilmesi vb. toplu deşifrasyon olmayacağı inancı) -Arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı, Düşüncelerine dayanmaktadır. e) Büfe/Ankesörlü Sabit Telefon Hatlarıyla İrtibat Kurma Yönteminin Özellikleri: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "sohbet" olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği hususuna yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiştir. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye ve lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde; -Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra), -Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde), -Tek arama, Şeklinde iletişim gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır. Birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise kamuya açık ve birbirinden bağımsız market/büfe/lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir. Yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında elde edilen bilgilerden, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün "Mahrem Yapısı" içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının, kendi sorumlulukları altında bulunan özellikle asker ve diğer mahrem hizmetteki sivil şahısların telefon numaralarını, deşifre edilmelerinin önlenmesi ve örgütsel faaliyetlerinin sürdürülebilir olması amacıyla şifreleme metotları kullanarak kaydettikleri de tespit edilmiştir. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılan ve şu ana kadar tespit edilebilen bazı şifreli kaydetme yöntemlerinin; -On (10) Rakamına Tamamlama; Öğrencilerin telefon numaralarını telefona kaydetmek yasak olduğu için normal bir esnafın kartvizitinin arkasına veya herhangi bir kâğıda telefon numaralarının son dört rakamının her biri 10'a tamamlanarak kaydedilir. Yani kayıtlı telefon numarasının son dört rakamının her birini 10 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakam yazılır. 10'a tamamlama sistemine örnek vermek gerekirse telefon numarasının son dört rakamı 46 05 ise not kâğıdına yazılan numaranın son dört rakama 64 05 olur. Bir başka örnekte ise telefon numarasının son dört rakamı 43 17 ise kartvizite yazılan numaranın son dört rakamı 67 93 olur. -Sondan İkili Rakam Bloklarını Çapraz Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan rakam bloklarının yerlerinin çapraz olarak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 345 44 62 olarak kaydedilir. -Rakam Bloklarını Ters Yazma; Telefon numarasının operatöre ait ilk 3 rakamları sabit kalmak şartıyla geri kalan rakamları ise rakam bloklarının kendi arasında ters yazılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 41 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 543 26 14 olarak kaydedilir. -Sondan 4 üncü Rakamı Dört (4) Arttırma; Telefon numarasının sondan dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 02 44 olarak kaydedilir. -Sondan 2 nci ve 4 üncü Rakamı Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan ikinci ve dördüncü rakamlarının yerlerinin değiştirilerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 42 64 olarak kaydedilir. -Telefon Numarasını Oluşturan Rakamlara Bir Ekleme Bir Çıkarma; Telefon numarasını oluşturan rakamlara soldan başlayarak sırasıyla bir ekleme bir çıkarma yapılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 535 53 35 olarak kaydedilir. -Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Kredi Kartı Numarasına Benzetme; Telefon numarasını oluşturan rakamlarının başına, sonuna rakamlar ekleyerek veya 16 haneli kredi kartı numarası şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 telefon numarası 5410 xxx4 4462 4454 olarak kaydedilir. -Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Servis Sağlayıcı Operatör Kodunun İl Alan Koduna Değiştirme; Operatör kodunun herhangi veya faaliyet gösterdiği il kodu şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 505 xxx xx xx numaralı telefon kaydedilirken 0 312 xxx xx xx olarak kaydedilir. -99'a Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 99'a tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 32 şeklinde yazılması, 100'e Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 100'e tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 33 şeklinde yazılması, -Çaprazlama metodu; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son dört hanesinin ikili gruplar hâlinde kendi içinde çaprazlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 76 54 şeklinde yazılması, Şeklinde olduğu saptanmıştır. Mahrem imamların, kendilerine bağlı muvazzaf askerlerin (öğrenci) telefon numaralarını ajandalarına kaydederken yukarıda açıklamaları verilen örnek şifreleme yöntemlerini kullanmakla birlikte "bazı mahrem imamların arama yapmadan önce numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aradıkları da" sıklıkla gözlemlenmiştir. Kolluk birimlerinin yapmış olduğu çalışmalar ve soruşturmalarda alınan ifadelerden; "Mahrem imamların belirledikleri periyodik zaman diliminde grubunda bulunan askeri personelle sohbet adı altında örgütsel toplantıları düzenledikleri, bir sonraki toplantının yerinin-zamanının ve saatinin yapılan bu toplantılarda yüzyüze görüşülerek belirlendiği, toplantı günü ve saatinde değişiklik veya farklı bir gelişme olduğu zaman mahrem imam tarafından sabit hatlardan (ankesör-büfe-market vb.) askeri personelin cep telefonu aranmak suretiyle irtibatın gerçekleştirildiği, mahrem imam tarafından gerçekleştirilen bu görüşmelerin genellikle çok kısa tutulduğu ve şifreli olarak anlatılmak istenilenin söylendiği, bu telefon görüşmelerinin kısa tutulmasının sebebinin mahrem imamın ve sabit hatlardan aranan askeri personelin deşifre olmasını engellemek olduğu, askeri personelle mümkün olduğu kadar sabit hatlardan az irtibat kurulmaya özen gösterildiği, askeri personelin çok aranmasının o personelle ilgili bir sıkıntının yani toplantılara gelmeme, terör örgütü ile irtibatını koparmaya çalışma gibi etkenlere işaret ettiği, mahrem imam tarafından sürekli arama yapılarak askeri personelin ikna edilmeye çalışıldığı, askeri personelin az aranmasının ise o personelin toplantılara düzenli geldiğinin, gerçekleştirilen toplantılarda yüz yüze alınan kararlar sonucunda bir sonraki toplantıya düzenli katıldığının göstergesi olduğu, katalog evlilik yapan askeri personelin eşleri ile toplantılara katıldıkları örgüt imamlarının eşlerinin askeri personelin eşleri ile ilgilendikleri, bu şekilde mahrem imamlarca yapılan görüşmelerin 2017 yılına kadar devam ettiği, bu tarihten sonra sabit hatlardan askeri personelin aranmamasına dikkat edildiği, bunun sebebinin ise yapılan örgütsel faaliyetin deşifre olması ve mahrem imamların takip edilmesinden korku duyulmasından kaynaklı olduğu, bu süreçten sonra askeri personel ile görüşme yapılmak istenildiği zaman; lojmanlarda oturmayan ve FETÖ Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren askeri personelin evlerine gidilerek irtibat kurulduğu ya da asker şahsın mahrem imamın evine gitmesi şeklinde irtibat kurulmaya çalışıldığı, subay, astsubay veya askeri öğrenciler ile ilgilenen mahrem imamların birbirinden farklı olduğu, örneğin subay ve astsubayların aynı grup içerisine dâhil edilmediği" Anlaşılmıştır. Sonuç olarak; Yukarıda izah edilen açıklamalar, olgular ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock ve Eagle gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerin de denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit (büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan mahrem imamlar tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak hedefin kaybolmasını amaçladığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmaların/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından sorumluluğundaki gruplarla ilgili grup içerisindeki tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile iş yerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği ve redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10", "100" veya "99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş hâliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı, Belirlenmekle; Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şekilde yapılan aramaların; örgütün "gizlilik" ve "deşifre olmama" kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır. B-2) Bir İletişim Aracı Olarak Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik Veya Ardışık Aramaların Hukuki Niteliği: a) Ulusal ve Uluslararası Mevzuat: Konuyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi: Madde 8 - Özel ve aile hayatına saygı hakkı (1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Özel hayatın gizliliği ve korunması Özel hayatın gizliliği Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili mercin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar. ... Haberleşme hürriyeti Madde 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir. Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar Madde 38- (6)- Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma Madde 90/5- Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre; İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.) ... (3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir. ... (6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir. ... (8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan; ... 15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302), 16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316), 17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları, Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. (2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirler emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. ... (4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür. Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi Madde 206-(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: (a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. .. Delillerin Takdir Yetkisi Madde 217 – (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hükmün Gerekçesinde Gösterilmesi Gereken Hususlar Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: ... (b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır: ... (i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması. Şeklinde düzenlenmiştir. b) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Hukukiliği: Çağımızda hukukun değişmez niteliği "Evrensel, herkes için, bağımsız, tarafsız, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, adil, haksızlığa karşı vazgeçilmez" oluşudur. Bir ülkede bu ilkelerin benimsenip güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi için demokratik düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla oluşturulması, demokratik hakların etkin biçimde kullanılması, devletin bütün işlemlerinin hukuk sınırları içinde ve hukuk devleti ilkelerine uygun olması kadar çağdaş bir ceza yargılamasının sağlanması da gerekmektedir. İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 2014/5.MD-98 Esas 2016/83 sayılı ve 10.12.2013 tarihli ve 2013/359 sayılı kararlarına göre ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araç deliller olup nitekim 5271 sayılı CMK'nın "delillerin takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin 2. fıkrasında "yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" denilerek aynı amaca işaret edilmiştir. Bu açıklama ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususu hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Ceza muhakemesinde maddi gerçek ortaya çıkarılırken, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurulması temel amaçtır. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğretide ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasında, CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 217. maddesinin ikinci fıkrasında, 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin esas alınamayacağı belirtilmiştir. Delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olup olmadığına ise yargı makamı karar verecektir. Delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dahil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No:35394/97, &34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır. (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No:4378/02, & 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No:11082/06, 13772/05, & 700). Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır. Görüldüğü gibi delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ulusal mahkemelerin takdirindedir. c) Mukayeseli Hukuk ve AİHM Kararı Bağlamında Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Delillerin Niteliği ve Hukukiliği: Karşılaştırmalı hukukta iletişimin tespitine ilişkin düzenlemeler farklılık göstermektedir. Örneğin Fransa, İngiltere ve Avusturya'da iletişimin tespitine ilişkin bilgiler denetim kapsamında kabul edilmemekte ve herhangi bir sınırlamaya tabi bulunmadan bu bilgiler soruşturma ve kovuşturmada kullanılmaktadır. Avrupa Birliğince (AB) 24.10.1995 tarihinde "Kişisel Verilerin İşlenmesinde Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Dolaşımı"na ilişkin 95/46 nolu Yönerge kabul edilmiştir. Ancak söz konusu yönerge hükümlerinin savunma, kamu güvenliği veya ceza hukuku açısından uygulanmayacağı da belirtilmiştir. 95/46 nolu Yönerge temel alınarak düzenlenen telefon konuşmaları ve e-postaları da kapsayacak şekilde elektronik iletişimde özel yasanın gizliliği ve kişisel verinin korunmasına dair 2002/58 nolu Yönerge'nin amacı, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından, haberleşmenin gizliliğine yetkisi bulunmayan kişilerce erişilmesini engellemek, kamu telekomünikasyon şirketleriyle ve kamuya açık telekomünikasyon servisleriyle sağlanan telekomünikasyon gizliliğini korumak amacıyla önlemlerin alınmasını sağlamaktır. (Hayrünisa Özdemir, Haberleşmenin Gizliliği ve Kişisel Veriler, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S:1-2, 2009, s. 286) Bununla birlikte bu yönerge; devletlerin elektronik iletişimi, hukuka uygun denetleme veya AİHS'ye uygun olarak önlem alma imkânlarını etkilememektedir. (Saadet Yüksel, Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale, Beta, 1. Baskı, 2012, s. 89-99). AİHM, kişisel verilerin elde edilmesini her durumda özel yaşamın gizliliği hakkına bir müdahale olarak görmemekte ve kişisel verilere ilişkin AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde iki aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Öncelikle müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulaşılabilirliği, daha sonra ise ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmektedir. (Saadet Yüksel, a.g.e, s. 103). Bu bakımdan AİHM devletlerin, ulusal güvenliklerini korumak amacıyla, yetkililere kamunun ulaşamadığı kişisel verileri barındıran kayıtlarda bilgi toplama ve kaydetme yetkisini veren kanuni düzenlemeler yapmasını uygun görmektedir. (Leander/İsveç, 26.03.1987, B.No: 9248/81, & 59). Nitekim AB'nin 95/46 ve 2002/58 nolu Yönerge'leri doğrultusunda tanzim edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "İstisnalar" başlıklı 28. maddesinde de kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamak için kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında veya soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâllerinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. AİHM, bir devletin terörle mücadele etmek için önlem almadan önce felaketin gelip çatmasını beklemesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır. (A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 19.02.2009, B.No: 3455/05, & 177). Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinde herkesin kendi özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun açık bir şekilde belirtilmesine karşın terörle mücadele, terör saldırılarını engellemeye yardımcı olabilecek bilgilerin toplanması, terör şüphelilerinin yakalanıp yargılanması amacıyla özel gözetleme yöntemlerinin kullanmasına cevaz vermektedir. d) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Hukuki Değerlendirme: ByLock için yapılan değerlendirmeler ışığında; demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı 15.07.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün çok büyük bir önem verdiği silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüphelilere ve suç delillerine ulaşılması amacıyla Ankara merkezli ve diğer illerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hâkim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği "iletişimin tespiti (HTS)" kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin "demokratik bir ülkede gereklilik" ve "orantılılık" ilkelerine uygun olduğu, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının "iletişim özgürlüğü" hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır. İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle "iletişimin tespiti", Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK'nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak, delil toplarken Anayasa'da ve yasada düzenlenen "orantılılık" ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkânını da sağlayabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135/6. maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 maddesi) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160 ve 161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hâkime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hâllerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti. Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar: başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. İlk aşama, Cumhuriyet savcısının "araştırmalara" başlama kararı ile gerçekleşen "başlangıç soruşturması"dır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için "şüpheli" de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair "basit şüphe" oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir. Ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir. Şüphelinin/sanığın mahrem yapıda yer alıp sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; suçun ispatı açısından belirleyici nitelikte olması nedeniyle bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu delillerin teyidi açısından; Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için genellikle kullandığı yöntem olarak belirlenen; Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi, Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları, Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması, Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları, Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması, Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası, Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması, Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi, Asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmediği veya götürülse bile kapalı tuttukları, Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması, Hususlarını da ortaya koyan, bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilerek dosyaya konulması, -Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK'dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının "0" saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi, -Şüpheli/sanığın görev yaptığı diğer şehirlerde ardışık aramalarının olup olmadığı araştırılarak sabit hat ve ankesörlü telefon kullandığına ilişkin analiz raporunun da istenmesi, -Şüpheli/sanıkla ilgili sabit hat veya ardışık aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde tanık sıfatıyla dinlenilmeleri, -Ardışık aramalar kapsamında diğer şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya ibrazı sağlanarak değerlendirilmesi suretiyle maddi gerçeğin ortaya konulması, Gerekmektedir. Bu kapsamda; Yukarıda açıklanan özellikler doğrultusunda; mahrem hizmetlerde görevlendirilen asker veya sivil şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağında kuşku yoktur. C) HABERLEŞME İÇİN OPERASYONEL HAT KULLANILMASI: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemlerinden biri olan operasyonel (patates) GSM hatlarıyla görüşme yapıldığı yönünde şüphe oluşması durumunda soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda örgüt mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market ve büfe gibi yerlerde kurulu olup ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar dışında operasyonel GSM hatlarını da özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi hâlinde şüphelinin/sanığın askeri mahrem hizmetler yapılanmasında veya sivil şahıslardan olup örgütteki konumu itibariyle operasyonel hat üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında şüpheli/sanığın hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; özellikle suçun ispatında belirleyici delil niteliğinde olması hâlinde bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda sabit hat veya ardışık arama için yapılan açıklamalar ışığında, taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada şüpheli/sanık tarafından kullanılan GSM hattı ile mahrem imam tarafından kullanılan hatlara ait HTS raporları karşılıklı mukayese edildiğinde her iki hattın ortak baz bilgileri bulunduğu, her iki GSM hattının da aynı tarih ve yakın saatler aralığında aynı yerde baz verdiği, görüşmelerin ağırlıklı olarak tek bir GSM numarasıyla olduğu hususlarının mevcudiyeti hâlinde başkası üzerine kayıtlı bu hattın operasyonel hat olarak kullanıldığının tespiti mümkün olabilecektir. Bu kapsamda; Sanığın FETÖ/PDY'nin operasyonel hat kullanmak suretiyle oluşturulan hücresel haberleşme ağında yer aldığının teknik verilerle belirlenmesi, Sanığın kullandığı operasyonel hat ile örgüt mahrem imamının kullandığı hattın aynı baz istasyonunda sinyal alıp almadığının tespitinin yapılması, Sanığın silahlı terör örgütünün mahrem imamları ve yöneticileriyle iletişim kurma yöntemleri, zaman aralıkları, çeşitlilikleri, sanığın asker mi sivil şahıs mı olduğu, irtibat kurduğu kişilerin örgütün mahrem imamı olup olmadıkları hususlarının tespiti, Operasyonel hat olarak kullanılan telefon numarasının kimin adına, ne zaman, nerede alındığına ilişkin GSM operatörlerinden belgelerin getirtilerek belgelerin incelenmesi, bu hattın kim tarafından alındığına yönelik araştırma yapılıp gerekli tespitlerin yapılması, Operasyonel hat olarak kullanılan GSM hattının faturalarının nerede, kim tarafından ve hangi yöntemlerle ödendiğine ilişkin tespitlerin yapılması, Yine operasonel hattın kontürlu hat olarak kullanılması durumunda kontürlerin nerede, ne zaman, kim tarafından yüklendiği ve ücretlerinin nasıl ödendiğinin tespiti, Operasyonel hat ile bu hattı kullanan askeri şahısların görüştüğü mahrem imamların GSM hatlarının HTS kayıtlarının ve diğer iletişim bilgilerinin getirilmesi, Sanığın kullandığı operasyonel hat ile asker ve sivil imam şahısların kullandığı operasyonel hatların ortak bazlarının bulunup bulunmadığı ve mahrem imamlar tarafından kendisi gibi asker olan başka dosya şüphelileri ile farklı tarihlerde ardışık olarak aranıp aranmadığı, arama sayısı ve aramaların periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünüp görünmediği konusunda uzman teknik bilirkişiden inceleme raporu ve operasyonel hat/HTS veri analiz raporu alınması, Gerektiğinde operasyonel hat ile mahrem imamın kullandığı hattın diğer iletişim bilgilerinden olan; abone ismi, adresi, abone kimlik bilgileri, telefon numarası, IMEI numarası sorgusu veya eşleştirmesi (IMEI numarasından kullanıcı, kullanım tarihi, kimlik ve adres bilgisi araştırması), IP sorgusu bilgileri, sim kart bilgisi ve eşleştirmesi, IMSİ bilgisi, PUK numarası bilgisi, kontör kartları bilgisi ve eşleştirmesi, Roaming bilgisi, telefonun açık olup olmadığı bilgilerinin temin edilmesi, Sanıkla ilgili operasyonel hatla aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde bu kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi, Operasyonel hat aramaları kapsamında diğer asker şahıslar (hücresel iletişim ağında yer alan) hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya getirilmesi, Böylece elde edilen tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, Gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler doğrultusunda; sanığın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla operasyonel (patates) hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı veya kendisinin aradığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağı kabul edilebilecektir. D) TANIKLIK: a) Genel Olarak: Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkân sağlamıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK'nın 48. maddesinde temelini Anayasa'nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir. Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK'nın 206/a ve 217/2. maddeleri) hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz. (Yargıtay CGK'nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı). Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın "tanık beyanı" veya "sanık beyanı" olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır. b) Çağrı ve dinleme: Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. (CMK'nın 179. maddesi). Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir. (CMK'nın 181/1. maddesi). Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez. (CMK'nın 210/1. maddesi). Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. (CMK'nın 200. maddesi). Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. (CMK'nın 59. maddesi). Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır. CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir. c) Gizli tanıklık: Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu'nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK'nın 3/1-b maddesi) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir. Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır. CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir. Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir. Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir. Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz. Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkânı sağlanmalıdır. AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67). Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992). d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı: Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır. Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir. CMK'nın "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir" şeklinde hükümler içermektedir. Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır. Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi; "(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir: a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar. b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar. c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır. Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır. Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir. 05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "kanuna aykırı bir vaat" niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır. Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir. Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir. (CMK'nın 206/2. maddesi). Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez. (CMK'nın 207/1. maddesi). Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir. E) BANK ASYA: Bank Asya, ülkemizde faaliyet gösteren dört katılım bankasından biri olarak 24 Ekim 1996 tarihinde Asya Finans Kurumu A.Ş. unvanıyla kurulmuş ve 20.12.2005 tarihinde ise "Asya Finans Kurumu A.Ş." olan unvanı "Asya Katılım Bankası A.Ş." olarak değiştirilmiştir. Kuruluş itibariyle, Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin ödenmiş sermayesi 900.000 TL olup bunun 360.000 TL'si A grubu, 540.000 TL'si ise B grubu paylardan oluşmaktadır. Bank Asya'nın halka açıklık oranı %54,04 olup 2014 yılı sonu itibariyle yaşadığı mali sıkıntılar sebebiyle aktif büyüklüğü ile sektörde 21. ve emsal grup (katılım bankaları) arasında ise 4. sıraya gerilemiştir. Terör örgütleri faaliyetlerini devam ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, kara para aklamak şeklinde yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY'nin de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013-Ocak 2014 döneminde bankanın 29.05.2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamu oyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat toplama kampanyaları düzenlediği BDDK'nın 28.05.2015 tarihli mali analiz raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi için örgüt lideri Fettullah ... tarafından 25.12.2013 tarihinde Bank Asya'ya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel Müdürü ...'dan Yönetim Kurulu Başkanı ... ve Yönetim Kurulu Üyeleri ..., ..., ... ..., ..., ... ....ve ... ...'e 06.01.2014'de iletilen 05.01.2014 tarihinde banka çalışanı ...'in ...'a gönderdiği "Affınıza mahçuben" konulu elektronik posta mesajının içeriğinde "....Bizim iklimimizden bir ağabeyim .... Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001'de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz .... Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız..." ifadeleri yer almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likidite sağladıkları anlaşılmaktadır. İkinci talimat ise 28.08.2014 tarihi olup bu talimat sonrasında da Eylül - Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir. Bank Asya'ya para yatırılması talimatlarından üçüncüsü BDDK'nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan 04.02.2015'dir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Rutin bankacılık işlemleri dışında talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir. Yıl Ay Toplam Kendisi Eşi Eski Eşi Oğlu/Kızı Kardeşi Annesi Babası 2013 12 3809 1256 700 11 109 1073 145 287 2014 1 66483 25482 16847 204 2251 17350 2817 3176 2014 2 39654 15431 10069 129 1362 10568 2329 2454 2014 3 22361 8244 5018 85 665 5957 1400 1758 2014 4 15737 5552 3388 63 426 4205 839 1398 2014 5 13679 4614 2767 45 329 3668 616 1025 2014 6 12546 4441 2713 58 395 3510 587 911 2014 7 11560 4174 2431 36 441 3403 424 719 2014 8 20681 7159 4826 74 1090 5860 854 985 2014 9 65130 25807 18366 180 3496 17039 2613 2427 2014 10 38771 13486 8774 113 1990 11496 1689 2043 2014 11 42992 14032 9567 161 1985 11776 2055 2638 2014 12 13782 5379 3439 38 603 3758 546 778 2015 1 14257 5705 3617 39 548 3940 634 827 2015 2 41978 13729 10979 124 6125 10539 2179 1776 2015 3 17545 6699 4513 57 1059 4813 844 864 2015 4 12630 3794 3077 34 711 3452 628 778 2015 5 11623 4247 2954 21 618 3148 567 721 Tablodan anlaşılacağı üzere rutin bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle Bankasya'ya para yatırılması örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak değerlendirilebilecektir. VII) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEMESİ: Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartışılıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılık iddiaları ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı ve direnme hükmünün isabetli bulunup bulunmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiş; silahlı terör örgütü suçunun özellikleri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mahiyeti ve yargı yapılanması, hükme esas alınan bazı delillerin hukuki niteliği hususlarında Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında belirtilen açıklamalara atıfla yetinilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından sanık hakkında kurulan önceki mahkûmiyet hükmünün; ''...sanık ...'ın yargı teşkilatında ve Adalet Bakanlığında önemli görevler üstlendiği, müsteşar yardımcısı iken Yargıtay üyeliğine seçildiği, mesleki tanınırlığı nedeniyle meslektaşları ve çalışma arkadaşları tarafından otoritesinin kabul gördüğü ve örgütün yargı yapılanmasında önde gelen kişilerden biri olduğu anlaşılmış ise de söz konusu yapıda tek başına karar alan bir kişi konumunda olduğuna dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı herhangi bir delil bulunmadığı, yukarıda açıklandığı üzere müsteşar yardımcılığı veya Adalet Akademisi Başkanlığı gibi görevlerde bulunmuş olmasının örgüt yöneticisi sayılmasına yeterli olamayacağı cihetle, sanığın silahlı terör örgütünün yöneticisi kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.'' şeklinde açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir. Özel Daire tarafından ise ''...Sanığın örgütün yöneticisi olarak görev yaptığı Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Adalet Akademisi'nin, bütün olarak Devlet, özelde yargı ve hizmet verdiği toplum için önemi ve stratejik değeri herhangi bir açıklamaya ihtiyaç duymayacak kadar büyüktür. Sanığın görev yaptığı bu birimlerde örgütün kamu gücünü ele geçirme amacına yönelik yaptığı üst düzey legal faaliyetleri örgüt içerisindeki pozisyonu açısından da belirleyicidir. Adalet Bakanlığı eski Müsteşarı ... hakkında örgüte ait medya kuruluşlarında çıkan haberleri sızdıranın sanık olduğu anlaşılmaktadır. Sanığın bu eylemi ile Adalet Bakanlığının en üst kamu görevlisi olan müsteşarı hakkında veri toplayıp yıpratmak amacıyla hedefine koyacak kadar büyük hamleler yaptığı anlaşılmaktadır. Cemaat sohbet gruplarına cemaat jargonunda tedbir olarak nitelenen ve üçüncü şahısları yanıltma amacıyla başvurduğu hileli davranışları belirleyen ve tebliğ eden kişi pozisyonundadır. Bu cümleden olarak; namazları cem edebilecekleri, alkol alabilecekleri, eşi kapalı olanların başlarını açabilecekleri, gümüş yüzük takılmaması gerektiği gibi davranışlarla mensuplarının olduklarından farklı tanınmalarını sağlamaya yönelik ruhsatlar verebilecek kadar kararlarına itibar edilen kişi konumundadır. Seçimlerde strateji belirleyip örgüt içerisinde grup sorumlusu seviyesine ulaşmış mensuplarına görev dağılımı yapabilecek güçtedir. Örgütün sivil imamları olduğu iddia edilen ..., ..., ... gibi isimleri ile irtibatlıdır. FETÖ mensupları ... ve ...'ün Adalet Bakanlığı'na atanmasında olduğu gibi Bakanlık kadrolarına atamalarda ve yükselmelerde söz sahibi olmuş, ... ... ...ve ... gibi birçok örgüt mensubunun akademi kadrolarına geçmelerine katkı sağlayıp, Akademi eğitim kadrolarını FETÖ mensuplarından oluşturmuştur. 1980'li yıllardan beri cemaatin içinde yer alıp, cemaat içerisinde saygı duyulan ve işin siyasetini yürüten, taktisyen bir rol oynamıştır. 1990'lı yıllarda örgütün hakim-savcılara yönelik olarak yaptığı fişlemelerde sanık, referans olarak kabul edilen kişilerden biri olmuştur. ...'in cemaate bağlı evlerde sınavlara hazırlanan öğrencilere sohbet yapmasını organize etmiş, Ankara Cumhuriyet Savcılığına atanmış olan ve ÖSYM'de kopye soruşturması ile gündeme gelen FETÖ mensubu ...'ın memur suçları bürosunda görevlendirilmesine aracılık etmiştir. Terör örgütü tanımının yeniden yapılmasına ve "silahsız terör örgütü" tanımına yer verilmesine yönelik 2002 yılında yürütülen çalışmanın yasalaşmaması için Bakanlıkta görevli diğer FETÖ mensuplarıyla birlikte yoğun kulis faaliyeti yürütmüştür. 2009 yılında Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürü ..., Strateji Daire Başkanı ... ile birlikte tanık ... ve ...'in rehberliğinde Pensilvanya'ya giderek FETÖ elebaşını ziyaret etmiştir. Gerek 2010 HSYK üyeleri aday listesinin oluşturulmasında cemaat adaylarının listeye girmesine katkı vermiş, gerekse seçimlerin kazanılmasından sonra Yargıtay üyeliklerine FETÖ mensuplarının seçilmesinde etkin ve belirleyici olmuştur. Genel itibariyle Yargıtay'daki seçimler ve diğer iş ve işlemlerde ..., ... .... ..., ..., ..., ..., ... ve sanığın etkin olup cemaat yapılanmasını dizayn eden, cemaat mensubiyeti itibariyle ...'la birlikte ilk akla gelen, bir dönem yargı imamı olarak ismi gazetelerde yer alan, örgütün çatı yapılanmasında yer alan, yapının taktiksel beyni olarak nitelenen bir kişi olmuştur. Yargıtay yönetiminde gerekse Yargıtay-Bakanlık ilişkilerinin düzenlenmesinde önde, aktif ve belirleyici rol oynamış, cemaatin temsilcisi gibi davranmış, 2011 yılında Yargıtay Başkanlık Divanında görev almış, diğer idari görevlerde belirleyici olmuş, Yargıtay Daire Başkanlığı seçimlerinde adayların seçime girmeden önce icazet aldığı bir kişi olmuştur. Yargı mensubu cemaat üyelerinden kaynaklı sorunlarda sorunun çözümü için örgütü temsilen muhatap alınan kişi pozisyonun da olmuştur. HSYK eski üyesi firari FETÖ mensubu ...'nin hem HSYK üyeliği hem de akademi kadrosundan Adalet Akademisi Mülakat Komisyonu üyeliği pozisyonlarını birlikte yürütmek isteği üzerine çıkan anlaşmazlıkta sanığın devreye girerek ...'nin Akademi'deki görevinden istifasını sağlayacak kadar örgüt mensupları arasında sözü dinlenen bir kişi durumundadır. Sanığın örgüt içerisindeki bu pozisyonları itibariyle, 2010 ve 2014 HSK üyelerinin belirlenmesinde, Yargıtay'da Yargıtay Başkanı, Daire Başkanları ve üyelerin seçiminde, dairelerinin belirlenmesinde, himmet paralarının toplanmasında, örgüt mensuplarının örgüte bağlılığının kuvvetlendirilmesine yönelik toplantı ve propaganda çalışmalarında belirleyici ve etkin olduğu, cemaatle ilgili husularda çoğu zaman muhatap alınan kişi konumunda bulunduğu, bu haliyle sanığın bir dönem cemaat olarak nitelenen FETÖ/PDY terör örgütünün kurum temsilcisi niteliğinde 'Adalet Bakanlığı, Adalet Akademisi ve Yargıtay'ın üst sorumlularından biri' olduğu ve örgüt yöneticisi pozisyonunda bulunduğu kanaatine ulaşılmıştır.'' şeklinde açıklanan gerekçeyle önceki hükümde direnilmiştir. Sanık ...'ın öğrencilik yıllarından itibaren örgüt içinde yer aldığı, 1996 yılında tetkik hâkimi olarak göreve başladığı Adalet Bakanlığında Daire Başkanlığı, Strateji Geliştirme Başkanlığı ve müsteşar yardımcılığı gibi önemli görevlerde bulunduğu, 2010 yılında önce Yargıtay üyeliğine seçildiği, sonrasında ise Adalet Akademisi Başkanlığı görevine getirildiği, 2014 yılından 15.07.2016 tarihinde kadar ise Yargıtay üyeliği görevini sürdürdüğü, dosya içindeki bilgi ve belgelere göre; sanığın sonradan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün devletin yargı erkini ele geçirme faaliyetleri sırasında en önemli faaliyetleri yürüten üyelerini yetiştiren ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde oluşturulan yapılanma içinde yer alması ve tanık ...'in beyanlarına göre bu yapının ''işin siyasetini yürüten elemanı'' olması, tanık ...'ın beyanlarında örgütün yargı yapılanmasının sivil imamı olan ...'ın Ankara'nın Çukurambar semtinde düzenlediği toplantılara katılması, 2010 HSYK seçimlerinde adayların belirlenmesinde etkili olması, Adalet Akademisi Başkanlığı döneminde ise örgütün bu önemli kurumda bütünüyle hâkimiyet kurması gibi kabule alınan hususların sanığın örgütsel faaliyetlerinin önemini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gösterdiği anlaşılmış ise de; 2014 yılından sonra örgüt üyelerince kullanılan Bylock haberleşme programında kaydı bulunmayan sanığın, Bylock verilerinin incelenmesi sonucu elde edilen örgütün Yargıtay yapılanması içinde bulunmadığı, tanıklar ... ve ...'ın beyanlarında ifade edildiği şekilde örgütün yargı imamına bağlı istişare heyeti içinde bulunduğu kabul edilecek olsa bile 2014 yılı sonrasında yapılan tespitlere göre sanığın bulunmadığı istişare heyetinde yer aldıkları anlaşılan bazı örgüt üyelerinin Özel Daire tarafından örgüt üyeliği suçundan cezalandırılmış olmaları ve TSK, Emniyet ve Yargı gibi devlet faaliyetinin cebri karakterini yansıtan devlet kurumlarında örgütsel faaliyetin büyük bir gizlilik içinde yürütüldüğü, bu mahrem yapıların karar mekanizmalarında ise doğrudan örgütün ana karargâhına bağlı faaliyet gösteren ''sivil imamların'' yer aldığı gerçeği dikkate alındığında, bulunduğu konumda hiçbir zaman tek başına karar alma yetkisi olmayan sanığın kanıtlanan eyleminin örgüt üyeliği suçunu oluşturduğu ve bu suçtan üst sınıra yakın ceza belirlenmesi gerektiğine ilişkin bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla özel daire tarafından önceki hükümde direnilmesine ilişkin kararın isabetli bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Özel Daire tarafından kurulan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu üyesi; sanığın eyleminin silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçunu oluşturduğu ve direnme kararının isabetli bulunduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Açıklanan nedenlerle; 1)Yargıtay 9. Ceza Dairesince sanık ... hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün bozulmasına ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.12.2022 tarihli ve 286-754 sayılı kararına yönelik Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 12.07.2023 tarihli ve 1-19 sayılı direnme hükmünün, sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu ve bu suçtan üst sınıra yakın ceza belirlenmesi gerektiği hususunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, oy çokluğuyla, 2)Sanığa atılı suçun öngördüğü ceza miktarı ve tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak sanık hakkındaki salıverilme isteklerinin REDDİNE, oy birliğiyle, 3) Dosyanın, Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/1841 E., 2024/9382 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi
tam metni aç
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 221 inci maddesinin beşinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 in
3. Ceza Dairesi         2021/1841 E.  ,  2024/9382 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, Silahlı terör örgütüne yardım etme HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı, İstinaf başvurusunun esastan reddi, İlk Derece Mahkemesinin hükmünün kaldırılarak mahkumiyet TEMYİZ EDENLER : Sanıklar müdafileri ve katılanlar vekili TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan Ret, Bozma İlk Derece Mahkemesince sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ve güvenlik tedbirlerine yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; ... sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Suçtan doğrudan zarar gören ve katılma sıfatını alabilecek TMSF Başkanlığına Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğ edilmediğinin görülmesi karşısında temyiz aşamasında ilgili karar tebliğe çıkarılmış, kararın tebliği üzerine TMSF Başkanlığı vekili aracılığıyla bünyesinde bulunan şirket vekillerinin temyizlerini de kapsar şekilde ...-... Grup Şirketlerine ilişkin verilen müsadere yönünden kararı aleyhe temyiz etmiş olup, hakkında TCK'nın 55/2 maddesi uyarınca müsadere kararı verilen sanık Ş.. S..'nin malvarlığı ile ilgili aleyhe yapılmış bir temyiz talebinin bulunmadığı, yine katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gördüğü anlaşılan ...İnşaat A.Ş.'nin ... sayılı Kanun'un 237 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davaya katılmasına karar verilerek, aynı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmü temyiz ... bulunduğu belirlenerek yapılan incelemede: Sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, ... sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ A. ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.2018 tarihli ve 2017/71 E., 2018/491 K. sayılı kararında; 1-Sanık A.. K.. hakkında; Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir. 2-Sanık M.. K.. hakkında; Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir. 3-Sanık Ş.. S.. hakkında; Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir. 4-Sanık A.. K.. hakkında; Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 221 inci maddesinin beşinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir. B.... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 18.04.2019 tarihli ve 2019/1 E., 2019/602 K. Sayılı kararında; 1-Sanık Ş.. S.. yönünden; ... sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 2-Sanık A.. K.. yönünden; ... sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. 3-Sanık M.. K.. yönünden; ... sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesinin hükmünün kaldırılarak silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmek suçundan 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 220 inci maddesinin yedinci fıkrası yollamasıyla 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 220 inci maddesinin yedinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 inci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir. 4-Sanık A.. K.. yönünden; ... sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesinin hükmünün kaldırılarak silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 221 inci maddesinin beşinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi; Sanık A.. K.. yönünden; etkin pişmanlık indiriminin alt hadden uygulanması gerektiğine, temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması gerektiğine, Sanık M.. K.. yönünden; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğuna ilişkindir. B. Katılan Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu(kayyım tarafından yönetilen katılan şirketler dahil) temyiz istemleri; Davaya katılmalarına karar verilerek re'sen tespit edilecek sebeplerle ve müsadere yönünden hukuka aykırı kararın bozulmasına ilişkindir. C. Sanık A.. K.. müdafiilerinin temyiz istemleri; 1.Sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, 2.Alt sınırdan uzaklaşılmasını hukuka aykırı olduğuna, 3.Müsadere kararı verilmesi ve şirketlere denetim kayyımı tedbiri uygulanmasının mülkiyet hakkını sınırladığına, 4.İlk derece ve istinaf aşamalarından sonra dosyaya giren yeni delillerin kendilerine tebliğ edilmediğine, 5.İstinaf mahkemesinin duruşma açmaksızın karar verdiğine, 6.Sanığın örgüt üyesi olma veya yardım etme kastıyla hareket ettiğine, talimat aldığına, talimat verdiğine, eylem içinde bulunduğuna ilişkin delil bulunmadığına, 7.Bilirkişi raporlarının usule uygun olmadığına, subjektif değerlendirmeler içerdiğine, her türlü şüpheden uzak kesin sonuçlara ulaşmadığına, 8.... ailesine ait şirketlerin kuruluşunda örgütün hiçbir ilişkisi ve bağı olmadığına, 9.Sanığın 17-25 Aralık olaylarından sonra yapıdan kopmaya başladığının dikkate alınmadığına, 2015 yılının Kasım ... yapıya karşı sosyal medya paylaşımlarının bulunduğuna, isminin geçtiği bylock yazışmalarından da yapıyla bağının koptuğunun belli olduğuna, 10.Sanığın insani yardım kastıyla yaptığı yardımların, ...'deki sembolik hissesinin, 17-25 Aralık olaylarından önce gerçekleşen toplantılara katılımının, yurtdışı ve yurtiçi seyahatlarının, ... Üniversitesi mütevelli heyeti üyesi olmasının, ... Eğitim, Sağlık ve Spor Vakfının kurucusu olmasının, Bankasya hesaplarının ve bu hesaplardaki işlemlerinin örgüt üyeliğine delil teşkil etmeyeceğine, örgütle iltisaklı okullarda okuyan çocuklara burs sağladığı, örgütün şirketlerini, basın yayın kuruluşlarını, vakıf ve derneklerini desteklediği iddiasının gerçeği yansıtmadığına, Ve sair temyiz sebeplerine ilişkindir. D. Sanık Ş.. S.. müdafiilerinin temyiz istemleri; 1.Sanığın örgüt üyesi olduğunu ortaya koyacak nitelikte bir delil bulunmadığına, 2.Dinlenmesini talep ettikleri tanıklar dinlenmeyerek savunma haklarının kısıtlandığına, 3.Sanığın ... Üniversitesi ve ... Eğitim ve Spor Vakfı mütevelli heyeti üyesi olmasının; Bankasya hesap hareketlerinin örgütsel saikle olmadığına, 4.Müsadere kararına dayanak yapılan raporların usule uygun olmadığına ve tutarsız olduğuna, 5.TCK'nın 62. maddesi uyarınca indirim yapılmamasının makul bir nedeninin bulunmadığına, Ve sair temyiz sebeplerine ilişkindir. E.Sanık M.. K.. müdafiilerinin temyiz istemleri; 1.Sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, 2.17/25 Aralık olaylarından önceki bir tarihte ...derneğine kurban bağışı yapılmasının hükme esas alınamayacağını, sanığın başka vakıf ve derneklere de bağış yaptığını, 3.Sanığın ... ile arasındaki mesajlaşmaların hepsinin 17/25 Aralık olaylarından önceki tarihte gerçekleştiğinin ve ...'ın davetlerini türlü bahanelerle geri çevirdiğinin dikkate alınmadığına, 4.Usule uygun olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak karar verildiğine, 5.Müsaderenin hukuka aykırı olduğuna, 6.Sanığın... isimli derneği ziyaret etmediğine, hiçbir zaman örgütle iltisaklı kurum ve kuruluşlara üye olmadığını, 7.Tanıkların asılsız beyanda bulunduklarına ve sanık ile arasında husumet olduğunun dikkate alınması gerektiğine, sanığın örgüt mütevellisinde olduğuna ilişkin beyanın sadece gizli tanık Zaman'ın beyanında geçtiğine 8.Yurtdışı seyahatlerinin örgütsel saikle yapılmadığına, Ve sair temyiz sebeplerine ilişkindir. F. Sanık A.. K.. müdafiilerinin temyiz istemleri; 1.Sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine, 2.Alt sınırdan uzaklaşmanın hukuka aykırı olduğuna, 3.Tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığına, 4.Usule uygun alınmayan ve çelişkili olan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğuna, 5.Müsaderenin hukuka aykırı olduğuna, sanığın şirketlerinin örgütle ilişkisinin olmadığına, 6.Suçun unsurlarının oluşmadığına, Ve sair temyiz sebeplerine ilişkindir. G. Katılan ...İnşaat A.Ş.'nin temyiz istemleri; Tedbir kararı nedeniyle zarar gördüğünü belirterek bu yönden temyiz istemine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A.İlk Derece Mahkemesi'nin Kabulü; 1.Sanık A.. K.. Yönünden; Sanığın ülke çapında ve uluslararası faaliyet gösteren ... merkezli şirketlere sahip bir işadamı olduğu, gözaltına alındığı tarihten sonra kollukta müdafii eşliğinde vermiş olduğu ifadesinde etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini beyan ederek örgüt mensubiyetine ve bağlantılarına dair bildiklerini anlatıp, örgüt üyeliğine dair ikrar içeren beyanını yargılama sonuna kadar devam ettirdiği izlenmiştir. ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce tanzim edilen 21/02/2018 tarihli ... Raporunda; SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 21/11/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Şahit olun, bugüne kadar verdiğim oylar da, ettiğim dualar da haram olsun. Bir daha bu adama oy verirsem ellerim kırılsın. Üstadımızın, Hocaefendinin, ...abinin, binlerce öğretmenin, talebenin, emek veren herkesin ... için ben hakkımı helal etmiyorum. Hocamızı ağlatanlar Allah dünyada ahirette güldürmesin. Şahit olun diye yazdım. ..." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 19/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli başkanım edip abi hayırlı günler işlerinizde kolaylıklar dilerim gündemde dershanelerle ilgili Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen dershane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin birkaç sene ertelensin biliyorsunuzki buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunların hiçbir şekilde aslı yoktur. Fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... Cep adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 18/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli başbakanım hayırlı .... Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirin lütfen buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 18/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli başbakanım hayırlı .... Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirin lütfen buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... ... abi adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 18/11/2013 tarihinde gönderilen "... abi çok rica etsem msjımı ... bakanıma çok acil diye okutabilirmisin bakanlar kurulundan önce" şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... ... abi adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 18/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli ... bakanım hayırlı günler işlerinizde kolaylıklar dilerim gündemde olan dersanelerle ilgili Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin birkaç sene ertelensin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 16/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli bakanım hayırlı günler dilerim gündemde olan dersanelerle ilgili Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin birkaç sene ertelensin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 16/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli başkanım hayırlı günler dilerim gündemde olan dersanelerle ilgili Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 15/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli bakanım hayırlı ... Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 15/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli bakanım hayırlı ... Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 15/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli bakanım hayırlı ... Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, Başbakan şeklinde kayıtlı ... sanık tarafından 15/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli başbakanım hayırlı ... Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirin lütfen buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... gür abi adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 15/11/2013 tarihinde gönderilen "... abi hayırlı .... Başbakanımızla sizin hukukunuz çok. Değerli ... ... sizleri dinler lütfen şu dershane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde, SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, 0542 ... Numaralı hat üzerinden 05/11/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Enişte ben .... Yarın sadece ... hocamla baş başa sabah kahvaltısı yapacağız ve bundan sonra kendisine de söyledim her hafta buluşacağız. Sizlere bundan sonra her şeyi bilgi vereceğim dediğim için bilgi vermek için aramıştım. İyi akşamlar" şeklinde, SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 02/11/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Üstadımızın talebelerinden ... ... ağabeyimiz (...) hakka yürümüştür. Cenazesi ikindi namazına müteakip DEÜ İlahiyat Fakültesi camisinden kaldırılacaktır......" şeklinde, SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, Zaman ...adı ile kayıtlı şahıs tarafından 31/10/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Abi Salı günü ... Dergisi'nin ön kapak içinde tam sayfa ücretsiz ilan yayınladık size. Bilginize sunarım" şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından ... abi adı ile kayıtlı ... 25/10/2013 tarihinde gönderilen "... hocam yoldayız cumaya yetişiriz inşallah" şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından ... adı ile kayıtlı ... 25/10/2013 tarihinde gönderilen "... hocam yoldayız cumaya yetişiriz inşallah" şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından İbrahim dönmez adı ile kayıtlı ... 02/10/2013 tarihinde gönderilen "Çok değerli dostlarım kıymetli ... bu akşam sizi ağırlamaktan büyük onur duycam. Zaman ayırıp katılabilirseniz çok mutlu olurum. Saat 19:30 ... ... ... ..." şeklinde, SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 02/10/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Çok değerli dostlarım kıymetli ... bu akşam sizi ağırlamaktan büyük onur duycam. Zaman ayırıp katılabilirseniz çok mutlu olurum. Saat 19:30 ... ... ..." şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından ... adı ile kayıtlı ... 29/09/2013 tarihinde gönderilen "H.efendinin son kitabı Kendi ruhumuzu ararken/ 100 ad temin edelim soruştur bilgi ver" şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından... adı ile kayıtlı ... 21/09/2013 tarihinde gönderilen "Hizmetin kerameti bizde ne olur" şeklinde, SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 21/09/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Yav abi valla iltifat değil bu ... sizi çok seviyor her yerde ciddi bir ağırlığınız var" şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından... adı ile kayıtlı ... 21/09/2013 tarihinde gönderilen "Oooo yeni abiler ikramdalar sağolsunlar" şeklinde, SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 18/09/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Dinimiz islam. Dünyada kesilen kurbanların Ahirette bizi sırat köprüsünden sırtında geçireceğini buyurur. Yurtdışındaki okullarımız için isminize kesilecek 21 kurban bağışlarsanız sevinirim. Allah kabul etsin (21 * 550 TL = 11550 TL)" şeklinde, SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 18/09/2013 tarihinde sanığa gönderilen "....e 60.000 tl bağış k.baydan okey mi" şeklinde, SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından Dr. ... adı ile kayıtlı ... 09/09/2013 tarihinde gönderilen "Arada HİZMETİN ve senin hatırın olmasaydı medyaya verip dava açacaktık fatma 26 yaşında dişleri döküldü takma diş kullanmazsa kendini kaybediyor elektro şok tedavisi bitirdi kızımı sorumlusu da doktorunuz ... atamandır. Yarın fatmanın tedavisi var doktor iğnesini atarken videosunu çekip yollayacağım dayım bize inanın ALLAH şahidimizdir" şeklinde mesajlaşmaların bulunduğu, Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından gönderilen SS20170012548M Barkod numaralı bulgu poşeti içerisinde bulunan WD marka WCC4M3CDNCLL seri numaralı 2 TB kapasiteli harddisk içerisinde yapılan incelemede; E-postalar bölümünde yer alan klasörde, "Abiler gelecek, Abilerle Gezi Programı, Abiler Gezi Programı, Abilerle toplantı varmış, Abk, Abla ara, ... para" isimli dosyaların bulunduğu ancak dosyaların içeriğine erişelemediği, Yine aynı klasörde, ... isimli dosyanın bulunduğu ancak dosyanın içeriğine ulaşılamadığı, FETÖ/PDY terör örgütü içerisinde üst düzey yönetici olarak faaliyette bulunan ... isimli kişinin dosyada adı geçen ... isimli kişi ile aynı şahıs olabileceği, Yine aynı klasörde,... ... isimli dosyanın bulunduğu ancak dosyanın içeriğine ulaşamadığı, klasörde geçen ... ibaresinin FETÖ/PDY ile iltisaklı ... İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (...) ile alakalı olabileceği, Grafikler klasörü içerisinde, ..._0337 adıyla dosya bulunduğu, dosya açıldığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'e ait bir görüntünün olduğu, Yine aynı klasörde, ..._0667 adıyla dosya bulunduğu, dosya açıldığında Uluslararası Dil ve Kültür Festivali Etiyopya etkinliğine ait görüntü olduğu ve devamında bu etkinliğe ait resimlerin yer aldığı, Yine aynı klasörde, File91652 adıyla dosya bulunduğu, dosya açıldığında "Değerli Bakanım, İzmirli çok değerli bir ... adamı Sn. A.. K.., geçmişte P.Y destek verdiği kanaati ile çeşitli mali denetimlere tabi tutulmaktadır. Bu da sanayicimizi tedirgin etmektedir. ... ..., P.Y ile alakası yoktur. Hatta ... ve ... Üni gibi kurumlarla da alakasını kesmiştir. Ama buna rağmen valilik protokolünden çıkarılmış, hatta davet edildiği bir akşam yemeğinden (Cumhurbaşkanımızın sivil toplumla buluşma yemeği idi) kapıdan geri çevrilmiştir. Bu durumu başbakanımıza ve maliye bakanımıza anlattım. Maliye bakanımız zat-ı alinize de konunun aktarılmasının faydalı olacağını ifade etti. Bu ... adamıyla alakalı yanlış kanaatin düzeltilmesi hususunda ilginizi beklerim. Saygılarımla" şeklinde 08/09/2015 tarihli ... imzası ile el ile yazılmış bir metin görüntüsü olduğu, Yine aynı klasörde, ..._1144 isimli dosya bulunduğu, dosya açıldığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'e ait 02.25 dakikalık video kaydı olduğu, KINGMAX-SSD-32GB > OCR Grafikler içerisinde; ... (...) başlığı altında Twitter konuşmaları olduğu değerlendirilen görüşme dökümlerinin incelenmesinde, 12/04/2015 tarihinde ...'e "O biliyor zaten ben gazetelere çıkınca panik yapmış, ... 30 gün ramazanda onun tvsinde canlı yayına çıktı" şeklinde, Aynı gönderici tarafından ...'e 12/04/2015 tarihinde "Bana dediki sende A.. K..la ilgili bilgi varmı dedi bana basın danışmanı ilhan bey rica etti böyle bir şey varsa bilelim önceden müdahale edelim demiş çünkü A.. K..la nejdet hocayı görüşmelere ben götürüyordum" şeklinde, ... tarafından 12/04/2015 tarihinde "He ..." şeklinde mesajlaşmaların olduğu, Tespit edilmiştir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu İştirakler ve Gayrimenkuller Daire Başkanlığı'nın 11/07/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde gönderilen... Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulunun Görevlendirilmesi Kapsamında Hazırlanan Bilgi Sistemleri Altyapı İnceleme Raporunun incelenmesinde; sanık A.. K.. ile... ... isimli şahsın 18 Şubat 2015 tarihli karşılık e-posta ile kurmuş oldukları iletişime dair mesajlaşmaların içeriğinde... ... tarafından sanığa "Yok bu paraları himmet ediyor oluyoruz. Geri bir şey almıyoruz" şeklinde e-postanın, FETÖ'nün kadim abisi ... Yağları sahibi ...! başlıklı 14 Kasım 2016 tarihli ... ... tarafından ... (İç Satış Pazarlama Koordinatörü... ve Deterjan San. A.Ş) isimli ... gönderilen "ne güzel konu başlığı koymuşsun abi Cuma gecesi geldi bu link bana" şeklinde e-postanın, ... tarafından ...@... isimli e-posta adresine 19 Mart 2016 tarihinde "..." şeklinde Excel dosyasının e-posta olarak gönderildiği, gönderilen bu Excel dosyası içeriğinde ... İktisadi İşletmesi Şişli Vergi Dairesi, ...Day. ve Yrd. Derneği ... Şubesi ... Vergi Dairesi, ... Medya Dağıtım A.Ş ... Kurumlar Vergi Dairesi şeklinde kayıtların olduğu görülmüştür. Dosyada mevcut 22/08/2016 tarihli İnceleme Tutanağı ile; sanık A.. K..'ın telefonunda galerici... ABD olarak yazılı +120122... Numaralı hattı kullanan şahsın A.. K..'dan "Kurban sezonu açıldı. Kimseye söz verme. Kurbanlarına talibim" , "... ...... ... ... sinem birsen (vacip)" şeklindeki mesajlaşmalarla kurban bağışı istediğinin, bu mesaj kaydından sonra sanık A.. K..'ın telefonunda... Tr olarak kayıtlı olan 0533 ... GSM hattı ile yaptıkları Whatsapp mesajlaşmasında A.. K..'ın kurban için onay verdiği, 3 adet kurban göndereceğini ayrıca ... için liste göndereceğini, 2014 yılında 7 adet kurban bağışladığını belirttiği, 0533 ... Numaralı GSM hattının abone bilgisi sorgulandığında... Deterjan Sanayi A.Ş adına kayıtlı olduğunun, sanığın gözetim altında tutulduğunda yakınlarına haber verilen kişi listesinde bu numaranın sanığın oğlu olan... ...'a ait olduğunun ve... Tr olarak mesajlarda kayıtlı şahsın sanığın oğlu... ... olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Sanığın dijital materyallerinden elde edilen sonuçların incelenmesinde; Ülkenin eğitim sistemindeki kronik problemlerden ortaya çıkan FETÖ/PDY'nin ülke çapında etkinlik kazanmasını sağlayan özel dershane kurumlarının kapatılarak eğitim sisteminde reform yapılmasına yönelik mevzuat değişikliklerin engellenmesi amacıyla sanığın ekonomik gücünden kaynaklanan siyasi nüfuzunu kullanarak siyasetçilere ve kabine üyelerine ulaşmaya çalıştığı, Burada sivil toplum faaliyeti ya da ülkenin eğitim sistemine yönelik bir baskı grubunu temsilen yapılan kulis faaliyetinden daha farklı bir boyut taşıdığı, Sanığın sahibi olduğu herhangi bir özel eğitim kurumu bulunmadığı, 15/11/2013, 16/11/2013, 18/11/2013 ve 19/11/2013 tarihli mesajların iktidar yetkililerine ulaşma amacıyla gönderildiği, söz konusu tarihlerin örgütün fiilen örgütsel yüzünü tüm kamuoyuna gösterdiği 17/25 Aralık olaylarından 1 ay öncesine ait olduğu, daha sonra halihazırda FETÖ/PDY örgüt yöneticiliği suçundan aranan ... isimli şahıstan gönderilen mesajın sanığın yürüttüğü kulis faaliyetinin olumsuz neticelenmesi sonrasında örgütsel ritüel olarak kullanılan bedduanın mesaj olarak gönderilerek sanığın bilgilendirildiği, gönderilen diğer mesajların sanığın Ege Bölge imamı olarak halihazırda yakalamalı olarak aranan ... tarafından organize edilen örgütsel sohbetlere katıldığı ve örgüte maddi yardımda bulunduğunu gösterir nitelikte olduğu, Siber incelemeden çıkan diğer sonuçlar olan Twitter direkt mesajlaşmalarının örgütün gerçek yüzünü gösterdiği 17/25 Aralık olayları sonrası 2015 yılında yapıldığı, bu tarihte dahi sanığın örgüt içerisinde kalmaya devam ettiğini gösterir nitelikte olduğu, Anlaşılmaktadır. Tanıklar S.. Ç.., Ö.. B.., M.. A.., K.. G.., İ.. A.., B.. G.., U.. A.., M.. B.., Y.. S.., Ü.. Ö.., Ö.. K.., ..., N.. M.., A.. T.. Ve Gizli Tanıklar ..., ... Ve ... beyanlarında özetle; sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiğini, toplantılara katıldığını, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğunu, daha sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ettiğini, FETÖ/PDY bağlantısı sebebiyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'nin mütevelli heyetinde yer alarak diğer sanık A.. K.. ile birlikte üniversiteyi örgüt adına yönettiklerini beyan ettikleri, Bu beyanlardan tanık ...'un beyanının sanığın eşinin sohbetlere katıldığına dair olması, sanığa dair somut bir beyanda bulunulmaması sebebiyle suçta ve cezada şahsilik ilkesi göz önüne alınarak sanık aleyhine değerlendirilmediği, Tanıklar Z.. Ç.., C.. U.., K.. D.. ve G.. S..'in ... Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapmış olan emniyet mensupları olduğu, sanığın 17/25 Aralık olayları sonrasında örgüt ile irtibatını kesip kesmediğine dair beyanlarında; sanığın ... Emniyet Müdürlüğü'ne 2014 yılında geldiğinde ve 2015 yılında sanığın işyerine bilgi amacıyla gidilip kendisine örgütün devlet tarafından terör örgütü olarak algılandığını, buna dair bilgi vermesinin doğru bir hareket olacağını sanığa bizzat ifade etmelerine rağmen sanığın örgütü savunmaya devam ettiğini ve kendilerine örgüte dair bilgi vermediğini beyan ettikleri, tanıkların bu beyanlarının örgütün kamuoyunda gerçek yüzünü gösterdiği 17/25 Aralık olayları sonrasında dahi sanığın örgüte bağlı kalmaya devam ettiğini gösterdiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir. ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 14/05/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde gönderilen ... ID numaralı H.. K.., ... ID numaralı H.. Y.. ve 248649 ID numaralı M.. E.. isimli ByLock kullanıcılarının sanıklar A.. K.. ve A.. K.. ile ilgili bölümlerinin incelenmesinde; ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "A.. K..da ciddi sıkıntı var" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "bu aralar isim verdiğini düşünüyoruz" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "3 saat sonra aleyhine konuşmuş, ona vazife vermişler bütün tuskona ulaşma gibi, boydaklara ulaşma vs, baha abinin kafasını karıştırmış, çok ciddi endişeliyim" şeklinde, 17/02/2016 tarihli H.. Y.. isimli kişi adına kayıtlı ancak aslında ... tarafından kullanılan telefon ile örgütün ... Eyalet imamı olduğu gerekçesi ile yargılamasına devam edilen H.. K..'ün yaptığı ByLock yazışmasında; "Konu: FW: ..., 13/02/2016, 00:09 yazdı?: ... ...(12/02/2016 - 10:38) : A. ... İLE ALAKALI. ...abi dun zeki sakman abi ile goruştum. Ziyaret güzel geçmiş, daha durgun ve rahat gordum dedi sanki uzerindeki baskılar bitmiş gibi diyor. Ufak tefek ... sert tavrı vs gibi daha yumuşak olabilirdi demiş birazda ... içel gibi bazıları zamanında para almış biraz borç vs gibi. İade etmemişler. Suistimal edildiğini düşündüğünü ifade etmiş. Ama hizmet hocaefendi ile ilgili fikri bir problem yok diyor. Hatta ayrılırken bize düşen bir şey var mı diye de ifade etmiş. Tabi bunlar zeki abiye saygısını nezaketinden de yapmış olabilir ama yine de durum biraz daha iyi görünüyor gibi abi" şeklinde mesajlaşmaların bulunduğu, Örgütün gizli haberleşme aracı olarak kullandığı ByLock programında yer alan mezkur yazışmaların sanığın halen örgüt üyesi olarak faaliyet gösterdiğine, örgüt içerisinde önem verilen bir kişi olduğuna, 2016 Şubat ayı itibariyle örgüte ve örgüt liderine bağlılığını sürdürdüğüne dair somut delil niteliği taşıdığı, Söz konusu yazışmaların 19/01/2016 ve 17/02/2016 tarihlerine ait olmasının sanığın bu tarihlerde dahi örgüt içerisinde olduğunu ve irtibatını koparmadığını gösterdiği, Tüm sanıkların baz kayıtlarında ve beyanlarda ismi yoğun olarak geçen ... hakkında başka dosyada tanık sıfatı ile bilgi ve görgüsüne başvurulan Ü.. Ö.. ifadesinde; "... üniversitesi kurumsal olarak 2010 yılında faaliyete girdiğinde, üniversitenin ... ili içerisinde örgütsel faaliyetlerinin devam edebilmesi, Devlet ile olan ilişkilerini düzenleyebilmesi ve ekonomik açıdan daha iyi bir duruma gelmesi için ... isimli eski hastane imamı olan şahsın kamu görevlilerinden sorumlu protokol imamı olarak aynı yıl göreve başladığını, Üniversite açıldıktan sonra ...’ın sıra ile ... Valisi ..., ... Buca ...Hastanesinin eski başhekimi ...dahil o dönemde bir çok yönetici ile ... hastanesinin 2. Katındaki yöneticilerin bulunduğu bölümde olan toplantı salonunda mesai saatlerinden sonra örgütsel toplantılar yaptığını, bu toplantıların gece geç saatlere kadar sürdüğünü ve gizlilik içerisinde yapıldığını, toplantıların ...’ın talimatı ve katılımıyla ... tarafından düzenlendiğini, Vali ...’ın toplantılara makam arabasıyla gelmediğini, onu ...’ın özel bir araç ile bizzat alıp hastaneye getirdiğini, bu toplantıların tamamına yakınına şahitlik ettiğini, Vali bey önünden geçerken kendisinin defaten ayağa kalkıp hoş geldiniz Sayın Valim dediğini, toplantılara ... Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı ..., Rektör ..., Genel Sekreter ... ..., A.. K.., A.. K.., ...gibi isimlerin katıldığını..." şeklinde beyanda bulunduğu, ...'ın örgüt hiyerarşisi içerisindeki Ege Bölge İmamı Yardımcısı olduğu ve sanığın bu şahısla olan irtibatının örgütsel olduğu, Sanığın kolluk ifadesinde "Bu toplantılara sorumlu imam olarak o dönemde cemaatin ... sorumlusu olarak belirtilen ... isimli kişi gelirdi. Yardımcılığını yani sekretaryalığını ise ... ve ... isimli sorumlu kişiler yapardı. Bu toplantıların organizasyonları sorumlu imam tarafından belirlense de bizlere bu hususu ya telefonla yada yüz yüze aktaran kişi ...‘dır" şeklinde ikrarda bulunduğu, Sanık A.. K.. hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli raporda özetle; 23/07/2012 tarihinde ... Üniversitesi'nin ... Katılım Bankası hesabından A.. K..'ın ...'taki hesabına "... Üniversitesi Borç Ödemesi" açıklaması ile 223.000,00 TL gönderildiği, para gönderenler arasında yer alan ... hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Düzenini Bozma, FETÖ terör örgütü üyesi olma, pasaport iptali ve ... dosyası şeklinde adli işlemlerin bulunduğu, Sanığın ayrıca ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfının yöneticiliğini yaptığı, ...ve İşadamları Federasyonu Derneği'ne üye olduğu, ... İşadamları Derneği'ne üye olduğu, söz konusu dernek ve vakıfların FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle kapatılan dernek ve vakıflardan olduğu, Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen dernek ve vakıflar ile bunların iktisadi işletmelerine toplam 1.297.995,01 TL ve 19.116,00 Euro gönderildiği, Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen eğitim kurumlarına toplam 652.552,03 TL gönderildiği, Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen basın ve yayın kuruluşlarına toplam 3.018.454,80 TL gönderildiği, Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen şüpheli şahıslara toplam 570.743,20 TL ve 8,282,97 ... gönderildiği, Sanığın ortaklığı olan şirketlerin, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen şahıslardan/şirketlerden toplam 195.374,65 TL tahsil etmiş olduğu, ...'in (kamuoyunda bilinen adıyla ...) kapatılan ...'de yemek programı yaptığı ve kendisi hakkında ulusal basında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatlı olduğuna ilişkin haberler yer aldığı, bu çerçevede söz konusu ...... ve Deterjan San. A.Ş tarafından 2014 ve 2015 yıllarında gönderilen 168.437,50 TL'nin şüpheli işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, sanığın ... hakkındaki açıklamaları da göz önüne alındığında ...'e gönderilen bedellerin ...'yi desteklemek amaçlı olarak gönderildiği, ... Yağ ve Deterjan San. A.Ş tarafından 2014, 2015 ve 2016 yıllarında sanık A.. K.. adına fatura edilen toplam 479.418,72 TL'lik malın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü aidiyeti, iltisakı veya irtibatı bulunan dernek ve vakıflara bağışlanma ihtimali yüksek olduğundan söz konusu işlemlerin şüpheli işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, Gerek ...'tan gelen krediler gerekse ... bankasındaki ... A.Ş'nin hesabından gelen tutarların dövize çevrilerek 07/01/2014 tarihinde 5.310.000,00 ..., 10/01/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... ve 13/02/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... yatırılarak katılım hesabı açıldığı, ... Yağ ve Deterjan Sanayi A.Ş tarafından Arap Türk Bankasında yer alan hesaplarından 06/09/2016 tarihinde ... vergi numaralı ... Reklam Pazarlama San ve Tic. Ltd. Şti'nin ... Bankası ve ... Bankası hesaplarına ... işlemi ile toplam 7.168.500,00 TL reklam gideri olarak gönderildiği, söz konusu ödemenin gerçekte reklam gideri olmadığı ve ... A.Ş'nin ticari faaliyeti ile ilgili olmadığı, şirketin mal varlığını azaltıcı bir işlem olduğu, Kayyım heyeti tarafından ... Grubunun en büyük grubu olan... ve Deterjan Sanayi A.Ş'nin kanuni defter ve belgelerine ulaşılamadığının bildirildiği, 2007 - 2013 yılları arasında ... İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu İktisadi İşletmesine (...) ... Katılım Bankası aracılığı ile toplam 397.970,89 TL gönderildiği, cari hesaplarda yapılan incelemede ... ...A.Ş tarafından... A.Ş adına faturaların düzenlendiği ve bu faturaların... A.Ş tarafından gider olarak dikkate alındığı ancak faturaların gerçek bir ticari ilişkiyi, hizmeti yansıtıp yansıtmadığının yapılacak bir vergi incelemesi ile ortaya konulabileceği, 2010 yılındaki faturalardan 79.713,72 TL'lik kısmın sponsorluk harcaması olarak düzenlendiği, Yurtdışı ihracata ilişkin fuar organizasyonlarında ... ...A.Ş'nin aracı kılındığı, 2011 - 2013 yılları arasında 107.802,72 TL ödeme yapıldığı, Yurtdışı ihracat gezilerinde ... ... İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu İktisadi İşletmesinin aracı kılındığı, ... Yağ ve Deterjan San. A.Ş'nin kanuni defterlerinde yer alan 2490406918 vergi numaralı Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı tarafından... ve Deterjan San ve Tic. A.Ş adına faturaların düzenlendiği ve bu faturaların... ve Deterjan San ve Tic. A.Ş tarafından gider olarak dikkate alındığı, ancak faturaların gerçekte bir ticari ilişkiyi, hizmeti yansıtıp yansıtmadığı yapılacak bir vergi incelemesi ile ortaya konulabileceği, 2007 - 2013 yılları arasında 44.695,27 TL ödeme yapıldığı, ... A.Ş'nin dökümü yapılan 2007 ve 2008 yıllarında ... A.Ş, ... A.Ş ve ... A.Ş'ye ait kurumlardan gelen tutarların mal ve hizmet satışından kaynaklandığına ilişkin kayıt tespit edilmediği, yapılan araştırmalarda ... A.Ş'nin bayileri olan İtina Gıda İçecek ve Temizlik Mad. San. Tic ve Paz. A.Ş ... Gıda Paz. Ltd. Şti ve ... Gıda ve İth. Mad. Paz. Ltd. Şti'nin aldığı çekleri ciro etmesi nedeniyle yapılan tahsilatlar olduğunun anlaşıldığı, söz konusu işlemlerin mal ve hizmet hareketine dayanıp dayanmadığının ancak vergi incelemesi ile tespit edilebileceği, adı geçen kurumların tamamının FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan kurumlar olduğu, ... Katılım Bankası A.Ş'deki hesap hareketlerinden FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Haber Ajansı'ndan 2006 yılında mal ve hizmet aldığı, ... "A.. K.. - ... ... - S.. G.." ortak hesabından ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'na A.. K.. taahhüt bedeli açıklaması ile 12/08/2009 tarihinde 5.000 TL, 04/09/2009 tarihinde ... Lisesi'ne A.. K.. 2009/2010 Öğ. Yıl. Ok. Üc açıklaması ile 12.500 TL, ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'na A.. K.. taahhüt bedeli açıklaması ile 12/10/2009 tarihinde 5.000 TL, ... İşadamları Derneği'ne 18/01/2012 tarihinde A.. K.. yıllık aidat açıklaması ile iki kez 750 TL ... ile gönderildiği, ... Bankası'nda bulunan... A.Ş'nin hesabına ... Üniversitesi İktisadi işletmesi tarafından 15/09/2003 tarihinde 300.000,00 ... gönderildiği, söz konusu yıla ait kanuni defter ve belgeler ibraz edilmediğinden gelen tutarın mal ve hizmet satışından kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilemediği, ... Bankası'nda bulunan... A.Ş'nin hesabına ...Derneği tarafından 22/08/2011 tarihinde 93.139,20 ... gönderildiği, ... Yağ A.Ş'nin yurt dışına yaptığı Ayçiçek yağı ihracatını ...Derneği'nin finanse ettiği, yevmiye kaydında adına fatura düzenlenen... adlı şahsın açık kaynaklarda FETÖ/PDY'nin Somali imamı olduğunun ifade edildiği, ... Bankası'nda bulunan sanık A.. K..'ın hesabından KHK ile kapatılan ... İşadamları Derneği'ne 09/03/2007 tarihinde 2007 aidat bedeli 400 TL, ... Sigorta A.Ş'ye sermaye arttırım bedeli olarak 01/08/2008 tarihinde 3.383,80 TL, 11/01/2013 tarihinde 2013 yıllık aidat açıklaması ile ... İşadamları Derneği'ne 750 TL, ... İşadamları Derneği'ne 11/04/2013 tarihinde 500 TL ve ... İşadamları Derneği'ne 06/11/2014 tarihinde 750 TL ... yaptığı, ... Yağ ve Deterjan San. A.Ş'nin 2005 - 2016 yılları arasında 800.528.758,46 ..., ... Bitkisel Yaplar San ve Tic. A.Ş'nin 2010 - 2016 yılları arasında 41.194.241,64 ... ihracat tutarının olduğu, toplam ihracatın %63'ünün 6 ülkeye gerçekleştiği, birinci sırayı Irak ülkesinin aldığı ve ihracatın %17'sinin bu ülkeye yapıldığı, diğer ülkeler ise sırasıyla ihracatın %11'i Ürdün'e, %11'i İsrail'e, %9'u İtalya'ya, %8'i Libya'ya ve %6'sı Birleşik Arap Emirlikleri'ne yapıldığı, toplam ihracatın en büyük payı %65,76 oranı ile ... kıtasının aldığı, onu %15,78 oranı ile Afrika kıtasının izlediği, ihracatın %82'sinin ... ve Afrika kıtasındaki ülkelere yapıldığı, sanığın açıklamaları ile Milli İstihbarat Teşkilatı tespitleri göz önüne alındığında... A.Ş'nin yurt dışı ihracatlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yurt dışı yapılanmasındaki okulların etkin rol aldığı, ihracatın artışında etkin rol oynayan ve bağlantıyı sağlayan bir diğer kuruluşun ise ... olduğu, ... A.Ş'nin ...'a bağışlarının olduğu, yurt dışı ihracata ilişkin fuar organizasyon katılımlarında ... ...A.Ş'nin aracı kılındığı, yurt dışı ihracat gezilerinde ... ... İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu İktisadi İşletmesinin aracı kılındığı, yapılan tespit ve açıklamalardan anlaşılacağı üzere sanığın ortaklık payına sahip olduğu ve ihracat yapan şirketlerin 2014 yılına kadar her yıl ihracat rakamlarında artış olduğu, artan ihracat rakamlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yurt dışı yapılanmasındaki okullar ile yurt içi yapılanmasındaki ... ve ...'a bağlı kuruluşların etkin rol oynadığı, 2009 - 2016 yılları arasında ... grubuna bağlı firmalar tarafından Amerika'da faaliyet gösteren ... firmasından yaklaşık 258 milyon Dolar ithalat yapıldığı, ... ili, Menemen ilçesi, ... beldesinde bulunan ve tapu kayıtlarında 273 ada, 6 parsel numarasında kayıtlı olan 32.280,00 m² yüzölçümlü arsa kişi başı 1/7 hissesinin ..., Ş.. S.., ..., ... ..., A.. K.. ve A.. K.. tarafından 3.290.000 YTL bedelle 04/07/2005 tarihinde TMSF'den satın alındığı, söz konusu gayrimenkulun 08/06/2006 tarihinde kuruluş nedeniyle ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı adına tescil edildiği, ... Üniversitesi'nin öğretime başlama izni alındıktan sonra bir yıl içinde ... Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı A.. K.. tarafından yerleşkeye bir konferans salonu yapılmasının taahhüt edildiği, ... Üniversitesi'nin cari giderlerini karşılamak üzere sanık tarafından her ay 5.000.00 TL bağışlamayı taahhüt ettiğinin tespit edildiği, söz konusu tespitlerin banka hareketlerindeki tespitlerle... A.Ş'nin kanuni defter ve belgelerinde yapılan inceleme sonucunda tespit edilen hususlarla uyuştuğu, Gerek Savcılık makamının değerlendirmeleri gerekse nakit varlıkların kaynağının açıklanamaması sonucu, 01/09/2016 tarihi itibariyle güncellenmiş toplu rakamları verilen yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan belirsiz nakit varlıklar olarak nitelendirilen 85.648.096,10 TL, 14.262.891,08 ..., 2.181.049,15 Euro ve 415.000 Japon Yeni'nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık A.. K.. ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varıldığının bildirildiği, Sanık A.. K.. hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; gerek ...'tan gelen krediler gerekse ... bankasındaki ... A.Ş'nin hesabından gelen tutarların dövize çevrilerek 07/01/2014 tarihinde 5.310.000,00 ..., 10/01/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... ve 13/02/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... yatırılarak ...'da katılım hesabı açıldığı bildirilmiştir. Sanığın kamuoyunda ...'nın kurtarılması amacıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in ulusal medyaya yansıyan çağrısından sonra yukarıda anılan tarihlerde para yatırarak katılım hesabı açmasının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubiyetine dair sanık aleyhine somut bir delil niteliği taşıdığı kanaatine varıldığının bildirildiği, Sanığın FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... İşadamları Derneği,KHK ile kapatılan ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı, KHK ile kapatılan ... ve KHK ile kapatılan ... üyeliklerinin bulunduğu, KHK ile kapatılan ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın ... Üniversitesi'nin kurucusu olduğu, sanığın söz konusu üniversitenin kurucuları ve mütevelli heyeti üyeleri arasında yer aldığı, üniversitenin örgütün emir ve talimatları doğrultusunda kurdurulduğu ve öğretim üyeleri ile idari kadrosunun büyük çoğunluğunun FETÖ/PDY örgüt üyeliği suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği, bu hususta tanıklardan Ö.. K.., Ö.. B.. ve S.. Ç..'in beyanlarının olduğu, FETÖ/PDY terör örgütünün önde gelen kurumları olan ...'nin, ... ilinde aynı yayın çizgisindeki yerel kanal olan ...'in (tanık N.. M..'un beyanları) ve ... Sigorta'nın ilk kuruluşlarında kurucu ve hissedarının sanık A.. K.. olduğu, sanığın bu hususu etkin pişmanlık içeren ifadesinde açıkça ikrar ettiği, Sanığın savunmasında; ...'nın ilk kuruluşunda kurucu ortak olarak yer aldığını, bilahare buradaki hisselerini bedelsiz olarak örgüte terk ederek ayrıldığını, ... Sigorta'nın ilk kuruluşunda kurucu ortak olarak yer aldığını, bilahare buradaki hisselerini bedelsiz olarak örgüte terk ederek ayrıldığını, ...'nin ilk kuruluşunda kurucu ortak olarak yer aldığını, bilahare buradaki hisselerini bedelsiz olarak örgüte terk ederek ayrıldığını beyan ettiği, Görülmüştür. Yukarıda anlatılan delillere dayanılarak ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmede; sanığın kendi ikrarı ile örgüt üyeliğini kabul ediyor oluşu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in çağrısından sonra ...'ya para yatırarak terör örgütüne finansal destek sağlamaya çalışması, örgütün emir ve talimatları doğrultusunda kurdurulan ve öğretim üyeleri ile idari kadrosunun büyük çoğunluğu hakkında FETÖ/PDY örgüt üyeliği suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği bilinen ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyeti üyeleri arasında yer alması, FETÖ/PDY terör örgütünün önde gelen kurumları olan ...'nin, ... ilinde aynı yayın çizgisindeki yerel kanal olan ...'in, ...'nın ve ... Sigorta'nın ilk kuruluşlarında kurucu ve hissedar olarak yer alması, sonrasında hisselerini bedelsiz olarak örgüte terk ederek ortaklıktan ayrılmış olması, ülkenin eğitim sistemindeki kronik problemlerden ortaya çıkan FETÖ/PDY'nin ülke çapında etkinlik kazanmasını sağlayan özel dershane kurumlarının kapatılarak eğitim sisteminde reform yapılmasına yönelik mevzuat değişikliklerin engellenmesi amacıyla sanığın herhangi bir eğitim kurumu sahibi ve işletmecisi olmamasına rağmen ekonomik gücünden kaynaklanan siyasi nüfuzunu kullanarak kulis faaliyeti çerçevesinde siyasetçilere ve kabine üyelerine ulaşmaya çalışması, siber inceleme sonucu tespit edilen ve yukarıda detaylı olarak değinilen SMS'lere ilişkin tespitler göz önünde bulundurulduğunda sanığın örgütün talimatları ile hareket ediyor olması, yine sanığın Ege Bölge imamı olarak halihazırda yakalamalı olan ... tarafından organize edilen örgütsel sohbetlere katılması ve örgüte maddi yardımda bulunması, sanığın örgütün gerçek yüzünü gösterdiği 17/25 Aralık olayları sonrası dahi örgüt içerisinde kalmaya devam etmesi, tanıklar ve gizli tanıklar beyanlarına göre örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösteren, toplantılara katılan, örgüte maddi ve manevi destekte bulunan, daha sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam eden bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, 17/25 Aralık olayları sonrası örgüt içerisinde kalmaya ve örgüte bağlılığına devam etmesinin tanıklar dönemin ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Şube Müdürü Z.. Ç.., dönemin ... İl Emniyet Müdürü C.. U.., dönemin ... İl emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü G.. S.. ve dönemin ... İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü K.. D..'in beyanları ile de anlaşılmış olması, yine bu minvalde ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "A.. K..da ciddi sıkıntı var" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "bu aralar isim verdiğini düşünüyoruz" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "3 saat sonra aleyhine konuşmuş, ona vazife vermişler bütün tuskona ulaşma gibi, boydaklara ulaşma vs, baha abinin kafasını karıştırmış, çok ciddi endişeliyim" şeklinde tespit edilen ve yine örgüt ileri gelenlerinden ... ve ... Eyalet İmamı H.. K.. arasında yapılan Şubat 2016 tarihli ByLock yazışmasında sanığın örgüte ve örgüt liderine bağlılığının devam ettiğinin "A. ... İLE ALAKALI. ...abi dun zeki sakman abi ile goruştum. Ziyaret güzel geçmiş, daha durgun ve rahat gordum dedi sanki uzerindeki baskılar bitmiş gibi diyor. Ufak tefek ... sert tavrı vs gibi daha yumuşak olabilirdi demiş birazda ... içel gibi bazıları zamanında para almış biraz borç vs gibi. İade etmemişler. Suistimal edildiğini düşündüğünü ifade etmiş. Ama hizmet hocaefendi ile ilgili fikri bir problem yok diyor. Hatta ayrılırken bize düşen bir şey var mı diye de ifade etmiş" şeklinde ifade edilmiş olması, sanığın halen örgüt üyesi olarak faaliyet gösteren ve örgüt içerisinde önem verilen bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, sanığın ikrarında belirttiği üzere "Bu toplantılara sorumlu imam olarak o dönemde cemaatin Ege Bölge sorumlusu olarak belirtilen ... isimli kişi gelirdi. Yardımcılığını yani sekretaryalığını ise ... ve ... isimli sorumlu kişiler yapardı. Bu toplantıların organizasyonları sorumlu imam tarafından belirlense de bizlere bu hususu ya telefonla yada yüz yüze aktaran kişi ... ‘dır" ekonomik gücü ve nüfuzu ile bağlantılı olarak örgüt hiyerarşisi içerisinde ..., etkin ve yetkin bir rolünün bulunuyor olması, FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... İşadamları Derneği, ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı, ... ve ... üyeliklerinin bulunması, 2010 yılında sanığın Zaman gazetesine verdiği tam sayfa röportajda örgütün 80 ülkedeki okullarının bağlantıları sayesinde bu ülkelere ihracat yaptığını ikrar etmiş olması hususları dikkate alındığında sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu, Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 314/1 maddesi uyarınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçundan kamu davası açılmışsa da, sanığın yönetici konumunda olduğunu gösterir somut bir delil tespit edilemediği, yalnızca ekonomik ve siyasi nüfuz sahibi olmasının örgüt içerisinde yönetici sayılmasını gerektirir bir kriter olmadığı, örgütün Ege Bölge imamı avukat ...'dan talimat alan kişi konumunda olarak örgütsel hiyerarşide daha altta yer aldığının sabit olduğu, bu durumda sanığın eylemlerinin kül halinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçuna vücut verdiği, Sanığın suçun işleniş şekli, örgüt içerisindeki konumu, uzun yıllardır örgüt içerisinde yer alıyor olması, ...'nin, ... ilinde aynı yayın çizgisindeki yerel kanal olan ...'in, (tanık N.. M..'un beyanları) ...'nın ve ... Sigorta'nın ilk kuruluşlarında kurucu ve hissedar olarak yer almış olması, kastın yoğunluğu, örgüt içerisindeki üst düzey konumu göz önüne alınarak başkaca örgüt üyesiyle aynı seviye ve şartlarda değerlendirilmesinin adalete ve hakkaniyete aykırı olacağı kanaatine varılarak sanık hakkında ceza tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılması ve hakkaniyet ölçüsünde üst sınıra yakın bir ceza belirlenmesi gerektiği, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün 11/01/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde sanık A.. K..'ın etkin pişmanlık kapsamında vermiş olduğu ifadesinde adı geçen şahıslar ile ilgili olarak yapılan araştırma sonucu tanzim edilen raporun incelenmesinde; sanığın etkin pişmanlık kapsamında vermiş olduğu ifadesinden önce 43 şahıs hakkında soruşturmaya başlandığı, 8 şahıs hakkında sanığın ifadesi öncesinde alınan bilgiler doğrultusunda ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/29862 sayılı soruşturması kapsamında araştırmaların devam ettiği, yapılan araştırmalar sonucunda şahısların durumunun netlik kazanacağı, 7 şahıs hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bağlılığı ve mensubiyetine dair soruşturma açılmasına değer bir bilgi bulunmadığı, halen milletvekili olarak görev yapan 2 şahıs hakkında herhangi bir araştırma yapılmadığı, 5 şahıs ile ilgili FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bağlılığı ve mensubiyetlerine dair soruşturma açılmasına değer bir bilgi verilmediği, 6 şahıs hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bağlılığı ve mensubiyetlerine dair soruşturma açılmasına değer bir bilgi verilmediği, 4 şahıs ile ilgili olarak FETÖ/PDY mensubiyetleri sebebiyle etkin bir soruşturma açılması için yeterli bilgi olmadığının değerlendirildiği, sanığın ifadesinde adı geçen 4 şahsın vefat ettiği, 1 şahsın açık kimlik bilgilerinin net olarak tespit edilemediği, 2 şahsın ise sanığa teşhis yaptırılması sonucu açık kimlik bilgileri hakkında net bir tespit yapılabileceğini, sanığın ifadesinden sonra soruşturmaya dahil edilen 2 şahsın ise bilerek ya da bilmeyerek FETÖ/PDY terör örgütüne finans sağladıkları şüphesi olduğundan dolayı şahıslar hakkında detaylı araştırma yapılabilmesi için ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturmaya dahil edildiği, sanığın ifadelerinde adı geçen şahıslar ile ilgili istenilen hususlar yukarıda maddeler halinde yazılmış olup, şahsın özellikle polis ifadesinde ismini verdiği şahısların FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne mensubiyetleri, iltisakı ve irtibatı hakkında yeter bilgi vermeyip yüzeysel olarak bilgi verdiği, ismini verdiği şahısların FETÖ/PDY terör örgütüne finans sağlayıp sağlamadığı hakkında bilgi vermediği, genelde şahısların katıldığı toplantılar hakkında bilgi verdiği, bu haliyle şahsın verdiği bilgiler ayrıntılı olmasa da kısmen ek delil mahiyetinde kullanılabileceğinin bildirildiği, Sanık A.. K..'ın yakalandıktan hemen sonra etkin pişmanlıktan faydalanma talebinde bulunup örgütsel bağlantısını kronolojik olarak anlatarak çok sayıda isim verdiği, İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğü cevabi yazısında bildirildiği üzere, toplam 84 kişi yönünden bilgi verdiği ve verdiği bilgilerin ek delil niteliği taşıdığı, işadamı kimliği ile ekonomik gücü ve sosyal statüsüne bağlı olarak kendisinden beklenecek örgütsel ve sosyal çevresi dikkate alındığında verdiği isimlerin hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yeterli sayıda olduğu, kaldı ki halen bir kısım kişiler hakkında soruşturma başlatılmadığının bildirildiği, bu durumda sanık hakkında TCK 221/4-2.cümlesinin uygulanma koşullarının oluştuğu, Sanık hakkında TCK 221/3 veya 221/4-1.cümlesinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin olarak, sanık hakkında henüz bir soruşturma başlamadan önce sanığın dönemin il emniyet müdürü ve ilgili şube müdürleri tarafından iki kez örgüt hakkında isim ve bilgi vermesi konusunda ikna edilmeye çalışıldığı ancak ilgili müdürlerin tanık sıfatıyla verdikleri beyanlardan da anlaşılacağı üzere sanığın isim ve bilgi vermekten kaçındığı ve örgütü silahlı bir terör örgütü olarak görmediğini ilgili müdürlere ifade ettiği ancak sanığın hakkında soruşturma başlatılıp gözaltına alınmasından sonra örgüte dair bildiklerini anlattığı dikkate alındığında sanık hakkında TCK 221/3 maddesinin veya 221/4-1.cümlesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı, Sanığın, örgüt içerisindeki faaliyetlerini ikrar ederek yargılamaya katkıda bulunması, kendisi hakkında ve örgüt hakkında etkin pişmanlık kapsamında beyanlarda bulunması, sanığa verilecek cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri ve sabıkasız geçmişi lehine takdiri hafifletici sebep kabul edilerek sanığın cezasından TCK'nın 62. Maddesinde düzenlenen takdiri indirimin sanık hakkında uygulanması gerektiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir. Sanık A.. K.. hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; sanığın mal varlığının incelendiği, toplam mal varlığının 668.000.000,00 TL civarında olduğu, bunun %35'inin (yaklaşık 234.000.000,00 TL) özkaynak, geriye kalanının banka kredisi ve örgüt parası olduğu, mal varlığı içerisinde toplam 85.648.096,10 TL, 2.181.049,15 Euro, 14.262.891,08 ...'nin kaynağının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olduğunun bildirildiği anlaşılmakla, FETÖ/PDY kaynaklı olduğu 3 kişilik ... yetkili bilirkişilerce oybirliği ile tespit edilen bu rakamların güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 55/2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince müsaderesine karar verilmiştir. Sanığın şirketlerine kayyım atandığı ve kayyımın şirketleri yönettiği görülmüş, ... raporunda sanığın mal varlığının 668.000.000,00 TL olduğu, bu miktardan 85.648.096,10 TL, 2.181.049,15 Euro, 14.262.891,08 ...'nin FETÖ kaynaklı olduğu, belirtilen Euro ve Dolarların karar tarihindeki kurdan TL'ye çevrilmesi ve TL olarak belirlenen 85.648.096,10 TL ile toplanması halinde yaklaşık 185.000.000,00 TL'lik bir rakama tekabül ettiği, bu durumda sanığın 668.000.000,00 TL'lik mal varlığından 185.000.000,00 TL'sinin kaynağının FETÖ/PDY olduğu, geriye kalan 483.000.000,00 TL'sinin kaynağının temiz olduğu anlaşılmış, sanığın mal varlığının suç kaynaklı kısmı yüzdeye oranlandığında %72,4'ünün kaynağının meşru, %27,6'sının ise FETÖ/PDY kaynaklı olduğu anlaşılmış, mal varlığının meşru kısmının meşru olmayan kısmının yaklaşık 3 katı olduğu dikkate alınarak mal varlığı üzerindeki yönetim kayyımlığının denetim kayyımlığına çevrilmesine karar verilmiş, müsaderesine karar verilen miktarın sanık tarafından kaçırılmaması için denetim kayyımlığının şirketteki görevlerinin denetleyici olarak devam etmesinin uygun olacağı ilk derece mahkemesince kabul ve takdir kılınmıştır. 2.Sanık A.. K.. yönünden; Sanığın ülke çapında faaliyet gösteren ... merkezli şirketlere sahip bir ... adamı olduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 20/11/2017 tarihli ve 2015/59367 CBS sayılı yazısı ekinde ... ...'nın ByLock yazışma içeriklerinde adı geçen sanık A.. K..'a ilişkin kısımların incelenmesinde; ... ...'nın ByLock USERID'sinin 65600 olduğu, tespit ve değerlendirme tutanağında "Endonezya Sorumlusu" olarak gösterildiği, ... ... tarafından 52347 ID numaralı ByLock kullanıcısına 15/12/2015 tarihinde "Abi, bir şekilde görüşmemiz lazım, üniversite mütevelli ve vakıf mütevelliden ayrılmalar var. Bunların yerlerine ikame edeceğiniz kişileri ist etmemiz lazım, ... Bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum. Abicim ben acilen yurtdışına çıktım da siz bu mevzuyu ... ve ... beylerle halledin ins" şeklinde, 143288 ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 10/12/2015 tarihinde "abi ... Bey'e demiştim daha önce ... sordu sizi, mütevelli ve vakıfta değişiklik düşünüyor, istişare etmek istiyor" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 15/12/2015 tarihinde "... bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 18/12/2015 tarihinde "... ... bey ile görüştüm, ... abinin hem vakıf hem de üniversite mütevelli heyetlerine bir iki yeni isim teklifi varmış, bizden haber bekliyorlar, bu konuyu kim kime sorup da cevap verecek" şeklinde mesajların gönderildiği anlaşılmıştır. ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 14/05/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde ... imamı olarak görev yapıp sonrasında da örgüt içinde ... olarak görev yapan H.. K..'ün dosyamız sanıkları A.. K.. ve A.. K.. ile ilgili ByLock yazışma içeriklerinin incelenmesinde; ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından 248649 ID numaralı ByLock kullanıcısına 29/10/2015 tarihinde "A.. K..'larla ders yapıyoruz" şeklinde mesaj gönderdiği anlaşılmıştır. Örgütün gizli haberleşme aracı olarak kullandığı ByLock programında yer alan mezkur yazışmaların sanığın örgüt üyesi olarak faaliyet gösterdiğine, örgüt içerisinde etkin bir kişi olduğuna dair somut delil niteliği taşıdığı, Yazışma yapılan kişilerden birinin FETÖ/PDY ... imamı olduğu iddia edilen H.. K.., diğeri olan ... ...'nın ise FETÖ/PDY'nin Endonezya sorumlusu şahıslar olduğu, Sanığın görüşmelerini sözlü olarak örgüt içerisinde üst konumdaki kişilerle gerçekleştirerek talimatların bu şekilde alınıp verilmiş olmasının sanığın örgütteki konumunun önemini ve derecesini gösterir nitelikte delil olduğu ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir. Tanıklar S.. Ç.., Ö.. B.., M.. A.., B.. G.., M.. B.., Y.. S.., Ü.. Ö.., Ö.. K.., ..., N.. M.., T.. B.. ve Gizli tanıklar ... ile ... beyanlarında özetle; sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiğini, toplantılara katıldığını, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğunu, 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ettiğini, sanığın FETÖ/PDY adına KHK ile kapatılan örgüte ait ... Üniversitesi'ni mütevelli heyeti başkanı sıfatıyla yönettiğini beyan ettikleri, Tanık Ö.. B..'ın beyanında; ... Üniversitesi'ndeki FETÖ/PDY yapılanması ile mücadele kapsamında üniversite genel sekreteri (aynı zamanda FETÖ/PDY'nin ... Üniversitesi imamı) olan ...'ın üniversitedeki genel sekreterlik görevinden el çektirilmesi üzerine sanık A.. K..'un kendi şirketinde bu ... ... verdiğini, 2016 yılının başlarına kadar sanık ile örgütün üniversite yapılanmasının temizlenmesi konusunda tartışma yaşadığını beyan ettiği, Yine tanıklardan ... Üniversitesi'nin eski rektörü olan S.. Ç..'in üniversitede kritik bir birim olan İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığına örgütün eğitim kurumu olan ... Dershaneleri'nde çalışan bir şahsın getirilmesini sanığın sağladığını beyan ettiği, Üniversitenin işleyişi ve teamülüne aykırı olarak atamanın yapılması için sanığın bizzat çaba göstermesinin örgütün üniversitedeki yapılanmasına ve kadrolaşmasına yönelik bir hareket olduğu ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir. Tanıklar M.. A.., Ü.. Ö.., M.. B.. ve ... ... beyanlarında; sanığın FETÖ/PDY Ege Bölge imamı olduğu suçlamasıyla firari olan ... tarafından örgütün üst kademeli üyelerine verilen sohbet toplantılarına katıldığını beyan ettikleri, tanık ... ... sanığın işyerinde de sohbet toplantılarının yapıldığını beyan ettiği, Diğer tanıklar B.. G.. ve Y.. S..'nun ise kendi katıldıkları sohbet toplantılarında sanığın örgütte örnek gösterilen bir mensup olarak anlatıldığını beyan ettikleri, B.. G..'in ayrıca sanık ile yaptığı konuşmada ... Üniversitesi'nde yapmış olduğu işlerin Allah yolunda cemaatin hizmeti için yapılmış işler olduğunu söyleyerek kendisini motive ettiğini beyan ettiği, Tanıkların beyanlarının yukarıda yazılı ByLock yazışma içeriklerinde yer alan FETÖ/PDY ... imamı olduğu iddia olunan H.. K..'ün "A.. K..'larla ders yapıyoruz" şeklindeki mesajı ile örtüştüğü, Bu hususlar dikkate alınarak sanığın örgütün düzenlediği sohbet ve toplantılara düzenli olarak katıldığı, İlk derece mahkemesince sanıkların beyanları sanığın örgüte bağlılığını ve örgütsel amaçlarla faaliyet göstermesini somut olarak gösterir nitelikte delil olarak kabul edilmiş, dosyada bulunan ... kayıtları sanığın örgütün sohbet ve toplantılarına katıldığına dair tanıklar ve gizli tanıklar beyanlarını doğrulayan delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır. ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 06/03/2017 tarih 2017/23708 C.B.S sayılı yazısı ile; FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'nin kurucu vakfı olduğu bildirilen ... Eğitim ve Spor Vakfı'nın mütevelli heyetinde yer alan sanık A.. K.. hakkında ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce düzenlenen 02/03/2017 tarihli Araştırma ve Tespit Tutanağı ile; ... Eğitim ve Spor Vakfı ile ilgili olarak Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yapılan yazışmalar neticesinde vakıf mütevellisinde görev yaptığı ve denetim raporundan sorumlu tutulduğunun bildirildiği anlaşılmıştır. Sanığın FETÖ/PDY irtibat/iltisakı sebebiyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi ve ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyetinde yer aldığı, ... Üniversitesi'nin mütevelli heyetinde yer aldığı ve mütevelli heyeti başkanı olduğu anlaşılmıştır. Sanığın örgütün özel önem verdiği vakıf üniversitelerinin kuruluş ve yönetim süreçlerinde etkin olarak yer alması aleyhine delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca düzenlenen 04/05/2018 tarihli rapor ile; sanığın 07/10/2015 tarihinde ... Üniversitesi'ne 150.000,00 TL, 07/10/2015 tarihinde 179.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 90.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 41.000,00 Euro ve 23/08/2012 tarihinde 750.000,00 TL hesaptan bağımsız isme yaptığı havalenin bulunduğu, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan toplam 13.840.292,46 TL, 269.000,00 ... ve 41.000,00 EURO tutarında olduğu, Sanık A.. K..'un yöneticisi olduğu ... vergi numaralı mükellef ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı, Yine sanık A.. K..'un üyesi olduğu ... vergi numaralı mükellef ... Sanayici ve İşadamları Derneği'nin 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı, Sanık A.. K..'un ortaklığı olan firmalarca 2014 - 2016 yılları arasında Aralık 2013 ayı dahil ... Üniversitesi'nden toplam 869.148,42 TL, ... Üniversitesi'nden ise toplam 931.064,37 TL olmak üzere 1.800.212,79 TL mal ve hizmet satışından kaynaklı tahsilat yapıldığı, her iki üniversitenin Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı, ... Akaryakıt Otomotiv İnş. San ve Tic. A.Ş'de gerçekleştirilen işlemler doğrultusunda sanık A.. K..'un bu şirketteki birçok meblağın çeşitli nedenlerle...'a,...'a ve bazı ticari şirketlere aktarılmak, devredilmek ve satılmak suretiyle boşaltıldığı, Yine ... Otomotiv İnş. San. Tic. A.Ş'de ortaklığı bulunan sanık A.. K..'un ... hesabı kullanılmak suretiyle ... ve...'a ödeme yapılarak sanığın bankada bulunan hesaplarının bu şirket kullanılarak aktarılmak suretiyle boşaltıldığı, devredilen otomobiller yine ... Otomotiv A.Ş'nin ... ... projesinin yüklenicisi olan ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'nin taşeron firmalarına 18/08/2016 - 20/10/2016 tarihleri arasında 66 adet sıfır aracın 4.119.443,44 TL bedel ile devredildiği, yine sanığın akrabaları olan ..., ... ve ...'a toplam 818.132,71 TL tutarında sıfır araç devrettiği, Sanığın hesaplarına kaynağı belirsiz nakitleri yatıran gerçek kişiler ile ilgili yapılan araştırmada listede 3 kişinin isminin bulunduğu, bu şahıslar ile ilgili yapılan sistem sorgulamasında FETÖ/PDY kapsamında kayyım atanan şirketlerde çalıştıkları, Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerce KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen firmalardan (ağırlıklı olarak ... Üniversitesi'nden) 01/01/2007 - 31/12/2016 tarihleri arasında ticari faaliyet kapsamında 3.979.959,27 TL tahsilatlar yaptığı, ... Projesi için FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen ... tarafından sanığa gönderilen tutarların 1.050.000,00 TL olduğu, FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen kişiler ile kapatılan kurum ve kuruluşlar mal ve hizmet alımlarında aynı yapı içerisinde bulunan kişiler veya bu kişilerin şirketlerine öncelik verilerek söz konusu kişi ve kurumların desteklendiği, Silahlı terör örgütünün geçmiş dönemde kamu kurum ve kuruluşlarının il temsilcileri üzerinde etkinliğinin bulunduğu, kamu kurum ve kuruluşlarının il temsilcileri ile toplantılar düzenlendiği ve sanığın bu toplantılara iştirak ettiği, örgüt ile ilgili gayrimenkul işlemlerindeki bürokratik işlemlerin sanık tarafından çözüldüğü, örgütün kamu kurum ve kuruluşlarındaki etkinliğinden faydalanarak ortaklık payına sahip olduğu şirketler lehine imar değişiklikleri yaptırarak şirketlerin büyük rantlar elde etmesini sağladığı, Yapılan tespitler ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin örgütün sunduğu mali, kamu ve özel imkanlar ile büyüdükleri ve her yıl sayılarının arttığı, Dosyada mevcut bilirkişi raporu ve belgelerde nakit varlıkların kaynağının açıklanamaması sonucu, 01/09/2016 tarihi itibariyle güncellenmiş toplu rakamları verilen yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan belirsiz nakit varlıklar olarak nitelendirilen 79.003.493,03 TL, 272.827,91 ... ve 41.385,29 EURO'nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık A.. K.. ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'ne toplam 2.816.065,00 TL olduğu, ...Derneği'ne 55.000,00 TL ve ...'a yaptığı nakit bağışlar toplamının 7.041,90 TL olduğu tespit edilmiştir. Bağış yapılan kurumlardan ...Derneği'ne yapılan bağışların derneğin örgütsel nitelikte olup KHK ile kapatıldığı dikkate alınarak, diğer bağışların ise sanığın söz konusu kurumlardaki rolü ve etkinliği ile bu kurumların FETÖ/PDY ile organik bağı ile hayır amaçlı olmamaları göz önüne alınarak aleyhe delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır. ... Otomotiv A.Ş tarafından ...'da 09/01/2014 tarihinde 672.000,00 TL, 10/07/2014 tarihinde 7.328,97 TL, 07/01/2015 tarihinde 6.585,66 TL, 07/07/2015 tarihinde 7.361,03 TL, 04/01/2016 tarihinde 8.124,68 TL, 04/07/2016 tarihinde 8.715,52 TL ve 22/07/2016 tarihinde 858,09 TL yatırılarak katılım hesabı açıldığı, hesapta bulunan paraların büyük bir çoğunluğunun firmanın başka bankalarda bulunan hesapları ile ... Akaryakıt A.Ş ve ... ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'ye ... edildiği tespit edilmiştir. Sanığın şirketinin ...'da hesabının bulunması, yeni katılım hesapları açması ve hesap hareketleri olmasının sanık hakkındaki diğer deliller ile birlikte değerlendirildiğinde aleyhine delil niteliğini taşıdığı kanaatine varılmıştır. Sanık A.. K..'un yöneticisi olduğu ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın ve üyesi olduğu ... Sanayici ve İşadamları Derneği'nin KHK ile kapatıldığı bildirilmiştir. Yukarıda anlatılan delillere dayanılarak ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmede; FETÖ/PDY Ege Bölge İmamı yardımcısı konumunda olduğu iddia olunan ve adına tanımlanan 65600 USER ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında örgütün Endonezya Sorumlusu olarak nitelendirilen ... ...'nın ByLock yazışma içeriklerinde 15/12/2015 tarihinde "Abi, bir şekilde görüşmemiz lazım, üniversite mütevelli ve vakıf mütevelliden ayrılmalar var. Bunların yerlerine ikame edeceğiniz kişileri ist etmemiz lazım, ... Bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum. Abicim ben acilen yurtdışına çıktım da siz bu mevzuyu ... ve ... beylerle halledin ins" şeklinde, 143288 ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 10/12/2015 tarihinde "abi ... Bey'e demiştim daha önce ... sordu sizi, mütevelli ve vakıfta değişiklik düşünüyor, istişare etmek istiyor" şeklinde, 143288 ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 15/12/2015 tarihinde "... bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum" şeklinde, 52347 ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 18/12/2015 tarihinde "... ... bey ile görüştüm, ... abinin hem vakıf hem de üniversite mütevelli heyetlerine bir iki yeni isim teklifi varmış, bizden haber bekliyorlar, bu konuyu kim kime sorup da cevap verecek" şeklinde mesajlar ile ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 14/05/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde ... imamı olarak görev yapıp sonrasında da örgüt içinde ... olarak görev yapan H.. K..'ün 29/10/2015 tarihinde "A.. K..'larla ders yapıyoruz" şeklindeki mezkur yazışmalar ile sanığın örgüt üyesi olarak faaliyet gösteren, örgüt içerisinde etkin olan bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, tanıklar ve gizli tanıklar beyanlarına göre örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösteren, örgütün üst kademeli üyelerine verilen sohbet toplantılarına katılan, işyerinde sohbet toplantıları düzenlenmesine imkan tanıyan, örgüte maddi ve manevi destekte bulunan, 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam eden, örgüt ile mücadele bağlamında idari olarak kamuda işine son verilmiş kişilere kendi şirketinde istihdam sağlayarak ve üniversitede nüfuzunu örgüt mensuplarının menfaatlerine kullanarak yapıya olan desteğini ve bağlılığını gösteren, örgüt adına örgüte ait KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'ni mütevelli heyeti başkanı sıfatıyla yöneten bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in çağrısından sonra ...'ya para yatırarak terör örgütüne finansal destek sağlamaya çalışması, örgütün sohbet ve toplantılarına katıldığına dair tanıklar ve gizli tanıklar beyanlarını doğrulayan ... kayıtlarına göre diğer sanık A.. K..'a ilişkin delillerin değerlendirilmesi kısmında değinilen örgütsel toplantıları organize eden kişi konumundaki ... ile irtibatlı olması, FETÖ/PDY irtibat/iltisakı sebebiyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi ve ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyetlerinde yer alması, sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan kurumlardan olan ... Üniversitesi'ne, ...Derneği'ne ve ...'a bağışlarda bulunması hususları dikkate alındığında sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu, Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 314/1 maddesi uyarınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçundan kamu davası açılmışsa da, sanığın yönetici konumunda olduğunu gösterir somut bir delil tespit edilemediği, yalnızca ekonomik ve siyasi nüfuz sahibi olmasının örgüt içerisinde yönetici sayılmasını gerektirir bir kriter olmadığı bu durumda sanığın eylemlerinin kül halinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçuna vücut verdiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir. Sanığın örgütün ...'de ... Grubu olarak bilinen oluşumunda yer alan üst düzey pozisyonda olması, örgüte ait KHK ile kapatılan ... Üniversitesi mütevelli heyeti başkanı olarak örgüt adına üniversiteyi yönetmiş olması, mal varlığının önemli bir kısmının FETÖ/PDY kaynaklı olması dikkate alındığında, meydana getirebileceği tehlike ve zararın boyutu, suçun işleniş şekli, örgüt içerisindeki konumu ve kastın yoğunluğu göz önüne alınarak başkaca örgüt üyesiyle aynı seviye ve şartlarda değerlendirilmesinin adalete ve hakkaniyete aykırı olacağı kanaatine varılarak sanık hakkında ceza tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sanığın duruşmalarda pişmanlığının gözlemlenmemesi, işlediği suç nedeniyle pişman olduğuna dair mahkememizde kanaat oluşmaması, nazara alınarak şartları oluşmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nın 62. Maddesinde düzenlenen takdiri indirimin sanık hakkında uygulanmaması gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır. Sanık A.. K.. hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca düzenlenen 04/05/2018 tarihli raporda özetle; toplu rakamları verilen toplam 79.003.493.03 TL, 272.827,91 ..., 41.385,29 Euro miktardaki paranın kaynağının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olduğu anlaşılmakla, FETÖ/PDY kaynaklı olduğu 3 kişilik ... yetkili bilirkişilerce oybirliği ile tespit edilen bu rakamların güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 55/2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi tarafından müsaderesine karar verilmiştir. Sanığın şirketlerine kayyım atandığı ve kayyımın şirketleri yönettiği görülmüş, ... raporunda sanığın mal varlığının 675.000.000,00 TL olduğu, bu miktardan 79.003.493.03 TL, 272.827,91 ..., 41.385,29 Euro'nun FETÖ kaynaklı olduğu, belirtilen Euro ve Dolarların karar tarihindeki kurdan TL'ye çevrilmesi ve TL olarak belirlenen 79.003.493.03 TL ile toplanması halinde yaklaşık 82.000.000,00 TL'lik bir rakama tekabül ettiği, bu durumda sanığın 675.000.000,00 TL'lik mal varlığından 82.000.000,00 TL'sinin kaynağının FETÖ/PDY olduğu, geriye kalan 593.000.000,00 TL'sinin kaynağının temiz olduğu anlaşılmış, sanığın mal varlığının suç kaynaklı kısmı yüzdeye oranlandığında %88'inin kaynağının meşru, %12'sinin ise FETÖ/PDY kaynaklı olduğu anlaşılmış, mal varlığının meşru kısmının meşru olmayan kısmının yaklaşık 7,5 katı olduğu dikkate alınarak mal varlığı üzerindeki yönetim kayyımlığının denetim kayyımlığına çevrilmesine karar verilmiş, müsaderesine karar verilen miktarın sanık tarafından kaçırılmaması için denetim kayyımlığının şirketteki görevlerinin denetleyici olarak devam etmesinin uygun olacağı ilk derece mahkemesince kabul ve takdir kılınmıştır. 3.Sanık M.. K.. yönünden; Sanığın, diğer sanıklardan A.. K..'un oğlu olduğu ve işadamı olarak bilindiği, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün 27/04/2018 tarihli cevabi yazısı ile; sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisinde yapılan inceleme sonucu ... isimli şahıs ile mesajlaşmasında ismi geçen ve Amerika ülkesinde bulunduğu anlaşılan ... ... Derneği'nin www.turkicamericanalliance.org isimli web sitesinin Gölbaşı Sulh Ceza Hakimliği'nin 30/07/2016 tarih ve 2016/834 D.... sayılı kararına istinaden erişimin engellendiği bildirilmiştir. ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce tanzim edilen 15/01/2018 Tarihli ... Raporu ile; sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisinde yapılan inceleme sonucu, sanığın cep telefonu rehberinde ... olarak kayıtlı ... numaralı GSM hattı kullanıcısı ile olan mesajlaşmalarda ...'ın "Amerika'daki ... ... derneğindeyiz tanıdığın var mı" şeklindeki mesajına sanığın "Kimseyi tanımıyorum ama ofislerine çok gittim" şeklinde cevap verdiği, ... ... derneği ile ilgili yapılan açık kaynak araştırmalarında ... ... derneğinin internet sitesinin BTK tarafından korunma tedbiri uygulandığından siteye erişimin sağlanamadığı, ...Derneği'nden 16/10/2013 tarihinde "Derneğimize bağışlamış olduğunuz kurbanınız kesilip ihtiyaç sahiplerine dağıtılmaya başlanmıştır. Allah kabul etsin. ...Derneği" şeklinde, 16/01/2015 tarihinde "Değerli bağışçılarımız, ... SMS hattımız açılmıştır. Sadece ... abonesi bağışçılarımız SMS bağışı yapabilmektedir. Diğer operatörleri kullanan bağışçılarımız kurumsal web sitemiz kimseyokmu.org.tr üzerinden iyilik projelerimize online bağış yapabilirler" şeklinde mesajların gönderilmiş olduğu, Telefon rehberinden ... olarak kayıtlı ... numaralı GSM hattını kullanan ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen 2016/29862 sayılı soruşturma kapsamında firari şüpheli olan ... ile olan mesajlaşmalarda, 18/09/2013 tarihinde gelen kutusunda "Dinimiz islam. Dünyada kesilen kurbanların Ahirette bizi sırat köprüsünden sırtında geçireceğini buyurur. Bir büyük kurban bağışlarsanız sevinirim. Allah kabul etsin" şeklinde, 28/08/2013 tarihinde ... isimli şahıs tarafından gönderilen "Sayın hocam 17 eylül salı günü ... misafiri olacaz etçi naci ustada. Lütfen randevularınızı ayarlayın eksik olmayalım diyoruz" şeklindeki mesaja sanık tarafından "tamamdır hocam" şeklinde cevap verildiği, 28/08/2013 tarihinde ... isimli şahıs tarafından "Aksam saat 19.00 da birinci kordonboyu balık pişiricisi ... ... yerinde olcaz. Geç kalma olmazsa sevinirim" şeklindeki mesaja sanık tarafından "hocam ben katılamıyorum saygılarımla" şeklinde cevap verildiği, 26/08/2013 tarihinde ... isimli şahıs tarafından "Sayın hocam çarşamba sizin misafiriniz olalım mı" şeklindeki mesaja sanık tarafından "Sayın hocam, çarşambaları hanımlayım hamile olduğu için bir bakmam lazım duruma" şeklinde cevap verildiği ve mesajlaşmanın devamında "hocam ayarlarsanız sevinirim ayda 1 toplanıyoruz zaten, sayın hocam ulaşamadım ev sahibi olacakmısınız" şeklindeki mesaja da sanık tarafından "hocam ben bahsettiğim gibi gelemeyebilirim çünkü eşimin yanına gidiyorum" şeklinde cevap verildiği, 26/06/2013 tarihinde ... isimli şahıs tarafından "saat 19:00 Tavaci geldik bekliyoruz" şeklindeki mesaja sanık tarafından "tamam hocam 19:30 ben" şeklinde cevap verildiği, Sanık tarafından 16/05/2013 tarihinde ... isimli ... "Sayın hocam babam sizle mi?, hocam kandiliniz mübarek olsun hocam, ... hocamla beraber değil miydiniz, hayırlı geceler bana bol dua edin hocam" şeklinde, 18/02/2013 tarihinde ... isimli şahıs tarafından "Değerli arkadaşlar yarın öğleyin... ... çocuğu için öğle yemeğine gitcez 1 saatlik, yarımda uygunsanız bekliyorum" şeklindeki mesaja sanık tarafından "uygun hocam" şeklinde cevap verildiği, 12/11/2013 tarihinde "İnşaat müh. ... ... dokuz eylül mezunu tecrübesi var nur cemaatinden çalışkan biri, telefonu : 0553 979 28 52. İyi çalışmalar, ..." şeklinde mesajlaşmanın bulunduğu, Ayrıca "... - Polis Memuru - Derecesi 4.1, Terfi Derecesi : İleri Derece, Notları : 90 Artı 90 Artı, İkinci Doğu Görevine Gidecek, Şubat ... Form Dolduracak Nereye Gideceği Mayıs ... Kendisine Bildirilecek, Gitmek İstediği İller : Malatya Merkez, Sivas Merkez, Erzincan Merkez, Sicil Numarası : ..., Halen ... Merkezde ... Şubede Çalışıyor, Çalıştığı İller : ..., ..., ..." şeklinde bilgi notunun bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. EGM KOM Daire Başkanlığı'nın 02/03/2018 tarihli cevabi yazısı ile; kamuoyunda mahrem imam operasyonu olarak bilinen operasyonda ele geçen flash bellekte, sanık M.. K..'tan elkonulan dijital materyallerinin incelenmesi sonucu sunulan raporda hakkında ayrıntılı bilgi notu çıkan ... (... sicil no) isimli polis memurunun bizzat FETÖ/PDY tarafından "Emniyet içindeki FETÖ yapılanmasının etki alını dışındaki kişileri tanımladığı" şeklinde bir tanıma karşılık gelen AD kodu ile fişlendiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır. Sanığın dijital materyallerinden elde edilen sonuçlara göre hakkında bilgi notu çıkan ... hakkında FETÖ/PDY üyeliğinden soruşturma ya da kovuşturma olmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince buna ilişkin tespit sanık aleyhine değerlendirilmemiştir. Sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisinde yapılan inceleme sonucu tanzim edilen siber raporunda dökümü yapılan 16/05/2013 tarihli "Sayın hocam babam sizle mi?, hocam kandiliniz mübarek olsun hocam, ... hocamla beraber değil miydiniz, hayırlı geceler bana bol dua edin hocam", "12/11/2013 tarihinde "İnşaat müh. ... ... dokuz eylül mezunu tecrübesi var nur cemaatinden çalışkan biri, telefonu : 0553 979 28 52. İyi çalışmalar, ..." şeklinde ... olarak mesajlaştığı ... hakkında yukarıda A.. K.. ile ilgili kısımda değinildiği üzere FETÖ/PDY'nin Ege Bölge İmamı olduğu iddia edilen ...'ın yardımcısı konumunda olan ...'a babası (sanık A.. K..) ile birlikte olup olmadığını aracı kılmaksızın sorup kendisi ile samimi olarak irtibat kurabiliyor olması ilk derece mahkemesince terör örgütü üyeliğine ilişkin delil olarak kabul edilmiştir. Siber incelemeden çıkan sonuçlardan sanığın FETÖ/PDY örgüt üyeliğinden firari olarak aranan ... ile ... olarak mesajlaştığı, kendisinin sürekli sohbete çağrıldığı ve kurban bağışı istendiği görülmektedir. Mesajlardan 18/09/2013 tarihli mesaj kurban bağışına ilişkin olup bu mesajdan yaklaşık 1 ay sonra 16/10/2013 tarihinde örgütün yardım kuruluşu olarak faaliyet gösteren ve KHK ile kapatılan ...Derneği'nden kurban bağışının gerçekleşip dağıtımın tamamlandığına dair mesajın çakışıyor oluşuna ilk derece mahkemesince temas edilmiştir. Sanığın örgüt talimatı ile kurban bağışında bulunduğunu, örgütsel amaçlı olduğu anlaşılan sohbet ve toplantılara çağrıldığını, sanığın da mümkün olduğunca bu sohbetlere iştirak ettiği tüm bu hususların aleyhe delil niteliği taşıdığı ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir. Diğer elde edilen sonuçlardan... isimli dernek hakkında açık kaynaklarda yapılan araştırma ile bildirilen erişime engellenmesi şeklinde Sulh Ceza Hakimliği kararı dikkate alındığında FETÖ/PDY'nin yurtdışındaki kurumlarından biri olduğu, sanığın ABD ziyaretinde herhangi bir turistik ya da özel bağlantısı olmayan bu kurumu kendi deyişiyle birçok kere ziyaretinin diğer deliller ile beraber değerlendirilebilecek aleyhe delil niteliği taşıdığı, sanığın konsolosluk tarafından ilgili derneğe yönlendirildiği şeklindeki savunmasının hayatın olağan akışı içerisinde inandırıcı olmadığı kanaatine varılıp suçun sübutu yönünden bir delil olarak kabul edildiği anlaşılmıştır. Tanık T.. B.. ile gizli tanıklar Zaman ve ... beyanlarında özet olarak; sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiğini, toplantılara ve sohbetlere katıldığını, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğunu, 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ettiğini beyan etmişlerdir. ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün 19/03/2018 tarihli cevabi yazısı ile; sanık ile birlikte Fransa'ya yolculuk eden şahısların açık kimlik bilgileri bulunmadığından FETÖ/PDY bağlantılarının araştırılamadığı bildirilmiş ise de, yazı ekinde bulunan yolcu listesinde sanık ile beraber seyahat eden kişiler arasında (... Büyükşehir eski Belediye Başkanı ...'ın damadı olan ve tahliyesi kamuoyunda infial yaratan, bilahare tekrar tutuklanmasına karar verilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi suçlamasıyla yargılaması süren) ... isimli işadamı olduğu anlaşılmış, hayatın olağan akışı içerisinde tesadüf olarak kabul edilemeyecek bu seyahat diğer deliller ile beraber değerlendirilebilecek yan delil olarak kabul edildiği anlaşılmıştır. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; sanığın ticari, mesleki ve zirai faaliyetlerinin bulunmadığı, sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlere ilişkin 65.675.000,00 TL olduğu, şirketlerin tamamının 2016 yılındaki ticari faaliyetinden zarar beyan ettiği ve beyan edilen zararlar nedeniyle öz kaynaklar toplamının 31/12/2016 tarihi itibariyle - 5.416.808,41 TL'ye gerilediği, şirketlerin 31/12/2016 tarihindeki ... toplamının 280.694.398,32 TL olduğu, ... toplamın 71.177.044,59 TL'sinin dönen varlıklardan, 209.517.353,73 TL'sinin dönen varlıklardan oluştuğu, öz kaynakların negatife düşmesi nedeniyle ... toplamının tamamının yabancı kaynaklardan karşılandığı, sanığın şahsına ait ticari, zirai ve mesleki faaliyetinin bulunmadığı, sanığın üzerine kayıtlı gayrimenkul ve araç bulunmadığı, sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin çoğunluğunda en büyük hissedarın babası olan diğer sanık A.. K.. olduğu, sanığın yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan nakit varlıklarının 01/09/2016 tarihi itibariyle nemalandırılmış toplam tutarının 2.162.714,37 TL ve 70.450,00 Euro olduğu, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan ve sanığın şahsi banka hesabına gelen nakitlerin 1.376.456,78 TL'lik kısmının sanığın kredi kartı harcamaları nedeniyle kart borcu ödemelerinde kullanıldığı, kalan kısmı ... Gayrimenkul Geliştirme Ticaret ve San. A.Ş'ye aktarılarak şirketin finanse edildiği, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların, kaynağının açıklanması imkanının sanık ve sanık müdafiine tanınmasına rağmen paraların kaynağının izah edilemediği, Sanığın nakit varlıkların kaynağını açıklayamaması nedeniyle, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığının değerlendirildiği, ...Projesinin müşteri listesindeki gerçek kişilerden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen kişilerin ... Otomotiv İnşaat Ticaret ve San. A.Ş'ye yapmış oldukları ödemelerin toplam tutarı 8.064.338,00 TL olduğu, ... Otomotiv A.Ş'de söz konusu ödemeleri ...Projesinin yüklenici firması olan ve grup bünyesindeki ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'ye olan ödemelerde kullandığı, şirketlerin örgütün parasını kabul edip etmediğinin tespitinde, şirketlerin örgütün parasıyla olağandışı büyüyen şirketlerden olup olmadığının tespitinde, şirket faaliyetlerinin örgütsel faaliyetlere özgülenmiş olup olmadığının tespitinde babası olan diğer sanık A.. K.. yönünden bu hususlarda yapılan tespitlerin dikkate alınması gerektiği, sanık tarafından 2009 - 2013 yılları arasında FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ...Derneği'ne toplam 5.860 TL, ...Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği'ne kredi kartından 1.080 TL'lik ödeme yaptığı, ... Vakfı'na kredi kartından 208,05 TL'lik ödeme yaptığı, nakit varlıkların kaynağının açıklanamaması sonucu 01/09/2016 tarihi itibariyle güncellenmiş toplu rakamları verilen yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanığa ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varıldığı ilk derece mahkemesince belirtilmiştir. Sanığın dijital materyalleri içerisinde yapılan inceleme sonucu tanzim edilen raporda FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ...Derneği'nden gelen mesajların olduğu tespit edilmiş, sanığın anılan derneğe bağışta bulunduğu hem siber inceleme sonucu tanzim edilen rapordan hem de mali suçları araştırma kurulu başkanlığınca tanzim edilen rapordan anlaşılmakla bu husus suçun sübutu yönünden sanık aleyhine başka bir yan delil olarak kabul edilmiştir. Sanığın FETÖ/PDY'nin finans kurumu olan ...'da hesabının bulunması suçun sübutu yönünden sanık aleyhine mahkumiyeti destekleyici bir yan delil olarak kabul edilmiştir. Yukarıda anlatılan delillere dayanılarak ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmede; sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisinde yapılan inceleme sonucu tanzim edilen siber raporunda dökümü yapılan 16/05/2013 tarihli "Sayın hocam babam sizle mi?, hocam kandiliniz mübarek olsun hocam, ... hocamla beraber değil miydiniz, hayırlı geceler bana bol dua edin hocam", "12/11/2013 tarihinde "İnşaat müh. ... ... dokuz eylül mezunu tecrübesi var nur cemaatinden çalışkan biri, telefonu : 0553 979 28 52. İyi çalışmalar, ..." şeklindeki mesajlaşmalara mahkememiz ayrıca dikkat çeker. Sanığın ... olarak mesajlaştığı ... hakkında yukarıda A.. K.. ile ilgili kısımda değinildiği üzere FETÖ/PDY'nin Ege Bölge İmamı olduğu iddia edilen ...'ın yardımcısı konumunda olan ...'a babası (sanık A.. K..) ile birlikte olup olmadığını aracı kılmaksızın sorup kendisi ile samimi olarak irtibat kurabiliyor olması, yine siber incelemeden çıkan sonuçlardan sanığın örgütsel sohbet toplantılarına iştirak eden, örgüt talimatı ile kurban bağışında bulunan ve FETÖ/PDY'nin yurtdışındaki kurumlarından biri olan... isimli herhangi bir turistik ya da özel bağlantısı olmayan bu derneğe birçok kez ziyarette bulunması, tanık ve gizli tanıklar beyanlarına göre örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösteren, örgütsel sohbet toplantılarına katılan, örgüte maddi ve manevi destekte bulunan, 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam eden bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, FETÖ/PDY şüphelileri ile yurtdışına seyahatinin bulunması, hesap hareketlerinden ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin yasal ekonomik faaliyetleri sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanığa ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığına ilişkin mali raporda yer alan tespitlerin bulunması, sanığın FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ...Derneği'ne bağışta bulunduğunun anlaşılmış olması ve FETÖ/PDY'nin finans kurumu olan ...'da hesabının bulunması hususları dikkate alındığında sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu mahkememizce kabul edilmiş, sanığın tamamen inkara yönelik olan savunmasına yukarıda açıklandığı üzere delillerin mahiyeti ve ispat gücü anlamında mahkememizde bir tereddüt yaşanmadığından itibar edilmemiştir. Sanığın duruşmalarda pişmanlığının gözlemlenmemesi, işlediği suç nedeniyle pişman olduğuna dair mahkememizde kanaat oluşmaması nazara alınarak şartları oluşmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nın 62. Maddesinde düzenlenen takdiri indirimin sanık hakkında uygulanmaması gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli raporda özetle; sanık M.. K..'un toplam 2.162.714,37 TL, 70.450,00 Euro miktardaki paranın güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kaynağının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olduğu oybirliği ile tespit edilmiş, belirtilen bu rakamların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 55/2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince müsaderesine karar verilmiştir. Her ne kadar tüm sanıklar hakkında Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 4/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle örgüt üyeliğinin yanında ayrı bir kamu davası açılmış ise de, bu suçun silahlı terör örgütüne üye olma suçu içerisinde eriyeceği ve sanıklar hakkında ayrıca Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan ayrı ayrı mahkumiyetlerine karar verildiği anlaşılmakla yasal unsurları itibari ile oluşmayan Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet suçundan CMK 223/2-a maddesi uyarınca tüm sanıklar hakkında ayrı ayrı beraat kararı verilmiştir. 4.Sanık Ş.. S.. Yönünden; Sanığın ... ilinde inşaat ve kuyumculuk alanında faaliyet gösteren çeşitli şirketlere sahip bir ... adamı olduğu, Tanıklar A.. Y.., T.. Ö.., Y.. Ç.., Ü.. K.., A.. Ü.., T.. B.., ... ile Gizli tanıklar ... ve ...'un beyanlarında özetle; sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiğini, toplantılara katıldığını, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğunu, örgütün kasası olduğunu, örgütün parasını dükkanında sakladığını ve aklama faaliyetinde bulunduğunu, örgüt için maddi yardım ve kurban topladığını beyan ettikleri, Sanık A.. K..'ın etkin pişmanlık içeren ifadesinde sanık Ş.. S.. ile ilgili olarak ... Üniversitesi'nin kuruluş aşamasında sanık ve ağabeyi ... ...'nin ... rol oynadıklarını, üniversitenin kurucu vakfının Ege Bölge imamı olan ...'ın talimatı ile kurulduğunu, ...'ın sanıktan "bizim abilerden" şeklinde bahsettiğini beyan ettiği, Tanıklar ve sanık A.. K..'ın beyanları sanık aleyhine delil, gizli tanık beyanları mahkumiyeti destekleyici yan delil olarak kabul edilmiştir. Gizli Tanık ...'in; örgüt adına ...'de toplanılan paraların Ş.. S..'nin dükkanının bodrum katına getirildiğini, oradan da peyder pey yurtdışına aktarıldığını, sanığın Amerika'da ... ile görüştüğünü beyan etttiği, Yine tanıklardan ...'nın, sanığın cemaate yüklü miktarda bağış yaptığını, bu bağış ile vakıf kurulduğunu, şahsın bir dönem Karşıyaka bölge mütevellisi olduğunu beyan ettiği, Tanık A.. Ü..'in yurtiçi yurtdışı kurban kesimi için sanığın para topladığını beyan ettiği, Tanık beyanları gizli tanığın beyanını doğruladığı sanığın örgütün mali yapılanmasında yer aldığını gösterir nitelikte aleyhe delil olarak kabul edilmiştir. Tanık Y.. Ç.., örgüt üyesi olduğu iddia olunan ...'ın işyerinde düzenlediği örgütsel nitelikte kahvaltı toplantılarında sanığın yer aldığını beyan etmiş, tanıklardan T.. B.. sanığın ... öğrenci yurdunda düzenlenen sohbet toplantılarına gittiğini ve cemaat adına çalıştığını kendisinin açık açık anlattığını beyan etmiştir. Sanığın örgüt içerisinde ... olarak sohbet ve toplantılara katılan kişi olduğuna dair bu beyanlar aleyhe delil olarak kabul edilmiştir. ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 06/03/2017 tarih 2017/23708 C.B.S sayılı yazısı ile; FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'nin kurucu vakfı olduğu bildirilen ... Eğitim ve Spor Vakfı'nın kurucularından sanık Ş.. S.. hakkında ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce düzenlenen 02/03/2017 tarihli Araştırma ve Tespit Tutanağı ile; ... Eğitim ve Spor Vakfı ile ilgili olarak Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yapılan yazışmalar neticesinde vakıf mütevellisinde görev yaptığı ve denetim raporundan sorumlu tutulduğunun bildirildiği anlaşılmıştır. Sanığın ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyeti üyeleri arasında yer aldığı, üniversitenin örgütün emir ve talimatları doğrultusunda kurdurulduğu ve öğretim üyeleri ile idari kadrosunun büyük çoğunluğunun FETÖ/PDY örgüt üyeliği suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği anlaşılmıştır. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; sanığın FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın kurucusu ve başkan yardımcısı olduğu, sanık hakkında düzenlenen mali analiz raporuna göre bir kısım şahısların sanığın ... Katılım Bankası nezdindeki hesaplarına gelen ... ve havale işlemlerine ilişkin tespitler başlıklı bölümüne göre 2014, 2015 ve 2016 yıllarında toplam 625.953,91 TL para akışı olduğu, sanığın ... Katılım Bankası'ndaki hesabını 2014 yılından itibaren ... olarak kullanmaya başladığı, 2014 yılında 175.082,16 TL, 2015 yılında 291.132,26 TL ve 2016 yılında 81.734,32 TL maaş ödemesi yaptığı, sanığın ... Katılım Bankası'nda bulunan bir diğer ödemenin ise kredi kartı borcu ödemesi olduğu, kredi kartı borcu ödemesinin Temmuz 2011'den Ağustos 2014'e kadar devam ettiği, toplam ödeme tutarının 176.209,97 TL olduğu, ayrıca hesabından 06/02/2014 tarihinde 10.000,00 ... ve 20/05/2014 tarihinde 8.000,00 Euro nakit çekildiği, çekle yapılan ödemeler nedeniyle de hesaptan 11 işlemde 815.258,17 TL tutarında çekişin gerçekleştiği bildirilmiştir. Sanığın örgüt liderinin çağrısının yapıldığı 2014 yılından itibaren ... hesabını ... olarak kullanmaya başlamasının sanığın örgüt üyeliğini gösterir aleyhe bir delil niteliği taşıdığı ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir. ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce tanzim edilen 20/04/2018 tarihli ... Raporu ile; sanıktan elkonulan iphone marka A1428 model ... IMEI numaralı cep telefonu içerisinde Image klasöründe ..._0230 isimli ... dosyası uzantılı ... haber sitesinden "... serbest bırakıldı" başlıklı, nefret operasyonları kapsamında tutuklanan ... serbest bırakıldı, kararı oğlu ... Twitter hesabından duyurdu" şeklinde habere ilişkin ekran alıntısı-5 numaralı görüntü, WD_WXK1A20M6154/Resimler klasörü içinde ... dosyası uzantılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'e ait resim, Belgeler/Adobe belgeleri klasörü içerisinde PDF döküman uzantılı ...'dan ... yaptığına dair giden ... ibareli ekstreye ilişkin ekran alıntısı-2, Belgeler/Adobe belgeleri klasörü içerisinde PDF döküman uzantılı ... Nakit İşlemler Dekont başlıklı dekont ekran alıntısı-8, ...Arşivler klasörü içinde MALİ VERİLER isimli zip arşivi çıkartıldığında içerisinde mizan isimli ve 2014 mizan isimli Excel dosyası içeriğinde mizana ilişkin ekran alıntısı 9-10, Belgeler/Adobe belgeleri içerisinde PDF döküman uzantılı ... Platinium Card hesap ekstresi başlık bölümünü içeren ekran alıntısı - 11, ... / Fragments klasörü içerisinde görülen file 3849 isimli ... dosyası uzantılı "Rakamlarla Darbe Girişimi" başlıklı tutuklamalar, gözaltına almalar ve serbest kalanlar ile ilişkili rakamsal verileri içeren ekran alıntısı - 12, Aynı klasör içerisinde file 54795 isimli ... dosyası uzantılı Zaman İsviçre gazetesine ait "Dünyanın Renkleri Almanya'da Buluştu" şeklindeki manşete ilişkin ekran alıntısı - 13, Ş.. S../Belgeler/Adobe belgeleri içerisinde PDF döküman uzantılı ... Giden ... başlıklı makbuza ilişkin ekran alıntısı - 14, ... / Fragments klasörü içerisinde file 5050 isimli ... dosyası uzantılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in fotoğrafını içeren ekran alıntısı - 15, İnceleme esnasında karşılaşılan yabancı dilde olan dosyaların çevirisinin yapılamadığının tespit edildiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince sanığın dijital materyallerinde örgüt ile ilintili bir kısım resim ve yazılar çıkmasının suçun sübutu yönünden diğer deliller ile birlikte değerlendirilebilecek aleyhe bir yan delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır. Dosyada mevcut 06/02/2017 tarihli ... Ön İnceleme Tutanağı ile; sanık Ş.. S..'nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün ... imamı ..., örgüt yöneticisi ..., sohbet imamı ... ile bireysel telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Bu husus yukarıda değerlendirilen tanık ifadeleri ile birlikte değerlendirildiğinde sanığın örgüt üyeliğine dair diğer delilleri destekleyen yan delil olarak kabul edilmiştir. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; 12/09/2011 - 20/07/2014 tarihleri arasında FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Özel Eğitim Yayıncılık Tic. A.Ş'ye kredi kartı aracılığıyla 49.750,00 TL ödemede bulunduğu, 13/09/2013 - 20/09/2013 tarihlerinde FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'ne toplam 12.375,00 TL ödemede bulunduğu, 24/01/2013 - 20/02/2013 tarihlerinde FETÖ/PDY'ye ait ... Dershaneleri'ne toplam 7.370,00 TL ödemede bulunduğu, bununla birlikte ... Dershanesi tarafından sanığın kredi kartına 24/07/2013 tarihinde ve 12 aylık taksit halinde 3.350,00 TL geri ödemede bulunduğu, 11/02/2011 - 30/06/2013 tarihleri arasında FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan kurumların işletmecisi olan ... Özel Eğitim adına 24 işlemde toplam 34.320,00 TL ödemede bulunduğu, Ayrıca sanık tarafından ... Bankası'nda adına açılmış olan hesaptan ... Özel Eğitim Yayıncılık Tic. A.Ş'ye kredi kartı aracılığıyla 44.660,00 TL ödemede bulunduğu, 09/08/2011 - 26/01/2015 tarihleri arasında ... Medya Dağıtım A.Ş'ye 2.915,57 TL ödemede bulunduğu, 03/10/2012 - 26/05/2016 tarihleri arasında ... Üniversitesi ... adı altında 6.050,00 TL ödemede bulunduğu, 12/11/2009 - 05/02/2010 tarihleri arasında ... Dershaneleri adı altında 1.800,00 TL ödemede bulunduğu, Sanığın ödemede bulunduğu yukarıda adı geçen işletmelerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan işletmelerden olduğu, Yine sanık tarafından ... Bankası'nda adına açılmış olan hesaptan 31/07/2004 - 20/08/2008 tarihleri arasında ... Eğitim Yayıncılık Tic. A.Ş'ye söz konusu kredi kartı aracılığıyla 13.409,00 TL ödemede bulunduğu, 14/11/2012 tarihinde ... Dershaneleri adı altında 3.400,00 TL ödemede bulunduğu, 27/03/2007 - 07/06/2010 tarihleri arasında ... Vakfı ... adı altında 370,00 TL ödemede bulunduğu, 07/06/2010 tarihinde ... Hastanesi ... ... adı altında 1.250,00 TL ödemede bulunduğu, Sanığın ödemede bulunduğu yukarıda adı geçen işletmelerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan işletmelerden olduğu, Sanığın Akbank'ta bulunan hesabına ... Üniversitesi tarafından 21/12/2012 tarihinde ...Ş.. S.. 39.875,00 TL, 03/12/2012 tarihinde 41.000,00 TL olmak üzere toplam 80.875,00 TL ... ile para gönderildiği, sanığın ve ortaklığı olduğu şirketlerin kanuni defter ve belgeleri üzerinde yapılan incelemede ... Üniversitesi'ne ticari satışlarının olmadığı, ... Üniversitesi'nin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatıldığı, Sanığa ait mali işlemlere ilişkin para hareketlerinin izinin sürülmeye çalışıldığı, sanığın çalışanlarının haftada 2-3 gün bankalara giderek sanığın ya da sanığa ait şirketlerin hesaplarından nakit para çektiği ya da bu hesaplara nakit para yatırdığı, hesaplarda nadiren eftt/havale işlemlerinin bulunduğu, bunun yerine daha zahmetli ve riskli olan nakit ödeme ya da tahsilat yöntemlerinin kullanıldığı, sanığın ve sanık çalışanlarının banka işlemleriyle alakalı verdikleri ifadelerde, işlemlerin ağırlıklı olarak nakit hareketlerle gerçekleştirilmesi konusunda genel olarak kuyumculuk sektörünün bu şekilde çalıştığı ifade edilse de pek çok bankanın pos cihazlarını kullanmakta olan ve büyük bir işlem hacmi olan böyle bir mükellefin, bankalara vereceği otomatik talimatlarla pos satışları sonucu pos hesaplarında biriken paraları başka hesaplara yatırmasının, paraların nakden çekilerek dolaştırılması esnasında göze alınan zaman kaybı ve güvenlik riskleri dikkate alındığında çok daha ve pratik bir yöntem olduğunun aşikar olduğu, bu nedenle işlemlerinin çoğunun nakit hareketlerle gerçekleştirilmesinin iktisadi, ticari ve teknik icaplara uygun olmadığı, bu şekilde hareket edilmesindeki maksadın nakit işlemlerle hesaplardaki paranın izinin sürülmesini zorlaştırmak olduğu kanaatine varıldığı, Sanık tarafından ... isimli ... 10/02/2010 tarihinde 750.000,00 TL, 12/02/2010 tarihinde 750.000,00 TL olmak üzere toplamda 1.500.000,00 TL ... yapıldığı ve aynı şahsın Ş.. S..'nin ...Bankası'ndaki hesabına 24/03/2010 tarihinde 600.000,00 TL, ... Katılım Bankası'ndaki hesabına 14/04/2010 tarihinde 150.000,00 TL ... yaptığı, sanığın banka hesaplarının sorgulanması neticesinde küçük miktardaki icra alacak tahsilatlarının banka hesaplarına geldiğinin görüldüğü, gelen ... hareketlerinin bir kısmı için de iki farklı avukatın adına takip ettiği müşterilerden alacaklar sebebiyle borçluların gönderdiği tutarlar olduğunu ifade ettiği, buradan en küçük alacakları için bile icra yoluyla tahsil cihetine giden sanığın akrabası olsa dahi 750.000,00 TL'lik yüksek meblağ için paranın kendi uhdesine geçmesi dışında başka amacı yoksa parayı tahsil yoluna gitmemesinin düşünülemeyeceği, ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğünce hazırlanan raporda ismi yer alan ...'e gönderilen 750.000,00 TL tutarındaki paranın sanığa geri dönmemesinin ticari ve teknik icaplara uygun olmadığı gibi konuya ilişkin olarak sanık tarafından net bir açıklama da yapılmamış olmasının bu paranın FETÖ/PDY yapılanmasına ilişkin toplantılara katıldığı doğrultusunda ifadeler bulunan şahıslara aktarılarak sistem dışına çıkarılmak istendiği ve paranın izinin yok edilmesinin amaçlandığını gösterdiği, Sanığın FETÖ/PDY soruşturması kapsamında kapatılan ... Basın Yayın A.Ş'nin ortağı ve yöneticisi ... ...'tan arsa alışının bulunması, bu şahsın oğulları ... ve ... ... kardeşleri yanında çalıştırıp işyeri açmalarını sağladığı, sanığın ... Basın Yayın A.Ş'ye ait Değerli Öğrenci Yurdu'nda sohbetlere katıldığı iddiasının bulunduğu hususları dikkate alındığında, sanığın FETÖ/PDY yapılanması ile bağlantılı olabilecek kişi ve firmalarla ticari ve kişisel olarak ilişki içerisinde olduğu kanaatine varıldığı, Sanığın ticari faaliyetinin esas kısmını oluşturan şahsi işletmesi ve ...Ltd. Şti firmasının 2008 yılı öncesine ilişkin yasal defter ve belgeleri ile banka hesap hareketlerine ilişkin veri temininin sağlanamamış olması nedeniyle sanığın şahsi ticari faaliyetinin ve ortağı ve yöneticisi olduğu firmaların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından kurulup kurulmadığı konusunda görüş beyan edilemediği, Sanığın yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan nakit varlıkların 01/09/2016 tarihi itibariyle nemalandırılmış toplam tutarın 17.848.564,81 TL, 55.642,82 EURO ve 44.343,85 ... olduğu, Yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların, kaynağının açıklanması imkanı sanık ve sanık vekiline tanınmasına rağmen paraların kaynağının izah edilemediği, Sanığın nakit varlıkların kaynağını açıklayamaması nedeniyle yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların, ayrıca yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle POS işlemlerinden elde edilen hasılatın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığının değerlendirildiği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı olduğu tespit edilen şahıslardan, sanığın ve analiz konusu firmaların gerçekleştirmiş olduğu inşaat projelerinden yapılan daire satışları karşılığında satış bedeli ve avans olarak alınan toplam tutarın 1.073.000,00 TL olduğu, Sanık ve ortağı olduğu ...Ltd. Şti mal ve hizmet alımlarında aynı yapı içerisinde bulunan kişilere alt şirketlerden alımlara öncelik verilerek söz konusu kişi ve kurumların desteklendiği, Şirket faaliyetlerinin tamamen olmasa da kısmen örgütsel faaliyetlere özgülendiğini gösterdiği, Sanığın hakkında yürütülen soruşturmadan haberdar olduğunu, bu nedenle 2016 yılının Nisan ... mal varlıklarını elden çıkardığı, Sanığın ...İnşaat A.Ş'deki hisselerini ... ... adlı ... devrinin gerçek bir devir olmadığı, muvazaalı bir devrin söz konusu olduğu kanaatine varıldığı, Ayrıca tarafların imzaladıkları sözleşme gereği ... ili Çiğli ilçesi ... Mahallesi 21811 ada 2 parselde kayıtlı arsa üzerinde devam eden...isimli projenin yüklenicisi yani müteahhiti sadece ...İnşaat ve Sanayi A.Ş olmadığı aynı zamanda sanık ve ... ...'ın şahsi işletmelerinin de projenin müteahhiti olduğu, Nakit varlıkların kaynağının açıklanamaması sonucu, 01/09/2016 tarihi itibariyle güncellenmiş toplu rakamları verilen yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan belirsiz nakit varlıklar olarak nitelendirilen 18.374.990,81 TL, 44.343,85 ... ve 55.642,82 Euro'nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık Ş.. S.. ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Sanığın bu şekildeki hesap hareketlerinin örgüt içerisinde kasa konumunda olduğuna dair iddiayı doğrulayan aleyhe delil niteliği taşıdığı, sanığın bu hususta ticari hayatın gereklerine uygun, inandırıcı bir savunma getiremediği kanaatine varılmıştır. Bildirilen hesap hareketlerinden 2011 - 2015 yılları arasında ... Medya A.Ş'ye ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Söz konusu şirketin FETÖ/PDY basın yayın kuruluşlarının ana şirketi olduğu, aboneliklere dair yapılan ödemelerin bu şirket hesabına gönderildiği bilinmektedir. Sanığın 4 yıl boyunca bu şirkete düzenli ödeme yapıyor oluşunun örgütün yayın organlarından birine düzenli aboneliği olduğunu gösterdiği, bu hususun sanık aleyhine yan delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır. Sanığın hesap hareketlerinden FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan özel eğitim kurumlarına ödeme yaptığı anlaşılmış, bu husus suçun sübutu yönünden sanık aleyhine yan delil olarak kabul edilmiştir. Sanığın hesap hareketlerinden hakkında yürütülen soruşturmadan haberdar olduğu, bu nedenle 2016 yılının Nisan ... mal varlıklarını elden çıkardığı bildirilmiş, sanığın mal varlığını kaçırmaya yönelik bu hareketi sanık aleyhine yan delil olarak kabul edilmiştir. Yukarıda anlatılan delillere dayanılarak ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmede; sanığın örgüt liderinin ...'nın kurtarılmasına yönelik çağrısının yapıldığı 2014 yılından itibaren ... hesabını ... olarak kullanmaya başlaması, tanıklar ve gizli tanıklar beyanlarına göre, sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösteren, örgütsel sohbet toplantılarına katılan, örgüte maddi ve manevi destekte bulunan, örgütün kasası olan, örgütün parasını dükkanında saklayıp aklama faaliyetinde bulunan, örgüte ciddi miktarda bağış yapması, yurt içi ve yurt dışı kurban kesimi için para toplayan bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın kurucusu olduğu örgütün emir ve talimatları doğrultusunda kurdurulduğu ve öğretim üyeleri ile idari kadrosunun büyük çoğunluğunun FETÖ/PDY örgüt üyeliği suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği bilinen ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyeti üyeleri arasında yer alması, sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisinde örgüt ile ilintili bir kısım resim ve yazılar çıkmış olması, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün ... imamı ..., örgüt yöneticisi ... ve sohbet imamı ... ile bireysel telefon irtibatının bulunması, hesap hareketlerinden 2011 - 2015 yılları arasında FETÖ/PDY basın yayın kuruluşlarının ana şirketi olan ... Medya A.Ş'ye düzenli ödeme yaptığının, bu durumun her ne kadar inkar etse de sanığın örgütün yayın organlarına abone olduğunu gösterdiği, yine hesap hareketlerinden FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan özel eğitim kurumlarına ödeme yaptığının ve hakkında yürütülen soruşturmadan haberdar olması nedeniyle 2016 yılının Nisan ... mal varlıklarını elden çıkarmaya çalıştığının tespit edilmiş olması hususları dikkate alındığında sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu, Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 314/1 maddesi uyarınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçundan kamu davası açılmışsa da, sanığın yönetici konumunda olduğunu gösterir somut bir delil tespit edilemediği, örgütte kasa görevini üstlenmesinin ve örgütün önde gelen kişileri ile irtibat halinde olmasının örgüt içerisinde yönetici sayılmasını gerektirir bir kriter olmadığı, bu durumda sanığın eylemlerinin kül halinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçuna vücut verdiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir. Sanığın suçun işleniş şekli, örgüt içerisindeki konumunun üst seviyelerde olması, örgüt içinde kasalık yapması ve kastın yoğunluğu göz önüne alınarak başkaca örgüt üyesiyle aynı seviye ve şartlarda değerlendirilmesinin adalete ve hakkaniyete aykırı olacağı kanaatine varılarak sanık hakkında ceza tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sanığın duruşmalarda pişmanlığının gözlemlenmemesi, işlediği suç nedeniyle pişman olduğuna dair mahkememizde kanaat oluşmaması nazara alınarak şartları oluşmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nın 62. Maddesinde düzenlenen takdiri indirimin sanık hakkında uygulanmaması gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır. Sanık Ş.. S.. hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli raporda özetle; mal varlığının incelendiği ve mal varlığında yer alan 18.374.990,81 TL, 44.343,85 ... ve 55.642,82 Euro'nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık Ş.. S.. ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varılmakla, bilirkişi raporuna göre belirlenen bu miktarların güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 55/2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince müsaderesine karar verilmiştir. Sanığın ... A.Ş şirketinin %50 hissedarı olduğu, hakkında ... bu dosyamızdan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kasası olduğu ve mal varlığını kaçırdığına yönelik ihbar üzerine soruşturma başlatılmasından aylar sonra ... A.Ş'deki hissesi ile inşaat yapım sözleşmesi imzaladığı, bu sözleşmede sanığın da imzasının bulunduğu, bilahare sanığın buradaki hissesini diğer ortağa devrederek ayrıldığı görülmüş, sanığın hakkındaki soruşturmanın başlamasından sonra yaptığı bu devrin gerçek bir devir mi olduğu yoksa mal kaçırmaya yönelik hileli bir işlem mi olduğu konusunda ... yetkili bilirkişilerden rapor alınmış, sunulan raporda bu devrin gerçek bir devir olmadığı, hileli bir işlem olduğu, sanığın bu devir karşılığında herhangi bir ücret almadığının tespit edildiği görülmüş, sanığın müsaderesine karar verilen malları yönünden belirtilen bu şirketteki hisseleri oranında da sorumlu olacağı anlaşılmakla ... A.Ş'nin sanığın hisseleri oranındaki tedbirin kaldırılmasına yönelik talepleri reddedilmiştir. B.Bölge Adliye Mahkemesi'nin Kabulü; Bölge Adliye Mahkemesi sanıklar Ş.. S.. ve A.. K.. yönünden duruşmasız, sanıklar A.. K.. ve M.. K.. yönünden ise duruşmalı olarak yaptığı inceleme neticesinde; İlk derece mahkemesinin sanıklar Ş.. S.. ve A.. K.. yönünden kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığını tespit etmiş, ancak; 1.Sanık M.. K.. yönünden; Sanık M.. K.. 'un ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen 2016/29862 sayılı soruşturma kapsamında firari şüpheli olan ... ile olan mesaj içeriklerinden anlaşılacağı üzere örgüt tarafından sürekli kurban bağışı istendiği, sanığında kurban bağışında bulunduğu, yine ...Derneği'nden 16/10/2013 tarihinde "Derneğimize bağışlamış olduğunuz kurbanınız kesilip ihtiyaç sahiplerine dağıtılmaya başlanmıştır. Allah kabul etsin. ... Derneği" şeklinde mesaj kaydından görüldüğü üzere iltisaklı kuruluşlara da kurban bağışı yaptığı , ... ile yaptığı mesaj içeriklerinden anlaşıldığı üzere sürekli sohbetlere çağrıldığı , sanığın da mümkün olduğunca bu sohbetlere iştirak ettiği, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; Hesap hareketlerinden ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin yasal ekonomik faaliyetleri sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanığa ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığına ilişkin mali raporda yer alan tespitlerin bulunması, Faaliyetlerinin, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermemesi karşısında örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmadığı, ancak örgüt liderinin talimatı doğrultusunda amaca hizmet eden faaliyetlerin yardım suçu kapsamında kaldığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesinin örgüt üyeliği suçundan verilen mahkumiyet kararının kaldırılarak ,silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Her ne kadar sanık hakkında ilk derece mahkemesince dinlenen tanık T.. B.. ile gizli tanıklar Zaman ve ... beyanlarında özet olarak; sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiğini, toplantılara ve sohbetlere katıldığını, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğunu, para transferi yaptığını 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ettiğini beyan etmiş iseler de; Tanık T.. B..'ın sanığın çocuğuna kısa bir dönem bakıcılık yaptığı, işten isteği dışında çıkarıldığı ,polise başvurarak ifade vermek istediği, elinde görüntülerin olduğunu söylediği, sonrasında görüntülerin silindiğini belirttiği, duruşma öncesinde sanık Metehan'a ve eşine ulaştığı ,sunulan yazışma içeriklerinden anlaşılacağı üzere işinden iftira ile atıldığını belirterek kendisini mahvedeceğini belirttiği yine ifadelerin çelişkili ve tutarsız olduğu ,Gizli tanık ...'in ... bizzat tanımadığı ,beyanlarını yanında çalışan birine dayandırdığı, gizli tanığın sanığın Kazakistan ve Afrika ülkelerine para transferi yaptığı iddiasının olduğu, yapılan araştırmalarda ve sunulan pasaport kayıtlarından anlaşılacağı üzere sanığın Kazakistan ve Afrika ülkelerine gittiği yönünde kayıt bulunamadığı iddianın doğrulanmadığı, Gizli tanık Zaman sanığı mütevelli sohbet toplantılarına katıldığını gördüğünü beyan ettiği, ne zaman sorusuna 5-6-7 yıl önce cevabını verdiği, sanığın 1986 doğumlu olduğu değerlendirildiğinde sanığı başka akrabaları ile karıştırmış olabileceği .hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların beyanları sanık yönünden aleyhe değerlendirilmemiştir. 2.Sanık A.. K.. yönünden ise; Sanık A.. K..'un, tanıklar S.. Ç.., Ö.. B.., M.. A.., B.. G.., M.. B.., Y.. S.., Ü.. Ö.., Ö.. K.., ..., N.. M.., ve Tanık Koruma Kanunu kapsamında açık kimlik bilgileri gizlenmiş olan tanıklar ... ve ...'in beyanlarına göre; FETÖ/PDY Terör Örgütü içinde olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiği, örgütün üst kademeli üyelerine terör örgütünün Ege Bölgesi yöneticisi ... tarafından bizzat yapılan sohbet toplantılarına katıldığı, işyerinde sohbet toplantıları düzenlenmesine imkan sağladığı, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğu, 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ettiği, örgüt ile mücadele bağlamında idari olarak kamuda işine son verilmiş kişilere kendi şirketinde istihdam sağladığı, ... Üniversitesinde nüfuzunu örgüt mensuplarının menfaatlerine kullanarak örgüte olan desteğini ve bağlılığını gösterdiği, örgüt adına örgüte ait KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'nin mütevelli heyeti başkanı sıfatıyla yönettiği, KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'nin kurucu vakfı olduğu bildirilen ... Eğitim ve Spor Vakfı'nın mütevelli heyetinde yer aldığı , ... Sanayici ve İşadamları Derneği'nin üyesi olduğu, KHK ile kapatılan ... Üniversitesi ve ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyetinde yer aldığı, ... Üniversitesi'nin mütevelli heyeti başkanı olduğu, ... Otomotiv A.Ş tarafından ...'da 09/01/2014 tarihinde 672.000,00 TL, 10/07/2014 tarihinde 7.328,97 TL, 07/01/2015 tarihinde 6.585,66 TL, 07/07/2015 tarihinde 7.361,03 TL, 04/01/2016 tarihinde 8.124,68 TL, 04/07/2016 tarihinde 8.715,52 TL ve 22/07/2016 tarihinde 858,09 TL yatırılarak katılım hesabı açıldığı, hesapta bulunan paraların büyük bir çoğunluğunun firmanın başka bankalarda bulunan hesapları ile ... Akaryakıt A.Ş ve ... ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'ye ... edildiği ,bu şekilde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in çağrısından sonra ...'ya yüksek meblağlı para yatırarak terör örgütüne finansal destek sağladığı, Sanığın örgütün sistemli olarak dini sohbet görünümünde yapmış olduğu toplantılara katıldığına dair tanıklar ve gizli tanıkların beyanlarını doğrulayan ... kayıtlarının olduğu, örgütsel toplantıları organize eden kişi konumundaki ... ile irtibatının olduğu, kullanmış olduğu telefon kayıtlarının yapılan incelemesinde terör örgütünün Ege Bölge imamı olan ..., bölge imam yardımcıları ... ..., ..., ..., ... imamı ..., il imam yardımcısı ..., ... imam yardımcısı ..., örgüt yöneticileri ..., ... İçel ve sohbet imamı ... ... ile telefon irtibatının bulunduğunun tespit edildiği, FETÖ/PDY Ege Bölge İmamı yardımcısı konumunda olduğu iddia olunan ve adına tanımlanan ... USER ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında örgütün Endonezya Sorumlusu olarak nitelendirilen ... ...'nın ByLock yazışma içeriklerinde 15/12/2015 tarihinde "Abi, bir şekilde görüşmemiz lazım, üniversite mütevelli ve vakıf mütevelliden ayrılmalar var. Bunların yerlerine ikame edeceğiniz kişileri ist etmemiz lazım, ... Bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum. Abicim ben acilen yurtdışına çıktım da siz bu mevzuyu ... ve ... beylerle halledin ins" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 10/12/2015 tarihinde "abi ... Bey'e demiştim daha önce ... sordu sizi, mütevelli ve vakıfta değişiklik Düşünüyor, istişare etmek istiyor" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 15/12/2015 tarihinde "... bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 18/12/2015 tarihinde "... ... bey ile görüştüm, ... abinin hem vakıf hem de üniversite mütevelli heyetlerine bir iki yeni isim teklifi varmış, bizden haber bekliyorlar, bu konuyu kim kime sorup da cevap verecek" şeklinde mesajlar ile ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 14/05/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde ... imamı olarak görev yapıp sonrasında da örgüt içinde ... olarak görev yapan H.. K..'ün 29/10/2015 tarihinde "A.. K..'larla ders yapıyoruz" şeklindeki yazışma içerikleri olduğu, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca düzenlenen 04/05/2018 tarihli rapor ile; sanığın 07/10/2015 tarihinde ... Üniversitesi'ne 150.000,00 TL, 07/10/2015 tarihinde 179.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 90.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 41.000,00 Euro ve 23/08/2012 tarihinde 750.000,00 TL hesaptan bağımsız isme yaptığı havalenin bulunduğu, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan toplam 13.840.292,46 TL, 269.000,00 ... ve 41.000,00 EURO tutarında olduğu, Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'ne toplam 2.816.065,00 TL, ...Derneği'ne 55.000,00 TL ve ...'a yaptığı nakit bağışlar toplamının 7.041,90 TL olduğu , Hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanık A.. K..'un silahlı terör örgütünün faaliyetlerine katıldığı örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer aldığı, sanığın süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik gösteren faaliyetleri karşısında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarını benimsediği örgüt bütünlüğü içerisinde ve hiyerarşik yapıya dahil olarak örgüt tarafından verilen görevleri her zaman için yerine getirmeye hazır vaziyette bekleyerek, kendi iradesiyle hareket etmeyip örgüt iradesini benimseyerek ve bunu kendi iradesinin önüne geçirmek suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu işlediği anlaşılmıştır. Her ne kadar ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda sanığın atılı suçtan cezalandırılması yönünde karar verilmiş isede ; Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı Kanunun 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana gelen tehlike ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak; hukuka, vicdana, dosya kapsamına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerekirken sanık hakkında teşdidin derecesinde yanılgıya düşülerek asgari hadden fazla uzaklaşılmak suretiyle fazla ceza tayin edilmiş olması , Sanık hakkında ilk derece mahkemesi tarafından hüküm kurulduktan sonra etkin pişmanlıktan faydalanmak istediğini belirterek beyanda bulunduğu, yeniden yapılan yargılama ve duruşma sırasında beyanlarınından dönmediği, pişmanlığını dile getirerek örgütte kaldığı süre ve konumuna uygun olarak katıldığı örgütsel toplantılar ve irtibatlı olduğu kişiler hakkında bilgiler verdiği ,verdiği bilgilerin doğruluğu açısından kolluk araştırmasının yapıldığı, suçun aydınlatılmasına katkıda bulunduğunun anlaşılması karşısında, hakkında 5237 sayılı TCK'nın 221/4-2 cümlesinde yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, Şeklinde gerekçelere yer verilerek sanık M.. K.. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hüküm kaldırılarak silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan hüküm kurulmuş; Sanık A.. K.. yönünden ise 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi uyarınca temel ceza yeniden belirlenerek aynı Kanun'un 221 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının 2 inci cümlesi uyarınca etkin pişmanlık nedeniyle cezada indirim yoluna gidildiği görülmüştür. IV. GEREKÇE A.SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ KURMA VEYA YÖNETME SUÇU Terör örgütünü yönetme suçu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir: 5237 sayılı TCK uyarınca; Suç işlemek amacıyla örgüt kurma Madde 220- (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. (5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır Silahlı örgüt Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. 3713 sayılı TMK uyarınca; Terör örgütleri Madde 7 – (Değişik: 29/6/2006-5532/6 md.) Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır. Doktrin ve yerleşik uygulamalara göre; Terör örgütünü yönetmek örgüt hiyerarşisinin çeşitli basamaklarında örgütü amaçlarına ve yöntemlerine uygun biçimde örgüt faaliyetlerini sevk ve idare etmek olarak tanımlanabilir. Yönetici suç ortaklığına komuta eden ve örgütün kurallarını gösteren kişidir. (...,op.cit.s 257 aktaran ... Terör Amaçlı Örgütlenme Suçu sh.269) Suç veya terör örgütünü yönetmek; onu sevk ve idare etmek, kısmen veya tamamen, bölgesel, yerel veya genel olarak yönetip yönlendirmek, hiyerarşik yapıya ve varsa işbölümüne uygun olarak emir ve talimat vermek, bunların yerine getirilmesini bekleyip denetlemek, gerekli olduğunda da emrine veya örgütün talimatlarına riayet etmelerini cezalandırmaktadır. Kişinin somut olayda yönetme kudretine, sevk ve idare yeteneğine fiilen sahip olup olmadığına bakılmalıdır (... E.-... S.Suç Örgütü sh.107). Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda ... bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında; harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir. Örgüt yönetmek; örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez. Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir. Örgüt yöneticileri, hiyerarşik açıdan emir ve talimat vermeye yetkili olduğu mensupların, örgütün amaçları doğrultusunda işledikleri suçlardan dolaylı fail olarak sorumludurlar (TCK 220/5m.) (Dairenin 18.07.2017 tarih, 2016/7162- 2017/4786 sayılı kararından ). Failin örgüt yöneticisi olup olmadığı, örgütün organizasyon yapısı, hiyerarşisi ve kişilere verilen görevlerin önemi esas alınmak suretiyle belirlenecektir (Baltacı Vahit Terör Suçları ve Yargılaması sh.183). Bu tespitte belirleyici olan, failin örgüt hiyerarşisi içindeki sıfatı değil ve fakat yönetip yönlendirdiği faaliyetlerin, örgütün amaç ve etkinliği bakımından önemidir. Bu nedenle failin hiyerarşik konumu, üstlendiği görevler esas alındığında dahi belli bir hiyerarşik seviyenin üstünde bulunan kişilerin yönetici olarak kabulünde zaruret vardır. Zira gerek kanun koyucunun aynı cezai yaptırımı öngörerek örgüt yöneticiliğini, örgüt kurma fiili ile aynı ağırlıkta bir ihlal olarak görmesi, gerek mülga 765 sayılı TCK'nın 168 maddesinde yer alan, "silahlı çetede amirliği ve kumandayı haiz olmak" ve 141. maddesindeki, "cemiyetlerin faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek" kavramları ile mer'i 3713 sayılı Kanunun 7/1 maddesinde yer verilen "örgütün faaliyetlerini düzenleyenlerin de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılacağına" dair kavramlar gerekse örgütle kurulan "organik bağın" sonucu olarak her seviyede belli ölçüde talimat alma-verme, astları yönetme olgusunun, örgütlü suçların doğasında mündemiç bulunması birlikte değerlendirildiğinde, yöneticilikten maksadın hiyerarşik yapının belli seviyede üst katlarını ifade ettiğini kabul etmek gerekir. Bu görüş Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarında da benimsenmiştir. Nitekim silahlı terör örgütlerinin kırsalda faaliyet gösteren tim, manga, bölük sorumluları ile faaliyet yoğunluğu bulunmayan kimi il sorumluları örgüt yöneticisi olarak değil, örgüt üyesi olarak cezalandırılmaktadır. TCK m.220/1'de düzenlenen örgütü yönetme suçu niteliği gereği devamlılık gerektirdiğinden, mütemadi bir suçtur. Suç işlemek üzere kurulmuş bir örgütü yönetme saikine dayanan doğrudan kastla işlenebilen bir suçtur. Bu suç olası kast ile işlenemez. Suç örgütünün varlığı için suç işlemek amacının açık bir şekilde ortaya konulmuş olması gerekir. Bir oluşumun çekirdeğini oluşturan kişiler suç işlemek amacıyla hareket etmekle birlikte, oluşumun içinde yer alan fakat bu amaçtan habersiz olan kişiler, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte üye olmaktan veya bu örgütü yönetmekten sorumlu tutulamazlar. Bu halde sorumluluk, TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen "hata" kurumuna göre çözüme kavuşturulmalıdır.(Dairenin 18.07.2017 tarih, 2016/7162- 2017/4786 sayılı kararından ) Kişi hak ve hürriyetlerinden hiç birisinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağına dair Anayasanın 14. maddesinde de açıkça vurgulandığı üzere, bu suç herhangi bir hukuka uygunluk sebebi kapsamında işlenemez. Hiç bir devlet, hiç kimseye birliği ve ülke bütünlüğünü, anayasal düzenini bozacak bir hukuk düzeni kurmaz. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 16-956 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Dairemizin 24.04.2017 tarih 2015/3- 2017/3 sayılı kararında açıklandığı üzere FETÖ'nün dikey yapılanması şöyledir; Örgütün sorumlu yöneticisi “imam” olarak isimlendirilir. Hiyerarşi içerisinde yer alan örgütün yöneticisi, raporları toplayan ve emirleri veren kişidir. Kainat imamı, kıta imamı, ülke imamı, bölge imamı, şehir imamı, semt ve mahalle imamı, kurum imamı gibi bir çok değişik pozisyonu vardır. Örgütün lideri, mensuplarınca kainat imamı, mehdi, mesih olarak kabul edilmektedir. Kainat imamına bağlı olarak üst kurullar örgütün birimlerini yönetmekte faaliyetlerini düzenlemektedirler. Bu kurullar “istişare kurulu”, “mollalar”, “tayin heyeti” ve “özel hizmet” birimleridir. Örgütün yurt içi yapılanmasında ise, “... imamı”, “bölge imamları”, “il imamları”, “küçük il ve bölge imamları”, “ilçe imamları”, “semt imamları”, “mahalle imamları”, “ev imamları (abileri)”, “talebe imamları”, “serrehberler”, “belletmenler” şeklinde hiyerarşik bir yapı izlenmekte ve örgüt tabana yayılmaktadır. Örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet, katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgüt sivil toplumu kendi haline bırakmayıp, kendine hizmet eden bağlı unsurlara dönüştürmektedir. Kadrolaşma ile yargı, ordu, emniyet ve bakanlık birimleri bu gücün denetimine girip, örgütsel amaçlar doğrultusunda kullanılabilmektedir. Örgütün hiyerarşik yapılanmasındaki tabaka sistemi kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkündür ama dördüncü tabakadan sonrasını önder belirler. Katlar şu şekildedir; -Birinci Kat, Halk Tabakası: Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. Genellikle faaliyetlerden habersizdirler. Bu katmandakileri örgüte bağlayan ana unsur istismar edilen İslami duyarlılık ve din duygularıdır. -İkinci Kat, Sadık Tabaka: Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılır, düzenli aidat öder, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir. -Üçüncü Kat, İdeolojik Örgütlenme Tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alırlar. Örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı çevresine propaganda yapan kişilerden oluşur. -Dördüncü Kat, Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal)denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar. -Beşinci Kat, Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanır. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evliliklerinin örgüt içinden olması zorunludur. -Altıncı Kat, Has Tabaka: ... ile alt tabakaların irtibatını sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar. -Yedinci Kat, Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir. Yedi katmanın en üstünde “Sözde Fethullah Hoca arşı” yer almaktadır. Beşinci, altıncı ve yedinci katmanlar örgütü yöneten katmanlardır. Altıncı ve yedinci katmandakilerinin örgütten kopmalarına kesinlikle izin verilmez. Altıncı katmandakiler örgüt liderinin bildiği ve takip ettiği hayati önemi haiz gördükleri hizmetleri yapan kişilerdir. Beşinci katmanda çok nadir halde örgütten kopma olmuştur. Bu katmanda olup örgütten ayrılanlar takip edilerek etkisiz hale getirilmiştir. Dördüncü katman örgütü bir arada tutar ve alt katmandakilerin teftiş ve kontrolünü yapar. Hizmet denen işleri ise ilk üç katmandakiler yürütmektedir. Şu hale göre; anılan örgüt yönünden, örgütün lideri ... ile beşinci, altıncı ve yedinci katmanlarda yer alanların, bu cümleden olarak kıta imamı, ülke imamı, “... imamı” ve “bölge imamlarının”, her halükarda örgütün üst düzey yöneticisi olduklarında kuşku yoktur. Ancak örgütü bir arada tutan ve alt katmanlardakilerin teftiş ve kontrolünü yapan dördüncü katman örgüt mensupları ile ilgili olarak, il ve ilçe sorumluları/imamları ile kamu kurumları imamlarının yönetici olup olmadıkları, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, somut olayın özellikleri, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevleri, sorumluluk sahalarında sevk ve idare ettiği örgütsel faaliyetlerin örgütün amaç ve etkinliği bakımından önem ve yoğunluğu ile kontrol ettikleri kamu personelinin devletin güvenliği bakımından ifade ettiği stratejik değer de gözetilerek belirlenmelidir. Örgüt yöneticisinin mutlaka illegal faaliyetleri yönetmesi gerekmez. Örgütün amacına ve varlığının devamına katkı sunan sözde legal faaliyetleri sevk ve idare etmek de bu kapsamda değerlendirilmelidir. B.SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA SUÇU Örgüte üye olanlar, örgütte kurucu ya da yönetici konumunda olmayan, örgütün amacına yönelik nedensel hareketi olan, örgüt disiplinine bağlı, örgüt hiyerarşisi içinde yer alan kişilerdir. (Özek, Organize Suç, Syf. 241) Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneteticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.) Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de, örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır. Doktrinde farklı görüşler olsa da istikrar kazanmış uygulamaya (Yargıtay Ceza Genel Kurulun 10.06.2008 tarih ve 2007/9-270-164 sayılı kararı vb.) göre, tek taraflı irade beyanıyla örgüte üye olmak imkanı bulunmamaktadır. Örgüt yönetiminin açık ya da zımni bir kabulü olmalıdır. Örgüt yöneticilerinin, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri bütün suçlardan asli fail olarak sorumlu tutuldukları (TCK 220/5 md) bir sistemin, tek taraflı irade beyanı ile kendi içinde gizlilik, disiplin ve mutlak sadakat gibi zorunlu kuralları barındıran, dış dünyaya kapalı bir yapıya üye olunabileceğini de kabul etmesi beklenemez. Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda da; silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasada ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği, yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz. Örgüt üyeliğinden mahkum olduktan sonra tekrar örgütle hiyerarşik bağ kurup süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren faaliyetlere katılması halinde yeniden üyelik suçu oluşacaktır. Örgüt faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur. (TCK. 220/4) Örgüt kurma ve yönetme ya da üye olmak fiillerinin cezalandırılabilmesi için örgütün amacı doğrultusunda ve faaliyeti çerçevesinde bir suç işlenmesi şart değildir. Ancak bu kapsamda bir suç işlenirse bu düzenleme doğrultusunda gerçek içtima kurallarına göre cezalandırılacaklardır. Suçun manevi unsuru,doğrudan kast ve "suç işlemek amacı/saiki"dir. Örgüte giren kişinin, girdiği örgütün suç işleyen, suç işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi gerekir. Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır. Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır. C.SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETME SUÇU Türk Ceza Hukukunda silahlı terör örgütlerine yardım suçu, aşağıdaki sistematik içinde düzenlenmiştir. 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 314/3, 220/7, 314/2. maddelerinde düzenlenen silahlı terör örgütüne genel nitelikte yardım suçu, 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 315. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne silah sağlama suçu, 18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen ve 16.02.2013 tarihine kadar yürürlükte kalan 3713 sayılı Kanunun 8. maddesinde yer alan ve 16.02.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4. maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçu. Bu çerçeve içerisinde, terör örgütlerine silah sağlamak veya finansman sağlamak suçunun, terör örgütlerine yardım suçunun özel bir düzenleniş şekli olduğu anlaşılmaktadır. Silahlı terör örgütlerine yardım suçunda yardım fiili, örgütün bizzat kendisi veya mensupları lehine gerçekleştirilebilir. Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 tarih ve 2012/1234 Esas, 2012/1825 sayılı kararında da belirtildiği gibi, yardımın mutlaka örgüte ulaşması, sonuç vermesi gerekmez ve her bir fail, örgütçe verilen veya kendiliğinden üstlenilen görev kapsamında kendi fiilinin gerçekleştirilmesinden sorumlu olacaktır. Silahlı terör örgütü üyesi olmayıp, örgütün faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silâh temin eden, nakleden veya depolayanların TCK'nın 315. maddesi; Terör örgütlerine veya mensuplarına para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi sağlayan veya toplayan kişilerin 6415 sayılı Kanunun 4. maddesi; Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, örgüte veya örgüt üyelerine bilerek ve isteyerek yukarıda sayılanlar dışında barındırma, nakletme, istihbari bilgi sağlama, örgüt mensuplarının araştırılmasını, yakalanmasını engellemeye yönelik imkan sağlama gibi her türlü yardım TCK'nın 314/3, 220/7. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesi kapsamında kalacaktır." şeklindeki hukuki yoruma Dairemizce de iştirak edilmektedir. Örgüte yardım suçunda kast unsuru yönünden öğretideki görüşler incelendiğinde; Bir suçun kanuni tanımında "bilerek", "bildiği halde", "bilmesine rağmen" gibi ifadelere açıkça yer veren suçlar olası kastla işlenemez. Kişi, örgütün işlediği somut fiili bilmese de terör örgütü olduğunu, sağladığı yardımın örgütün yararına kullanılacağını bilmeli ve bu irade ile hareket etmelidir. İnsani mülahazalarla yapılan yardımlar örgüte yardım suçunu oluşturmaz. Yapılacak her türlü yardımın suç olarak değerlendirilmemesi gerekir. Örgüte yardım suçunda manevi unsurun oluşması için genel kasıt yeterli değildir. Özel kasıt ile işlenen bir suçtur. Fail örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak kastı ile hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen "bilerek" ibaresi doğrudan kastı ifade eder. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Örgüt mensuplarına yapılan yardım, aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak, bu yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir. Dairemizce de benimsenen,yerleşik yargısal uygulamalara ( Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.11.2009 tarih ve 2009/10374 E- 2009/11111 K. ) göre de, sanığın, örgütün amacını ve faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek yardımda bulunması gerekir. Yukarıda yer verilen öğretideki görüşler ve istikrar kazanmış Yargıtay uygulamaları göz önüne alındığında; suç örgütleri veya silahlı terör örgütlerine yardım suçunun ancak doğrudan kastla işlenebileceği, yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etmesi gerektiği, örgüt üyelerine yapılan yardımın da örgüte yapılmış gibi kabul edilmekle birlikte örgüt üyesinin mensup olduğu örgütün bilinmesi ve bu yardımın da insani mülahazalarla değil örgütün amaçlarını gerçekleştirme gayesiyle yapılması hususunda ortak bir kanaat mevcuttur. D.ETKİN PİŞMANLIK Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarih ve 9-1878 sayılı kararında açıklandığı üzere; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadale bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, örgüte üye olma, üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme veya örgüte bilerek isteyerek yardım etme suçlarında etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık veya cezadan indirim yapılması gereken haller olarak kabul edilmiştir. Şahsi cezasızlık nedeni olarak; sanığın amaç suçun işlenişine iştirak etmeksizin, hakkında bir soruşturma başlamadan önce örgütten gönüllü olarak ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi (TCK’nın 221/2 maddesi), hakkında soruşturma başladıktan sonra, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili samimi ve faydalı bilgi vermesi (TCK’nın 221/4 maddesinin ilk cümlesi), yakalandıktan sonra pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının önemli ölçüde yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi (TCK’nın 221/3 maddesi) hallerinde sanık hakkında cezaya hükmolunmayacaktır. Amaç suça elverişli vahim nitelikte sayılan eylemler gerçekleştirilmeden yakalanan, örgüt kuran, yöneten, örgüte üye olan, üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek isteyerek yardım edenlerin örgütün yapısı ve faaliyetleri hakkında bilgi vermesi halinde ise cezadan indirim yapılacaktır (TCK’nın 221/4 maddesinin ikinci cümlesi). Kanun vazıının, etkin pişmanlığı şahsi cezasızlık sebebi olarak kabul ettiği durumlarda, örgütten ayrılma veya güvenlik güçlerine teslim olma bakımından “gönüllülük” esasını benimsediği görülmektedir. Gönüllülük, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “bir ... yapmayı hiçbir yükümlülüğü yokken üstlenen” olarak tanımlanmıştır. Örgütten ayrılma bağlamında gönüllülük,örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde kalması imkanını ortadan kaldıran veya zorlaştıran bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle gönüllü olarak örgütten ayrılmasıdır. (... - H. ..., Suç Örgütü 2018 Baskı syf 346) E.TERÖRİZMİN FİNANSMANI: 1-Genel Olarak: Terör; şiddet unsurunu içeren, ideolojik yönü olan, içinde gerçekleştiği toplumu korkutmayı ve sindirmeyi hedeflemenin yanı sıra siyasi iktidarın gücünü zayıflatmayı ya da tamamen ortadan kaldırmayı, sosyal yapıya zarar vermeyi ve hedef aldığı toplum içinde karşıt kutupların oluşmasını, hatta alınan önlemler karşısında devlet ile halkı karşı karşıya getirmeyi amaçlayan bir yapı ve örgütlenme biçimidir. Dolayısıyla terör, kısaca politik, ideolojik ya da dinsel hedeflere ulaşabilmek amacıyla gerçekleştirilen planlı şiddet hareketleridir. Ülkemizde de terörizm, uzun bir süredir gündemimizde önemli bir yeri işgal etmektedir. Uzun yıllardır yaygın bir şiddet uygulayan, toplumun belirli bir kesimini baskı altına almak suretiyle etkinlik alanı sağlamaya çalışan PKK, MLKP, DHKP – C, TİKKO ve DEAŞ gibi terör örgütleri, ülkemizde kapanması mümkün olmayan pek çok yara açmıştır. Bu gibi örgütlerin yanında; toplumun dinamiklerini kullanarak ve değer yargılarını sömürerek, devlet içerisinde gizli bir şekilde yapılanan ve sahte mehdilik temeline dayanan bir terörist yapılanma da bulunmaktadır. Bu yapılanma talimatlar yoluyla kolektif biçimde mobilize olmuş, anayasal kurumlara örgüt üyelerini yerleştirmek suretiyle devletin tamamını ele geçirme refleksiyle hareket etmiştir. Mülkiye, adliye, emniyet, eğitim ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşmış, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt üyeleri ile devleti kendisine hizmet eder hale getirmiş ve adeta devlet içerisinde ayrı bir devlet yapısı oluşturmuştur. Uzun süredir bu konuda faaliyet gösteren ve bu durum deşifre olunca, bir darbe girişimine yeltenen FETÖ/PDY örgütü, terör ve organize suçlulukla mücadeleyi farklı bir boyutu ile ülke gündemine yeniden taşımıştır. Asıl amaçları gelir elde etmek olmayan ve çoğu zaman siyasal hedefleri bulunan terör örgütlerinin, her açıdan varlıklarını devam ettirebilmek için mali kaynağa ihtiyaçları olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Dolayısıyla terör örgütleri de mali kaynak bulma çabası içerisine girmektedirler. Günümüzde yabancı devletlerin terör örgütlerine eskisi kadar rahat yardım yapamaması, terör örgütlerinin kendi mali kaynaklarını yaratma ihtiyacını daha fazla hissetmelerine neden olmuştur. 2-Terörün Finans Kaynakları a-Örgüte yapılan mali yardımlar: Terör örgütleri propaganda yoluyla örgüt üyelerinden veya örgüte üye olmamakla birlikle örgüte yardım edenlerden örgüte yardım toplamaktadır. Örgüte yapılan mali yardımlar örgüte doğrudan gelir aktarmak şeklinde olabildiği gibi örgütle organik bağı olan ve yasal görünümlü dernek, vakıf, şirket vb. gibi tüzel kişiler üzerinden dolaylı şekilde de gerçekleşebilmektedir. b-Vakıf ve derneklerin kullanımı: Kar amacı gütmeyen vakıf ve derneklerden, terör örgütleri ile organik bağı bulunanların kamuoyuna yansıtılan meşru amaçlarının arkasına gizlenen gerçek amacın örgüte finans yaratmak olduğu, günümüzde bilinen bir gerçek olup yasal görünümlü vakıf ve dernekler üzerinden terör örgütlerine kaynak aktarılması en sık başvurulan yöntemlerden biridir. Kâr amacı gütmeyen tüzel kişilikler, örgütler tarafından oluşturulup yasal kazançların aktarılması ile de terör örgütlerine destek verilebileceği gibi, Mali Eylem Görev Gücü (...) raporlarında belirtildiği üzere, örgüt tarafından oluşturulmasa da bu kurum ve kuruluşların örgüt tarafından suistimal edilmeleri de mümkündür. Mali Eylem Görev Gücü’nün “Dokuz Özel Tavsiye” olarak bilinen değerlendirmesinde bu husus şu şekilde açıklanmış ve ülkelere birtakım tedbirlerin alınması yönünde tavsiyelerde bulunulmuştur: “Kar amacı gütmeyen kuruluşlar özellikle istismara açıktır ve ülkeler bunların; Terörist örgütler tarafından yasal varlık süsü verilerek, Varlıkların dondurulması önlemlerinden kaçmak amacı da dâhil olmak üzere,terörizmin finansmanının sağlanması amacıyla kendi çıkarları doğrultusunda kullanılarak, Yasal amaçlı fonların el altından terörist örgütlere saptırılmasını gizleyerek veya saklayarak, kötüye kullanılmasını engelleyecek tedbirleri almalıdır.” Bu gibi durumlarda, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar doğrudan örgütle ilişkili olmasa da,bu kurumlarda çalışan ya da yönetici gibi pozisyonlardaki örgüt üyelerine para aktarılmış olmakta ve bu şekilde terörle ilişkilendirilemeyecek ve denetlenemeyecek bir fon sağlanması amaçlanmaktadır c-Basın ve yayın araçları: Terör örgütleri, basın ve yayın yoluyla propagandalarını yaptıkları gibi, bu organlar sayesinde önemli bir gelir kaynağı da elde edebilmektedirler. d-Ticari faaliyetler: Terör örgütlerinin propaganda sonucu sağladığı fonlar sayesinde toplanan sermayenin bir kısmı yasal görünüm kazandırılması amacıyla ticari faaliyetlere aktarılabilmektedir. Terör örgütlerinin bu yöntemi kullanmasının nedeni ticari işletmeler ile terör örgütleri arasındaki bağlantının kamu otoritesince tespitinde yaşanan zorluklardır. Yine ticari faaliyet sırasında çeşitli dolambaçlı yöntemler kullanılarak, elde edilen meşru ticari kazanç ile örgüte sağlanan fon arasında geçişkenlik, perdeleme ve karartma uygulanmasının mümkün olması bu yöntemin terör örgütlerince kullanılmasının en önemli nedenlerindendir. Ticari faaliyet maksadıyla kurulan şirketlerin doğrudan terör örgütünün elde ettiği fonlar ile kurulması mümkün olduğu gibi başlangıçta meşru kaynak ve sermaye ile kurulmuş olmasına karşın zaman içerisinde örgütle kurulan organik bağ sonucu örgütün faaliyetlerine tahsis edildiği de bilinen ve yaşanan bir gerçekliktir. e-Sosyal etkinlikler: Düzenlenen konser, şölen, sergi ve gösteri gibi sosyal etkinlikler yoluyla da terör örgütleri tarafından yüksek tutarlı paralar toplanabilmektedir. f-Örgütün suç faaliyetlerinden elde ettiği gelirler: Terör örgütleri büyük çaplı uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti, göçmen kaçakçılığı, yağma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama gibi suçlardan gelir elde etmektedir. İşlenen suçlar örgütün yapısına göre değişiklik ve çeşitlilik gösterebilmektedir. Terör örgütleri büyüdükçe ve güçlendikçe işledikleri suçların ve bu suçlardan elde ettikleri gelirlerin boyutu da büyümektedir. 3-Terörizmin Finansmanı Suçu Bağlamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gelir kaynakları; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finans sağlama ve mali kaynak kullanımı açısından geleneksel anlamdaki terör örgütlerinden farklılaşması ve yeni nesil bir terör örgütü olması nedeniyle sadece 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun yönünden değerlendirmek bütünü görme ve tedbir alma açısından yeterli olmayabilir. Bunun yanında örgüt üyesi gerçek ve tüzel kişiler ortaklaşa hareket etmekte ve yalnızca örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri pek çok kazanç bulunmaktadır. Hatta örgüt ilişkili şirketler, örgütün sızmış olduğu kamu kurumları vasıtasıyla pek çok avantaj elde etmekte ve örgüt menfaatleri adına varlıklarını sürdürmeleri ve kazançlarını arttırmalarını sağlamaktadır. Bunlar terörizmin finansmanı ile yakın ilişkili olmakla birlikte örgüt ilişkili şirket yöneticilerinin örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri suç gelirleri altında düşünülmelidir. Finansal kaynakları nazara alındığında örgütün kendine özgü bir yapı oluşturduğu görülmektedir. Bir yandan, “himmet” adı altında ve bağış, burs, zekât, fitre şeklinde örgüte yapılan yardımlar, diğer yandan doğrudan örgütün finansmanı için oluşturulan veya örgütün amacına tahsis edilen ticari şirketler bu örgüte sabit bir finansal kaynak sağlamıştır. Bu türden yapılan yardımlar, örgüt mensuplarından ve örgüt mensubu olmayıp çeşitli yollardan baskılarla adeta “haraç” gibi toplanarak sağlanmaktadır. Himmet şeklindeki zorunlu kesintiler; örgüt iltisaklı şirketler için aylık bağış ve sponsorluklar, örgüt üyesi kişiler için maaşlarının bir kısmı olmaktadır. Öte yandan örgüt, sabit olmayan gelirler de elde etmektedir. Bunlar da özellikle örgüte yakın olmasa da örgütün kamusal ve ... hayatındaki gücünden yararlanmak isteyen kişilerin örgüte sağlamış olduğu doğrudan ya da dolaylı kazançlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca örgüt, kamu kurumlarındaki örgütlü insan gücünü kullanarak kamu kaynaklarından da pek çok gelir elde etmiş ve bunlar sayesinde finansmanı için kurduğu ya da kendisini finanse eden ticari şirketlerin gelirlerini arttırmıştır. Gelirleri katlanan ticari şirketler ise kazançlarının bir kısmını kendi uhdelerinde tutarken büyük kısmını da örgüte veya örgütün amaçları doğrultusunda kurulan başka kurumlara aktarmışlardır. FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş ve ...’nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Ülke içindeki pek çok şirket örgütün yurtdışı faaliyetlerini finanse eder duruma gelmiştir. Ayrıca söz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya, finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda kuruluşu bulunmaktadır. FETÖ/PDY’nin dünya çapında tahmin edilen sermaye değeri 150 milyar dolardır. Bu sermaye birikimi başta özel sektör olmak üzere kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşlarından gerek emri vaki yöntemlerle gerekse ekonomik faaliyetlerle oluşturulmuştur. Fakat finansman açısından “himmet” gibi öyle örnekler vardır ki halkın iyi niyetinin suistimal edilmesiyle özellikle tüm İslam aleminin dini bayramı olan kurban bayramında, kapı kapı dolaşarak hayvan derilerinin toplanması, yardım, bağış, burs, zekat, fitre, camii yaptırma, okul yaptırma adı altında köylerde ve kentlerden elde edilen gelirler finansman açısından daha önce başka terör örgütlerinde görülmeyen örneklerdir. Yine FETÖ/PDY’nin Türkçe Olimpiyatları organizasyonları ile milli duygular üzerinden yapılan suistimaller ulusal ve uluslararası arenada örgüt sempatizanlarının artmasına neden olmuş, bu durum bağışları ve diğer destekleri artırmıştır. Örgüt eliyle kamuya yerleşen kişiler, ilk maaşlarının tamamını ve sonrasında diğer maaşlarının %10 ile %20 arasında değişen oranını örgüte ödemişlerdir. Aynı şekilde örgütün kamu ihalelerinde yolsuzluk yaparak ihaleleri yandaş şirketlerin kazanmasına vesile olduğu da bilinmektedir. Yaklaşık olarak ...’de 1700, yurt dışında 2500 ilkokul, ortaokul ve lise; ...’de 15, yurt dışında 10 üniversite; ...’de 450, yurt dışında 200 yurt; 1 banka, 1000 dershane, 3 haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo istasyonu, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi; ...’de 35, yurt dışında 15 hastane; ...’de 1200, yurt dışında 1500 dernek ve vakıf ve ...’de 8 bin, yurt dışında 3000 şirketiyle devasa bir yapı haline gelmiştir. FETÖ/PDY içerisindeki ticari yapılanma, elde ettiği finansal getirisinin yanı sıra örgütün insan kaynağının yetiştirilmesinde de faydalanılmıştır. “Başka bir ifadeyle parasal girdi, örgüt çarkı içinde insan çıktısı üretecek şekilde dizayn edilmiştir.” Örgütün dışarıdan görünen yüzünün sempatikleştirilmesi, sözde hoşgörü, barış ve demokrasiye dayanan söylemleri, pek çok kişiye moral ve umut vaadederek kendi safına çekmeyi sağlamıştır. ...’nin şimdiye kadar gördüğü klasik terör örgütü algısını yıkan ve terör, terörizm terimlerine yeni bir boyut kazandıran örgüt, suç dünyasından da himmet adı altında haraç almış, himmet vermek istemeyenlerin kamu gücünü kullanarak tepesine binmiş, himmet verenlerin ise önünü açarak işlerini kolaylaştırmıştır. Bu noktada aslında devleti her zaman kötü olarak görmüş ve “düşman devletten kaçır, himmete yatır” sloganıyla hareket ederek kendisini güçlendirip devleti zayıflatmak istemiş, yine kamu kurumlarındaki örgüt elemanları sayesinde birçok ihaleyi yanlısı olduğu şirketlere kazandırarak vergi muafiyeti sağlatmış, bu yönüyle ise kamu gelirlerini azaltıp ve kamu bütçesini zarara uğratarak kendini finanse etmiştir. FETÖ paralel devlet yapılanması faaliyetlerinden hareketle kuruluşundan bu yana ele geçirdiği tüm sektörler birbirini destekleyerek örgüt faaliyetlerini kolaylaştırmış ve devleti ele geçirmeye çalışan devasa bir örgüte dönüştürmüştür. Örgütün mali yapıya sızma amacının; - Kamu destek ve teşviklerini grup şirketlerine yönlendirme, - Mali Denetim faaliyetlerinden haberdar olma ve denetimleri yönlendirme, Kamu ihalelerini örgütle bağlantılı şirketlere verme, - Bilişim altyapısı ve kurum arşivini örgütle bağlantılı kişilerin ve şirketlerin menfaatine kullanma olarak özetlenmesi mümkündür. FETÖ/PDY’nin özel sektör yapılanması temelde iki faaliyet için kullanılmıştır. Bunlardan birincisi ekonomik gelir elde etme, ikincisi ise kara para aklayarak fon transferlerini kolaylaştırma şeklindedir. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu rapora göre, örgüt, şirketlerinin binlercesi üzerinden elde ettikleri kazançları ticaret gibi göstererek bankacılık sistemine sokmaktadırlar. Bunu yaparken kendine bağlılığı konusunda tereddüt yaşamayacağı ... adamlarının bireysel hesapları üzerinden sisteme para sokmakta fakat söz konusu ... adamının mal varlığı, ürettiği katma değer ve diğer nakit mevcudiyetleri incelendiğinde örgüt kaynağına birebir ulaşılamasa da kişinin sahip olduğu değerlerin yasadışı olduğu sonucuna varılmaktadır. FETÖ/PDY basın yayın ve medya kuruluşlarının efektif etkisinin her zaman farkında olmuş, amaçlarına ulaşmak için algı yönetimi politikalarını bu kuruluşlar üzerinden yapmaya çalışmıştır. Örgütün basın yayın, medya kuruluşları incelenecek olursa; ... ve ... gazeteleri, ... Radyo ve ... TV ile öne çıkan FETÖ/PDY’nin hedefi dindar-muhafazakâr olmayan kesime hitap etmektir. ... Medya Grubu bu anlamda ... Gazetecilik’i tamamlar niteliktedir. FETÖ’nün mali anlamda büyüklüğünü anlatabilmek için faaliyetlerini “yatay büyüme” teorisiyle açıklamak faydalı olacaktır. Bu teori aslen bir işletmenin ürettiği mal veya hizmeti, ara mallarını ve parçalarını da üretmek üzere genişlemesidir. Örgüt, topladığı himmet gelirleri ile okullar, yurtlar ve dershaneler açarak eğitim sektörüne yatırım yapmıştır. Daha sonrasında yine eğitim sektöründe şirketler kurarak faaliyetlerini bu şirketler üzerinde yürütmüştür. Bu sistem içerisinde kendi matbaasını ve okulları için kılık kıyafet firmalarını, kırtasiye ve kargo şirketlerini kurarak bir ticaret döngüsüne girmiştir. Sonuç olarak örgüt dış alımlarını olabildiğince azaltmış ve iç alımlar ile parayı kendi şirketlerini güçlendirmekte kullanmıştır. Bu bağlamda eğitim alanında başlayan ticari ilişki, basın, yayın, taşımacılık, tekstil, gıda hatta sağlık ve finans gibi sektörlere uzanmıştır. 1990’lı yıllardan sonra sistemli şekilde gelişme ve genişleme dönemi yaşanmış bazı sektörler hedef olarak özellikle seçilmiştir. FETÖ/PDY İle İlişkili Şirketler; Örgüt Şirketleri: Örgüt sermayesi ile kurulan ve örgütü ... olarak destekleyen şirketlerdir. Bağlantılı Şirketler: Örgüt ile hareket etmekte olup, kuruluş sermayesi örgüte ait olmamakla birlikte ilerleyen süreçte şirketlerin örgütün amacına tahsis edilen şirketlerdir. Bu şirketlerin bir kısmı örgüte maddi destek sağlamakla birlikte bir kısmı ise tümüyle örgüt kontrolüne girmiştir. Diğer Şirketler: Bu şirketler, bağlantılı şirketler gibi doğrudan ilişkide bulunmamakla birlikte örgüte kaynak sağlayan şirketlerdir. Örgüt tarafından 2005 yılında, kendisine bağlı ... adamlarını bir araya getirmek amacıyla kurulan ..., 7 federasyon ve 211 üye dernek ve 2014 yılı itibariyle 55.000 üye ... adamı ve girişimci ile örgütün ekonomi üzerinde ne kadar etkin olduğunu gözler önüne sermektedir. ... içerisinde yer alan “... İşadamları Derneği” örgütün himmet paralarını aklaması bakımından önemli bir sivil toplum kuruluşudur. ...'a bağlı federasyon, dernek yöneticisi ve üyesi 7595 kişi, ...Derneği’nin şubelerindeki yönetici ve üyeleri 895 kişi, ... Eğitimciler Sendikasının temsilcisi 140 kişi ve örgüte bağlı derneklerin üye ve yöneticisi 1164 kişi olduğu tespit edilmiştir. Örgütle ilişkili şirketlerin genel özelikleri şöyledir: -Örgüte ait ve örgütle bağlantılı şirketlerin ortaklık yapısı belirsiz ve karmaşıktır. -Çokça şüpheli hisse devirleri gerçekleştirilmiştir. Söz konusu hisse devirlerinin gerçekleşmesinde bedellerin ödenmesine ilişkin kayıtlara rastlanılmamaktadır. -Şirketlerin kayıt dışı para giriş çıkışını kolaylaştırabilmek için ortaklarına yüklü miktarda borçlandırıldığı görülmüştür. -Aynı sermayenin ürünü şirketlerin aralarında mal ve hizmet alımına dayanmayan yüklü miktarda fiktif işlem yoluyla para transferlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. -Gerçekte şirket ortağı olmayarak görünürde şirket ortağı olan “Emanetçi Ortaklık” ilişkileri bulunmaktadır. -Şirketlerin birbiri ile olan faaliyetlerinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımına gidilmiştir. Bu durumun sonucu olarak yüksek miktarlarda kaynak aktarımları görülmektedir. -Kâr dağıtımı yapmamışlardır. -Personel maaş ödemeleri ve bilançoda gider olarak gösterilen kalemleri, geri toplayarak bu paraları örgütün finansmanında kullanmışlardır. -Şirketlerin bütün işlemlerini örgüte dahil olan diğer şirketler ile gerçekleştirdiği, örgütsel bir yapılanma içerisinde daha önce bahsedilen yatay büyüme konusuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Şirketlerin mal ve hizmet alışlarıın çok büyük çoğunlukla örgüte mensup kişilere ait şirketlerden gerçekleştirildiği, ... ilişkilerinde ağırlıklı olarak örgütle iltisakı şirketlerin tercih edildiği, gözlemlenmiştir. -Şirketler tarafından örgüte ait kâr amacı gütmeyen kuruluşlara ve yurtdışı okullarına yardım ve bağış adı altında para transferi yapılmaktadır. -FETÖ/PDY diğer terör örgütlerinden belirli özellikleri ile ayrılmakta, özellikle üyelerinin kamu kurumlarına sızması ve kamu kurumlarının sahip olduğu kamu gücünü örgüt lehine yönlendirmeleri ve kurumlardaki gizli bilgi ve belgeleri örgütün kullanımına açmaları suretiyle örgüte avantaj sağladıkları da bilinen bir gerçekliktir. -Himmet olarak toplanan paralar öncelikle şirketlerin faaliyet konularıyla ilişkilendirilmekte sonra ise bu paralarla gazete, dergi vs. aboneliği yapılarak döndürülmektedir. -Üniversite öğrencilerinin yaşadığı ve yönetimi örgüt tarafından yapılan aynı zamanda kendi içerisinde sürekli denetlenen ... evleri 1970’lerden itibaren örgüte hizmet etmektedir. Bu evlerde yetişen her örgüt üyesi “takiyye” prensibiyle hareket etmektedir. Takiyye, Arapça kökenli bir kelime olup, “kişinin canına veya malına yönelik bir tehlike karşısında inancını gizleyip gerektiğinde aksini söylemesi”anlamında bir terimdir. Söz konusu evlerden seçilmiş öğrenciler örgütün amacına giden yolda kritik süreçlerde ... rol oynamaktadırlar. Örgüt militanları bu evlerde tam bir hücre yapılanması gerçekleştirmiş, örgütlenme stratejisini tüm ayrıntılarıyla öğrenmiş ve FETÖ/PDY’nin kullandığı İslami metaforlara ve terminolojilere alıştırılmışlardır. Bunlar ... ve örgüt üyeleri arasında kimsenin anlayamayacağı şifreli haberleşme teknikleridir. Kamunun kritik noktalarına alınacak elemanlar bu evlerden seçilmiş, örgüte karşı duran kişiler ya işlerinden edilmiş ya da sindirilmiştir. Farklı devlet kademelerine ve üniversitelere öğrenci alımlarını sağlayan ... ölçekli kritik kurum sınavları dershanelerdeki ve evlerdeki birçok potansiyel örgüt militanına servis edilmiştir. Soruları örgüt mensuplarına servis edildiği belirlenen sınavlar içinde 1986 Askeri Liselere Giriş Sınavı, 1998 Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS), 2000 yılı sonrası bütün askeri okul sınavları, 2007 Polis Meslek Yüksekokulu Giriş Sınavı (PMYO), 2010 Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) ve 2012 Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) yer almaktadır. Yine ... Bankalar Birliği’nin yayımladığı bir rapora göre; ... 2010 KPSS sorularının çalınması yönünde talimat vermiş ve bu talimat doğrultusunda çalınan ve dağıtılan sorular sayesinde devletin önemli kurumlarında kadrolaşmaya gidilmiştir. Ayrıca, 2010 KPSS sınavındaki yolsuzluk davasını yürüten savcı Y.E. bu operasyon nedeniyle örgüt tarafından ölümle tehdit edilmiştir.Üstelik kamuya soktuğu kişilerin maaşlarının bir kısmına el koymakta kendisini bu yolla finanse etmektedir. EGM’nin FETÖ/PDY Raporu’nda örgütün üniversitelerdeki faaliyetleri konusunda şu ifadelere yer verilmektedir: “Akademik kadro örgütün sonradan oluşturduğu bir birimdir. Üniversiteler üzerindeki çalışmaları akademik kadro imamlar aracılığı ile yürütülmektedir. Örgüt bu tür çalışmalarla tüm üniversitelerin işleyişi hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Örgüt Akademik kadrodaki imamları aracılığı ile örgüte müzahir şahısların üniversitelere personel olarak yerleştirilmesi ve öğrencilere yönelik propaganda çalışmalar organize edilmektedir. Ayrıca üniversitelerde teknokent adı altında faaliyet yürüten ve büyük ihalelerle ... yapan şirketleri de bu kadro ile kontrol altında tutmak ve takip etmek mümkün olmaktadır. Her üniversitede bir akademik sorumlu imam vardır. -15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 667 Sayılı KHK ile FETÖ’ye ait yada örgütle iltisaklı yada irtibatlı olmak üzere 2351 kurum ve kuruluş, 668 sayılı KHK ile 42 özel radyo ve televizyon kuruluşu, 89 gazete dergi ve yayınevi ve dağıtım kanalları olmak üzere toplam da 131 kurum ve kuruluş kapatılmıştır. Yine OHAL kapsamında FETÖ mensubu olduğu tespit edilen pek çok kişi meslekten çıkarılmış, yapılan inceleme sonrasında bunların bir kısmı görevlerine iade edilmiştir. Bunun yanı sıra tehdit ve şantajlarıyla bilinen örgüt, özellikle istihbarat alanında kadrolaşmaya giderek operasyonlarının temellerini atmıştır. Kendi şirketleri dışındaki diğer şirketlere adli ve idari para cezaları uygulatılarak sindirilmesi ve pasifize edilmesi ya da bu firmaların batırılması yoluyla elde edilen gelirler söz konusu olmuştur. -FETÖ/PDY’nin en büyük gelir kaynaklarından birini de kamu ihaleleri oluşturmaktadır. Örgüt bu ihalelerden himmetini alırken, kamu içerisindeki örgüt üyeleri aracılığı ile yüksek fiyata ihalelere girerek yüksek kârlar elde etmektedir. İhalelere giren diğer şirketleri türlü şekillerde alt edip neredeyse her ihaleyi mutlak kazanan olarak almaktadır. Zaman zaman yasa dışı dinlemeler yaparak, ya da ihalenin şekil şartları açısından yapılan usulsüzlükler sonucu piyasadaki rekabet koşulları bozulmaktadır. Bu durum sonucu olarak örgüt kasası doldurulmakta fakat devlet hazinesi ciddi zararlara uğramaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarında teşviklerin kullandırılmasına dair olan yetkiler geniş takdir hakkına sahiptir. Buradan yola çıkarak kurumlardaki örgüt üyeleri söz konusu “teşvikleri” örgüt şirketlerine kullandırarak bu kurumlardan gelir elde etmişlerdir. Bunun yanı sıra bazı projeler aynı teşvik türünden birden fazla teşvik almış, bu durumun denetlenemediği ortaya çıkmıştır. Yine teşvik verilen basit projeler, kamu idaresini ve kamu bütçesini olumsuz etkilemiştir. Teşvikler konusunun sosyolojik boyutuna baktığımızda ise örgüt faaliyetleri yüzünden kamu kurumlarına güvenin sarsıldığını ve girişimcilik faaliyetlerinin azalarak devam ettiği sonucu görülmektedir. Örgüt, kamu kurumlarına sızmak amacıyla temel olarak “kamu personeli seçme” sınavlarını kullanmıştır. ...’nin öğrenci seçme ve yerleştirme merkezi olan (ÖSYM) kurumda kadrolaşarak işe başlamış, kurum bünyesinde yapılan bir kısım sınavların sorularını çalarak örgüt üyelerine servis etmişlerdir. Örgütün okulları, dershaneleri ve test merkezleri dahil olmak üzere her türlü eğitim–öğretim kurumunda bu sorular dağıtılmış sonuç olarak memur adayları arasında fırsat eşitsizliği yaratılmıştır. Böylece, örgüt üyeleri yüksek puanlar ile stratejik kamu kurumlarında kendilerine kadro yaratmışlardır. Himmet benzeri gönüllülük esaslı diğer gelirler: -Dini bayramlar öncesi, özellikle Kurban Bayramı, ... adamları ve esnaflardan toplanan “Kurbanlık” paraları ve kurban derileri, -Zekat ve burs adı altında ... adamlarından toplanan paralar, -Devlet kurumlarına yerleştirilen memurların ilk maaşlarını örgüte bağışlamasıyla elde edilen gelirlerdir. F.TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU: Terörizmin finansmanıyla mücadeleyi ve özellikle terörizmin finansmanının suç haline getirilerek bu suçların suçun ağırlığına uygun şekilde cezalandırılması için gerekli ulusal düzenlemelerin yapılması ve devletler arasında işbirliğinin sağlanmasını hedefleyen birtakım uluslararası belge ve sözleşmeler ortaya konulmuştur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 09.12.1999 tarihinde kabul edilerek 10.01.2000 tarihinde imzaya açılan ve ... Cumhuriyeti tarafından 27.09.2001 tarihinde imzalanan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme" terörizmin finansmanıyla mücadele konusundaki ayrıntılı düzenlemeler içermektedir. Anılan Sözleşmenin, ülkemiz tarafından 17.01.2002 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4738 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun'la onaylanması uygun bulunmuş, Bakanlar Kurulunun 01.03.2002 tarih ve 2002/3801 sayılı kararıyla onaylanmasının ardından sözleşme 01.04.2002 tarihli ve 24713 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşme çerçevesinde, "Terörün finansmanı suçu" ilk kez 18.07.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesinde düzenlenmiştir. 16.02.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'la, anılan uluslararası sözleşme çerçevesinde terörizmin finansmanının önlenmesi konusu yeniden düzenlenmiş ve aynı Kanun'un 18. maddesiyle de 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. 6415 sayılı Kanun'un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi; “1) Bu Kanunun uygulanmasında; a) Başkanlık: Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığını, b)Değerlendirme Komisyonu: Malvarlığının Dondurulmasını Değerlendirme Komisyonunu, c)Fon: Para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi, ç)(Değişik:27/12/2020-7262/35 md.) Malvarlığı: Bir gerçek veya tüzel kişinin; 1)Mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan ya da doğrudan veya dolaylı olarak kontrolünde olan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri, 2)Adına veya hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri, d)Malvarlığının dondurulması: Malvarlığının ortadan kaldırılmasının, tüketilmesinin, dönüştürülmesinin, transferinin, devir ve temlik edilmesinin ve sair tasarrufi işlemlerin önlenmesi amacıyla, malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin kaldırılması veya kısıtlanmasını, ifade eder.” şeklinde düzenlenerek başta "fon" olmak üzere, bu Kanun'da geçen terimlerin tanımlarına yer verilmiş, Aynı Kanun'un "Fon sağlanması veya toplanması yasak fiiller” başlıklı 3. maddesinde; “(1) Aşağıda sayılan fiillerin gerçekleştirilmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaktır: a)Bir halkı korkutmak veya sindirmek ya da bir hükûmeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacıyla, kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleri. b)12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen fiiller. c)...’nin taraf olduğu; 1)Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşmede, 2)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmede, 3)Diplomasi Ajanları da Dahil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşmede, 4)Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmede, 5)Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşmede, 6)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmeye Munzam, Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokolde, 7)Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşmede, 8)Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokolde, 9)Terörist Bombalamalarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşmede yasaklanan ve suç olarak düzenlenen fiiller.” şeklinde, terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaklanan fiiller sayılmış, “Terörizmin finansmanı suçu” başlıklı 4. maddesinde ise; “(1) 3 üncü madde kapsamında suç olarak düzenlenen fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütlerine fon sağlayan veya toplayan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2)(Ek:27/12/2020-7262/36 md.)(1) Birinci fıkrada sayılan fiillerin, örgütü kuran veya yöneten ya da örgüt üyesi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde bu kişiler hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları uyarınca verilecek ceza üçte birine kadar artırılır. (3)Birinci fıkra hükmüne göre ceza verilebilmesi için fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmaz. (4)Bu madde kapsamına giren suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5)Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. (6)Suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlıdır. (7)3713 sayılı Kanunun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümleri, bu suç bakımından da uygulanır. (8)(Ek: 14/4/2016-6704/29 md.) Bu suç bakımından ... sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun; a)133 üncü maddesinde yer alan şirket yönetimi için kayyım tayini, b)135 inci maddesinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması, c)139 uncu maddesinde yer alan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, ç)140 ıncı maddesinde yer alan teknik araçlarla izleme, tedbirlerine ilişkin hükümler uygulanabilir. (Ek cümle:27/11/2020-7262/36 md.) Ayrıca, 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunda yer alan hükümlere göre kontrollü teslimat tedbirine karar verilebilir. ” şeklinde, terörizmin finansmanı suçunun unsurlarına, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine, bu suçların soruşturma, kovuşturma ve infazına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Görüldüğü üzere "fon"; 3713 sayılı Kanun'un suç tarihinden sonra yürürlükten kaldırılan 8. maddesinin ikinci fıkrasında "para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değer" olarak, 6415 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (c) bendinde ise, "para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belge" olarak tanımlanmıştır. Her iki kanuna göre de fon; para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü değer veya menfaat olduğundan, maddi değeri olan her şey fon olabilmektedir. Bu bakımdan, fonun para veya eşya olması zorunlu olmayıp “alacak ...” gibi bir ekonomik değer ihtiva etmesine rağmen eşya niteliği taşımayan şeyler olması da mümkündür. 6145 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasında; aynı Kanun'un 3. maddesi kapsamına giren suçların işlenmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağı bilinerek, terör örgütlerine veya bir teröriste fon sağlanması veya toplanması yasaklanmakta ve yaptırıma bağlanmaktadır. Bu düzenlemeye göre, terörizmin finansmanı suçunun oluşabilmesi için, 3713 sayılı Kanun'un 3 ve 4. maddelerinde düzenlenen terör suçlarında veya 6415 sayılı Kanun'un 3. maddesinde belirtilen suçların işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütüne fon sağlanması veya toplanması yeterlidir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise; terörizmin finansmanı suçundan ceza verilebilmesi için, fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmamakta, fonun sağlanması veya toplanması yeterli kabul edilmektedir. Bu bakımdan, terörizmin finansmanı suçu bir tehlike suçudur. Zira, fonun sağlanması veya toplanmasının yarattığı tehlike cezalandırılmakta ve başkaca bir zarar ya da netice öngörülmemektedir. Fon sağlamayı; failin kendi mal varlığından veya başkasının mal varlığından fon sayılabilecek ekonomik bir değeri örgüte aktarma veya terör örgütünün finansmanında kullanılacak fonun temin edilmesine yönelik her türlü faaliyet olarak, fon toplamayı ise; failin başkalarından temin edilen fonları örgüte aktarma konusunda aracılık yapması olarak tanımlamak mümkündür. Terörizmin finansmanı suçunun oluşması açısından, toplanan ya da sağlanan fonun miktarının ya da toplama veya sağlama yönteminin herhangi bir önemi yoktur. Ancak fon sağlama ya da toplama eylemlerinin belli yoğunluk ve süreklilik arz ettiği durumlarda, diğer koşulların varlığı halinde, failin eyleminin TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu oluşturacağı gözetilmelidir. Terörizmin finansmanı suçunun manevi unsuru bilme ve istemeden ibaret olan kasttır. Terörizmin finansmanı suçu, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun özel bir hâli olduğundan, bu suçun faili terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesi olmayan her gerçek kişi olabilir. Failin kamu görevlisi olması ve suçun kamu görevlisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi ise, 6145 sayılı Kanun'un 4. maddesinin dördüncü fıkrasında nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Anılan maddenin beşinci fıkrasına göre, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Aynı maddenin altıncı fıkrasında suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı kılınmıştır. Söz konusu maddenin yedinci fıkrası ile Terörle Mücadele Kanunu'nun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin, bu suç bakımından da uygulanacağı hususu düzenlenmiştir. Terörizmin finansmanı suçu yapısı ve mücadele yöntemleri bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 283. maddesinde düzenlenen suç gelirlerinin aklanması (karapara aklama) suçu ile bağdaştırılmakta hatta terörizmin finansmanı suçu kimi zaman “tersine kara para aklama” olarak nitelendirilmektedir. -Terörizmin finansmanında kullanılan gelirler suç işlenerek elde edildiği gibi, tamamen yasal yollardan da elde edilebilmektedir. Suç gelirlerinin aklanmasında ise suçun konusunu oluşturan gelir daima yasadışı bir faaliyet olan öncül suça dayanmaktadır. -Terörizmin finansmanı için elde edilen gelirlerin yasallaştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Burada gerekli olan paranın terörist hücrelere dağıtımının ve aktarımının yapılabilmesidir. Önemli olan husus finansman zincirinin belli bir noktada kırılması ve parayı gönderenin ortaya çıkmamasının sağlanmasıdır. -Suç gelirlerinin aklanması gelirin kaynağı ile gelir arasındaki bağın koparılması ile başlayıp elde edilen gelirlerin meşrulaştırılmasıyla sona ererken terörizmin finansmanı gelirin elde edilmesi ile başlayıp bunun dağıtılması ile sona ermektedir. Suç gelirlerini aklamanın ve terörizmin finansmanının esas amaçları dışarıda tutulduğunda her ikisinin de ortak araçları kullandıkları görülmektedir. Terör örgütlerinin aklama suçu ile olan bağlantısı daha ziyade terör amaçlı kullanılması amaçlanan fonların varlığı halinde ortaya çıkacaktır. Terör örgütleri yasal merciiler tarafından takip edildiklerinin tüm hareketlerinin izlendiğinin farkındadırlar. Bu nedenle de terör örgütüne fon aktarımı da doğal olarak açık şekilde değil bir takım örtülü işlemlerle gerçekleştirilir. Örneğin: arka planda terör örgütünün olduğu bir vakıf veya dernek oluşturulur ve bu kanallarla fonlar örgüte aktarılır. Dolayısıyla kaynağı yasal veya yasadışı olsun teröre aktarılan fonlar aktarımın yapıldığı süreçte hileli işlemlere tabii tutulur. Diğer bir ifade ile tersine bir aklama sürecine gidilir. Aklama suçunda gizlenen şey suç geliri ile bu gelirin elde edildiği suç arasındaki irtibattır. Terörün finansmanında gizlenen şey ise gelir ile bu gelirin yöneldiği yer arasındaki bağlantıdır. Yani aklama suçunda fonun nereden geldiği, terörün finansmanı suçunda ise fonun nereye gittiği gizlenir. Bu amaçla bankalarda çok sayıda işlemler yapılarak kaynak gizlenmeye çalışılmakta. Çeşitli ... bankacılık yöntemleri ile kimlik tespiti yapılması engellenmekte, kar amacı gütmeyen kuruluşlar oluşturulmak ya da suistimal edilmek suretiyle kullanılmakta, kimi zaman nakit ödemeler örgütle ilişkili kuryeler aracılığıyla yapılmakta, örgütle doğrudan ilişkilendirilemeyen örgüt üyeleri ile yakın ilişkili (aile, akraba, yakın dost gibi) kişilerin üzerinden fon sağlama gerçekleştirilebilmektedir. -Ayrıca terörizmin finansmanı suçu aklama suçunun önsuçu niteliğini de taşımaktadır. Çünkü terörizmin finansmanı ülkemizde alt sınırı bir yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtur ve terörün finansmanı suçuna konu gelir de suç geliri niteliğini taşır. I.MÜSADERE ...(... ... – Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Yönelik Mali Eylem Görev Gücü); ... suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması, terörizmin ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede uluslararası standartların oluşturulması ve sözkonusu standartlara uyumlu kanuni ve kurumsal tedbirlerin alınması, ve bu tedbirlerin operasyonel açıdan etkili bir şekilde uygulanmasının teşvik edilmesi amacıyla G7 devletleri tarafından 1989 yılında Paris’de kurulan hükümetler arası bir organizasyondur. Organizasyonun 39 üyesi mevcut olup ... bu organizasyona 1991 yılında üye olmuştur. ...’ın görev süresi 2019 yılının Nisan ... alınan bir kararla süresiz hale getirilmiştir. ... 1990 yılında suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ile mücadele amacıyla 40 tavsiye kararını bildiren bir rapor yayınlamış anılan 40 tavsiye 1996,2001,2003 ve 2012 yıllarında güncellenmiştir. ... 40 tavsiyeyi oluştururken BM Viyana, BM Palermo ve BM New York sözleşmesini esas almış; ancak suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamanın suç haline getirilmesine ek olarak önleyici tedbirlere yoğunlaşmıştır. Bundan sonra da yeni raporlarla çalışmalarını güncelleştirmektedir. ...’nin de üyesi bulunduğu ...’ın 40 tavsiye kararından dördüncüsü müsadere ve geçici tedbirlere ilişkindir. Buna göre: Devletler yasal tedbirler dahil olmak üzere Viyana, Palermo Sözleşmesi ve Terörün finansmanı konvansiyonu ile getirilen tedbirlerin benzerlerini uygulamalıdırlar. Bu tedbirler; iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmeksizin aklanan malvarlığının, suçtan kaynaklanan malvarlığının öncül suçların işlenmesinde kullanılan vasıtaların ve bu vasıtalardan elde edilen mal varlığının terörist organizasyonlarda veya terörist eylemlerde veya terörizmin finansmanında kullanılan, tahsis edilen, kullanılmasına niyet edilen vasıtaların, malvarlıklarının, gelirlerin veya buna karşılık gelen malvarlıklarının dondurulması, el konulması ve müsaderesidir. Bunları mümkün kılacak düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Uygulama birimlerine müsadereye tabi mal varlığını ve mal varlığı gelirlerini belirleme, bu tür malvarlığının elden çıkarılması, ticareti ve devrinin önlenmesi için dondurma ve el koyma gibi geçici tedbirler alma, müsadereye tabi mal varlığına el konulma, dondurulma ve müsadere edilme yeteneğine zarar veren, ortadan kaldıran eylemlerle işlemleri hükümsüz kılacak tedbirleri alma ve uygun soruşturma tedbirlerini alma yetkisi verilmelidir. Devletler kendi iç hukukuna uygun olarak müsadereye tabii malvarlığının bir mahkumiyet şartı olmaksızın müsadere edilmesini veya sanık tarafından söz konusu malvarlığının meşru kaynağını göstermesini gerektirecek tedbirleri alabilirler. Terörist eylemlerin finansmanının önlenmesi ve durdurulmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Kararları uyarınca, her ülke terörizmin ve terörist örgütlerin finanse edilmesinde kullanılan paraların veya diğer malvarlıklarının gecikmeksizin dondurulması için gerekli önlemleri uygulamalıdır. Her ülke, terörizmin, terörist eylemlerin veya terörist örgütlerin finansmanına ait veya bunların finansmanında kullanılan ya da kullanılması tasarlanan malvarlığına elkonulması ve bu malvarlığının müsaderesi için yetkili otoritelere imkan sağlayan yasal önlemleri de içeren önlemler benimsemeli ve yürürlüğe koymalıdır. Tavsiye Kararının metninden ve açıklamasından, hükmün iki yükümlülükten oluştuğu görülmektedir. Birincisi spesifik Birleşmiş Milletler Kararlarının uygulanması, ikincisi ise genel olarak elkoyma ve müsaderedir. Birinci yükümlülük önleyici nitelikte iken, ikinci yükümlülük ise önleyici ve bastırıcı niteliktedir. Bu Tavsiye Kararı özellikle terörün finansmanında önleyici tedbirin önemini vurgulamaktadır. Bu Karara tam uyumun sağlanabilmesi için, ülkeler tarafından gerekli otoritenin kurulması, standart ve prosedürlerin belirlenmesi gerekir. ...’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’nin 8. maddesi ve Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin(Varşova Sözleşmesi) 2. maddesine göre taraf devletlerden her birinin meşru veya gayrimeşru bir yolla elde edilmiş olup kısmen veya tamamen terörizmin finansmanı için herhangi bir şekilde kullanılan veya kullanılmak için tahsis edilen malın veya bu suçtan elde edilen gelirim araştırılmasını, takip edilmesini, belirlenmesini, dondurulmasını, el konulmasını ve müsaderesini temin edecekleri belirtilmiştir. Mahkemenin bir eşya veya malvarlığı değeri bakımından müsadereye karar vermesi halinde o eşya veya malvarlığı üzerindeki mülkiyet ... sürekli olarak sona erer. Kişinin sahip olduğu malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf etme hakkına ancak belirli koşullarla ve üstün menfaatlerin korunması amacıyla sınırlama getirilebilir. Anayasamıza göre mülkiyet ... ancak kanunla ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. AHİS çerçevesinde mülkiyet ... “İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek 1 numaralı Protokol” 1. maddesi (EK P1 m.1) ile koruma altına alınmıştır. Protokol’ün 1. maddesinin 1.fıkrasının 2.cümlesine (EK P1 m.1, c.2) göre “Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” AİHM “kamu yararı” veya “genel yarar” kavramlarını tanımlamaktan kaçınmakta ve neyin genel yarara uygun olduğu konusunu belirlemeyi devletlere bırakmaktadır. Örneğin, Mahkeme İtalya’ya ilişkin kararlarında organize suçluluğun ciddi bir sorun haline gelmesine işaret ederek, suçla mücadele bakımından devletlerin bu konuda geniş bir takdir marjına sahip olduklarını vurgulamaktadır. Yıldırım/İtalya kararında, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığında kullanılan aracın müsaderesinin, suçla mücadele meşru amacına dayandığı ve devletlerin bu alanda başvurabilecekleri yaptırımlar ve yaptırımların sonuçlarının genel yarar açısından haklı kılınabilir olup olmadığının tayininde geniş bir takdir yetkisi olduğu belirtilmiştir. .../İtalya kararında ise AİHM hükümetin ileri sürdüğü yasadışı faaliyetlerden elde edilen mülkün, toplumun aleyhine olacak biçimde başvurucuya veya suç örgütüne avantaj sağlamamasının güvenceye alınmasındaki genel yarara hizmet ettiğini kabul etmiştir. İtalya’da yaşayan ve inşaat alanında girişimcilik yapan başvurucu ... ...’nun hakkında mafya tipi örgüte üyelik suçundan 8 Ekim 1985 tarihinde başlatılan dava sırasında 16 gayrimenkulü ile 6 aracına tedbiren elkonulmuş (13 Mayıs 1985), 16 Ekim 1985 tarihli kararla başvurucu ve eşine ait bazı binalar ile 4 aracın “bunların hukuka uygun bir biçimde elde edildiğinin ispatlanamamış olduğu” gerekçesi ile müsaderesine karar verilmiştir. Karar 9 Kasım 1985 itibariyle ilgili sicile kaydedilmiştir. Catanzaro İstinaf Mahkemesi önleyici tedbirlerin şaşırtıcı bir biçimde rastgele uygulanmasının başvurucunun medeni ve ekonomik ölümüne sebep olacağı gerekçesiyle müsadere ve diğer tedbirlerin iptaline karar vermiştir (4 Temmuz 1986). Karar 9 Ağustos 1991 tarihinde sicile kaydedilmiştir. Yargılama 30 Ocak 1986’da delil yetersizliğinden beraatle sonuçlanmış, istinaf yargılaması sonucunda 16 Ocak 1987’de karar onaylanmıştır. Başvurucu her ne kadar temyiz başvurusu sonuçlanmadan uygulamaya konulmasa da müsadere kararının resmi kayıtlara geçmiş olmasının aslında kararın bir çeşit uygulaması olduğunu ve 1.Ek Protokol’ün 1. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, müsadere kararının kesinleşmeden önce mülkiyetin devrinin yapılamayacağı yönündeki İtalyan içtihatlarını da ortaya koymuştur. Mahkeme İtalyan Hükümetinin mafya ile mücadelesinin zorluğuna dikkat çektikten sonra, sözkonusu örgütün özellikle uyuşturucu ticareti neticesinde gayrimenkul sektöründe geniş bir ... hacmine sahip olduğuna dikkat çekmiştir. Müsadere, şüpheli sermayenin hareketlerini engellemek için tasarlanmış olup, bu kansere karşı mücadelede etkili ve gerekli bir silahtır ve güdülen amaca ulaşmak bakımından orantılıdır. ... davasından farklı olarak başvuran hakkında müsadere yargılaması dışında ayrı bir ceza davasının açılmadığı ancak başvuranın suç geçmişi bulunduğu Arcuri/İtalya kararında ise AİHM, devletin takdir marjını biraz daha genişleterek “müsadere kararının, hukuka aykırı yollardan elde edildiği ispatlanamamış olan malvarlığının toplum için tehlikeli olabilecek biçimde yasadışı kullanımını önlemeye dönük bir işlevi olduğu” sonucuna varmıştır. AİHM bir başka kararında müdahalenin orantılı olup olmadığını değerlendirirken, “Devlet, hem uygulanacak yöntemi seçmek, hem de belirlenen hukuksal amaca ulaşmak için kullanılan yöntemlerin genel çıkarlar açısından haklı olup olmadığını değerlendirmek konusunda geniş bir takdir hakkına sahiptir. Adil dengenin kurulması, mülk sahibinin davranışlarında gösterdiği kusur veya özenin derecesi de dahil olmak üzere, bir çok etkene dayanmaktadır” şeklinde karar vermiştir. (.../İngiltere, Başvuru no: 9118/80, Tarih: 24.10.1986, par. 54, Ayrıca bkz. .../..., par. 66. ) AİHM müsadere konusundaki kararları devletlere geniş takdir yetkisi bırakma yönündedir. Örgütlü suçla mücadele amacı, zaten hali hazırda dar olan ölçülülük testini iyice zayıflatmakta ve kullanılan sınırlama araçlarının seçiminde kamu makamlarına çok kuvvetli bir takdir marjı bırakmaktadır.Yine de müsaderenin Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına dokunulmaksızın düzenlenmesi ve infaz edilmesi zorunludur. Bu hak ancak kamu yararı gerekçesiyle ve kanunla sınırlandırılabilir. Gerek 35. maddede gerekse AİHS’da geçen kamu yararı nedeniyle sınırlandırmanın müsadere bakımından gerekçesi, müsadere edilecek eşya veya değerlerin bir suçla bağlantılı olması ve toplumun suçtan korunmasıdır. Genel müsadere, öğretide suçlunun taşınabilir ve taşınmaz bütün malvarlığı üzerindeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunu devlete geçiren bir ceza olarak ifade edilmektedir. (.../..., C.II, s. 710, par.) Öğretide hemen bütün yazarlar genel müsadereyi tanımlarken, müsaderenin failin tüm malvarlığına ilişkin olarak gerçekleştirilmesine vurgu yapmaktadırlar. Genel müsaderenin varlığından sözedebilmek için kişinin bir suç işlemesi yeterli olup, müsadere edilecek olan eşyanın suçla ilgisinin bulunması aranmaz. Fail, malvarlığının bir kısmını veya bir eşyasını suçta kullanmış, suça özgülemiş veya suçtan elde etmişse, sadece sözkonusu eşya veya malvarlığı değeri değil, bütün malvarlığı müsadere ediliyorsa genel müsadereden sözedilebilir. Başka bir deyişle genel müsadereyi, suç işleyen kimsenin suçla ilgili olmayan malvarlığını da kapsayacak biçimde tüm malvarlığının müsaderesi olarak tanımlamak gerekir. Suç işleyen kimsenin tabiri caizse tüm malvarlığını söz konusu suçun işlenmesine tahsis etmesi veya suçun işlenmesinde kullanması durumunda suçun işlenmesine tahsis edildiği veya suçun işlenmesinde kullanıldığı belirlenen eşyaların tüm malvarlığını kapsaması halinde dahi malvarlığının tamamının müsadere edilmesi genel müsadere yasağına aykırılık oluşturmayacaktır. Zira artık suçla ilgisi olmayan bir eşyanın müsaderesi söz konusu değildir. Türk Ceza Hukukunda bir suçun karşılığında uygulanabilecek yaptırımlar, cezalar ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiştir. Bir suçun karşılığında uygulanacak yaptırım olarak cezalar hapis ve adli para cezasından( TCK madde 45) ibarettir. Güvenlik tedbirleri ise belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma(TCK madde 53), eşya müsaderesi (TCK madde 54), kazanç müsaderesi (TCK madde 55), çocuklara özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 56), akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 57), mükerrir ve özel tehlikeli suçlulara özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 58), tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerinden (TCK madde 60) ve TCK’nın 60. maddesini daha da genişleten 6415 sayılı Kanunun 4/5. maddesinde hüküm altına alınan tedbirlerden oluşmaktadır. Türk Ceza Kanuunda müsadere TCK’nın 20, 54, 55 ve 60. maddeleri ile 6415 sayılı Kanuun 4/5. maddesinde düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanununun Cezaların Şahsiliği başlıklı 20. maddesinde; “(1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. (2)Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Türk Ceza Kanununun Eşya Müsaderesi başlıklı 54. maddesinde; “(1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/11 md.) Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir. (2)Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkansız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir. (3)Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir. (4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir. (5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir. (6)Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.” şeklinde hükümlere yer verilmiştir. TCK'nın 54. maddesinde esasen suçta kullanılan suça tahsis edilen veya suç işlemek için hazırlanan eşyanın bir güvenlik tedbiri olarak devlete geçirilmesi, bir başka deyişle müsaderesi ifade edilmektedir. Türk Ceza Kanunun Kazanç Müsaderesi başlıklı 55. maddesinde; “(1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir. 2) Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir. (3)(Ek: 26/6/2009 – 5918/2 md.) Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir.” şeklinde hükümlere yer verilmiştir. Kazanç müsaderesini düzenleyen TCK’nın 55. maddesi mülga 765 sayılı TCK’da yer almayan bir hüküm olup bir güvenlik tedbiri olarak suçtan elde edilen gelirin müsaderesi ifade edilmektedir. Türk Ceza Kanunun Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbiri başlıklı 60. maddesinde; “(1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet halinde, iznin iptaline karar verilir. (2)Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır. (3)Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hakim bu tedbirlere hükmetmeyebilir. (4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır.” şeklinde hükme yer verilmiştir. 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 4. maddesinin 5. fıkrasında ise “Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” şeklinde hükme yer verilmiştir. Tüzel kişi, kendisine özgü fiziksel varlığı bulunmamakla birlikte, varlığına hukuksal bir sonuç bağlanan ve hukuk tarafından tanınan, belli ve sürekli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir şekilde bir araya gelen kişilerin ya da kurumların örgütlenmesinden veya bu amaca tahsis edilen malların bir araya getirilmesinden oluşan topluluklardır. Özel hukuk tüzel kişileri, kuruluşu, organları, sorumlulukları, sona ermesi özel hukuk hükümlerine göre belirlenen, kanunda sınırlı sayıda düzenlenen tiplere uygun olarak ortaya çıkan tüzel kişilerdir. Özel hukuk tüzel kişileri, kamu hukuku tüzel kişilerinden farklı olarak bir hukuki işlem neticesinde kurulur. Türk hukukunda, özel hukuk tüzel kişileri, Dernekler, Vakıflar, Ticaret şirketleri, Kooperatifler , Sendikalar, Siyasi Partiler’den oluşmaktadır. Anonim şirket, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirkettir. Bir ticari ortaklığın paylarına sahip olan gerçek ve tüzel kişiler, aslında o payın miktarıyla ve niteliğiyle orantılı olarak ortaklığın sahibi konumundadırlar. Ticari ortaklıklar hem mülkiyet hakkının hem de bazı diğer hakların öznesi konumundadırlar. Buna göre, ticari ortaklık niteliğindeki tüzel kişiler, hukuken kişi olmalarına rağmen aynı zamanda eşya statüsündedir. Zira bunların paylarına diğer gerçek ve tüzel kişiler sahip olabilir. Teoride pay kavramı; “sermayeyi temsil eden bir bölümü, senede bağlanmış payı, ortaklık statüsünü ve hak sahipliğini” barındıran birden fazla anlamda kullanılmaktadır. Paya bağlanan ikinci anlam ise; pay itibari değere sahip ve kıymetli evrak niteliğine haiz pay senetleri özelliğini ifade etmektedir. TCK'nın 60. maddesinde bir güvenlik tedbiri olarak müsadere hükümlerinin yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanacağı belirtilmesine karşın 6415 sayılı Kanun’un 4/5. maddesinde uygulama alanını daha da genişletici şekilde suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi yeterli görülmüştür. Ceza hukukunda çok eski devirlerden beri uygulanan bir müeyyide türü olarak hemen hemen bütün hukuk düzenlerinde rastlanmakta olan müsadere işlenen bir suçtan dolayı belirli kanuni şartlar altında kişinin bir şey üzerindeki mülkiyet hakkına son verilerek mülkiyetin kamusal karakter taşıyan bir teşekküle geçmesini sonuçlayan bir yaptırımdır. Bir başka deyişle müsadere suçun icrasında kullanılan suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçun işlenmesinden meydana gelen eşya ile suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edilen malvarlığı değerlerinin failin elinden alınarak devletin mülkiyetine geçmesini sağlayan bir ceza hukuku yaptırımıdır. Suç teşkil eden fiille bir bağlantı halinde bulunan bu malvarlığı değerlerinin failin, bazı koşulların gerçekleşmesi halinde de üçüncü kişinin elinden alınmasına yol açan müsadere kurumunun amacı öncelikle suçların işlenmesini önlemektir. Müsadere yaptırımının uygulanabilmesi için ilk şart kasten işlenen bir suçun varlığıdır. Bunun yanı sıra işlenen suç ile müsadereye konu eşya veya malvarlığı değerleri arasında bir ilginin de bulunması gerekir. Türk Ceza Kanununda müsadere eşya müsaderesi(TCK madde 54) ve kazanç müsaderesi (TCK madde 55) olmak üzere ikili bir ayrım çerçevesinde düzenlenmiştir. Eşya müsaderesi suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine özgülenen, suçun işlenmesinden meydana gelen veya niteliği itibariyle kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olup suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın mülkiyetinin, eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka surette imkansız kılınması halinde bu eşyanın değeri kadar para tutarının devlete geçmesini amaçlayan bir güvenlik tedbiridir. TCK 54 ve devamı maddeleri uyarınca müsadere kararı, suçun işlenmesinde kullanılan eşyanın yanında ayrıca, suça tahsis edilen ve suçtan meydana gelen eşyalar hakkında verilebilecektir. Bu bakımdan, suçun işlenmesine tahsis edilen eşyalar da müsadereye tabidir. "Tahsis” kelimesi sözlükte, bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma, “tahsis etmek” ise ayırmak, özgülemek anlamlarına gelmektedir. Suçun işlenmesinde kullanılan eşya genellikle kısa süreli ve geçici bir amaçla kullanılırken suça tahsis edilen eşyada bir süreklilik ve devamlılık söz konusudur. Müsadere hükümleri uygulanırken uyulması gereken “Orantılılık İlkesi” ya da “Müsaderenin Hakkaniyete Aykırı Olmaması İlkesi” uyarınca işlenen suç ile uygulanacak yaptırım arasında haklı bir oran ve denge bulunmalıdır. Sanık aleyhine hakkaniyete aykırı olacak ölçüye varacak şekilde müsadereye hükmedilemeyecektir. Ancak “orantılılık ilkesi” yalnızca suçta kullanılan eşya bakımından kabul edilmiştir. Yoksa; suçun işlenmesine tahsis edilen, suçtan meydana gelen eşya ile üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya açısından orantılılık ilkesi geçerli olmayacaktır. Nitekim orantılılık ilkesinin yalnızca suçta kullanılan eşya bakımından uygulanacağı ve suçun işlenmesine tahsis edilen eşya bakımından geçerli olmayacağı hususu, TCK'nın 54. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir." ifadesiyle açıkça hüküm altına alınmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu suç işlemenin bir kazanç kaynağı olarak görülemeyeceği ve suçtan elde edilen gelirin kişinin yanında kar olarak kalamayacağı düşüncesiyle çıkar amacına yönelik olarak işlenen suçlarda suçun işlenmesi suretiyle veya dolayısıyla elde edilen gelirlerin müsadere edilmesi esasını benimsemiştir. Türk Ceza Kanunun 55. maddesinde bir güvenlik tedbiri olarak kazanç müsaderesi düzenlenmiştir. Bu yolla suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edilen tüm ekonomik kazançlar kişinin elinden alınacaktır. Bu kazançlar faile bırakılmayıp elinden alınacağı için toplumun diğer fertleri de suçun bir kazanç kapısı olmadığını görmüş olacaklardır. Böylece suç işleyerek ... olma hayali kuranlar bakımından kazanç müsaderesi bu hayalin akim kalmasına yol açacağı gibi bu amaçla suç işlemeyi düşünen toplumun diğer fertleri bakımından da caydırıcılık fonksiyonu ifa edecektir. Kazanç müsaderesinin en önemli amaçlarından birisi de örgütlü suçlulukla mücadeleye katkı sağlamasıdır. Kazanç müsaderesinin etkin şekilde uygulanmasıyla bir taraftan örgüte başka suçların işlenmesine yönelik olarak sermaye sağlanmasının önüne geçilmiş, diğer taraftan kişilerin devamlı suç işlemek suretiyle kalıcı şekilde kazanç beklentisinin mümkün olmayacağı gösterilmiş olacaktır.Kuşkusuz bu durum bu suçların işlenmesi bakımından yüksek bir genel önleme etkisi de meydana getirecektir. Kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan kazançlar suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlardır. Kazanç müsaderesine hükmedilebilmesinin iki koşulu bulunmaktadır. Bunlar kasıtlı bir suçun işlenmiş olması ve bu suçun işlenmesi ile bağlantılı olarak bir kazancın elde edilmesidir. Kişinin meşru yollarla elde ettiği kazancıyla bir terör örgütüne maddi yardımda bulunarak destek sağlaması halinde bu kişinin sorumluluğu duruma göre örgüt üyeliği, örgüte yardım etme ya da terörün finansmanı suçu bağlamında bir değerlendirmeye tabii tutulacaktır. Bu suçların işlendiğinin belirlenmesi halinde terör örgütü mesuplarına sağlanan ekonomik yardımların yardım sağlanan kişilerden kazanç müsaderesi kapsamında müsadere edileceğinde şüphe bulunmamaktadır. Keza terör örgütü üyesi olduğu belirlenen kişiler örgüt mensuplarından örgütün faaliyeti kapsamında suç işlemek amacıyla maddi bir yardım almış iseler bunların da kazanç müsaderesine konu olacağı açıktır. Bunun karşısında terörizmin finansmanı suçunun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlendiği durumlarda, örgütün mensuplarından topladığı bağışlar neticesinde oluşturduğu fonun veya başka yöntemlerle elde ettiği haksız kazançların vakıf, dernek, şirket vb yasal görünümlü kurumlar kullanılarak kayıtdışı paralar kayıt altına alınıp aklandıktan sonra yeniden örgütün finansmanında ve faaliyetlerinde kullanıldığı halde ise artık bu faaliyete tahsis edilen tüzel kişi hakkında suça tahsis edilen eşya hakkındaki müsadere hükümlerine göre müsadere yapılmalıdır. Ülkemizde terörizmin finansmanı suçu, 6415 sayılı Kanun ile özerk bir normatif alana kavuşturulmuş, bu düzenleme ile terörizmin finansmanı ve mücadelesinde öngörülen “malvarlığının dondurulması” ile suç ve yaptırımların esas ve usullerine de yer verilmiştir. Terörizmin finansmanı ile mücadele, BM sözleşmesi uyarınca, taraf ülkelerin yerine getirmesi sorumluluk olarak karşımıza çıkmakta; suçluların cezalandırılması, terörü finanse eden gerçek kişi ve tüzel kişiler hakkında şartların varlığı halinde malvarlıklarının dondurulması ve müsadere hükümlerinin uygulanması ile terörle mücadele edilmesi gerekliliği bulunmaktadır. Nitekim günümüzde artık terör, uluslararası bir sorun haline gelmiş ve bu uluslararası sorunun sona erdirilmesi için terörizmin can damarı olan ekonomik kaynakların kurutulması gerekliliği belirmiştir. Ekonomik bir değeri olan, edinmeye elverişli her şey eşya olarak kabul edildiğinden, şirket hukuken kişi olmasına rağmen aynı zamanda bir eşya statüsündedir. Bir eşya statüsünde olan bir şirketin suçun işlenmesine tahsis edilmesi ile kast edilen, şirketin tümüyle suç olarak tanımlanan hareketin gerçekleştirilmesine, katkı sağlanmasına, kolaylaştırılmasına, kullanılmasına, işletilmesine, yönetilmesine ayrılması, özgülenmesidir. Şirketin tehlikeliliği, şirketin yönetiminin/kontrolünün failde bulunmasının failde yaratabileceği subjektif tehlikeliliktir. Suçun işlenmesinde ve suçun finansmanın bir vasıtası olarak kullanılan şirkete el konulmadan ve müsadere edilmeden etkin mücadelenin sağlanması mümkün değildir. İ. SOMUT OLAYIN DEĞERLENDİRİLMESİ; Tüm dosya kapsamı, mahkeme kabulü, incelenen ... Raporları, bilirkişi raporları, dijital veri inceleme tutanakları, tanık beyanları nazara alınarak; 1-Müsadere Kararı yönünden yapılan değerlendirmede; Hakkında TCK'nın 55/2 maddesi uyarınca müsadere kararı verilen sanık Ş.. S..'nin malvarlığı ile ilgili aleyhe yapılmış bir temyiz talebinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanık Ş.. S.. hakkındaki müsadere kararı mevcut durum kapsamında değerlendirilmiştir. A-Sanık Ş.. S.. hakkındaki müsadere kararının incelenmesinde; Oluş, iddia, mahkeme kabulü ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında; Mahkemenin gerekçesinde belirttiği, malvarlığında yer alan 18.374.990,81 TL, 55.642,82 Euro, 44.343,85 ... miktardaki paranın kaynağının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olduğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un 55/2 maddesi uyarınca verilen müsadere kararı hukuka uygun bulunmuştur. B- A.. K.., A.. K.. ve M.. K.. hakkındaki müsadere kararlarının incelenmesinde; a) Sanık A.. K.. ve ... Şirketleri ile ilgili delillerin değerlendirilmesinde; 16.02.2016 tarihinde C. Savcılığına hitaben yazılan ihbar mektubu üzerine sanık hakkındaki soruşturmaya başlandığı, İlgili ihbar mektubunun "...A.. K.. FETÖ'ye yaptığı himmetler nedeniyle kollanmış, hayali ihracat yapmasına izin verilmiştir. Yurtdışında kurmuş olduğu paravan şirketlerle ticaret yapıyormuş gibi işlemler gerçekleştirerek çok ciddi kazançlar elde etmiştir... Bu kişinin normalde kapsamlı bir ticaret işlemi yoktur. Kurumlardaki, kamudaki paralelciler vasıtasıyla hayali ihracat gerçekleştirerek çok ciddi kazançlar elde etmiştir" şeklinde olduğu, Sanığın, etkin pişmanlıktan yararlanma talebi ile kollukta verdiği ve aşamalarda tekrarladığı ifadelerinde örgütle 1980'li yıllardan itibaren tanıştığına, dini faaliyetler kapsamında bu yapıyla birlikte hareket ettiğine, örgütün talimatlarıyla ..., ... ve ... gibi STK'ların kurulduğuna, kendisinin de bu kuruluşlara ve faaliyetlerine katıldığına, ..., ... Sigorta ve ...'nin ilk kuruluşunda kurucu ortak olarak yer aldığına, bilahare buradaki hisselerini bedelsiz olarak örgüte terk ederek ayrıldığına, örgütün talimatıyla diğer sanıklarla birlikte ... Vakfının ve akabinde ... Üniversitesinin kuruluşunda yer aldığına, ... kapsamında düzenlenen bölgesel bazdaki bazı fuar ve toplantılara katıldığına, 2010-2013 yılları arasında ... Otel'de haftanın her Salı günü yapılan ve sorumlu imam olarak o dönemde cemaatin ... sorumlusu olarak belirttiği ...'ın geldiği, yardımcılığını ... ve ... isimli kişilerin yaptığı toplantılara katıldığına, kendisiyle birlikte bu toplantılara katılanlar arasında sanık A.. K..'un da bulunduğuna, bu şekilde örgüt içinde diğer sanıklar A.. K.. ve Ş.. S.. ile birlikte mütevelli üyesi olarak yer aldığına, bu kapsamda parasal yardımlarda bulunduğuna, örgütün talimatıyla ...'in kurulmasına katıldığına ilişkin ikrar içeren savunmalarının bulunduğu, Ele geçirilen dijital meteryaller üzerinde yapılan incelemede tespit edilen mesajlarda örgütle iltisaklı olduğu belirlenerek kapatma kararı verilen kurumlara bağış yapılması, yardım adı altında para toplanması, tapu işlemlerinin halledilmesi, Kasım 2013 tarihinde birçok siyasi yetkiliye FETÖ okullarının ve dershanelerinin kapatılmasının doğru olmadığını belirten ve bundan vazgeçilmesi önerilerini içeren mesajların ve 2 Ocak 2015 tarihli Şirket muhasebe kodlarının silinmesiyle ilgili mail içeriğinin tespit edildiği, 2013-2016 yılları arasında sanığın örgütün ... ilindeki üst düzey üyeleri ile değişik tarih ve yerlerde bir arada olduğuna, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Ege Bölge İmamı ..., Ege Bölge İmamı Yardımcısı ... ..., Ege Bölge İmamı Yardımcısı ..., Ege Bölge İmamı Yardımcısı ..., Örgüt Yöneticisi ..., ... İmamı Yardımcısı ..., Buca Sohbet İmamı ... isimli şahıslar ile bir araya geldiğine ve bireysel telefon irtibatlarının bulunduğuna ilişkin ... ve Baz istasyonu tespitleri bulunduğu, Tanık M.. K..'ın beyanında 1975 yılında abisi ... ... ile ...'de ... Yağ fabrikasının olduğu yerde Yasemin sabun ve yağ fabrikasını kurduklarına, daha sonra abisi ve sanığın da babası olan... ...'ın, akabinde...'in çocukları sanık A.. K.. ve ... ...'ın fabrikada çalışmaya başladıklarına, sanığın küçük bir hisse ile ortak olarak şirkete girdiğine, bu şekilde 14-15 yıl çalıştıktan sonra yapılan hisse devirleriyle sanığın %50,1 hisseye sahip olarak şirketin yönetimini ele geçirdiğine, daha o yıllarda sanığın ve ailesinin ... ile irtibatlı olduklarını ve örgütün temsilciliğini yaptığını bildiğine, kendisine bu konuda yaptığı uyarıları sebebiyle aralarında anlaşmazlık çıktığını, örgütün Ege sorumlusu ...ve ...'nun gelerek hisselerini sanığın babası...'e devretmesini söylediklerine, hisselerini sanık ve babasına devrettiğine, sonrasında sanık ve babasının daha fazla hisse sahibi olarak şirketin yönetimini ele geçirdiklerine, kendisinin ortaklıktan ayrıldığına, gelinen süreçte sanık ve babasının işlerinin epeyce büyüdüğüne, sanığın örgüte yüklü miktarlarda himmet adı altında para verdiğine ilişkin anlatımlarda bulunduğu, Gizli Tanık Zaman'ın; soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki beyanlarında; "... Eyaleti altında ... Büyük Bölge İmamı ... isimli kişiydi. Bu kişi kesinlikle yardımcı ya da kasa diye tabir edilen görevlileri kullanmazdı. Bütün işleri kendisi bizzat takip ederdi. Toplu yapılan mütevelli toplantılarına ekibiyle birlikte kesinlikle katılmazdı. Bu kişinin mütevellisinde bulunanlar ise ...'in önde gelen sayılı işadamlarından oluşurdu. Bu grup FETÖ yapılanmasında ... ilinin ... Grubu olarak anılır. Bu ... Grubunda 8 kişi bulunur. Bunlar ise ...... ... sahibi A.. K.., ... Yağlarının sahibi A.. K.., ... isimli kişilerdir. Ancak 8. kişinin ismini ve soy ismini hatırlayamadım. Bu kişinin kuyumcu olduğunu biliyorum. ...A.. K.. isimli ... Yağlarının sahibi olan şahsın cemaat ilişkilerini ve cemaatin bürokratlarını kullanarak yurtdışı ticaretini gümrükler başta olmak üzere hiçbir engelleme ya da zorlukla karşılaşmadan büyüttüğünü biliyorum. Tüm şirketlerini FETÖ yapılanmasına maddi kaynak ve medya desteği sağlamak için kullandığını, bunun karşılığında da ticari hayatta ve devlet bürokrasisinde çok kuvvetli bir konum sağlayarak kendi mali durumunu da kat kat arttırdığını ben ve tüm cemaat bilir. Bunun yanında ... şirketinin FETÖ yapılanmasına sağladığı maddi desteğini, FETÖ yapılanmasına ait vakıfların mütevelli heyetlerinde yer aldığını, hatta FETÖ yapılanmasının parasını kendi üzerine ya da şirketleri üzerine almış olduğu gayrimenkuller vasıtasıyla sakladığını da basit bir araştırmayla öğrenebilirsiniz. ...'deki cemaatin en önde gelen gizli kasalarındandır. ..." şeklinde anlatımlarda bulunduğu, Gizli Tanık ...'nın mahkemede alınan beyanında" …Bunun dışında ... yağlarının sahiplerinin, ... şirketlerinin sahiplerinin ... cemaate çok büyük yardımlar yaptığının ve büyük mütevelli grubunda olduklarının ve bunlara bizzat ... tarafından sohbet verildiğinin bütün cemaat mensuplarınca bilindiğine" ilişkin anlatımlarda bulunduğu, Tanık E.. E..'un soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki beyanlarında A.. K.. ve A.. K..'ı tanıdığını, A.. K..'ın yanında 20 yıldır reklam ve halkla ilişkiler müdürü olarak görev yaptığını, A.. K..’ın ... cemaatiyle iyi ilişkiler içerisinde olduğunu gördüğünü, Firmada çalışmaya başladığı günden beri belirli aralıklarla fabrika içerisinde veya A.. K..’ın evinde gizlilik içerisinde ... adamlarının katıldığı toplantılar düzenlendiğini, bu toplantılara ... ... adamı A.. K..,..., ... ..., ... cemaatinin il imamı olarak bildiği Avukat ..., ...‘ın yardımcısı olarak bildiği ..., yine ...’ın yardımcısı olarak bildiği ..., ... Üniversitesi Rektörü ...'in katıldığını, ... bazı zamanlarda A.. K..’ın Kemalpaşa’da bulunan çiftliğinde toplanıldığını, firma ile ilgili reklam verileceği zaman A.. K..’ın reklam ile ilgili ayrılan tüm bütçeyi ... isimli televizyon kanalına ayırdığını, öğrenci yurdu ve benzeri yerlerin yapımında A.. K..'dan yardım istendiğini ve yardım edildiğini, ayrıca her kurban bayramında ...'ın bir hedef koyduğunu duyduğunu, A.. K..’ın da kendisine hedef konulan sayıda kurban parasını çıkartıp verdiğin, ...'ın kurban parası haricinde her hangi bir konuda yardım yapılacak yeri A.. K..'a söylediğini zaman A.. K..'ın ...’ın söylediklerini kesinlikle karşılıksız bırakmadığı, ... A.. K..’ın belli aralıklarla Amerika’ya gidip geldiğini, geldiğinde Hoca Efendi diyerekten ... ile görüştüklerini etrafına anlattığını belirttiği, Tanık B.. G.. beyanlarında "Cemaatin ... ili yapılanması içerisinde en üstte ... isimli avukat vardır, işadamları olarak en büyük abilerden A.. K.. ve A.. K..'ın cemaate maddi destek verdiğini biliyorum. Hatta himmet toplantılarında bizlere ... abi ve ... abi örnek gösterilirdi. Şöyle ki; ... abi ve ... abinin cemaate himmet olarak trilyonları bağışladığı ancak bizlerin vermiş olduğu küçük miktarlardaki himmetlerin Allah katında daha değerli olduğu bizlere hep söylenirdi" şeklindeki anlatımlarda bulunduğu, tanık A.. S.. ve gizli tanık ...'in aynı doğrultuda anlatımlarının olduğu, Tanık Ü.. Ö.. beyanlarında "..... ... adına ...‘in ayrı bir yeri olması ve bu ili başkentleri gibi görmesi sebebiyle ... ilindeki bürokrasi ve ... adamları üzerinde ayrı bir önemi bulunmaktadır. Bu önemi de şurdan biliyorum. Benim ... hastanesindeki çalışma odam binanın 2. Katında bulunmaktadır. Bu odanın yanındaki odada ise ... ... adına cemaatin bölge ve mütevelli gruplarının sohbet ve toplantıları olmaktaydı. Bu toplantılara o dönemin ... Valisi de katılırdı, ayrıca ...'in önemli ... adamlarından ... yağların sahibi ve ortakları olan A.. K.. ile ... ...’ın, ... Petrollerinin sahibi ve ortağı olan A.. K..’un, ... ... il abisi ...'ın ... da katıldıklarını biliyorum. Bu toplantılar halen devam etmektedir. ... ... il imamı ...’ın o dönem ... Valisinin üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktaydı. Bu sayede istedikleri yerleri çok rahatlıkla almış ve istedikleri kişileri de ...‘in belli yerlerine göreve getirterek ileride cemaat adına yapmak istedikleri faaliyetler için hazırlık yapmaktadırlar." şeklinde anlatımlarda bulunduğu, Tanık A.. T.. beyanlarında "2011 yılı Ocak ayı idi. O gün ... Yağları Fabrikasında bir toplantı yapıldı. ... Yapılan bu toplatıda A.. K.. ve ... MEMUR bana ve abime, ticari faaliyetlerinden dolayı kendilerine el altından bazı önemli bilgilerin geldiğini, bu bilgiler doğrultusunda hareket edersek yüklü miktarlarda kar elde edeceğimizi, bunun içinde daha önceden kurulan bazı firmalar ile yeni kuracak oldukları bazı firmalara ortak olarak katılmamız gerektiğini söylediler. Bu söylemlerinden sonra da bir arsa, bir otel ve bir binaya ilişkin önemli bilgilerin olduğunu, bu yerlerin alınması için firmaların kurulması gerektiğini ve satacak olan kişilerle yüz yüze gidilerek görüşülmesi gerektiğini söylediler. Akabinde ... İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti. ünvanlı firmaya ... ... 'i ortak ettiler. Benim ise bu firmayla herhangi bir bağım bulunmaktaydı. Hatta ben ve abimin daha önceden yaptığımız ticari ilişkiden dolayı münasebetimiz bulunan Halit Tatari isimli şahsın Balçova‘da bulunan arsasının satılacağını, bu arsadan da iyi kar elde edileceğini söyledik. Bu arsa üzerinde... Üniversitesi Hastanesinin kamulaştırma şerhi olduğunu, icra yoluyla satışının yapılamadığını, ortaklaşa bu arsa alımına girilirse güzel kar edileceğini söyledik. O esnada A.. K.. ve ... Memur bu arsadan bilgileri olduğunu, zaten ilk olarak bu arsanın icradan alınacağını, arsanın çok değerli olduğunu ve yüksek karlar bırakacağını söylediler" şeklinde anlatımlarda bulunduğu, Tanık S.. G.. beyanlarında; "Sanığın örgüte maddi destekte bulunduğuna, FETÖ'nün önemli bir finansörü olduğuna, bu sebeple aralarının bozulduğuna, ...'teki hissesinin örgütün ve sanığın baskılarıyla bağış yoluyla elinden alındığına, A.. K..'la ortaklığı döneminde ...'in aylık giderleri için yani bir nevi harçlık olarak A.. K.., A.. K.. tarafından özel kurye ile ...'e düzenli şekilde para gönderildiğini duyduğuna, sanık ...'in zaman zaman bu paraları nakit olarak alıp Pensilvanya'ya götürdüklerini kendisine ifade ettiklerine" ilişkin anlatımlarda bulunduğu, Tanık Z.. H.. beyanlarında; "Sanık A.. K..'a gümrükte çalıştığı yıllarda yurt dışından mal geliyordu. Sürekli bize cemaate yardım amaçlı kantardan eksik tartım yaptırıyordu. Kantar görevlisiydim. 1 ton beyan fazlası mallarını bize usulsüz bir şekilde geçirttiriyordu, kendi fabrikasına. Benim çekimle beraber benden geçen tonajın bitiminde beyanname kapatıyor. Bize sürekli işte cemaat adında, cemaatin biz ne olduğunu da bilmiyorduk, sürekli eksik çekim yaptırdı bize. Eksik para ödüyordu"şeklinde anlatımlarda bulunduğu, Sanığın tedbir uygulanan şirketlerine ait defter ve kayıtları üzerinde yapılan detaylı incelemeler neticesinde 04.05.2018 tarihli Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı müfettişlerince düzenlenen bilirkişi raporunda yapılan tespitler şu şekilde olduğu; *Şüpheli İşlemler: -... Üniversitesine Şirket Hissesi Bağışı: S.. G..'in ... AŞ'de hisse sahibiyken 20.5.2010 tarihinde adına kayıtlı hisselerinin tamamını %80 hissesine sahip olduğu ... Emlak.. AŞ ye bağış yoluyla devrettiği, ... AŞ'nin de 8.6.2010 da ...'teki bu hisselerini bağış yoluyla ... Üniversitesine devrettiği, ... Üniversitesinin de 24.8.2010 tarihinde ...'teki bu hisseleri sanık A.. K..'a 695.000 TL bedelle devrettiği, sanığın kolluk savunmasında bu durumu ikrar ettiği, bu yolla Sahip Selim'in hisselerini doğrudan sanığa devretmek yerine önce ... AŞ'ye devrettiği, ...'ün ... Üniversitesine bağış yaptığı, ... Üniversitesinin de sanığa çok düşük bedelle satış yaptığının anlaşıldığı. -...'e aktarılan tutarlar: ...'in (kamuoyunda bilinen adıyla ...) kapatılan ...'de yemek programı yaptığı ve kendisi hakkında ulusal basında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatlı olduğuna ilişkin haberler yer aldığı, bu çerçevede söz konusu ...... ve Deterjan San. A.Ş tarafından 2014 ve 2015 yıllarında gönderilen (sponsor ve reklam desteği adı altında) 229.687 TL'nin şüpheli işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, sanığın ... hakkındaki açıklamaları da göz önüne alındığında ...'e gönderilen bedellerin ...'yi desteklemek amaçlı olarak gönderildiği, -Yağ Bağışları: ... Yağ ve Deterjan San. A.Ş tarafından 2014, 2015 ve 2016 yıllarında sanık A.. K.. adına fatura edilen toplam 479.418,72 TL'lik malın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü aidiyeti, iltisakı veya irtibatı bulunan dernek ve vakıflara bağışlandığı, söz konusu işlemlerin şüpheli işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, Kayyım heyeti tarafından ... Grubunun en büyük grubu olan... ve Deterjan Sanayi A.Ş'nin kanuni defter ve belgelerine ulaşılamadığının bildirildiği, sanığın ortaklığı bulunan şirketlerin 2007 yılından önceki defter ve bilgileri istenmesine rağmen 2007'den önceki defterlerini imha edilmiş olması sebebiyle ibraz etmemelerine karşın, sanığın ortaklığı olmayan 1978 yılında kurulan sanığın ve ailesinin 2008 yılından sonra devraldığı ... AŞ ye ait devri alınmadan önceki defterlerinin imha edilmemiş olduğu ve teslim ettikleri, İhraca İlişkin Tespitler: Yıllık ihracat toplamının dolar bazlı olarak 2005-2012 arasında altı katına çıktığı, 2014'den itibaren ihracat rakamlarının düşerek en son 2016'da 2005'teki tutarın 3,5 katına gerilediği, ... Yağ ve Deterjan San. A.Ş 'nin 2005-2016 yılları arasında 800.528.758,46 ..., ... Bitkisel Yağlar San ve Tic. A.Ş'nin 2010-2016 yılları arasında 41.194.241,64 ... ihracat tutarının olduğu, toplam ihracatın %63'ünün 6 ülkeye gerçekleştiği, birinci sırayı Irak ülkesinin aldığı ve ihracatın %17'sinin bu ülkeye yapıldığı, diğer ülkelerin ise sırasıyla ihracatın %11'i Ürdün'e, %11'i İsrail'e, %9'u İtalya'ya, %8'i Libya'ya ve %6'sı Birleşik Arap Emirlikleri'ne yapıldığı, toplam ihracatın en büyük payının %65,76 oranı ile ... kıtasının aldığı, onu %15,78 oranı ile Afrika kıtasının izlediği, ihracatın %82'sinin ... ve Afrika kıtasındaki ülkelere yapıldığı, (Meclis Darbeyi Araştırma Komisyonunun raporundaki örgütün yurt dışı yapılanma şekliyle ilgili anlatımlarla bu durumun uyumlu olduğu). Sanığın açıklamaları ile Milli İstihbarat Teşkilatı tespitleri göz önüne alındığında... A.Ş'nin yurt dışı ihracatlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yurt dışı yapılanmasındaki okulların etkin rol aldığı, ihracatın artışında etkin rol oynayan ve bağlantıyı sağlayan bir diğer kuruluşun ise ... olduğu, ... A.Ş'nin ...'a bağışlarının olduğu, yurt dışı ihracata ilişkin fuar organizasyon katılımlarında ... ...A.Ş'nin aracı kılındığı, yapılan tespit ve açıklamalardan anlaşılacağı üzere sanığın ortaklık payına sahip olduğu ve ihracat yapan şirketlerin 2014 yılına kadar her yıl ihracat rakamlarında artış olduğu, artan ihracat rakamlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yurt dışı yapılanmasındaki okullar ile yurt içi yapılanmasındaki ... ve ...'a bağlı kuruluşların etkin rol oynadığı, 2009-2016 yılları arasında ... grubuna bağlı firmalar tarafından Amerika'da faaliyet gösteren ... firmasından yaklaşık 258 milyon Dolar ithalat yapıldığı, ... firmasının sanık ve kardeşi ... ...'a ait olduğu (ithal edilen malların tamamına yakınının ABD dışındaki ülkelerden geldiği, buna karşılık mal bedellerinin ABD deki ... firmasının hesabına gönderildiği, ABD'de nasıl bir işlem yapıldığının bilinemediği, malların yoğun olarak Rusya'dan geldiği, ... Eğitim Vakfı ve ... Üniversitesi İle İlgili Tespitler: ... ili, Menemen ilçesi, ... beldesinde bulunan ve tapu kayıtlarında 273 ada, 6 parsel numarasında kayıtlı olan 32.280,00 m² yüzölçümlü arsa kişi başı 1/7 hissesinin ..., Ş.. S.., ..., ... ..., A.. K.. ve A.. K.. tarafından 3.290.000 YTL bedelle 04/07/2005 tarihinde TMSF'den satın alındığı, söz konusu gayrimenkulun 08/06/2006 tarihinde kuruluş nedeniyle ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı adına tescil edildiği, bu arsa üzerinde kurulu 11.764 m2 kapalı alana sahip prefabrik okul ve müştemilatının 2006'da Vakıf yönetim kurulu kararı ve mütevelli heyetinin 2008 tarihli kararı ile ... Üniversitesine bağışlandığı, ... Üniversitesinin öğretime başlama izni alındıktan sonra bir yıl içinde ... Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı A.. K.. tarafından yerleşkeye bir konferans salonu yapılmasının taahhüt edildiği, ... Üniversitesi'nin cari giderlerini karşılamak üzere sanık tarafından her ay 5.000.00 TL bağışlamayı taahhüt ettiğinin tespit edildiği, söz konusu tespitlerin banka hareketlerindeki tespitlerle... A.Ş'nin kanuni defter ve belgelerinde yapılan inceleme sonucunda tespit edilen hususlarla uyuştuğu, Bazı taşınmazların kamu yetkilileri nezdindeki bağlantılar kullanılarak çok ucuz fiyatlara sanık ve şirketleri tarafından alındığı, sonradan yapılan imar değişiklikleriyle alışının çok üstündeki fiyatlarla satılarak rant elde edildiği, 23/07/2012 tarihinde ... Üniversitesi'nin ... Katılım Bankası hesabından A.. K..'ın ...'taki hesabına "... Üniversitesi Borç Ödemesi" açıklaması ile 223.000,00 TL gönderildiği, para gönderenler arasında yer alan ... hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Düzenini Bozma, FETÖ terör örgütü üyesi olma suçlarından soruşturmaların bulunduğu, Sanığın ayrıca ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfının yöneticiliğini yaptığı, ...ve İşadamları Federasyonu Derneği'ne üye olduğu, ... İşadamları Derneği'ne üye olduğu, söz konusu dernek ve vakıfların FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle kapatılan dernek ve vakıflardan olduğu, Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen dernek ve vakıflar ile bunların iktisadi işletmelerine toplam 1.297.995,01 TL ve 19.116,00 Euro gönderildiği, Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen eğitim kurumlarına toplam 652.552,03 TL gönderildiği, Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen basın ve yayın kuruluşlarına toplam 3.018.454,80 TL gönderildiği, Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen şüpheli şahıslara toplam 570.743,20 TL ve 8,282,97 ... gönderildiği, Sanığın ortaklığı olan şirketlerin, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen şahıslardan/şirketlerden toplam 195.374,65 TL tahsil etmiş olduğu, ... Yağ ve Deterjan Sanayi A.Ş tarafından Arap Türk Bankasında yer alan hesaplarından 06/09/2016 tarihinde ... vergi numaralı ... Reklam Pazarlama San ve Tic. Ltd. Şti'nin ... Bankası ve ... Bankası hesaplarına ... işlemi ile toplam 7.168.500,00 TL reklam gideri olarak gönderildiği, söz konusu ödemenin gerçekte reklam gideri olmadığı ve ... A.Ş'nin ticari faaliyeti ile ilgili olmadığı, şirketin mal varlığını azaltıcı bir işlem olduğu, 2007-2013 yılları arasında ... İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu İktisadi İşletmesine (...) ... Katılım Bankası aracılığı ile toplam 397.970,89 TL gönderildiği, cari hesaplarda yapılan incelemede ... ...A.Ş tarafından... A.Ş adına faturaların düzenlendiği ve bu faturaların... A.Ş tarafından gider olarak dikkate alındığı, 2010 yılındaki faturalardan 79.713,72 TL'lik kısmın sponsorluk harcaması olarak düzenlendiği, Yurtdışı ihracata ilişkin fuar organizasyonlarında ... ...A.Ş'nin aracı kılındığı, 2011-2013 yılları arasında 107.802,72 TL ödeme yapıldığı, Yurtdışı ihracat gezilerinde ... ... İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu İktisadi İşletmesinin aracı kılındığı, ... Yağ ve Deterjan San. A.Ş'nin kanuni defterlerinde yer alan 2490406918 vergi numaralı Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı tarafından... ve Deterjan San ve Tic. A.Ş adına faturaların düzenlendiği ve bu faturaların... ve Deterjan San ve Tic. A.Ş tarafından gider olarak dikkate alındığı, 2007-2013 yılları arasında 44.695,27 TL ödeme yapıldığı, ... A.Ş'nin dökümü yapılan 2007 ve 2008 yıllarında ... A.Ş, ... A.Ş ve ... A.Ş'ye ait kurumlardan gelen tutarların mal ve hizmet satışından kaynaklandığına ilişkin kayıt tespit edilemediği, yapılan araştırmalarda ... A.Ş'nin bayileri olan İtina Gıda İçecek ve Temizlik Mad. San. Tic ve Paz. A.Ş ... Gıda Paz. Ltd. Şti ve ... Gıda ve İth. Mad. Paz. Ltd. Şti'nin aldığı çekleri ciro etmesi nedeniyle yapılan tahsilatlar olduğunun anlaşıldığı, adı geçen kurumların tamamının FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan kurumlar olduğu, ... Katılım Bankası A.Ş'deki hesap hareketlerinden FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Haber Ajansı'ndan 2006 yılında mal ve hizmet alındığı, ... "A.. K.. - ... ... - S.. G.." ortak hesabından ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'na A.. K.. taahhüt bedeli açıklaması ile 12/08/2009 tarihinde 5.000 TL, 04/09/2009 tarihinde ... Lisesi'ne A.. K.. 2009/2010 Öğ. Yıl. Ok. Üc açıklaması ile 12.500 TL, ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'na A.. K.. taahhüt bedeli açıklaması ile 12/10/2009 tarihinde 5.000 TL, ... İşadamları Derneği'ne 18/01/2012 tarihinde A.. K.. yıllık aidat açıklaması ile iki kez 750 TL ... ile gönderildiği, ... Bankası'nda bulunan... A.Ş'nin hesabına ... Üniversitesi İktisadi işletmesi tarafından 15/09/2003 tarihinde 300.000,00 ... gönderildiği, söz konusu yıla ait kanuni defter ve belgeler ibraz edilmediğinden gelen tutarın mal ve hizmet satışından kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilemediği, ... Bankası'nda bulunan... A.Ş'nin hesabına ...Derneği tarafından 22/08/2011 tarihinde 93.139,20 ... gönderildiği, ... Yağ A.Ş'nin yurt dışına yaptığı Ayçiçek yağı ihracatını ...Derneği'nin finanse ettiği, yevmiye kaydında adına fatura düzenlenen... adlı şahsın açık kaynaklarda FETÖ/PDY'nin Somali imamı olduğunun ifade edildiği, ... Bankası'nda bulunan sanık A.. K..'ın hesabından KHK ile kapatılan ... İşadamları Derneği'ne 09/03/2007 tarihinde 2007 aidat bedeli 400 TL, ... Sigorta A.Ş'ye sermaye arttırım bedeli olarak 01/08/2008 tarihinde 3.383,80 TL, 11/01/2013 tarihinde 2013 yıllık aidat açıklaması ile ... İşadamları Derneği'ne 750 TL, ... İşadamları Derneği'ne 11/04/2013 tarihinde 500 TL ve ... İşadamları Derneği'ne 06/11/2014 tarihinde 750 TL ... yaptığı, Gerek ...'tan gelen krediler gerekse ... bankasındaki ... A.Ş'nin hesabından gelen tutarların dövize çevrilerek 07/01/2014 tarihinde 5.310.000,00 ..., 10/01/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... ve 13/02/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... yatırılarak ...'da katılım hesabı açıldığı, Sanığın kamuoyunda ...'nın kurtarılması amacıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in ulusal medyaya yansıyan çağrısından sonra yukarıda anılan tarihlerde para yatırarak katılım hesabı açıldığı, Belirtilerek sonuç olarak; 1979 yılında mükellefiyet kaydı açılan ... grubunun lokomotif firması olan... ve Deterjan AŞ nin ve...Gıda A.Ş. nin 2007'den önceki defter ve belgeleri ibraz edilmediğinden, Şirketlerin FETÖ tarafından kurulmuş olup olmadığı hususunda bir görüş beyan edilemediği, Şirketlerin örgütün parasını kabul edip etmediği hususunda; Yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan nakit varlıklar olan 1.9.2016 tarihi itibarıyla nemalandırılmış tutarının 54.915.750,43 TL, 13.962.891,08 ..., 2.181.049,15 Euro, 415.000 TL japon yeni olduğu, sanığın şahsi hesaplarına gelen nakit paraların büyük çoğunluğunun ortalık payına sahip olduğu şirketlere, faizsiz borç verme, vb, sermaye şeklinde aktarılarak şirketlerin finanse edildiğinin anlaşıldığı, sanık ve müdaflerine verilen süreler içinde bu işlemlerin kaynağına yönelik açıklama yapılmadığı, ayrıca Şirketlerin hesaplarına FETÖ ile iltisaklı olduğu için kapatılan ... Üniversitesinden gönderilen ..., ...Derneğinden şirket hesaplarına gönderilen tutarların şüpheli işlemler olarak değerlendirilerek bu miktarlara eklendiği, Örgütün parasıyla olağan dışı büyüyen şirketlerden olup olmadığına ilişkin olarak; Sanığın ortaklık payına sahip olduğu ve ihracat yapan şirketlerin 2014 yılına kadar her yıl ihracat rakamlarında artışlar olduğu, bu rakamların artışında FETÖ'nün yurt dışı yapılanmasındaki okullar ile yurt içi yapılanmasındaki ... ve buna bağlı kuruluşların etkin rol oynadığının anlaşıldığı, sanığın örgüt içinde bulunduğu konum ve bu örgütün kamu kurum ve kuruluşlarındaki etkinliğinden faydalanarak, ortaklık payına sahip olduğu...AŞ lehinde ... Vakıflar Bölge Md. nce yapılan takas ihalesinde rayiç bedelinden düşük değerle ... Yağ fabrika sahası içinde bulunan kamu arsalarını takas yoluyla edindiği, bunun dışında çalışanı ve firması aracılığıyla ... Limanı ve Geri Sahasına bitişik arazileri satın aldığı ve ... Belediyesi Meclisinin olağanüstü toplanmasını sağlayarak "... Tarım Ürünleri San ve Tic AŞ ... ve ... Geri Sahası Alanı" olarak imar değişikliği yaptırıldığı ve kamu imkanlarının şirketlerin lehine kullanarak rantlar elde edildiği, ihracat rakamlarının artmasında ... ve buna bağlı kuruluşların etkin rol oynadığı, Yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan tutarların da, sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlere sermaye ve borç para verilerek yine şirketlerin finansmanı için kullanıldığı, yine FETÖ örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenerek kapatılan kurum ve kuruluşlar, mal ve hizmet alımlarında aynı yapı içerisinde bulunan kişiler veya bu kişilerin şirketlerine öncelik verilerek söz konusu kişi ve kurumların desteklendiği anlaşılmakla, netice itibarıyla sanığın ortaklık payı bulunan şirketlerin örgütün sunduğu mali, kamu ve özel imkanlar ile büyüdükleri kanaat ve sonucuna varıldığı belirtilmiştir. b) Sanıklar A.. K.., M.. K.. ve ... Şirketleri ile ilgili delillerin değerlendirilmesinde; ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosuna posta yolu ile gelen ve örgüt mensubu olan ... adamları hakkında bilgiler içeren "... Orkidenin sahibi ... ..., Kavukların sahibi A.. K..... Bunlar örgüte yardımın yanı sıra Hocalarından fetva alarak her türlü yolsuzluğu yapıyorlar... Bu bahsettiğim ..., (cemaatte ... diye bilinen ) 17 aralık öncesi bir araya gelirler, sohbet, kahvaltı, yemek adı altında toplantı yaparlar, burada pensilvanyadan gelen talimatları istişare ederler, örgütün menfaati doğrultusunda istişare kararı alırlardı. Bunlarda para çok olduğu için cemaatte sözü geçen insanlardır. Bu toplantılarını zaman zaman Bornovada'ki Şifanın üst katında Pazar sabah kahvaltısı şeklinde, zaman zaman da örgüte ait yurtlarda ve ... kolejinde yaparlardı. Bazen bu toplantılara bölge imamı ... katılırken bazen de (çoğunun bölgesi ... olduğundan ) ... imamı ... ev sahipliği yapardı. Bunların finansal işlerinin takibini, finansal ... derken örgüte aktarılan veya örgüt adına aklanan paraları kastediyorum önceleri ... ..., sonrada bir ara ... takip etti. Bu toplantılara zaman ve duruma göre bu adamlar aralarında üst düzey bürokratların, kamu görevlilerinin ve üst düzen emniyet mensuplarını bir araya getirirlerdi. Burada kamu ihaleleri ve devlet desteği alabilecek yatırımlara yönlendirilirler bunların da kamuda tayin atama gibi talepleri de karşılaştıkları sorunları iletme imkanı olurdu. Bir dönem Afrika kıtası imamı olan Nejdet hoca da (... İçel) bu toplantılara katılırdı. Dini sohbetler eder ve bir takım özel hizmetler için para alışverişinde bulunurdu. ... zaman zaman kuryelik yaptığını bildiğim ...... kuryelik yapar evrak, not, para getir götür işini yapardı...” şeklinde iddialara yer verilmesi üzerine ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce soruşturmaya başlandığı, Sanığın aşama savunmalarında; "Uzun yıllardır ticaretle uğraştığını, tamamen hayır amaçlı olarak ... vakfını diğer arkadaşlarıyla kurduğunu, bu bağlamda ... Üniversitesinin kuruluşunda yer aldığını, ..., ... gibi örgütün üst düzey üyeleriyle ticari faaliyetleri ve belirttiği hayır işleri vesilesiyle tanıştığını, bu kişilerle birlikte katıldığı toplantıların örgütsel toplantılar olduğunu 17/25 aralık sürecinden sonra öğrendiğini, o tarihten sonra da bu kişilerle ve cemaatle olan bağlantılarını sonlandırdığını söyleyerek suçlamaları inkar ettiği, İlk Derece Mahkemesi hükmüne yönelik istinaf başvurusunda bulunduktan sonra Bölge Adliye Mahkemesinde yapılan yargılama aşamasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebi çerçevesinde alınan beyanlarında ise "örgüt mensuplarıyla sohbet toplantılarına katıldığını, ... ... ile birlikte ... Üniversitesinin kuruluşuna katıldığını, bu amaçla oluşturulan vakfın üyesi olduğunu, bu üniversitenin cemaate ait olduğunu bildiğini, A.. K.. ile birlikte her ay Üniversiteye maddi yardımda bulunduğunu, bu amaçla A.. K.. ile birlikte 20 milyon TL kredi kullandıklarını, Üniversitenin mütevelli heyeti başkanlığını yaptığını, Üniversiteye yurt dışından gelen öğrencilerin FETÖ'nün yurt dışında okuyan öğrencileri olduğunu, örgütün ... otelde yapılan toplantılarına katıldığını, kurban bağışlarında bulunduğunu, 2015 yılında FETÖ'nün yurt dışındaki okullarına ziyarete gittiğini, 2015 Haziranından sonra mütevelli heyetinden ayrıldığını, örgütle ilişkilerini bu tarihten sonra bitirdiğini anlatarak örgüt içinde tanıdığı bazı kişilerin isimlerini verdiği, Başka örgüt mensuplarının ByLock görüşme içeriklerinde sanığın örgüt toplantılarına katıldığından söz edildiği, ... ve baz istasyonu tespitlerinden 27.01.2013-18.09.2014 tarihleri arasında örgütün üst düzey üyeleri ile bir araya geldiğinin ve bu kişilerle bireysel telefon irtibatının bulunduğunun belirlendiği, Sanık A.. K..'ın aşama ifadelerinde; "..., ... ve ... ile ... Üniversitesinin ve bağlı olduğu vakfın Örgütün talimatıyla kurulduğunu, bu kuruluşta Sanık Ş.. S.. ve sanık ...'ın da bulunduğunu, Spor Salonunun A.. K.. tarafından yaptırıldığını, arsa ve üzerindeki binaların ... kardeşler tarafından 3.000.000,00 TL‘ye icra yoluyla alındığını, bu üniversitenin inşaat işlerini A.. K..‘un yaptırdığını, ... Üniversitesinin Mütevelli Üyesi olduğunu, Mütevelli heyeti olarak adlandırılan grubun toplantılarına katıldığını, bu grubun başındaki ... mütevelli imamı, katılanlara ise şakirt denildiğini, bu toplantıların genelde merkezi konumda bulunan ... Otelin en üst katında yapıldığını, toplantıya katılan ... adamları içinde sanığın da bulunduğunu" anlattığı, Gizli Tanık Zaman'ın aşama anlatımlarında; "Sanığın örgütün ...'de bulunan mütevelli grubu içinde yer aldığını, bu gruba ... grubu denildiğini, sanığın FETÖ yapılanmasının parasını kendi üzerine ya da şirketleri üzerine almış olduğu gayrimenkuller vasıtasıyla sakladığını, ...‘deki cemaatin en önde gelen gizli kasalarından olduğunu, cemaatin gücünü kullanarak kısa süre içinde maddi olarak büyüdüğünü" söylediği, Tanık S.. Ç..'in; "... vakfının örgütün güdümünde kurulduğunu, sanığın vakfı ekonomik olarak ayakta tutan kişilerden olduğunu, örgütün talimatıyla ...'da yurt yaptırdığını, her hafta örgütün üst düzey mensubunun yönetiminde farklı yerlerde toplantılar yaptıklarını, ... oteldeki toplantılara katıldığını, Üniversite mütevelli heyetinde tüm sorumluluğun A.. K..'ta olduğunu, hem mütevelli heyetinin hem de vakfın başkanlığını yaptığını, Örgütsel olarak tüm talimatları ...'dan aldığını, böylelikle vakıf ve üniversitenin örgütün kontrolünde olduğunu" dile getirdiği, Tanık S.. G..'in aşama beyanlarında; "...'i sanık A.. K.. ile birlikte kurduklarını, kanalda FETÖ güdümünde yayın yapılmasına karşı çıktığı için ortaklıktan çıkması için baskıya maruz kaldığını, sanık A.. K..'a Kanaldaki hisselerini bağışlamak zorunda kaldığını, dönemin önemli bürokratlarının, politikacılarının, mülkü amirlerinin sık sık yanlarına gelip gittiklerini, Maliyede etkili olabildiklerini bildiğini, ...'nin o konjüktöründe bu durumu anlatacağı bir mercinin bulunmadığını, kendi hisselerini bağışladıktan sonra sanığın çok cüzi bir bedelle A.. K..'a devrettiğini, ...'in aylık giderleri için A.. K.., A.. K.. tarafından özel kurye ile ...'e düzenli şekilde para gönderildiğini duyduğunu" anlattığı, Tanık Ö.. B..'ın; "... Üniversitesinin örgütün talimatıyla kurulduğunu, buradaki en öndeki sorumlunun sanık olduğunu, örgütle bağlantıyı onun sağladığını, örgüt liderinin talimatlarını aynen yerine getirdiğini" söylediği, Tanık İ.. Ö..'nin aşama beyanlarıyla; "A.. K..'un cemaatte ... olduğunu bildiğini, sanığın cemaatin ... ilindeki parasını tutan ve kullanan kasalardan biri olduğunu bildiğini" belirttiği, Tanık A.. S..'in; "... A.Ş. nin işlerini kendisinin takip ettiğini, A.. K.. ve...'un şirketlerini ayırarak devlete bir kuruş vergi ödemediklerini, işleri kitabına uydurarak yüklü miktarda kar ettiklerini" söylediği, Tanık ...; "Örgüte ait ... hastanesinin yapıldığı arazinin örgüt üyesi ...'ın girişimiyle ... Hastanesine peşkeş çekildiğini, bu bağlamda bazı bürokratik işlemlerin de sanık tarafından gerçekleştirildiğini, ... hastanesinde örgütün üst düzey mensupları ve bazı kamu görevlilerinin katılımıyla periyodik olarak toplantılar yapıldığını, bu toplantılara sanığın ve A.. K..'ın katıldığını, örgütün kamu kesimindeki mensupları vasıtasıyla istedikleri yerleri çok cüzi bedellerle aldıklarını" söylediği, Tanık Y.. S..'nun aşama anlatımlarında; "Sanığın örgütsel toplantılara katıldığını, çok yüksek miktarda bağışlar verdiğini" söylediği, Tanık Z.. B..'ın; "... Üniversitesi kurucu vakfının ... Eğitim ve Spor Vakfı olduğunu, bu vakfın kurucularının da FETÖ/PDY terör örgütü üyeleri olduğunu ve örgüte sağlam maddi kaynak sağladıklarını bildiğini, bunların örgüt yapısında ...'in önde gelen işadamları olduğunu, özellikle A.. K.. ve A.. K..'un bu vakfa ve üniversiteye FETÖ/PDY örgütü adına sağlam maddi kaynak sağlayan isimlerden olduğunu" söylediği, Tanık Ö.. K..'ın aşama anlatımlarında; "A.. K.. ve A.. K..'ın FETÖ örgütünün ... ilindeki en büyük finansörlerinden olduğunu, görev yaptığı dönemde üst düzey bürokratlarla ... Üniversitesi içerisinde toplantılar yapıldığını, örgütün üniversitedeki hakimiyetini ...'ın talimatı ile A.. K.., A.. K.. ve ... aracılığı ile yaptırdığını, Üniversitenin işleyişindeki üç önemli birimin Genel Sekreterlik, İdari Mali İşler Daire Başkanlığı ve Spor Kültür Sağlık Daire Başkanlığı olduğunu, bu üç önemli birime de örgütün kendi elemanlarını bizzat ...'ın bilgisi dahilinde A.. K.. ve A.. K.. aracılığı ile üniversiteye yerleştirdiğini" bildirdiği, Aynı soruşturma kapsamında, etkin pişmanlıktan yararlanma talebi çerçevesinde ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılan...'un ifadesinde; "1983 yılında Malatya'dan babamla birlikte ...'e geldik. ... A.. K.. da bir süre sonra geldi ve otomotiv işine girdik. ... Grup altında 13 şirket altında faaliyetlerimizi sürdürüyorduk. ..2006 yılından itibaren ... adlı kişi aracılığıyla dini sohbetlere katılmaya başladım, 4-5 toplantıdan sonra bir daha gitmedim. ..2010 yılından sonra 2012 tarihinde 6-7 kez ...'nun ...'de bulunan ... mağazasının 3. Katında yemekli sohbet toplantılarına katıldım. Bu toplantılarda İ.. Ö.., ... ..., ...vardı. Bu sohbetlerde ..., ..., ... adlı kişiler hocalık yapıyordu. 2013'ten sonra bu sohbet grubu dağıldı. Sebebi de Cumhurbaşkanı ile cemaatin arasının açılmasıdır. Sohbete gittiğim dönemlerde benden kurban parası istiyorlardı. 10-25 arası değişen rakamlarda para yardımı yaptım. ..... A.. K.. büyüğüm olduğundan mali konuları o yürütürdü. Ben akaryakıt kısmındaki şirketlerle ilgilenirdim. A.. K.. ... üniversitesinin kuruluşunda mali yardımlar yaptı. Bunları da şirket gideri olarak kayıtlara aldı. Sadece 2010 ya da 2011 de 200.000 TL kadar bir para şirketten gider olarak düşülemedi. Ben 2013'ten sonra bu yapının dini kullanarak insanları kandırdığını anlayınca abimi de uyardım. Hatta üniversiteden ayrılmasını söyledim. ... ... adlı kişiyi 3-4 kez abimin yanına gelip gittiğinden gördüm. Ona imam derlerdi.... A.. K.. abimdir, bu yapıyla 2005 yılında tanıştığını biliyorum. En büyüğümüz olduğu için baba yerine koyardık. Ben yapıdan ayrıldığım sıralarda abimin ... üniversitesi işi çıktığından abimin ilişkisi devam etmiş olabilir" şeklinde beyanda bulunduğu, Tanık...'in soruşturma beyanında; "3.8.2018 tarihli ihbar dilekçesi bana aittir. Ben 2013 senesinde ... adlı kişinin sahibi olduğu ... mühendislik adlı şirkette çalışmaya başladım. Bu şirkette çalışanlara ... cemaatinin sohbetlerine katılmaları hususunda baskı yapıldığını gördüm. Sonrasında bu işyerinden ayrıldım. ... Üniversitesinde çalışmaya başladım. Burada da FTÖ faaaliyetleri olduğunu gördüm. Burada sohbetler verildiğini, ...'in ünlü işadamlarının bu sohbetlere katıldığını, sohbetlere katılanların arasında A.. K.., A.. K.., Ş.. S.., ... ...'nin de olduğunu, ... Üniversitesi dekanı ...'in bu sohbetlerin yapılmasını istemediği için sohbete katılanlarla ve ... Üniversitesi yönetimi ile ters düştüğünden buradan ayrılmak zorunda kaldığını, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu kişilerin ... Mühendisliğe ait malzeme depolarını boşalttığını, yaklaşık 250-300 trilyon TL parayı bir gecede hesaplardan çekerek yok ettiklerini duyduğunu" söylediği, Soruşturma sırasında düzenlenen Vergi Müfettişliği Raporunda; ... Endüstriyel ... San. Ltd Şti'ne, Üniversal ... San Tic. Ltd Şti. tarafından 2011-2016 döneminde düzenlenen faturaların gerçek bir alım satıma dayanmadığının, düzenlenen çeklerin gerçek bir alışverişe dayanmadığının, çeklerin ... hesabından tahsil edildikten ... Üniversal ... San. Şirketinin kasasına girdiğinin, Üniversal ... San'nin yasal defterlerinde nazım hesabı ve ortaklara borçlar şeklinde yapılan kayıtların 213 sayılı Kanunun 359. maddesinde belirtilen suçu oluşturduğunun, ... Beton ve diğer şirketlere yapılan ödemelerin firmalarla herhangi bir hizmet alım satımı gibi bir ticari ilişkiye dayanmadığının, bu şekilde şirketin kasasının boşaltıldığının belirtildiği, Sanığın tedbir uygulanan şirketlerine ait defter ve kayıtları üzerinde yapılan detaylı incelemeler neticesinde 04.05.2018 tarihli Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı müfettişlerince düzenlenen bilirkişi raporunda yapılan tespitler şu şekildedir: Sanığın örgütle iltisaklı olduğu için kapatılan kuruluşlara farklı zamanlarda ve farklı miktarlarda ödemeler (bağış adı altında) (07/10/2015 tarihinde ... Üniversitesi'ne 150.000,00 TL, 07/10/2015 tarihinde 179.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 90.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 41.000,00 Euro ve 23/08/2012 tarihinde 750.000,00 TL ) hesaptan bağımsız isme yaptığı havalenin bulunduğu, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan bu işlemelerin toplam olarak 13.840.292,46 TL, 269.000,00 ... ve 41.000,00 EURO tutarında olduğu, bu ödemelerle sanığın şahsi banka hesaplarına gelen nakitlerin büyük çoğunluğunun hissesine sahip olduğu şirketlere faizsiz olarak borç verme ve sermaye şeklinde aktarılarak şirketlerin finanse edildiğinin tespit edildiği, Yapılan tespitler sonucunda, Sanığın yöneticisi olduğu ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı, Sanığın üyesi olduğu ... Sanayici ve İşadamları Derneği'nin 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı, Sanığın ortaklığı olan firmalarca 2014-2016 yılları arasında Aralık 2013 ayı dahil ... Üniversitesi'nden toplam 869.148,42 TL, ... Üniversitesi'nden ise toplam 931.064,37 TL olmak üzere 1.800.212,79 TL mal ve hizmet satışından kaynaklı tahsilat yapıldığı, her iki üniversitenin Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı, ... Akaryakıt Otomotiv İnş. San ve Tic. A.Ş'de sanık hakkındaki soruşturmanın başladığı Nisan 2016'dan sonra gerçekleştirilen işlemler doğrultusunda sanık A.. K..'un bu şirketteki birçok meblağın çeşitli nedenlerle...'a,...'a ve bazı ticari şirketlere aktarılmak, devredilmek ve satılmak suretiyle boşaltıldığı, 31.12.2016 tarihli bilançoda şirketlerin ortakları tarafından işletmelere konulmuş ödenmiş sermaye toplamı 106.712.497 TL iken, sermayenin büyük çoğunluğunun yok olarak öz kaynaklar toplamının 14.129.963 TL'ye gerilediği, bunun nedeninin şirketlerin 2016'da beyan ettiği toplam 82.592.000 TL zarardan kaynaklandığı, Şirketlerin tamamının 2016'da zarar beyan ettikleri, bunun 47 milyon TL'sinin sanığın ortaklık payı bulunan ... ... Gayrimenkul AŞ olduğu, ... Otomotiv İnş. San. Tic. A.Ş'de ortaklığı bulunan sanık A.. K..'un ... hesabı kullanılmak suretiyle ... ve...'a ödeme yapılarak sanığın bankada bulunan hesaplarının bu şirket kullanılarak aktarılmak suretiyle boşaltıldığı, yine ... Otomotiv A.Ş'nin ... ... projesinin yüklenicisi olan ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'nin taşeron firmalarına 18/08/2016-20/10/2016 tarihleri arasında 66 adet sıfır aracın 4.119.443,44 TL bedel ile devredildiği, yine sanığın akrabaları olan ..., ... ve ...'a toplam 818.132,71 TL tutarında sıfır araç devrettiği, Sanığın hesaplarına kaynağı belirsiz nakitleri yatıran gerçek kişiler ile ilgili yapılan araştırmada listedeki üç kişinin FETÖ/PDY kapsamında kayyım atanan şirketlerde çalıştıkları, Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerce KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen firmalardan (ağırlıklı olarak ... Üniversitesi'nden) 01/01/2007-31/12/2016 tarihleri arasında ticari faaliyet kapsamında 3.979.959,27 TL tahsilatlar yapıldığı, ... Projesi için FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen ... tarafından sanığa gönderilen tutarların 1.050.000,00 TL olduğu, FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen kişiler ile kapatılan kurum ve kuruluşların mal ve hizmet alımlarında aynı yapı içerisinde bulunan kişiler veya bu kişilerin şirketlerine öncelik verilerek söz konusu kişi ve kurumların desteklendiği, Silahlı terör örgütünün geçmiş dönemde kamu kurum ve kuruluşlarının il temsilcileri üzerinde etkinliğinin bulunduğu, kamu kurum ve kuruluşlarının il temsilcileri ile toplantılar düzenlendiği ve sanığın bu toplantılara iştirak ettiği, örgüt ile ilgili gayrimenkul işlemlerindeki bürokratik işlemlerin sanık tarafından çözüldüğü, örgütün kamu kurum ve kuruluşlarındaki etkinliğinden faydalanarak ortaklık payına sahip olduğu şirketler lehine imar değişiklikleri yaptırılarak şirketlerin büyük rantlar elde etmesinin sağlandığı, bu bağlamda; ... projesinden zeytinlik olarak tapuda kayıtlı birden fazla arazinin 13.05.2008'de imar uygulamasına tabi tutulması sonucu arsa vasfına dönüştürüldüğü, ... Yapı Kooperatifi kapsamındaki bu yerlerin projelerinin daha önce yetkili mercilerce iptal edildiği, sanık ve ailesi tarafından alınmasından sonraki 2004 ve sonraki süreçte imar değişiklikleri ile inşaat projesi yapılarak satıldığı ve milyonlarca TL gelir elde edildiği, projenin maliyetinin 25 milyon TL olduğu, buradan sanığın elde ettiği kazancın 31 milyon TL civarında olduğu, ... projesi kapsamında, sanığın sahip ve ortağı olduğu şirketlerce 3.200.000 TL'ye alındıktan sonra 2008'de imar planı değişikliği yapılarak yaklaşık 10 milyon TL kar elde dildiği, ... AŞ'den 2008'de 277.425 dolara mal edilen taşınmazların arazinin yapılan imar değişikliğiyle 2013 yılında 2.908.915 dolara satıldığı, Yapılan tespitler ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin örgütün sunduğu mali, kamu ve özel imkanlar ile büyüdükleri ve her yıl sayılarının arttığı, ... Otomotiv A.Ş tarafından ...'da 09/01/2014 tarihinde 672.000,00 TL, 10/07/2014 tarihinde 7.328,97 TL, 07/01/2015 tarihinde 6.585,66 TL, 07/07/2015 tarihinde 7.361,03 TL, 04/01/2016 tarihinde 8.124,68 TL, 04/07/2016 tarihinde 8.715,52 TL ve 22/07/2016 tarihinde 858,09 TL yatırılarak katılım hesabı açıldığı, hesapta bulunan paraların büyük bir çoğunluğunun firmanın başka bankalarda bulunan hesapları ile ... Akaryakıt A.Ş ve ... ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'ye ... edildiği, Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'ne toplam 2.816.065,00 TL, ...Derneği'ne 55.000,00 TL ve ...'a yaptığı nakit bağışlar toplamının 7.041,90 TL olduğu, Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin bilançoları ve muhasebe değerleri ile birleştirilmiş hali göz önüne alındığında; Gelir İdaresi Başkanlığı'na beyan edilen bilançoların konsolide edilmiş halinden görüleceği üzere 31/12/2016 tarihli bilançoda şirketlerin ortakları tarafından şirketlere konulan ödenmiş sermaye toplamının 106.712,497,67 TL olduğu, söz konusu sermayenin büyük bir çoğunluğunun yok olarak özkaynaklar toplamının 31/12/2016 tarihi itibariyle 14.129.964,71 TL'ye gerilediği, özkaynakların söz konusu tutara düşmesinin nedeninin 2016 yılında beyan edilen toplam 82.592.609,00 TL'lik zarar olduğu, şirketlerin tamamının 2016 yılında zarar beyan ettikleri, 47.950.459,51 TL'lik zarar ile ... ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'nin birinci sırayı aldığı, ... grubuna ait şirketlerin 31/12/2016 tarihli konsolide bilançolarında ... toplamlarının 675.003.686,74 TL olduğu, ... toplamının 328.869.096,08 TL'sinin dönen varlıklardan, 346.134.590,66 TL'sinin duran varlıklardan oluştuğu, bu açıklamalar ışığında ... grubundaki tüm ortakların şirketlere koyduğu ödenmiş sermayenin 31/12/2016 tarihindeki toplam tutarının 106.712.497,67 TL, 2016 yılında beyan edilen zararlar dolayısıyla eriyen ödenmiş sermayenin de içinde bulunduğu özkaynakların toplam tutarının ise 14.129.964,71 TL olduğu, bu durumda şirketlerin toplam varlığının %0,09'unun özkaynaklardan karşılandığının anlaşıldığı, geri kalan varlığı karşılayan yabancı kaynakların ise 660.873.722,03 TL olduğunun tespit edildiği, bu işlemlerin şüpheli işlemler olarak değerlendirildiği, 01/01/2007-31/12/2016 tarihleri arasında yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan nakit varlıkların nemalandırılmış tutarlarının 20.587.535,17 TL, 272.827,91 ..., 41.385,29 EURO şeklinde olduğu, bu hususun açıklanması imkanının sanık A.. K.. ve sanık vekiline tanınmasına rağmen paraların kaynağının izah edilemediği, ... Otomotiv A.Ş'nin gerçekleştirdiği ...projesinden 2016 yılı itibariyle ciddi miktarda zarar ettiğinin görüldüğü, projenin yüklenici firmasının yine grup bünyesinde olan ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş olduğu, yapılan araştırmada ...projesi arasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, irtibatı veya iltisakı bulunan kişi veya bu kişilerin yakın akrabalarının olduğunun anlaşıldığı, diğer taraftan ...projesinin müşterilerinden bir kısmının yaklaşık 2 yıl sonra başlayan ... ... Projesinin de müşterisi olduğunun tespit edildiği, ... Otomotiv A.Ş'nin resmi defter kayıtlarından tespit edildiği üzere 31/12/2016 tarihinde ... ... projesinden yaklaşık 14.000.000,00 TL zarar edildiği, projenin tamamlanması durumunda ise tahmini zararın 40.000.000,00 TL'nin üzerinde olacağı, dairelerin aynı metrekare olduğu varsayımında daire başına ortalama 110.000,00 TL zarar edildiği sonucuna varıldığı, tüm bu değerlendirmeler ışığında ve olağanüstü ekonomik dalgalanmanın olmadığı hususu da göz önüne alındığında, ...projesinin taşeron firmalarının bir kısmının mal kaçırma işlemleri içerisinde bulunduğu ve aynı zamanda bu projeden zarar edildiği, proje müşterileri içerisinde FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı ve irtibatı olduğu tespit edilen kişi veya bu kişilerin yakın akrabalarının olması ve müşterilerin ödedikleri tutarın çok üzerinde maliyete mal olan evlere sahip olacak olması nedeniyle proje müşterilerinin bir kısmının aynı grubun gerçekleştirdiği ... ... projesinin de müşterisi olduğu, bu projede yer alan müşteri listesindeki şahıslar ile ilgili yapılan araştırmada şahıslardan bazıları hakkında adli işlem yapıldığı, bir kısmının FETÖ/PDY ile iltisaklı dernek üyeliklerinin bulunduğu, bir kısmının ortaklığı bulunan şirketlere yönelik FETÖ/PDY kapsamında yapılan adli işlemlerin bulunduğu, bir kısım şahısların terör örgütü lideri ...'in ...'ya para yatırın talimatından sonra hesaplarında artış gözlendiği, proje kapsamında taşeron firmaların ortaklarının listesindeki şirketlerin sahibi olan şahıslar ile ilgili yapılan araştırmada 46 şirket ve ortaklarının bilgisinin bulunduğu, bir kısmının FETÖ/PDY kapsamında kayyım atanan ... Otomotiv İnş. San ve Tic. A.Ş'de çalıştıklarına dair SGK kayıtlarının olduğu, bu müşterilerin ... Otomotiv İnş. Tic. San. A.Ş'ye yapmış oldukları ödemelerin toplam tutarının 8.064.338,00 TL olduğu, bu nedenle ...projesinde gerçekleştirilen işlemlerin şüpheli işlem olarak değerlendirildiği, Nakit varlıkların kaynağının açıklanamaması sonucu, 01/09/2016 tarihi itibariyle güncellenmiş toplu rakamları verilen yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan belirsiz nakit varlıklar olarak nitelendirilen 79.003.493,03 TL, 272.827,91 ... ve 41.385,29 EURO'nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık A.. K.. ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varıldığının bildirildiği, Sonuç olarak; Sanığın en eski firması ... Otomotiv ... İnş Ltd Şti'nin 1986'da, ... Otomotiv İnş. Sanayi A.Ş'nin 1991'de, ... Akaryakıt Otomotiv AŞ'nin ise 2000'de kurulduğu, yapılan incelemelerde 2007 tarihi ve öncesine ait defter ve bilgiler temin edilemediğinden, Şirketlerin Terör örgütü tarafından kurulup kurulmadığı hususunda görüş beyan edilemediği, Şirketlerin örgütün parasını kabul edip etmediğine yönelik olarak; Rapor içeriğinde detaylı olarak açıklanan örgütle iltisaklı kişi ve kurumlarla yapılan kaynağı yasal olarak belgelendirilemeyen şüpheli işlemlerin örgütsel olarak değerlendirilerek bu işlemlerin toplam tutarları olan miktarın 20.587.535,17 TL, 272.872,91 ..., 41.385,29 Euro olduğu, Örgütün parasıyla olağandışı büyüyen şirketlerden olup olmadığına yönelik olarak; Sanığın örgüt içinde ... Grubu mütevellisi olduğu ve etkin bir rol oynadığının anlaşıldığı, dosya kapsamındaki tanık anlatımlarından örgütün geçmiş dönemde kamu kurum ve kuruluşlarının il temsilcileri üzerinde etkinliğinin bulunduğu, sanık ...'ın da bunların bulunduğu toplantılara katıldığı, özellikle örgütle ilgili gayrimenkul işlemlerindeki bürokratik işlemlerin sanık tarafından çözüldüğü, örgütün kamu kurum ve kuruluşları üzerindeki etkinliği ve sanığın Büyükşehir Belediye Meclis Üyeliğinin sağladığı etkinliği kullanarak raporda özetlenen imar değişikliklerini ortaklık payına sahip olduğu şirketler lehine kullanarak büyük rantlar elde ettiği, elde edilen rantların bir kısmının sanık tarafından kayıt dışı olarak şahsına ait banka hesaplarına aktarıldığı, bu tutarların ise şirketin ... ailesine mensup ortakları tarafından şirketlere sermaye olarak ve borç verilerek yine şirketlerin finansmanında kullanıldığ, yine örgüte aidiyeti, iltisakı ve irtibatı belirlenerek kapatılan kurum ve kuruluşlar, mal ve hizmet alımlarında aynı yapı içerisinde bulunan kişiler veya bu kişilerin şirketlerine öncelik verilerek söz konusu kişi ve kurumların desteklendiğinin tespit edildiği, söz konusu tespitler ve açıklamalar birlikte değerlendirirliğinde sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin örgütün sunduğu mali, kamu ve özel imkanlar ile büyüdükleri ve her yıl sayılarının arttığı kanaatine varıldığı, Şirket faaliyetlerinin örgütsel faaliyetlere özgülenmiş olup olmadığının tespitine yönelik olarak; Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin; -17/25 Aralık 2013 sürecinden önce ve sonrasında ... Katılım Bankası hesaplarını yoğun olarak kullandıkları, -... Katılım Bankasının mali krize girmesi nedeniyle örgüt liderinin talimatı üzerine özellikle 10.01.2014 tarihinde olağan para hareketleri dışında hesaplara para girişi olduğu ve katılım hesapları açıldığı, -Şirketlerin ağırlıklı olarak ... Üniversitesi olmak üzere FETÖ örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen kurumlara yüksek miktarlı nakdi ve aynı bağışlar yaptığı, Dikkate alındığında şirket faaliyetlerinin tamamen olmasa da kısmen örgütsel faaliyetlere özgülendiğini göstermekte olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır. c) Sonuç Olarak; Bu kapsamda tüm deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; Her ne kadar mahkeme kabulünde; "Sanık A.. K.. hakkında, toplam malvarlığının 668 milyon TL civarında olduğu, bunun %35'inin (yaklaşık 234 milyon) öz kaynak, geriye kalanın banka kredisi ve örgüt parası olduğu, malvarlığı içerisinde toplam 85.648.096,10 TL, 14.262.891,08 ..., 2.181.049,15 Euro'nun, Sanıklar A.. K.. hakkında, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan belirsiz nakit varlıklar olarak nitelendirilen 79.003.493,03 TL, 272.827,91 ... ve 41.385,29 Euro'nun, M.. K.. hakkında ise, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan 2.162.714,37 TL, 70.450,00 Euro2.162.714,37 TL, 70.450,00 Euro'nun, Kaynağının FETÖ/PDY Silahlı terör örgütüne ait olduğu kabul edilerek güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 55/2. maddesi gereğince müsaderesine karar verilmiş ise de; Şirketlerin; terör örgütü ile irtibatlı şirket olması, para transferinde bulunması, örgütün amacına özgülendiğinin örgütün yurt dışı yapılanmalarına para gönderdiğinin, örgütün amacına hizmet eder nitelikte sistematik şekilde para havaleleri gerçekleştirdiğinin, silahlı terör örgütünün ... içerisinde ve yurt dışında en önemli finans kaynaklarından biri haline geldiğinin, örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket ettiğinin, bu yönde ... haline geldiğinin, terör örgütlerinin devamlılığını sağlamaya yönelik finansal destek çabalarının bulunduğunun ve örgütün kontrolüne girdiğinin anlaşılması halinde bütün olarak müsaderesi yasal olarak mümkün ve gereklidir. FETÖ/PDY’nin gelir kaynakları somut dosya ve örgütle irtibat ve iltisakı tespit edilen sanıklar bakımından birlikte bir değerlendirme yapıldığında sanıkların sahip olduğu ekonomik değerleri örgüt faaliyetine özgüledikleri ve suç işlenmesine tahsis ettikleri, örgütün finansmanında ... konumuna geldiklerini söylemek isabetsiz olmayacaktır. Yukarıda yapılan hukuki açıklamalar ve tespitler ışığında; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finansman kaynakları da nazara alındığında somut dosyada suça tahsis edilen eşya hükümleri ile kazanç müsaderesi hükümleri iç içe girmiş durumdadır. Şirketlerin suça tahsis edildikleri nazara alınarak şirketlerin suça tahsis edilen eşya hükümlerine göre müsaderesine karar verilmesi gerekecektir. Sanıkların FETÖ/PDY terör örgütünün ... İl yapılanmasında "... Grubu" olarak isimlendirilen üst düzeydeki mütevellilerinin en önde gelen üyeleri oldukları, örgütün il imamının yönetimindeki periyodik mütevelli toplantılarına katıldıkları, bu toplantılarda kendilerine verilen görev ve talimatlara sorgulamaksızın itaat ettikleri, örgütün belirtilen bu talimatları doğrultusunda; Himmet vermek suretiyle örgüte gelir sağladıkları, örgüte ait olan Üniversite, Vakıf, Medya, Banka ve sivil toplum kuruluşu görünümündeki kurumların oluşumunda ... görev aldıkları ve üyesi oldukları, bu kuruluşlar aracılığıyla örgüt adına zekât, burs, kurban ve himmet adı altında gelir topladıkları, Başlangıçta küçük hacimli işletmeler çerçevesinde başladıkları ticari hayatlarını, 1980'li yıllardan itibaren FETÖ yapılanmasıyla irtibat kurduktan sonra FETÖ'nün Mülkiye, Maliye, Yargı gibi Devletin içerisindeki paralel örgütlenmesinden doğan gücünü kendileri ve şirketleri yararına kullanarak şirketlerinin hacimlerini kat kat büyüttükleri, örgüt ile iltisaklı okullarda okuyan çocuklara burs sağladıkları, örgütün diğer şirketlerine, basın yayın kuruluşlarına, vakıflarına ve derneklerine reklam, fuar, bağış, burs ve benzeri işlemlerle maddi destek sağladıkları, örgüt adına ticari faaliyet görünümü altında sağlanan gelirleri ev ve işyerlerinde saklayarak, farklı zaman ve yollarla yurtdışına çıkartarak örgütü finanse ettikleri, Mevzuat çerçevesinde kurulmuş şirket görünümündeki oluşumlarını örgütün nihai hedef ve amacını gerçekleştirmek üzere örgüte sundukları, ticari faaliyetlerini üyesi oldukları terör örgütünün amaçlarına özgüledikleri "örgüt üyesi olma suçunun işlenmesinde kullandıkları ve suçun işlenmesine tahsis ettikleri, "suçun işlenmesine tahsis edilen ve suçtan meydana gelen eşya açısından orantılılık ilkesinin geçerli olamayacağı" da gözününde bulundurularak, anılan şirketleri ve bunlarla bağlantılı olarak elde ettikleri malvarlıklarını silahlı terör örgütü üyesi olma suçunda adeta "suç eşyası" olarak kullandıkları anlaşılmaktadır. Yukarıdaki bilgiler ve tespitler ışığında sanıkların örgütsel faaliyet ve konumları ile şirketler üzerinden yürütülen faaliyetler nazara alındığında 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca MÜSADERESİNE, HÜKÜMLE BİRLİKTE ŞİRKETLER ÜZERİNDEKİ YÖNETİM KAYYIMLARININ DENETİM KAYYIMLARINA DEĞİŞTİRİLMESİ DE GÖZETİLEREK, YÖNETİM VE DENETİM KAYYIMLARININ VERDİĞİ İZİNLER KAPSAMINDA İYİ NİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN HAKLARININ SAKLI TUTULMASINA karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde sanıklar yönünden sadece TCK'nın 55/2 maddesi gereğince kazanç müsaderesine yönelik hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. 2-Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde; a. Sanıklar ..., ... ve ... yönünden; Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, Bölge Adliye Mahkemesinin kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkında; Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak eksiksiz yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve sanıklar müdafiilerinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü temyiz sebepleri ve sair hususlar yerinde görülmemekle, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. b. Sanık ... yönünden; Oluş, iddia, mahkeme kabulü ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında; Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde, "sanığın faaliyetlerinin, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermemesi karşısında, örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal dayanak bulunmadığını, eylemlerinin örgüt liderinin talimatı doğrultusunda amaca hizmet eden eylemler olup yardım suçu kapsamında kaldığını" kabul etmiş ise de; Sanığın aşama savunmaları, örgüt üyesi olan babası sanık ... ile birlikte hissedarı olduğu şirketlerin faaliyetleri çerçevesindeki konumu, sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisindeki FETÖ/PDY'nin Ege Bölge İmamı olduğu bilinen ...'ın yardımcısı konumunda olan ... ile örgütsel toplantılara katıldığına, yurtdışı seyahatlerinde ABD'de bulunan ve FETÖ terör örgütü ile iltisaklı olduğu bilinen ... adlı Dernekle irtibatının bulunduğuna ilişkin mesaj içerikleri, örgüte müzahir ve 15 Temmuz 2016'da gerçekleşen darbe girişiminden sonra haklarında kapatma kararı verilen ... Derneği gibi kuruluşlar aracılığıyla kurban ya da himmet parası adı altında periyodik olarak bağışlar yapmak suretiyle örgüte maddi destek sağladığına, sanığın babası ve diğer örgütün üst düzey üyelerinin katıldığı toplantılara iştirak ettiğine, babası ...'ta toplanan örgütsel paraların sanık ... ya da yanında çalıştırdığı kişilerce ... üzerinden ya da nakit olarak yurt dışındaki örgüte ait kuruluşlara gönderildiğine yönelik tanık anlatımları, hissedarı olduğu şirketler aracılığıyla örgütsel faaliyetler neticesinde gelir elde edildiğine ilişkin MASAK yetkilileri tarafından hazırlanan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, öncelikle sanığın örgüt üyesi olup olmadığına ilişkin şüphelerin ortadan kaldırılması amacıyla, gizli tanıkların ifadelerinde belirtilen hususlarda araştırılarak, gerekirse ilgili açık ve gizli tanıklar yeniden dinlenmek suretiyle sanığın örgütün mütevelli toplantılarına katılıp katılmadığı, katılmışsa zaman aralığı, kurban, himmet toplanması ile ticari faaliyet görünümü altındaki eylemlerle örgüt lehine toplanan paranın yurt dışındaki örgütün kuruluşlarına ulaştırılmasında aracılık yapıp yapmadığının tespiti ile, bu hususların doğrulanması halinde sübut bulan ve çeşitlilik, süreklilik, yoğunluk gösteren eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacağı, şayet tespitinin mümkün olmaması halinde sanığın eyleminin 6415 sayılı Yasanın 4. maddesinde düzenlenen ve yardımın özel hali olan terörizmin finansmanı suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve sanık müdafiinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü temyiz sebepleri ve sair hususlar yerinde görülmekle, Hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR A. SANIKLAR YÖNÜNDEN; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle; 1. Sanıklar ..., ... hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak, sanık ... hakkında ise silahlı terör örgütü üyesi olmak ve müsadere kararına yönelik kurulan hükümler yönünden; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18 Ceza Dairesinin, 18.04.2019 tarihli, 2019/1 Esas ve 2019/602 Karar sayılı kararında Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, katılan ... Deri İnşaat A.Ş. vekili ve sanıklar müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN AYRI AYRI ONANMASINA 2. Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme, sanıklar ..., ... ve ... hakkında verilen müsadere kararlarına yönelik kurulan hükümler yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının, katılan Tasarruf Mevduat sigorta Fonu vekillerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18 Ceza Dairesinin, 18.04.2019 tarihli, 2019/1 Esas ve 2019/602 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, özellikle müsadereye ilişkin bozma kararı gözetilerek 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.07.2024 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Türk Ceza Hukukunda bir şahsi cezasızlık veya cezada indirim nedeni olan etkin pişmanlık kurumuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Etkin pişmanlık kurumunun uygulanabilmesinin temel şartı, suçtan zarar görenin bu duruma onay vermesidir.
B) Suça iştirak edenlerden sadece birinin pişmanlık göstererek gerekli edimleri yerine getirmesi, cezanın indirilmesi bakımından diğer şerikler açısından da aynı sonucu doğurur.
C) Etkin pişmanlık, failin suçu işlemeye yönelik icra hareketlerine başlamadan önce gösterdiği bir pişmanlık türüdür.
D) Failin ceza indiriminden faydalanabilmesi için sergilemesi gereken pişmanlık eylemleri, işlenen suçun niteliğine göre kanunda farklı şekillerde düzenlenmiştir.
E) Türk Ceza Kanunu sistematiğinde etkin pişmanlık, kanunda ayrıca bir düzenleme bulunmasa dahi tüm suç tipleri için geçerli olan genel bir ceza indirimi nedenidir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol