5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 239

Türk Ceza Kanunu 239. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 239- (1) Sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu bilgi veya belgelerin, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi halinde de bu fıkraya göre cezaya hükmolunur. (2) Birinci fıkra hükümleri, fenni keşif ve buluşları veya sınai uygulamaya ilişkin bilgiler hakkında da uygulanır. (3) Bu sırlar, Türkiye'de oturmayan bir yabancıya veya onun memurlarına açıklandığı takdirde, faile verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. Bu halde şikayet koşulu aranmaz. (4) Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi bu madde kapsamına giren bilgi veya belgeleri açıklamaya mecbur kılan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Mal veya hizmet satımından kaçınma[98]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
12. Ceza Dairesi, 2021/3712 E., 2022/1358 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
Sanığın, TCK'nın 239/1-3. madde ve fıkralarındaki ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması, aynı Kanunun 136/1.
12. Ceza Dairesi         2021/3712 E.  ,  2022/1358 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suçlar : Ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması, kişisel verilerin kaydedilmesi, tehdit Hükümler : CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraat Ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması, kişisel verilerin kaydedilmesi ve tehdit suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Dairemizin 23.05.2018 tarihli, 2017/12341-2018/5844 sayılı ve Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 23.09.2020 tarihli, 2018/6612-2020/12372 sayılı kararları ile oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözülmesi için dosyanın gönderildiği Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu tarafından 31.03.2021 tarihli, 2020/Bşk-105-2021/12 sayılı kararla Dairemizin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilerek, dosyanın Dairemize gönderildiği belirlenerek yapılan incelemede: Sanığın, TCK'nın 239/1-3. madde ve fıkralarındaki ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması, aynı Kanunun 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ile 106/1-2. madde, fıkra ve cümlesindeki tehdit suçlarından dolayı cezalandırılmasının talep edildiği 07.05.2013 tarihli iddianame kapsamına göre, sanığın, katılanlara ait holdinge bağlı bir şirkette muhasebeci olarak çalıştığı esnada, katılanların şirketinin mali ve ticari sırları ile başka şirketlerle olan hukuki ihtilaf ve davalarını kendi bilgisayarına hukuka aykırı olarak kaydettiği, işten ayrıldıktan sonra, katılanların eski ortağı olup, aynı işi yapmaları nedeniyle katılanlarla aralarında ticari rekabet bulunan Matodzi adındaki kişiye, ele geçirdiği ticari ve mali sırların bir kısmını haksız çıkar karşılığı verdiği, katılan ...'ı da telefonla arayıp, “Kişisel ve ailevi sırlarını da biliyorum, burada parasız kaldım, mağdur durumdayım, 6000 Dolar göndermezsen ailevi ve mali sırlarını açıklayacağım, beni Matodzi'nin eline bırakmayın, yoksa sonu sizin için iyi olmaz.” biçimindeki sözlerle tehdit ettiği iddialarına konu olayda; Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylemler, TCK'nın 239/1-3. madde ve fıkralarında ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması, aynı Kanun’un 136/1. madde ve fıkrasında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ile 106/1-2. madde, fıkra ve cümlesinde tehdit başlıkları altında yaptırıma bağlanmış olup, TCK'nın 66/1-e maddesi gereğince anılan suçların asli dava zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, TCK’nın 67/4. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, zamanaşımını kesen en son işlem olan sanığın sorgu ve savunmasının alındığı 17.06.2013 tarihinden itibaren TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımının temyiz inceleme tarihinden önce gerçekleştiği anlaşıldığından, CMK'nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar da bulunmadığından, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, sair yönleri incelenmeksizin hükümlerin gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; sanık hakkındaki davaların TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince isteme aykırı olarak ayrı ayrı DÜŞMESİNE, 23.02.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2023/10082 E., 2023/8796 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Mahkemesi
tam metni aç
iteliğindeki bütün stratejik ticari bilgileri ifşa etmeye devam ettiğini, bilahare yapılan denetimde, müvekkili Şirketin rakibi bulunan birçok şirkete de ticari sır niteliğindeki bilgileri gönderildiğinin tespit edildiğini, davalı hakkında 5237 sayılı ... Ceza Kanunu'nun 239 uncu maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulduğunu, 6098 sayılı ...
9. Hukuk Dairesi         2023/10082 E.  ,  2023/8796 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :... Mahkemesi Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkil Şirkette 15.01.2014 tarihinde medikal bölge sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, davalının Şirket içi tüm elektronik posta yazışma içeriklerinin, Şirketin eski çalışanı olup hâlihazırda dava dışı Matilek Şirketinde çalışan ... arkadaşına gönderdiğinin öğrenildiğini, bunun üzerine davalının ... sözleşmesinin 4857 sayılı ... Kanunu'nun 25 ... maddesi kapsamında sona erdirildiğini, davalının sözleşmesinde yazılı rekabet yasağına aykırı olarak rakip Şirkette çalışmaya başladığını, işten ayrıldıktan donra da davacı Şirket ile ilgili sır niteliğindeki bütün stratejik ticari bilgileri ifşa etmeye devam ettiğini, bilahare yapılan denetimde, müvekkili Şirketin rakibi bulunan birçok şirkete de ticari sır niteliğindeki bilgileri gönderildiğinin tespit edildiğini, davalı hakkında 5237 sayılı ... Ceza Kanunu'nun 239 uncu maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulduğunu, 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ve 446 ncı maddelerine ve taraflar arasında imzalanan ... sözleşmesinin 15 ... maddesinde belirtilen hususlara aykırı davranan davalının hukuka aykırı eylemleri sonucunda müvekkili Şirketin zarar gördüğünü, davalının hukuka aykırı eylemi nedeniyle madden ve manen zarar gören müvekkili Şirketin uğradığı zararlara karşılık olmak üzere maddi tazminat ve manevi tazminat alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı tarafından gönderildiği iddia edilen elektronik postaların Şirketin resmî hesabından gönderilmiş olduğunu ve davalı tarafından gönderilmediğini, aksi kabul edilse bile gönderilen bilgilerin sır olarak değerlendirilemeyeceğini, davalının davacı Şirket ile yazılı ... sözleşmesinin bulunmadığını, bu nedenle davacı Şirketin hangi bilgilerin sır olduğu konusunda bilgilendirilmediğini, davacı Şirketin bu dönemde çalışanlarını toplu hâlde çıkardığını, bir kısmına performans yetersizliği bahanesi uygulanırken davalı gibi birçok çalışana da haksız ithamlarda bulunarak işten çıkartma yolunun seçildiğini, davacı iddialarının haksız ve dayanaksız olduğunu ve müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin13.02.2020 tarihli ve 2016/96 Esas, 2020/17 Karar sayılı kararı ile; davacı Şirketin, davasına konu ciro kaybı nedeniyle maddi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; her ne kadar davalının, dava dışı olan ve davacının eski çalışanı olan N.Ş.'ye Şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de; bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı, 2014 yılı içerisindeki 4 aylık dönemdeki hedeflenen ciro ile gerçekleşen ciro arasındaki farkın bir zarar olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı, kaldı ki 2015 yılı sonu itibarıyla gerçekleşen cironun bir önceki yıla göre daha yüksek olduğu, bu itibarla yukarıda anılan 4 aylık döneme ilişkin hedeflenen cironun piyasa koşullarına ne kadar uygun reel bir hesaplama yapıldığının belli olmadığı gibi objektif bir hesaplamanın yapıldığı konusunda şüphe bulunduğu, bir an için negatif yönde bir ciro farkı oluştuğu kabul edilse dahi bu farkın davalının, davacı Şirkete ait bilgileri arkadaşıyla paylaşmasından mı yoksa piyasa koşullarından mı kaynaklandığının tespitinin mümkün bulunmadığı, bu hususu davacı tarafından somut delillerle ispatlayamadığı, zarar iddiasının objektif kriterlerden uzak ve soyut olduğu anlaşıldığından maddi tazminat yönündeki talebin reddine; manevi tazminat talebi için Mahkememizce yapılan değerlendirmede ise davalının yukarıda anılan ve Mahkememizce de kabul edilen, davacı Şirkete ait ticari bilgileri elektronik posta yolu ile eski çalışan olan arkadaşı ile paylaşmış olması şeklindeki eylemi her ne kadar doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar olarak ... Kanununun 25/II-e maddesi kapsamında işveren için haklı nedenle bildirimsiz fesih nedeni kabul edilecek bir davranış ise de; davalının bu eylemi nedeniyle davacı Şirkete manevi olarak nasıl bir zarar verdiğinin ispatlanamadığı, bu eylem ile Şirketin ticari itibarına zarar verildiği yönünde dosyaya yansıyan bir bilgi ve belge bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç ... Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi30.03.2022 tarihli ve 2020/2645 Esas, 2022/757 Karar sayılı kararı ile; davalı işçinin eylemi nedeniyle davacı Şirketin maddi ve manevi zarara uğradığı ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ... alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 05.07.2022 tarihli ve 2022/6929 Esas, 2022/8687 Karar sayılı ilâmı ile; davacının diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde, kendisine tahsis edilen elektronik posta adresinden davalı Şirketin satış hedeflerine, temsilcisi olduğu markanın eczane ve ürün bazlı satış verilerine ve ticari koşullarına, satış ekibinin bölge bazlı, ... ve realizasyonlarını içeren performans sonuçlarına, ürünlerinin eczane ve ürün bazlı satış ve ticari koşullarına, eczaneye verilecek yıl sonu iskonto tutarı verilerine ilişkin bilgileri, davacının rakibi konumundaki dava dışı Şirket çalışanına gönderdiği tespit edildiği, İlk Derece Mahkemesince de "... her ne kadar davalının, şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı..." şeklindeki açıklama ile davacının ticari sır niteliğinde sayılabilecek bilgileri paylaştığı kabul edilmiş olup davacının bu yöndeki kabule bir itirazı bulundığı, hukuk düzeninin, hukuk süjesi olarak tanıdığı tüzel kişilerin, kişilik hakları kanuni koruma altında olup bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri; satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetindedir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemesince manevi tazminat yükümlülüğünün itibara zarar verilmesi kavramı ile sınırlı değerlendirilmesi isabetli olmadığı, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davacı yararına davalının eylemi ile orantılı ve dosya kapsamına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğu gerekçeleriyle Bölge Adliye Mahkemesi kararın bozularak ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı tarafından 03.04.2015 tarihinde reçete bilgisi içerikli bir elektronik postanın davacının eski çalışanı olan N.Ş.'ye gönderildiği elektronik posta içeriğinin davacı Şirket için önemli bir bilgi olduğu, yine davalı tarafından adı şahsa davacı Şirket satış raporunun da gönderildiği, başka bir gönderide ise ana markanın eczane ve ürün bazlı satış verilerini ve ticari koşullarını içerdiği, bebek mamalarının eczane ve ürün bazlı satış verilerini ticari koşullarını, satış ekibinin bölge bazlı ... ve realizasyonlarını içeren performans sonucu ve ticari sırlarını, mevsimsel ... ürünlerinin eczane ve ürün bazlı satış ve ticari koşullarını, eczaneye verilecek yıl sonu iskonto tutarı verisini içerdiği ve bu bilgilerin davacı Şirket için önemli bilgiler olduğu, bilirkişi raporun mali değerlendirme kısmında; davacı Şirketin satış ve ciro kaybının yaşandığını iddia ettiği 01.01.2014-31.05.2014 tarihleri arasındaki ... cironun gerçekleşmemesi ve ciro farkının 655.815,85 TL olduğunun tespit edildiğini, fakat eksi yönde gerçekleşen ciro farkının davalının eylemlerinden mi yoksa ülkenin ekonomik koşullarından kaynaklı mı olduğunun tespitinin mümkün olmadığı, bununla birlikte 2015 yılındaki cironun yıllık bazda değerlendirildiğinde 2014 yılındaki yıllık cirodan çok daha fazla olduğunun, bu şekilde ciroda artış olduğunun tespit edildiği, davacı Şirketin, davasına konu ciro kaybı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; her ne kadar davalının, dava dışı olan ve davacının eski çalışanı olan N.Ş.'ye Şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de; bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı, 2014 yılı içerisindeki 4 aylık dönemdeki hedeflenen ciro ile gerçekleşen ciro arasındaki farkın bir zarar olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı, kaldı ki 2015 yılı sonu itibarıyla gerçekleşen cironun bir önceki yıla göre daha yüksek olduğu, bu itibarla yukarıda anılan 4 aylık döneme ilişkin hedeflenen cironun piyasa koşullarına ne kadar uygun reel bir hesaplama yapıldığının belli olmadığı gibi objektif bir hesaplamanın yapıldığı konusunda şüphe bulunduğu, hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, ... ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre, tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerektiği, manevi zararın salt üzüntünün varlığı hâlinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarar olduğu, kanuni düzenlemeler gereği yalnız ... kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerinde kişisel haklarının koruma altında olduğu, bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri, satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetinde olduğu gerekçeleriyle manevi tazmit talebinin kısmen kabulü, maddi tazminat talebinin reddi yönününde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz başvurusunda; Mahkemece zarar miktarının tam olarak belirlemediği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda zarar miktarının tam olarak belirlenememesi ticari hayatın karmaşık yapısı gereği olağan olduğu mütalaa edilmekle birlikte zarar doğmadığına dair bir tespit de yapılmadığını davalıya tahsis edilen mail adresinden, müvekkili Şirketin işleyişine müşteri ve ticari sırlarına ait bilgi ve belge gönderildiğinin dosya kapsamı ile ... olduğunu, davalının, hem imzalamış olduğu ... sözleşmesiyle hem de genel hükümler uyarınca ... gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve ... sırları gibi önemli bilgileri üçüncü kişilerle paylaşmamakla yükümlü olmasına rağmen bu yükümlülüklerine aykırı davrandığını ve müvekkil Şirketin yaşadığı ciro kaybında önemli derecede sorumlu olduğunu, hükmedilen manevi tazminat tutarının davalı haksız eylemi ve müvekkil zararı ile orantılı olmayıp, düşük tutardaki tazminatın hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; davalının eylemi nedeniyle, davacının ticaret sırrının ihlalinden kaynaklı olarak maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı, maddi tazminata hükmedilmesine esas illiyetin sübut bulup bulmadığı konularına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri. 2. 4271 sayılı ... Medeni Kanunu'nun ( 4271 sayılı Kanun) Kanun'un 24 üncü maddesi. 3. 6098 sayılı Kanun'un 49, 50 ve 51 ... maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 07.....2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/6929 E., 2022/8687 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Hukuk Dairesi
tam metni aç
iteliğindeki bütün stratejik ticari bilgileri ifşa etmeye devam ettiğini, bilahare yapılan denetimde, müvekkili Şirketin rakibi bulunan birçok şirkete de ticari sır niteliğindeki bilgileri gönderildiğinin tespit edildiğini, davalı hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 239 uncu maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ve 446 ncı
9. Hukuk Dairesi         2022/6929 E.  ,  2022/8687 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : TAZMİNAT Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkil Şirkette 15.01.2014 tarihinde medikal bölge sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, davalının şirket içi tüm elektronik posta yazışma içeriklerinin, Şirketin eski çalışanı olup hâlihazırda dava dışı Matilek Şirketinde çalışan iş arkadaşına gönderdiğinin öğrenildiğini, bunun üzerine davalının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25 inci maddesi kapsamında sona erdirildiğini, davalının sözleşmesinde yazılı rekabet yasağına aykırı olarak rakip Şirkette çalışmaya başladığını, işten ayrıldıktan donra da davacı Şirket ile ilgili sır niteliğindeki bütün stratejik ticari bilgileri ifşa etmeye devam ettiğini, bilahare yapılan denetimde, müvekkili Şirketin rakibi bulunan birçok şirkete de ticari sır niteliğindeki bilgileri gönderildiğinin tespit edildiğini, davalı hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 239 uncu maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ve 446 ncı maddelerine ve taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 15 inci maddesinde belirtilen hususlara aykırı davranan davalının hukuka aykırı eylemleri sonucunda müvekkili Şirketin zarar gördüğünü, davalının hukuka aykırı eylemi nedeniyle madden ve manen zarar gören müvekkili Şirketin uğradığı zararlara karşılık olmak üzere maddi tazminat ve manevi tazminat alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı tarafından gönderildiği iddia edilen elektronik postaların Şirketin resmî hesabından gönderilmiş olduğunu ve davalı tarafından gönderilmediğini, aksi kabul edilse bile gönderilen bilgilerin sır olarak değerlendirilemeyeceğini, davalının davacı Şirket ile yazılı iş sözleşmesinin bulunmadığını, bu nedenle davacı Şirketin hangi bilgilerin sır olduğu konusunda bilgilendirilmediğini, davacı Şirketin bu dönemde çalışanlarını toplu hâlde çıkardığını, bir kısmına performans yetersizliği bahanesi uygulanırken davalı gibi birçok çalışana da haksız ithamlarda bulunarak işten çıkartma yolunun seçildiğini, davacı iddialarının haksız ve dayanaksız olduğunu ve müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacı şirketin, davasına konu ciro kaybı nedeniyle maddi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; her ne kadar davalının, dava dışı olan ve davacının eski çalışanı olan ...'e şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı, 2014 yılı içerisindeki 4 aylık dönemdeki hedeflenen ciro ile gerçekleşen ciro arasındaki farkın bir zarar olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı, kaldı ki 2015 yılı sonu itibariyle gerçekleşen cironun bir önceki yıla göre daha yüksek olduğu, bu itibarla yukarıda anılan 4 aylık döneme ilişkin hedeflenen cironun piyasa koşullarına ne kadar uygun reel bir hesaplama yapıldığının belli olmadığı gibi objektif bir hesaplamanın yapıldığı konusunda şüphe bulunduğu, bir an için negatif yönde bir ciro farkı oluştuğu kabul edilse dahi bu farkın davalının, davacı şirkete ait bilgileri arkadaşıyla paylaşmasından mı yoksa piyasa koşullarından mı kaynaklandığının tespitinin mümkün bulunmadığı, bu hususu davacı tarafından somut delillerle ispatlayamadığı, zarar iddiasının objektif kriterlerden uzak ve soyut olduğu anlaşıldığından maddi tazminat yönündeki talebin reddine; manevi tazminat talebi için mahkememizce yapılan değerlendirmede ise davalının yukarıda anılan ve mahkememizce de kabul edilen, davacı şirkete ait ticari bilgileri elektronik posta yolu ile eski çalışan olan arkadaşı ile paylaşmış olması şeklindeki eylemi her ne kadar doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar olarak İş Kanununun 25/II-e maddesi kapsamında işveren için haklı nedenle bildirimsiz fesih nedeni kabul edilecek bir davranış ise de, davalının bu eylemi nedeniyle davacı şirkete manevi olarak nasıl bir zarar verdiğinin ispatlanamadığı, bu eylem ile şirketin ticari itibarına zarar verildiği yönünde dosyaya yansıyan bir bilgi ve belge bulunmadığı..." gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemece, zarar miktarının tam olarak belirlenemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin maddi gerçekliğe ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda zarar miktarının tam olarak belirlenememesinin ticari hayatın karmaşık yapısı gereği olağan olduğunu, ayrıca bilirkişi raporunda zararın doğmadığına dair bir tespitin de yapılmadığını, davalıya tahsis edilen elektronik posta adresinden, Şirketin iç işleyişişine, müşteri ve ticari sırlarına ait bilgilerin gönderildiğinin dosya içeriği ve bilirkişi raporları ile sabit olduğunu, söz konusu elektronik posta içeriklerin ticari sır niteliğinde olduklarını, müvekkili Şirkete ait ticari sırların rekabet hâlindeki Şirket çalışanlarıyla paylaşılmış olmasının müvekkilinin zararına olduğunu, işten ayrılan davalının, sözleşmesinde yazılı rekabet yasağına da aykırı olarak dava dışı rakip Şirkette çalışmaya başladığını ve müvekkili Şirketle ilgili bildiği, sır niteliğindeki bütün stratejik ticari bilgileri ifşa etmeye devam ettiğini, ticari sırları ifşa edilen müvekkili Şirketin manen zarar gördüğünü ve bu bağlamda manevi tazminat talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kâr elde etmek amacıyla kurulan tüzel kişilerin ticari sırlarının ifşasının kişilik haklarına bir saldırı teşkil ettiğini, bu durumun yargısal içtihatlarla da sabit olduğunu, davalının hukuka aykırı fiilleriyle müvekkili Şirkete zarar verdiğinin bilirkişi raporuyla da belirlendiğini, yaşadığı ciro kaybında davalının vermiş olduğu zarar miktarının diğer faktörlerle birlikte düşünüldüğünde net olarak tespit edilememiş ise de 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi uyarınca uygun bir tazminata hükmedilmesi gerektiğini, davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı işçinin eylemi nedeniyle davacı Şirketin maddi ve manevi zarara uğradığı ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde yer alan sebeplerle, davanın reddine ilişkin kabulün hatalı olduğunu, istinaf dilekçesinde belirttiği istinaf sebepleri yeterince irdelenmeden eksik inceleme ile karar verildiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalının eylemi nedeniyle, davacının ticaret sırrının ihlalinden kaynaklı olarak maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "B. Kişiliğin korunması" " II. Saldırıya karşı" kenar başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir: "Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır " 2. 6098 sayılı Kanun'un "Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri" bölüm başlığı altında düzenlenen " A. Sorumluluk" "I. Genel olarak" kenar başlıklı 49 uncu maddesi şöyledir: " Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür." 3. 6098 sayılı Kanun'un "III. Tazminat" "1. Belirlenmesi" kenar başlıklı 51 inci maddesi şöyledir "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür." 3.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarihli ve 2011/687 Esas, 2012/26 Karar sayılı kararında "Hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, ... ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre (TMK. m. 48), tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerekir. Zaten manevi zarar, salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarardır. Bunun içindir ki, gerek Türk Medeni Kanunu ve gerekse Borçlar Kanunu (m. 49) yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerinde kişisel haklarını korumaktadır." denilmiştir. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacının aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde, davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde, kendisine tahsis edilen elektronik posta adresinden davalı Şirketin satış hedeflerine, temsilcisi olduğu markanın eczane ve ürün bazlı satış verilerine ve ticari koşullarına, satış ekibinin bölge bazlı, hedef ve realizasyonlarını içeren performans sonuçlarına, ürünlerinin eczane ve ürün bazlı satış ve ticari koşullarına, eczaneye verilecek yıl sonu iskonto tutarı verilerine ilişkin bilgileri, davacının rakibi konumundaki dava dışı Şirket çalışanına gönderdiği tespit edilmiştir. Bu husus İlk Derece Mahkemesince de "... her ne kadar davalının, şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı..." şeklindeki açıklama ile davacının ticari sır niteliğinde sayılabilecek bilgileri paylaştığı kabul edilmiş olup davacının bu yöndeki kabule bir itirazı bulunmaktadır. 3. Mahkemece davacı Şirketin ticari itibarına zarar verilmediği ve/veya bu durumun ispat edilemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebi reddedilmiş ise de bu yöndeki kabul dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Zira hukuk düzeninin, hukuk süjesi olarak tanıdığı tüzel kişilerin, kişilik hakları kanuni koruma altında olup bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri; satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetindedir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemesince manevi tazminat yükümlülüğünün itibara zarar verilmesi kavramı ile sınırlı değerlendirilmesi isabetli değildir. 4. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davacı yararına davalının eylemi ile orantılı ve dosya kapsamına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, 2020/105 E., 2021/12 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
cümlesi uyarınca altı aya kadar hapis veya adli para cezası; ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması suçunun yaptırımının TCK'nın 239/1. maddesi uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası;
Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu         2020/105 E.  ,  2021/12 K. "İçtihat Metni" Görevsizlik Kararı Veren Yargıtay Daireleri : 12 ve 5. Ceza Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 140-476 Sanık ... hakkında basit tehdit, ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda atılı suçlardan sanığın ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir. Hükümlerin, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 23.05.2018 tarih ve 12341-5844 sayı ile; "Sanığın, TCK'nın 239. maddesindeki ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması, TCK'nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve TCK'nın 106. maddesindeki tehdit suçlarından dolayı cezalandırılmasının talep edildiği 07.05.2013 tarihli iddianamede; sanığın, katılanlara ait holdinge bağlı bir şirkette muhasebeci olarak çalıştığı esnada, katılanların şirketinin mali ve ticari sırları ile başka şirketlerle olan hukuki ihtilaf ve davalarını kendi bilgisayarına hukuka aykırı olarak kaydettiği, işten ayrıldıktan sonra, katılanların eski ortağı olup, aynı işi yapmalarından dolayı katılanlarla aralarında ticari rekabet bulunan Matodzi adındaki kişiye, ele geçirdiği ticari ve mali sırların bir kısmını haksız çıkar karşılığı verdiği, katılan ...'ı da telefonla arayıp, 'Kişisel ve ailevi sırlarını da biliyorum, burada parasız kaldım, mağdur durumdayım, 6000 Dolar göndermezsen ailevi ve mali sırlarını açıklayacağım, beni Matodzi'nin eline bırakmayın, yoksa sonu sizin için iyi olmaz.' biçimindeki sözlerle tehdit ettiği iddia edilmiş, yapılan yargılama sonunda sanık hakkında TCK'nın 239. maddesindeki ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması, TCK'nın 135. maddesindeki kişisel verilerin kaydedilmesi ve TCK'nın 106. maddesindeki tehdit suçlarından dolayı beraat kararı verilmiş olup, TCK'nın 135 ve 136. maddelerindeki suçların maddi konusunu oluşturan 'kişisel veri' kavramından, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerektiği, şikayet dilekçesinde söz edilen 'Sanığın, şirketin mali sırlarının yanında katılanların şahsi sırlarını da kişisel veri olarak kaydettiği' ne dair bir anlatımın iddianamede yer almadığı, firmaya ait bilgi ve belgelerin 'kişisel veri' kapsamında değerlendirilemeyeceği dikkate alındığında, iddianamedeki anlatımın içeriğinden sanığa yüklenen eylemlerin TCK'nın 239. maddesindeki ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması ve TCK'nın 106. maddesindeki tehdit suçlarından ibaret olduğu, yerel mahkemenin kabulünde olduğu gibi, TCK'nın 135. maddesindeki kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan dava açıldığı sonucuna varılsa dahi TCK'nın 239. maddesindeki ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması suçunun cezasının TCK'nın 135. maddesindeki kişisel verilerin kaydedilmesi ve TCK'nın 106. maddesindeki tehdit suçlarının cezalarından daha ağır olduğu anlaşılmakla, Katılanlar vekili tarafından temyiz incelemesine konu edilen eylemlere ilişkin iddianamedeki anlatıma, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 31. maddesi ile değişik Yargıtay Kanunu'nun 14. maddesindeki; 'Ceza dairelerinde: a) Daireler arasındaki iş bölümünün belirlenmesinde mahkeme kararındaki nitelendirme, mahkûmiyet dışındaki kararlarda ise iddianamede veya iddianame yerine geçen belgedeki nitelendirme esas alınır. b) Çeşitli suçlara ait davalarda, suçların en ağırını incelemeye yetkili olan daire görevlidir.' hükmüne göre, 27.01.2017 tarihli ve 29961 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak, 01.02.2017 günü yürürlüğe giren ve 14.12.2017 olan tebliğname tarihine nazaran uygulanması gereken 20.01.2017 tarihli ve 2017/1 sayılı Yargıtay Büyük Genel Kurul kararı gereğince temyize konu beraat hükümlerinin incelenmesi görevi Yargıtay 5. Ceza Dairesine ait bulunduğu", Dosyanın gönderildiği Yargıtay 5. Ceza Dairesince de 23.09.2020 tarih ve 6612-12372 sayı ile; "İddianame içeriğine, sevke, tebliğname tarihine, Yargıtay Kanununun 14. maddesine ve en ağır cezayı gerektiren suçun verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu olmasına göre temyiz incelemesi yapma görevi Yüksek 12. Ceza Dairesine ait bulunduğu", Gerekçesiyle karşılıklı görevsizlik kararları verilmiştir. Oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözülmesi için Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçe ile karara bağlanmıştır. CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI Yargıtay 12 ve 5. Ceza Daireleri arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; temyiz incelemesinin hangi Özel Dairece yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir. Yargıtay Kanunu'nun Ceza Dairelerinin görevini düzenleyen 14/3. maddesinin a bendi; "Daireler arasındaki iş bölümünün belirlenmesinde dava açılan belgedeki nitelendirme esas alınır. Açıklama ile sevk maddelerinin uyumsuz olduğu durumlarda açıklamaya itibar edilir." şeklinde iken, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle (a) bendi "Daireler arasındaki iş bölümünün belirlenmesinde mahkeme kararındaki nitelendirme, mahkûmiyet dışındaki kararlarda ise iddianame veya iddianame yerine geçen belgedeki nitelendirme esas alınır." şeklinde değiştirilmiştir. Değişiklik sonrasında, Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun istikrarlı kararlarıyla sürdürülen uygulamaya göre; iddianame veya iddianame yerine geçen belgedeki "nitelendirme" kavramı, söz konusu dava açan belgedeki sevk maddesinin isabet ettiği suç olarak kabul edilmiştir. Katılanlar vekilinin temyiz talebinin kapsamı Yerel Mahkemece sanık hakkında kurulan beraat hükümleridir. Bu doğrultuda 14.12.2017 tebliğname tarihi itibarıyla uygulanması gereken Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle değişik 14. maddesi uyarınca ceza dairelerinin görevinin belirlenmesinde esas alınması gereken hükümler sanık hakkında basit tehdit, ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından verilen beraat hükümleri olup iddianamede sanık hakkında sevk maddeleri TCK'nın 106/1-2. cümle, 136/1 ve 239/1-3 şeklinde gösterilmiştir. İncelemeye konu dosyada sanık hakkında kurulan hükümlerin beraat olması karşısında, 14.12.2017 tebliğname tarihi itibarıyla uygulanması gereken Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle değişik 14. maddesi uyarınca iddianamedeki nitelendirmeye (gösterilen sevk maddesinin isabet ettiği suç) ve tebliğname tarihindeki yaptırım miktarlarına göre; temyiz incelemesine konu olan suçlardan basit tehdit suçunun yaptırımının TCK'nın 106/1. maddesinin 2. cümlesi uyarınca altı aya kadar hapis veya adli para cezası; ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması suçunun yaptırımının TCK'nın 239/1. maddesi uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası; verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun yaptırımının ise aynı Kanun'un 136/1. maddesi uyarınca iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasından ibaret olduğu göz önüne alındığında; verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu için öngörülen ceza daha ağır olduğundan temyiz incelemesinin 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca bu suça ilişkin temyiz davalarına bakmakla yetkili ve görevli olan Yargıtay 12. Ceza Dairesince yapılması gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin görevsizlik kararı isabetli bulunduğundan, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ve dosyanın anılan Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle 1- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 23.05.2018 tarihli ve 12341-5844 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA, 2- Dosyanın Yargıtay 12. Ceza Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 31.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
15. Ceza Dairesi, 2017/28124 E., 2019/10556 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
2-Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin açıklanması suçundan; TCK’nın 239/1, 62, 52/2-4 ve 53. maddeleri gereğince mahkumiyet
15. Ceza Dairesi         2017/28124 E.  ,  2019/10556 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin açıklanması HÜKÜM : 1-Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan; beraat 2-Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin açıklanması suçundan; TCK’nın 239/1, 62, 52/2-4 ve 53. maddeleri gereğince mahkumiyet Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm katılanlar vekili tarafından, ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin açıklanması suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm ise, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Gerekçeli karar başlığında davaya katılmalarına karar verilen ... ve ...’nin katılan olarak gösterilmesi gerekirken, müşteki olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak kabul edilmiştir. Sanığın, dış ticaret elemanı olarak çalıştığı ve katılanların yetkilisi olduğu şirketin her türlü üretim bilgisine vakıf olması nedeniyle bu durumu kendi menfaatine kullanarak şirkete ait bilgileri rakip firmalara ve 3. kişilere verdiği, çeşitli yazışmalar yaparak başka firmaların ürünlerinin pazarlamasını yaptığı ve bunların karşılığında komisyon aldığı, bu suretle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin açıklanması suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda; 1-Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan sanığın beraatine ilişkin hükme yönelik yapılan temyiz incelemesinde: Sanık savunmaları, katılan ve tanık beyanları, e-mail çıktıları, adli bilişim inceleme raporu, arama-elkoyma tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılama sonunda, atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin, atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğuna ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 2-Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin açıklanması suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik yapılan temyiz incelemesinde: Sanığa yüklenen ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin açıklanması suçu nedeniyle, hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. ve 254. madde fıkraları gereğince uzlaştırma işlemleri için gereği yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini zorunluluğu, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca sair hususlar incelenmeksizin BOZULMASINA, 24/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Özel Hükümler

Bir vergi incelemesi sırasında, vergi müfettişi (A), mükellef olan bir teknoloji şirketinin henüz piyasaya sürülmemiş bir yazılım projesine ilişkin teknik detayları ve ticari sır niteliğindeki müşteri verilerini öğrenir. Müfettiş (A), bu bilgileri rakip bir şirkette yönetici olarak çalışan yakını (B)’ye aktarır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde, müfettiş (A)’nın cezai sorumluluğu hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Müfettiş (A)'nın eylemi, Türk Ceza Kanunu'ndaki genel nitelikli "görevi kötüye kullanma" suçunu oluşturur ve bu suçtan dolayı cezalandırılır.
B) Vergi Usul Kanunu'nun 362. maddesi gereğince, müfettiş (A)'nın eylemi Türk Ceza Kanunu'nun 239. maddesinde tanımlanan "ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması" suçunu oluşturur ve bu suçun takibi şikâyete bağlıdır.
C) Müfettiş (A)'nın eylemi, görevi dolayısıyla öğrendiği gizli bilgileri ifşa etmesi nedeniyle Türk Ceza Kanunu'nun 258. maddesindeki "göreve ilişkin sırrın açıklanması" suçunu oluşturur ve re'sen soruşturulur.
D) Müfettiş (A), bilgileri kişisel menfaat temin etmek amacıyla değil, sadece yakınına yardım etmek amacıyla aktardığından, eylem suç oluşturmaz, yalnızca disiplin sorumluluğunu gerektirir.
E) (B)'nin bu bilgileri kullanarak şirketi adına bir menfaat sağlamadığı sürece, müfettiş (A)'nın cezai sorumluluğu doğmaz.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol