Türk Ceza Kanunu 256. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 256- (1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Görevi kötüye kullanma[102]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
23 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2014/269 E., 2017/108 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 01.10.2012 gün ve 501-268 sayı ile; sanık ...'ın eyleminin zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu oluşturduğunun kabulü ile TCK'nun 256/1. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 86/2-3-d, 62 ve 51.
Ceza Genel Kurulu 2014/269 E. , 2017/108 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 01.10.2012
Sayısı : 501-268
Sanık ... hakkında katılan ....'a yönelik eziyet suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde sanığın eyleminin işkence suçunu oluşturduğunun kabulü ile TCK'nun 94/1, 62 ve 53/1. maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; sanık ... hakkında katılan ...'ya yönelik zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde sanığın beraatine; sanık ...'nun maktul ....'e yönelik ihmal suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçundan TCK'nun 94/5. maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 95/4, 62, 53/1 ve 63. maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.06.2010 gün ve 337-104 sayılı kısmen resen de temyize tabi olan hükümlerin; sanıklar müdafileri, katılanlar vekilleri, bir kısım baro başkanlıkları ve sanık ...'nun eşi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 28.09.2011 gün ve 8725-10163 sayı ile; baro başkanlıklarının temyize hak ve yetkileri olmadığından temyiz taleplerinin reddiyle, aralarında menfaat çatışması bulunan bazı sanıkların savunmalarının farklı müdafiler tarafından üstlenilmesinin sağlanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 01.10.2012 gün ve 501-268 sayı ile; sanık ...'ın eyleminin zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu oluşturduğunun kabulü ile TCK'nun 256/1. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 86/2-3-d, 62 ve 51. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine; sanık ...'in atılı suçtan beraatine; sanık ...'nun ihmal suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçundan TCK'nun 94/5. maddesi yollamasıyla 95/4, 62, 53/1 ve 63. maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.
Kısmen resen de temyize tâbi olan hükümlerin sanıklar müdafileri, sanık ... ile eşi, katılanlar vekilleri, Cumhuriyet savcısı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.11.2013 gün ve 13411-26551 sayı ile;
"I- Sanıklara atılı suçlardan doğrudan zarar görmeyen, bu nedenle davaya katılma hakkı bulunmayan ve bu yöndeki isteği mahkeme tarafından da reddedilen Türkiye İnsan Hakları Vakfının hükmü temyiz hakkı olmadığından, temsilcisinin vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'nun 317. maddesi uyarınca oybirliğiyle reddine,
Sanıklar ... ve ....haklarında maktul .... ile katılanlar ...ve ...'ya yönelik işkence, sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik, sanık ... hakkında katılan ....'e işkence, sanıklar .... ..., .... ...., ..... ....ve ... haklarında maktul ....'e yönelik işkence suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
İşkence, ulusal hukukta olduğu gibi uluslararası sözleşmelerle de yasaklanmıştır. T.C. Anayasasının 17. maddesinde herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, 'Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz' denilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. maddesi uyarınca; 'Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tâbi tutulamaz' ve 15/2. maddesi gereğince de bu yasak olağanüstü durumlarda bile ortadan kaldırılamaz.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 5. maddesi ile de, 'Hiç kimsenin işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muameleye tâbi tutulamayacağı' kabul edilmiştir.
İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Küçültücü Muamele ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinde ve İşkencenin ve İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Ceza ya da Davranışın Önlenmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesinde işkence yasaklanmış ve işkencenin önlenmesi için alınacak önlemler hükme bağlanmıştır.
İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Küçültücü (Onur Kırıcı) Muamele ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 1. maddesinde, işkence terimi, 'bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözetmeden herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatiyle uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir. Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez' şeklinde tanımlanmış, bu maddenin, 'konu hakkında daha geniş uygulama hükümleri ihtiva eden herhangi uluslararası bir belge veya milli mevzuata halel getirmeyeceği' belirtilmiştir.
Zalimane muameleler, 'mağdura yapılan maddi veya manevi ızdırap verici her türlü işlemleri', insani olmayan muameleler, 'insanlık kişiliğini ve duygusunu önemli derecede incitici eylemleri', haysiyet kırıcı hareketler ise, 'bir kimsenin namus, şöhret veya haysiyetine saldırı niteliğinde olan, kişi üzerinde manevi eziyet doğuracak fiilleri' ifade etmektedir.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun 2/d maddesinde şiddet, 'Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da ....lüğün keyfi engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı' olarak tanımlanmıştır.
Uluslararası Sözleşmelerle yasaklanan işkence, 5237 sayılı TCK'nun 94. maddesinde;
'(1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Suçun;
a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,
b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,
İşlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.
(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.
(6) (Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./9. md) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez' şeklinde düzenlenmiştir.
İşkence suçunu oluş.... eylemler yasada tek tek sayılmamış, onun yerine; 'Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar' işkence suçunun kapsamına alınmıştır.
İşkence suçu birden çok hukuksal yararı koruyan bir suçtur. Korunan hukuki değer, karma bir nitelik taşımaktadır. Bu suçla; insan onuru, vücut dokunulmazlığı, adliye ve kamu yönetiminde disiplin sağlama amacı korunmaktadır. İşkenceyi oluş.... fiiller beden ve ruh sağlığını bozmaktadır. İşkence gören kişi, irade ....lüğü ortadan kalktığı, algılama yeteneği etkilendiği gibi duyduğu acı ve üzüntü sonucu gerçek dışı açıklamalarda veya kabullenmelerde bulunduğundan adaletin gerçekleşmesi ve ceza yargılamasının 'maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına' yönelik amacı engellemekte veya gerçeğe ulaşma gecikmektedir. Ancak asıl korunan hukuki yarar, insan onurudur.
İşkence olarak, bir kişiye karşı insan onuru ile bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. İşkence teşkil eden fiiller aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Bir süreç içinde süreklilik arz eder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, işkencenin bu kapsamda işlenen fiiline nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir. (TCK' nun 94. madde gerekçesi)
Kötü muamelenin AİHS'nin 3. maddesi kapsamına girebilmesi için asgari ciddiyet düzeyine ulaşması gerekir. Bu düzeyin değerlendirilmesi göreceli olup yapılan kötü muamelenin süresi, fiziksel ve psikolojik etkileri, gerektiğinde mağdurun cinsiyeti, yaşı, sağlık durumu gibi koşullar da gözetilmelidir. (AİHM-Mehmet Ali Okur/Türkiye Davası-17 Ocak 2012)
....lüğünden mahrum bırakılmış durumda olan bir kişiye karşı, davranışı gerektirmediği halde fiziksel güç kullanılması insan onuruna saldırı ve ilkesel olarak AİHS'nin 3. maddesi ile güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil etmektedir. (AİHM-Labita/İtalya kararı)
Yapılan fena muamelelerin değişik günlerde olması diğer bir anlatımla işkenceyi oluş.... fiillerin birbirini takip eden günlerde yapılması zorunlu olmayıp belli bir süre devam etmesi yeterlidir. Kasten yaralama fiili birkaç dakika, işaret veya sözle tehdit bir dakika veya daha az, cinsel taciz bir veya birkaç dakika (çimdikleme, okşama gibi) sürmektedir. Bu fiillerin devamlılığı halinde, örneğin gidip gelip bir kişiye tokat atılması, tekme vurmada, on dakikada bir küfredip vurmada, tek ayak üstünde tutmada, yüzünü duvara döndürüp elleri havada yahut tek ayak üstünde duvara yapışık vaziyette bekletmede, uyutmamak için geceleri sık sık soru sormada, kızıp bağırmada, vurmada, sorguya almada, yüksek sesle sürekli müzik dinletmede, soğukta soyup betona yatırmada, elektrik vermede, sıcakta su içmeyi önlemede, giyinik veya soyunukken su sıkıp seyretmede, tuvalet ihtiyacını gidermeye engel olmada ve benzeri olaylarda, bir anlık fena muamele olmayıp fiiller belli bir süreç içinde sistematik biçimde işlendiğinden işkence suçu tartışılmalıdır.
Bir kimsenin tamamıyla polis memurlarının denetimi altında gözaltında tutulduğu sırada meydana gelen her türlü yaralanma ciddi kuşkulara yol açmaktadır. (AİHM-Salman/Türkiye, Mehmet Ali Okur/Türkiye Davaları)
TCK'nun 94/5. maddesi uyarınca, işkence suçunun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz. Madde gerekçesine göre, işkence suçu, çoğu zaman, amir mevkiindeki kamu görevlilerinin zımni muvafakatiyle gerçekleştirilmektedir. Başka bir deyişle, amir konumundaki kamu görevlisi, kendi gözetim yükümlülüğü altında yürütülmekte olan bir soruşturma işlemi sırasında kişilere işkence yapıldığını öngörmesine rağmen bu konuda gerekli müdahalede bulunmamak suretiyle işkence yapılmasına zımnen rıza göstermiş olabilir. Bu gibi durumlarda, amir konumundaki kamu görevlisi, ihmali davranışla işkence suçunu işlemiş kabul edilecek ve bu nedenle cezasında indirim yapılmaksızın sonuçtan sorumlu tutulacaktır.
Anılan madde gerekçesinde de açıklandığı gibi, yasa koyucunun amacı işkenceyi önlemek, işkence yapanlarla birlikte, yapılmasına göz yumanların ve işkence yapıldığını öngörebilecek durumda olduğu halde engellemeyen amirlerin de cezalandırılmasını sağlamaktır. Diğer bir anlatımla, işkenceyi oluş.... fiillere katılmamakla beraber, işkence yapılacağını öngörebilen, buna rağmen gerekli önlemleri almayarak işkence yapılmasına kayıtsız kalan amirlerin de işkence yapanlar gibi cezalandırılması düzenlenmiştir. Bu fıkranın uygulanabilmesi için, failin işkence fiilini işleyenin amiri olması, işkence yapıldığını öngörebilecek ve engelleyebilecek durumda bulunması gerekir.
Somut olayda; 28.09.2008 günü gerçekleştirdikleri bir eylem sırasında, adli makamlarca verilmiş yakalama kararlarının bulunduğu ve görevli memurlara direndikleri iddiasıyla polis tarafından yakalanan maktul .... ile katılanlar ...., ... ve ....'ın karakola getirilmek üzere polis araçlarına bindirildiklerinde, karakola getirildiklerinde araçlardan indirilirken ve indirildiklerinde, henüz karakola alınmadan ve karakola alındıktan sonra üst aramalarının yapılması esnasında, akabinde hekim raporlarının alınması için götürüldükleri hastanede, dönüşte parmak izlerinin alınması ve fotoğraflarının çekilmesi için götürüldükleri ilçe emniyet müdürlüğü biriminde, karakola dönüldüğü zamanlarda nezarethanede ve karakol, hastane, emniyet müdürlüğü arasındaki sevkleri esnasında araç içerilerinde olmak üzere gözaltı süreci boyunca görevli polis memurları tarafından çeşitli şekillerde dövüldükleri, bir takım söz ve davranışlarla aşağılandıkları; 29.09.2008 günü çıkartıldıkları mahkemece tutuklanmalarını müteakip götürüldükleri Metris 2 Nolu T Tipi Cezaevinde, katılanlar ...ve ...'nın üst aramalarının tüm giysileri çıkartılmak suretiyle yapılmasını kabul etmedikleri gerekçesiyle cezaevi jandarma bölük komutanlığında görev yapan sanık ... tarafından tokat atılmak, yumruk ve tahta sopa ile vurulmak suretiyle dövüldükleri, yine çeşitli söz ve davranışlarla aşağılandıkları; maktul... ile katılanlar .... ve ....'ün daha sonra yerleştirildikleri geçici koğuşta, 01.10.2008 günü yapılan sayımda ayağa kalkmadıklarından bahisle, cezaevinde infaz koruma başmemuru olarak görev yapan sanık ... ve infaz koruma memuru ....tarafından tahta sopa ve ..... çubukla vurulmak suretiyle dövüldükleri, üzerlerine su ve bulaşık suyu dökülerek ıslatıldıkları; cezaevi hekimi olarak görev yapan sanık ...'in cezaevine getirilen tutukluları muayene etmeden, gerçeğe aykırı raporlar düzenlediği; maktul...'in geçici koğuştan çıkartıldıktan sonra yerleştirildiği koğuşta 07.10.2008 günü yine sayımda ayağa kalkmadığı gerekçesiyle infaz koruma başmemurları .... ..., .... .... ve infaz koruma memuru ..... ....tarafından tokat atılmak, yumruk ve tekme ile duvar dibinde sandalyede otururken kafası duvara ve ..... kapıya vurulmak suretiyle dövüldüğü ve bu son olayda aldığı darbeler sonucunda kaldırıldığı hastanede 10.10.2008 tarihinde öldüğü; cezaevi 2. Müdürü olan sanık ...'nun maktul ve adı geçen katılanların geçici koğuşta işkenceye uğradıkları, 01.10.2008 tarihinde görevli olduğu, 3-4 memurla 10-15 saniye içerisinde yapılan normal sayımların aksine çok sayıda memurun katılımıyla gerçekleştirilen sabah sayımı esnasında, geçici koğuşta meydana gelen ve yaklaşık 15 dakika süren olaylardan ve daha sonra maktul B-8 koğuşuna alındığında, sayımlarda ayağa kalkmaması nedeniyle meydana gelen çeşitli olaylardan haberdar olmamasının mümkün olmadığı, nitekim savunmalarında denetim ve gözetim yükümlülüğü nedeniyle sistem odasında kamera kayıtlarını da izlediğini belirten sanığın, bu süreç içerisindeki sayımlarda maktul...'in bulunduğu koğuştaki normal sayımlardakine nazaran çok daha fazla olan hareketliliğin farkına varabilecek durumda olduğu, maktulün 06.10.2008 günü akşam sayımında sanık .... .... tarafından tehdit edilmesinin akabinde, 07.10.2008 günü saat 08.15-08.16 sıralarında maktulün bulunduğu koğuşa yaklaşık 10-15 infaz koruma başmemuru ve memurundan oluşan grubun sayım için geldikleri, sanık ...'ın yaklaşık olarak bir dakika kadar sonra saat 08.16.36-08.16.46 sıralarında ana koridora, koğuşun bulunduğu küçük koridorun başına geldiği ve koridoru izlemeye başladığı, bu esnada koğuş kapısının açık olduğu, daha sonra 08.17.25'de kapının önüne kadar geldiği ve içeri baktığı, geri dönüp giderken uyarılması üzerine koğuş kapısının eşiğine kadar gelerek tekrar içeri baktığı ve 08.18.17'de de oradan ayrıldığı, koğuş içerisinde bulunan ve bir kısmı maktule işkence eden memurların da hemen sanığın arkasından çıkarak 08.18.26'da koğuş kapısını kilitledikleri, nitekim aşamalardaki savunmalarında, B-8 koğuşundan birkaç memurun çıktığını ve kapısının açık olduğunu görünce olay yerine geldiğini, önce koğuşun bulunduğu ana malta önünde beklediğini, bu esnada tutuklulardan birinin sayım sırasında ayağa kalkmadığını orada bulunan infaz koruma memurlarından öğrenince koğuş kapısı önüne geldiğini, içeriye baktığında -sayım nedeniyle koğuş içerisinde bulunması gereken- koğuştakilerin ve görevlilerin sayım sırasında bahçede bulunmanın yasak olmasına rağmen koğuş bahçesinde (havalandırmada) olduklarını gördüğünü, bu esnada koğuş temsilcisi olan bir tutukluya öğütlerde bulunduğunu, akabinde de içerideki görevlilerin dışarıya çıktıklarını belirten ve mahkemece yapılan keşif sırasındaki anlatımında da maktul...'i koğuş bahçesinde gördüğünü söyleyen sanığın, sayım için koğuş kapısının açılması ve sayım sonunda kapatılması arasında geçen 2 dakika 38 saniyelik süreç içerisinde gerçekleşen olayın yaklaşık 1 dakika 30 saniyelik bölümünde koğuş yakınında koridor başında ve hemen koğuş kapısının önünde bulunduğu, buna göre önceki olaylar ve görevi itibarıyla içeride meydana gelen olayı görmemesi ya da farkına varmaması mümkün olmadığı gibi, amir konumunda olan sanığın olay meydana gelebileceğini öngörebilecek durumda da olduğu, ancak buna rağmen olayla ilgilenmediği, olayın önlenmesi hususunda herhangi bir ikazda bulunmadığı ve durdurmaya çalışmadığı, maktulün hastaneye kaldırılmasından sonra da olayın meydana geliş şeklini gerçeğe uygun olarak yansıtmayan tutanak düzenlediği tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Özetlenen bu oluş içerisinde, polis memurları sanıklar ... ve ....'in maktul... ile katılanlar .... ve ....'e, sanık ...'in katılan ....'a, sanıklar .... ..., .... ...., ..... ....ve ...'nun maktul...'e yönelik olan ve görevli bulundukları sahalar içerisinde sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içerisinde süreklilik arz eder şekilde gerçekleştirdikleri eylemlerinin işkence suçunu oluşturduğu, sanık ...'in ise tutukluları muayene etmeden rapor düzenlemek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği anlaşılmakla;
Bozmaya uyularak; yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre, Cumhuriyet savcısının sanık ...'nun eyleminin görevi ihmal suçunu oluşturduğuna ve sanık ...'in beraatine karar verilmesi gerektiğine; sanıklar ..., ...., ..., ..., .... ..., .... ...., ..... ....müdafilerinin, sanık ...'nun, eşinin ve müdafiinin suç unsurlarının gerçekleşmediğine, suçların sabit olmadığına, kanıtların tartışılmadığına, gerekçenin yetersiz olduğuna, suç vasıflarının yanlış tayin edildiğine, eksik araştırma ve incelemeye, cezaların fazla olduğuna ve sair hususlara yönelik temyiz itirazları ile katılanlar vekilinin bir nedene dayanmayan temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddiyle, sanıklar .... ...., ..... ....ve ... haklarında kurulan hükümlere yönelik resen de yapılan inceleme sonucunda; sanık ... ve ... haklarındaki hükümler yönünden oyçokluğu, diğer hükümler yönünden ise oybirliğiyle onanmasına,
...
V. Sanık ... hakkında katılan ....'a yönelik işkence, ... hakkında katılan ...'ya yönelik işkence ve .... hakkında maktul ...., katılanlar ...ve ...'ya yönelik işkence suçlarından kurulan hükümlere ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak:
1. Polis memuru olan sanık ...'ın, olay günü gözaltına alınarak karakola getirilen katılan ....'a yönelik olarak üst arama sürecinde karakolun alt katında başlayarak ikinci katta, daha sonra parmak izi alınma ve fotoğraf çekimi için götürdükleri ilçe emniyet müdürlüğü biriminde devam eden, dolayısıyla bir veya iki sefer olmayıp sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içerisinde süreklilik arz eder şekilde gerçekleştirdiği vurma, saç çekme, hakaret içeren sözlerle aşağılama ve baygın vaziyette karakolda yerde yatırma şeklindeki zor kullanma yetkisi ile ilgisi bulunmayan eylemlerinin, işkence suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan hüküm kurulması,
2. Cezaevi jandarma bölük komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan ve jandarma erlerinin amiri olan sanık ...'in, tutuklanarak cezaevine getirilen katılan ...'ya yaklaşık 30 dakika süren arama sırasında aralıklarla yanına gidip gelerek kamera kayıtlarında görüldüğü üzere odalar arasında sürekli dolaştırılan tahta sopa ile vurmak ve aşağılayıcı sözler söylemek suretiyle işkence yaptığının katılan ve tanık anlatımları, kamera kayıtları ve tüm dosya kapsamından anlaşılması karşısında işkence suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle beraat kararı verilmesi,
3. Maktul... ile katılanlar .... ve ....'e işkence yaptığı iddia edilen infaz koruma memuru sanık ....'nun, katılanlar tarafından teşhis edilmediği, olay sırasında maktul ve adı geçen katılanlara vurduğuna dair herhangi bir katılan ya da tanık anlatımı olmadığı, savunmasının aksine üzerine atılı suçu işlediğine dair soyut iddia dışında her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi gerekirken aşamalardaki anlatımlarının çelişkili olduğundan bahisle ve varsayıma dayanan gerekçeyle mahkûmiyet hükümleri kurulması,
4. Kabul ve uygulamaya göre de;
Adli sicil kaydında kasıtlı suçtan mahkûmiyeti bulunmayan sanık ...'ın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları irdelendikten sonra yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunun değerlendirilmesi ve sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili bir karar verilmesi gerekirken, 'işkence suçundan dolayı yargılandığı ve orantısız güç kullanmaktan cezalandırıldığı, bu haliyle kararın Yargıtay denetimine açık olması gerektiğinden' bahisle, yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı biçimde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısının, katılanlar vekilinin ve sanık .... ile müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'nun 321. maddesi gereğince, sanık ... ve ... yönünden oyçokluğuyla, diğer hükümler yönünden oybirliğiyle bozulmasına" karar verilmiştir.
Daire Üyesi M. Karadağ; "1- Sanık ...'ın katılan ....'a yönelik işkence suçundan yapılan yargılama sonunda; yaralama suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dosyada yer alan katılan ....'a ait rapor, sanık ...'a ait rapor, tanık ....'in yeminli beyanı ve sanık savunması birlikte değerlendirildiğinde sanık polis ...'ın katılan .... tarafından ısırılması üzerine mağduru darp etmesinden ibaret eylemi 5237 sayılı TCK'nun 256. maddesi ile yollamasıyla TCK'nun 86/2, 86/3-d, 29. madddelerinde tarif edilen tahrik altında yaralama suçunu oluşturacağından sanığın mağdura yönelik sistematik bir şekilde insan onuruyla bağdaşmayan bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunduğuna dair cezalandırılmasına yetecek başkaca delil bulunmadığı kanaatinde olduğumdan Dairemiz sayın Başkan ve Üyelerinin çoğunluk görüşüne muhalifim.
2- Sanık ...'in katılan ....'e karşı işkence suçundan yapılan yargılaması sonunda cezalandırılmasına ilişkin dava dosyasındaki mevcut deliller arasında cezaevine girişte mağdurun üst araması sebebiyle vücudunda oluşan darp izlerini gösteren rapor mevcut değildir. Mağdurun teşhis tutanağındaki beyanı ile hazırlık ve mahkeme beyanları kısmen çelişkilidir. Mağdurun Cumhuriyet savcısı huzurundaki teşhis tutanağındaki beyanına göre; sanık uzman çavuş ...'in mağdurun karnına bir kez yumrukla ve daha sonra kayıt odasında bir kez de tokatla yüzüne vurmuş olduğu sistematik bir şekilde insan onuruyla bağdaşmayan bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunduğuna dair cezalandırılmasına yetecek delil mevcut olmadığından sanığın eyleminin 5237 sayılı Yasanın 256. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 86/2, 3-d maddelerinde düzenlenen yaralama suçundan öteye geçmediği kanaatinde olduğumdan sanığın işkence suçundan almış olduğu mahkûmiyetinin onanmasına dair Dairemiz sayın Başkan ve Üyelerinin çoğunluk görüşüne muhalifim.
3- Sanık ...'in katılan ...'ya yönelik işkence suçundan yapılan yargılaması sonunda; yerel mahkemece beraatine karar verilmiştir. Mevcut delil durumuna göre cezaevine girişte mağdurun üst araması sebebiyle vücudunda oluşan darp izlerini gösteren rapor mevcut değildir. Mağdurun emniyet aşamasında da darba maruz kaldığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Sanık uzman çavuş ...'in sanığın üst aramasının yapıldığı odada kaldığı sürenin kısa bir süre olduğu gözetildiğinde sanığın sistematik bir şekilde insan onuruyla bağdaşmayan bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunduğuna dair yaralama eyleminin ötesine geçtiğini gösterir yeterli delil bulunmadığından sanığın eyleminin 5237 sayılı Yasanın 256. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 86/2,3-d maddelerinde düzenlenen yaralama suçundan öteye geçmediği kanaatinde olduğumdan sanığın işkence suçundan cezalandırılması gerektiğine ilişkin Dairemiz sayın Başkan ve Üyelerinin çoğunluk görüşüne muhalifim.
4- Sanık ...'nun maktul ....'e karşı ölümle sonuçlanan ihmali davranışla işkence suçundan yapılan yargılama sonunda mahkûmiyetine karar verilmiştir. Dosya içerisinde yer alan, sanık gardiyanlar ...., ...., ..... ve diğer gardiyanların saat 08:15:43'te maktulün koğuşuna girdikleri, 08:18:26'da koğuşu terk ettikleri, sanık ...'ın saat 08:17:25'te koğuş kapısı önüne gelip 08:18:04'te kapı önünden ayrıldığı, izlenen kamera görüntülerine göre sanık kapı önüne gelmeden önce bir kısım gardiyanların hızlı bir şekilde maktulün bulunduğu koğuşun önünü terk ettikleri, sanığın kapı önüne gelip hiçbir şey demeden bir süre baktıktan sonra geri dönmek üzereyken bir gardiyanın kolundan çekmesi üzerine tekrar koğuşa doğru baktığı, sanık ...'ın ağız hareketlerini deşifre eden bilirkişi raporu içeriğine göre maktulün darp edildiğinden bilgisi olduğuna dair bir delil mevcut değildir. Ağız okumaya dair bilirkişi raporuna göre 'sayım vermeyenin sonu bu olur' şeklindeki sözün sanık tarafından söylenmediği anlaşılmaktadır. Maktulü darp ettiği anlaşılan sanıklar .... ve .....'nin maktulün koğuşunda 2 dakika 43 saniye kaldıkları, sanık 2. ....'ın ise koğuş kapısında 39 saniye durduğu anlaşılmaktadır. İçeride kalabalık bir gardiyan topluluğu vardır. Sanığın koğuşu gözlediği anda maktulün darp edildiğini gördüğüne dair her türlü şüpheden uzak delil mevcut değildir.
TCK'nun 95/4. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla işkence suçunun oluşabilmesi için sanık ...'ın sanıklar .... ve ..... tarafından maktul ....'in darp edildiğini görmüş ve sessiz kalmış olması gerekir. Bir diğer ifade ile maktulün işkence görmesine görerek, bilerek, rıza göstermesi ve müdahale yükümlülüğü olduğu halde müdahalede bulunmaması gerekir. Sanığın diğer sanıkların işkence eyleminden haberdar olduğu, en azından darp edilme eylemini gördüğüne dair yeterli delil mevcut olmadığından sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği vicdani kanaatinde olduğumdan Dairemiz sayın Başkan ve Üyelerinin çoğunluk görüşüne muhalifim"
Daire Üyesi M. Akarsu; "Olay tarihinde, İstanbul Metris 1 ve 2 nolu T tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 2. Müdür olarak görev yapan sanık ... hakkında; TCK'nun 94/1. maddesi yollamasıyla 95/4. maddesinde düzenlenen işkence sonucu ölüme sebebiyet vermek suçunu işleyen (ve haklarında verilen mahkûmiyet kararları onanan) diğer sanıklar .... .... ve ..... ....'nin eylemlerine ihmali davranışlarla zımni olarak muvafakat etmek suretiyle TCK'nun 94/5. yollaması ile TCK'nun 95/4. maddelerinden cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
İşkence suçunun basit hali 5237 sayılı TCK'nun 94/1. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 2 ve 3. fıkralarında ise bazı özel durumlar için daha ağır cezalar öngörülmüş olup 5. fıkrasında ise; 'Bu suçun ihmali davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz' diyerek 765 sayılı TCK'da bulunmayan yeni bir düzenleme getirilmiştir. 5237 sayılı TCK'nun 95/4. maddesinde ise; 'İşkence sonucunda ölüm meydana gelmiş ise, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur' demek suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış özel bir düzenleme yapılmıştır.
5237 sayılı TCK'nun 94/5. maddesi; işkence ile etkin mücadele kapsamında, amir mevkiindeki kamu görevlilerinin gözetimi altındaki memurlarının işkence yapmalarını zımnen rıza göstermeleri suretiyle ihmali davranış göstermelerini müeyyide altına almak için düzenlenmiştir. Yani bir kimse başka bir kamu görevlisinin bir başka kimseye işkence ettiğini görmesi veya bilmesi halinde, buna engel olabilecek konumda iken engel olmaz ise TCK'nun 94/5. maddesine göre işkenceden sorumlu tutulacaktır. Bir başka deyişle, önleme yükümlülüğü bulunan kişinin bu eylemini kasıtlı yapması, işkence yapıldığını bilmesine rağmen bunu önlememesi ya da ses çıkarmaması halinde bu fıkra uygulanabilecektir. TCK'nun 94/5. maddesinde belirtilen 'ihmali davranışlarla işlenmesi halinde' ibaresindeki 'ihmal' kelimesini bu şekilde algılanması gerektiği düşünülmüştür.
Somut olaya geldiğimizde;
Maktul ...., 28.09.2008 tarihinde, izinsiz toplantı ihbarı üzerine iddianamede adı geçen polisler marifetiyle, diğer mağdurlarla birlikte gözaltına alınmasından sonra, ölüm olayının meydana geldiği 07.10.2008 tarihleri arasında polis karakolu, Metris Cezaevine girişteki jandarma arama odaları, karantina koğuşu ve cezaevi koğuşlarında (haklarında verilen mahkûmiyetlerin onanmasına karar verilen) diğer sanıklarca birden fazla kez darp edilmek suretiyle işkenceye tabi tutulduğu ve nihayetinde Adli Tıp Kurumu raporuna göre beyin kanamasına bağlı olarak ölümün meydana geldiği anlaşılmıştır.
Sanık ... hakkında iddianamede belirtilen suçlama; sadece 07.10.2008 günü saat 08:00'de başlayan sayım sırasında infaz koruma memurları olan diğer sanıklar .... .... ve ..... ....'nin, ....'e yönelik işkence eylemlerini bildiği halde (ihmali davranışla) engel olmamak suretiyle işkence suçunu işlediği ile sınırlıdır. Yani geçmişteki 10 güne yönelik eylemler ile ilgili hakkında bir suçlama bulunmamaktadır. Burada çözümlenmesi gereken sorun, sanıklar .... ve .....'nin yaptıkları işkence içerikli eylemlerin sanık ...'nun bilip bilmediği, bu hususta öngörülebilir bir ihmalinin bulunup bulunmadığı noktasındadır. Sanık ..., Metris Cezaevine bu olaydan birkaç ay önce atanmış olup cezaevi 2. Müdürü olması nedeniyle de infaz koruma memurları olan diğer sanıklar .... ve .....'nin amiri konumundadır. Dosyadan anlaşıldığı üzere sanık ... olayın meydana geldiği 07.10.2008 günü saat 08:00'de nöbeti devralmıştır. Diğer sanıklar .... ve .....'nin ise bir önceki gün saat 18:00'deki akşam sayımı ile birlikte nöbeti devraldıkları ve bu sayımda sanık ....'in ayağa kalkarak sayıma karşı çıkan ....'i ertesi sabah da bu şekilde davranmaması konusunda uyardığı, olay günü sabah sayımında ise çok sayıda infaz koruma memurunun sayım için maktulün de kaldığı B-8 koğuşuna geldiği kamera kayıtlarından anlaşılmaktadır. Kamera kayıtlarına istinaden bilirkişinin verdiği raporlardan da anlaşılacağı üzere; koğuş kapısının açılıp sayım sonucu kapanması arasında (08:15:39-08:18:26) yaklaşık 2 dakika 40 saniye geçtiği görülmektedir. Sanık ...'ın ise bu sürenin sonuna doğru (08:17:25-08:18:04) yaklaşık 40 saniyelik dilimde görüntülerde bulunduğu, bu görüntülere göre ise sayım yapılan B-8 koğuşuna hiç girmediği, koridor kısmında bulunduğu, kısa bir süre ise koğuş kapısının koridor kısmından içeriye doğru baktığı anlaşılmaktadır.
Sanık ... hakkında iddianamede ileri sürülen deliller; koğuştan çıkarken sanık ...'ı gördüğünü söyleyen diğer sanık .... ...'nın beyanı, olayı en açık ve .....mi biçimde anlattığı anlaşılan infaz koruma başmemuru...... ile tutuklu ...'in beyanlarına göre, sanık ...'ın koruma ve kollama yükümlülüğünü yerine getirmeyip diğer sanıklara engel olmayarak atılı suçu işlediği yönündedir. Olayda tarafsız ve .....mi anlatımları bulunan infaz koruma başmemuru......'nun beyanından da anlaşılacağı üzere; maktul...'i dövenler arasında bulunan (ve bundan da mahkûm olan) sanık .... ...'yı ayırıp olay yerinden uzaklaştırması üzerine sanık ....'ın koğuştan çıktığı sırada, cezaevi 2. Müdürü olan sanık ... ile koridorda karşılaştıklarının doğru olduğu, (bunun kamera kayıtlarınca da tespit edildiği) ancak bu durumun sanık aleyhine bir delil oluşturmadığı gibi olay sırasında sanık ...'ı koğuşta veya koğuş kapısında görmediğini söyleyen....'ın beyanı sanık ...'ın lehine delil olarak değerlendirilmelidir. Tanık ... ise, aynı koğuşta tutuklu bulunan bir kişi olup olay anında sayım nedeniyle diğer tutuklularla birlikte koğuşun üst katına çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Tanığın (Fuat'ı kast ederek) 'sayım vermeyenler bu şekilde cezalandırılacaktır' biçimindeki sözü koğuş kapısının önünde söylediğini beyan etmesine rağmen, gerek üst katta olmasından dolayı koğuş kapısını göremeyecek durumda oluşu gerekse kamera görüntülerinde sanık ...'ın kısa bir süre koğuş kapısına yakın koridorda durması ve dudak okumaya yönelik bilirkişi raporunda da 'psikolojik rahatsızlığın mı var' şeklindeki tespit karşısında; tanık ....'nün beyanlarının olayla örtüşmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda sanık ...'ın önceden veya olay sırasında diğer sanıklar .... ve .....'nin,...'i dövmeleri şeklinde gelişen olayı bildiğine dair delil bulunmadığı, yaklaşık 40 saniye kadar koridor ve koğuş kapısında dolaşmasının ihmali davranışla işkence suçunu işlediği anlamına gelmeyeceği, kaldı ki koğuş içinde çok sayıda infaz koruma memurunun bulunduğu, bir bakışta içerideki olayı fark edemeyebileceği, orada bir anormallik sezmiş olsa dahi sorduğunda yanlış bilgilendirilmiş olabileceği ki, 'psikolojik rahatsızlığı mı var' şeklindeki beyanın buna istinaden söylenmiş olabileceği, kamera kayıtlarında sayım işleminin bitimine yakın bir zamanda koğuş kapısına yaklaşmış olduğunun anlaşılmış olmasına göre, sanıklar .... ve .....'nin eylemlerini tamamlamış olmalarının kuvvetle muhtemel olduğu, bu itibarla koğuştaki darp eylemlerini görememiş olabileceği, bu nedenle darp eylemlerini gördüğü veya bildiğine dair ortada şüpheli durumların olduğu, bu şüpheden de sanığın yararlanması gerektiği düşünülmüştür.
Sonuç olarak; sanık ...'nun gelişmelerden haberdar olduğuna ilişkin kabulün varsayımdan ibaret olacağı, varsayıma dayalı olarak da mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı, bu itibarla dosya kapsamına göre sanık ...'nun, atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle mahkûmiyetine ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.02.2014 gün ve 377446 sayı ile;
"1- Sanık ...’na yönelik incelemede;
Sanık ...’nun maktul ....'e karşı ölümle sonuçlanan ihmali davranışla işkence suçundan yapılan yargılama sonucunda sanığın mahkûmiyetine karar verilmişse de;
İtiraz nedenleri: Maktul .... 28.09.2008 tarihinde izinsiz toplantı ihbarı üzerine gözaltına alınmış, daha sonra tutuklanarak anılan cezaevine getirilmiş, buradaki süreç sonunda infaz koruma görevlileri .... .... ve ..... ....tarafından birden çok kez darp edilmek suretiyle işkenceye tabi tutulduğu ve sonucunda Adli Tıp Kurumunun ilgili raporunda belirtildiği gibi beyin kanamasına bağlı ölümün meydana geldiği anlaşılmıştır. Sanık ...'nun olay tarihinde cezaevinde 2. Müdür olduğu ve diğer sanıkların maktul ....'e eylemlerini bildiği halde ihmali davranışlarla zımni olarak bu eylemlere izin vermesi suretiyle TCK'nun 94/5. maddesi yollamasıyla TCK'nun 95/4. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir. Olayımızda Yüksek Daire ile olan ihtilaf sanık ...'nun ihmali davranışının bulunup bulunmadığına ilişkindir. Yüksek Daire sanık ...'ın işkence olayında ihmalinin bulunduğu kabul etmektedir; ancak dosyadan anlaşıldığı üzere sanık ... olayın meydana geldiği 07.10.2008 günü saat 08.00'de nöbeti devralmıştır. Diğer sanıklar .... .... ve ..... ....'nin, maktul ....'i koğuş içinde sayım vermemesi üzerine darp ettikleri, sanık ...'ın kamera kayıtlarında da anlaşılacağı gibi darp eyleminden sonra koğuş kapısına geldiği ve burada 40 saniye kadar kaldığı ancak koğuşun içine girmediği ve kısa bir süre ise koğuş kapısının koridor kısmından içeri doğru baktığı anlaşılmaktadır.
Sanıklar .... ... koruma başmemuru...... ve tutuklu ...'in beyanlarına göre sanık ...'ın olayı gördüğü halde diğer sanıklara engel olmayıp atılı suçu işlediği iddia edilmektedir. Ancak bu beyanların sanık ...’ın olayı gördüğü ve engel olmadığı yönünde delil olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Keza olay anında koğuşta tutuklu olarak bulunan tanık ...’in de diğer tutuklular ile birlikte koğuşun üst katına çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Tanığın (Fuat'ı kastederek) 'sayım vermeyenler bu şekilde cezalandırılacaktır' biçimindeki sözü koğuş kapısının önünde söylediğini beyan etmesine rağmen, gerek üst katta olmasından dolayı koğuş kapısını göremeyecek durumda oluşu gerekse kamera görüntülerinde sanık ...'ın kısa bir süre koğuş kapısına yakın koridorda durması ve dudak okumaya yönelik bilirkişi raporunda da 'psikolojik rahatsızlığın mı var' şeklindeki tespit karşısında; tanık ....’nün beyanlarının olayla örtüşmediği anlaşılmıştır. Bu durumda sanık ...'ın önceden ve olay sırasında diğer sanıklar .... .... ve ..... ....'nin, maktul ....'i dövmeleri şeklinde gelişen olayı bildiğine dair delil bulunmadığı, koridor ve koğuş kapısında kaldığı sürede dikkate alındığında ihmali davranışla işkence suçunu işlediği sonucuna varılamayacağı, kaldı ki sayım sırasında olduğundan içerde çok sayıda infaz koruma memuru bulunduğu dikkate alındığında koğuşa kısa süreli bakışta içerideki olayı fark edemeyebileceği, koğuştan çıkan görevlilerce yanlış bilgilendirilmesi sonucu 'psikolojik rahatsızlığın mı var' şeklindeki sözü söylemiş olabileceği, keza sayım işleminin bitimine yakın koğuş kapısına gelmiş olduğunun anlaşılmasına göre sanıklar .... ve .....'nin eylemlerini tamamlamış olmalarının kuvvetle muhtemel olduğu bu nedenle sanığın maktulün darp edildiğini gördüğü, bildiği veya göz yumduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı şüpheden de sanığın yararlanması gerektiğinin hukukun genel kuralı olduğu dikkate alındığında,
Sonuç ve istem: Yukarıda açıklanan nedenlerle; sanık ...'nun gelişmelerden haberdar olduğu ve olayda ihmali davranışlarının bulunduğu yönündeki kabulün varsayımdan ibaret olacağı, varsayımlarla da mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı dolayısıyla sanık ...'nun atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığı dikkate alınarak Yüksek Dairenin 06.11.2013 tarih ve 13411-26551 sayılı onama kararı kaldırılarak sanığın beraatine karar verilmesi,
2- Sanık ...’a yönelik incelemede;
Polis memuru olan sanık ...'ın, katılan ....'a yönelik eyleminden dolayı eziyet suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin yaralama suçunu oluşturduğundan bahisle mahkemece TCK'nun 256. maddesi delaletiyle TCK'nun 86/2, 86/3-d maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş, tarafların temyizi üzerine dosya Başsavcılığımıza gelmiş, Başsavcılığımızca sanık lehine tahrik hükümlerinin uygulanmaması isabetsizliğinden bozma talebi ile Yüksek Daireye gönderilmiş, Yüksek Dairenin anılan kararı ile sanığın eyleminin kül halinde işkence suçunu oluşturduğundan bahisle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasındaki ihtilaf sanığın eyleminin işkence suçunu mu yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir. Katılan .... olay tarihinde izinsiz gösteriye katılması üzerine görevli polislerce gözaltına alınarak karakola getirtilmiş, burada gerekli üst araması işlemlerinin yapılabilmesi amacıyla o anda görevli olmayan polis memuru ... karakola çağrılmış ve katılanın üst araması yapılmasının sağlanması amacıyla görevlendirilmiştir.
Yüksek Daire sanık ...'ın katılan ....'a yönelik üst arama sürecinde, karakolun alt katından başlayarak ikinci katta, daha sonra parmak izi alınma ve fotoğraf çekimi için götürdükleri ilçe emniyet müdürlüğü biriminde devam eden dolayısıyla bir veya iki sefer olmayıp sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde süreklilik arz eder şekilde gerçekleştirdiği vurma, saç çekme, hakaret içeren sözler ile aşağılama ve baygın vaziyette karakolda yerde yatırma şeklindeki zor kullanma yetkisi bulunmayan eylemlerinin işkence suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan hüküm kurulduğundan bahisle mahkemenin kararının bozulmasına karar vermiştir, ancak;
İtiraz nedenleri: Aşamalarda tanık sıfatı ile dinlenen ve karakolda çay ve temizlik işleri yaptığı anlaşılan tanık ....'in 'Aliye isimli polis memuru, başka bayan polis memuru bulunmadığı için benden yardım istedi, ancak ben belim ağrıdığı için yardım edemedim, çünkü katılan bayan kendisini yerlere atıyor, kollarını ve ayaklarını kimseyi yaklaştırmamak için sağa sola savuruyor, kendini aratmamak için direniyordu. Hatta Aliye isimli polis memuruna 'o... pu' demek suretiyle sinkaflı söz söylüyor ve 'gücün yetiyorsa ara' demek suretiyle polis memurunun arama yapmasına izin vermiyordu' şeklindeki ifadesinin, katılan ....'ın, savcılıktaki 20.10.2008 tarihli beyanında polislerin arama yapmasını önlemek amacıyla direndiği yönündeki anlatımıyla da örtüştüğü gözlenmiştir. Katılanın sanık ...'a karşı eylemleri 28.09.2008 tarihli tutanakta belirtilmiş olup, burada katılanın Aliye'ye hakaret ettiği, üniformasını yırttığı ve sanık ...'yi boynundan ısırdığı dercedilmiş olup bu husus ...'ın 28.09.2008 tarihli raporuyla sabittir. Sanık ...'nin katılanı tek başına arama yapılacağı üst kata çıkaramaması üzerine diğer polislerden yardım istediği, onların katılımı ile katılan....'yu üst kata çıkardıkları, burada sanık ...'nin üst araması yapmaya çalıştığı ve katılanın da direnmeye devam ettiği anlaşılmaktadır. Sanık ...'nin katılana hakaret içeren sözler söylediğine dair delil de bulunmamaktadır. Tüm bu deliller ışığında sanık ...'nin katılan....'ya karşı eylemleri işkence aşamasına ulaşmamış ve zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır, ancak sanık ... bu eylemi katılanın kendisine yönelik eylemleri sonucu tahrik altında işlemiştir.
Sonuç ve istem: Yukarıda açıklanan nedenlerle; sanık ...'ın eyleminin tahrik altında kasten yaralama suçunu oluşturduğu dolayısıyla Yüksek Dairenin 06.11.2013 tarih ve 13411-26551 sayılı kararındaki sanığın eyleminin işkence suçunu oluşturduğuna ilişkin bozma kararı kaldırılarak, yerel mahkemece verilen kasten yaralama suçunun, tahrik hükümlerinin de uygulanması suretiyle bozulmasına karar verilmesi,
3- Sanık ...'in katılan ...’ya yönelik eyleminin incelenmesinde;
İstanbul Metris 1 ve 2 nolu T Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumunda uzman çavuş olarak görev yapan sanık ... hakkında, olay tarihinde tutuklanarak cezaevinin ilk arama bölümüne getirilen katılan ...'ya üst araması yapıldığı sırada işkence yaptığından bahisle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucu mahkemece verilen beraat kararının katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Başsavcılığımıza gelmiş, beraat kararının onanması istemiyle Yüksek Daireye sunulmuş, Yüksek Dairenin 06.11.2013 tarih ve 13411-26551 sayılı kararı ile; sanık ...'in tutuklanarak cezaevine getirilen katılan ...'ya yaklaşık 30 dakika süren arama sırasında aralıklar ile yanına gidip gelerek kamera kayıtlarında görüldüğü üzere odalar arasında sürekli dolaştırılan tahta sopa ile vurmak ve aşağılayıcı sözler söylemek suretiyle işkence yaptığının katılan ve tanık anlatımları, kamera kayıtları ve tüm dosya kapsamından anlaşılması karşısında; işkence suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile beraat kararı verildiğinden bahisle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir, ancak;
İtiraz nedenleri: Sanık ...'in Metris Cezaevi girişinde, cezaevi kabul ve aramasının yapıldığı jandarma bölüğünde görevli uzman çavuş olduğu, olay günü katılan ...'nın ince üst aramasının yapılması amacıyla katılanı ayrı bir odaya aldığı, yandaki odada ise diğer katılan ....'ün bulunduğu, sanığın olay günü emrinde görevli olarak bulunan erler .... ve ...'dan kameralarda gözüken copu katılan ....'ün odasına girerken istediği, zaten sanık hakkında katılan ....'e yönelik eyleminden dolayı işkence suçundan mahkûmiyet kararı verildiği, sanığın olayımızdaki katılan ...'ya eylemlerinden dolayı ...'nın iddialarından başka delil bulunmadığı, olay anında görevli erler .... ve Hüseyin Aslan'ın beyanlarında sanığın katılana bir eyleminin olmadığını belirttikleri, kaldı ki katılan ...'ün üst araması yapılmasına izin vermemesi ve direnmesi üzerine sanık ...'ın, hakkında Yüksek Dairenin ilk bozma kararından önce mahkûmiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen ve komutanı konumunda olan .....'i odaya çağırdığı ve .....'in katılana etkili eylemde bulunduğu, ayrıca katılanın odadan çıkarken kamera görüntülerinde tespit edilen bir ayağını yere tam basamama nedeninin .....'in darbeleri olabileceği gibi gözaltına alındığı tarihten itibaren sanık sıfatı ile yargılanan emniyet görevlilerinin darbelerinin de olabileceği dikkate alındığında; sanık ...'in katılana işkence ettiğine dair katılanın soyut beyanından başka cezalandırılmasına yetecek delil bulunmadığı anlaşılmakla,
Sonuç ve istem: Yukarıda açıklanan nedenlerle; sanık ...'in atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığı dikkate alınarak Yüksek Dairenin 06.11.2013 tarih ve 13411-26551 sayılı bozma kararı kaldırılarak yerel mahkemece verilen beraat kararının onanması" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 18.03.2014 gün ve 5691-6642 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar ... ve....'un katılanlar .... ve....'ya, sanıklar .... ve .....'un katılanlar .... ve ....'e, sanık .....'nın katılan .... ve maktul...'e, sanıklar ....ve ....'nin katılan ... ve maktul...'e, sanık ...'ın katılan ....'a, sanık ... .....'in katılan ...'e, sanık ....'un maktul...'e, sanıklar ..... ve ...'in katılan....'ya yönelik eziyet suçundan beraatlerine; sanıklar ..... ve ...'in katılanlar ....,....ve maktul...'e yönelik eylemleri nedeniyle işkence suçundan mahkûmiyetlerine; sanık ...'in katılan ....'a yönelik eylemi nedeniyle işkence suçundan mahkûmiyetine, maktul...'e yönelik zor kullanma yetkisine ilişkin sınırının aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan beraatine; sanık ...'ın katılan ... ve maktul...'e, sanık ....'ün maktul...'e yönelik zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan beraatlerine; sanık ...'in resmi belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyetine; sanıklar ...., ...., ........, ..., ......., ...., ... ...., ..., ....,. ..... ...., .'in kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan beraatlerine; sanıklar ..... ....ve .... ....'ın maktul...'e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçundan mahkûmiyetlerine; sanık .... ...'nın maktul...'e yönelik işkence suçundan mahkûmiyetine; sanık ... Karaosmaoğlu'nun görevi ihmal suçundan beraatine ilişkin hükümler Özel Dairece onanmak suretiyle, sanıklar ....ve ...'un katılanlar ....,....ve maktul...'e yönelik işkence suçundan mahkûmiyetlerine ilişkin hükümler Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş, sanık ....'in katılan ...'e, sanıklar .... ve .... Kayım'ın maktul...'e yönelik zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçu ile sanıklar .... ...,......, .....'nun görevi kötüye kullanma suçundan haklarında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin CMK'nun 231/5-6. maddeleri gereğince açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara itirazları üzerine inceleme yapan merci tarafından taleplerinin kabulü ile yerel mahkemece dosyalarının ayrılmasına karar verildiği anlaşılmış olup; itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında katılan ...'e karşı gerçekleştirdiği iddia olunan eylemden dolayı kurulan beraat hükmü ile sanık ...'ın katılan....'ya yönelik zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama ve sanık ...'nun maktul...'e yönelik ihmal suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanık ...'ın katılan ....'a yönelik eyleminin işkence suçunu mu, yoksa zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu mu oluşturduğu,
2- Sanık ...'ın eyleminin zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılması halinde;
a- Haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığı,
b- Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı,
3- Sanık ...'in, katılan ...'ya karşı gerçekleştirdiği iddia olunan eylemin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, yerel mahkemece kurulan beraat hükmünün yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği,
4- Sanık ...'na atılı maktul ....'e yönelik ihmal suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçunun sabit olup olmadığı,
Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.
28.09.2008 günü saat 14.20 sıralarında, Akgün Caddesi üzerinde on kişilik bir grubun slogan atarak yürüyüş yaptıklarının bildirilmesi üzerine olay yerine giden polis ekiplerince katılanlar ...., ... ve ...ile maktul ....'in haklarında yakalama kararı bulunduğu ve görevli memura mukavemet ettikleri gerekçesiyle İstinye Şehit Muhsin Bodur Polis Merkezine götürülüp gözaltına alındıkları, polis merkezinde katılan....'nun üst arama işleminin sanık ... tarafından yapıldığı, katılanlar ve maktulün 29.09.2008 tarihinde tutuklanarak Metris T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderildikleri, katılanlar ..., ...ve maktul ....'in cezaevine girişte üst arama işlemlerinin sanık ... ve inceleme dışı sanıklar .... ile ... tarafından yapılarak geçici koğuşa yerleştirildikleri, 01.10.2008 günü geçici koğuşta yapılan sayımda ayağa kalkmamaları sebebiyle inceleme dışı sanıklar ... ve ....tarafından üstlerine su dökülüp dövüldükleri, sonrasında geçici koğuştan B-8 koğuşuna alınan maktulün, 06.10.2008 tarihinde yapılan akşam sayımında da ayağa kalkmaması nedeniyle inceleme dışı sanık .... .... tarafından tehdit edildiği, 07.10.2008 tarihinde yapılan sabah sayımı sırasında infaz koruma memurları ve başmemurların kalabalık halde maktulün kaldığı koğuşa geldikleri, sayım sırasında yine ayağa kalkmayan maktulün inceleme dışı sanık .... tarafından tokat atılarak darp edildiği ve inceleme dışı diğer sanıklar ..... ....ve .... .... tarafından dövüldüğü, kısa süre sonra fenalaşan maktulün geçirdiği beyin kanaması sonucu kaldırıldığı hastanede 10.10.2008 günü saat 16.20 sıralarında öldüğü somut olayda;
Farklı sanıklara ve birbirinden bağımsız eylemlere ilişkin uyuşmazlık konularının sırasıyla incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Sanık ...'ın katılan ....'a yönelik eyleminin işkence suçunu mu, yoksa zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun değerlendirilmesinde;
İncelenen dosya kapsamından;
Olay, yakalama ve elkoyma tutanağına göre; 28.09.2008 günü saat 14.20 sıralarında Akgün Caddesi üzerinde yasadışı gösteri düzenleyen yaklaşık onbeş kişilik bir grubun megafonla slogan atarak yürüdüklerinin haber merkezine bildirilmesi üzerine, polis ekiplerince bahse konu adrese gidildiği, on kişilik grupta yer alan bir kadının megafon, diğer şahısların ise pankart, dergi ve afiş taşıdıklarının görüldüğü, polislerin şahıslardan genel bilgi taraması için kimliklerini istediği, yapılan sorgulamada maktul... ile katılanlar.... ve ....'ün terörle mücadele şube müdürlüğünce arandığının tespit edilmesi üzerine şahısların polis aracına davet edildiği, bu sırada grubun slogan atmaya başladığı, katılan ....'ın “bizi gözaltına alamazsınız” diyerek polislere tekme ve tokat attığı, grubun birbirine kenetlenip mukavemette bulundukları, birçok kez sözlü olarak uyarılan grubun mukavemetini artırarak devam ettirmesi üzerine artan oranda zor kullanıldığı ve direnç gösteren katılanlar ve maktulün kelepçelenerek ekip araçlarına bindirildikleri, yasal işlemlerin yapılabilmesi için İstinye Şehit Muhsin Bodur Polis Merkezine getirilen katılanlar ve maktulün, polis araçlarından inmeyerek slogan atmaya ve aracın tavanına yumruk atarak direnmeye başladıkları, birçok kez sözlü olarak uyarılmalarına rağmen inmemeleri üzerine zor kullanılarak araçlardan indirilip polis merkezine getirildikleri ve nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatıyla gözaltına alındıkları,
28.09.2008 günü saat 19.00'da düzenlenen tutanağa göre; katılan....'nun üst aramasını yapmak için sanık ... tarafından polis merkezinin ikinci katında bulunan adli büro odasına götürülmek istendiği, katılan....'nun ise karşı koyup “siz kimsiniz, bana üst araması yapamazsınız, yaptırmayacağım, sıkıysa yap aramanı, bunun dışarısı var, sizinle o zaman görüşeceğiz” diyerek üst aramasının yapılmasına engel olmaya çalıştığı, bunun üzerine polis memurları Halit Kubat, .... ve sanık ... tarafından katılan....'nun orantılı güç kullanılarak polis merkezinin ikinci katına çıkarıldığı; burada katılan....'nun, üst aramasını yapmak isteyen sanık ...'nin üniformasını çekerek yırttığı, ayakkabı bağcıklarını almak için eğilen sanık ...'nin boynunu ısırarak yumruk atıp “siz hangi devletin polisisiniz, kimin uşaklığını yapıyorsunuz, orospuluk yaparak para kazanıyorsunuz, kahrolsun devlet” şeklinde sloganlar attığı, sonrasında orantılı güç kullanılarak katılan....'nun üst aramasının yapıldığı,
Aynı tarihte saat 19.50'de düzenlenen tutanağa göre; katılan....'nun polis merkezinin ikinci katında bulunan adli büroya çıkartılmak istendiği sırada, katılanlar ...., .... ve.... ile maktul...'in hep birlikte slogan atarak, elleriyle nezarethanenin ..... parmaklıklarına vurmaya ve kendilerine zarar vermeye başladıkları,
Aynı tarihte saat 21.45'te düzenlenen olay ve savcı görüşme tutanağına göre; Cumhuriyet savcısının talimatı ile katılanlar ve maktulün gözaltı kararı doğrultusunda parmak izi alınması ve fotoğraf çekimi için saat 20.00 sıralarında götürüldükleri Sarıyer Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Büro Amirliğindeki görevlilere zorluk çıkardıkları, kendilerini duvarlara vurarak zarar vermek istedikleri, slogan atarak görevlilere bağırıp tahrik etmeye çalıştıkları, bu olaylardan sonra görevlilerin katılanlar ve maktulü teker teker parmak izi aldırma ve fotoğraf çekme odasına götürdükleri, ancak her birinin fotoğraf çektirmemek için fotoğraf çektirme alanında yere çöküp ayağa kalkmayarak direndikleri, görevlilerce şahısların yerden kaldırılıp fotoğraflarının çekilmeye çalışılmasına rağmen mukavemet sebebiyle başarılı olamadıkları, bu gelişmeler üzerine bilgi verilen Cumhuriyet savcısının şahısların davranışlarının kameraya çekilmesi, Sarıyer Adliyesine getirilmeden önce parmak izlerinin alınması ve fotoğraflarının çektirilmesinde zorluk çıkarmaları halinde nöbetçi Cumhuriyet savcısına ivedi olarak bilgi verilmesi talimatını verdiği, bu talimat üzerine katılanlar ve maktulün parmak izleri aldırılamadan, fotoğrafları çektirilemeden ve kimlik teşhisleri yapılamadan görevlilerce tekrar merkeze götürüldükleri,
Aynı tarihte saat 22.30'da düzenlenen tutanağa göre; nöbetçi Cumhuriyet savcısının saat 22.20 sıralarında telefonla aranarak, rahatsız olduğunu söyleyen katılan....'nun nezarethaneye girmek istemediği bilgisinin verilmesi üzerine Cumhuriyet savcısının, katılan....'nun tekrar darp-cebir raporunun aldırılması ve nezarethaneye girmesinde bir sakınca olup olmadığı hususunun raporda belirtilmesi talimatını verdiği,
29.09.2008 tarihinde saat 03.10'da düzenlenen tutanağa göre; Cumhuriyet savcısının talimatı ile katılan....'nun İstinye Devlet Hastanesine darp-cebir raporu alınmak üzere sevk edildiği, rapor alındıktan sonra gerekli işlemler yapılmak üzere polis merkezine dönüldüğü, daha sonra Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülen katılan....'nun yapılan tedavisinin ardından saat 03.00 sıralarında tekrar polis merkezine getirildiği,
Aynı tarihte saat 12.32'de düzenlenen tutanağa göre; saat 11.00 sıralarında katılanlar ve maktulün Sarıyer Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Büro Amirliğine götürüldükleri, ancak parmak izlerini vermek istemedikleri, bu durum hakkında bilgi verilen Cumhuriyet savcısının orantılı güç kullanılarak parmak izlerinin alınması talimatını verdiği,
Aynı tarihte saat 13.00'de düzenlenen tutanağa göre; Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda orantılı güç kullanılarak şahısların parmak izleri ve fotoğraflarının alındığı,
Katılan.... hakkında İstinye Devlet Hastanesi tarafından 28.09.2008 tarihinde saat 17.33'te düzenlenen geçici rapora göre; şuurunun açık olduğu, sağ temporal bölgesinde şişlik bulunduğu ve ağrı tariflediği, halsizlikten şikâyetçi olduğu, sağ ön kolunda 10x20 cm'lik iki adet eskiye bağlı nedbe olduğu, sol kolunda 3x5 cm'lik abrazyon, sağ dizinde ise 2x1 cm'lik dermabrazyon bulunduğu; aynı kurum tarafından aynı tarihte saat 23.07'de düzenlenen rapora göre ise, her iki bileğinde sirküler kelepçe izi ve benzer kızarıklıkların mevcut olduğu, saat 22.10'da acil polikliniğine başvuran katılan....'nun halsizlik şikâyeti olduğu, daha önce diyalize girdiğini ve sağ kulağında işitme güçlüğü olduğunu belirtmesi sebebiyle dahiliye ve kulak-burun-boğaz muayenesinin ilgili uzmanlarca yapılmasının önerildiği, sol kulak bölümünde 1x1 cm'lik hiperemi olduğu, boynunun ön yüzünde ve arkasında tırnak veya parmak ile tutulmadan dolayı oluştuğu düşünülen kızarıklık bulunduğu, boyun ağrısı ve oturup kalkmada güçlük tarif etmesinden dolayı beyin cerrahisi ile görüşülmesinin önerildiği, sağ dizinde ve sağ dirseğinde tekme veya sürtmeye bağlı olabilecek nitelikte 1x1 cm'lik dermabrazyon, her iki bacağının ön yüzünde multiple ezilme ve morluklar, sol bacağında dört adet, bir tanesi dizinde 2x2 cm'lik olmak üzere sağ bacağında iki adet kızarıklık mevcut olduğu,
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 29.09.2008 tarihinde saat 01.10'da düzenlenen rapora göre; darp-cebir izi olduğu; aynı kurum tarafından aynı tarihte saat 02.30'da düzenlenen rapora göre ise, sinirsel hassasiyet olduğu, dirsek grafisinde pataloji saptanmadığı, motor ve duyu defisit bulunmadığı, kafasının birkaç yerinde kızarıklık olduğu, çekilen fm grafilerinde pataloji olmadığı, acil cerrahi müdahale gerektiren patoloji saptanmadığı,
İstinye Devlet Hastanesi tarafından 29.09.2008 tarihinde saat 13.48'de düzenlenen rapora göre; boynuna ve başına tekme atıldığını, saçının çekildiğini ve sağ kulağının önünde yüksek sesle bağırıldığını beyan eden katılan....'nun boynunda, başında ve tüm eklemlerinde ağrı, sağ kulağında duyma güçlüğü ile çınlama ve sol elin baş parmağında kelepçe takılmasına bağlı his kaybı tarif ettiği, katılan....'nun genel durumunun iyi, şuurunun açık, kooperasyonunun tam olduğu, tariflediği şikâyetler hususunda kulak-burun-boğaz ve nöroloji uzmanlarınca konsültasyonun gerekli olduğu,
Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından 03.10.2008 tarihinde düzenlenen rapora göre; gözaltı süresince ve gözaltı çıkışında yapılmış muayenelerinde tanımlanan ve gözaltı giriş raporunda bulunmayan travmatik lezyonların gözaltı süresi içerisinde meydana gelebilecek nitelikte bulundukları, bu lezyonların sert ve künt cisimlerin doğrudan havalesinin yanı sıra, sert bir zemine çarpma, çarptırılma, sürtme, sürtülme, düşme, düşürülme sonucu oluşabilecek nitelikte oldukları, yüzeysel yumuşak doku lezyonlarına neden olan yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu,
Sanık ... hakkında İstinye Devlet Hastanesi tarafından 28.09.2008 tarihinde saat 21.50'de düzenlenen rapora göre; boynunun arka bölümünde tırnak izi görünümü veren 15x15 cm'lik alanda kızarıklık, abrazyon, sağ skapulada oval şekilli kızarıklık, üzerinde diş izine benzer 3 adet abrazyon ve oksipitalde şişlik bulunduğu, sanık ...'ye baş ağrısı tanısı konulduğu,
Baltalimanı Devlet Hastanesi tarafından 28.09.2008 tarihinde saat 22.45'te düzenlenen rapora göre; sağ el bileğinde, sağ dizinde ve lomber bölgede hassasiyet olduğu, akut asseöz patoloji saptanmadığı,
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 29.09.2008 tarihinde saat 02.30'da düzenlenen rapora göre; sağ temporomandibular bölgede kızarıklık ve ezilme ile hematom olduğu,
Adli Tıp Kurumu Şişli Şube Müdürlüğü tarafından 13.10.2008 tarihinde düzenlenen rapora göre; sanık ...'de saptanan bulguların basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ...., görevli memura direnme suçundan yapılan sorgusunda; etkili eylem ve cinsel tacize maruz kaldığını, kendisini en çok İstinye Polis Merkezinde Aliye ve ..... isimli polislerin dövdüğünü, Sarıyer Emniyet Müdürlüğünde de etkili eyleme maruz kaldıklarını,
Şikâyetçi sıfatıyla savcılıkta ve duruşmada; kronik böbrek hastası olduğunu, İstinye Derbent bölgesinde dergi dağıtırlarken ekip araçlarının önlerini kestiğini, polislerce kimlik kontrolü yapıldığında maktul... ile katılan ...'ün arama kaydının olduğunu öğrendiklerini, polislere avukatlarının gelerek durumu aydınlatabileceğini söyledikleri sırada yaka paça polis araçlarına bindirildiklerini, araçların içerisinde sopalarla dayak yediklerini, polislerin küfür ettiklerini, karakolun içine un çuvalı gibi atıldıklarını, diğer katılanlar ve maktulün dövülerek nezarethaneye alınıp tuvalete gitme ve kelepçelerinin çözülmesi taleplerine dövülerek karşılık verildiğini, katılan ....'ın üst araması yapılırken taciz edildiğini, taciz eden polisin kendisine “sen de böyle aranacaksın” dediğini, akşam saatlerine doğru gelen sanık ...'nin, karakolun yemek ve temizlik işlerini yapan bir kadın ile kendisini üst kata çıkarmak istediğini, ancak arkadaşlarının cinsel tacize uğradığını görünce çıkmak istemediğini, üst kata sivil polislerce sürüklenerek çıkarıldığını, sanık ..., inceleme dışı sanık ..... ve tanımadığı başka bir sivil polis tarafından üst aramasının yapıldığını, arama müddetince birisinin boynuna bastığını, sanık ...'nin sürekli saçını çektiğini ve “sana toka yakışmaz, küpe yakışmaz, seni ezmek öldürmek istiyorum ki aldığım maaşı hak edeyim” dediğini, özürlü olması nedeniyle aldığı ücretsiz otobüse binme kartını görüp “sen buna layık değilsin, devletin otobüsüne nasıl bedava binersin” dediğini, bu sırada dövüldüğünü ve hakarete uğradığını, sanık ...'nin kendisine cinsel tacizde bulunduğunu, çırılçıplak soymak istediklerini, “sen fahişe olabilirsin; ama bizim polislerimiz sana bakmaz” dediğini, arama bitmesine rağmen ellerine ve sırtına basıldığı için “bak hala arkadaşlarımın altındasın” dediğini, arama bittikten sonra rapor alınmak üzere İstinye Devlet Hastanesine gidip karakola geri döndüklerini, daha sonra parmak izleri alınmak üzere Sarıyer Emniyet Asayiş Büro Amirliğine götürüldüklerini, dövülerek yukarı çıkarıldıklarını, kendilerini getiren yaklaşık onbeş kişilik polis grubu tarafından dövüldüklerini, katılan ...'ün iç odaya alınmasından sonra içeriden garip sesler gelmesi üzerine dövüldüğünü tahmin ettiklerini, bu sırada kendilerinin kameraya çekildiğini, sonrasında tekrar dövüldüklerini, bu esnada bayıldığını, kendisine geldiğinde yüzünü katılan ...'ün yıkadığını, karakola geri götürüldüklerinde yanlarına gelen avukatlarının çabalarıyla hastaneye götürüldüklerini, oradan Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiklerini, burada beyin tomografisi çekildikten sonra diğer muayeneleri yapılmadan karakola geri getirildiklerini, İstinye Polis Merkezinde kadın nezarethanesi olmadığı için saat 03.00 sıralarında Fatih Sultan Mehmet Polis Merkezine götürüldüğünü,
Katılan ....; karakola götürüldükten sonra kendilerinin aranarak nezarethaneye konulduklarını, nezarethane dışında bekleyen katılan....'yu, karakolda bulaşık yıkayan bir kadın ile sanık ...'nin yukarı kata çıkardıklarını, buradaki işlemlerden haberi olmadığını, ardından hastaneye götürülüp tekrar karakola getirildiklerini, buradan da Sarıyer Asayiş Büroya götürüldüklerini, sürekli dayak yediklerini, üçüncü kata sürüklenerek çıkarıldıklarını, katılan.... ile kendisinin bir kelepçe ile bağlı olduğunu, bir buçuk saat sürekli dövüldüklerini, sanık ...'nin katılan....'ya vurup saçını çektiğini, katılan....'nun parmak izi alınmak istendiğinde bayıldığını,
Katılan ...; polis merkezinde sürüklenerek üçüncü kata çıkarıldıklarını, katılanlar.... ve ....'ı kelepçe ile birbirlerine bağladıklarını, iftar saatinden sonra katılan....'yu alıp götürdüklerini, içeriden bağırma seslerinin geldiğini, baygınlık geçirdiği için dışarı çıkartılıp yere fırlatılan katılan....'yu lavaboya götürdüğünü ve yüzünü yıkadığını, kendisine gelmesinden sonra tekrar içeriye almak istemeleri üzerine “merdivenin başında duralım, biraz hava alsın” dediğini, yirmi dakika kadar dışarıda durduklarını, daha sonra kendilerini karakola götürdüklerini, avukatlarının katılan....'nun doktora gitmesi gerektiğini söylemeleri üzerine birlikte hastaneye gittiklerini, katılan....'nun muayene odasına alındığını ancak kendisinin muayene ettirilmeden başka bir karakola götürdüğünü,
Tanık ....; karakolda çay ve temizlik işleri yaptığını, maktul ve arkadaşlarının nezarethanede bulunduğu zaman diliminde bu şahısları karakolda gördüğünü, ancak şahıslara şiddet, darp-cebir ve kötü muamele uygulandığına şahit olmadığını, sanık ...'nin katılan....'ya “gel yukarı çıkalım, yukarıda senin üzerini aramam gerekiyor” dediğini, karakolda sanık ...'den başka kadın memur olmadığından kendisinden yardım istediklerini, beli ağrıdığı için yardım edemediğini, katılan....'nun aranmasına engel olmak için kendisini yerlere attığını,
Tanık ....; katılan....'nun üzerini aratmak istemediğini, görevli arkadaşlarının orantılı güç kullanmak suretiyle şahısların üst aramasını yaptığını ve nezarethaneye koyduklarını, kendisinin de üst araması yapılması ve nezarethaneye konulmaları sırasında yardımda bulunduğunu, ayrıca bu kişilerin doktor raporu alınmak üzere hastaneye götürüldüklerinde arkadaşlarına yardım ettiğini, parmak izi için gidildiğinde yazıcı olduğu için karakolda kaldığını,
Tanık .....; İstinye Devlet Hastanesinde estetik cerrahı olarak görev yaptığını, şahısların gece yarısı getirildiklerini, acil olarak yapılması gereken müdahaleleri yaptıktan sonra değerlendirilmesi gereken diğer hususlar için şahısları ilgili branşlara yönlendirdiklerini, katılan....'ya ait raporu ayrıntılı bilgi içerir şekilde yazdığını, kendisinden sonra nöbete gelen arkadaşlarının da yazdıklarına ek bir öneride bulunmadıklarını, nöbetçi Cumhuriyet savcısının kendisi ile görüşmek isteyip aynı zamanda yazılı bir kağıt yolladığını, kendisine ısrarla katılan....'nun nezarethanede kalmasında sakınca olup olmadığının sorulduğunu, kendisinin ise bu soruya cevap verecek yetkide olmadığını yazılı olarak bildirdiğini, kronik böbrek hastası olan katılan....'nun sıkışmış ve su içmemiş olduğu yönündeki anlatımlarını anımsadığını, dahiliye uzmanına yönlendirdiği katılan....'nun eskiye dair yaraları olduğunu, onlarla da ilgili yardımcı olmaya çalıştığını,
İnceleme dışı sanık....; katılan....'nun iddiasının aksine....'yu ya da başka bir kimseyi dövmediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ...; katılan....'ya üst aramasını yapmak üzere ikinci katta müsait bir odaya gitmeyi teklif ettiğini, ancak katılan....'nun “ben sana üstümü aratmam, siz kim oluyorsunuz, bunun dışarısı da var, sıkıysa ara” dediğini, kendisini kasıp slogan attığını, bunun üzerine orantılı güç kullanarak yukarı çıkmasını sağladığını, yukarı çıktıktan sonra katılanın “sen oruspuluk yaparak para kazanıyorsun, siz devlete uşaklık yapıyorsunuz” dediğini, ayakkabı bağcıklarını almak üzere eğildiğinde katılanın bu defa boynunu ısırıp yüzüne yumruk attığını, üniformasını da yırtarak devletin bütünlüğüne yönelik sözler söylediğini, bunun üzerine orantılı güç kullanarak katılan....'nun elbiselerini çıkartmaksızın üzerini aradığını, bu konuda tutanak tuttuklarını, katılanın....'nun Sarıyer Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Bürosuna ve hastanelere sevk edilmesine refakat ettiğini, tüm adli ve idari işlemler sırasında katılan....'ya karşı herhangi bir hakaret ya da cinsel tacizde bulunmadığını savunmuştur.
Türk Dil Kurumu Sözlüğünde "bir kimseye maddi veya manevi olarak yapılan aşırı eziyet" olarak tarif edilen işkence, 1984 tarihli İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 1. maddesinde “Bir kimseye karşı, kendisinden itiraf almak ya da üçüncü kişi hakkında bilgi edinmek, kendisinin veya üçüncü kişinin yaptığı veya yaptığından kuşkulanılan bir eylem nedeniyle cezalandırmak veya kendisini veya üçüncü kişiyi korkutmak veya zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayalı herhangi bir nedenle, bir kamu görevlisi veya resmi sıfatı olan herhangi bir kişi tarafından veya onların teşviki, onayı veya rızası ile kasıtlı olarak uygulanan, şiddetli fiziksel veya ruhsal acı veya eza veren fiil” biçiminde tanımlanmıştır.
İnsan haklarının en ağır ihlallerinden birini oluş.... işkencenin yaptırıma bağlanması ve önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması hususunda çok sayıda uluslararası sözleşme düzenlenmiştir. Bu kapsamda Türkiye, İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi; İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ile İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine taraf olmuştur.
Türkiye’nin de üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 5. maddesinde yer alan "Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tâbi tutulamaz." hükmüne paralel olarak Anayasamızın 17/3. maddesinde "Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir cezaya ve muameleye tabi tutulamaz" hükmü ile işkence yasaklanmış, 38/5. maddesinde de kişilerin kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağı vurgulanmıştır.
Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nun “İşkence” başlıklı 94. maddesindeki "(1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Suçun;
a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,
b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,
İşlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.
(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz” hükmü ile de işkence yasağına aykırı eylemler ceza hukukumuzda yaptırım altına alınmıştır.
TCK'nun 94. maddesinin ilk fıkrasında işkence suçuna vücut veren seçimlik hareketler belirtilmiş; 2 ve 3. fıkralarında suçun nitelikli hallerine; 4. fıkrasında özgü suçlarda bağlılık kuralının istisnasını oluş.... özel bir düzenlemeye; 5. fıkrasında ise suçun ihmali davranışla işlenme şekline yer verilmiş, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun ile madde metnine eklenen 6. fıkrada bu suçta zamanaşımının işlemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
İşkence suçu ile korunan hukuki değer öncelikle insan onurudur. Ayrıca bireylerin ruh ve beden dokunulmazlığı, adil yargılanma hakkı yanında kamu idaresinde disiplinin sağlanması da korunan diğer hukuki değerlerdir. (Timur .....baş, İşkence Suçu, 2. Baskı, Seçkin, 2016, s. 80; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 244; Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Seçkin, 12. Baskı, Ankara, 2015, s. 267 vd.; Sevi Bakım, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda İşkence Suçu, 1. Baskı, Beta, s. 86)
İşkence, sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü bir suç olup, kamu görevlisi kavramı 5237 sayılı TCK'nun "Tanımlar" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" şeklinde açıklanmıştır. Kişinin kamu görevlisi olup olmadığı belirlenirken, ifa ettiği görevin niteliğinin göz önünde bulundurulması gerekir. Bununla birlikte TCK'nun 40/2. maddesinde düzenlenen özgü suçlarda ancak özel fail niteliği taşıyan kişinin suçun faili olacağı, bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulacağı kuralına TCK'nun 94/4. maddesi ile bir istisna getirilerek, işkence suçuna iştirak eden diğer kişilerin de kamu görevlisi gibi cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. (Timur .....baş, İşkence Suçu, 2. Baskı, Seçkin, 2016, s. 83; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 245; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s. 247 vd.; Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Seçkin, 12. Baskı, Ankara, 2015, s. 267; Sevi Bakım, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda İşkence Suçu, 1. Baskı, Beta, s. 92 vd.)
Göreviyle bağlantılı olarak kamu görevlisi ile muhatap olan herkes suçun mağduru olabilir. Mağdurun TCK'nun 94/2. maddesinde sayılan kişilerden olması durumu ise suçun nitelikli halini oluşturacaktır.
İşkence suçu, serbest hareketli bir suçtur. TCK'nun 94/1. maddesine göre bu suç, kamu görevlisi tarafından insan onuruyla bağdaşmayacak surette kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açacak davranışlarla işlenebilir. Ancak bu davranışların madde gerekçesinde de belirtildiği üzere belli bir süreç içerisinde sistematik olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. İşkence teşkil eden fiillerin kamu görevlisi olmayan kişilerce ya da göreviyle bağlantılı olmaksızın kamu görevlisince işlenmesi halinde eziyet; fiillerin belli bir süreç içerisinde sistematik olarak gerçekleştirilmemesi halinde ise kasten yaralama, hakaret gibi bağımsız suçlar gündeme gelecektir. İşkence suçunun belli bir süreç içinde sistematik olarak uygulanması ölçütü aynı hareketlerin tekrarlanması olarak değerlendirilmemelidir. Farklılık gösterse dahi belli bir süreç içinde uygulanan fiiller bir bütün halinde kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açarsa işkence suçu oluşacaktır. Yine süreklilik arz eden filistin askısı veya falakaya yatırma gibi bazı hareketler tekrarlanmasa bile sistematik uygulama özelliği taşıdıklarından işkence suçunu oluşturacaktır. (Timur .....baş, İşkence Suçu, 2. Baskı, Seçkin, 2016, s. 99; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 247; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s. 243 vd.)
İşkence suçunun manevi unsuru kasttır. Suçun gerçekleşebilmesi için, kamu görevlisinin, insan onuruyla bağdaşmayacak surette kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açacak davranışlar yaptığını bilmesi ve istemesi yeterli olup kanuni düzenleme işkencenin belirli bir saik ile işlenmesini aramamıştır. (Timur .....baş, İşkence Suçu, 2. Baskı, Seçkin, 2016, s. 106; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 251; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s. 251; Sevi Bakım, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda İşkence Suçu, 1. Baskı, Beta, s. 166 vd.)
Uyuşmazlık konusu ile ilgili zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçu ise TCK'nun 256. maddesinde;
“(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu suç ile korunan hukuki değerler öncelikle kamu idaresinin itibarı, idarede disiplinin sağlanması, halkın kamu görevlilerine karşı duyduğu inanç ve itimattır. Bireylerin vücut bütünlüğü ile şeref ve haysiyeti de korunan diğer hukuki menfaatlerdir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 900; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s.1102; Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Seçkin, 12. Baskı, Ankara, 2015, s. 275)
Bu suçun faili de işkence suçunda olduğu gibi kamu görevlisidir. Ancak bu suçta işkence suçundan farklı olarak fail olan kamu görevlisinin zor kullanma yetkisine sahip olması gerekir. Somut olayda failin görevli polis memuru olması sebebiyle, polislerin zor kullanma yetkilerinin yasal dayanağına da değinmekte fayda bulunmaktadır.
Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 2559 sayılı Polis Vazife ve Selâhiyet Kanununun “Zor ve Silah Kullanma” başlıklı 16. maddesi;
“Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
...” şeklinde düzenlenmiştir.
Madde metninden de anlaşılacağı üzere polis zor kullanma yetkisini ancak Kanunun çizdiği sınırlar çerçevesinde, kademeli bir şekilde ve ölçülülük ilkesine uygun olarak kullanabilecektir. Bununla birlikte çağdaş toplumlarda polisin üstlendiği görevin zorluğu ve insanoğlunun öngörülemeyen tutumu dikkate alındığında, iç hukuk yetkililerine yüklenen sorumluluğun ağırlığı tahammül edilemez bir boyutta da olmamalıdır. (AİHM, Günaydın/Türkiye B.N: 27526/95, 13.10.2005)
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun mağduru, kamu görevlisinin görevinin gerektirdiği ölçünün sınırlarını aşarak kuvvet kullandığı herkes olabilir.
Suçun fiil unsuru, görevin ifası sırasında görevin gerektirdiği ölçünün dışında kişiler üzerinde zor kullanmak olarak belirlenmiştir. Zor kullanmanın mahiyetini tayin bakımından ise kanun koyucu kasten yaralama suçuna atıf yapmıştır. Dolayısıyla bu suç ancak kasten yaralama suçunu oluş.... kişinin sağlığını ya da algılama yeteneğini bozan veya vücuduna acı veren hareketlerle işlenebilir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 902; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s.1103)
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun manevi unsuru kasttır. Buna göre, zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisi yetkisine ilişkin sınırı bilerek ve isteyerek aşmamışsa, başka bir anlatımla kasten hareket etmemişse madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere; ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın aşılmasına dair hüküm çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar göz önüne alındığında, aralarında bazı ortak noktalar bulunan işkence ve zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçlarının birbirinden ayrıldığı temel noktaları aşağıdaki şekilde belirlemek mümkündür:
1- İşkence suçunda korunan öncelikli hukuki değer insan onuru ve bireye ait hukuki yararlarken, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunda korunan öncelikli hukuki yarar kamu idaresinin disiplini, itibarı ve güvenilirliğidir.
2- Her iki suçun faili kamu görevlisi olmakla birlikte, işkence suçunda diğer suçun aksine kamu görevlisinin zor kullanma yetkisine sahip olması şart değildir.
3- İşkence suçu maddi veya manevi müdahale içeren eylemler ile gerçekleştirile- bilirken, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçu sadece maddi müdahale içeren eylemlerle gerçekleştirilebilir.
4- İşkence suçunda fiiller; ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Oysa zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunda fiillerin sistematik bir yapıda olması ve belirli bir sürece yayılması söz konusu değildir. Fiilin sistematik bir yapıda olup olmadığı veya belirli bir sürece yayılıp yayılmadığı hususunu ise somut olayın özelliklerine göre hâkim takdir edecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Katılan....'nun hakkında verilen gözaltına alma kararı doğrultusunda üst araması yapılmak üzere sanık ... tarafından polis merkezinin ikinci katına çıkartılmak istendiği, katılan....'nun direnmesi üzerine sanık ...'nin diğer polis memurlarının yardımı ile katılan....'yu ikinci kata çıkartabildiği, katılan....'nun üst arama işlemine de direnmeye devam ederek ayakkabısının bağcığını almaya çalışan sanık ...'nin boynunu ısırdığı, bunun üzerine sanık ...'nin üst arama işlemini yapabilmek için zor kullandığı esnada katılan....'nun saçını çektiği, üst arama işleminin bitirilmesine müteakip sanık ...'nin polis merkezindeki tek kadın polis memuru olması nedeniyle katılan....'nun doktor raporlarının alınması için hastaneye götürülüp diğer işlemlerin yapılmasında görev aldığı ve işlemlerin bitirilmesinin ardından da polis merkezinden ayrıldığı olayda; sanığın, katılan....'nun onuruna yönelik söz ve davranışta bulunmadığına dair aşamalardaki istikrarlı savunması, tanık anlatımlarının bu savunmayı desteklemesi ve katılan....'nun sistematik şekilde darp edildiğine dair iddiasının aldırılan doktor raporları ile doğrulanmaması karşısında; sanık ...'nin sabit görülen katılan....'nun saçını çekmekten ibaret eyleminin, işkence suçuna vücut verecek nitelik ve ağırlığa ulaşmadığı da nazara alınarak zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, itirazın bu uyuşmazlık yönünden kabulüne, Özel Dairenin sanık ... yönünden eyleminin işkence suçunu oluşturduğu gerekçesi ile yaptığı (1) nolu bozma nedeninin ilamdan çıkarılmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin işkence suçunu oluşturduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır.
2-a. Birinci uyuşmazlık konusunda varılan sonuç bağlamında sanık ... hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde;
TCK'nun 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu halde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik halinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluş.... haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç, bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden fiil, mağdurdan sadır olmalıdır.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da maktulden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hallerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğine;
Birinci uyuşmazlık konusunun çözümünde kabul edilen oluş, sanık ...'ın, üst aramasını yaptığı katılan....'nun boynunu ısırdığına dair aşamalardaki istikrarlı savunması ve bu savunmayla uyumlu sanığın sağ scapula bölgesinde diş izine benzer abrazyonlar bulunduğunu belirten İstinye Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 28.09.2008 tarihli rapor karşısında; sanığın zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu haksız tahrik altında işlediğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, itirazın bu uyuşmazlık yönünden de kabulüne, sanık ...'ın zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu haksız tahrik altında gerçekleştirdiği gözetilmeden sanık hakkında fazla ceza tayini isabetsizliğinin bozma nedenlerine eklenmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; olayda haksız tahrik koşullarının oluşmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
2-b. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı konusundaki bozma nedeninin değerlendirilmesine gelince;
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ...'ın adli sicil kaydında sabıkasının bulunmadığı,
Yerel mahkemece sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün “sanığın işkence suçundan dolayı yargılandığı ve orantısız güç kullanmaktan cezalandırıldığı, bu haliyle sanıkla ilgili verilen kararın Yargıtay denetimine açık olması gerektiği" şeklindeki gerekçeyle açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği,
Özel Dairenin, yerel mahkemece sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair verilen kararının yasal ve yeterli gerekçe içermemesini kabule göre bozma nedeni olarak gösterdiği,
Anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede;
Sabıkası bulunmayan ve kısa süreli hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında yerel mahkemece “sanığın işkence suçundan dolayı yargılandığı ve orantısız güç kullanmaktan cezalandırıldığı, bu haliyle sanıkla ilgili verilen kararın Yargıtay denetimine açık olması gerektiği" şeklindeki gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Özel Dairece bu husus sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmüne ilişkin diğer bozma nedeninin yanında "kabule göre" bozma nedeni olarak gösterilmiştir. Yargıtay tarafından yapılan "kabule göre" bozmalar, yerel mahkeme kabulünün doğru olduğu varsayımı ile hükümdeki hatalı yönlere ilişkin olarak uyarma ve yol gösterme amacıyla yapılan ve bozma kararının hukuki sonuçlarını doğurmayan açıklamalardır.
Özel Dairece sanık ... hakkında CMK'nun 231. maddesinde yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair gerekçenin yasal ve yeterli olmaması hususu kabule göre bozma nedeni yapılmış ise de; Ceza Genel Kurulunca sanık ...'ın eyleminin zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu oluşturduğu sonucuna varılması ve yerel mahkemece de suç vasfının doğru şekilde belirlendiğinin anlaşılması karşısında; bu bozma nedeninin "kabule göre" bozma nedeni olarak gösterilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla (4) numaralı bozma nedeninde yer alan "Kabul ve uygulamaya göre de" ibaresinin çıkarılmasına karar verilmelidir.
3- Sanık ...'in, katılan ...'ya karşı gerçekleştirdiği iddia edilen eylemin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, beraat hükmünün yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin değerlendirilmesinde;
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel mahkemece sanık ... hakkında, katılan ...'e karşı gerçekleştirdiği iddia olunan eylem nedeniyle beraat kararı verildiği, ancak bu hususta herhangi bir gerekçeye yer verilmediği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde durulması gerekmektedir.
Mahkemeler, kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir. (AYM, B.N: 2013/7800, 18.06.2014, & 31; AİHM, Hadjianastassıou/Yunanistan Kararı, 16.12.1993, & 33).
Mahkemelerin davanın taraflarınca ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir. (AYM; B.N: 2013/7970, 10.06.2015, & 41). Böylece davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymaları da sağlanacaktır. (AYM; B.N: 2012/1034, 20.03.2014, & 34).
Anayasanın 141 ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşıoy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç, bir başka anlatımla "hüküm" bölümlerinden oluşmalıdır. Başlık bölümünde; hükmü veren mahkemenin, mahkeme başkanı ve üyelerin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekillerinin ve yasal temsilcilerinin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği ile varsa müdafiinin adı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında ya da tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüş ve düşünceler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; dosyada mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra hükme esas alınan ve reddedilen bütün deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmalı, ulaşılan kanaatin açıklanması sırasında çelişkiye mahal vermeyecek şekilde hukuki nitelendirme yapılarak sonuç kısmında açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç" ya da "hüküm" bölümünde ise, CMK'nun 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanunun 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK'nun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre mahkûmiyet yerine veya müeyyidenin yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezası veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yollarına müracaat mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercii hiçbir tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
Öte yandan, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7 ve 5271 sayılı CMK’nun 289/1-g maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hallerinden birini oluşturacaktır.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Sanık ... hakkında katılan ...'ya karşı gerçekleştirdiği iddia edilen eylemden dolayı yerel mahkemece kurulan beraat hükmünün gerekçesinde, dosyadaki mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra hükme esas alınan ve reddedilen bütün deliller belirlenip delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığının anlatılması gerekirken, bu ilkeler doğrultusunda işlem yapılmayarak sadece hüküm kurulmakla yetinilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Dairenin sanık ... yönünden yaptığı bozma nedeninin kaldırılmasına, sanık ... hakkında kurulan beraat hükmünün usul ve kanuna uygun gerekçe gösterilmeden karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
4- Sanık ...'na atılı maktul ....'e yönelik ihmal suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlığın incelenmesine gelince;
İncelenen dosya kapsamından;
Maktul ....'in görevi yaptırmamak için direnme suçundan Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesinin 29.09.2008 gün ve 2008/194 değişik iş sayılı kararı ile tutuklanarak Metris T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderildiği,
Sanık ...'nun Metris T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun 2. Müdürü olarak görev yaptığı, kurum işleyişinde yapılan işbölümüne göre amiri olduğu 3. vardiyanın 30.09.2008 ve 04.10.2008 tarihlerinde akşam, 07.10.2008 tarihinde ise sabah sayımlarında nöbetçi olduğu, koğuşta yapılan sayımlarda hem nöbeti devralan hem de nöbeti devreden vardiyanın hazır bulunduğu,
Maktul ....'in 07.10.2008 tarihinde yapılan sabah sayımının ardından fenalaşması üzerine kaldırıldığı Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 10.10.2008 günü öldüğü,
Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen rapora göre; tüm vücut bölgelerinde künt travmaya bağlı yaygın doku içi kanama alanları saptanan kişinin ölümünün künt kafa travmasına bağlı, beyin kanaması ve bu nedenle gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, otopside dış ve iç muayenede tanımlanıp künt travma sonucu meydana geldikleri saptanmış olan yaraların kaba dayak olarak bilinen işkence yöntemi bulguları ile uyumlu olduğu,
Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen rapora göre; otopside tarif edilen travmatik lezyonlar ve ölüme neden olan beyin kanamasının kişinin ölümünden 4-7 gün önceki döneminde -cezaevinde bulunduğu süre- oluşmuş nitelikte oldukları, kişinin 28.09.2008 ve 29.09.2008 tarihlerinde -gözaltında bulunduğu dönem- yapılan muayenelerinde tespit edilen travmatik lezyonların ölüm olayında etkisinin bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılanlar ... ve ....; sıraya girmemeleri nedeniyle maktul ile birlikte 30.09.2008 tarihli sabah sayımında 6-7 infaz koruma memuru tarafından yaklaşık 15-20 dakika, akşam sayımında ise 4-5 infaz koruma memuru tarafından herhangi bir alet kullanılmaksızın dövüldüklerini, ertesi gün yapılan sabah sayımında 5-6 infaz koruma memurunun birinin elinde kısa sopa, diğerinin elinde kapı açma .....i olduğu halde bu aletleri elden ele dolaştırmak suretiyle yaklaşık yarım saat maktul ve kendilerini darp ettiklerini, bu sırada maktulün burnunun kanadığını, üstlerine su döktüklerini, akabinde farklı koğuşlara yerleştirildiklerini,
Tanık..... 09.10.2008 ve 15.10.2008 tarihlerinde savcılıkta; maktul ile aynı koğuşta kaldığını, görevlilerin sayıma katılmayan maktule katılmama nedenini sorduklarını, maktulün siyasi mahkûm olduğunu söylemesi üzerine iki gardiyanın elinden tutarak maktulü ayağa kaldırmaya çalıştığını, bu sırada kendisini geriye doğru çeken maktulün dengesini kaybederek yere düşüp baygınlık geçirdiğini, maktul ayılmayınca revir görevlilerini çağırdıklarını; 17.10.2008 tarihinde adalet müfettişine verdiği benzer anlatımlarında ek olarak, sanık ...'ın da koğuşa geldiğini, ancak içeri girmediğini; duruşmada ise tekrar ifade vermek istemediğini, önceki ifadelerini tekrar ettiğini,
Tanık ....09.10.2008 tarihinde savcılıkta; maktul ile aynı koğuşta kaldığını, görevlilerin sayıma katılmayan maktule katılmama nedenini sorduklarını, maktulün siyasi mahkûm olduğunu söylemesi üzerine iki gardiyanın elinden tutarak maktulü ayağa kaldırmaya çalıştığını, bu sırada kendisini geriye doğru çeken maktulün dengesini kaybederek yere düşüp baygınlık geçirdiğini, maktul ayılmayınca revir görevlilerini çağırdıklarını; 17.10.2008 tarihinde adalet müfettişine verdiği benzer anlatımlarında ek olarak, maktulün düşmesinden sonra memurların kendilerine "hemen yukarıya çıkın" dediklerini, bahçe kapısını açtırdıklarını, tanıklar .... ile....'in alt katta kaldıklarını, o anda yaklaşık onbeş memurun koğuşa geldiğini, sanık ...'ın daha sonra gelip maktule bakarak gittiğini; duruşmada; önceki ifadelerini tekrar ettiğini,
Tanık........ 09.10.2008 tarihinde savcılıkta; maktul ile aynı koğuşta kaldığını, görevlilerin sayıma katılmayan maktule katılmama nedenini sorduklarını, maktulün siyasi mahkûm olduğunu söylemesi üzerine iki gardiyanın elinden tutarak maktulü ayağa kaldırmaya çalıştığını, bu sırada kendisini geriye doğru çeken maktulün dengesini kaybederek yere düşüp baygınlık geçirdiğini, maktul ayılmayınca revir görevlilerini çağırdıklarını; 17.10.2008 tarihinde adalet müfettişine verdiği benzer anlatımlarında ek olarak, inceleme dışı sanık ....'ın 06.10.2008 günü yapılan sabah sayımında ayağa kalkmayan maktule sinkaflı küfür ettiğini, maktulün akşam sayımında da ayağa kalkmaması üzerine sayıma gelen bir memurun “yarın kalkma da görüşürüz” dediğini, 07.10.2008 tarihli sabah sayımında inceleme dışı sanık .... ile tanıyamadığı bir memurun maktulü kollarından tutarak kaldırmaya çalıştıklarını, bu esnada bir memurun kendilerine “yukarı çıkın” diye bağırdığını, maktulün memurların elinden kurtulmak isterken kafasını duvara çarptığını, maktulün fenalaşması üzerine inceleme dışı sanık....'ın geldiğini, daha sonra maktulü revire götürdüklerini, olaylar sırasında sanık ...'ın gelip gittiğini; duruşmadaki benzer anlatımlarında farklı olarak, kendisi ile tanık ....'ın aşağı katta, tanık ....'nün ise merdivenlerin başında olduğunu, kim olduğunu görmediği bir kişinin “bundan sonra sayım vermeyenler bu şekilde cezalandırılacaktır” dediğini,
Tanık .... .... 09.10.2008 tarihinde savcılıkta; maktul ile aynı koğuşta kaldığını, görevlilerin sayıma katılmayan maktule katılmama nedenini sorduklarını, maktulün siyasi mahkûm olduğunu söylemesi üzerine iki gardiyanın elinden tutarak maktulü ayağa kaldırmaya çalıştığını, bu sırada kendisini geriye doğru çeken maktulün dengesini kaybederek yere düşüp baygınlık geçirdiğini, maktul ayılmayınca revir görevlilerini çağırdıklarını; 17.10.2008 tarihinde adalet müfettişine verdiği ifadesinde, 06.10.2008 tarihinde yapılan akşam sayımında herhangi bir olay olmadığını, 07.10.2008 tarihinde yapılan sabah sayımında ise maktul ayağa kalkmadığı için iki memurun maktulü kaldırmaya çalıştığını, bu sırada maktulün sırt üstü düşerek kafasını duvara çarptığını, diğer mahkûmların üst kata çıktığını, kendisinin tanık.... ile birlikte alt katta kaldığını, daha sonra koğuşa başka memurların geldiğini, inceleme dışı sanık....'ın maktule soğan koklattığını, memurların maktulün ayılması için bahçe kapısı açtırdıktan sonra koğuştan ayrıldıklarını, ancak maktulün ayılmaması üzerine tanık....'in zile bastığını; duruşmada, sabah sayımında iki infaz koruma memurunun maktulün koluna girerek ayağa kaldırmaya çalıştıklarını, bu sırada maktulün yere düştüğünü,
Tanık .......... 09.10.2008 ve 15.10.2008 tarihlerinde savcılıkta; maktul ile aynı koğuşta kaldığını, görevlilerin sayıma katılmayan maktule katılmama nedenini sorduklarını, maktulün siyasi mahkûm olduğunu söylemesi üzerine iki gardiyanın elinden tutarak maktulü ayağa kaldırmaya çalıştığını, bu sırada kendisini geriye doğru çeken maktulün dengesini kaybederek yere düşüp baygınlık geçirdiğini, maktul ayılmayınca revir görevlilerini çağırdıklarını; 17.10.2008 tarihinde adalet müfettişine verdiği ifadesinde, 07.10.2008 günlü sabah sayımına infaz koruma memurlarının kalabalık bir şekilde geldiklerini, sayım alınırken ayağa kalkmayan maktulü 2-3 kişinin kollarından tutup kaldırmaya çalıştıklarını, kendisini yere atması üzerine maktule vurarak kendilerini de yukarı çıkardıklarını, alt katta kalan arkadaşlarının da olduğunu, maktulü dövdüklerini, bahçe kapısını açtıklarını, maktulü burada da dövmeye devam ettiklerini, yeni gelen müdürlerden birinin “kalkamazsan sonu bu olur” dediğini, müdürün yüzünü görmediğini, ancak sesini duyduğunu, kalabalık olduklarını, yanına gittiklerinde maktulün baygın olduğunu; duruşmada, kendileri yukarıda iken sanık ...'ın sayıma kalkmayanların cezalandırılacağına dair söylemini alt kattaki arkadaşlarının anlattığını; keşifte ise maktul darp edilirken üst kata çıkmalarının istendiğini, beş dakika sonra koğuşa indiğinde maktulün bahçeden koğuşa alınmış olduğunu, tanık ....ile maktule yardım etmeye çalıştığını, sırtı kapıya dönükken “ayağa kalkmayanın sonu bu olur” gibi bir söz duyduğunu, geri dönüp bakmadığı için kimin söylediğini görmediğini, ancak koğuştakilerin bu sözün sanık ... tarafından söylendiğini belirttiklerini,
Tanık .... ....09.10.2008 tarihinde savcılıkta; maktul ile aynı koğuşta kaldığını, görevlilerin sayıma katılmayan maktule katılmama nedenini sorduklarını, maktulün siyasi mahkûm olduğunu söylemesi üzerine iki gardiyanın elinden tutarak maktulü ayağa kaldırmaya çalıştığını, bu sırada kendisini geriye doğru çeken maktulün dengesini kaybederek yere düşüp baygınlık geçirdiğini, maktul ayılmayınca revir görevlilerini çağırdıklarını; 15.10.2008 tarihinde savcılıkta ise farklı olarak, başmemur olan inceleme dışı sanık ....'in olayın bir gün öncesinde maktule “sen yarın kalkma da görüşürüz” dediğini, olay günü memurların geldiklerini, ayağa kalkmayan maktule inceleme dışı sanıklar ... ve Selahatin'in vurmaya başladıklarını, teşhis edemediği birkaç kişinin daha maktule vurduğunu, kafasından tutup ..... kapıya ve duvara çarptıklarını, bu sırada bir memurun bahçe kapısını açtığını ve kendilerini yukarıya gönderdiklerini, aralarında sadece inceleme dışı sanık....'ın onları durdurmaya çalıştığını, fakat başaramadığını, yaşananları yukarıdaki camdan gördüğünü; 17.10.2008 tarihinde adalet müfettişine verdiği benzer anlatımlarında ek olarak, sanık ...'ın elini sallayarak “bir daha bu eylemi gerçekleştirenlere bu şekilde olacak” dediğini, maktulü aşağıda bulduklarında baygın olduğunu ve zor nefes aldığını, durumu ağırlaşınca memurları çağırdıklarını, inceleme dışı sanık....'ın geldiğini, durumu görünce hemen revire haber verdiklerini; duruşmadaki benzer anlatımlarında da, sanık ...'ın kapının önünde “sayıma kalkmayan böyle şiddet görecektir” dediğini ve bunu gördüğünü,
Tanık.... 09.10.2008 tarihinde savcılıkta; maktul ile aynı koğuşta kaldığını, görevlilerin sayıma katılmayan maktule katılmama nedenini sorduklarını, maktulün siyasi mahkûm olduğunu söylemesi üzerine iki gardiyanın elinden tutarak maktulü ayağa kaldırmaya çalıştığını, bu sırada kendisini geriye doğru çeken maktulün dengesini kaybederek yere düşüp baygınlık geçirdiğini, maktul ayılmayınca revir görevlilerini çağırdıklarını; 14.10.2008 tarihinde adalet müfettişine verdiği ifadesinde ve 15.10.2008 tarihinde savcılıkta alınan beyanında, inceleme dışı sanıklar .... ve ...'in maktulün kafasını ..... kapıya çarptıklarını, sonrasında bahçe kapısını açıp kendilerini yukarıya gönderdiklerini, inceleme dışı sanık....'ın maktule vuranları durdurmaya çalıştığını fakat başaramadığını, maktulü alt katta baygın bulmaları üzerine memurları çağırdıklarını, inceleme dışı sanık....'ın geldiğini ve maktulü revire götürdüklerini; duruşmada ise benzer beyanlarda bulunarak önceki anlatımlarını tekrar ettiğini,
Tanık ... 09.10.2008 tarihinde savcılıkta; maktul ile aynı koğuşta kaldığını, görevlilerin sayıma katılmayan maktule katılmama nedenini sorduklarını, maktulün siyasi mahkûm olduğunu söylemesi üzerine iki gardiyanın elinden tutarak maktulü ayağa kaldırmaya çalıştığını, bu sırada kendisini geriye doğru çeken maktulün dengesini kaybederek yere düşüp baygınlık geçirdiğini, maktul ayılmayınca revir görevlilerini çağırdıklarını; 14.10.2008 tarihinde adalet müfettişine verdiği ifadesinde ve 15.10.2008 tarihinde savcılıkta alınan beyanında, sabah sayımında maktulün ayağa kalkmaması üzerine inceleme dışı sanıklar .... ve ...'in maktulün kafasını ..... kapıya çarptıklarını, sonrasında bahçe kapısını açıp kendilerini yukarıya gönderdiklerini, inceleme dışı sanık....'ın maktule vuranları durdurmaya çalıştığını, daha sonra sanık ...'ın geldiğini, elini sallayarak “bir daha aynı eylemi gerçekleştirenlere bu şekilde olacak” şeklinde sözler söylediğini, maktulü alt katta bulduklarında baygın olduğunu ve zor nefes aldığını gördüklerini; duruşmada, bahçe kapısının önünde yerde yatan maktulü kaldırdıkları esnada sanık ...'ın kafasını uzatarak “bu şekilde davrananlar bu şekilde cezalandırılacaktır” dediğini; keşifte ise, maktulü koğuş içine alırken sanık ...'ı koğuş kapısından içeri bakarken gördüğünü, sanık ...'ın gardiyanlara ne olduğunu sorduğunu, gardiyanların maktulün sayım vermediğini söylemeleri üzerine sanık ...'ın “bundan sonra bu şekilde davrananlar bu şekilde cezalandırılacaktır” dediğini, bu sözü bizzat duyduğunu, sanık ...'ı maktulün dövülmesi sırasında veya öncesinde görmediğini,
İnceleme dışı sanık ...; 30.09.2008 günü yapılan sabah sayımında ayağa kalkmayanlar olduğunu 2. Müdür Nuri'ye söylediklerini,
İnceleme dışı sanık .... ...; 07.10.2008 günü yapılan sabah sayımında B-8 koğuşundan çıktıktan sonra, B-7 ile B-8 koğuşları arasında sanık ... ile koridorda karşılaştığını,
İnceleme dışı sanıklar ..... ....ve .... ....; sayıma dahil etmeye çalıştıkları maktule herhangi bir saldırıda bulunmadıklarını, sanık ... ile koridorda karşılaştıklarını,
İnceleme dışı sanık......; ser başgardiyan olduğunu, 07.10.2008 günü yapılan sabah sayımında koğuşa girdiklerini, maktule fiziki temasta bulunulmadan önce tartışma ilerlemesin diye “durun tutanak tutalım, idareye verin” şeklinde bağırdığını, inceleme dışı sanıklar ....ve ....'a sayıma devam etmelerini söylediğini, onların koğuştan çıktığını, koğuşta inceleme dışı sanıklar ...., ..... ve .... ile kaldıklarını, üçünün birden maktule vurmaya başladığını, "durun" demesi üzerine inceleme dışı sanık ....'ın dışarı çıktığını, diğerlerinin vurmaya devam ettiklerini, bunun iki dakika sürdüğünü, koğuş dışında kim olduğunu bilmediği birisinin “bahçeye alın” dediğini, inceleme dışı sanık ....'i uzaklaştırmaya çalışırken inceleme dışı sanık .....'nin maktulü bahçeye çıkardığını, onu da itekleyerek uzaklaştırdığını, koğuş bahçe kapısında inceleme dışı sanık ...'yı gördüğünü, B-8 koğuşundan ayrıldıktan 3-5 dakika sonra koğuşta hasta olduğunu haber verdiklerini; duruşmada benzer anlatımlarına ek olarak, maktulü bahçede dizüstü bıraktığını; keşifte ise, sanık ...'a koğuş önünde ya da girişinde rastlamadığını, kendisine bakarak herhangi bir şey yok anlamında gülümsemediğini,
İnceleme dışı sanık .... savcılıkta; koğuş kapısını açtıktan 1-2 dakika sonra sanık ...'ın kapı önüne geldiğini, koğuş içine başmemurlar girdiği için içeriyi göremediğini, ancak "sayıma kalkmayacağım" gibi sesler işittiğini, herhangi bir kötü muameleye tanık olmadığını; duruşmada ise koğuşun dışında olduğunu, koğuştakiler bahçeye geçtikten sonra sanık ...'ın geldiğini, ara koridorda sanık ...'ın kendisine doğru gelirken "bir şey mi var" diye sorması üzerine başmemurların sayıma kalkmayan biri ile konuştuklarını söylediğini, yaklaştığında "acaba psikolojik bir sorunu mu var ki" dediğini, kendisinin de "bilmiyorum" şeklinde cevap verdiğini, birlikte beklediklerini; keşifte ise sanık ...'ın 1-2 mahkûmla konuştuğunu, ancak ne konuştuğunu anlayamadığını, sanık ...'ın "sayıma kalkmayan böyle olur" dediğini veya mahkûmlara "yukarı çıkın" dendiğini duymadığını, maktulün darp edildiğini ve bahçeye çıkarıldığını görmediğini,
İnceleme dışı sanık ... .... savcılıkta; nöbetçi müdür olan sanık ...'ın B-8 nolu koğuşun olduğu koridora gittiğini görünce merak edip peşinden gittiğini, sanık ...'ın koğuşun iç tarafında kapı giriş kısmında beklediğini, koğuşa girdikten 3-5 saniye sonra inceleme dışı sanıklar .... ve .....'nin koğuştan çıktığını, koğuşta olağanüstü bir şey olduğuna şahit olmadığını; duruşmada ise sanık ...'ın koridorda durup bir nöbetçi ile konuştuğunu, sonrasında sanık ...'ın bir tutuklu ile konuşurken bir an duraksayıp koğuşa girdiğini, sanık ...'ın tutukluya "madem sorununuz var, dilekçe yazın, psikolojik sorunu falan varsa kendi aranızda büyütmeyin biz gereğini yaparız, siz kendi aranızda büyütürseniz bu iş başka şekil alır" dediğini, koğuşun bahçe kapısının açık olduğunu, bir tutuklu ile inceleme dışı sanık....'ın konuştuklarını, önce sanık ...'ın daha sonra da inceleme dışı sanıklar ..... ile ....'in oradan ayrıldıklarını; keşifte ise sanık ...'ın arkasında olduğunu ve bulunduğu açıdan koğuşun içini gördüğünü, koğuş kapısına geldiğinde inceleme dışı sanık ....'ın çıktığını, koğuşta kapının sağ tarafında iki ya da üç mahkûm olduğunu, baktığında koğuş bahçe kapısından içeri giren inceleme dışı sanık ....'i gördüğünü, bu sırada sanık ...'ın mahkûma ne olduğunu sorduğunu, kendisinin araya girerek koğuş mümessili olan mahkûmlardan birinin olayı daha iyi bileceğini söylediğini, bu konuşmalar sırasında maktulü görmediğini, içeri girdiğinde sanık ...'ın uzaklaşır gibi olduğunu, koğuşun bahçe kapısına yaklaştığında bahçede maktulün ayakta konuşuyor olduğunu, inceleme dışı sanık .....'nin bir buçuk metre mesafede olduğunu, tekrar kapı girişine geldiğinde sanık ...'ı gördüğünü, koğuşa girdiğinde inceleme dışı sanıklar .... ve .....'nin de çıktığını, inceleme dışı sanıklar.... ile Adem'in kaldığını, "tutanak düzenleyelim" dediğini, koğuştan çıktıktan 3-4 dakika sonra tekrar döndüğünde maktulü yerde yatarken gördüğünü, ikinci kez geldiğinde sanık ...'ın koğuş girişi ya da kapısında bulunmadığını,
Beyan etmişler,
Sanık ... savcılıkta ve sorguda; 07.10.2008 tarihinde 08.00-20.00 saatleri arasında gündüz nöbetçi müdür olarak görevli olduğunu, sabah sayımı yapılırken B-8 koğuşundan üç görevlinin çıktığını ve koğuş kapısının açık olduğunu görünce nedenini merak ederek bu koğuşun bulunduğu anamalta önünde beklediğini, bir memurun tutuklulardan birinin ayağa kalkmadığını, onunla ilgili problem olduğunu söylediğini, bunun üzerine yaklaşık 1 dakika bekledikten sonra içerideki sayım görevlilerinin neden çıkmadığını anlamak için B-8 koğuşuna ilerleyerek koğuş kapısı önüne geldiğini, kapının açık olduğunu ve henüz koğuş kapısına ulaşmadan inceleme dışı sanık ....'ın koğuştan çıktığını, koğuştakilerin ve görevlilerin havalandırmada olduklarını, ancak herhangi bir arbede, ses veya gürültü duymadığını, oradaki insanların halinden olağan dışı bir şey gözlemlemediğini, koğuş kapısı önünde tanık....'e “birbirinizden sorumlusunuz, birbirinizi idare edeceksiniz, birbirinize örnek olacaksınız” demesi üzerine “biz de örnek oluyoruz, bunu bilerek yapıyor” şeklinde karşılık verdiğini, akabinde içerideki görevlilerin dışarı çıktığını, arkasından koğuşun kapısının kapandığını hissettiğini ve arkasında inceleme dışı sanıklar ....,.... ve başka görevlilerin olduğunu, daha sonra anamaltada bir görevliye problemin ne olduğunu sorduğunu, onun da bir tutuklunun altı gündür sayımda ayağa kalkmadığını ve üç gündür kustuğunu diğer mahkûmların ilettiğini söylediğini, inceleme dışı sanık ....'a durumdan haberdar olup olmadığını sorduğunu, onun da haberinin olmadığını söylediğini; duruşmada da, görevinin denetim ve gözetim olduğunu, kamera odasında görüntüleri seyrettiğini, görüntülerde koğuşa doğru hareket ettiği 08.17-08.18 dakikaları arasında onaltı adımlık mesafede inceleme dışı sanık .... ile karşılaştığını, kendisine .... vermediğini, kapıdaki memura "psikolojik bir sorunu mu var" diye sorması üzerine "hayır" şeklinde cevap verdiğini, inceleme dışı sanık ...'nın geldiğini, mahkûmlarla diyalog kurduğunu, koğuş kapısının önüne geldiğinde bahçede insan silueti gördüğünü, sessiz olmalarının dikkatini çektiğini; keşifte benzer anlatımlarında ek olarak, inceleme dışı sanık....'ı havalandırmada görüp ne oluyor gibisinden baktığında bir şey yok anlamında gülümseyerek kendisine karşılık verdiğini savunmuştur.
Olayın meydana geldiği koğuşta 14.05.2012 tarihinde yapılan keşfe istinaden düzenlenen rapora göre; sanık ...'ın bulunduğu yerden koğuş bahçe kapısının küçük bir bölümünün göründüğü, inceleme dışı sanık ...'nın beyanına göre kendisinin bulunduğu yer ile maktulün bahçede bulunduğu yerin net olarak görünmediği, inceleme dışı sanık....'ın gösterdiği yere göre koğuş kapısından, önünde ..... pencere ve parmaklıklar olmasına rağmen maktulün bahçede bulunduğu yerin rahatlıkla göründüğü, keşifte çekilen fotoğraflara göre ise koğuşun yatakhane bölümüne koğuş içindeki merdivenlerden çıkıldığı,
Metris T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kamera kayıtlarının incelenmesi üzerine düzenlenen bilirkişi raporuna göre; maktul ve katılanlar....ile ....'ın 29.09.2008 tarihinde saat 23.13'te geçici koğuşa alındıkları, 30.09.2008 tarihinde saat 09.22 itibarıyla maktulün bulunduğu koğuşa dört infaz koruma memurunun girerek yaklaşık 6 dakika 30 saniye koğuşta kaldıkları, bu süre içerisinde birkaç memurun kapı önünde hareket halinde görüldükleri, aynı gün saat 19.54'te maktulün bulunduğu koğuşa dört infaz koruma memurunun girdikleri ve yaklaşık 5 dakika kaldıktan sonra kapıyı kapatarak diğer koğuşa geçtikleri, 01.10.2008 tarihinde saat 08.00'de maktulün bulunduğu koğuşa girildiği, diğer koğuş kapıları 1 dakika içinde kapanırken maktulün bulunduğu koğuş kapısının yaklaşık 15 dakika açık kaldığı, maktulün aynı gün saat 16.05'te konulduğu B-8 koğuşuna saat 19.55'te görevlilerin girip yaklaşık 4 dakika sonra çıktıkları, bu sırada bir memurun sol kolunu içeri sokarak 4 saniye süreyle havada tuttuğu, 02.10.2008 günü saat 08.02.46'da başlayan sayımın 8 saniyede bitirildiği, saat 16.41.50'de koğuş kapısının açıldığı, içeriden iki adet su bidonu alan memurların kapıyı kapatmak istediği sırada koğuştakilerden birinin kapının kapanmasını engellediği, kapı eşiğine gelen iki tutuklunun memurlarla konuşmaya başladığı, tutuklulardan birinin eliyle içeriyi işaret etmesinden, diğerinin de içeriye bakmasından içerideki bir olay veya kişi hakkında konuştukları kanaatine varıldığı, saat 16.43.20'de koğuş kapısının kapatıldığı, 03.10.2008 tarihinde yapılan sabah ve akşam sayımlarının 12 saniyede bitirilerek kapının kapatıldığı, 04.10.2008 tarihinde yapılan sabah sayımının 13, akşam sayımının 8 saniyede bitirildiği, 05.10.2008'de yapılan sabah sayımının 12, akşam sayımının ise 10 saniyede bitirildiği, 06.10.2008 tarihinde yapılan sabah sayımı için 08.03.11'de kapının açıldığı, görevli memurun içeri girdiği, bu sırada koğuş kapısının önünde üç infaz koruma memurunun beklediği, bu memurların arkasından gelen dördüncü memurun maktulün bulunduğu koğuşa giren ilk memurdan bir kağıt alıp kağıda baktığı, maktulün koğuşuna ilk gelen memur ile kapı eşiğinden bakan memurlardan birisi ve kağıdı alan memurun yandaki koğuşa doğru ilerlediği, bu sırada koridordan gelen başka bir görevlinin maktulün koğuşuna girdiği, maktulün koğuşuna daha önce girip çıkan ilk görevlinin ani bir dönüş yaparak tekrar maktulün kaldığı koğuşunun girişine gelip içeriye bakarak beklediği, sonrasında koğuşun kapısında bekleyip içeriye bakan memurun koğuşa girdiği, ilk görevlinin koğuşa girmesinden sonra bu sürede kapıyı tutan görevlinin eğilerek içeri baktığı, diğer koğuştan çıkan görevlilerden yetkili olduğu sanılan memurun, maktulün bulunduğu koğuşun yanından geçmek üzereyken geriye doğru eğilip bir adım geri atmak suretiyle koğuş içine bakıp ani hareketle içeri girdiği, iki memurun daha koğuşa giriş yaptığı, bu esnada koridordan biri beyaz gömlekli olmak üzere dört şahsın geldiği, beyaz gömlekli şahıs içeri girerken arkasından gelen koruma memurlarının kapı eşiğinde toplandığı, üç memurdan ikisinin daha koğuştan içeri girdiği, diğerinin kapıda beklediği sırada iki memurun dışarı çıktığı, dışarı çıkan görevlilerle kapıdan bakan iki görevli koridordan ayrılırken koğuştan başka bir görevlinin çıkış yaptığı, kapının arkasından bir görevlinin daha gelip koğuşa girdiği, sonrasında görevlilerin koğuştan çıkmaya başladıkları, yaklaşık olarak 7 dakika sonra kapının kapatıldığı, saat 10.30.57'de beş görevlinin koridordan geldiği, maktulün bulunduğu koğuş kapısının açıldığı, önce iki kişinin ardından hepsinin koğuşa girdiği, 6 dakika sonra bütün görevlilerin dışarıya çıktıkları ve koğuşun kapısının kapatıldığı, akşam sayımının 16 saniyede bitirildiği, 07.10.2008 tarihinde yapılan sabah sayımı için saat 08.15.43'te kapının açıldığı, memurların bir kısmı içeri girerken diğerlerinin koğuş kapısından içeri baktıklarının görüldüğü, saat 08.16.36'da iki memurun koğuştan çıkıp dışarıda bekleyen iki memur ile diğer koğuşa gittikleri, saat 08.17.21'de bir memurun maktulün bulunduğu koğuşun kapısından içeriye baktığı, bu sırada koridordan takım elbiseli bir şahsın yanında başka bir memur ile geldiği ve maktulün bulunduğu koğuşun açık olan kapısından içeriye baktığı, saat 08.17.32'de koğuştan çıkan bir memurun kapıda beklemekte olan takım elbiseli şahsın yanına geldiği, ardından takım elbiseli şahıs ile gelen memurun koğuşa girdiği, saat 08.17.57'de takım elbiseli şahsın kapıdan ayrılmak istediği sırada bir memurun şahsı durdurarak bir şeyler söylemesi üzerine saat 08.18.04'te tekrar koğuş kapısına gelip içeriye 12 saniye baktıktan sonra ayrıldığı, ardından içeride bulunan diğer memurların da dışarı çıktığı, koğuşun kapısının kapatıldığı, saat 08.22.44'te iki memurun maktulün bulunduğu koğuşun kapısına gelip mazgaldan içeride bulunan mahkûmlar ile konuştukları, saat 08.23.43'te birkaç memurun daha gelip kapıyı açarak içeri girdikleri, saat 08.24.18'de memurlardan birinin koğuştan çıktığı, saat 08.27.08'de çıkan memurun geri çağrılması üzerine kapının önüne geldiği, bu esnada diğer memurların koğuştan çıkıp kapıyı kapatarak koridorda ilerledikleri, saat 08.29.15'te elinde bir evrak bulunan memurun koğuşa girip içeride yaklaşık 7 dakika kaldıktan sonra çıktığı, saat 08.29.33'te memurların yeniden koridora giriş yaparak maktulün bulunduğu koğuşun kapısını açıp içeriye girdikleri, saat 08.33.03'te başka bir memurun da aynı koğuşa girdiği, saat 08.36.02'de maktulün aynı koğuştaki diğer mahkûmlar tarafından taşınarak koğuştan çıkarılıp revire götürüldüğü,
Dudak okuma uzmanınca 07.10.2008 tarihinde saat 08:17:23 ve 08:18:19 aralığında kamera görüntüleri ile tespit edilen konuşmaların deşifre edildiği raporda ise;
"1) Koğuş kapısı önündeki görevliler ile koğuş içinde olduğu anlaşılan kişinin diyaloğu:
...'nun sağındaki görevli (...'na): Müdürüm, koğuş mümessili (koğuş içindeki kişiyi kastederek)
... (koğuş kapısında bekleyen görevliye): Ne var?
Görevli: Okunmuyor.
... (koğuş kapısında bekleyen görevliye): Psikolojik bir sorunu mu var?
Görevli: Okunmuyor.
... (içeride görünmeyen kişiye): Bu vatandaşın psikolojik sorunu mu var ki sayımda ayağa kalkmıyor?, birbirinize örnek olun sorumluluklarınız var.
...'nun sağında yer alan memur: Problem varsa dilekçe yazın.
Dediği,
Saat 08.17.55'te koğuştan çıkan memur ...'na deşifrasyonu yapılamayan bir şey söylüyor ve ... koğuş kapısına doğru yöneliyor. Adı geçenin içerideki kişiyi dinlediği ancak dudak hareketleri belirgin olmadığından deşifresinin mümkün olmadığı, adı geçenin dudak hareketleri üzerinde yapılan analiz ve incelemede 'bundan sonra ayağa kalkıp sayım vermeyen herkes bu şekilde cezalandırılacak' şeklindeki söz ile sanık ...'ın söylediği söz arasında zamanlama görüntüsü, bloklama, yüz açısı, ağız bölgesi, dudaklarının ve çene kaslarının kullanımı açısında farklılık olduğu dolayısıyla adı geçenin söylediği söz ile belirtilen unsurlar açısından benzerlik ve uygunluk bulunmadığı, ayrıca bu söz ile belirtilen zaman dilimindeki beden dilinin verdiği mesaj açısından uygunluk bulunmadığı kanaatine varılmıştır" tespitlerine yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için TCK'nun 94/5. maddesinde düzenlenen işkencenin ihmali davranışla işlenmesi ve bu kapsamda ihmali ve icrai suç ayrımı üzerinde durulması gerekmektedir.
Hukuk normları, yasaklayıcı ve emredici normlar olmak üzere, iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Sadece icrai bir hareketle ihlal edilebilecek olan ve belirli bir hareketin yapılmasının istenmediği yasaklayıcı normlarda, yasaklanan hareketin yapılması sonucunda bir hak ihlali gerçekleşmektedir. Örneğin; TCK'nun 81. maddesinde yer alan öldürmeyi yasaklayan norm bir kimsenin öldürülmesiyle ihlal edilmiş olacaktır. Emredici normlarda ise, belirli bir hareketin yapılması yasaklanmamakta, aksine belirli bir hareketin yapılması emredilmektedir. Bu emredici kurala uyulmaması başka bir anlatımla yapılması emredilen hareketin yerine getirilmemesi sonucunda haksızlık meydana gelmekte yani kanunda tanımlanan suç ihmali hareketle işlenmektedir. Örneğin; TCK'nun 98. maddesinde düzenlenen, kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve şartların elverdiği ölçüde yardım etmemek ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmemek şeklindeki suç, emredici normun istediği şekilde davranılmamış olması nedeniyle yani ihmali hareketle oluşmaktadır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2012, 5. bası, s.337-338)
Emredici norma aykırı davranılmasıyla işlenen ihmali suçlar öğretide gerçek ihmali suçlar ve gerçek olmayan veya görünüşte (ya da garantörsel) ihmali suçlar olarak iki kategoride değerlendirilmektedir. Gerçek ihmali suçlar; kişinin kanunda tanımlanan icrai davranışı kasten yapmamasıyla oluşmakta olup suçun gerçekleşmesi için ayrıca neticenin de gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. TCK'nun 98. maddesindeki; "yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi", 175. maddesindeki; "akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali", 176. maddedeki; "inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmaması", 177. maddesindeki; "gözetimi altında bulunan hayvanın kontrol altına alınmasında ihmal gösterilmesi", 178. maddesindeki; "herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engellerin konulmaması", 257/2. maddesindeki; "görevinin gereklerinin yapılmasında ihmal veya gecikme gösterilmesi", 278. maddesindeki; "işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirmemesi", 279. maddedeki; "kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunulmasının ihmal edilmesi veya bu hususta gecikme gösterilmesi", 280. maddesindeki; "sağlık mesleği mensubunun görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmemesi veya bu hususta gecikme göstermesi", 284. maddesindeki; "hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin bildiği halde yetkili makamlara bildirilmemesi" gerçek ihmali suçlardandır. Gerçek olmayan veya görünüşte (ya da garantörsel) ihmali suçlar ise, neticenin önlenmesi bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan fail tarafından kanunda tanımlanan neticenin meydana gelmesinin engellenmemesi şeklinde işlenen suçlardır. Bu nedenle kanunda düzenlenen ve kural olarak icrai bir hareketle işlenen suçun ihmali bir hareketle de işlenmesine gerçek olmayan ya da görünüşte ihmali suç denilmektedir. Öğretide neticenin meydana gelmesinin engellenmesi yükümlülüğü "garanti yükümlülüğü" ya da "garantörlük" olarak da adlandırılmaktadır. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu, başka bir anlatımla garanti yükümlülüğü altında bulunan davranışı gerçekleştirmemesi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. (Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih ....i Mahmutoğlu, Yener Ünver, Suç Teorisi (2), İstanbul, 2004, 3.baskı, s. 62; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2010, 5.bası, s.202-212; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2012, 5.bası, s.340-360; Mehmet Emin Artuk,.... Gökcen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2009, 4.bası, s.261-262) İnceleme konumuz olan TCK'nun 94/5. maddesinde düzenlenen; "işkencenin ihmali davranışla işlenmesi" gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlardandır.
TCK'nun 94/5. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere işkence suçu, çoğu zaman amir mevkiindeki kamu görevlilerinin zımni muvafakatiyle gerçekleştirilmektedir. Örneğin amir konumundaki kamu görevlisi, kendi gözetim yükümlülüğü altında yürütülmekte olan bir soruşturma işlemi sırasında kişilere işkence yapıldığını öngörmesine rağmen bu konuda gerekli müdahalede bulunmamak suretiyle işkence yapılmasına zımnen rıza gösterirse ihmali davranışla işkence suçunu işlemiş kabul edilecek ve bu nedenle cezasında indirim yapılmaksızın sorumlu tutulacaktır.
İhmali bir hareket olduğu zaman sorumluluğun doğması için, failin neticeyi önleme hukuksal yükümlülüğü altında olması gerekir. Karakolda astlarının bir vatandaşı öldüresiye dövdüklerini gören amirin, hiçbir şey demeden uzaklaşması örneğinde olduğu gibi neticeyi önleme yönünde maddi olanak sahibi olan amirin ihmali hareketi bu madde kapsamında değerlendirilecektir. (Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Seçkin, 12. Baskı, Ankara, 2015, s. 269)
Bu aşamada değinilmesi gereken TCK'nun “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence” başlıklı 95. maddesinin 4. fıkrası;
"İşkence sonucunda ölüm meydana gelmişse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir.
765 sayılı TCK’nda objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’nda objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terkedilmiş olmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161 vd.). 765 sayılı TCK’ndaki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’nda haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nun “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi; “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi halinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.
Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 5. Bası, İstanbul 2015, s. 286 vd.; Mehmet Emin Artuk,.... Gökcen, A. Caner Yenidünya, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, c.3, s. 2484 vd.)
5237 sayılı TCK’nun 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerden olan TCK'nun 95. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanması için, failin eylemi ile ölüm arasında illiyet bağı ve failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Maktul ile arkadaşlarının 29.09.2008 tarihinde tutuklanarak sanık ...'nun 2. Müdürü olduğu Metris T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konuldukları ve 30.09.2008 günü yapılan sabah sayımından itibaren sayımlarda ayağa kalkmak istemedikleri, sanık ...'ın kurum işleyişinde yapılan işbölümüne göre amiri olduğu 3. vardiyanın 30.09.2008 tarihinde yapılan akşam sayımında nöbeti devralıp 01.10.2008 tarihinde yapılan sabah sayımında nöbeti devrettiği, maktul ve arkadaşlarının 01.10.2008 tarihinde yapılan sabah sayımında da ayağa kalkmamaları üzerine inceleme dışı sanıklar ....ve ... tarafından sopa ve kapı .....i ile dövüldükleri, 06.10.2008 tarihinde saat 08.03'de yapılan sabah sayımının yaklaşık 7 dakika sürdüğü, aynı gün saat 10.30'da maktulün koğuşuna giren beş görevlinin 6 dakika kadar koğuşta kaldıkları, akşam sayımında da maktulün ayağa kalkmaması üzerine inceleme dışı sanık .... tarafından "yarın kalkma da görüşürüz" şeklinde tehdit
edildiği, sanık ...'ın amiri olduğu vardiyanın nöbeti devraldığı 07.10.2008 tarihli sabah sayımında infaz koruma memurları ve başmemurların kalabalık halde maktulün bulunduğu koğuşa saat 08.15.43'de geldikleri, inceleme dışı sanık ....'ın yine ayağa kalkmayan maktule tokat attığı, arkasından inceleme dışı sanıklar ..... ve ....'in de maktule vurmaya başladıkları, inceleme dışı sanık....'ın "durun" diye bağırması üzerine inceleme dışı sanık ....'ın koğuştan çıktığı, bu sırada sanık ...'ın da koğuşa doğru ilerleyerek saat 08.17.25'de koğuş kapısının önüne geldiği, inceleme dışı sanık .... koğuştan çıktıktan sonra da inceleme dışı sanıklar ..... ve ....'in eylemlerine devam ettiği, bu sırada kimliği belirlenemeyen bir görevlinin mahkûmlara ikinci kattaki yatakhaneye çıkmalarını söylemesi üzerine dokuz mahkûmun yatakhane bölümüne çıktığı, koğuş kapısı önünde iki, merdivende ise bir mahkûmun kaldığı, maktulün ise bahçeye çıkarıldığı, inceleme dışı sanıklar ..... ve ....'in bahçede de devam eden eylemlerine inceleme dışı sanık....'ın müdahalesi üzerine son verdikleri, bu esnada sanık ...'ın saat 08.17.57'de koğuş kapısı önünden ayrılmak üzere arkasını döndüğü ve hemen akabinde tekrar koğuş kapısına yönelip saat 08.18.00 itibarıyla geldiği koğuş kapısının önünden içeri doğru dudak okuma uzmanı tarafından çözümlenemeyen söylemlerde bulunduğu, ardından saat 08.18.17'de koğuşun önünden ayrıldığı, saat 08.18.26'da ise bütün memurların koğuştan ayrılıp kapının kilitlendiği, koğuşta bulunan mahkûmların maktulün fenalaştığını bildirmesi üzerine görevlilerin saat 08.36'da maktulü koğuştan çıkardıkları, aynı gün hastaneye kaldırılan maktulün 10.10.2008 günü öldüğü olayda; maktulü darp eden ve haklarında işkence suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri kesinleşen inceleme dışı sanıkların amiri konumunda olup inceleme dışı bu sanıklar üzerinde denetim ve gözetim yükümlülüğü bulunan sanık ...'ın, 30.09.2008 tarihinde cezaevine konulan maktulün sayımlarda ayağa kalkmaması nedeniyle darp edildiğini bilmesine ve 07.10.2008 tarihinde yapılan sayımda infaz koruma memurlarınca darp edildiğini görmesine rağmen bu eylemleri engellemek için herhangi bir müdahalede bulunmadığının, kurum içindeki kamera kayıtları ve keşif sonucu düzenlenen rapordan anlaşılması, tanık ....'nün aşamalarda istikrarlı şekilde sanık ...'ın kendilerine maktule yapılan eylemleri kastederek "bundan sonra bu şekilde davrananlar bu şekilde cezalandırılacaktır" dediği yönündeki beyanlarının tanıklar ....,.... ile ..... tarafından da desteklenmesi karşısında; sanığın olaylardan haberi olmadığı şeklindeki savunmasına itibar edilemeyeceği cihetle maktulün ölümü ile sonuçlanan ve işkence suçunu oluş.... eylemlere zımnen rıza göstererek, ihmal suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçunu işlediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla sanık ...'ın mahkûmiyetine yönelik yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Bu uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Cezaevi 2. Müdürü olan sanık ...'nun maktul ....'e karşı ölümle sonuçlanan ihmali davranışla işkenceye neden olma suçundan yapılan yargılama sonunda mahkûmiyetine karar verilmiştir. Daha önce cezaları onanarak kesinleşen, sanıklar ...., ...., ..... ve diğer infaz koruma memurlarının saat 08:15:43'de maktulün koğuşuna girdikleri, 08:18:26'da koğuşu terk ettikleri görüntülerden anlaşılmaktadır. Sanık ...'ın saat 08:17:25'de koğuş kapısı önüne gelip 08:18:04'de kapı önünden ayrıldığı, izlenen kamera görüntülerine göre sanık kapı önüne gelmeden önce bir kısım infaz koruma memurlarının hızlı bir şekilde maktulün bulunduğu koğuşun önünü terk ettikleri, sanığın kapı önüne gelip hiçbir şey demeden bir süre baktıktan sonra geri dönmek üzereyken bir gardiyanın kolundan çekmesi üzerine tekrar koğuşa doğru baktığı, sanık ...'ın ağız hareketlerini deşifre eden, ağız okumaya dair bilirkişi raporuna göre 'sayım vermeyenin sonu bu olur' şeklindeki sözün sanık tarafından söylenmediği anlaşılmaktadır. Alınan ikinci raporda ise savunmalarına uygun olarak '... psikolojik sorunları mı var...' şeklinde beyanda bulunduğu görüşü belirtilmiştir. Maktulü darp ettiği anlaşılan sanıklar maktulün koğuşunda 2 dakika 43 saniye kaldıkları, sanık 2. ....'ın ise koğuş kapısında 39 saniye kadar durduğu, kısa bir süre kapıdan içeriye doğru bir şey arıyormuş gibi sağa sola ve yukarıya bakındığı anlaşılmaktadır.
TCK'nun 95/4. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla işkence suçunun oluşabilmesi için sanık ...'ın sanıklar .... ve ..... tarafından maktul ....'in darp edildiğini görmüş ve sessiz kalmış olması gerekir. Maktulün işkence görmesine görerek, bilerek, rıza göstermesi ve müdahale yükümlülüğü olduğu halde müdahalede bulunmaması gerekir. Sanığın olayı gördüğünü iddia eden tek tanık ...'dir. Söz konusu tanık olay anında eylemi gerçekleştiren sanıklar tarafından iki katlı koğuşun üst katına çıkarılmıştır. Keşif ve yapılan tespitlere göre kapı önünü görmemektedir. Ayrıca tanığın, sanığa atfen söylediğini iddia ettiği sözlerin dinlenen uzman bilirkişilerce düzenlenen iki ayrı raporla çeliştiği sabittir. Dinlenen tüm tanık ve .....mi sanık beyanlarına göre işkence olayı yaklaşık iki dakika kadar sürmüş, maktulün fenalaşıp yere düşmesi üzerine alınıp havalandırmaya çıkarılmış ve orada kendisiyle uğraşılmıştır. Yani eylemi gerçekleştiren sanıklar 2 dakika 43 saniye kadar koğuşta kalmışlar, genel kabule göre 2 dakika kadar işkence amaçlı müessir fiilde bulunmuşlar, daha sonra havalandırmaya götürmüşlerdir. Olayın son 40-45 saniyesi havalandırmada gerçekleşmektedir. Sanık ...'ın koridora girişi, koğuş kapısına gelişi ile herkesin içeriden çıkması arasında yaklaşık 38-39 saniyelik zaman dilimi bulunmaktadır. Dosyadaki genel kabule göre bu dönemde maktul havalandırmadadır. Sanığın diğer sanıkların işkence eyleminden haberdar olduğu, en azından darp edilme eylemini gördüğüne dair yeterli delil mevcut olmadığından, şüpheden sanık yararlanır kuralı gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği kanatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum" görüşüyle,
Üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; benzer düşüncelerle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle,
İki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın eyleminin TCK'nun 39/2. maddesi kapsamında kaldığı ve bu nedenle itirazın değişik gerekçe ile kabul edilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç olarak; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, sanık ...'ın eyleminin zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu oluşturması ve sanık ... hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşması nedeniyle bu yönden kabulüne; sanık ...'in, katılan ...'ya karşı gerçekleştirdiği iddia olunan eylem nedeniyle kurulan beraat hükmünün yasal ve yeterli gerekçe içermemesi sebebiyle değişik gerekçe ile kabulüne, sanık ...'na atılı maktul ....'e yönelik ihmal suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçunun sabit olması nedeniyle reddine, Özel Daire bozma kararının "V" bölümünde yer alan 2 nolu bozma nedeninin kaldırılmasına, 1 nolu bozma nedeninin ve 4 numaralı bozma nedeninde yer alan "Kabul ve uygulamaya göre de" ibaresinin çıkarılmasına, yerel mahkemece sanık ...'in katılan ...'ya karşı gerçekleştirdiği iddia olunan eylem nedeniyle kurulan beraat hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına, sanık ...'ın zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu haksız tahrik altında gerçekleştirdiği gözetilmeden sanık hakkında fazla ceza tayini isabetsizliğinin bozma nedenlerine eklenmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
a- Sanık ...'ın katılan ....'a yönelik eyleminin işkence suçunu mu, yoksa zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu mu oluşturduğuna ilişkin uyuşmazlık yönünden KABULÜNE, 14.02.2017 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 28.02.2017 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla,
b- Sanık ... hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkin uyuşmazlık bakımından KABULÜNE, 28.02.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla,
c- Ceza Genel Kurulunca sanık ...'ın eyleminin, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu oluşturduğu sonucuna varılması karşısında, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olmadığına ilişkin bozma nedeni "kabule göre" bozma olarak gösterilemeyeceğinden, bu konudaki bozma nedeninde yer alan "Kabul ve uygulamaya göre de" ibaresinin ÇIKARILMASINA, 28.02.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle,
d- Sanık ...'in, katılan ...'ya karşı gerçekleştirdiği iddia olunan eylemin sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık yönünden, yerel mahkemece hüküm kurulurken, usul ve kanuna uygun gerekçe gösterilmemesi nedeniyle DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE, 14.02.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle,
e- Sanık ...'na atılı maktul ....'e yönelik ihmal suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık yönünden ise REDDİNE, 14.02.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla,
2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 06.11.2013 tarih ve 13411-26551 sayılı bozma kararının "V" bölümünde yer alan (1) nolu bozma nedeninin ve (4) numaralı bozma nedeninde yer alan "Kabul ve uygulamaya göre de" ibaresinin ÇIKARILMASINA, 2 nolu bozma nedeninin KALDIRILMASINA,
3- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bozma kararının "V" bölümüne;
"Sanık ...'ın zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu haksız tahrik altında gerçekleştirdiği gözetilmeden sanık hakkında fazla ceza tayin edilmesi" ibaresinin bozma nedeni olarak EKLENMESİNE,
4- Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.10.2012 gün ve 501-268 sayılı sanık ...'in katılan ...'ya yönelik eyleminden kurulan beraat hükmünün, usul ve kanuna uygun gerekçe gösterilmeden karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
5- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, karar verildi.
14.02.2017 tarihli oturum;
Diğer kararlar (4)
8. Ceza Dairesi, 2021/15783 E., 2024/2318 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
lık olduğundan kimliği anlaşılamayarak içeri alınmadığı ancak katılanın ısrarla karakol içerisine girmek istediği, bunun üzerine temyiz dışı sanık ...'in katılan ...'ın yüzüne yumruk atıp yaraladığı anlaşıldığından temyiz dışı sanık ...'in 5237 sayılı Kanun'un 256 ncı maddesi delaletiyle 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince kasten yaralama suçundan mahkumiyetine, hükmün açıklanmasının geri b
8. Ceza Dairesi 2021/15783 E. , 2024/2318 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2012/24 Esas, 2018/542 Karar
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usûl hükümlerine göre temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2007 tarihli iddianamesi ile; polis memuru olan sanıklar ..., ... ve ...'ın; katılan ...'a karşı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 96 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen eziyet suçundan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. Aynı iddianame ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ...'un; katılan sanık ...'ya karşı 5237 sayılı Kanun'un 125 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen hakaret suçundan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. Aynı iddianame ile sanıklar ..., ... ve ...'un katılan sanık olan polis memuru ...'ya karşı 5237 sayılı Kanun'un 265 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçundan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
2. Polis memuru olan sanıklar ..., ... ve ...'ın; katılan ...'a yönelik eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen işkence suçunu oluşturma ihtimaline binaen 15.02.2011 tarihinde görevsizlik kararı verilerek dava dosyası Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
3. Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.05.2018 tarihli kararıyla; sanıklar ..., ... ve ...'ın; katılan ...'a karşı işkence suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatlerine karar verilmiştir. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan sanık ...'ya karşı hakaret suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına; sanıklar ..., ... ve ...'un katılan sanık ...'ya karşı görevi yaptırmamak için direnme suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatlerine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1.Katılan ...'ın temyiz istemi; sanıklar ..., ... ve ...'ın işkence suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
2. Katılan sanık ... vekilinin temyiz istemi ise somut bir sebebe dayanmamaktadır.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Dava konusu olay; polis memuru olarak görev yapan sanıklar ...'un, ...'ın ve ...'ın, suçun işlendiği tarihte avukat olarak görev yapan katılan ...'ı yaralayarak ve hakaret ederek işkence etme suçunu işledikleri iddiasına ilişkindir.
2. Karakolda bulunan ve kavga olayına karışan temyiz dışı ...'ın avukatı olarak katılan ...'ın karakola gittiği sırada karışıklık olduğundan kimliği anlaşılamayarak içeri alınmadığı ancak katılanın ısrarla karakol içerisine girmek istediği, bunun üzerine temyiz dışı sanık ...'in katılan ...'ın yüzüne yumruk atıp yaraladığı anlaşıldığından temyiz dışı sanık ...'in 5237 sayılı Kanun'un 256 ncı maddesi delaletiyle 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince kasten yaralama suçundan mahkumiyetine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.
3. Sanıklar ..., ... ve ... aşamalarda katılana işkence etmediklerini beyanla suçu kabul etmemişlerdir.
4. Sanık polis memurlarının canlı teşhis edildiği 16.05.2007 tarihli teşhis tutanağında; katılan ... "karakol kapısında nöbetçi polis memuru olan ...'dir, bu polis memuru beni odanın kapısında dövdü, sesinden tanıdığım ancak simaen teşhis edemediğim ... beni kolumdan alıp odaya götüren kişidir; içeride bana yumruk atan ...'dır...." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tutanağın incelenmesinde katılanın; sanık ... hakkında tereddüte düştüğü; kendisine vuranlar konusunda temyiz dışı ... ile temyiz incelemesine tabi olan sanık ...'ı teşhis ettiği anlaşılmaktadır. Sanık ... teşhis edilenler arasında (1 numaralı olan) olduğu halde katılan bu sanığı teşhis edememiştir.
5. Olay nedenli katılanın alınan ilk doktor raporu sol göz alt kapağında 4\*1 cm lik ekimoz ve ödem alın sol tarafında 2\*1 cm hiperemi, saçlı deri sağ paryatelde bildirdiği hassasiyet, sol skapula bölgesinde 3\*0,5 cm hiperemi, kulağında ağrı bulunduğuna ve yaralanmanın basit tıbbi müdaheleyle giderilebilir olduğuna ilişkindir.
6. 16.05.2007 tarihli; Emniyet amiri... polis memuru ... ve ... tarafından imzalanan ...'ın herhangi bir kimseden şikayetçi olmadığına dair tutanak dosya içindedir.
7. Katılan avukat ... tarafından dosyaya sunulan fotoğraflar heyetimizce incelenmiş ve katılan avukatın gözünde morluk olduğu anlaşılmıştır.
8. Mahkemesince sanıklar ...'un, ...'ın ve ...'ın işkence suçunu işledikleri hususunda şüphe hasıl olduğundan beraatlerine karar verilmiştir.
9. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... hakkında katılan sanık ...'ya karşı hakaret suçu; sanıklar ..., ..., ...'ın katılan sanık ...'ya karşı görevi yaptırmamak için direnme suçu 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresine tabidir.
IV. GEREKÇE
5237 sayılı Kanun'un "İşkence” başlıklı 94 üncü maddesi; "(1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Suçun; a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı, b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla, İşlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur..." şeklindedir.
Madde gerekçesi; “İşkence teşkil eden fiiller, aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, işkencenin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir.” şeklinde açıklanmak suretiyle kamu görevlisinin söz konusu davranışlarının ancak belli bir süreç içerisinde sistematik olarak gerçekleştirilmesi hâlinde işkence suçunun oluşacağı belirtilmiştir. "Sistematiklik ve süreklilik" unsurları işkence suçunu; madde gerekçesinde bahsedilen kasten yaralama, hakaret ve diğer suçlardan ayıran unsurlardır.
Bu açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede; olay tarihinde temyiz dışı şahıslar arasında karakola taşan kavga olayı olduğu; bu sırada taraflardan ...'ın akrabası ve avukatı olan katılan avukat ...'ın karakol içerisine girmek istemesi üzerine; sanık polis memurlarınca izin verilmeyip katılan avukata hakaret etmek ve yaralamak şeklindeki eylemlerle işkence ettikleri iddiasıyla açılan kamu davasında sanıkların işkence suçundan beraatlerine karar verilmiştir. Kararın katılan avukat ... tarafından sanıklar ..., ... ve ... hakkında işkence suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğinden bahisle temyiz edilmesi üzerine inceleme yapılmıştır.
A. Sanıklar ... ve ... hakkında işkence suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik incelemede;
Katılan ...'ın; karakol içerisinde bulunan şahıslardan ...'ın avukatı olduğu için olay yeri olan karakola geldiği, temyiz dışı sanık ...'in katılanı içeri almadığı, ısrar etmesi nedeniyle katılanın gözüne yumruk attığı; ancak katılanın bir şekilde içeri girdiği; sanık ...'un katılana hitaben ''ne laf dinlemez avukatsın. Kimden izin aldın. Bu şe\*\*\*\*\*i, Namussuzu içeri atın'' şeklinde hakaret ettiği; akabinde katılanın, kimliği tespit edilemeyen polis memurları tarafından darp edildiği iddia edilen olayda; katılanın teşhis tutanağında ve ilk ifadesinde sanıklardan ...'ı teşhis edemediği, tereddüte düştüğü, ayrıca sanık ... hakkındaki iddiasının ve iddianamedeki anlatımın katılana anlık olarak hakaret etmek şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu cihetle; sanık ...'un eyleminin sistematik ve süreklilik arz eder şekilde olmadığı, anlık olduğu sürece yayılmadığı, bu konuda doktor raporunda ibareler yahut başkaca delil bulunmadığı gibi sanık ...'ın eylemi konusunda delil bulunmadığı hususları ile "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi birlikte değerlendirildiğinde; işkence suçundan sanıklar ... ve ...'ın beraatlerine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
B. 1. Sanık ... hakkında işkence suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik incelemede;
Katılan avukat ...'ın teşhis tutanağında ve aşamalarda değişmeyen; kendisine yumruk atan sanığın ... olduğuna dair beyanları ve bu beyanlarla örtüşen "olay ve olgular" bölümünün 5 inci bendinde detaylandırılan doktor raporu birlikte değerlendirildiğinde; sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 256 ncı maddesi delaletiyle 86 ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları gereğince mahkumiyet hükmü kurulması gerektiğinin gözetilmemesi; ancak sanığın eylemine uyan bu suçun cezasının türü ve üst haddine göre aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşıldığından suç tarihi olan 16.05.2007 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
2. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... hakkında hakaret suçundan; sanıklar ..., ..., ...'un katılan sanık ...'ya karşı görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükümlere yönelik incelemede ise;
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerde, sanıkların yargılama konusu eylemleri için, 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile aynı Kanun'un 265 inci maddesi uyarınca belirlenecek cezalarının türü ve üst haddine göre aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşıldığından suç tarihi olan 16.05.2007 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
V. KARAR
A. Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan beraat hükümlerine yönelik katılan ...'ın temyiz isteminin incelenmesinde;
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenlerle Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.05.2018 tarihli kararında katılan ... tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılanın temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanık ... hakkında işkence suçundan (değişen vasfı ile kasten yaralama) kurulan beraat hükmüne ve sanıklar ..., ..., ..., ..., ... hakkında hakaret suçundan; sanıklar ..., ..., ...'un katılan sanık ...'ya karşı görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükümlere yönelik incelemede ise;
Gerekçenin (B) bölümünün birinci ve ikinci bentlerinde açıklanan nedenlerle Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.05.2018 tarihli kararına yönelik sanık ... hakkında katılan ...'ın; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... yönünden katılan sanık ... vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davalarının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, sanık ... hakkında tebliğnameye aykırı olarak; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... hakkında Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.03.2024 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/305 E., 2018/539 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan sanık ...'ın TCK'nın 256/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 86/1, 86/3-d, 62 ve 51/1.
Ceza Genel Kurulu 2018/305 E. , 2018/539 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 137-336
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan sanık ...'ın TCK'nın 256/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 86/1, 86/3-d, 62 ve 51/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.06.2008 tarihli ve 91-388 sayılı hükmün, sanık müdafisi, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 13.12.2010 tarih ve 7720-20143 sayı ile;
"...Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı konusu; sanığın suç işleme hususundaki eğilimi ile birlikte daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tamamen giderilmesi şartları ile birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiği düşünülmeden şartları oluşmadığından denilmek suretiyle yeterli görülmeyen gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesince 01.06.2011 tarih ve 137-336 sayı ile sanığın ilk hükümdeki gibi mahkûmiyetine ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 29.05.2013 tarih ve 24300-22193 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.03.2014 tarih ve 369897 sayı ile;
"... İtirazlarımız;
1- Sanık ...'ın müdafiliğini yapan Av. .....29.06.2011 tarihinden itibaren serbest avukatlık hizmetini bırakarak İzmir Emniyet Müdürlüğü Hukuk İşleri ve Soruşturma Şube Müdürlüğünde 657 sayılı Kanun'a tabi olarak devlet memurluğuna başladığı hâlde, hükmü temyiz de etmeyen bu müdafiye yapılan tebliğnamenin tebliği işlemi sonucunda sanığın savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiğine,
2- Sanığa isnat edilen ve Mahkemece de oluşumu kabul edilen suçu işlediği hususunda dosya kapsamı itibarıyla yeterli delil bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerektiğine yöneliktir. Şöyle ki;
Yasal mevzuatımız incelendiğinde;
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Yasası'nın 316. maddesine, 4778 sayılı Yasa'nın 2. maddesiyle eklenip, 19.03.2003 tarihli ve 4829 sayılı Yasa'nın 20. maddesiyle değiştirilen 3. fıkrasında; ‘Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi hâlinde sanık veya müdafii ile müdahil, şahsi davacı veya vekillerine dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevap verebilir’ hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'mızın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu hâline gelen AİHS'nin 6. maddesindeki adil yargılanma ilkesiyle ilgili olan bu hüküm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.11.2000 tarihli Göç/Türkiye kararı ile 1412 sayılı Usul Kanunu'nda pozitif bir norm olarak düzenlenmiş, aynı hükme 5271 sayılı CYY'nin 297. maddesinde de yer verilmiştir. Gerek uluslararası hukuk metinlerinde gerekse ulusal kanunlarda, adil yargılanma hakkının gereği olarak yer verilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere; hükmü temyiz etmeleri hâlinde veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi hâlinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, sanık veya müdafisi ile katılan veya vekiline tebliğ olunacağı, 5320 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY’nin 316. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiş, 5271 sayılı CYY’nin 297. maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu hüküm buyurucu nitelikte olup, uyulması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık ... hakkında 13.02.2008 havale tarihli iddianame ile zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan kamu davası açılmış, mahkûmiyetine dair verilen hüküm sanığın tayin ettiği vekaletnameli avukatları olan .....ve..... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtayca 13.12.2010 tarihinde bozularak mahkemesine iade edilmiş, sanığın avukatı olan .....'ya bozma ilamı ve duruşma günü tebliğ edilmesine rağmen duruşmalara katılmamıştır. Yargılamayı sanığın diğer avukatı olan..... takip etmiş, yargılama sonucunda yeniden verilen mahkûmiyet hükmü de sadece Av...... tarafından temyiz edilmiştir. Yukarıda arz edilen yasal mevzuat ışığında sanık vekiline tebliğ edilmesi gereken tebliğname duruşmaları takip etmeyen ve tebliğ tarihi olan 11.03.2013 tarihinde yaklaşık iki yıldır serbest avukat olarak çalışmayan, dosya içerisinde itiraz dilekçesi ekinde sunulan İzmir Emniyet Müdürlüğünün yazısına göre 29.06.2011 tarihinden itibaren 657 sayılı Yasa kapsamında Hukuk İşleri ve Soruşturma Şube Müdürlüğünde görevlendirilen Av. .....'ya tebliğ edilmiştir. Bu itibarla yapılan tebliğat geçersizdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.06.2012 tarihli tebliğname onama istekli olup sanık aleyhine olduğu, sanık vekiline usulüne uygun bir tebliğat yapılmadığı hâlde Yargıtay 3. Ceza Dairesince inceleme yapılarak Yerel Mahkeme hükmünün 29.05.2013 tarihinde onanması nedeniyle anılan kararın kaldırılıp tebliğnamenin tebliğinden sonra temyiz incelemesi yapılarak bir karar verilmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan sanığın isnat edilen eylemi gerçekleştirdiği hususunda yeterli delil bulunmadığından beraatına da karar verilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 13.02.2008 tarihli ve 2008/3924 sayılı iddianamesi ile 'Olay gecesi yukarıda açık kimliği yazılı müşteki-mağdurun yanında arkadaşı tanık olan ve Cumhuriyet Başsavcılığımızca 22.08.2007'de ifadesi alınan ..... ile birlikte, İzmir Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büroda görev yapan şüpheli komiser ...’ın da görev için ekibi ile birlikte bulunduğu sokağa park hâlindeki araçlarını almak için geldikleri, sokak içerisindeki bir evin fuhuş suçu ihbarı nedeniyle takip ve kontrolünün yapılması amacı ile müşteki ve arkadaşı tanık Volkan'ın görevlilerce sokağa girilmemesi konusunda taraflar arasında başlayan diyalog görevlilerce müşteki ve arkadaşına kimlik sorma ile devam ettiği, kimlik göstermek istemeyen müşteki ile şüpheli arasında çıkan tartışmanın fiili müdahaleye dönüştüğü, müştekinin fiilleri ve mukavemeti nedeniyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 08.08.2007 tarihinde 2007/10606 iddianame numarası ile İzmir 10. Asliye Ceza Mahkemesinde 2007/437 esas sayılı dava dosyası ile derdest olan kamu davasının açıldığı, hatta olayda müştekinin mukavemeti sırasında şüphelinin 'boynunda kızarıklık' dış belirtisi ile basit müdahale ile iyileşir şeklinde doktor raporunun mevcut bulunduğu;
Ancak gerek olayın en yakın görgü tanığı müştekinin yanında bulunan arkadaşı .....’ın 22.08.2007 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığımızdaki ifadesi, gerekse müştekinin dosyadaki mevcut delillere göre uyum gösteren ısrarlı beyan ve iddialarına göre olayda şüpheli komiser ...’ın, yanında birçok polis memuru ile birlikte direnen müştekiyi rahatça etkisiz hâle getirip, iddianamenin birinci paragrafında belirtildiği üzere yeteri kadar güç kullanarak zor kullanma sınırları içinde kalacağı yerde bu yetkiyi aşarak müştekinin özellikle sağ kulağına vurmuş olduğu yumruk darbeleri ile Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 2007/543 sayılı 26.09.2007 tarihli kesin raporuna göre sağ kulağındaki bu hasar nedeniyle 'basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte' yaralanmasına neden olduğu, yukarıda belirtildiği üzere gerek şüpheli komiser ...’ın zor kullanma yetki sınırını aşarak kasten yaralamayı gerçekleştirdiği...' gerekçesiyle sanık hakkında zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan cezalandırılması için kamu davası açılmıştır.
Sanık aşamalarda benzer şekilde 'Olay tarihi itibarıyla ahlak büro amiri olarak görev yapıyordum ve saat 00.30 sıralarında vatandaşlarca verilen ihbar üzerine travesti tabir edilen şahısların oturduğu 1457 sokak, no: 29 sayılı yere kontrol amaçlı olarak yanıma memur arkadaşlardan kendi büromda görevli Osman Sağlam’ı alıp gittim ve emniyet müdürlüğünün aynı yerde kontrol noktası olup gittiğimizde kontrol ettiklerini ve müşteki ... isimli şahsın elinde çanta olduğu hâlde bildirdiğim adrese girmeye çalıştığını onların da kendisinden kimlik sormasına karşılık, kimliğini veremeyeceğini söylemesi üzerine ben de müştekiye kendimi tanıtarak kimliğini vermesi gerektiğini ve gerekirse çantayı kontrol etmemiz gerekeceğini söyledim, zira travesti şahıslar genel olarak uyuşturucu aldıkları için müştekiden şüphelenmiştik, bu nedenle 'gerekirse çantayı ararız' dedim ve buna mukabil müşteki ‘ben polislikten atıldım, babam komiser, kanunları biliyorum, arama yetkiniz yok’ diye söyledi biz de yetkimiz olduğunu söyleyince, sinkaflı şekilde küfredip bana yumruk attı ve ben mukavemetini önlemeye çalıştığım esnada müşteki kaçmaya başladı, peşinden kovalayıp kendisini yakaladığım esnada aramızda boğuşma yaşandı ve yere düştük, bu esnada diğer polis arkadaşlar da geldi, bu arada sanığı arabaya bindirmeye çalışırken kendisini sağa sola atarak ‘senin üniformanı soyduracağım, polislikten attıracağım’ gibi sinkaflı sözlerle küfür ve hakaret etti' diyerek suçlamayı kabul etmemiştir.
Dinlenen tanıklardan tutanak düzenleyici Mehmet Uslu 'Olay günü gecesi 1457 sokak ile 1460 sokak kavşağında uygulama yapıyorduk ve travesti şahısların ikamet ettikleri Alsancak 1457 Sokak, no: 29 sayılı apartmana huzurda gördüğüm müşteki elinde poşet olduğu hâlde girmeye çalıştı bu esnada ben kendisine müdahale ederek kimliğini görmem gerektiğini söyledim, ancak müşteki kimliğinin olmadığını söyleyince ben de apartmanda şüpheli kişilerin oturduğunu ve elindeki poşeti kontrol etmemiz gerektiğini söyledim, ancak müşteki arama yapamazsınız diye söylediği esnada, komiserimiz Recep yanımıza yaklaşıp müştekiden kimliğini ibraz etmesini istedi, ancak müşteki yine kabul etmeyerek komiser Recep’i eliyle itekleyip kaçmaya başladı ve bizler de peşinden koşturduk, müştekiyi ilk etapta komiser Recep yakaladı ancak müşteki yakalandığı sırada ...’a sinkaflı şekilde küfrederek tekme tokat saldırdı ve bu esnada müşteki Burç ile sanık ... birlikte yere düştü, ... yerdeydi ve biz Burç'u kollarından tutup Recep'in üzerinden kaldırdık ve bu esnada müştekiye 'niye polislere zorluk çıkartıyorsunuz' diye sorduğumuzda, müşteki buna mukabil 'siz benim kim olduğumu biliyor musunuz, benim yüksek makamda tanıdıklarım var, babam da komiserdir, rapor alıp sizi sürdüreceğim' gibi benzeri sözlerle tehdit edip sinkaflı şekilde küfretti ve gerek arabaya bindirdiğimizde gerekse nezarete aldığımızda kendisini ve başını sağa sola vurarak eylemini devam ettirdi, kendisini etkisiz hâle getirdik ve sanık geldiğinde yalnızdı, yanında arkadaşı yoktu' şeklinde olayı anlatmış, diğer tanıklar Osman Sağlam, Şahin Afacan ve Mehmet Demirez de benzer beyanlarda bulunarak Mehmet Uslu'nun beyanlarını ve tutulan tutanağı doğrulamışlar, diğer tanık polis memuru Osman Yamak da yeminli beyanında diğer tanıklar ile benzer beyanda bulunmuştur.
Yerel Mahkeme polis beyanı bulunmayan ancak Cumhuriyet savcılığında tanıklığına başvurulan .....'ın ifadelerine dayanarak mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Yerel Mahkeme gerekçesinde '...Sanığın inkâra dayalı suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmeyerek yine dinlenen zabıt düzenleyicilerinin ifadelerinin kendi aralarında ve tanık .....'ın beyanına göre birbirine çelişik olup ve sanığın amirleri olması sebebiyle yanlı ifade verdikleri kanaatine varıldığı...' diyerek aslında kendi içerisinde çelişkiye düşmüştür. Dinlenen tutanak düzenleyicilerinin ve tanık Osman Yamak'ın beyanlarına sanığın amirleri olması nedeniyle tarafsız olmayacakları kanaatine varmış ancak beyanlarını hükme esas aldığı tanık Volkan'ın da müştekinin arkadaşı olduğu hususunu göz ardı etmiştir. Kaldı ki bu şekildeki kabul ile görevli memurların sahte tutanak tuttukları varsayılmıştır.
Ayrıca duruşmada bilirkişi olarak dinlenen Adli Tıp Uzmanı Zafer Karadeniz mağdurda meydana gelen yaralanmanın başın bir yere çarpmasından ziyade bu bölgeye uygulanacak küt travma sonucu meydana gelmiş olabileceği, başın öne, sağa, sola vurmakla oluşmasının fennen pek mümkün olmadığı kanaatini bildirmişse de bu görüşün kesin kabul olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp gerektiğinde Adli Tıp Kurumundan görüş sorularak bir sonuca ulaşılması gerekirdi. Tanık beyanlarına göre müşteki emniyete götürülmek isterken hem araç içerisinde hem de nezarette iken başını sağa sola vurarak kendine zarar verdiği görülmüştür. Tüm bunların yanında sanığın da basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek şekilde yaralanmış olduğu gözetildiğinde mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığı, bu itibarla da beraatine karar verilmesi gerektiğinden Yüksek 3. Ceza Dairesinin onama kararının yerinde olmadığı" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 07.05.2014 tarih ve 13712-17939 sayı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraznamesindeki (1) numaralı itiraz nedeninin yerinde olup olmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, sadece sanığa atılı suçun sübutuna ilişkin (2) numaralı itiraz nedenine yönelik inceleme yapılarak, bu itirazın reddine ve dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiş,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 31.10.2017 tarih ve 349-441 sayı ile;
"5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'la değişik 308. maddesi uyarınca (1) numaralı itiraz nedeninin yerinde görülüp görülmediği konusunda öncelikle Özel Dairece karar verilmesi gerektiğinden, dosyanın bu itiraz konusunda da karar verilmek üzere Özel Daireye gönderilmesine” karar verilmiştir.
Yeniden 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 21.05.2018 tarih ve 3544-9287 sayı ile;
"...(1) numaralı itiraz nedenine göre sanık müdafilerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesinin tebliğ edilmesi suretiyle belirlenen eksikliğin giderilmesi üzerine yapılan incelemede; sanığın katılanı yaralamasının sabit olduğu kabul edilerek sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi ve uygulamaya göre mahkemenin kararında isabetsizlik görülmediğinden" bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
İzmir İl Emniyet Müdürlüğünün 01.08.2007 tarihli görev listesinde; sanık ...'ın olay tarihinde İzmir Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde Büro Amiri olarak görevli olduğunun belirtildiği,
Sanığın, tutanak düzenleyicisi olarak imzası bulunan, katılanın ise imzalamaktan imtina ettiği 02.08.2007 tarihli olay-yakalama ve üst arama tutanağında; gece saat 00.30 sıralarında Alsancak bölgesinde gerçekleştirilen uygulama sırasında, katılan ...'ın elinde bir poşetle travestilerin ikametlerine girmek üzere olduğu, katılandan şüphelenilmesi üzerine kimlik kartını ibraz etmesinin istendiği, zorluk çıkaran katılanın görevli polis memurlarına hakaret ederek tehdit içerikli sözler sarf ettiği, ekip arabasına bindirildiği sırada da bu tutumunu sürdürerek başını ve vücudunu ekip aracının muhtelif yerlerine vurmaya başladığı bilgilerine yer verildiği,
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesince katılan hakkında düzenlenen 26.09.2007 tarihli adli raporda; polis tarafından darbedildiğini belirten katılanın yapılan muayenesinde, boyun sol tarafta, sol orta kulak, koltuk altı hattında ve göğüs kafesinde kızarıklık, kırmızı ekimoz, sağ kulakta ağrı, işitme kaybı, sol ayakta subjektif ağrı ve hemoraji olduğu, sağ kulak zarında 5 mm çapından daha geniş yırtık, sağ kulakta duyamama, sol kulakta işitme azlığı şikâyetleri bulunduğu, kulak zarı tamiri yapılan katılanda meydana gelen yaralanmanın şahsın yaşamını tehlikeye sokmadığı, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması veya yitirilmesine neden olmadığı ancak basit bir tıbbi müdahale ile de giderilemeyecek nitelikte olduğu tespitlerine yer verildiği,
19.06.2008 tarihli celsede, duruşma salonuna çağrılarak görüşü alınan Adli Tıp Uzmanı Zafer Karadeniz tıbbi mütalaasında; katılanın kulak zarında yırtılmaya yol açan yaralanmanın başın bir yere çarpmasından ziyade bu bölgeye uygulanacak küt travma sonucu olabileceği, başın öne, sağa, sola vurmakla oluşmasının fennen pek mümkün olmadığı yönünde görüş bildirdiği,
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesince sanık hakkında düzenlenen 02.08.2007 tarihli raporda; boyun ön kısımda yumuşak doku travmasından kaynaklanan kızarıklık tespit edildiği, mevcut yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olduğunun belirtildiği,
Dosya içerisindeki onaylı karar örneklerinden, katılan ... hakkında İzmir 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2008 tarihli ve 437-115 sayılı kararı ile görevi yaptırmamak için direnme suçundan açılan davada yapılan yargılama sonucu beraatine karar verildiği, sanık ... hakkında katılana yönelik hakaret suçundan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.02.2008 tarih ve 75374 sayı ile ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... kollukta; bir ecza deposunda çalıştığını, 01.08.2007 tarihinde Egemen Eczanesine teslim edilmek üzere bir poşete koyduğu 7 kutu ilaç ile eczaneye gittiğini ancak ilacı teslim alacak hastanın raporunun olmaması, eczanede de yetkili eczacının bulunmaması nedeniyle ilaçları teslim edemediğini, bu şekilde ilaç torbasının elinde kaldığını, eczaneden ayrılıp çocukluk arkadaşı tanık Volkan ile Gündoğdu Meydanında buluşarak saat 19.30 sıralarında dolaşmaya başladıklarını, Popcorn isimli bara giderek üçer adet bira içtiklerini, saat 00.30 sıralarında bardan ayrılıp Volkan'ın Daewo marka otomobilini park ettiği sokağa doğru gittiklerini, sokakta kalabalık bir polis grubu gördüğünü, polis grubunu 5-10 metre geçtikten sonra sivil giyimli olan sanığın kendisini yanına çağırdığını, sanık sivil giyimli olduğu için önce yanına gidip gitmemekte tereddüt ettiğini ancak resmî kıyafetli polislerin varlığına güvenerek sanığın yanına gittiğini, sanığın kendisine “Bu sokaktan geçemezsiniz” dediğini, kendisinin “Neden geçemeyeyim” diye cevap vermesi üzerine sanığın küfrederek ensesinden tuttuğunu ve kendisini yere düşürdüğünü, yerde iken başına tekme attığını, sanığın attığı bu tekmenin sağ kulağına isabet ettiğini, yerde sanığın kendisini tekmelemeye devam ettiğini, ayağa kalkınca etraftaki polislerin kendisine “Tamam buradan git” dediklerini, kendisinin de polislere “Beni darbettiniz, niye gideyim, ben davacıyım” demesi üzerine sanığın kendisini kelepçeleyerek polis aracına bindirdiğini, sanığın kendisini araç içerisinde de darbettiğini, olaylara arkadaşı Volkan'ın tanık olduğunu, polis memurlarına olay gecesi kimliğini ve elindeki poşetin içerisini göstermediği yönündeki iddiaların doğru olmadığını, olay gecesi kimliğini ve ilaçları gösterdiğini, ilaç mümessili olduğunu da beyan ettiğini, suç unsuru oluşturmak için polislerin bu şekilde beyanlarda bulunmuş olabileceklerini,
Mahkemede; ensesinden tutarak sanığın kendisine yumruk attığını, yumruğun tesiri ile yere düşünce sanığın yerde de kendisini tekmelediğini, daha sonra kelepçeleyerek bindirdiği polis aracında da darbetmeyi sürdürdüğünü,
Tanık .....; katılan ... ile arkadaş olduklarını, olay günü katılanla buluşarak karşılıklı üçer adet bira içtiklerini, Bornova Sokağına girdiklerinde resmî kıyafetli yaklaşık 15 polis gördüklerini, sivil kıyafetli sanığın “Şişt, lan gelin buraya” diye kendilerine seslendiğini, yanına gittiklerinde kimliklerini istediğini, kimliklerini sanığa verdiklerini, sanığın kendilerine “Buradan geçemezsiniz” dediğini, katılanın ise park ettiği aracı göstererek, aracın yanına gideceklerini söylemesine rağmen sanığın “Uygulama var demedim mi” diye bağırarak, katılana tekme ve yumrukla vurmaya başladığını, katılanın yere düştüğünü, resmî kıyafetli polislerin kendisini polis aracına götürdüklerini, katılanın yerde çömelmiş vaziyette olduğunu, sanığın ise katılana vurmaya devam ettiğini, bir yandan da hakaret ettiğini, katılanın polise direnmediğini, polisin kendisine de kaba davrandığını, korktuğu için olay yerinden uzaklaştığını,
Tanık Şahin Afacan; polis memuru olduğunu, olay günü 1457. Sokak ile 1460. Sokak kavşağında uygulama yaptıklarını, bir süre sonra sanık ...'ın da olay yerine geldiğini, kendisi araç içerisindeyken elinde poşet olan katılanın travestilerin bulunduğu apartmana doğru yöneldiğini ve içeriye girmek istediğini, bu esnada Mehmet Uslu ile Mehmet Demirez isimli polislerin koşarak katılanın içeri girmesine engel olduklarını, bir süre sonra sanığın da onların peşinden gittiğini ancak araçta olduğu için aralarındaki konuşmaları duyamadığını, bir ara polislerle katılan arasında bir arbede çıkıp katılanın kaçmaya başladığını, sanıkla beraber diğer polis memurlarının da koştuklarını, beş dakika sonra kendisinin de bu şahısların bulundukları yere gittiğinde gerek katılanın gerekse sanığın üstlerinin dağınık olduğunu, katılanın sinkaflı sözlerle sanığa küfrettiğini, katılanın eline kelepçe takıldığını, katılanı şubeye götürmek için araca bindirdiklerini, kendisinin de aynı araçta olduğunu, sanığın ise bulundukları araca binmediğini,
Tanık Osman Yamak; olay tutanağında imzası bulunduğunu, katılanın kimlik göstermeden eve girmek istediğini, olay yerine gelen sanığın katılandan kimliğini ibraz etmesini istediğini ancak katılanın bunu kabul etmeyip oradan koşarak ayrıldığını, katılanın sanığı eliyle iteklediğini görmediğini zira bu sırada başka şahısların kimliklerini sorduğunu, katılanın sinkaflı sözlerle bağırarak küfrettiğini, katılanı arabaya bindirdiklerinde ve nezarete aldıklarında başını sağa sola vurarak eylemlerini devam ettirdiğini,
Tanıklar Mehmet Uslu ve Osman Sağlam; polis memuru olduklarını, olay tutanağında da imzalarının bulunduğunu, olay günü yaptıkları uygulama sırasında kimlik sordukları katılanın zorluk çıkarıp kaçmaya çalıştığını, katılanı yakaladıklarında ise hakaret ve tehdit ederek direnmeye devam ettiğini, katılanın sanık polis amiri ...'a tekme tokat saldırdığını, yere yuvarlanan sanık ile katılanı ayırdıklarını ve katılanı ekip arabasına zor kullanarak bindirdiklerini, katılanın araç içerisinde kendi giysilerini yırtarak araçtaki demir bölmelere başını ve vücudunun çeşitli yerlerini çarptığını, “Sizleri yakmasını bilirim, bu yaraları göstererek polis bana işkence yaptı, diye rapor alacağım” şeklinde sözler söylediğini,
Tanık Mehmet Demirez; polis memuru olduğunu, olay tutanağında imzası bulunduğunu, katılanın, kendisinin de polislikten atıldığını, akrabalarının yüksek mevkilerde görev yapan kişiler olduğunu söyleyip bir yandan sokağın başına doğru yürümeye başladığını, katılanın önce sözlü olarak direndiğini, yolun ortasına doğru geldiklerinde katılanla sanığın birbirlerine sarıldıklarını, aralarında boğuşma olduğunu, katılanın yüzünü uzatarak ‘Vur, bir kez daha vur’ diye bağırdığını, yanlarına giderek katılanı etkisiz hâle getirdiğini, bu esnada da katılanın sinkaflı sözlerle küfürlerine devam ettiğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; İzmir Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Bürosu Amirliğinde Komiser olarak görev yaptığını, olay günü polis arkadaşları ile birlikte bir ihbar nedeniyle tespit çalışması yaptıklarını, resmî görevli polis memurlarının katılanı durdurup kimlik sorduklarını, alkollü olan katılanın zorluk çıkararak kendisine hakaret edip tehdit içeren sözler sarf etmeye başladığını, katılanın kendisine kafa atmaya çalıştığını, kendisini iteklediğini bu sırada birlikte yere yuvarlandıklarını, polis memurlarının olaya müdahale ettiğini, katılanın kaçmaya çalıştığını, katılanı koşup yakaladığını, kelepçe takarak ekip otosuna bindirdiğini, katılanın başını aracın içindeki kafesli kısma hızla çarptığını, araçta tanıklar Osman ve Şahin'in de bulunduklarını, görevini yaparken mukavemeti kırmak ve kendisini korumak için hareket ettiğini, katılanı dövmediğini, katılana yumruk atmadığını,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçu TCK'nın 256. maddesinde;
“(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu suç ile korunan hukuki değerler öncelikle kamu idaresinin itibarı, idarede disiplinin sağlanması, halkın kamu görevlilerine karşı duyduğu inanç ve itimattır. Bireylerin vücut bütünlüğü ile şeref ve haysiyeti de korunan diğer hukuki menfaatlerdir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 900; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s.1102; Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Seçkin, 12. Baskı, Ankara, 2015, s. 275.)
Bu suçun faili zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisidir. Somut olayda failin görevli polis memuru olması sebebiyle, polislerin zor kullanma yetkilerinin yasal dayanağına da değinmekte fayda bulunmaktadır.
2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun “Zor ve Silah Kullanma” başlıklı 16. maddesinin suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâli;
“Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
...” şeklinde düzenlenmiştir.
Madde metninden de anlaşılacağı üzere polis zor kullanma yetkisini ancak Kanun'un çizdiği sınırlar çerçevesinde, kademeli bir şekilde ve ölçülülük ilkesine uygun olarak kullanabilecektir. Bununla birlikte çağdaş toplumlarda polisin üstlendiği görevin zorluğu ve insanoğlunun öngörülemeyen tutumu dikkate alındığında, iç hukuk yetkililerine yüklenen sorumluluğun ağırlığı tahammül edilemez bir boyutta da olmamalıdır. (AİHM, Günaydın/Türkiye B.N: 27526/95, 13.10.2005.)
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun mağduru, kamu görevlisinin görevinin gerektirdiği ölçünün sınırlarını aşarak kuvvet kullandığı herkes olabilir.
Suçun fiil unsuru, görevin ifası sırasında görevin gerektirdiği ölçünün dışında kişiler üzerinde zor kullanmak olarak belirlenmiştir. Zor kullanmanın mahiyetini tayin bakımından ise kanun koyucu kasten yaralama suçuna atıf yapmıştır. Dolayısıyla bu suç ancak kasten yaralama suçunu oluşturan kişinin sağlığını ya da algılama yeteneğini bozan veya vücuduna acı veren hareketlerle işlenebilir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 902; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s.1103.)
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun manevi unsuru kasttır. Buna göre, zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisi yetkisine ilişkin sınırı bilerek ve isteyerek aşmamışsa, başka bir anlatımla kasten hareket etmemişse madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere; ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın aşılmasına dair hüküm çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır.
Kasten yaralama suçu ise 5237 sayılı TCK’nın 86. maddesinde;
“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur
(3) Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silâhla,
İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılmış, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her davranış, yaralama olarak kabul edilmiş, madde gerekçesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır.
Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse, kasten yaralama suçunun oluşacağında tereddüt bulunmayıp bu sonucu doğurmaya elverişli olan tüm hareketlerle, kasten yaralama suçunun işlenmesi mümkündür.
Maddenin 3. fıkrasının d bendinde düzenlenen nitelikli hâlin uygulanabilmesi için failin kamu görevi yapması, bu görevin faile bir nüfuz, güç sağlaması ve bu görevin kötüye kullanılması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Kamu görevi terimi, daha çok devlete ait gücün kullanılmasını, en azından mağdurun öyle düşünmesini gerektiren işler için kullanılmıştır. Yasa koyucu kamu görevlisinden değil, kamu görevinden söz ettiği için doktrinde TCK'nın 6. maddesi anlamında failin kamu görevlisi olması hususunun tartışılmasına gerek bulunmadığı ileri sürülmüştür. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 2965.) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi durumunda uygulanacak artırım maddesinin tatbik edilebilmesi için kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzun kötüye kullanılması da gerekmekte olup, nüfuzun varlığına karşın, bu nüfuz kullanılmadan yaralama eylemi gerçekleştirilmişse, bu artırım maddesi uygulanamayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılan ... ile arkadaşı tanık .....'ın 01.08.2007 tarihinde saat 19.30 sıralarında İzmir ili, Alsancak ilçesi, Gündoğdu Meydanında buluşarak gittikleri bir barda bira içtikleri, saatin 00.30 olması ile katılan ve tanığın evlerine gitmek için araçlarına doğru yürüdükleri, olay gecesi aracın park hâlinde bulunduğu çevrede İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarının uygulama yaptıkları, sanık ...'ın da bu uygulamada komiser rütbesiyle görevlendirildiği, bu sırada olay yerinden geçen katılan ve arkadaşına görevlilerce kimlik sorulması ve sokaktan geçemeyeceklerinin söylenmesi üzerine sanıkla katılan arasında tartışma çıktığı, tartışma sırasında sanığın katılanın başına yumruk atması ile katılanın dengesini yitirip yere düştüğü, yerde de sanığın katılana tekme attığı, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesince katılan hakkında düzenlenen 26.09.2007 tarihli adli rapora göre; boyun sol tarafta, sol orta kulak, koltuk altı hattında ve göğüs kafesinde kızarıklık ve kırmızı ekimoz, sağ kulakta ağrı, işitme kaybı, sol ayakta subjektif ağrı ve hemoraji olduğu, sağ kulak zarında 5 mm çapından daha geniş yırtık, sağ kulakta duyamama, sol kulakta işitme azlığı şikâyetlerinin bulunduğu, kulak zarı tamiri yapılan katılanda meydana gelen yaralanmanın yaşamını tehlikeye sokmadığı, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması veya yitirilmesine neden olmadığı ancak basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu, katılanın kulak zarında yırtılmaya yol açan yaralanmanın bu bölgeye uygulanacak küt travma sonucu olabileceği, başın öne, sağa, sola vurmakla oluşmasının fennen pek mümkün olmadığı yönünde Adli Tıp Uzmanınca görüş bildirildiği anlaşılan olayda; katılanın görevli komiser sanık ... tarafından darbedilerek yaralandığı yönündeki aşamalarda önemli değişiklik göstermeyen istikrarlı beyanları, bu beyanlarla örtüşen adli tıp raporu ve tanık .....'ın olay günü sanığın katılanı tekme tokat döverek yere düşürdüğü şeklindeki anlatımı bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanık ... ile sanığın meslektaşları olan polis memurlarının katılanın başını polis aracında ve nezarethanedeyken kasten sağa sola vurarak kendi kendisini yaraladığı şeklindeki sanığın cezadan kurtulmasına yönelik anlatımlarına itibar edilemeyeceği, sanık ...'ın 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 16. maddesinde, polise tanınan, görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanma yetkisini aşmak suretiyle sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanarak kulak zarında perforasyona neden olacak ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte katılanı kasten yaralama suçunu işlediği, bu şekilde kasten yaralama suçunun sübut bulduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Özel Daire onama kararı isabetli olup haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 15.11.2018 günü yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, 2016/328 E., 2016/328 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK’nun 256/1 delaletiyle 86/1, 86/3-e-d ve 87/3. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Pendik 1.
Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu 2016/328 E. , 2016/328 K.
"İçtihat Metni"
2016/Bşk-328 2016/328 2012/182539
CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Görevsizlik Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK’nun 256/1 delaletiyle 86/1, 86/3-e-d ve 87/3. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Pendik 1. Asliye Ceza Mahkemesince 14.07.2011 gün ve 979-540 sayı ile sanığın mahkûmiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Karara sanık tarafından itiraz edilmesi üzerine itirazı inceleyen Kartal (Kapatılan) 1. Ağır Ceza Mahkemesince 30.12.2011 gün ve 1433 değişik iş sayı ile sanığın itirazının kabulü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verilmiş, yapılan yargılama sonucunda Pendik (Kapatılan) 1. Asliye Ceza Mahkemesince (İstanbul Anadolu 3. Asliye Ceza Mahkemesi) 19.04.2012 gün ve 83-670 sayı ile sanığın aynı suçtan mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 3. Ceza Dairesince 06.05.2014 gün ve 30681-17612 sayı ile;
"İddianamedeki nitelendirmeye, sevk maddelerine, temyizin kapsamına göre, işin incelenmesinin Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesine ait olduğu" gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosya Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmiş,
2797 sayılı Yargıtay Kanununa 6572 sayılı Kanun ile eklenen geçici 14. madde uyarınca hazırlanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 19.01.2015 gün ve 8 sayılı iş bölümü kararı uyarınca Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen ve Daire Başkanı tarafından imzalanan 06.02.2015 gün ve 6030-4845 sayılı tevdii kararıyla dosyanın gönderildiği Yargıtay 18. Ceza Dairesince 13.06.2016 gün ve 21658-13086 sayı ile;
“İddianamede açıklanan eylemlere, Yargıtay Kanununun 14. maddesine, Yargıtay Büyük Genel Kurulunun kararına, TCK'nın suç ve karar tarihinde yürürlükte olan 256. madde delaletiyle 86/1, 86/3-d,e, 87/3 maddelerinde zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle yaralama suçu için öngörülen yaptırıma, tebliğname tarihine ve temyizin kapsamına göre, işin incelenmesi Yüksek 5. Ceza Dairesinin görevine girdiğinden, dosyanın ilgili Daireye gönderilmesi gerekmekle birlikte, Dairemiz ile 5. Ceza Daireleri arasında doğan görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Yargıtay Başkanlar Kuruluna gönderilmesine” karar verilmiştir.
Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Yargıtay 18. Ceza Dairesince görev uyuşmazlığının çözülmesi için dosya Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmiş ise de; öncelikle ortada çözümlenmesi gereken bir olumsuz görev uyuşmazlığı bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Olumsuz görev uyuşmazlığının doğması için, karşılıklı olarak iki dairenin kendisini görevsiz sayması, başka bir anlatımla karşılıklı iki dairenin görevsizlik kararı vermesi gerekmektedir.
2797 sayılı Yargıtay Kanununa 6572 sayılı Kanun ile eklenen geçici 14. madde uyarınca hazırlanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 19.01.2015 gün ve 8 sayılı iş bölümü kararı uyarınca Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen ve Daire Başkanı tarafından imzalanan 06.02.2015 gün ve 6030-4845 sayılı tevdi kararının görevsizlik kararı olarak kabulü mümkün değildir.
Diğer taraftan tevdi kararı ile dosyanın gönderildiği Yargıtay 18. Ceza Dairesince verilen görevsizlik kararı ile dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesi yerine Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderildiği, bu durumda, Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığı, dolayısıyla Yargıtay 5. ve 18. Ceza Daireleri arasında Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunca çözümlenmesi gereken bir görev uyuşmazlığı da bulunmamaktadır.
Bu itibarla, dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle,
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 13.06.2016 gün ve 21658-13086 sayılı görevsizlik kararı uyarınca dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine TEVDİİNE, 27.12.2016 günü oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/658 E., 2023/449 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Zor kullanma yetkisini kullanan kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde; TCK 256. maddesi gereği kasten yaralama suçuna dair hükümlerin uygulanması gerektiği de göz ardı edilmemelidir.
Ceza Genel Kurulu 2019/658 E. , 2023/449 K.
"İçtihat Metni"
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 310-390
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Olası kastla öldürme suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-d maddeleri uyarınca beraatine ilişkin Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2015 tarih ve 27-231 sayı ile kurulan hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.05.2018 tarih ve 343-2204 sayı ile; “(...)Sanığın köy muhtarı olarak görev yaptığı, aynı zamanda köy tüzel kişiliğine ait kooperatif işletmesinin de başkanı olduğu, olay tarihinde gece 04.00 sıralarında maktul ve arkadaşlarının araçla bu kooperatife ait markete gelerek hırsızlık eyleminde bulundukları, marketten çeşitli eşyaları çalarak araçlarına yükledikleri, bu esnada sanık ... ve arkadaşları olan tanıklar ... ve ...'in cep telefonuna dükkandaki alarmdan hırsızlık yapıldığı yönünde sinyal geldiği, bunun üzerine dışarıya ilk çıkan tanık ...'ın maktul ve arkadaşlarıyla karşılaştığı, tanık ...'ın maktulün kullanımında olan aracın ön camına odunla vurup camı patlattığı, ardından olay yerine kendine ait araçla giden sanığın maktulün kullanımında olan ve hırsızlık eşyaları ile birlikte olay yerinden kaçmakta olan aracın önüne geçtiği, maktulün kullanımındaki araçla sanığın kullanımındaki araç arasında temas yaşandığı, maktulün araçla kaçmaya devam ettiği, bu esnada kendi aracını durduran sanığın maktulün kullanımındaki aracın arkasından tabancasıyla ateş ettiği, aracın arka camından giren mermi çekirdeğinin maktulün sırt sol kısmına isabet ettiği, maktulde kot kırığı ile birlikte akciğer yaralanması, iç kanama oluştuğu, aldığı yaranın ve diğer tanık ...'in aracıyla maktulün aracının önüne geçmesinin etkisiyle maktulün kullanımındaki aracın yoldan kısmen çıkarak sağa doğru ağaçlık ve telli alana çarpıp durduğu, maktulün araçtan inerek gece karanlığından istifade edip tarlalara doğru bir müddet kaçtığı ve akşam saatlerinde ölü olarak bulunduğunun anlaşıldığı olayda; sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunun unsurlarını oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde beraatine karar verilmesi(...)” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. DİRENME GEREKÇESİ
Bozma üzerine, Yerel Mahkemece 23.10.2018 tarih ve 310-390 sayı ile; "(...)Somut olayda sanığın başkanlığını yaptığı kooperatife gece vakti hırsızlamak amacı ile giren maktülün marketten aldığı eşyaları aracına yükleyerek kaçmaya çalıştığı, mahkememizce dinlenen ve hırsızlık olayına karışan ... adlı tanığın da yüzlerine maske takarak olay yerine gidip, marketten eşyaları çalarak arabalarına yüklediklerini ve kaçmaya çalışırken bu esnada sanık ile arabalarının kesiştiğini ve kaza yaptıklarını beyan ederek sanık savunmalarını doğruladığı, hırsızlık eylemine konu kooperatifte daha önce defalarca hırsızlık yapıldığı, bu durumun engellenemediği ve köy yeri olmasına rağmen kooperatife alarm sistemi takıldığı ve bu durumda da engellenemeyerek suça konu hırsızlık girişiminin gerçekleştiği akabinde alarmın çalışması ve tanık ...'ın ihbarı üzerine; daha öncesinde olay yerinde aynı şekilde hırsızlık vakaları yaşandığı için olay yerine yanında silahı ile gelen sanığın maktülün hırsızladığı mallar ile kaçmasını önlemek ve durdurmak amacı ile maktulün içerisinde bulunduğu araca doğru bir el ateş ettiği, maktül ve araçta bulunan diğer kişiler arasında önceye dayalı bir husumetlerinin bulunmadığı, bu yönde dosyaya yansıyan herhangi bir delilin de bulunmadığı, sanık muhtarın olay yerine gelmesine müteakip önce maktulün kullandığı araç ile kafa kafaya gelerek karşılaştıkları ve maktulün aracıyla sanık muhtarı geçerek kaçmaya devam ettiği ve bunun üzerine sanığın maktule ait aracın arkasından kooperatife ait marketteki mallar kendi hakimiyetlerine yakın bir alanda iken yapılan haksızlığı durdurmak amacı ile sadece bir kez ateş ettiği, sanığın başkaca ateş etmediğinin dosya kapsamına göre sabit olduğu, maktülü birebir görerek hedef almadığı amacının sadece olay yerinden kaçmaya çalışan aracı durdurmak olduğu, maktul hırsızladığı mallar ile sanıktan uzaklaşmakta ise de henüz suçüstü hâlinin devam ettiği ve sanığın hırsızlanan para ve eşyalar sebebiyle ateş ettiği nitekim hırsızlanan eşyalar ve paraların da maktulün kullandığı araçta ele geçirildiğinin de sabit olduğu, sanığın köyün muhtarı ve aynı zamanda hırsızlığa konu kooperatifin de başkanı olduğu, bu hâlde sanığın maktulü tanımaması, yaptığı atışın tek bir atış olması, aynı zamanda bu atışın uzak atışa yakın yaklaşık 40 metrelik bir atış olduğunun 09.10.2014 tarihli bilirkişi raporuyla da bildirilmesi ki bu durumda sanığın da sıradan bir vatandaş olması dikkate alındığında iyi bir atıcının dahi 40 metreden kolayca hedefi hareket hâlindeki bir nesneyi veya insanı tek atışla belirtildiği şekilde gerçekleştirebilmesinin raporda belirtildiği üzere zor olduğu nitekim 09.10.2014 tarihli bilirkişi raporunda; görüş açısından, incelenen dosya kapsamındaki olay yeri fotoğraflarından edinilen bilgiler çerçevesinde; yerin çiseleyen yağmurdan dolayı kaygan olduğu, gece karanlığı ve yağmur dışında maddi olarak bir engelin bulunmadığı, sokak lambasının yanmasına rağmen havanın karanlık olduğu, mevcut karanlıktan dolayı ateş edilen yerden aracın görülebileceği ancak araç içindeki şahısların sayısı ve yerleri ve araç içindeki konumlarının görülemeyeceği ve bu mesafeden(40 metre) tabanca ile yapılan bir atışın araca isabet ettirilebileceği, ancak nişan almak suretiyle bile araç içindeki bir kişi veya herhangi bir şeye isabet oranının olabildiğince düşük olduğunun değerlendirildiği, olay yerindeki mevcut eğim ile yine dosya kapsamına göre atış mesafesi, atış atıklarının dağılımı ve yoğunluğu ile mermi çekirdeğinin maktulün vücudunda meydana getirdiği yuvarlak şekil birlikte değerlendirildiğinde atışın dike yakın açı ile uzak bir atış olduğunun değerlendirildiğinin bildirildiği, bu durumda sanığın öldürme kastıyla hareket ettiğine dair dosya kapsamına uygun bir delilin bulunmadığı ayrıca hırsızlık olayı nedeniyle hırsızlanan para ve eşyaların hırsızlandığı esnada sıcağı sıcağına suçüstü hâlinde ve meşru müdafa amacıyla tek atış yapıldığının mahkememizce sabit olduğu, nitekim atış yapılması akabinde maktulün kaçtığı aracın durması üzerine sanık tarafından maktule başkaca bir atış yapılmaması da çalınan eşyaların çalınmasını engelleme dışında sanığın bir amaç ve kastının bulunmadığının delilidir. Yukarıda anlatılan hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve yukarıda ifade edilen suça konu olaya benzer Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararları ışığında sanığın üzerine atılı suçun hukuka uygunluk nedeni olan meşru müdafaa sınırları içerisinde kaldığı düşünülerek Yargıtay bozma ilamına uyulmayarak ve mahkememiz önceki kararında direnilerek mahkememizce oy birliği ile sanığın CMK 223/2-d ve TCK 25/1 maddesi gereğince beraati yönünde hüküm tesis edilmiştir(...)" gerekçesiyle bozma kararına direnilmesine ve sanığın beraatine karar verilmiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.10.2019 tarihli ve 23819 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 25.11.2019 tarih ve 3567-5127 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın maktule yönelik öldürme eylemini, haksız tahrik altında mı yoksa meşru müdafaa koşulları içerisinde mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine yönelik olup ayrıca somut olayda ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın aşılıp aşılmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
29.04.2014 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağında; Hamamlıkızık köyü kooperatifinin marketi önünde meydana gelen hırsızlık olayı ile ilgili yapılan incelemede, olay yerinde kullanılan bir adet levye, bir adet demir kesme makası ve sanığa ait bir adet 9 mm çapında mermi atar tabancanın ele geçirildiği, hırsızlık şüphelisi şahısların marketin içerisinden iki beyaz çuval içinde çok sayıda sigara ve 134,90 TL madeni para aldıklarının yazılı olduğu,
29.04.2014 tarihli teşhis tutanağında; olay gecesi saat 04.20 civarında kooperatif marketinde meydana gelen hırsızlıkla ilgili olarak kamera görüntülerinde bulunan ve hırsızlığı yapan kot pantolonlu, siyah deri montlu, siyah ayakkabılı ve maskeli şahsın yakalanan tanık ...'la aynı olduğu ve şahsın görüntülerden kendisini doğruladığının müştereken imza altına alındığının belirtildiği,
30.04.2014 tarihli tutanakta; tanık İbrahim ile Bursa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda yapılan görüşmede; olay günü maktul ve tanık ... ile gece 02.00'da maktul ...’nın evinde buluştuklarını, maktulün temin ettiği aracın çalıntı olduğunu bilmediğini, ardından Hamamlıkızık köyünde bir bakkala girdiklerini, maktulün dışarıda beklediğini, tanık ...ile 10 dakika içinde iki çuval sigara topladıklarını, dışarı çıkıp uzaklaşırken yolun ortasında pala bıyıklı, 35-40 yaşlarında, bir şahsın elindeki sopayla vurduğu aracın ön camının patladığını, maktulün aracın hâkimiyetini kaybettiğini, olay esansında Fiat Doblo ve siyah renkli bir ... aracın kendilerini takip ettiğini, bu araçlardan birine çarptıklarını, kendilerine 3-4 el ateş eden şahsın başının kel olduğunu ve pijama giydiğini, maktulün kullandığı araç tel örgülere çarpınca kendisinin ön koltuğa sıkıştığını, maktul ve tanık Özkan’ın araçtan çıkıp araziye doğru kaçtıklarını ifade ettiğinin yazılı olduğu,
14.05.2014 tarihli uzmanlık raporunda; olay yerinden elde edilen delillerin incelenmesi sonucu, maktulün vücudundan çıkartılan 9 mm çapındaki deforme mermi çekirdeğinin sanıktan elde edilen BJM1102 seri numaralı tetkik konusu tabancadan atıldığının tespit edildiği,
02.06.2014 tarihli uzmanlık raporunda, maktulün üzerinden çıkartılan kıyafetlerin incelenmesi sonucu maktule ait tişört üzerinde bulunan 1 numaralı giriş deliği etrafındaki atış artıklarının dağılımı ve yoğunluğu itibarıyla yapılan atışın uzağa yakın olduğunun değerlendirildiği,
12.06.2014 tarihli otopsi raporunda; cesedin sırtında soldan giren bir adet mermi çekirdeğinin göğüs sol önde adele içerisinde kaldığının, mermi seyrinin arkadan öne hafif aşağıdan yukarıya doğru olduğunun, yaralanmanın müstakilen öldürücü nitelik taşıdığının, sol göğüs önde hematomlu alanın içerisinden elde edilen 9 mm çaplı, sağ devirli, ucu deforme bir adet mermi çekirdeğinin adli emanete alındığının, kişinin alkollü olmadığının veya vücudunda toksik bir madde ile uyuşturucu bulunmadığının, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kot kırıkları ile sol akciğer yaralanması ve iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğunun belirtildiği,
02.10.2014 tarihli keşif zaptında; tanıklar ... ve ... ile bilirkişi eşliğinde olay yerine keşfe gelindiğinin, tanık ...'ın; aracın tellere dayanarak durduğu yeri görmediğini, kooperatif başkanı araçtan inerken silahın elinde olduğunu, ayağının kaydığını ve silahın birden ateş aldığını beyan ettiğinin, tanık...'nın ise; hırsızların aracının başkanın aracına göre sağdan geçtiğini, kendisinin arabadan inmediğini ve hırsızların aracının, kendisine çarpmamak amacıyla direksiyonunu kırarak tel örgülere saplandığını, bir el silah sesi duyduğunu, ancak bunun araç durduktan önce mi sonra mı gerçekleştiğini hatırlayamadığını, olayın 5-10 saniye içerisinde meydana geldiğini beyan ettiğinin yazılı olduğu,
06.10.2014 tarihli bilirkişi raporunda; mahkemece yapılan keşif ve dosya kapsamındaki delillerden edinilen bilgiye göre sanık ve tanıkların anlatımları kapsamında sanık ile maktulün karşılaştığı yerle maktule ateş edilen yerin uzaklığının yaklaşık 40 metre olduğunun, ateş edilen yer ile aracın durduğu yerin arasındaki eğimin yer yer %8’e yakın olduğunun, olay yerinin yağmurdan dolayı kaygan olduğunun, olayın gece karanlığında gerçekleştiğinin, sokak lambasının yanmasına rağmen havanın karanlık olduğunun, ateş edilen yerden aracın görülebileceği ancak aracın içindekilerin sayısının ve konumlarının görülemeyeceğinin, 40 metrelik bu mesafeden tabanca ile yapılan atışın araca isabet edebileceği ancak nişan almak suretiyle bile araç içindeki bir kişiye veya herhangi bir şeye isabet oranının oldukça düşük olduğunun değerlendirildiği, olay yerindeki mevcut eğim ile atış mesafesi, atış artıklarının dağılımı ile mermi çekirdeğinin maktulün vücudunda meydana getirdiği şekil birlikte değerlendirildiğinde atışın dike yakın bir açı ile uzak atış olduğu kanaatine varıldığının belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık İbrahim Cumhuriyet savcılığında; cezaevinde kolluk tarafından alınan ve yukarıda özetine yer verilen beyanından farklı olarak, aracın camının kırılması sonrasında araçla olay yerinden kaçarlarken muhtarın arkalarından kendilerini durdurmak için ateş ettiğini, ancak ateş edilmeden öncede bir yere çarpmış olmaları nedeniyle o esnada durmuş vaziyette olduklarını, dolayısıyla muhtarın duran araca ateş ettiğini, kendisinin alkol etkisiyle ne yaptığını bilemediğini,
Mahkemede; olay günü maktul ve ... isimli biri ile hırsızlık yapmak için gece vakti marketin kilitlerini kırarak içeri girdiklerini, yüzlerinin maskeli olduğunu, eşyayı çaldıktan sonra iri yarı birinin elindeki kalasla aracın ön camına vurduğunu, ardından önlerinde iki arabanın durduğunu, aracı maktulün kullandığını, önlerindeki iki araca çarpmamak için panikleyerek kaza yaptıklarını, kazadan sonra arkalarından 10 el ateş edildiğini, sonra maktul ve ...’ın araçtan inerek kaçtıklarını, kendisinin sıkışması nedeniyle kaçamadığını, arka koltuktan ön koltuğa doğru geldiğini, tam inecekken elinde silah olan bir adamın gelip kafasına silah dayadığını ve "Kaçma!" dediğini, olduğu yerde kalınca adamın tetik düşürdüğünü, silahın patlamadığını, orda bulunan kişilerin başına toplandıklarını, bu sırada yaşlı birinin kalabalığın kendisine vurmasına engel olduğunu, maktulün araçta nasıl vurulduğunu bilmediğini, araçtan inerken; "Koçum kaçın kurtarın kendinizi!" dediğini, 10 el ateş edildiğini duymasına rağmen neden araçta bir tane isabet olduğunu bilmediğini, kaza yapmadan önce de bir araca çarptıklarını, hırsızlıktan sonra kar maskelerini aracın içinde çıkarttıklarını,
Tanık ...kendisinin hırsızlık olayıyla uzaktan yakından ilgisinin olmadığını, olay saatlerinde arkadaşları ..., ..., ... ve ... Keskiner ile birlikte Değirmenönü Mahallesinde boş bir inşaatta olduklarını, 29.04.2014 günü saat 12.00 sıralarında tanık İbrahim'in kendisine mesaj attığını, ardından saat 17.00 civarında kendisini arayarak; “Ben tutuklandım cezaevine gidiyorum.” dediğini, ne olduğunu sorduğunda maktul ile birlikte kovalandıklarını, maktulün omzundan yaralanıp kaçtığını, kendisinin de yakalandığını söylediğini, sonra maktulün akrabalarıyla birlikte civarda kendisini aramaya başladıklarını, Hamamlıkızık köyü alt tarafında bulunan ormanlık alanda maktulü yerde yatarken gördüklerini ve hemen ambulansı aradıklarını,
Tanık ... kollukta; Hamamlıkızık Kalkındırma Kooperatifi başkan vekili olduğunu, 29.04.2014 tarihinde saat 04.20 sıralarında kooperatifin marketinin alarmının çaldığını, evi marketin karşısında olduğundan hemen camdan baktığını, marketin önünde Kartal marka bir araç gördüğünü, kepenk açıkken içeriden birinin sırtında çuvalla dışarı çıktığını, kendisinin hemen bir odun parçası alarak aracın önüne geçtiğini, aracın içinde üç kişi bulunduğunu, şahısların aracı üzerine sürmeleri ile birlikte elindeki odun parçasını araca doğru fırlattığını, bu nedenle aracın ön camının kırıldığını, sonra köy muhtarı olan sanığın aracıyla hırsızların önüne geçtiğini, kendi aracını durdurup olayın şoku ile tabancasını çektiğini, inerken de tabancanın ateş aldığını, ancak hırsızlara doğru ateş ettiğini görmediğini, hırsızlar tekrar kaçmaya çalışırken bu sefer market çalışanı tanık...'nın önlerine geçmeye çalıştığını, o anda hırsızların aracının şarampole düştüğünü, araçtan inen iki kişinin kaçtığını, aracın içindeki üçüncü şahsı yakalayıp jandarmaya teslim ettiklerini,
Mahkemede; hırsızlık olayını görünce sanığı telefonla aradığını, "Marketi soyuyorlar." dediğini, kendisinin de odun parçası alarak yola çıktığını, hırsızların başkanın arabasının sağ çamurluğuna çarpıp yola devam ettiklerini, ileride yolun daraldığı, bir yerde aracı şarampole düşürdüklerini, sanığın araçtan inerken silahının patladığını duyduğunu, araçta sıkışan şahsın yaralı olmadığını, sanıkla kendisi arasında 10-15 metre mesafe olduğunu, sanığın tökezlediğini gördüğünü, hırsızlara hedef gözeterek ateş etmediğini, bu bölgede devamlı hırsızlık olduğunu, aynı Kooperatif marketinde en son 5-6 ay önce de hırsızlık olayı meydana geldiğini, bu nedenle güvenlik amacıyla alarm ve kamera sistemi kurduklarını,
Tanık... kollukta; Hamamlıkızık Kalkınma Kooperatifine ait marketin çalışanı olduğunu, 28.04.2014 tarihinde saat 23.20 sıralarında marketi temizlendikten sonra kapatıp evine gittiğini, saat 04.00 sıralarında televizyon izlerken marketin alarmının devreye girmesi nedeniyle telefonunun çaldığını, hemen aracıyla markete doğru gittiğini, evden çıkarken kooperatif başkanı ve köy muhtarı olan sanığı araçla giderken gördüğünü, tam ilköğretim okulu kapısına geldiklerinde kooperatifin başkan yardımcısı tanık ...'ın marketten çuvalla çıkan ve araca binmek üzere olan hırsızların hırsızları görüp önüne çıkıp kendilerini durdurmaya çalıştığını, araç durmayınca tanık ...’ın elindeki odun parçasını araca fırlattığını, bunun üzerine aracın ön camının kırıldığını ve hırsızların yola devam ettiklerini tanık ...'tan duyduğunu, yokuş yukarı çıkarlarken sanığın da kendi aracı ile hırsızların aracının önüne geçmeye çalıştığını, sonra aracını durdurup aşağı doğru indiği sırada tabancasının ateş aldığını, hırsızların tekrar kaçmaya çalıştığı sırada bu sefer de kendisinin kaçan aracın önüne geçtiğini, hırsızların kendisine çarpmamak için aracı okulun yanındaki şarampole doğru çevirdiklerini, sonra araç sıkışıp durunca iki kişinin araçtan atlayıp kaçmaya başladıklarını, onları yakalayamadıklarını, ancak üçüncü kişiyi aracın içinde yakaladıklarını ve Jandarmaya teslim ettiklerini, aracın arka koltuğunda çok sayıda sigara gördüğünü,
Mahkemede; olay anında havanın yağmurlu olduğunu, markete doğru giderken sanığın yanından geçtiğini, o durunca kendisinin de arkasında durduğunu, önden birden bir aracın çıktığını, sanığın ve kendi aracının önünden geçen aracın tel örgülere çarptığını, olayın ters istikamette olduğunu, hırsızlar aracın içinde iken bir el silah sesi duyduğunu, hırsızların kendi aracına çarpmadıklarını, tanık ...'ın araca doğru odun parçası fırlattığını görmediğini, bunu sonradan öğrendiğini, bir el silah sesi duyduğunu ama nasıl ateş edildiğini görmediğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık kollukta; Hamamlıkızık köyü muhtarı ve aynı zamanda Kooperatif Başkanı olduğunu, 29.04.2014 tarihinde saat 04.20 sıralarında evinde uyuduğunu ve cep telefonuna Kooperatifin marketine ait alarmın ikazının geldiğini hemen kalkıp marketin önüne gittiğini, giderken yolda Kartal marka araçla karşılaştığını, aracın önce yanından geçtiğini, olayın paniğiyle aracını durdurup aşağı inerken yanında bulunan ruhsatlı silahını korktuğundan dolayı çektiğini, bu sırada ayağının kaydığını ve dengesini kaybettiğini, silahının yere düştüğünü ve bir el ateş aldığını, silahından çıkan merminin hırsızların arabasına isabet ettiğini ancak bunun istemeden olduğunu, amacının hırsızları yakalayıp jandarmaya teslim etmek olduğunu,
Kolluktaki ek beyanında, Cumhuriyet savcılığında ve Sulh Ceza Mahkemesinde; önceki ifadesine ek olarak, gece yarısı pijamalı şekilde kalkıp aracıyla markete doğru gittiğini, bu sırada yardımcısı tanık ...'ın kendisini telefonla arayarak hırsızların kaçtıklarını ve silahlı olabileceklerini söylediğini hatırladığını, hırsızların aracının kendi arabasının sağ ön çamurluğuna çarpıp kaçmaya devam ettiğini, 50-60 metre uzaklaştıktan sonra aracını durdurduğunu, hırsızların arkasından koşmak için aracından indiğini, o sırada yağmur yağdığı için panikle tökezlediğini ve silahın farkında olmadan ateş aldığını, aracın kaçtığı yolda personel servisi olan Kangoo marka aracın yanında sıkıştığını ve çukura düştüğünü, silahın bir el patlaması haricinde başka bir atış yapmadığını, ruhsatlı tabancasının içinde bir adet mermi bulunduğunu, daha önceden kaç mermi olduğunu hatırlamadığını,
Mahkemede; markete doğru giderken tanık ...'ın kendisini telefonla aradığını, yolda markete 50-100 metre kalmışken hırsızların arabasıyla çarpıştıklarını, hırsızların aracın önünü kestiğini, kazadan sonra kendisinin araçtan indiğini ancak ayağının kaydığını inerken tabancasının ateş aldığını, ateş ettiği yerle hırsızların aracının bulunduğu yer arasında 50-60 metre olduğunu araçta sıkışan hırsızı jandarmaya teslim ettiklerini, o sırada arama yapan jandarmaların araçtan inip kaçan iki kişiyi bulamadığını, aynı gün akşam üzeri saat 19.30-20.00 sıralarında maktulün cesedinin bulunduğunu, bilerek ve isteyerek ateş etmediğini, tabancanın kazaen ateş aldığını, pişman olduğunu, beraatini istediğini,
Savunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat, Öğretide Uyuşmazlığa İlişkin Görüşler ve Emsal Yargı Kararları
Meşru Savunma ve Sınırın Aşılması
Meşru savunma, gerek 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 49/2. maddesinde, gerekse TCK'nın 25/1. maddesinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Meşru savunmanın şartlarına ilişkin olarak iki Kanun arasındaki en önemli fark, meşru savunma yoluyla korunan hakkın niteliğine ilişkindir. Bunun dışındaki şartlar açısından her iki düzenleme ile yerleşik uygulamalar arasında ciddi bir fark bulunmamaktadır.
765 sayılı TCK'nın 49/2. maddesindeki düzenleme; "Gerek kendisinin, gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız bir taarruzu filhal def’i zaruretinin bâis olduğu mecburiyetle işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde olup anılan düzenleme ile meşru savunmanın, kişinin kendisinin veya başkasının sadece nefsine veya ırzına yönelik saldırılarda söz konusu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada en geniş yorumla maddenin diğer kişilik haklarına yönelik saldırılarda dahi uygulanabileceği kabul edilmiş ise de malvarlığına yönelik saldırıları önlemek maksadıyla işlenen fiiller bu kapsamda değerlendirilmemiştir.
Buna karşılık, 5237 sayılı TCK'nın 25/1. maddesinde; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde daha geniş bir hükme yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür.
"Mala ve mal varlığı haklarına karşı saldırılarda, eski kanunumuzun sisteminde haklı savunma genel düzenlemede tanınmış değildi. Mala karşı olan bir saldırı, ancak ETCK'nun 461. maddesinde yazılı koşullar içinde meydana geldiğinde haklı savunmaya olanak veriyordu." (İçel, Kayıhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler 2021 baskı İstanbul- Cadde Bostan, s. 347). 765 sayılı TCK’da "nefse yönelik saldırı" kavramı içinde bazı kişilik haklarının girdiği kabul edilse de Yargıtay basit müessir fiil niteliğindeki eylemlerde meşru savunma kuralını işletme yanlısı değildir (Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16.02.1992 tarihli ve 7325-8013 sayılı, 06.03.1986 tarihli ve 1239-1693 sayılı kararları).
Ancak, yeni TCK'da meşru savunmanın konusu olabilecek haklar bakımından bir sınırlama yapılmamıştır. Bu düzenleme uyarınca artık, meşru savunma hükmü mülkiyet veya zilyetlik hakkına yönelmiş haksız bir saldırıya karşı yapılan savunma dolayısıyla da uygulanabilecektir. Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10.10.2013 tarih 2013/2791 E. ve 2013/5664 sayılı kararında; "Sanığın, maktul ve arkadaşlarının hırsızlık suçunu işlemek amacıyla marketin kepenginin açılmasından itibaren bu suçun gerçekleşmemesi ve vazgeçmeleri için çabalamasına rağmen saldırıyı defedememesi karşısında ve kendisine ait malları korumak amacıyla, olay yerinden malları ile kaçan maktulün bulunduğu araca ateş etmesinde yasal savunma koşullarının gerçekleştiği ve yasal savunmada aşırıya kaçılmadığı.." sonucuna varmıştır.
Bu itibarla, mülkiyet hakkını da kapsamı içine alan 5237 sayılı TCK’nın 25. maddesi karşısında bu tür bir yaklaşımın kanuna aykırı olacağı, malvarlığına veya zilyetliğe yönelen saldırılara karşı koymanın meşru savunma kapsamında ele alınmasının kurumun bünyesine daha uygun olacağı düşünülmektedir.
Doktrinde bazı yazarlar mülkiyet hakkının meşru savunmanın konusu olabileceğini ileri sürerken; (Gökcan, Ahmet/Artuk, M.Emin, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2022, s.508, Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, DER Yayınları, İstanbul, 2016, Cilt 2, s.348, Akbulut, Berrin, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2022, s.559); bazı yazarlar TCK’da yapılan yeni düzenleme ile mal için meşru müdafaa kabul edilmişse de bu düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesine aykırı olacağını; (Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s.309-310; Artuç - Gökcan, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Adalet Yayınevi, 2021, 1. Cilt, s.686-687); bazı yazarlar ise mülkiyet hakkının meşru savunma çerçevesinde korunmaya değer bir hak olabilmesi görüşünü, TCK'nın kişi hak ve özgürlüklerini ön plana çıkararak koruduğu yönündeki söylemi ile çeliştiği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Özbek,Veli Özer/Doğan, Koray/Bacaksız, Pınar/Tepe, İlker, TCK Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2018, s.304).
Nitekim, AİHS'nin "Yaşam hakkı" başlıklı 2. maddesi;
"1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;
b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;
c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması..." şeklinde düzenlenmiştir.
Sözleşme'nin 2. maddesinin birinci fıkrasında yazılı "ölüm cezası" ise; Sözleşme'ye Ek 13 No.lu Protokol'le kaldırılmış olup kişilerin yaşam hakkının; bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasını sağlamak, bir kimseyi kanunda belirtilen usulüne uygun şekilde yakalamak ve tutulu kişinin kaçmasını önlemek ile bir ayaklanma veya isyanın kanuna uygun şekilde bastırılması sebepleriyle mutlak surette zorunlu sınırları aşmayacak şekilde güç kullanımı sonucunda meydana gelen ölüm durumları dışında kimsenin yaşam hakkından mahrum bırakılamayacağı öngörülmüştür.
Ancak doktrinde kimi yazarlar malvarlığı üzerinde zilyetlik dışında kalan haklara yönelik saldırıların meşru savunma kapsamında korunabileceğini, malvarlığı haklarının korunması için saldırganın öldürülmesi önünde engel teşkil eden AİHS'nin ikinci maddesi hükmünün sadece kamu gücü kullanan personelin eylemlerine ilişkin dikey bir korumayı düzenlediğini, bu nedenle bireyin bireye karşı savunma fiilinin sınırlanmasına dair yatay bir korumayı kapsamadığını ifade etmektedir (Zafer, Hamide, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Basım Yayım 8. Baskı, İstanbul, 2021, s.401, Kartal, Melik, Meşru Savunmanın Hukuki Esası Bağlamında Gereklilik ve Orantılılık, İstanbul, 2019, S.134-136).
Bir kısım yazarlar ise; "Miktarı ve kıymeti ne olursa olsun mal varlığı değeri, bir kişinin hayatı pahasına korunacak bir değer olarak telaki edilemez." düşüncesiyle malvarlığına yönelen saldırılara karşı ölüm neticesinin meydana gelmesi halinde meşru savunmanın söz konusu olmayacağını ileri sürmekle birlikte (Koca, Mahmut- Üzülmez, İlhan Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 15. baskı sf. 286) "Ancak mal varlığına yönelik bir saldırıyı savuşturmak için doğrudan saldırganı hedef almaksızın silah kullanan ve fakat sapma sonucu saldırganın ölümüne sebebiyet veren kişi, meşru savunmanın sınırını kast olmaksızın aşmış olur." şeklindeki ifadelerle savunmada bulunan kişinin dikkatsiz ve özensiz davranarak savunmanın sınırını taksirle aşabileceğini ve TCK'nın 27/1 maddesi uyarınca sorunlu olması gerektiğini değerlendirmektedir (Koca- Üzülmez, s. 287).
Gerek öğretide gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCK’nın 49/2 ve 5237 sayılı TCK’nın 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin aşağıda yazılı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir;
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Saldırı ile savunma arasındaki ölçüyü kullanılan araca ve hakların konusuna göre ayrı ayrı incelemek gerekmektedir. Araç bakımından orantısızlığın değerlendirilmesinde; saldırıda bulunanla savunmada bulunanın kişisel durumlarının ve kullanılan silahın fiziki kuvvetsizliğini gidermek için kullanılabileceğinin de unutulmaması gerekir. Göz önünde bulundurulacak husus, o silahı daha ölçülü bir şekilde (örneğin saldırıyı yapanı, havaya ateş etmek veya bacağından yaralamak suretiyle) saldırıyı defetmek imkanı varken bunun yapılıp yapılmadığı hususudur. Konu bakımından orantısızlığa gelince; saldırıya uğrayan hak ile savunma dolayısıyla zarara uğrayan hak arasında da bir orantının bulunması gerekir. Ancak bu orantı hakların birebir aynı hak olması gerektiğini göstermez. Aksi takdirde, örneğin cinsel dokunulmazlık hakkı yaşam hakkından daha önemsiz bir hak gibi görülecek ve ırzına saldırılan kişinin tecavüzü defetmek için saldırıda bulunanı öldüremeyeceğini kabul etmek gerekecektir. Sadece iki hakkı karşılaştırmak doğru olmayacağı gibi bu kıyaslamayı büsbütün ihmal etmek de hatalı olacak, saldırı ve savunmayı özellikle de saldırı anında saldırıya uğrayanın içinde bulunduğu duruma göre çözümlemek daha doğru olacaktır (Dönmezer/Erman, s.356-358).
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.2010 tarihli ve 249-108 sayılı kararında; "...Kendisine ait işyerinde bulunan hurda demirlerin çalınmasından duyduğu infialle, maktûl ve arkadaşlarının bulunduğu yere gelerek, at arabalarıyla kaçmakta olan maktûl ve arkadaşlarını korkutarak durdurmak gayesiyle önce havaya, sonra sürekli aynı istikamette olmak üzere at arabalarının tekerleklerine ve yere doğru birden çok kez ateş ettiği sırada, asfalttan seken kurşunlardan birisinin isabet etmesi sonucu maktûlün ölümüne neden olan sanığın eyleminin; kasten öldürme ve kasten yaralama suçlarını oluşturacağı söylenemese de, gerçekleştirilen eylemin yaralamayla sonuçlanabileceğinin öngörülmüş, buna karşılık ölüm neticesinin öngörülememiş olması karşısında, Ceza Genel Kurulunun 22.12.1986/364-613, 05.10.1987/229-440, 22.03.2005/219-35 ve 20.04.2004/ 47-101 gün ve sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 765 sayılı TCY’nın 452/1. maddesinde yer alan "kastın aşılması suretiyle adam öldürme" suçunun, 5237 sayılı TCY’ndaki karşılığını oluşturan ve bu Yasanın 87/4. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturduğu..." gerekçesiyle meydana gelebilecek yaralama neticenin öngörülmesine rağmen harekete devam edilmesi hâlinde neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sorumlu olunacağı kabul edilmiştir.
Meşru savunmada sona ermemiş, hâlen mevcut bir saldırıya karşı savunma amacıyla karşılık verilmekte, saldırıdan başka türlü korunma imkanı bulunmamakta iken, haksız tahrikte sona ermiş bir haksız fiile zorunlu olmamakla birlikte haksız eylemin yarattığı öfke ile karşılık verilmektedir. Meşru müdafaanın zorunlu olması hâli objektif bir esasa dayanmakta iken; haksız tahrik kişinin kusur iradesinin zayıflamasından dolayı cezanın hafifletilmesini gerektiren subjektif bir esasa dayanmaktadır. Bu nedenle bir tarafta haksız tahrik ile meşru müdafaanın birlikte bulunması mümkün değilken; haksız tahrik içeren davranışa karşı tepki gösteren failin tepki mahiyetindeki fiiline karşı haksız tahriki doğurduğu kabul edilen kişinin meşru müdafaa durumuna girmesi ise mümkündür (Demirbaş, Timur, Haksız Tahrik, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s.99).
Keza YCGK'nın 10.12.2013 tarihli ve 60-603 sayılı kararında; "...Olayın sanığın oldukça küçük olan dükkanının içerisinde meydana geldiği, sanığın öncesinde kendisini telefonla tehdit eden, dükkanına gelerek tehditlerini yineleyen, bir süre sonra bu kez yeğeni ile birlikte ellerinde ucu topuz şeklindeki sopalarla gelen, kendisinden fiziki olarak daha güçlü yapıdaki maktul ile yeğeninin saldırı ve savunmada kullanılmak amacıyla imal edilmiş sopalı saldırısına uğradığı, kendisini savunabilmek amacıyla eline aldığı sopa düşürüldükten sonra kafasında dört ayrı yerde kırık oluşacak şekilde yaralandığı, hareket kabiliyeti oldukça sınırlı bulunan bir yere sırt üstü yatırılarak saldırının devam ettirildiği, ancak bu aşamadan sonra elinde olmasına rağmen henüz kullanmadığı silahını yakın mesafeden hedef gözetme imkanı bulunmadan ateşlediği ve maktulü biri hayati tehlike oluşturacak, diğeri ise basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaraladığı, maktul ile yeğeninin bu atışlardan sonra dahi sanığa vurmaya devam ettikleri, ancak sanığın kardeşinin olay yerine gelerek av tüfeğiyle maktule ateş etmesi üzerine saldırılarına son vermek zorunda kaldıkları, ilk haksız hareketin maktulden kaynaklanmasıyla başlayan, devam eden ve artarak devam etmesi de muhakkak olan haksız saldırıyı, o andaki hâl ve şartlara göre önce maktul ve yeğeninin saldırıda kullandıkları sopaların benzeri olan bir sopayla, sopanın elinden alınması üzerine ise, içerisinde çok sayıda mermi bulunmasına rağmen tabancayla yalnızca yakın mesafeden ve hedef gözetme imkanı olmadan iki kez ateş etmek suretiyle defetmeye çalıştığının anlaşılması karşısında, sanığın kendisini başka türlü savunmasının imkansız olduğu, saldırının bir sonucu olan ve saldırgana karşı gerçekleştirilen fiilinde meşru müdafaa şartlarının bulunduğu..." şeklindeki gerekçeyle sanığın vücut bütünlüğüne ve yaşam hakkına yönelen saldırının sanığın yeğeni tarafından av tüfeği ile maktule ateş edilerek ancak defedildiği olayda meşru savunma şartlarının bulunduğu,
YCGK'nın 09.04.2019 tarihli ve 1402-297 sayılı kararında ise; "...Köyün dışında, ıssız sayılabilecek bir yerde, güneşin batmasından yaklaşık olarak yarım saat sonra evlerinin yakınında bulunan arazilerine izinsiz giren katılanları projektör vasıtasıyla tanıdıktan sonra iyice tedirgin olan sanık ile eşinin uygun bir şekilde araziden çıkmaları konusunda uyarıda bulunmalarına rağmen, katılanların araziyi terk etmedikleri gibi alaycı bir ifade ile sanığı yanlarına çağırarak eve doğru yaklaşmaları üzerine elindeki tüfekle iki el havaya uyarı ateşi açan sanığın, haklı savunmasında aşırılığa kaçmadan taarruzu defetmekten gayri bir gayesinin bulunmadığını göstermiş olması, sanığın eşi tarafından tanınan katılan Kadir'e karşı olumsuz bir izleniminin bulunması, yaşları nedeniyle daha korunmasız durumda olan sanık ile eşinin olayın meydana geldiği yer ve zaman dikkate alındığında; tedirginlik duymalarının hayatın olağan akışına uygun olması, katılanların saldırıları henüz suç boyutuna ulaşmamış ise de; başlamamış ancak başlaması kesin olan ve başladığında savunmayı olanaksız, ya da çok güç hâle getirecek bir tecavüze karşı yapılan savunmanın meşru olduğu konusunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eylemi, konut dokunulmazlığına yönelmesi muhakkak bir saldırıyı, o anki hâl ve şartlara göre, savunma amacına matuf ve orantılı bir şekilde defetme niteliğinde olduğundan, olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği..." şeklindeki ifadelerle sanığın konut dokunulmazlığına yönelik saldırının defedilmesi zorunluluğuna yönelen eyleminde meşru savunma koşullarının uygulanması gerektiği,
Kabul edilmiştir.
Savunmanın, meşru savunmada saldırıya ilişkin şartların bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlâl edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılması, 765 sayılı TCK'nın "Zorunluluk sınırının aşılması" başlıklı 50. maddesinde;
"49 uncu maddede yazılı fiilerden birini icra ederken kanunun veya salâhiyettar makamının veya zaruretin tâyin ettiği hududu tecavüz edenler, cürüm (Değişik ibare: 5218 - 14.7.2004 / m.1/A-7) ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını müstelzim ise sekiz seneden aşağı olmamak üzere hapis ve müebbed ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde altı seneden on beş seneye kadar hapis cezasile cezalandırılır.
Sair hallerde asıl suça müretteb ceza altıda birinden eksik ve yarısından ziyade olmamak üzere indirilir ve ağır hapis hapse tahvil olunur ve âmme hizmetlerinden müebbed memnuiyet cezası yerine muvakkat memnuiyet cezası verilir." ifadeleriyle, 765 sayılı (mülga) TCK'da sadece meşru müdafaa ve zaruret hâlinin ortaya çıkardığı sınır ile kanunun yada yetkili merciin tayin ettiği sınıra tecavüz edenlerin cezasında indirime gidileceği düzenlenmiştir.
Sınırın aşılmasını 765 sayılı TCK’ya göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında; "Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur." biçiminde ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerin tümü için sınırın kast olmaksızın aşılması, aynı Kanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrasında ise; "Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." hükmüne yer verilmek suretiyle sadece meşru müdafaa hukuka uygunluk sebebi için uygulanabilecek özel bir sınırın aşılması hâli düzenleme altına alınmıştır.
Buna göre; TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında; fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmalıdır.
Hukuka uygunluk nedenlerinin sınırı taksirle de aşılmış olabilir. TCK’nın 27/1 maddesinde bu duruma dair özel düzenleme getirilmiştir. Yani gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı hukuka uygunluk nedeninin sınırı aşılmayacaktı denilebilecek bir durumda sınırın taksirle aşılması söz konusu olacaktır. Örneğin; hâkim kararında belirtilen iş yerinin yanındaki konutun da aranması durumunda veya gözaltına alınmasına karar verilen kişinin kanunda öngörülen 24 saatlik sürenin aşılmasına rağmen hâkim veya mahkeme huzuruna çıkarılamaması durumlarında olduğu gibi fiilin taksirle işlenen hâlinin de suç olarak düzenlenmesi koşuluyla sınır aşımının taksirle olup olmadığı araştırılabilir. Yine; kolluk kuvvetlerinin silah kullanma yetkisinin hukuki bir amaca yönelik kullanılması hâlinde TCK'nın 27/1. maddesi hükmü icra edilmektedir. Silahın şüpheli kişiyi yakalama amacını aşan bir tarzda kullanılması hâlinde hukuka uygunluk sebebinde sınır aşılmış olmaktadır. Ancak bu durumda silah kullanan kişinin kastını araştırmak da gerekmektedir. Burada söz konusu olan kast doğrudan kast olabileceği gibi olası kast da olabilir. Yakalamak maksadına yönelik olarak hayati tehlike arz etmeyen bir bölgeye ateş etmek istenirken hayati bir bölgeden mesela kafasından isabet alan kişinin ölmesinde meydana gelen ölüm neticesi gözetilerek muhtemel kastın varlığını söylemek pekala mümkündür. Buna karşılık meydana gelen netice açısından failin kastı mevcut değilse, yine örneğin ölüm neticesi öngörülebilir olmasına rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranılması sonucu fail tarafından öngörülememiş ise bu netice açısından taksirle hareket edildiğinin kabulü gerekir. Örneğin; kaçan şüphelinin yakalanmasını temin amacına matuf olarak, korkutmak için silahın başka bir yöne tevcih edilerek ateşlenmesi ve merminin sekmesi sonucu şüphelinin ölmesi hâlinde failin TCK'nın 27/1. maddesi kapsamında neticeden taksiri dolayısıyla sorumlu tutulması ve buna göre cezalandırılması gerekir (Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Sekçin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.426-431).
Failin sınırın aşılmasında taksir derecesinde bir kusuru varsa ve aşım nedeniyle ortaya çıkan netice kanunda düzenlenen taksirli suçlardan birini oluşturuyorsa failin söz konusu fiil nedeniyle sorumluluğu söz konusu olacaktır. Elbette failin sınırı aşmasındaki yanılgısı onun taksirine de dayanmıyorsa, yanılma (hata) kurallarına göre değerlendirme yapılması ve failin sorumlu tutulup tutulmayacağının belirlenmesi gerekmektedir. Ancak yanılmaya (hataya) ilişkin esasları, heyecan sebebiyle sınırı aşma hâli dışındaki durumlar yönünden dikkate almak gerekmektedir (Alman Federal Mahkemesinin 01.07.1952 tarih 119-52 sayılı kararı, Akt: Demirbaş, s.362-363).
YCGK'nın, TCK'nın 30/3. maddesinde düzenlenen hatanın koşullarının değerlendirildiği 07.11.2019 tarihli ve 27-644 sayılı kararında; "...Eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan sanığın, etrafı duvarla çevrili sitede bulunan 3 katlı müstakil evinin birinci katında yer alan yatak odasında, eşi maktul ile bulunduğu sırada, pencereden ses gelmesi üzerine, yanında yatan eşi maktulün yatakta bulunup bulunmadığını kontrol etmek, ışığı açarak odayı aydınlatmak, işittiğini belirttiği sesin geldiği yöne seslenmek gibi basit bir dikkat veya özenli davranış göstermiş olması durumunda, kendisine yönelmiş bir saldırının bulunmadığını anlayabilecek durumda olmasına karşın, herhangi bir uyarıda bulunmadan, dışarıdan sızan ışığın etkisi ile alaca karanlık olan yatak odasında, yastığının altında muhafaza ettiği yarı otomatik tabancayı eline alıp 13 kez ateşleyerek yaklaşık 4 metre mesafedeki maktulü her biri öldürücü nitelikte 3 isabetle yaralayarak öldürmüş olması karşısında; sanığın daha dikkatli ve özenli davranması durumunda ateş ettiği kişinin, kendisine yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırı içindeki bir hırsız olmadığını anlayabileceği, bu nedenle sanığın bu hatasının kaçınılmaz nitelikte bir hata olmadığı, sanığın TCK’nın 30. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hata hükmünden yararlanamayacağı..." kabul edilmiştir.
TCK’nın 27. maddesinin ikinci fıkrasında ise; hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3- Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi,
Gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru müdafaada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
Nitekim, YCGK'nın 20.12.2018 tarihli ve 305-669 sayılı kararında;
"...Mağdur ...ve kardeşi Haydar’ın, kavgada yumruk atmak suretiyle sanık... ile anne ve babasını basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif şekilde yaraladıkları, sanık ile babasının da yumruk atarak karşılık verdikleri göz önüne alındığında, sanık...’ın kendisi ve ailesine yönelmiş haksız saldırıyı o anki hâl ve şartlara göre saldırıyla orantılı bir şekilde defetmek yerine, av tüfeğiyle iki el ateş edip mağdur...’i basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde yaralaması karşısında, saldırı ile savunma arasında orantı bulunmaması nedeniyle meşru savunma şartlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.
Öte yandan orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle TCK'nın 27. maddesinde düzenlenen sınırın aşılması söz konusu olabilecek ise de; sanığın kendisi ve ailesine yumrukla saldırıldığını bilmesi ve görmesine rağmen tarlaya gelirken beraberinde getirdiği av tüfeğiyle ateş etmek suretiyle saldırı ile savunma arasındaki orantısızlığa ilişkin sınırı kasten aştığı anlaşıldığından aynı maddenin birinci fıkrasının; mağdur ve kardeşinin kavgada yumruk atıp küfretmekten ibaret eylemlerinin ise heyecan, korku veya telaşa neden olabilecek boyutta olmaması nedeniyle de aynı maddenin ikinci fıkrasının uygulanma imkânı bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten yaralama suçunu oluşturduğu..." gerekçesine dayanılarak meşru savunmada sınırın kasten aşılması hâlinde TCK'nın 27. maddesinin uygulanma imkânı bulunmadığına, eylemin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturacağına hükmedilmiştir.
Buna karşılık, YCGK'nın 31.03.2009 gün ve 201-81 sayılı kararında;
"...Somut olayda, maktulün de içinde bulunduğu kalabalık tarafından vücut bütünlüğüne yönelik saldırısı karşısında, sanığın kendisini ve yanında bulunan jandarma erlerini savunma hakkının doğduğu kabul edilmelidir. Ancak, sanığın saldırgan kişileri yaralamaya yönelik olarak, örneğin bacaklarına doğru ateş ederek saldırıyı defetmesi olanaklı iken ölenin de bulunduğu kalabalığa doğru şahıs ve hedef gözetmeksizin makineli tabancasıyla seride rasgele ateş etmesi sonucu maktûlü başından vurarak öldürmesi eyleminde, saldırı ve savunmaya ilişkin diğer koşulların bulunduğunda kuşku bulunmamakta ise de, 'gerçekleştirilen savunmanın, maruz kalınan tecavüzü defedecek ölçüde olması' yani 'saldırı ile savunma arasında oran bulunması' koşulu gerçekleşmediğinden yasal savunmanın koşullarının oluştuğundan sözedilemez. Bir başka anlatımla, savunma ile saldırı arasındaki denge savunma lehine tartışmasız biçimde bozulmuş, dolayısıyla da ölçülülük ya da orantılılık ilkesi ihlal edilmiştir.
Savunmanın, yasal savunma koşullarında başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle yasal savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceğine göre bu durumda, TCY’nın 27. maddesinde düzenlenen 'sınırın aşılması'nın söz konusu olup olamayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanığın, herhangi bir hedef gözetmeden kalabalıktaki kişilerin üzerine rasgele ateş ettiği ve sınırın kastla aşıldığı sabit olduğuna göre, maddenin 1. fıkrasının olayda uygulanma koşullarının bulunmadığı açıktır.
Yasa koyucu tarafından sadece yasal savunmaya ilişkin olarak kabul edilen ve anılan maddenin 2. fıkrasında düzenlenen mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelen nedenlerle sınırın aşılmasının olayda uygulanmasının söz konusu olup olamayacağına gelince;
Uzun yıllardır yaygın terör olaylarının yaşandığı Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan Siirt İlinde gerçekleşen yargılama konusu olayda sanığın ve yanında bulunan iki jandarma erinin maruz kaldığı ve ölüme yönelik sözlerle de desteklenen fiili saldırının ağırlığı, uyarılara karşın ısrarla ve artarak devam etmesi ile bölgenin özellikleri bir bütün olarak göz önüne alındığında yasal savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aşıldığının kabulü zorunludur. Sanığın yaşanılan olayın etkisiyle içine düştüğü psikolojik hâl nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması bunun sonucunda da yasal savunma sınırını aşması beklenebilecek bir durum olup, somut olayda TCY’nın 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma koşulları gerçekleşmiştir...",
26.02.2008 tarihli ve 281-37 sayılı kararında ise; "...gece saat 24.00 sıralarında, kadınlardan ve küçük çocuklardan başka kimsenin bulunmadığı eve tahtadan yapılmış olan tuvalet penceresini kullanarak girecek kadar gözünü karartmış ve makul hareket edemeyecek ölçüde sarhoş olan maktulün, evin içerisinde sanık ...’a, sanığın annesi ...’na ve yengesi ...’na yönelik olarak cinsel ilişkiye girmek istediğini de açıkça ortaya koyan saldırgan hareketlerde bulunup, bahsedilen üç kadının tüm uğraşlarına rağmen saldırılarına son vermeyerek onları zor durumda bırakması, olayın nasıl bir gelişim göstereceğinin belirsizliği ve kadınların güç kullanarak ta saldırılara son vermeye muktedir olamamaları karşısında; tamamen ırza yönelik muhtemel saldırıdan kurtulma gayesine matuf biçimde, eline aldığı tüfeğe bir fişek koyup, maktule rastgele ateş ederek ölümüne neden olan sanığın, meşru savunmanın sınırını olay sırasında kapıldığı mazur görülebilir korku, panik ve şaşkınlıkla aştığını kabul etmek gerekir..."
Şeklindeki gerekçelerle meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaşla aşıldığına hükmedilmiştir.
2. Kanunun Emrini İfa ile Hakkın Kullanılması Hukuka Uygunluk Nedenlerinde Sınırın Aşılması
Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan eylemin niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus, fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 sayılı Kanunda yer alan bazı suç tanımlarında hukuka aykırı olarak, hukuka aykırı başka bir davranışla, hukuka aykırı diğer davranışlarla, hukuka aykırı yollarla gibi ifadelere yer verilmiştir. Suçun unsurlarından birisi olması sebebiyle hukuka aykırılık kavramına madde metninde ayrıca yer verilmesi, failin olayda bir hukuka uygunluk nedeni olmadığını ve eyleminin hukuka aykırı olduğunu bilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
TCK'da başlıca dört hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiş olup bunlar; kanunun emrini ifa, meşru savunma, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir.
Meşru savunma hukuka uygunluk nedenine yukarıdaki başlıkta değinilmiş olup bunun dışında ceza sorumluluğunu kaldıran diğer hukuka uygunluk nedenlerine ve bu nedenlerde sınırın aşılması konusuna da değinmekte fayda bulunmaktadır.
TCK'nın "Kanunun hükmü ve amirin emri" başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrası; "(1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez." şeklinde düzenlenmiştir.
Kanun'un hükmünün yerine getirilmesini sağlayan kişi açısından yapılacak davranışın bir görev olması, bu hâlin esasen görevin ifası veya görevin yerine getirilmesi olarak anılmasını gerektirir. Kanunen verilen görevini yerine getiren kişinin davranışının hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesinde ise verilen yetkinin sınırının aşılıp aşılmadığının araştırılması gerekecektir. Görevin yerine getirilmesi hukuka uygunluk nedeninde kolluk görevlileri zor ve silah kullanma yetkisine sahiptirler. Ancak kolluk görevlilerinin de bu yetkisi sınırsız olmayıp saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde orantılı olmalıdır. Kolluk görevlilerinin silah kullanma yetkisini kullanmaları, hiçbir hukuki düzenlemede kaçan kişinin güvenlik güçlerine veya başka bir kişiye saldırıda bulunması şartına bağlanmamıştır. Dolayısıyla kolluk görevlilerinin kendilerine veya başkasına yönelen saldırıya karşı silah kullanmaları da TCK'da düzenlenen meşru savunma şartları dahilinde değerlendirilmesi gereken bir husustur (Özgenç, 2015, s.312-321).
Maddede yazılı kanunun hükmünün yerine getirilmesi kavramını, hukuk kurallarının tanıdığı yetkinin kullanılması olarak değerlendiren yazarlar da vardır. Buna göre; Kanun bazen CMK 90. maddesinde yazılı suç üstü hâlinde yakalama yetkisinde olduğu gibi kamu görevlisi olsun olmasın herkese bir yükümlülük getirmiş de olabilir. Amirin veya yetkili merciin (amirin) emrini yerine getirmekle görevli olan kişilerin ise ancak kamu görevlileri olabileceği değerlendirilmektedir (Demirbaş, s. 295-298).
Kamu otoritesinin işleyişini ve üstünlüğünü sağlamakla ödevli memurlar, son çare olarak silah kullanabilirler, ancak Kanun bu yetkiyi sadece ve özel olarak bazı kamu görevlilerine vermiştir. Örneğin; görev ve yetkilerini düzenleyen Kanunları gereği; asker, polis, jandarma, çarşı ve mahalle bekçileri, cezaevi müdür ve memurları, gümrük muhafaza görevlileri, sıkıyönetim görevlileri, özel güvenlik hizmetlerine dair kanunun belirlediği kişiler veya Kanun'un açıkça silah kullanma yetkisi verdiği diğer kişiler dışında kalanlar; silah kullanacak olursa, bu madde kapsamında Kanun'un kendilerine yüklediği görevi yerine getirdikleri sırada zorluk çıkaran veya direnen kişilere karşı Kanun kapsamında silah kullandıklarını iddia edemeyeceklerdir (Dönmezer/ Erman, s.320-321).
Madde metninde geçen "Kanunun hükmü" deyiminin maddi anlamda kanun kuralı biçiminde geniş değerlendirilmesi gerektiğini savunan yazarlar da bulunmaktadır. Bu yazarlara göre; Kanun terimi maddi anlamda kullanılmış olup, Anayasa'ya göre usulüne uygun şekilde onaylanarak yürürlüğe giren uluslararası sözleşme hükümlerini, kanun hükmünde kararname hükümlerini ve hatta Kanun'un uygulanmasını açıklayan düzenleyici işlemleri de kapsamalıdır. Kanunla bazı kamu görevlilerine verilen silah kullanma yetkisinin, Kanun'un ve Yönetmeliklerin belirlediği şartlarda, Kanun'da ulaşılması istenen amaca yönelik olarak orantılı biçimde kullanılması gerekmektedir. Zor kullanma yetkisini kullanan kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde; TCK 256. maddesi gereği kasten yaralama suçuna dair hükümlerin uygulanması gerektiği de göz ardı edilmemelidir. Silah kullanma yetkisini haiz kamu görevlilerinin; doğrudan kanunun veya amirin emrini yerine getirdikleri sırada; görevlerini yerine getirmelerini engellemek amacıyla kamu görevlisine karşı silahla karşılık veren veya saldıran kişilerin bulunması hâlinde ise TCK'nın 24/1 maddesi ile 25/1. maddesinde düzenlenen hukuka uygunluk sebeplerinin bir arada bulunması / yarışması söz konusu olabilecektir (Özbek/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.293-297).
Nitekim YCGK'nın 22.03.2005 tarih ve 219-35 sayılı kararında; "...Somut olayda, PVSY'nin Ek 4. maddesi uyarınca görevli ve yetkili bulunan polis memuru sanık ve arkadaşlarının, bir gün önce sanığın görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde işlenen gasp suçu nedeniyle aranan maktül ve arkadaşlarına rastlayıp, onları yakalamaya çalıştıkları, maktül ve arkadaşlarının da sanık ve diğer polis memurlarına kırmak suretiyle silah hâline getirdikleri şişelerle saldırıda bulundukları esnada, sanığın yaptığı uyarı ateşi üzerine polis memurlarının ellerinden kurtularak kaçan maktülü, yakalamak için 'dur' ihtarında bulunarak, ateş açan sanığın silah kullanması yasa gereği ise de, PVS. Nizamnamesinin 17. maddesi gereğince 'suçlunun öldürülmekten ziyade yaralı olarak yakalanmasına dikkat edilmesi gerekirken' bu itinayla hareket edilmediği, böylece yasa hükmüne dayalı silah kullanma hak ve yetkisinin icrasında aşırılığa kaçılarak yasaya uygunluk hududunun aşılması neticesi ölüm sonucunun doğduğu anlaşılmaktadır. Durum yasanın 50. maddesince uygunluk arz etmektedir..." şeklindeki gerekçeyle, kolluk görevlisinin Kanun'un emrini icra ederken sınırı aştığına hükmedilmiştir.
YCGK, 13.06.2017 tarihli ve 637-329 sayılı kararında da; "...Köy muhtarı olan sanık Kerim'in, 442 sayılı Köy Kanununun 36. maddesi uyarınca köy içerisinde dirlik ve düzeni korumak, köye gelip gidenlerin ne için gelip gittiklerini anlayarak şüpheli gördüğü şahısları karakola bildirmek şeklinde görevlerinin bulunması, mağdurların gece geç saatlerde şüpheli bir şekilde köy içinde gezerken görülüp sanık ...'ye ait kahvehaneye götürülmelerinin ardından kahvehaneye gelen sanık Kerim'in derhal jandarmaya haber vermesi ve sanık Kerim'in sayıca fazla olan mağdurların jandarma gelene kadar kahvehanede bekletilebilmesi için diğer sanıkların yardımına ihtiyaç duyması karşısında; sanıkların tipe uygun hareketlerinin TCK'nun 24. maddesi uyarınca kanunun emrinin yerine getirilmesi kapsamında kalıp hukuka uygun olduğu..." gerekçesiyle failler hakkında hürriyeti yoksun kılma suçundan TCK'nın 24. maddesi uyarınca beraat kararı verilmesinde isabetsizlik görmemiştir.
Suça konu eylemin suç üstü hâlinde yakalama yetkisiyle ve zilyetliğin korunması kavramlarıyla yakından ilgisi olması karşısında uyuşmazlığın isabetli şekilde çözüme kavuşturulması açısından; hakkın kullanılması başlığı altında bu hususlara da kısaca değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
CMK'nın "Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler" başlıklı 90/1. maddesi;
"(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir:
a) Kişiye suçu işlerken rastlanması.
b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması..." şeklinde düzenlenmiştir.
Suç üstü hâlinde veya suç üstü sayılan hallerde, herkese faili yakalayarak hürriyetini kısıtlama hakkı verilmiştir. Bu hâlde yakalama, kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması suçunu oluşturmaz (Zafer, s.417). CMK'nın 90/1. maddesindeki hâlde Kanun, herkese bu yetkiyi vermiştir. Burada, suç işleyen kişiyi yakalama yükümlülüğünü yerine getiren kişinin kamu görevlisi olup olmadığını bir önemi yoktur. Bu yetkiyi kullanan kişinin örneğin bir yankesiciyi yakalayıp kolluk gelene kadar kaçmasını önleyecek şekilde zor /cebir kullanıp yere yatırarak bekleyen kişinin hürriyeti tahdit suçundan sorumluluğu yoktur (Demirbaş, s.295-296). Suç üstü hâlinde yakalayanın kolluk görevlisi olması hâlinde yakalanan şüphelinin kaçması karşısında arkasından onu durdurmak veya tekrar yakalamak amacıyla silah kullanma ve ateş açma yetkisini Kanun kapsamında kullanan kolluk görevlisinin kanun hükmünü yerine getirmesi nedeniyle hukuka uygunluk nedeninden cezalandırılmaması gündeme gelirken; kamu görevlisi olmayan ve silah kullanma yetkisi de bulunmayan hak sahibinin kaçmakta olan hırsızın arkasından yakalama amacıyla ateş etmesi CMK'nın 90/1. ve TCK 24/1. maddeleri kapsamında kanunun hükmünün yerine getirilmesi hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilemeyecektir (Artuç/Gökcan, s.568,768).
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Savunma hakkı" başlıklı 981. maddesi;
"Zilyet, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir.
Zilyet, rızası dışında kendisinden alınan şeyi taşınmazlarda el koyanı kovarak, taşınırlarda ise eylem sırasında veya kaçarken yakalananın elinden alarak zilyetliğini koruyabilir. Ancak, zilyet durumun haklı göstermediği derecede kuvvet kullanmaktan kaçınmak zorundadır." hükümlerini içermektedir.
Zilyetliğin korunması, doktrinde TCK’nın hakkın kullanılmasını düzenleyen 26/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken bir husus olarak kabul edilmektedir (Dönmezer-Erman, s.271, Demirbaş, s.334-336; İçel, Kayıhan – Evik, ... Hakan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Kitap, Beta Yayınevi, İstanbul 2007, s.120).
Zilyetliğin korunmasının dayanağı TMK'nın 981. maddesidir. Zilyetliğin korunması, ancak suç üstü hâlinde veya saldıran kişi kaçarken yakalanması sırasında olur. Bu hüküm zilyetliğin önceden korunması (Offendicula) için bir takım tedbirleri alma yetkisini zilyede vermiş ise de; bu tedbirlerin sadece saldırı hâlinde, saldırana karşı ve saldırı fiili ile orantılı olarak gerçekleşmesi şarttır. Öte yandan saldırı anında, yani suç üstü hâlinde zilyetliğin korunması da aynı şartlarla saldırı ile eş zamanlı olmasına bağlıdır. Örneğin zilyedin çantasını kapıp kaçan hırsızın veya gasbedenin uzaklaşması sonrasında ertesi gün bir yerde bu kişiyle karşılaşan zilyedin saldıranı döverek elinden çantayı almaya kalkışması hâlinde zilyetliğin korunmasında hukuka uygunluk nedeninden söz edilemez. (Demirbaş, s.335)
Zilyetliğin korunması şartlarının bulunduğu takdirde, zilyedin gasbedenin saldırısına karşı taşınırı geri almak amacıyla yapacağı hareketler, hukuka aykırı sayılmaz. Ancak saldıran kaçtıktan veya suç üstü hâli ortadan kalktıktan sonra zilyedin geri alma veya zor kullanma hakkı da kalmaz. Ayrıca korunan malvarlığı değeri ile zilyedin saldırıda bulunan kişiye verebileceği öngörülen zarar arasında bir oran bulunmaldıır. Örneğin; tavuk kümesine, hırsızlığa karşı önlem amacıyla otomatik silah koyan bir zilyedin, kümesin kapısını açan kişinin ölmesi nedeniyle hakkını kullandığını ileri sürmesi hukuk düzenince korunamaz. (Dönmezer-Erman, s.272)
Gelinen aşamada TCK'nın 24. ve 26. maddelerinde düzenlenen hukuka uygunluk hâllerinin, aynı Kanun'un 27/1. maddesinde düzenlenen sınırın aşılması ile birlikte değerlendirilmesi de gerekmektedir.
Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre; ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması ibaresini, hukuka uygunluk hâllerinde sınırın aşılması olarak anlamak gerekir (Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara 2013, s. 413-425; Şen, Ersan, Yeni TCK Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, C.1, s.74-77; Koca, Mahmut, Yeni TCK’nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; Bakıcı, Sedat, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. Bası, s.615 vd.; Metiner, Haydar -Koç, Ahsen, TCK Genel Hükümleri, Ankara, 2008, C.1, s. 692 vd.).
TCK'nın "Ceza Sorumluluğunun Esasları" başlıklı İkinci Kısmının "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölümünün 24, 25 ve 26. maddelerinde yazılı hukuka uygunluk nedenlerinin sıralaması ile CMK’nın hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir.
Bu doğrultuda, kendisinden önce gelen maddelerden farklı bir başlıkta düzenlenen "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, TCK’nun 27. maddenin birinci fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin ikinci fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle; hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde beraat kararı değil, 27. maddenin birinci fıkrasına göre; indirimli ceza veya 27. maddenin ikinci fıkrasına göre; CMK’nın 223. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi de gözetilerek ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir.
TCK'nın 27. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilmesi için; öncelikle ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran bir neden söz konusu olmalıdır. Failin, sınırları kast olmaksızın aşması da ikinci şarttır.
Bir hukuka aykırı saldırı esnasında, savunma hareketinin saldırıya göre çok aşırı olması gibi durumlarda, araçta veya oranda (intensiv) sınırın aşılması söz konusu olacaktır. Buna göre; saldırı ile savunma arasında araç ve aracın kullanılması bakımından orantı bulunmak zorundadır. Öte yandan saldırı ile savunma hareketi arasında sınırın zaman bakımından aşılması durumunda ise zamanda (extensiv) sınırın aşılması söz konusudur. Bu durumda; saldırı anında başlayan savunma hareketinin saldırı defedildikten veya durdurulduktan sonra da devam etmesi veya aşırı ölçüde olması hâlinde de sınırın aşılması kavramından söz edilecektir. Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kasten aşılması, taksirle aşılması ve heyecanla (mücbir sebeple) aşılması olarak üç şekilde gerçekleşebilir. Sınırın kasten aşılması hâli TCK'da açıkça düzenlenmemiştir. Çünkü bu durumda failin kasten işlediği suçun cezasıyla cezalandırılması gerekecektir. Sınırın taksirle aşılması hâlinde, gerçekleşen neticenin Kanun'da taksirle işlenen bir suç olarak düzenlenmiş olması (tipiklik) ve failin taksir derecesinde bir kusuru olması (kusurluluk) şartıyla taksirle sorumluluk gündeme gelecektir. Bu durum TCK'nın 27/1. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Sınırın heyecan (mücbir sebep) nedeniyle aşılması hâli ise; Alman, Avusturya ve İsviçre Ceza Kanunları'nda failin cezalandırılamayacağı şeklinde hüküm altına alınmış iken TCK Tasarısı'nın 30/2. maddesinde; "sınırın aşılması, mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." şeklinde iken kabul edilen TCK'nın 27/2. maddesinde "Meşru savunmada sınırın aşılması, mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." biçiminde yer almış ve bu hâl yalnızca meşru savunma ile sınırlandırılmıştır (Demirbaş, s.360-362).
TCK'nın 27/1. maddesinin uygulanabilmesi için ilk koşul, bir hukuka uygunluk sebebinin bulunmasıdır. Bunun dışındaki diğer şart ise sınırın aşılmasının amaçta değil, araçta meydana gelmesidir. En son koşul ise sınırın aşılması sonucu gerçekleşen neticenin Kanun'da taksirle işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiş olmasıdır. Bu doğrultuda hakkını kullanan kimsenin bir kişinin ölümüne sebebiyet vermesi hâlinde, başkasının yaşam hakkına gereğinden fazla ve aşırı güç kullanarak zarar vermesi nedeniyle sınırı taksirle aştığı değerlendirilecek olursa, bu hâlde fail hakkında TCK'nın 81. maddesi uyarınca kasten öldürmeden değil, TCK'nın 27/1. maddesi uyarınca taksirle öldürmenin düzenlendiği TCK'nın 85. maddesinden ceza verilecek ve cezada indirim yapılacaktır (Dönmezer / Erman, s.381-382).
Sınırın taksirle aşılması hâlinde; fail genellikle konuda, aracın seçiminde veya aracın kullanımında sınırı aşmaktadır. Netice olarak hukuka uygunluk sebeplerinde koşulların yoğunluğu veya savunma hareketinin ölçüsünde aşma varsa sınırın aşılmasından, hukuka uygunluk sebebinin şartlarının o anda bulunup bulunmadığı yönünden yani zamanında aşma varsa bu kez de hatadan söz etmek gerekecektir (Özbek/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.347-348).
Kendisine "Dur!" ihtarında bulunulan şüphelinin bu ihtara aldırmaması hâlinde emniyet görevlilerinin belli şartların gerçekleşmesi kaydıyla silah kullanmasına mevzuatımızda izin verilmiştir. Kaçan şüpheliyi yakalamaya matuf bu silah kullanma yetkisi, hukuki bir yetkidir ve dolayısıyla bu amaca matuf silah kullanılması hâlinde kanunun hükmü icra edilmekte ve hukuka uygun davranılmaktadır. Silahın şüpheli kişiyi yakalama amacını aşan bir tarzda kullanılması hâlinde, bu hukuka uygunluk sebebinin sınırı aşılmış olmaktadır. Bu gibi durumlarda silah kullanma yetkisini haiz olan kişinin kastını araştırmak gerekir. Şayet kişi bu sınırı kasten aşmışsa meydana gelen neticeden kastına göre sorumlu tutulacaktır. Burada doğrudan kast olabileceği gibi olası kast da olabilir. Somut olayın özelliklerine göre olası kastın mevcut olup olmadığını iyi tetkik etmek gerekir (Özgenç, s.428).
3. Sanığın Hukuki Durumunun Belirlenmesine Dair Özel Mevzuat
Son olarak, sanığın hem mahalle muhtarı hem de kooperatif başkanı olması karşısında; hukuka uygunluk nedenlerinin sanığın eylemiyle ilişkisinin ortaya çıkartılması bakımından, mahalle muhtarları ile kooperatif başkanlarının görev ve yetkilerine dair mevzuata da kısaca değinmekte fayda bulunmaktadır.
442 sayılı Köy Kanunu'nun 1. maddesi; "Nüfusu iki binden aşağı yurtlara (köy) ve nüfusu iki bin ile yirmi bin arasında olanlara (kasaba) ve yirmi binden çok nüfusu olanlara (şehir) denir. Nüfusu iki binden aşağı olsa dahi belediye teşkilatı mevcut olan nahiye, kaza ve vilayet merkezleri kasaba itibar olunur. Ve Belediye Kanununa tabidir.",
36. maddesi ise;
"Muhtarın göreceği Devlet işleri şunlardır:
...2 - Köyün sınırı içinde dirlik ve düzenliği korumak (asayişi korumak);
...6 - Köye gelip gidenlerin niçin gelip gitmekte olduklarını anlamak ve bunlar içinde şüpheli adamlar veyahut ecnebiler görülürse hemen yakın karakola haber vermek;
...11 - Köylünün ırzına ve canına ve malına el uzatan ve Hükümet kanunlarını dinlemiyen kimseleri köy korucuları ve gönüllü korucularla yakalattırarak Hükümete göndermek;..."
5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'nun "Kapsam" başlıklı 2. maddesi; "Bu Kanun, büyükşehir belediyesiyle büyükşehir sınırları içindeki belediyeleri kapsar.",
"Diğer Hükümler" başlıklı 28. maddesi; "Belediye Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgisine göre büyükşehir ve ilçe belediyeleri hakkında da uygulanır.",
Geçici 2. maddesi ise; "Büyükşehir belediye sınırlarına alınan belediyelerin organları büyükşehir belediyesi ilçe veya ilk kademe belediyesi organları; köy muhtar ve ihtiyar heyeti ise mahalle muhtar ve ihtiyar heyeti olarak ilk mahalli idareler genel seçimine kadar görevlerine devam ederler."
4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun'un 3. maddesi;
"Mahalle muhtar ve ihtiyar heyetinin göreceği işler şunlardır:
...13 - Mahalleye girdiğini haber aldığı hüviyeti meçhul ve şüpheli şahıslar hakkında zabıtaya haber vermek;
..17 - Cumhurbaşkanınca, halkın ihtiyaçlarını karşılamak ve amme hizmetlerini kolaylaştırmak üzere karar altına, alınacak işlerden o mahalleye taallük eden kısımları tatbik etmek..."
22. maddesi ise; "...Mahalle muhtar ve ihtiyar heyetlerine, vazifelerini ifa hususunda, mahalle bekçileri yardım etmekle mükelleftirler."
Hükümlerini içermektedir.
Buna göre; köy veya mahalle muhtarlarının, mahallin mülki amiri olarak görev yaptıkları sınırlar içinde can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla şüphelileri kolluğa bildirme ve köy korucusu veya mahalle bekçisi eliyle yakalatarak kolluğa teslim etme görev ve yetkileri bulunmakta olup özel olarak zor veya silah kullanma yetkisi bulunmamaktadır.
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun "Tarif" başlıklı 1.maddesi de; "Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir" şeklindedir.
Kanun'da yazılı tanıma göre; kooperatiflerin, ortaklarının ekonomik menfaatlerini ve meslek veya geçimlerine dair ihtiyaçlarını sağlamak ve korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan tüzel kişiliği haiz kişi toplulukları oldukları tartışmasızdır.
1163 sayılı Kanun'un "Kooperatif Organları" başlıklı beşinci bölümünün "B) Yönetim kurulu: I – Ödevi ve üye sayısı:" başlıklı 55. maddesi;
"Yönetim Kurulu, kanun ve anasözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır.
Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır...",
"5. Üyelerin titizlik derecesi ve sorumlulukları:" başlıklı 62. maddesi ise;
"Yönetim Kurulu, kooperatif işlerinin yönetim için gereken titizliği gösterir ve kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda bütün gayretini sarf eder.
(Değişik ikinci fıkra:21/10/2021-7339/7 md.) Yönetim kurulu; kendi tutanakları, genel kurul tutanakları, ortak listeleri, gelir-gider hesapları ve yıllık bilançonun usulüne uygun olarak hazırlanması ve saklanmasından, tetkik olunmak üzere denetçilere verilmesinden sorumludur. Ayrıca görevi sona eren yönetim kurulu üyeleri tarafından sorumlulukları altında bulunan para, mal, defter, belge ve diğer kooperatif varlıklarının seçimlerin yapıldığı genel kurul toplantı tarihinden itibaren üç iş günü içinde tutanakla yeni seçilenlere teslimi zorunludur.
Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar. Bunların suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve malları bilanço, tutanak, rapor ve başka evrak, defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi biçiminde gibi cezalandırılır."
Biçiminde düzenlenmiştir.
Buna göre; kooperatif başkanı dâhil olmak üzere kooperatifin tüm yönetim kurulu üyelerinin kooperatif üyesi olması zorunlu olmakla birlikte; en başta üyelerinin ekonomik menfaatlerini, mesleki veya geçimlerine dair ihtiyaçlarını sağlayıp korumak amacıyla kooperatifin faaliyetlerini titizlikle icra etmek, kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda bütün gayreti sarf etmek gibi görev ve yetkilerinin yanı sıra; sorumlulukları altında bulunan kooperatifin para, mal, defter, belge veya diğer kooperatif varlıklarını tutanakla yeni seçilen yönetime teslim etmek zorunda oldukları, hatta bu sorumlulukları nedeniyle görevleri sona erse dahi, kamu görevlisi gibi cezalandırılmak gibi külfetlerinin bulunduğu da hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle, kooperatif başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin kooperatifin para ve malları gibi malvarlığı değerleri üzerinde hukuken ve fiilen zilyetlik hakkına sahip oldukları tartışmasızdır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Maktul'ün, tanık İbrahim ve bir arkadaşı ile birlikte 29.04.2014 tarihinde gece saat 03.45 civarında, üçüncü bir kişiden çaldıkları Kartal marka araçla, daha önceden de pek çok kez hırsızlık olayının yaşanan Bursa ili Yıldırım ilçesine 18 km uzaklıktaki Hamamlıkızık Mahallesi (köyüne) gittikleri, mahalle sakinlerinin mensubu olduğu kooperatif marketinin kilidini demir makasıyla kırıp kepengini açtıktan sonra içeriye girdikleri, marketin alarmının çalmasıyla birlikte bunu duyan kooperatif başkan yardımcısı tanık ...'ın hırsızların kooperatif mallarını çuvallarla arabaya yüklediklerini görerek hemen kooperatif başkanı ve aynı zamanda köy muhtarı olan sanığa haber verdiği ve marketin yakınındaki evinden eline bir sopa alarak sokağa çıktığı, market çalışanı tanık...'nın da alarmı duyması üzerine sanığı telefonla arayarak markete doğru yola çıktığı, hırsızlık olayını öğrenen sanığın ruhsatlı tabancasını alarak evinden çıkıp markete doğru hareket ettiği; maktul ve arkadaşlarının marketten çaldıkları muhtelif mallar ve bir miktar para ile geldikleri araca binerek olay yerinden kaçmaya başladıkları sırada, tanık ...'ın marketin önünde yaya olarak aracın önüne geçtiği, maktulün aracı üzerine sürmesi karşısında kenara çekilen tanık ...'ın, elindeki sopayı ön cama fırlattığı, camın kırılmasına rağmen, maktulün yoluna devam ettiği ve ilk kavşakta kendisini durdurmak isteyen sanığın aracının sağ çaprazına çarparak yoluna devam ettiği, sanığın durdurmayı başaramadığı hırsızları yakalamak amacıyla şoför mahallinden tabancası ile birlikte inip aracın arkasından koşarken arka tekerine doğru bir el ateş etmesi neticesinde sürücü koltuğunda bulunan maktulun sırtından isabet alıp yaralanması nedeniyle aracın kontrolü kaybederek yolun sağ tarafındaki tel örgülere sürterek refüjde sıkışıp durduğu, maktulün tanık İbrahim'e; "Kaçın, kendinizi kurtarın!" diyerek hemen araçtan indiği ve kimliği tespit edilemeyen diğer şüpheli ile boş araziye doğru koşarak uzaklaştıkları, ancak aracın içinde sıkışan tanık İbrahim'in köylüler tarafından yakalanarak görevlilere teslim edildiği, maktulün cesedinin ertesi gün akşam saatlerinde olay yerine yakın boş arazide bulunduğu, yapılan incelemeler sonucunda sanığın silahından çıkan merminin Kartal marka aracın arka bagaj camının sol alt köşesinden girerek önce arka koltuğun başlığını, sonra da şoför koltuğunu delip, maktulün sırtından, sol kürek kemiği alt kısmından girerek ön göğüs duvarında kaldığı ve maktulün sanığın tabancasından çıkan ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı akciğer harabiyeti ve iç kanama sonucu hayatını kaybettiğinin belirlendiği olayda;
Sanığın Hamalıkızık mahallesi (köyü) muhtarı ve aynı zamanda kooperatif başkanı olarak, kooperatifin marketinde bulunan mallar üzerinde malik sıfatı ile zilyetlik hakkının olduğu, bu hakka yönelik hırsızlık veya koşulları oluştuğunda yağma suçunun işlenmesi halinde; TMK'nın 981/1. maddesi gereğince zilyetin, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defetmek yetkisini haiz olduğu, mülkiyet hakkına yönelik olan ve konusu suç teşkil eden bu eylemde meşru savunmanın saldırıya ilişkin koşullarının gerçekleşmiş bulunduğu anlaşılmaktadır.
Olayda çözümlenmesi gereken husus, meşru savunmada saldırı hâlinin gerçekleştiği durumda, savunmanın saldırı ile orantılı olup olmadığının, yani saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanılıp kullanılmadığı ve savunmada sınırın kasten aşılıp aşılmadığıdır.
Kast kişinin iç dünyası ile ilgili olup, olay öncesi, sırası ve sonrasındaki dışa yansıyan davranışlarla tespit edilebilecektir. Somut olayda maktul tarafından kullanılan aracın seyir hâlinde kaçmakta iken kendisini engellemek isteyen sanığın aracına vurarak hareketine devam etmesi, sanığın eğimli ve kaygan zeminli yolda gece vakti içinde kaç kişi olduğunu bilmediği aracın arkasından yaklaşık kırk metre mesafe uzaktan tabancasıyla sadece bir el ateş etmiş olması, silah kullanma konusunda uzmanlığı olmayan sanığın atış mesafesi bakımından mermiyi maktule isabet ettirmesi ihtimalinin çok düşük olduğunun bilirkişi raporu ile de tespit edilmesi, sanığın araçtan inerek kaçmaya başlayan maktulün arkasından imkanı varken ateşine devam etmemesi, öte yandan aracın içinde sıkışarak yakalanan diğer şüpheliye yönelik de herhangi bir saldırıda bulunulmaksızın onu da kolluk görevlilerine teslim etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın öldürme yönünden doğrudan veya olası kast ile hareket etmediği kabul edilmelidir.
Sanığın köy muhtarı ve aynı zamanda kooperatif başkanı olması nedeniyle köyünde huzur ve güveni sağlamak ve kooperatifin mal varlığına yönelik haksız saldırıyı defetmek hakkının bulunduğu ancak haksız saldırıya ilişkin koşullar gerçekleşmiş olmasına rağmen mal varlığı hakkına yönelik bir saldırı söz konusu olduğundan, bu saldırının aynı zamanda kişinin hayatını tehlikeye sokan bir durum arz etmediği hâllerde saldırıya uğrayan ve savunulan yararlar bakımından yani konu bakımından denge bulunmadığı ileri sürülebilir ise de; her olayda uygulanacak kesin ölçütlerin konulma imkânı bulunmaması ve sonucun somut olayın koşullarına göre belirlenmesi gerekliliği karşısında; mal varlığına yönelik saldırının savuşturulmasında silah kullanılması savunmada orantılılık ilkesini ihlal edecektir. Meşru savunmada sınırın aşılmasının kasten mi yoksa taksirle mi gerçekleştiği ise ayrıca değerlendirmelidir. Somut olayda; fiilin işleniş şekli ile gerçekleştiği yer ve zaman dikkate alındığında, meşru savunmadaki sınır aşımının "kişinin içinde bulunduğu korku, heyecan ve telaştan" meydana geldiğinin kabul edilemeyeceği; bu nedenle TCK'nın 27/2. maddesinin uygulama koşullarının oluşmadığı, meşru savunmada sınırın taksirle aşılıp aşılmadığı yönünden yapılan değerlendirmede ise; sanığın yağmalanan mallarla birlikte kaçmakta olan aracı durdurmak için yaklaşık 40 metre mesafeden aracın arka tekerine doğru ateş ettiği, ancak meydana gelen beceri hatası olarak da nitelenen sapma nedeniyle merminin maktulün sırtına isabet ederek ölümüne sebebiyet verdiği, bu şekilde sınırın taksirle aşılması söz konusu olduğundan, sanığın meydana gelen ölüm neticesinden TCK'nın 27/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 85/1. maddesi gereğince taksirle öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemece verilen direnme kararının gerekçesinin isabetli olmadığına; direnme kararına konu hükmün, sanığın, eyleminde hukuka uygunluk nedeninde sınırın aşıldığı kabul edilerek TCK'nın 27/1. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 85/1. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"...Suç tarihinde köy muhtarı olan sanık ...'ın olay gecesi saat 04.00 sularında evinde istirahat ettiği bir anda başkanlığını yaptığı Köy Kalkındırma Kooperatifinin alarmının çalması üzerine hırsızlık yapıldığı kanaati ile taşıma ruhsatlı silahını da yanına alarak aracı ile kooperatif binasına doğru gittiğinde maktülün ve yanındaki diğer iki hırsızın kooperatiften bir kısım eşyaları çalıp maktulün kullanımında olan Kartal marka araçla kaçarken yolda karşılaştığı, sanığın kullanmış olduğu araçla maktulün kullanımındaki Kartal marka aracı durdurmak isterken araçların tamponlarının birbirine sürttüğü ancak hırsızların aracının durmayarak yoluna devam ettiği sanık muhtarın aracını durdurarak kaçmakta olan aracın arkasından bir el Smith Wesson 9 milimetre çapındaki tabancasıyla ateş ettiği ve bu ateş neticesinde aracın şoför koltuğunda oturan maktul ...'nın sırt, sol tarafından aldığı ateşli mermi silah yarası sonucu hayatını kaybettiği sabittir.
Dosya kapsamına göre olayın alarm çalması üzerine kooperatif çalışanı tanık ...'ın sanıktan önce kooperatifin binasına gelip sanıkların kaçtığı araçla ilk tanık ...'ın karşılaştığı ve aracın ön camına odun parçasıyla vurarak durdurmaya çalıştığı ancak aracın durmayıp kaçmaya devam ettiği daha sonra sanık muhtarın aracıyla karşılaşan hırsızların bu aracı geçtikten sonra da yine kooperatif çalışanı tanık...'nın aracıyla karşılaştıkları ancak o aracı da geçtikleri ve muhtar olan sanığın kaçan aracın arka tarafından ateş etmesi sonucu arka cam sol alt köşeden giren 1 adet mermi çekirdeğinin arka koltuk sol taraf ve ön şoför koltuğu sol üst tarafından girerek maktulün ölümüne sebebiyet verdiği anlaşılmaktadır.
Yapılan yargılama sonucunda yerel mahkemece sanığın eyleminin Türk Ceza Kanun'un 25. maddesi kapsamında meşru müdafaa sınırları içerisinde işlendiği kabul edilerek CMK 223/2-d maddesi gereği beraat kararı verilmiş bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince sanığın eyleminin TCK'nin 81. maddesi kapsamındaki kasten adam öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek beraat kararı bozulmuş, yerel mahkemece bozma kararına karşı direnilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gelmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunda yapılan müzakereler sonucunda eylemin öncelikle TCK'nin 25. Maddesinde düzenlenen meşru müdafa kapsamında kalıp kalmadığı hususu Ceza Genel Kurulu tarafından oylanmış ve oy birliği ile sanığın TCK'nin 25. maddesi gereği meşru müdafaa hâlinde bulunmadığı karara bağlanmış akabinde yapılan 2. oylamada bu kez eylemin TCK'nin 27/1. maddesi gereği düzenlenen hukuka uygunluk durumlarında sınırın kast olmaksızın aşılıp aşılmadığı hususunda yapılan oylamada ise 19'a karşı 6 oyla sanığın hukuka uygunluk nedenlerinde sınırı kast olmaksızın taksirle aştığı kabul edilerek dosya da bulunan direnme kararı farklı gerekçelerle bozulmuştur.
Gerekçesini biraz sonra açıklayacağımız üzere dosya kapsamına göre olay da hukuka uygunluk nedenleri bulunmadığı sanığın eyleminin olası kastla kasten adam öldürme suçunu oluşturduğu, bu yönüyle TCK'nin 87/4. maddesi gereği cezalandırılması gerektiği kanaati ile Ceza Genel Kurulumuzun çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Şöyle ki;
Kendi kabulümüzün gerekçelerini izah etmeden önce çoğunluk görüşüne niçin katılmadığımızı izah etmek için mevzuatla ilgili bazı tespitler yapılması gerekmektedir. Türk Ceza Kanun'un 27/1. maddesinin oluşabilmesi için öncelikle Türk Ceza Kanunu'nun 24, 25 veya 26. maddelerinde düzenlenen hukuka uygunluk nedenlerinden herhangi birinin dosyada mevcut olması gereklidir. Bu husus doktrinde Koca, Üzülmez, Hakeri, İçel, Bayraktar Keskin Kiziroğlu, Zafer, Kartal, Artuç, Gökcen gibi birçok ceza hukukçusu tarafından da TCK'nin 27/1. maddesinin var kabul edilebilmesi için öncelikle 'TCK'nin 24, 25 veya 26. maddesinde düzenlenen hukuka uygunluk nedenlerinden birinin dosyada mevcut olması gerekir.' şeklinde açıkça belirtilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulumuzun ilk oylamada Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesindeki meşru müdafaa hâlinin bu dosyada bulunmadığını oy birliği ile kabul etmiş olması tarafımızca da doğru görülmüştür, zira TCK'nin 25. maddesinde düzenlenen meşru savunma hâlinin varlığı için mala veya cana yönelen haksız ve ağır bir saldırının hâlen mevcut olması şarttır, hâlen mevcut bir saldırı durumu dosya kapsamına göre söz konusu değildir, maktul ve arkadaşları iş yerinden çaldıkları sigaraları Kartal marka aracın içerisine koyarak kaçmak isterken sanığın bulunduğu araçla karşılaşmışlar, araçların birbirlerine tamponları dokunmak suretiyle çarptıktan sonra maktulün kullandığı araç durmaksızın yoluna devam etmiş kaçmakta olan bu aracın arkasından sanık olan muhtar kendi aracını durdurup dışarı çıkarak ruhsatlı bulunan silahıyla bir el ateş edip şoförlük yapan maktulün sırt tarafından giren mermiyle ölümüne sebebiyet vermiştir, bu hâliyle sanığa karşı mevcut ve hâlen devam etmekte olan bir saldırı veya böyle bir saldırının tekrar etme durumu objektif olarak dosyada söz konusu olmadığı gibi saldırı ile savunma arasında orantılık dahi bulunmamaktadır. Bu husus Ceza Genel Kurulumuz tarafından da oy birliği ile meşru müdafaa hâli yoktur şeklinde birinci oylamayla karara bağlanmıştır.
Türk Ceza Kanunu'nun 27/1. maddesinin uygulanabilmesi için hukuka uygunluk nedenlerinden diğerleri olan TCK'nin 24, 26. maddelerinde düzenlenen hâllerin olayımızda olup olmadığı irdelendiğinde 24. maddesinde düzenlenen kanunun hükmünü yerine getiren, kimse kimseye ceza verilmez ibaresinin burada köy muhtarı olan sanık hakkında uygulanıp uygulanamayacağı tarafımızdan değerlendirilmiştir.
Bu hususta hem Köy Kanunu'muzun 36. maddesinde ve hem de Çiftçi Malları Koruma Kanununda hükümler bulunmaktadır.
4081 sayılı Çiftçi Malları Koruma Kanunu'nun 1. maddesinde korunacak Çiftçi Malları sayılırken 2. bentte ziraat'te kullanılan veya ziraatle alakalı olan her nevi menkul ve gayrimenkul malların korunacak mallardan sayıldığı belirtilmiş olup yine bu kanuna göre Çiftçi Malları Koruma Meclisi kendi içerisinde gizli oyla bir Başkan seçeceği belirtilmiştir.
Çiftçi Malları Koruma Kanunu 33. maddesinde bekçilerin köy kanunu 77. maddesinde yazılı hâllerde silah kullanmaya yetkili oldukları düzenlenmektedir Bunun dışında bu kanunda silah kullanma yetkileri ile ilgili herhangi bir düzenleme olmadığı gibi muhtarlar hakkında da böyle bir yetki öngörülmemiştir.
Köy Kanun'u 77. maddesine bakıldığında da korucuların hangi hâllerde silah kullanabileceği hususunun düzenlendiği Burada da 5 bent hâlinde yapılan tespitten sonra yukarıda sayılan ahvalin dışında köy korucusu silahını kullandığından dolayı ceza görür, korucu silah kullanmaya mecbur olduğu zaman bile mümkün mertebe öldürmeksizin yaralayarak tutmaya dikkat eder şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere ne Köy Kanun'un da ne de Çiftçi Malları Koruma Kanununda köy muhtarına herhangi bir şekilde silah kullanma yetkisi verilmemektedir.
Sanığın eylemi TCK'nin 24. maddesinde düzenlenen kanunun emrini icra şeklinde dahi kabul edilemez. (Dosya da bu maddeyi uygulama yeri bulunmamaktadır.)
Böylelikle tüm dosya kapsamına bakıldığında sanığın eyleminin yasada belirtilen hiçbir hukuka uygunluk nedeni kapsamında bulunmaması nedeniyle yasal koşulları taşımadığından ne TCK'nin 24, 25, 26. maddeleri ve ne de TCK'nin 27/1. maddesi kapsamında kalmadığı kanaatindeyiz.
Kanaatimize göre sanık hırsızlık yapıp kaçtıkları sabit olan maktul ve arkadaşlarına dosyada yapılan keşifte hazır bulunan ve dosyaya rapor sunan bilirkişinin raporuna göre karanlık havada ancak bulunduğu yer itibarıyla sokak lambaları yandığı için aracın görülebildiği ancak içindekilerin görülemediği vaziyetteki araca arkadan bir el ateş etmiş ve karanlık havada aracın sol arka camından giren mermi sonucu şoför mahallindeki maktul ölmüştür kanaatimize göre sanık öldürme kastıyla değil ancak etkili mesafeden etkili bir silahla araçta bulunanların ölebileceğini öngördüğü hâlde maktule doğru ateş etmiş ve öldürme ihtimalini öngördüğü ancak olursa olsun dediği araçtakilerden birinin ölebileceği şeklindeki sonuç bu olayda gerçekleşmiş maktul hayatını kaybetmiştir. Böylelikle sanığın eyleme TCK'nin 87/4. maddesinde düzenlenen olası kastı adam öldürme suçuna sebebiyet vermiş olup yapılan hırsızlık eylemi nedeniyle sanık muhtarın haksız tahrik altında kalarak işlemiş olduğu bu suçtan cezalandırılması gerektiği kanaatiyle Ceza Genel Kurulumuzun çoğunluk görüşüne muhalifim." görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ..., Ceza Genel Kurulu Üyesi ...'nin olayın oluşuna, eylemin kabulüne ve ilgili mevzuata dair karşı oy gerekçesiyle aynı yönde başladığı şerhinde; "...Sanığın eylemi, TCK'nin 81, 21/2. maddesinde düzenlenen olası kastı adam öldürme suçuna sebebiyet vermiş olup yapılan hırsızlık eylemi nedeniyle sanık muhtarın haksız tahrik altında kalarak işlemiş olduğu bu suçtan cezalandırılması gerektiği kanaatiyle Ceza Genel Kurulumuzun çoğunluk görüşüne muhalifim..." görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer dört Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığın eyleminde ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenlerin şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yerel Mahkemece sanığın eyleminin meşru savunma kapsamında kaldığına dair direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA,
2- Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.10.2018 tarihli ve 310-390 sayılı direnme kararına konu hükmünün; sanığın, eyleminde hukuka uygunluk nedeninde sınırın aşıldığı kabul edilerek TCK'nın 27/1. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 85/1. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.09.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
Kolluk görevlisi (P), bir protesto gösterisi esnasında hakkında yakalama kararı bulunan şüpheli (S)’yi gözaltına almaktadır. Gözaltı işlemi sırasında fiziki bir direniş göstermeyen (S), etraftaki kalabalığın da etkisiyle (P)’ye yönelik alenen onur kırıcı ifadeler kullanır. Bu duruma öfkelenen (P), kelepçeli ve herhangi bir kaçma veya saldırma tehlikesi bulunmayan (S)’yi, polis aracına bindirmeden önce araca doğru sertçe itekler. (S)’nin kafasını araca çarpması sonucu basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı tespit edilir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, memur (P)'nin bu fiiline ilişkin aşağıdaki hukuki nitelemelerden hangisi doğrudur?
A) Fiil, mağdurun insan onuruyla bağdaşmayan bir muameleye maruz kalması ve bedensel acı çekmesi nedeniyle TCK m. 94 anlamında işkence suçunu oluşturur.
B) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisi olan (P), görevinin gerektirdiği ölçünün dışına çıkarak kuvvet kullandığı için TCK m. 256 uyarınca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.
C) (S)’nin hakaretleri TCK m. 265 kapsamında görevi yaptırmamak için manevi direnç olarak kabul edileceğinden, (P)’nin uyguladığı orantılı kuvvet hukuka uygundur.
D) (P)'nin eylemi hem zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması hem de kasten yaralama suçlarını oluşturduğundan, fikri içtima kuralları uyarınca cezası daha ağır olan suçtan sorumluluk doğar.
E) (P)'nin eylemi, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlendiğinden, TCK m. 257 kapsamında genel bir görevi kötüye kullanma suçu olarak nitelendirilmelidir.