5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 317

Türk Ceza Kanunu 317. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 317- (1) Kanunen yetkili olmadıkları veya Devlet tarafından memur edilmedikleri halde, bir asker kıtasının veya donanmasının veya savaş gemisinin veya savaş hava filosunun veya bir kale veya müstahkem mevkiin veya bir askerî üssün veya tesisin, bir liman veya şehrin komutasını alanlara müebbet hapis cezası verilir. (2) Kanunen yetkili olmaları veya Devlet tarafından görevlendirilmeleri suretiyle yukarıda gösterilen yerlerin komutanı bulunanlardan, yetkili makamlarca komutanlığı terk etmeleri için verilen emirlere uymayanlara da aynı ceza verilir. Halkı askerlikten soğutma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

2 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2019/658 E., 2023/449 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
Dolayısıyla kolluk görevlilerinin kendilerine veya başkasına yönelen saldırıya karşı silah kullanmaları da TCK'da düzenlenen meşru savunma şartları dahilinde değerlendirilmesi gereken bir husustur (Özgenç, 2015, s.312-321). Maddede yazılı kanunun hükmünün yerine getirilmesi kavramını, hukuk kurallarının tanıdığı yetkinin kullanılması olarak değerlendiren yazarlar da vardır.
Ceza Genel Kurulu         2019/658 E.  ,  2023/449 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 310-390 I. HUKUKÎ SÜREÇ Olası kastla öldürme suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-d maddeleri uyarınca beraatine ilişkin Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2015 tarih ve 27-231 sayı ile kurulan hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.05.2018 tarih ve 343-2204 sayı ile; “(...)Sanığın köy muhtarı olarak görev yaptığı, aynı zamanda köy tüzel kişiliğine ait kooperatif işletmesinin de başkanı olduğu, olay tarihinde gece 04.00 sıralarında maktul ve arkadaşlarının araçla bu kooperatife ait markete gelerek hırsızlık eyleminde bulundukları, marketten çeşitli eşyaları çalarak araçlarına yükledikleri, bu esnada sanık ... ve arkadaşları olan tanıklar ... ve ...'in cep telefonuna dükkandaki alarmdan hırsızlık yapıldığı yönünde sinyal geldiği, bunun üzerine dışarıya ilk çıkan tanık ...'ın maktul ve arkadaşlarıyla karşılaştığı, tanık ...'ın maktulün kullanımında olan aracın ön camına odunla vurup camı patlattığı, ardından olay yerine kendine ait araçla giden sanığın maktulün kullanımında olan ve hırsızlık eşyaları ile birlikte olay yerinden kaçmakta olan aracın önüne geçtiği, maktulün kullanımındaki araçla sanığın kullanımındaki araç arasında temas yaşandığı, maktulün araçla kaçmaya devam ettiği, bu esnada kendi aracını durduran sanığın maktulün kullanımındaki aracın arkasından tabancasıyla ateş ettiği, aracın arka camından giren mermi çekirdeğinin maktulün sırt sol kısmına isabet ettiği, maktulde kot kırığı ile birlikte akciğer yaralanması, iç kanama oluştuğu, aldığı yaranın ve diğer tanık ...'in aracıyla maktulün aracının önüne geçmesinin etkisiyle maktulün kullanımındaki aracın yoldan kısmen çıkarak sağa doğru ağaçlık ve telli alana çarpıp durduğu, maktulün araçtan inerek gece karanlığından istifade edip tarlalara doğru bir müddet kaçtığı ve akşam saatlerinde ölü olarak bulunduğunun anlaşıldığı olayda; sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunun unsurlarını oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde beraatine karar verilmesi(...)” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. DİRENME GEREKÇESİ Bozma üzerine, Yerel Mahkemece 23.10.2018 tarih ve 310-390 sayı ile; "(...)Somut olayda sanığın başkanlığını yaptığı kooperatife gece vakti hırsızlamak amacı ile giren maktülün marketten aldığı eşyaları aracına yükleyerek kaçmaya çalıştığı, mahkememizce dinlenen ve hırsızlık olayına karışan ... adlı tanığın da yüzlerine maske takarak olay yerine gidip, marketten eşyaları çalarak arabalarına yüklediklerini ve kaçmaya çalışırken bu esnada sanık ile arabalarının kesiştiğini ve kaza yaptıklarını beyan ederek sanık savunmalarını doğruladığı, hırsızlık eylemine konu kooperatifte daha önce defalarca hırsızlık yapıldığı, bu durumun engellenemediği ve köy yeri olmasına rağmen kooperatife alarm sistemi takıldığı ve bu durumda da engellenemeyerek suça konu hırsızlık girişiminin gerçekleştiği akabinde alarmın çalışması ve tanık ...'ın ihbarı üzerine; daha öncesinde olay yerinde aynı şekilde hırsızlık vakaları yaşandığı için olay yerine yanında silahı ile gelen sanığın maktülün hırsızladığı mallar ile kaçmasını önlemek ve durdurmak amacı ile maktulün içerisinde bulunduğu araca doğru bir el ateş ettiği, maktül ve araçta bulunan diğer kişiler arasında önceye dayalı bir husumetlerinin bulunmadığı, bu yönde dosyaya yansıyan herhangi bir delilin de bulunmadığı, sanık muhtarın olay yerine gelmesine müteakip önce maktulün kullandığı araç ile kafa kafaya gelerek karşılaştıkları ve maktulün aracıyla sanık muhtarı geçerek kaçmaya devam ettiği ve bunun üzerine sanığın maktule ait aracın arkasından kooperatife ait marketteki mallar kendi hakimiyetlerine yakın bir alanda iken yapılan haksızlığı durdurmak amacı ile sadece bir kez ateş ettiği, sanığın başkaca ateş etmediğinin dosya kapsamına göre sabit olduğu, maktülü birebir görerek hedef almadığı amacının sadece olay yerinden kaçmaya çalışan aracı durdurmak olduğu, maktul hırsızladığı mallar ile sanıktan uzaklaşmakta ise de henüz suçüstü hâlinin devam ettiği ve sanığın hırsızlanan para ve eşyalar sebebiyle ateş ettiği nitekim hırsızlanan eşyalar ve paraların da maktulün kullandığı araçta ele geçirildiğinin de sabit olduğu, sanığın köyün muhtarı ve aynı zamanda hırsızlığa konu kooperatifin de başkanı olduğu, bu hâlde sanığın maktulü tanımaması, yaptığı atışın tek bir atış olması, aynı zamanda bu atışın uzak atışa yakın yaklaşık 40 metrelik bir atış olduğunun 09.10.2014 tarihli bilirkişi raporuyla da bildirilmesi ki bu durumda sanığın da sıradan bir vatandaş olması dikkate alındığında iyi bir atıcının dahi 40 metreden kolayca hedefi hareket hâlindeki bir nesneyi veya insanı tek atışla belirtildiği şekilde gerçekleştirebilmesinin raporda belirtildiği üzere zor olduğu nitekim 09.10.2014 tarihli bilirkişi raporunda; görüş açısından, incelenen dosya kapsamındaki olay yeri fotoğraflarından edinilen bilgiler çerçevesinde; yerin çiseleyen yağmurdan dolayı kaygan olduğu, gece karanlığı ve yağmur dışında maddi olarak bir engelin bulunmadığı, sokak lambasının yanmasına rağmen havanın karanlık olduğu, mevcut karanlıktan dolayı ateş edilen yerden aracın görülebileceği ancak araç içindeki şahısların sayısı ve yerleri ve araç içindeki konumlarının görülemeyeceği ve bu mesafeden(40 metre) tabanca ile yapılan bir atışın araca isabet ettirilebileceği, ancak nişan almak suretiyle bile araç içindeki bir kişi veya herhangi bir şeye isabet oranının olabildiğince düşük olduğunun değerlendirildiği, olay yerindeki mevcut eğim ile yine dosya kapsamına göre atış mesafesi, atış atıklarının dağılımı ve yoğunluğu ile mermi çekirdeğinin maktulün vücudunda meydana getirdiği yuvarlak şekil birlikte değerlendirildiğinde atışın dike yakın açı ile uzak bir atış olduğunun değerlendirildiğinin bildirildiği, bu durumda sanığın öldürme kastıyla hareket ettiğine dair dosya kapsamına uygun bir delilin bulunmadığı ayrıca hırsızlık olayı nedeniyle hırsızlanan para ve eşyaların hırsızlandığı esnada sıcağı sıcağına suçüstü hâlinde ve meşru müdafa amacıyla tek atış yapıldığının mahkememizce sabit olduğu, nitekim atış yapılması akabinde maktulün kaçtığı aracın durması üzerine sanık tarafından maktule başkaca bir atış yapılmaması da çalınan eşyaların çalınmasını engelleme dışında sanığın bir amaç ve kastının bulunmadığının delilidir. Yukarıda anlatılan hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve yukarıda ifade edilen suça konu olaya benzer Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararları ışığında sanığın üzerine atılı suçun hukuka uygunluk nedeni olan meşru müdafaa sınırları içerisinde kaldığı düşünülerek Yargıtay bozma ilamına uyulmayarak ve mahkememiz önceki kararında direnilerek mahkememizce oy birliği ile sanığın CMK 223/2-d ve TCK 25/1 maddesi gereğince beraati yönünde hüküm tesis edilmiştir(...)" gerekçesiyle bozma kararına direnilmesine ve sanığın beraatine karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.10.2019 tarihli ve 23819 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 25.11.2019 tarih ve 3567-5127 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın maktule yönelik öldürme eylemini, haksız tahrik altında mı yoksa meşru müdafaa koşulları içerisinde mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine yönelik olup ayrıca somut olayda ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın aşılıp aşılmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 29.04.2014 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağında; Hamamlıkızık köyü kooperatifinin marketi önünde meydana gelen hırsızlık olayı ile ilgili yapılan incelemede, olay yerinde kullanılan bir adet levye, bir adet demir kesme makası ve sanığa ait bir adet 9 mm çapında mermi atar tabancanın ele geçirildiği, hırsızlık şüphelisi şahısların marketin içerisinden iki beyaz çuval içinde çok sayıda sigara ve 134,90 TL madeni para aldıklarının yazılı olduğu, 29.04.2014 tarihli teşhis tutanağında; olay gecesi saat 04.20 civarında kooperatif marketinde meydana gelen hırsızlıkla ilgili olarak kamera görüntülerinde bulunan ve hırsızlığı yapan kot pantolonlu, siyah deri montlu, siyah ayakkabılı ve maskeli şahsın yakalanan tanık ...'la aynı olduğu ve şahsın görüntülerden kendisini doğruladığının müştereken imza altına alındığının belirtildiği, 30.04.2014 tarihli tutanakta; tanık İbrahim ile Bursa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda yapılan görüşmede; olay günü maktul ve tanık ... ile gece 02.00'da maktul ...’nın evinde buluştuklarını, maktulün temin ettiği aracın çalıntı olduğunu bilmediğini, ardından Hamamlıkızık köyünde bir bakkala girdiklerini, maktulün dışarıda beklediğini, tanık ...ile 10 dakika içinde iki çuval sigara topladıklarını, dışarı çıkıp uzaklaşırken yolun ortasında pala bıyıklı, 35-40 yaşlarında, bir şahsın elindeki sopayla vurduğu aracın ön camının patladığını, maktulün aracın hâkimiyetini kaybettiğini, olay esansında Fiat Doblo ve siyah renkli bir ... aracın kendilerini takip ettiğini, bu araçlardan birine çarptıklarını, kendilerine 3-4 el ateş eden şahsın başının kel olduğunu ve pijama giydiğini, maktulün kullandığı araç tel örgülere çarpınca kendisinin ön koltuğa sıkıştığını, maktul ve tanık Özkan’ın araçtan çıkıp araziye doğru kaçtıklarını ifade ettiğinin yazılı olduğu, 14.05.2014 tarihli uzmanlık raporunda; olay yerinden elde edilen delillerin incelenmesi sonucu, maktulün vücudundan çıkartılan 9 mm çapındaki deforme mermi çekirdeğinin sanıktan elde edilen BJM1102 seri numaralı tetkik konusu tabancadan atıldığının tespit edildiği, 02.06.2014 tarihli uzmanlık raporunda, maktulün üzerinden çıkartılan kıyafetlerin incelenmesi sonucu maktule ait tişört üzerinde bulunan 1 numaralı giriş deliği etrafındaki atış artıklarının dağılımı ve yoğunluğu itibarıyla yapılan atışın uzağa yakın olduğunun değerlendirildiği, 12.06.2014 tarihli otopsi raporunda; cesedin sırtında soldan giren bir adet mermi çekirdeğinin göğüs sol önde adele içerisinde kaldığının, mermi seyrinin arkadan öne hafif aşağıdan yukarıya doğru olduğunun, yaralanmanın müstakilen öldürücü nitelik taşıdığının, sol göğüs önde hematomlu alanın içerisinden elde edilen 9 mm çaplı, sağ devirli, ucu deforme bir adet mermi çekirdeğinin adli emanete alındığının, kişinin alkollü olmadığının veya vücudunda toksik bir madde ile uyuşturucu bulunmadığının, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kot kırıkları ile sol akciğer yaralanması ve iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğunun belirtildiği, 02.10.2014 tarihli keşif zaptında; tanıklar ... ve ... ile bilirkişi eşliğinde olay yerine keşfe gelindiğinin, tanık ...'ın; aracın tellere dayanarak durduğu yeri görmediğini, kooperatif başkanı araçtan inerken silahın elinde olduğunu, ayağının kaydığını ve silahın birden ateş aldığını beyan ettiğinin, tanık...'nın ise; hırsızların aracının başkanın aracına göre sağdan geçtiğini, kendisinin arabadan inmediğini ve hırsızların aracının, kendisine çarpmamak amacıyla direksiyonunu kırarak tel örgülere saplandığını, bir el silah sesi duyduğunu, ancak bunun araç durduktan önce mi sonra mı gerçekleştiğini hatırlayamadığını, olayın 5-10 saniye içerisinde meydana geldiğini beyan ettiğinin yazılı olduğu, 06.10.2014 tarihli bilirkişi raporunda; mahkemece yapılan keşif ve dosya kapsamındaki delillerden edinilen bilgiye göre sanık ve tanıkların anlatımları kapsamında sanık ile maktulün karşılaştığı yerle maktule ateş edilen yerin uzaklığının yaklaşık 40 metre olduğunun, ateş edilen yer ile aracın durduğu yerin arasındaki eğimin yer yer %8’e yakın olduğunun, olay yerinin yağmurdan dolayı kaygan olduğunun, olayın gece karanlığında gerçekleştiğinin, sokak lambasının yanmasına rağmen havanın karanlık olduğunun, ateş edilen yerden aracın görülebileceği ancak aracın içindekilerin sayısının ve konumlarının görülemeyeceğinin, 40 metrelik bu mesafeden tabanca ile yapılan atışın araca isabet edebileceği ancak nişan almak suretiyle bile araç içindeki bir kişiye veya herhangi bir şeye isabet oranının oldukça düşük olduğunun değerlendirildiği, olay yerindeki mevcut eğim ile atış mesafesi, atış artıklarının dağılımı ile mermi çekirdeğinin maktulün vücudunda meydana getirdiği şekil birlikte değerlendirildiğinde atışın dike yakın bir açı ile uzak atış olduğu kanaatine varıldığının belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Tanık İbrahim Cumhuriyet savcılığında; cezaevinde kolluk tarafından alınan ve yukarıda özetine yer verilen beyanından farklı olarak, aracın camının kırılması sonrasında araçla olay yerinden kaçarlarken muhtarın arkalarından kendilerini durdurmak için ateş ettiğini, ancak ateş edilmeden öncede bir yere çarpmış olmaları nedeniyle o esnada durmuş vaziyette olduklarını, dolayısıyla muhtarın duran araca ateş ettiğini, kendisinin alkol etkisiyle ne yaptığını bilemediğini, Mahkemede; olay günü maktul ve ... isimli biri ile hırsızlık yapmak için gece vakti marketin kilitlerini kırarak içeri girdiklerini, yüzlerinin maskeli olduğunu, eşyayı çaldıktan sonra iri yarı birinin elindeki kalasla aracın ön camına vurduğunu, ardından önlerinde iki arabanın durduğunu, aracı maktulün kullandığını, önlerindeki iki araca çarpmamak için panikleyerek kaza yaptıklarını, kazadan sonra arkalarından 10 el ateş edildiğini, sonra maktul ve ...’ın araçtan inerek kaçtıklarını, kendisinin sıkışması nedeniyle kaçamadığını, arka koltuktan ön koltuğa doğru geldiğini, tam inecekken elinde silah olan bir adamın gelip kafasına silah dayadığını ve "Kaçma!" dediğini, olduğu yerde kalınca adamın tetik düşürdüğünü, silahın patlamadığını, orda bulunan kişilerin başına toplandıklarını, bu sırada yaşlı birinin kalabalığın kendisine vurmasına engel olduğunu, maktulün araçta nasıl vurulduğunu bilmediğini, araçtan inerken; "Koçum kaçın kurtarın kendinizi!" dediğini, 10 el ateş edildiğini duymasına rağmen neden araçta bir tane isabet olduğunu bilmediğini, kaza yapmadan önce de bir araca çarptıklarını, hırsızlıktan sonra kar maskelerini aracın içinde çıkarttıklarını, Tanık ...kendisinin hırsızlık olayıyla uzaktan yakından ilgisinin olmadığını, olay saatlerinde arkadaşları ..., ..., ... ve ... Keskiner ile birlikte Değirmenönü Mahallesinde boş bir inşaatta olduklarını, 29.04.2014 günü saat 12.00 sıralarında tanık İbrahim'in kendisine mesaj attığını, ardından saat 17.00 civarında kendisini arayarak; “Ben tutuklandım cezaevine gidiyorum.” dediğini, ne olduğunu sorduğunda maktul ile birlikte kovalandıklarını, maktulün omzundan yaralanıp kaçtığını, kendisinin de yakalandığını söylediğini, sonra maktulün akrabalarıyla birlikte civarda kendisini aramaya başladıklarını, Hamamlıkızık köyü alt tarafında bulunan ormanlık alanda maktulü yerde yatarken gördüklerini ve hemen ambulansı aradıklarını, Tanık ... kollukta; Hamamlıkızık Kalkındırma Kooperatifi başkan vekili olduğunu, 29.04.2014 tarihinde saat 04.20 sıralarında kooperatifin marketinin alarmının çaldığını, evi marketin karşısında olduğundan hemen camdan baktığını, marketin önünde Kartal marka bir araç gördüğünü, kepenk açıkken içeriden birinin sırtında çuvalla dışarı çıktığını, kendisinin hemen bir odun parçası alarak aracın önüne geçtiğini, aracın içinde üç kişi bulunduğunu, şahısların aracı üzerine sürmeleri ile birlikte elindeki odun parçasını araca doğru fırlattığını, bu nedenle aracın ön camının kırıldığını, sonra köy muhtarı olan sanığın aracıyla hırsızların önüne geçtiğini, kendi aracını durdurup olayın şoku ile tabancasını çektiğini, inerken de tabancanın ateş aldığını, ancak hırsızlara doğru ateş ettiğini görmediğini, hırsızlar tekrar kaçmaya çalışırken bu sefer market çalışanı tanık...'nın önlerine geçmeye çalıştığını, o anda hırsızların aracının şarampole düştüğünü, araçtan inen iki kişinin kaçtığını, aracın içindeki üçüncü şahsı yakalayıp jandarmaya teslim ettiklerini, Mahkemede; hırsızlık olayını görünce sanığı telefonla aradığını, "Marketi soyuyorlar." dediğini, kendisinin de odun parçası alarak yola çıktığını, hırsızların başkanın arabasının sağ çamurluğuna çarpıp yola devam ettiklerini, ileride yolun daraldığı, bir yerde aracı şarampole düşürdüklerini, sanığın araçtan inerken silahının patladığını duyduğunu, araçta sıkışan şahsın yaralı olmadığını, sanıkla kendisi arasında 10-15 metre mesafe olduğunu, sanığın tökezlediğini gördüğünü, hırsızlara hedef gözeterek ateş etmediğini, bu bölgede devamlı hırsızlık olduğunu, aynı Kooperatif marketinde en son 5-6 ay önce de hırsızlık olayı meydana geldiğini, bu nedenle güvenlik amacıyla alarm ve kamera sistemi kurduklarını, Tanık... kollukta; Hamamlıkızık Kalkınma Kooperatifine ait marketin çalışanı olduğunu, 28.04.2014 tarihinde saat 23.20 sıralarında marketi temizlendikten sonra kapatıp evine gittiğini, saat 04.00 sıralarında televizyon izlerken marketin alarmının devreye girmesi nedeniyle telefonunun çaldığını, hemen aracıyla markete doğru gittiğini, evden çıkarken kooperatif başkanı ve köy muhtarı olan sanığı araçla giderken gördüğünü, tam ilköğretim okulu kapısına geldiklerinde kooperatifin başkan yardımcısı tanık ...'ın marketten çuvalla çıkan ve araca binmek üzere olan hırsızların hırsızları görüp önüne çıkıp kendilerini durdurmaya çalıştığını, araç durmayınca tanık ...’ın elindeki odun parçasını araca fırlattığını, bunun üzerine aracın ön camının kırıldığını ve hırsızların yola devam ettiklerini tanık ...'tan duyduğunu, yokuş yukarı çıkarlarken sanığın da kendi aracı ile hırsızların aracının önüne geçmeye çalıştığını, sonra aracını durdurup aşağı doğru indiği sırada tabancasının ateş aldığını, hırsızların tekrar kaçmaya çalıştığı sırada bu sefer de kendisinin kaçan aracın önüne geçtiğini, hırsızların kendisine çarpmamak için aracı okulun yanındaki şarampole doğru çevirdiklerini, sonra araç sıkışıp durunca iki kişinin araçtan atlayıp kaçmaya başladıklarını, onları yakalayamadıklarını, ancak üçüncü kişiyi aracın içinde yakaladıklarını ve Jandarmaya teslim ettiklerini, aracın arka koltuğunda çok sayıda sigara gördüğünü, Mahkemede; olay anında havanın yağmurlu olduğunu, markete doğru giderken sanığın yanından geçtiğini, o durunca kendisinin de arkasında durduğunu, önden birden bir aracın çıktığını, sanığın ve kendi aracının önünden geçen aracın tel örgülere çarptığını, olayın ters istikamette olduğunu, hırsızlar aracın içinde iken bir el silah sesi duyduğunu, hırsızların kendi aracına çarpmadıklarını, tanık ...'ın araca doğru odun parçası fırlattığını görmediğini, bunu sonradan öğrendiğini, bir el silah sesi duyduğunu ama nasıl ateş edildiğini görmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık kollukta; Hamamlıkızık köyü muhtarı ve aynı zamanda Kooperatif Başkanı olduğunu, 29.04.2014 tarihinde saat 04.20 sıralarında evinde uyuduğunu ve cep telefonuna Kooperatifin marketine ait alarmın ikazının geldiğini hemen kalkıp marketin önüne gittiğini, giderken yolda Kartal marka araçla karşılaştığını, aracın önce yanından geçtiğini, olayın paniğiyle aracını durdurup aşağı inerken yanında bulunan ruhsatlı silahını korktuğundan dolayı çektiğini, bu sırada ayağının kaydığını ve dengesini kaybettiğini, silahının yere düştüğünü ve bir el ateş aldığını, silahından çıkan merminin hırsızların arabasına isabet ettiğini ancak bunun istemeden olduğunu, amacının hırsızları yakalayıp jandarmaya teslim etmek olduğunu, Kolluktaki ek beyanında, Cumhuriyet savcılığında ve Sulh Ceza Mahkemesinde; önceki ifadesine ek olarak, gece yarısı pijamalı şekilde kalkıp aracıyla markete doğru gittiğini, bu sırada yardımcısı tanık ...'ın kendisini telefonla arayarak hırsızların kaçtıklarını ve silahlı olabileceklerini söylediğini hatırladığını, hırsızların aracının kendi arabasının sağ ön çamurluğuna çarpıp kaçmaya devam ettiğini, 50-60 metre uzaklaştıktan sonra aracını durdurduğunu, hırsızların arkasından koşmak için aracından indiğini, o sırada yağmur yağdığı için panikle tökezlediğini ve silahın farkında olmadan ateş aldığını, aracın kaçtığı yolda personel servisi olan Kangoo marka aracın yanında sıkıştığını ve çukura düştüğünü, silahın bir el patlaması haricinde başka bir atış yapmadığını, ruhsatlı tabancasının içinde bir adet mermi bulunduğunu, daha önceden kaç mermi olduğunu hatırlamadığını, Mahkemede; markete doğru giderken tanık ...'ın kendisini telefonla aradığını, yolda markete 50-100 metre kalmışken hırsızların arabasıyla çarpıştıklarını, hırsızların aracın önünü kestiğini, kazadan sonra kendisinin araçtan indiğini ancak ayağının kaydığını inerken tabancasının ateş aldığını, ateş ettiği yerle hırsızların aracının bulunduğu yer arasında 50-60 metre olduğunu araçta sıkışan hırsızı jandarmaya teslim ettiklerini, o sırada arama yapan jandarmaların araçtan inip kaçan iki kişiyi bulamadığını, aynı gün akşam üzeri saat 19.30-20.00 sıralarında maktulün cesedinin bulunduğunu, bilerek ve isteyerek ateş etmediğini, tabancanın kazaen ateş aldığını, pişman olduğunu, beraatini istediğini, Savunmuştur. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat, Öğretide Uyuşmazlığa İlişkin Görüşler ve Emsal Yargı Kararları Meşru Savunma ve Sınırın Aşılması Meşru savunma, gerek 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 49/2. maddesinde, gerekse TCK'nın 25/1. maddesinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Meşru savunmanın şartlarına ilişkin olarak iki Kanun arasındaki en önemli fark, meşru savunma yoluyla korunan hakkın niteliğine ilişkindir. Bunun dışındaki şartlar açısından her iki düzenleme ile yerleşik uygulamalar arasında ciddi bir fark bulunmamaktadır. 765 sayılı TCK'nın 49/2. maddesindeki düzenleme; "Gerek kendisinin, gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız bir taarruzu filhal def’i zaruretinin bâis olduğu mecburiyetle işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde olup anılan düzenleme ile meşru savunmanın, kişinin kendisinin veya başkasının sadece nefsine veya ırzına yönelik saldırılarda söz konusu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada en geniş yorumla maddenin diğer kişilik haklarına yönelik saldırılarda dahi uygulanabileceği kabul edilmiş ise de malvarlığına yönelik saldırıları önlemek maksadıyla işlenen fiiller bu kapsamda değerlendirilmemiştir. Buna karşılık, 5237 sayılı TCK'nın 25/1. maddesinde; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde daha geniş bir hükme yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür. "Mala ve mal varlığı haklarına karşı saldırılarda, eski kanunumuzun sisteminde haklı savunma genel düzenlemede tanınmış değildi. Mala karşı olan bir saldırı, ancak ETCK'nun 461. maddesinde yazılı koşullar içinde meydana geldiğinde haklı savunmaya olanak veriyordu." (İçel, Kayıhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler 2021 baskı İstanbul- Cadde Bostan, s. 347). 765 sayılı TCK’da "nefse yönelik saldırı" kavramı içinde bazı kişilik haklarının girdiği kabul edilse de Yargıtay basit müessir fiil niteliğindeki eylemlerde meşru savunma kuralını işletme yanlısı değildir (Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16.02.1992 tarihli ve 7325-8013 sayılı, 06.03.1986 tarihli ve 1239-1693 sayılı kararları). Ancak, yeni TCK'da meşru savunmanın konusu olabilecek haklar bakımından bir sınırlama yapılmamıştır. Bu düzenleme uyarınca artık, meşru savunma hükmü mülkiyet veya zilyetlik hakkına yönelmiş haksız bir saldırıya karşı yapılan savunma dolayısıyla da uygulanabilecektir. Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10.10.2013 tarih 2013/2791 E. ve 2013/5664 sayılı kararında; "Sanığın, maktul ve arkadaşlarının hırsızlık suçunu işlemek amacıyla marketin kepenginin açılmasından itibaren bu suçun gerçekleşmemesi ve vazgeçmeleri için çabalamasına rağmen saldırıyı defedememesi karşısında ve kendisine ait malları korumak amacıyla, olay yerinden malları ile kaçan maktulün bulunduğu araca ateş etmesinde yasal savunma koşullarının gerçekleştiği ve yasal savunmada aşırıya kaçılmadığı.." sonucuna varmıştır. Bu itibarla, mülkiyet hakkını da kapsamı içine alan 5237 sayılı TCK’nın 25. maddesi karşısında bu tür bir yaklaşımın kanuna aykırı olacağı, malvarlığına veya zilyetliğe yönelen saldırılara karşı koymanın meşru savunma kapsamında ele alınmasının kurumun bünyesine daha uygun olacağı düşünülmektedir. Doktrinde bazı yazarlar mülkiyet hakkının meşru savunmanın konusu olabileceğini ileri sürerken; (Gökcan, Ahmet/Artuk, M.Emin, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2022, s.508, Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, DER Yayınları, İstanbul, 2016, Cilt 2, s.348, Akbulut, Berrin, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2022, s.559); bazı yazarlar TCK’da yapılan yeni düzenleme ile mal için meşru müdafaa kabul edilmişse de bu düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesine aykırı olacağını; (Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s.309-310; Artuç - Gökcan, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Adalet Yayınevi, 2021, 1. Cilt, s.686-687); bazı yazarlar ise mülkiyet hakkının meşru savunma çerçevesinde korunmaya değer bir hak olabilmesi görüşünü, TCK'nın kişi hak ve özgürlüklerini ön plana çıkararak koruduğu yönündeki söylemi ile çeliştiği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Özbek,Veli Özer/Doğan, Koray/Bacaksız, Pınar/Tepe, İlker, TCK Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2018, s.304). Nitekim, AİHS'nin "Yaşam hakkı" başlıklı 2. maddesi; "1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez. 2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz: a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması; b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme; c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması..." şeklinde düzenlenmiştir. Sözleşme'nin 2. maddesinin birinci fıkrasında yazılı "ölüm cezası" ise; Sözleşme'ye Ek 13 No.lu Protokol'le kaldırılmış olup kişilerin yaşam hakkının; bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasını sağlamak, bir kimseyi kanunda belirtilen usulüne uygun şekilde yakalamak ve tutulu kişinin kaçmasını önlemek ile bir ayaklanma veya isyanın kanuna uygun şekilde bastırılması sebepleriyle mutlak surette zorunlu sınırları aşmayacak şekilde güç kullanımı sonucunda meydana gelen ölüm durumları dışında kimsenin yaşam hakkından mahrum bırakılamayacağı öngörülmüştür. Ancak doktrinde kimi yazarlar malvarlığı üzerinde zilyetlik dışında kalan haklara yönelik saldırıların meşru savunma kapsamında korunabileceğini, malvarlığı haklarının korunması için saldırganın öldürülmesi önünde engel teşkil eden AİHS'nin ikinci maddesi hükmünün sadece kamu gücü kullanan personelin eylemlerine ilişkin dikey bir korumayı düzenlediğini, bu nedenle bireyin bireye karşı savunma fiilinin sınırlanmasına dair yatay bir korumayı kapsamadığını ifade etmektedir (Zafer, Hamide, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Basım Yayım 8. Baskı, İstanbul, 2021, s.401, Kartal, Melik, Meşru Savunmanın Hukuki Esası Bağlamında Gereklilik ve Orantılılık, İstanbul, 2019, S.134-136). Bir kısım yazarlar ise; "Miktarı ve kıymeti ne olursa olsun mal varlığı değeri, bir kişinin hayatı pahasına korunacak bir değer olarak telaki edilemez." düşüncesiyle malvarlığına yönelen saldırılara karşı ölüm neticesinin meydana gelmesi halinde meşru savunmanın söz konusu olmayacağını ileri sürmekle birlikte (Koca, Mahmut- Üzülmez, İlhan Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 15. baskı sf. 286) "Ancak mal varlığına yönelik bir saldırıyı savuşturmak için doğrudan saldırganı hedef almaksızın silah kullanan ve fakat sapma sonucu saldırganın ölümüne sebebiyet veren kişi, meşru savunmanın sınırını kast olmaksızın aşmış olur." şeklindeki ifadelerle savunmada bulunan kişinin dikkatsiz ve özensiz davranarak savunmanın sınırını taksirle aşabileceğini ve TCK'nın 27/1 maddesi uyarınca sorunlu olması gerektiğini değerlendirmektedir (Koca- Üzülmez, s. 287). Gerek öğretide gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCK’nın 49/2 ve 5237 sayılı TCK’nın 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin aşağıda yazılı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir; 1- Saldırıya ilişkin şartlar: a) Bir saldırı bulunmalıdır. b) Bu saldırı haksız olmalıdır. c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur. d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır. 2- Savunmaya ilişkin şartlar: a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. b) Savunma saldırana karşı olmalıdır. c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır. Saldırı ile savunma arasındaki ölçüyü kullanılan araca ve hakların konusuna göre ayrı ayrı incelemek gerekmektedir. Araç bakımından orantısızlığın değerlendirilmesinde; saldırıda bulunanla savunmada bulunanın kişisel durumlarının ve kullanılan silahın fiziki kuvvetsizliğini gidermek için kullanılabileceğinin de unutulmaması gerekir. Göz önünde bulundurulacak husus, o silahı daha ölçülü bir şekilde (örneğin saldırıyı yapanı, havaya ateş etmek veya bacağından yaralamak suretiyle) saldırıyı defetmek imkanı varken bunun yapılıp yapılmadığı hususudur. Konu bakımından orantısızlığa gelince; saldırıya uğrayan hak ile savunma dolayısıyla zarara uğrayan hak arasında da bir orantının bulunması gerekir. Ancak bu orantı hakların birebir aynı hak olması gerektiğini göstermez. Aksi takdirde, örneğin cinsel dokunulmazlık hakkı yaşam hakkından daha önemsiz bir hak gibi görülecek ve ırzına saldırılan kişinin tecavüzü defetmek için saldırıda bulunanı öldüremeyeceğini kabul etmek gerekecektir. Sadece iki hakkı karşılaştırmak doğru olmayacağı gibi bu kıyaslamayı büsbütün ihmal etmek de hatalı olacak, saldırı ve savunmayı özellikle de saldırı anında saldırıya uğrayanın içinde bulunduğu duruma göre çözümlemek daha doğru olacaktır (Dönmezer/Erman, s.356-358). Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.2010 tarihli ve 249-108 sayılı kararında; "...Kendisine ait işyerinde bulunan hurda demirlerin çalınmasından duyduğu infialle, maktûl ve arkadaşlarının bulunduğu yere gelerek, at arabalarıyla kaçmakta olan maktûl ve arkadaşlarını korkutarak durdurmak gayesiyle önce havaya, sonra sürekli aynı istikamette olmak üzere at arabalarının tekerleklerine ve yere doğru birden çok kez ateş ettiği sırada, asfalttan seken kurşunlardan birisinin isabet etmesi sonucu maktûlün ölümüne neden olan sanığın eyleminin; kasten öldürme ve kasten yaralama suçlarını oluşturacağı söylenemese de, gerçekleştirilen eylemin yaralamayla sonuçlanabileceğinin öngörülmüş, buna karşılık ölüm neticesinin öngörülememiş olması karşısında, Ceza Genel Kurulunun 22.12.1986/364-613, 05.10.1987/229-440, 22.03.2005/219-35 ve 20.04.2004/ 47-101 gün ve sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 765 sayılı TCY’nın 452/1. maddesinde yer alan "kastın aşılması suretiyle adam öldürme" suçunun, 5237 sayılı TCY’ndaki karşılığını oluşturan ve bu Yasanın 87/4. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturduğu..." gerekçesiyle meydana gelebilecek yaralama neticenin öngörülmesine rağmen harekete devam edilmesi hâlinde neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sorumlu olunacağı kabul edilmiştir. Meşru savunmada sona ermemiş, hâlen mevcut bir saldırıya karşı savunma amacıyla karşılık verilmekte, saldırıdan başka türlü korunma imkanı bulunmamakta iken, haksız tahrikte sona ermiş bir haksız fiile zorunlu olmamakla birlikte haksız eylemin yarattığı öfke ile karşılık verilmektedir. Meşru müdafaanın zorunlu olması hâli objektif bir esasa dayanmakta iken; haksız tahrik kişinin kusur iradesinin zayıflamasından dolayı cezanın hafifletilmesini gerektiren subjektif bir esasa dayanmaktadır. Bu nedenle bir tarafta haksız tahrik ile meşru müdafaanın birlikte bulunması mümkün değilken; haksız tahrik içeren davranışa karşı tepki gösteren failin tepki mahiyetindeki fiiline karşı haksız tahriki doğurduğu kabul edilen kişinin meşru müdafaa durumuna girmesi ise mümkündür (Demirbaş, Timur, Haksız Tahrik, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s.99). Keza YCGK'nın 10.12.2013 tarihli ve 60-603 sayılı kararında; "...Olayın sanığın oldukça küçük olan dükkanının içerisinde meydana geldiği, sanığın öncesinde kendisini telefonla tehdit eden, dükkanına gelerek tehditlerini yineleyen, bir süre sonra bu kez yeğeni ile birlikte ellerinde ucu topuz şeklindeki sopalarla gelen, kendisinden fiziki olarak daha güçlü yapıdaki maktul ile yeğeninin saldırı ve savunmada kullanılmak amacıyla imal edilmiş sopalı saldırısına uğradığı, kendisini savunabilmek amacıyla eline aldığı sopa düşürüldükten sonra kafasında dört ayrı yerde kırık oluşacak şekilde yaralandığı, hareket kabiliyeti oldukça sınırlı bulunan bir yere sırt üstü yatırılarak saldırının devam ettirildiği, ancak bu aşamadan sonra elinde olmasına rağmen henüz kullanmadığı silahını yakın mesafeden hedef gözetme imkanı bulunmadan ateşlediği ve maktulü biri hayati tehlike oluşturacak, diğeri ise basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaraladığı, maktul ile yeğeninin bu atışlardan sonra dahi sanığa vurmaya devam ettikleri, ancak sanığın kardeşinin olay yerine gelerek av tüfeğiyle maktule ateş etmesi üzerine saldırılarına son vermek zorunda kaldıkları, ilk haksız hareketin maktulden kaynaklanmasıyla başlayan, devam eden ve artarak devam etmesi de muhakkak olan haksız saldırıyı, o andaki hâl ve şartlara göre önce maktul ve yeğeninin saldırıda kullandıkları sopaların benzeri olan bir sopayla, sopanın elinden alınması üzerine ise, içerisinde çok sayıda mermi bulunmasına rağmen tabancayla yalnızca yakın mesafeden ve hedef gözetme imkanı olmadan iki kez ateş etmek suretiyle defetmeye çalıştığının anlaşılması karşısında, sanığın kendisini başka türlü savunmasının imkansız olduğu, saldırının bir sonucu olan ve saldırgana karşı gerçekleştirilen fiilinde meşru müdafaa şartlarının bulunduğu..." şeklindeki gerekçeyle sanığın vücut bütünlüğüne ve yaşam hakkına yönelen saldırının sanığın yeğeni tarafından av tüfeği ile maktule ateş edilerek ancak defedildiği olayda meşru savunma şartlarının bulunduğu, YCGK'nın 09.04.2019 tarihli ve 1402-297 sayılı kararında ise; "...Köyün dışında, ıssız sayılabilecek bir yerde, güneşin batmasından yaklaşık olarak yarım saat sonra evlerinin yakınında bulunan arazilerine izinsiz giren katılanları projektör vasıtasıyla tanıdıktan sonra iyice tedirgin olan sanık ile eşinin uygun bir şekilde araziden çıkmaları konusunda uyarıda bulunmalarına rağmen, katılanların araziyi terk etmedikleri gibi alaycı bir ifade ile sanığı yanlarına çağırarak eve doğru yaklaşmaları üzerine elindeki tüfekle iki el havaya uyarı ateşi açan sanığın, haklı savunmasında aşırılığa kaçmadan taarruzu defetmekten gayri bir gayesinin bulunmadığını göstermiş olması, sanığın eşi tarafından tanınan katılan Kadir'e karşı olumsuz bir izleniminin bulunması, yaşları nedeniyle daha korunmasız durumda olan sanık ile eşinin olayın meydana geldiği yer ve zaman dikkate alındığında; tedirginlik duymalarının hayatın olağan akışına uygun olması, katılanların saldırıları henüz suç boyutuna ulaşmamış ise de; başlamamış ancak başlaması kesin olan ve başladığında savunmayı olanaksız, ya da çok güç hâle getirecek bir tecavüze karşı yapılan savunmanın meşru olduğu konusunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eylemi, konut dokunulmazlığına yönelmesi muhakkak bir saldırıyı, o anki hâl ve şartlara göre, savunma amacına matuf ve orantılı bir şekilde defetme niteliğinde olduğundan, olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği..." şeklindeki ifadelerle sanığın konut dokunulmazlığına yönelik saldırının defedilmesi zorunluluğuna yönelen eyleminde meşru savunma koşullarının uygulanması gerektiği, Kabul edilmiştir. Savunmanın, meşru savunmada saldırıya ilişkin şartların bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlâl edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir. Sınırın aşılması, 765 sayılı TCK'nın "Zorunluluk sınırının aşılması" başlıklı 50. maddesinde; "49 uncu maddede yazılı fiilerden birini icra ederken kanunun veya salâhiyettar makamının veya zaruretin tâyin ettiği hududu tecavüz edenler, cürüm (Değişik ibare: 5218 - 14.7.2004 / m.1/A-7) ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını müstelzim ise sekiz seneden aşağı olmamak üzere hapis ve müebbed ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde altı seneden on beş seneye kadar hapis cezasile cezalandırılır. Sair hallerde asıl suça müretteb ceza altıda birinden eksik ve yarısından ziyade olmamak üzere indirilir ve ağır hapis hapse tahvil olunur ve âmme hizmetlerinden müebbed memnuiyet cezası yerine muvakkat memnuiyet cezası verilir." ifadeleriyle, 765 sayılı (mülga) TCK'da sadece meşru müdafaa ve zaruret hâlinin ortaya çıkardığı sınır ile kanunun yada yetkili merciin tayin ettiği sınıra tecavüz edenlerin cezasında indirime gidileceği düzenlenmiştir. Sınırın aşılmasını 765 sayılı TCK’ya göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında; "Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur." biçiminde ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerin tümü için sınırın kast olmaksızın aşılması, aynı Kanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrasında ise; "Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." hükmüne yer verilmek suretiyle sadece meşru müdafaa hukuka uygunluk sebebi için uygulanabilecek özel bir sınırın aşılması hâli düzenleme altına alınmıştır. Buna göre; TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında; fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmalıdır. Hukuka uygunluk nedenlerinin sınırı taksirle de aşılmış olabilir. TCK’nın 27/1 maddesinde bu duruma dair özel düzenleme getirilmiştir. Yani gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı hukuka uygunluk nedeninin sınırı aşılmayacaktı denilebilecek bir durumda sınırın taksirle aşılması söz konusu olacaktır. Örneğin; hâkim kararında belirtilen iş yerinin yanındaki konutun da aranması durumunda veya gözaltına alınmasına karar verilen kişinin kanunda öngörülen 24 saatlik sürenin aşılmasına rağmen hâkim veya mahkeme huzuruna çıkarılamaması durumlarında olduğu gibi fiilin taksirle işlenen hâlinin de suç olarak düzenlenmesi koşuluyla sınır aşımının taksirle olup olmadığı araştırılabilir. Yine; kolluk kuvvetlerinin silah kullanma yetkisinin hukuki bir amaca yönelik kullanılması hâlinde TCK'nın 27/1. maddesi hükmü icra edilmektedir. Silahın şüpheli kişiyi yakalama amacını aşan bir tarzda kullanılması hâlinde hukuka uygunluk sebebinde sınır aşılmış olmaktadır. Ancak bu durumda silah kullanan kişinin kastını araştırmak da gerekmektedir. Burada söz konusu olan kast doğrudan kast olabileceği gibi olası kast da olabilir. Yakalamak maksadına yönelik olarak hayati tehlike arz etmeyen bir bölgeye ateş etmek istenirken hayati bir bölgeden mesela kafasından isabet alan kişinin ölmesinde meydana gelen ölüm neticesi gözetilerek muhtemel kastın varlığını söylemek pekala mümkündür. Buna karşılık meydana gelen netice açısından failin kastı mevcut değilse, yine örneğin ölüm neticesi öngörülebilir olmasına rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranılması sonucu fail tarafından öngörülememiş ise bu netice açısından taksirle hareket edildiğinin kabulü gerekir. Örneğin; kaçan şüphelinin yakalanmasını temin amacına matuf olarak, korkutmak için silahın başka bir yöne tevcih edilerek ateşlenmesi ve merminin sekmesi sonucu şüphelinin ölmesi hâlinde failin TCK'nın 27/1. maddesi kapsamında neticeden taksiri dolayısıyla sorumlu tutulması ve buna göre cezalandırılması gerekir (Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Sekçin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.426-431). Failin sınırın aşılmasında taksir derecesinde bir kusuru varsa ve aşım nedeniyle ortaya çıkan netice kanunda düzenlenen taksirli suçlardan birini oluşturuyorsa failin söz konusu fiil nedeniyle sorumluluğu söz konusu olacaktır. Elbette failin sınırı aşmasındaki yanılgısı onun taksirine de dayanmıyorsa, yanılma (hata) kurallarına göre değerlendirme yapılması ve failin sorumlu tutulup tutulmayacağının belirlenmesi gerekmektedir. Ancak yanılmaya (hataya) ilişkin esasları, heyecan sebebiyle sınırı aşma hâli dışındaki durumlar yönünden dikkate almak gerekmektedir (Alman Federal Mahkemesinin 01.07.1952 tarih 119-52 sayılı kararı, Akt: Demirbaş, s.362-363). YCGK'nın, TCK'nın 30/3. maddesinde düzenlenen hatanın koşullarının değerlendirildiği 07.11.2019 tarihli ve 27-644 sayılı kararında; "...Eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan sanığın, etrafı duvarla çevrili sitede bulunan 3 katlı müstakil evinin birinci katında yer alan yatak odasında, eşi maktul ile bulunduğu sırada, pencereden ses gelmesi üzerine, yanında yatan eşi maktulün yatakta bulunup bulunmadığını kontrol etmek, ışığı açarak odayı aydınlatmak, işittiğini belirttiği sesin geldiği yöne seslenmek gibi basit bir dikkat veya özenli davranış göstermiş olması durumunda, kendisine yönelmiş bir saldırının bulunmadığını anlayabilecek durumda olmasına karşın, herhangi bir uyarıda bulunmadan, dışarıdan sızan ışığın etkisi ile alaca karanlık olan yatak odasında, yastığının altında muhafaza ettiği yarı otomatik tabancayı eline alıp 13 kez ateşleyerek yaklaşık 4 metre mesafedeki maktulü her biri öldürücü nitelikte 3 isabetle yaralayarak öldürmüş olması karşısında; sanığın daha dikkatli ve özenli davranması durumunda ateş ettiği kişinin, kendisine yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırı içindeki bir hırsız olmadığını anlayabileceği, bu nedenle sanığın bu hatasının kaçınılmaz nitelikte bir hata olmadığı, sanığın TCK’nın 30. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hata hükmünden yararlanamayacağı..." kabul edilmiştir. TCK’nın 27. maddesinin ikinci fıkrasında ise; hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için; 1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması, 2- Saldırıya ilişkin şartların var olması, 3- Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması, 4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi, Gerekmektedir. Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru müdafaada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir. Nitekim, YCGK'nın 20.12.2018 tarihli ve 305-669 sayılı kararında; "...Mağdur ...ve kardeşi Haydar’ın, kavgada yumruk atmak suretiyle sanık... ile anne ve babasını basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif şekilde yaraladıkları, sanık ile babasının da yumruk atarak karşılık verdikleri göz önüne alındığında, sanık...’ın kendisi ve ailesine yönelmiş haksız saldırıyı o anki hâl ve şartlara göre saldırıyla orantılı bir şekilde defetmek yerine, av tüfeğiyle iki el ateş edip mağdur...’i basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde yaralaması karşısında, saldırı ile savunma arasında orantı bulunmaması nedeniyle meşru savunma şartlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir. Öte yandan orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle TCK'nın 27. maddesinde düzenlenen sınırın aşılması söz konusu olabilecek ise de; sanığın kendisi ve ailesine yumrukla saldırıldığını bilmesi ve görmesine rağmen tarlaya gelirken beraberinde getirdiği av tüfeğiyle ateş etmek suretiyle saldırı ile savunma arasındaki orantısızlığa ilişkin sınırı kasten aştığı anlaşıldığından aynı maddenin birinci fıkrasının; mağdur ve kardeşinin kavgada yumruk atıp küfretmekten ibaret eylemlerinin ise heyecan, korku veya telaşa neden olabilecek boyutta olmaması nedeniyle de aynı maddenin ikinci fıkrasının uygulanma imkânı bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten yaralama suçunu oluşturduğu..." gerekçesine dayanılarak meşru savunmada sınırın kasten aşılması hâlinde TCK'nın 27. maddesinin uygulanma imkânı bulunmadığına, eylemin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturacağına hükmedilmiştir. Buna karşılık, YCGK'nın 31.03.2009 gün ve 201-81 sayılı kararında; "...Somut olayda, maktulün de içinde bulunduğu kalabalık tarafından vücut bütünlüğüne yönelik saldırısı karşısında, sanığın kendisini ve yanında bulunan jandarma erlerini savunma hakkının doğduğu kabul edilmelidir. Ancak, sanığın saldırgan kişileri yaralamaya yönelik olarak, örneğin bacaklarına doğru ateş ederek saldırıyı defetmesi olanaklı iken ölenin de bulunduğu kalabalığa doğru şahıs ve hedef gözetmeksizin makineli tabancasıyla seride rasgele ateş etmesi sonucu maktûlü başından vurarak öldürmesi eyleminde, saldırı ve savunmaya ilişkin diğer koşulların bulunduğunda kuşku bulunmamakta ise de, 'gerçekleştirilen savunmanın, maruz kalınan tecavüzü defedecek ölçüde olması' yani 'saldırı ile savunma arasında oran bulunması' koşulu gerçekleşmediğinden yasal savunmanın koşullarının oluştuğundan sözedilemez. Bir başka anlatımla, savunma ile saldırı arasındaki denge savunma lehine tartışmasız biçimde bozulmuş, dolayısıyla da ölçülülük ya da orantılılık ilkesi ihlal edilmiştir. Savunmanın, yasal savunma koşullarında başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle yasal savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceğine göre bu durumda, TCY’nın 27. maddesinde düzenlenen 'sınırın aşılması'nın söz konusu olup olamayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanığın, herhangi bir hedef gözetmeden kalabalıktaki kişilerin üzerine rasgele ateş ettiği ve sınırın kastla aşıldığı sabit olduğuna göre, maddenin 1. fıkrasının olayda uygulanma koşullarının bulunmadığı açıktır. Yasa koyucu tarafından sadece yasal savunmaya ilişkin olarak kabul edilen ve anılan maddenin 2. fıkrasında düzenlenen mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelen nedenlerle sınırın aşılmasının olayda uygulanmasının söz konusu olup olamayacağına gelince; Uzun yıllardır yaygın terör olaylarının yaşandığı Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan Siirt İlinde gerçekleşen yargılama konusu olayda sanığın ve yanında bulunan iki jandarma erinin maruz kaldığı ve ölüme yönelik sözlerle de desteklenen fiili saldırının ağırlığı, uyarılara karşın ısrarla ve artarak devam etmesi ile bölgenin özellikleri bir bütün olarak göz önüne alındığında yasal savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aşıldığının kabulü zorunludur. Sanığın yaşanılan olayın etkisiyle içine düştüğü psikolojik hâl nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması bunun sonucunda da yasal savunma sınırını aşması beklenebilecek bir durum olup, somut olayda TCY’nın 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma koşulları gerçekleşmiştir...", 26.02.2008 tarihli ve 281-37 sayılı kararında ise; "...gece saat 24.00 sıralarında, kadınlardan ve küçük çocuklardan başka kimsenin bulunmadığı eve tahtadan yapılmış olan tuvalet penceresini kullanarak girecek kadar gözünü karartmış ve makul hareket edemeyecek ölçüde sarhoş olan maktulün, evin içerisinde sanık ...’a, sanığın annesi ...’na ve yengesi ...’na yönelik olarak cinsel ilişkiye girmek istediğini de açıkça ortaya koyan saldırgan hareketlerde bulunup, bahsedilen üç kadının tüm uğraşlarına rağmen saldırılarına son vermeyerek onları zor durumda bırakması, olayın nasıl bir gelişim göstereceğinin belirsizliği ve kadınların güç kullanarak ta saldırılara son vermeye muktedir olamamaları karşısında; tamamen ırza yönelik muhtemel saldırıdan kurtulma gayesine matuf biçimde, eline aldığı tüfeğe bir fişek koyup, maktule rastgele ateş ederek ölümüne neden olan sanığın, meşru savunmanın sınırını olay sırasında kapıldığı mazur görülebilir korku, panik ve şaşkınlıkla aştığını kabul etmek gerekir..." Şeklindeki gerekçelerle meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaşla aşıldığına hükmedilmiştir. 2. Kanunun Emrini İfa ile Hakkın Kullanılması Hukuka Uygunluk Nedenlerinde Sınırın Aşılması Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan eylemin niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus, fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 sayılı Kanunda yer alan bazı suç tanımlarında hukuka aykırı olarak, hukuka aykırı başka bir davranışla, hukuka aykırı diğer davranışlarla, hukuka aykırı yollarla gibi ifadelere yer verilmiştir. Suçun unsurlarından birisi olması sebebiyle hukuka aykırılık kavramına madde metninde ayrıca yer verilmesi, failin olayda bir hukuka uygunluk nedeni olmadığını ve eyleminin hukuka aykırı olduğunu bilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. TCK'da başlıca dört hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiş olup bunlar; kanunun emrini ifa, meşru savunma, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Meşru savunma hukuka uygunluk nedenine yukarıdaki başlıkta değinilmiş olup bunun dışında ceza sorumluluğunu kaldıran diğer hukuka uygunluk nedenlerine ve bu nedenlerde sınırın aşılması konusuna da değinmekte fayda bulunmaktadır. TCK'nın "Kanunun hükmü ve amirin emri" başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrası; "(1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez." şeklinde düzenlenmiştir. Kanun'un hükmünün yerine getirilmesini sağlayan kişi açısından yapılacak davranışın bir görev olması, bu hâlin esasen görevin ifası veya görevin yerine getirilmesi olarak anılmasını gerektirir. Kanunen verilen görevini yerine getiren kişinin davranışının hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesinde ise verilen yetkinin sınırının aşılıp aşılmadığının araştırılması gerekecektir. Görevin yerine getirilmesi hukuka uygunluk nedeninde kolluk görevlileri zor ve silah kullanma yetkisine sahiptirler. Ancak kolluk görevlilerinin de bu yetkisi sınırsız olmayıp saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde orantılı olmalıdır. Kolluk görevlilerinin silah kullanma yetkisini kullanmaları, hiçbir hukuki düzenlemede kaçan kişinin güvenlik güçlerine veya başka bir kişiye saldırıda bulunması şartına bağlanmamıştır. Dolayısıyla kolluk görevlilerinin kendilerine veya başkasına yönelen saldırıya karşı silah kullanmaları da TCK'da düzenlenen meşru savunma şartları dahilinde değerlendirilmesi gereken bir husustur (Özgenç, 2015, s.312-321). Maddede yazılı kanunun hükmünün yerine getirilmesi kavramını, hukuk kurallarının tanıdığı yetkinin kullanılması olarak değerlendiren yazarlar da vardır. Buna göre; Kanun bazen CMK 90. maddesinde yazılı suç üstü hâlinde yakalama yetkisinde olduğu gibi kamu görevlisi olsun olmasın herkese bir yükümlülük getirmiş de olabilir. Amirin veya yetkili merciin (amirin) emrini yerine getirmekle görevli olan kişilerin ise ancak kamu görevlileri olabileceği değerlendirilmektedir (Demirbaş, s. 295-298). Kamu otoritesinin işleyişini ve üstünlüğünü sağlamakla ödevli memurlar, son çare olarak silah kullanabilirler, ancak Kanun bu yetkiyi sadece ve özel olarak bazı kamu görevlilerine vermiştir. Örneğin; görev ve yetkilerini düzenleyen Kanunları gereği; asker, polis, jandarma, çarşı ve mahalle bekçileri, cezaevi müdür ve memurları, gümrük muhafaza görevlileri, sıkıyönetim görevlileri, özel güvenlik hizmetlerine dair kanunun belirlediği kişiler veya Kanun'un açıkça silah kullanma yetkisi verdiği diğer kişiler dışında kalanlar; silah kullanacak olursa, bu madde kapsamında Kanun'un kendilerine yüklediği görevi yerine getirdikleri sırada zorluk çıkaran veya direnen kişilere karşı Kanun kapsamında silah kullandıklarını iddia edemeyeceklerdir (Dönmezer/ Erman, s.320-321). Madde metninde geçen "Kanunun hükmü" deyiminin maddi anlamda kanun kuralı biçiminde geniş değerlendirilmesi gerektiğini savunan yazarlar da bulunmaktadır. Bu yazarlara göre; Kanun terimi maddi anlamda kullanılmış olup, Anayasa'ya göre usulüne uygun şekilde onaylanarak yürürlüğe giren uluslararası sözleşme hükümlerini, kanun hükmünde kararname hükümlerini ve hatta Kanun'un uygulanmasını açıklayan düzenleyici işlemleri de kapsamalıdır. Kanunla bazı kamu görevlilerine verilen silah kullanma yetkisinin, Kanun'un ve Yönetmeliklerin belirlediği şartlarda, Kanun'da ulaşılması istenen amaca yönelik olarak orantılı biçimde kullanılması gerekmektedir. Zor kullanma yetkisini kullanan kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde; TCK 256. maddesi gereği kasten yaralama suçuna dair hükümlerin uygulanması gerektiği de göz ardı edilmemelidir. Silah kullanma yetkisini haiz kamu görevlilerinin; doğrudan kanunun veya amirin emrini yerine getirdikleri sırada; görevlerini yerine getirmelerini engellemek amacıyla kamu görevlisine karşı silahla karşılık veren veya saldıran kişilerin bulunması hâlinde ise TCK'nın 24/1 maddesi ile 25/1. maddesinde düzenlenen hukuka uygunluk sebeplerinin bir arada bulunması / yarışması söz konusu olabilecektir (Özbek/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.293-297). Nitekim YCGK'nın 22.03.2005 tarih ve 219-35 sayılı kararında; "...Somut olayda, PVSY'nin Ek 4. maddesi uyarınca görevli ve yetkili bulunan polis memuru sanık ve arkadaşlarının, bir gün önce sanığın görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde işlenen gasp suçu nedeniyle aranan maktül ve arkadaşlarına rastlayıp, onları yakalamaya çalıştıkları, maktül ve arkadaşlarının da sanık ve diğer polis memurlarına kırmak suretiyle silah hâline getirdikleri şişelerle saldırıda bulundukları esnada, sanığın yaptığı uyarı ateşi üzerine polis memurlarının ellerinden kurtularak kaçan maktülü, yakalamak için 'dur' ihtarında bulunarak, ateş açan sanığın silah kullanması yasa gereği ise de, PVS. Nizamnamesinin 17. maddesi gereğince 'suçlunun öldürülmekten ziyade yaralı olarak yakalanmasına dikkat edilmesi gerekirken' bu itinayla hareket edilmediği, böylece yasa hükmüne dayalı silah kullanma hak ve yetkisinin icrasında aşırılığa kaçılarak yasaya uygunluk hududunun aşılması neticesi ölüm sonucunun doğduğu anlaşılmaktadır. Durum yasanın 50. maddesince uygunluk arz etmektedir..." şeklindeki gerekçeyle, kolluk görevlisinin Kanun'un emrini icra ederken sınırı aştığına hükmedilmiştir. YCGK, 13.06.2017 tarihli ve 637-329 sayılı kararında da; "...Köy muhtarı olan sanık Kerim'in, 442 sayılı Köy Kanununun 36. maddesi uyarınca köy içerisinde dirlik ve düzeni korumak, köye gelip gidenlerin ne için gelip gittiklerini anlayarak şüpheli gördüğü şahısları karakola bildirmek şeklinde görevlerinin bulunması, mağdurların gece geç saatlerde şüpheli bir şekilde köy içinde gezerken görülüp sanık ...'ye ait kahvehaneye götürülmelerinin ardından kahvehaneye gelen sanık Kerim'in derhal jandarmaya haber vermesi ve sanık Kerim'in sayıca fazla olan mağdurların jandarma gelene kadar kahvehanede bekletilebilmesi için diğer sanıkların yardımına ihtiyaç duyması karşısında; sanıkların tipe uygun hareketlerinin TCK'nun 24. maddesi uyarınca kanunun emrinin yerine getirilmesi kapsamında kalıp hukuka uygun olduğu..." gerekçesiyle failler hakkında hürriyeti yoksun kılma suçundan TCK'nın 24. maddesi uyarınca beraat kararı verilmesinde isabetsizlik görmemiştir. Suça konu eylemin suç üstü hâlinde yakalama yetkisiyle ve zilyetliğin korunması kavramlarıyla yakından ilgisi olması karşısında uyuşmazlığın isabetli şekilde çözüme kavuşturulması açısından; hakkın kullanılması başlığı altında bu hususlara da kısaca değinilmesinde fayda bulunmaktadır. CMK'nın "Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler" başlıklı 90/1. maddesi; "(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir: a) Kişiye suçu işlerken rastlanması. b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması..." şeklinde düzenlenmiştir. Suç üstü hâlinde veya suç üstü sayılan hallerde, herkese faili yakalayarak hürriyetini kısıtlama hakkı verilmiştir. Bu hâlde yakalama, kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması suçunu oluşturmaz (Zafer, s.417). CMK'nın 90/1. maddesindeki hâlde Kanun, herkese bu yetkiyi vermiştir. Burada, suç işleyen kişiyi yakalama yükümlülüğünü yerine getiren kişinin kamu görevlisi olup olmadığını bir önemi yoktur. Bu yetkiyi kullanan kişinin örneğin bir yankesiciyi yakalayıp kolluk gelene kadar kaçmasını önleyecek şekilde zor /cebir kullanıp yere yatırarak bekleyen kişinin hürriyeti tahdit suçundan sorumluluğu yoktur (Demirbaş, s.295-296). Suç üstü hâlinde yakalayanın kolluk görevlisi olması hâlinde yakalanan şüphelinin kaçması karşısında arkasından onu durdurmak veya tekrar yakalamak amacıyla silah kullanma ve ateş açma yetkisini Kanun kapsamında kullanan kolluk görevlisinin kanun hükmünü yerine getirmesi nedeniyle hukuka uygunluk nedeninden cezalandırılmaması gündeme gelirken; kamu görevlisi olmayan ve silah kullanma yetkisi de bulunmayan hak sahibinin kaçmakta olan hırsızın arkasından yakalama amacıyla ateş etmesi CMK'nın 90/1. ve TCK 24/1. maddeleri kapsamında kanunun hükmünün yerine getirilmesi hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilemeyecektir (Artuç/Gökcan, s.568,768). 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Savunma hakkı" başlıklı 981. maddesi; "Zilyet, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir. Zilyet, rızası dışında kendisinden alınan şeyi taşınmazlarda el koyanı kovarak, taşınırlarda ise eylem sırasında veya kaçarken yakalananın elinden alarak zilyetliğini koruyabilir. Ancak, zilyet durumun haklı göstermediği derecede kuvvet kullanmaktan kaçınmak zorundadır." hükümlerini içermektedir. Zilyetliğin korunması, doktrinde TCK’nın hakkın kullanılmasını düzenleyen 26/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken bir husus olarak kabul edilmektedir (Dönmezer-Erman, s.271, Demirbaş, s.334-336; İçel, Kayıhan – Evik, ... Hakan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Kitap, Beta Yayınevi, İstanbul 2007, s.120). Zilyetliğin korunmasının dayanağı TMK'nın 981. maddesidir. Zilyetliğin korunması, ancak suç üstü hâlinde veya saldıran kişi kaçarken yakalanması sırasında olur. Bu hüküm zilyetliğin önceden korunması (Offendicula) için bir takım tedbirleri alma yetkisini zilyede vermiş ise de; bu tedbirlerin sadece saldırı hâlinde, saldırana karşı ve saldırı fiili ile orantılı olarak gerçekleşmesi şarttır. Öte yandan saldırı anında, yani suç üstü hâlinde zilyetliğin korunması da aynı şartlarla saldırı ile eş zamanlı olmasına bağlıdır. Örneğin zilyedin çantasını kapıp kaçan hırsızın veya gasbedenin uzaklaşması sonrasında ertesi gün bir yerde bu kişiyle karşılaşan zilyedin saldıranı döverek elinden çantayı almaya kalkışması hâlinde zilyetliğin korunmasında hukuka uygunluk nedeninden söz edilemez. (Demirbaş, s.335) Zilyetliğin korunması şartlarının bulunduğu takdirde, zilyedin gasbedenin saldırısına karşı taşınırı geri almak amacıyla yapacağı hareketler, hukuka aykırı sayılmaz. Ancak saldıran kaçtıktan veya suç üstü hâli ortadan kalktıktan sonra zilyedin geri alma veya zor kullanma hakkı da kalmaz. Ayrıca korunan malvarlığı değeri ile zilyedin saldırıda bulunan kişiye verebileceği öngörülen zarar arasında bir oran bulunmaldıır. Örneğin; tavuk kümesine, hırsızlığa karşı önlem amacıyla otomatik silah koyan bir zilyedin, kümesin kapısını açan kişinin ölmesi nedeniyle hakkını kullandığını ileri sürmesi hukuk düzenince korunamaz. (Dönmezer-Erman, s.272) Gelinen aşamada TCK'nın 24. ve 26. maddelerinde düzenlenen hukuka uygunluk hâllerinin, aynı Kanun'un 27/1. maddesinde düzenlenen sınırın aşılması ile birlikte değerlendirilmesi de gerekmektedir. Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre; ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması ibaresini, hukuka uygunluk hâllerinde sınırın aşılması olarak anlamak gerekir (Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara 2013, s. 413-425; Şen, Ersan, Yeni TCK Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, C.1, s.74-77; Koca, Mahmut, Yeni TCK’nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; Bakıcı, Sedat, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. Bası, s.615 vd.; Metiner, Haydar -Koç, Ahsen, TCK Genel Hükümleri, Ankara, 2008, C.1, s. 692 vd.). TCK'nın "Ceza Sorumluluğunun Esasları" başlıklı İkinci Kısmının "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölümünün 24, 25 ve 26. maddelerinde yazılı hukuka uygunluk nedenlerinin sıralaması ile CMK’nın hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir. Bu doğrultuda, kendisinden önce gelen maddelerden farklı bir başlıkta düzenlenen "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, TCK’nun 27. maddenin birinci fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin ikinci fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle; hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde beraat kararı değil, 27. maddenin birinci fıkrasına göre; indirimli ceza veya 27. maddenin ikinci fıkrasına göre; CMK’nın 223. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi de gözetilerek ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir. TCK'nın 27. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilmesi için; öncelikle ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran bir neden söz konusu olmalıdır. Failin, sınırları kast olmaksızın aşması da ikinci şarttır. Bir hukuka aykırı saldırı esnasında, savunma hareketinin saldırıya göre çok aşırı olması gibi durumlarda, araçta veya oranda (intensiv) sınırın aşılması söz konusu olacaktır. Buna göre; saldırı ile savunma arasında araç ve aracın kullanılması bakımından orantı bulunmak zorundadır. Öte yandan saldırı ile savunma hareketi arasında sınırın zaman bakımından aşılması durumunda ise zamanda (extensiv) sınırın aşılması söz konusudur. Bu durumda; saldırı anında başlayan savunma hareketinin saldırı defedildikten veya durdurulduktan sonra da devam etmesi veya aşırı ölçüde olması hâlinde de sınırın aşılması kavramından söz edilecektir. Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kasten aşılması, taksirle aşılması ve heyecanla (mücbir sebeple) aşılması olarak üç şekilde gerçekleşebilir. Sınırın kasten aşılması hâli TCK'da açıkça düzenlenmemiştir. Çünkü bu durumda failin kasten işlediği suçun cezasıyla cezalandırılması gerekecektir. Sınırın taksirle aşılması hâlinde, gerçekleşen neticenin Kanun'da taksirle işlenen bir suç olarak düzenlenmiş olması (tipiklik) ve failin taksir derecesinde bir kusuru olması (kusurluluk) şartıyla taksirle sorumluluk gündeme gelecektir. Bu durum TCK'nın 27/1. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Sınırın heyecan (mücbir sebep) nedeniyle aşılması hâli ise; Alman, Avusturya ve İsviçre Ceza Kanunları'nda failin cezalandırılamayacağı şeklinde hüküm altına alınmış iken TCK Tasarısı'nın 30/2. maddesinde; "sınırın aşılması, mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." şeklinde iken kabul edilen TCK'nın 27/2. maddesinde "Meşru savunmada sınırın aşılması, mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." biçiminde yer almış ve bu hâl yalnızca meşru savunma ile sınırlandırılmıştır (Demirbaş, s.360-362). TCK'nın 27/1. maddesinin uygulanabilmesi için ilk koşul, bir hukuka uygunluk sebebinin bulunmasıdır. Bunun dışındaki diğer şart ise sınırın aşılmasının amaçta değil, araçta meydana gelmesidir. En son koşul ise sınırın aşılması sonucu gerçekleşen neticenin Kanun'da taksirle işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiş olmasıdır. Bu doğrultuda hakkını kullanan kimsenin bir kişinin ölümüne sebebiyet vermesi hâlinde, başkasının yaşam hakkına gereğinden fazla ve aşırı güç kullanarak zarar vermesi nedeniyle sınırı taksirle aştığı değerlendirilecek olursa, bu hâlde fail hakkında TCK'nın 81. maddesi uyarınca kasten öldürmeden değil, TCK'nın 27/1. maddesi uyarınca taksirle öldürmenin düzenlendiği TCK'nın 85. maddesinden ceza verilecek ve cezada indirim yapılacaktır (Dönmezer / Erman, s.381-382). Sınırın taksirle aşılması hâlinde; fail genellikle konuda, aracın seçiminde veya aracın kullanımında sınırı aşmaktadır. Netice olarak hukuka uygunluk sebeplerinde koşulların yoğunluğu veya savunma hareketinin ölçüsünde aşma varsa sınırın aşılmasından, hukuka uygunluk sebebinin şartlarının o anda bulunup bulunmadığı yönünden yani zamanında aşma varsa bu kez de hatadan söz etmek gerekecektir (Özbek/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.347-348). Kendisine "Dur!" ihtarında bulunulan şüphelinin bu ihtara aldırmaması hâlinde emniyet görevlilerinin belli şartların gerçekleşmesi kaydıyla silah kullanmasına mevzuatımızda izin verilmiştir. Kaçan şüpheliyi yakalamaya matuf bu silah kullanma yetkisi, hukuki bir yetkidir ve dolayısıyla bu amaca matuf silah kullanılması hâlinde kanunun hükmü icra edilmekte ve hukuka uygun davranılmaktadır. Silahın şüpheli kişiyi yakalama amacını aşan bir tarzda kullanılması hâlinde, bu hukuka uygunluk sebebinin sınırı aşılmış olmaktadır. Bu gibi durumlarda silah kullanma yetkisini haiz olan kişinin kastını araştırmak gerekir. Şayet kişi bu sınırı kasten aşmışsa meydana gelen neticeden kastına göre sorumlu tutulacaktır. Burada doğrudan kast olabileceği gibi olası kast da olabilir. Somut olayın özelliklerine göre olası kastın mevcut olup olmadığını iyi tetkik etmek gerekir (Özgenç, s.428). 3. Sanığın Hukuki Durumunun Belirlenmesine Dair Özel Mevzuat Son olarak, sanığın hem mahalle muhtarı hem de kooperatif başkanı olması karşısında; hukuka uygunluk nedenlerinin sanığın eylemiyle ilişkisinin ortaya çıkartılması bakımından, mahalle muhtarları ile kooperatif başkanlarının görev ve yetkilerine dair mevzuata da kısaca değinmekte fayda bulunmaktadır. 442 sayılı Köy Kanunu'nun 1. maddesi; "Nüfusu iki binden aşağı yurtlara (köy) ve nüfusu iki bin ile yirmi bin arasında olanlara (kasaba) ve yirmi binden çok nüfusu olanlara (şehir) denir. Nüfusu iki binden aşağı olsa dahi belediye teşkilatı mevcut olan nahiye, kaza ve vilayet merkezleri kasaba itibar olunur. Ve Belediye Kanununa tabidir.", 36. maddesi ise; "Muhtarın göreceği Devlet işleri şunlardır: ...2 - Köyün sınırı içinde dirlik ve düzenliği korumak (asayişi korumak); ...6 - Köye gelip gidenlerin niçin gelip gitmekte olduklarını anlamak ve bunlar içinde şüpheli adamlar veyahut ecnebiler görülürse hemen yakın karakola haber vermek; ...11 - Köylünün ırzına ve canına ve malına el uzatan ve Hükümet kanunlarını dinlemiyen kimseleri köy korucuları ve gönüllü korucularla yakalattırarak Hükümete göndermek;..." 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'nun "Kapsam" başlıklı 2. maddesi; "Bu Kanun, büyükşehir belediyesiyle büyükşehir sınırları içindeki belediyeleri kapsar.", "Diğer Hükümler" başlıklı 28. maddesi; "Belediye Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgisine göre büyükşehir ve ilçe belediyeleri hakkında da uygulanır.", Geçici 2. maddesi ise; "Büyükşehir belediye sınırlarına alınan belediyelerin organları büyükşehir belediyesi ilçe veya ilk kademe belediyesi organları; köy muhtar ve ihtiyar heyeti ise mahalle muhtar ve ihtiyar heyeti olarak ilk mahalli idareler genel seçimine kadar görevlerine devam ederler." 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun'un 3. maddesi; "Mahalle muhtar ve ihtiyar heyetinin göreceği işler şunlardır: ...13 - Mahalleye girdiğini haber aldığı hüviyeti meçhul ve şüpheli şahıslar hakkında zabıtaya haber vermek; ..17 - Cumhurbaşkanınca, halkın ihtiyaçlarını karşılamak ve amme hizmetlerini kolaylaştırmak üzere karar altına, alınacak işlerden o mahalleye taallük eden kısımları tatbik etmek..." 22. maddesi ise; "...Mahalle muhtar ve ihtiyar heyetlerine, vazifelerini ifa hususunda, mahalle bekçileri yardım etmekle mükelleftirler." Hükümlerini içermektedir. Buna göre; köy veya mahalle muhtarlarının, mahallin mülki amiri olarak görev yaptıkları sınırlar içinde can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla şüphelileri kolluğa bildirme ve köy korucusu veya mahalle bekçisi eliyle yakalatarak kolluğa teslim etme görev ve yetkileri bulunmakta olup özel olarak zor veya silah kullanma yetkisi bulunmamaktadır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun "Tarif" başlıklı 1.maddesi de; "Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir" şeklindedir. Kanun'da yazılı tanıma göre; kooperatiflerin, ortaklarının ekonomik menfaatlerini ve meslek veya geçimlerine dair ihtiyaçlarını sağlamak ve korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan tüzel kişiliği haiz kişi toplulukları oldukları tartışmasızdır. 1163 sayılı Kanun'un "Kooperatif Organları" başlıklı beşinci bölümünün "B) Yönetim kurulu: I – Ödevi ve üye sayısı:" başlıklı 55. maddesi; "Yönetim Kurulu, kanun ve anasözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır...", "5. Üyelerin titizlik derecesi ve sorumlulukları:" başlıklı 62. maddesi ise; "Yönetim Kurulu, kooperatif işlerinin yönetim için gereken titizliği gösterir ve kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda bütün gayretini sarf eder. (Değişik ikinci fıkra:21/10/2021-7339/7 md.) Yönetim kurulu; kendi tutanakları, genel kurul tutanakları, ortak listeleri, gelir-gider hesapları ve yıllık bilançonun usulüne uygun olarak hazırlanması ve saklanmasından, tetkik olunmak üzere denetçilere verilmesinden sorumludur. Ayrıca görevi sona eren yönetim kurulu üyeleri tarafından sorumlulukları altında bulunan para, mal, defter, belge ve diğer kooperatif varlıklarının seçimlerin yapıldığı genel kurul toplantı tarihinden itibaren üç iş günü içinde tutanakla yeni seçilenlere teslimi zorunludur. Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar. Bunların suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve malları bilanço, tutanak, rapor ve başka evrak, defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi biçiminde gibi cezalandırılır." Biçiminde düzenlenmiştir. Buna göre; kooperatif başkanı dâhil olmak üzere kooperatifin tüm yönetim kurulu üyelerinin kooperatif üyesi olması zorunlu olmakla birlikte; en başta üyelerinin ekonomik menfaatlerini, mesleki veya geçimlerine dair ihtiyaçlarını sağlayıp korumak amacıyla kooperatifin faaliyetlerini titizlikle icra etmek, kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda bütün gayreti sarf etmek gibi görev ve yetkilerinin yanı sıra; sorumlulukları altında bulunan kooperatifin para, mal, defter, belge veya diğer kooperatif varlıklarını tutanakla yeni seçilen yönetime teslim etmek zorunda oldukları, hatta bu sorumlulukları nedeniyle görevleri sona erse dahi, kamu görevlisi gibi cezalandırılmak gibi külfetlerinin bulunduğu da hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle, kooperatif başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin kooperatifin para ve malları gibi malvarlığı değerleri üzerinde hukuken ve fiilen zilyetlik hakkına sahip oldukları tartışmasızdır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Maktul'ün, tanık İbrahim ve bir arkadaşı ile birlikte 29.04.2014 tarihinde gece saat 03.45 civarında, üçüncü bir kişiden çaldıkları Kartal marka araçla, daha önceden de pek çok kez hırsızlık olayının yaşanan Bursa ili Yıldırım ilçesine 18 km uzaklıktaki Hamamlıkızık Mahallesi (köyüne) gittikleri, mahalle sakinlerinin mensubu olduğu kooperatif marketinin kilidini demir makasıyla kırıp kepengini açtıktan sonra içeriye girdikleri, marketin alarmının çalmasıyla birlikte bunu duyan kooperatif başkan yardımcısı tanık ...'ın hırsızların kooperatif mallarını çuvallarla arabaya yüklediklerini görerek hemen kooperatif başkanı ve aynı zamanda köy muhtarı olan sanığa haber verdiği ve marketin yakınındaki evinden eline bir sopa alarak sokağa çıktığı, market çalışanı tanık...'nın da alarmı duyması üzerine sanığı telefonla arayarak markete doğru yola çıktığı, hırsızlık olayını öğrenen sanığın ruhsatlı tabancasını alarak evinden çıkıp markete doğru hareket ettiği; maktul ve arkadaşlarının marketten çaldıkları muhtelif mallar ve bir miktar para ile geldikleri araca binerek olay yerinden kaçmaya başladıkları sırada, tanık ...'ın marketin önünde yaya olarak aracın önüne geçtiği, maktulün aracı üzerine sürmesi karşısında kenara çekilen tanık ...'ın, elindeki sopayı ön cama fırlattığı, camın kırılmasına rağmen, maktulün yoluna devam ettiği ve ilk kavşakta kendisini durdurmak isteyen sanığın aracının sağ çaprazına çarparak yoluna devam ettiği, sanığın durdurmayı başaramadığı hırsızları yakalamak amacıyla şoför mahallinden tabancası ile birlikte inip aracın arkasından koşarken arka tekerine doğru bir el ateş etmesi neticesinde sürücü koltuğunda bulunan maktulun sırtından isabet alıp yaralanması nedeniyle aracın kontrolü kaybederek yolun sağ tarafındaki tel örgülere sürterek refüjde sıkışıp durduğu, maktulün tanık İbrahim'e; "Kaçın, kendinizi kurtarın!" diyerek hemen araçtan indiği ve kimliği tespit edilemeyen diğer şüpheli ile boş araziye doğru koşarak uzaklaştıkları, ancak aracın içinde sıkışan tanık İbrahim'in köylüler tarafından yakalanarak görevlilere teslim edildiği, maktulün cesedinin ertesi gün akşam saatlerinde olay yerine yakın boş arazide bulunduğu, yapılan incelemeler sonucunda sanığın silahından çıkan merminin Kartal marka aracın arka bagaj camının sol alt köşesinden girerek önce arka koltuğun başlığını, sonra da şoför koltuğunu delip, maktulün sırtından, sol kürek kemiği alt kısmından girerek ön göğüs duvarında kaldığı ve maktulün sanığın tabancasından çıkan ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı akciğer harabiyeti ve iç kanama sonucu hayatını kaybettiğinin belirlendiği olayda; Sanığın Hamalıkızık mahallesi (köyü) muhtarı ve aynı zamanda kooperatif başkanı olarak, kooperatifin marketinde bulunan mallar üzerinde malik sıfatı ile zilyetlik hakkının olduğu, bu hakka yönelik hırsızlık veya koşulları oluştuğunda yağma suçunun işlenmesi halinde; TMK'nın 981/1. maddesi gereğince zilyetin, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defetmek yetkisini haiz olduğu, mülkiyet hakkına yönelik olan ve konusu suç teşkil eden bu eylemde meşru savunmanın saldırıya ilişkin koşullarının gerçekleşmiş bulunduğu anlaşılmaktadır. Olayda çözümlenmesi gereken husus, meşru savunmada saldırı hâlinin gerçekleştiği durumda, savunmanın saldırı ile orantılı olup olmadığının, yani saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanılıp kullanılmadığı ve savunmada sınırın kasten aşılıp aşılmadığıdır. Kast kişinin iç dünyası ile ilgili olup, olay öncesi, sırası ve sonrasındaki dışa yansıyan davranışlarla tespit edilebilecektir. Somut olayda maktul tarafından kullanılan aracın seyir hâlinde kaçmakta iken kendisini engellemek isteyen sanığın aracına vurarak hareketine devam etmesi, sanığın eğimli ve kaygan zeminli yolda gece vakti içinde kaç kişi olduğunu bilmediği aracın arkasından yaklaşık kırk metre mesafe uzaktan tabancasıyla sadece bir el ateş etmiş olması, silah kullanma konusunda uzmanlığı olmayan sanığın atış mesafesi bakımından mermiyi maktule isabet ettirmesi ihtimalinin çok düşük olduğunun bilirkişi raporu ile de tespit edilmesi, sanığın araçtan inerek kaçmaya başlayan maktulün arkasından imkanı varken ateşine devam etmemesi, öte yandan aracın içinde sıkışarak yakalanan diğer şüpheliye yönelik de herhangi bir saldırıda bulunulmaksızın onu da kolluk görevlilerine teslim etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın öldürme yönünden doğrudan veya olası kast ile hareket etmediği kabul edilmelidir. Sanığın köy muhtarı ve aynı zamanda kooperatif başkanı olması nedeniyle köyünde huzur ve güveni sağlamak ve kooperatifin mal varlığına yönelik haksız saldırıyı defetmek hakkının bulunduğu ancak haksız saldırıya ilişkin koşullar gerçekleşmiş olmasına rağmen mal varlığı hakkına yönelik bir saldırı söz konusu olduğundan, bu saldırının aynı zamanda kişinin hayatını tehlikeye sokan bir durum arz etmediği hâllerde saldırıya uğrayan ve savunulan yararlar bakımından yani konu bakımından denge bulunmadığı ileri sürülebilir ise de; her olayda uygulanacak kesin ölçütlerin konulma imkânı bulunmaması ve sonucun somut olayın koşullarına göre belirlenmesi gerekliliği karşısında; mal varlığına yönelik saldırının savuşturulmasında silah kullanılması savunmada orantılılık ilkesini ihlal edecektir. Meşru savunmada sınırın aşılmasının kasten mi yoksa taksirle mi gerçekleştiği ise ayrıca değerlendirmelidir. Somut olayda; fiilin işleniş şekli ile gerçekleştiği yer ve zaman dikkate alındığında, meşru savunmadaki sınır aşımının "kişinin içinde bulunduğu korku, heyecan ve telaştan" meydana geldiğinin kabul edilemeyeceği; bu nedenle TCK'nın 27/2. maddesinin uygulama koşullarının oluşmadığı, meşru savunmada sınırın taksirle aşılıp aşılmadığı yönünden yapılan değerlendirmede ise; sanığın yağmalanan mallarla birlikte kaçmakta olan aracı durdurmak için yaklaşık 40 metre mesafeden aracın arka tekerine doğru ateş ettiği, ancak meydana gelen beceri hatası olarak da nitelenen sapma nedeniyle merminin maktulün sırtına isabet ederek ölümüne sebebiyet verdiği, bu şekilde sınırın taksirle aşılması söz konusu olduğundan, sanığın meydana gelen ölüm neticesinden TCK'nın 27/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 85/1. maddesi gereğince taksirle öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemece verilen direnme kararının gerekçesinin isabetli olmadığına; direnme kararına konu hükmün, sanığın, eyleminde hukuka uygunluk nedeninde sınırın aşıldığı kabul edilerek TCK'nın 27/1. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 85/1. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "...Suç tarihinde köy muhtarı olan sanık ...'ın olay gecesi saat 04.00 sularında evinde istirahat ettiği bir anda başkanlığını yaptığı Köy Kalkındırma Kooperatifinin alarmının çalması üzerine hırsızlık yapıldığı kanaati ile taşıma ruhsatlı silahını da yanına alarak aracı ile kooperatif binasına doğru gittiğinde maktülün ve yanındaki diğer iki hırsızın kooperatiften bir kısım eşyaları çalıp maktulün kullanımında olan Kartal marka araçla kaçarken yolda karşılaştığı, sanığın kullanmış olduğu araçla maktulün kullanımındaki Kartal marka aracı durdurmak isterken araçların tamponlarının birbirine sürttüğü ancak hırsızların aracının durmayarak yoluna devam ettiği sanık muhtarın aracını durdurarak kaçmakta olan aracın arkasından bir el Smith Wesson 9 milimetre çapındaki tabancasıyla ateş ettiği ve bu ateş neticesinde aracın şoför koltuğunda oturan maktul ...'nın sırt, sol tarafından aldığı ateşli mermi silah yarası sonucu hayatını kaybettiği sabittir. Dosya kapsamına göre olayın alarm çalması üzerine kooperatif çalışanı tanık ...'ın sanıktan önce kooperatifin binasına gelip sanıkların kaçtığı araçla ilk tanık ...'ın karşılaştığı ve aracın ön camına odun parçasıyla vurarak durdurmaya çalıştığı ancak aracın durmayıp kaçmaya devam ettiği daha sonra sanık muhtarın aracıyla karşılaşan hırsızların bu aracı geçtikten sonra da yine kooperatif çalışanı tanık...'nın aracıyla karşılaştıkları ancak o aracı da geçtikleri ve muhtar olan sanığın kaçan aracın arka tarafından ateş etmesi sonucu arka cam sol alt köşeden giren 1 adet mermi çekirdeğinin arka koltuk sol taraf ve ön şoför koltuğu sol üst tarafından girerek maktulün ölümüne sebebiyet verdiği anlaşılmaktadır. Yapılan yargılama sonucunda yerel mahkemece sanığın eyleminin Türk Ceza Kanun'un 25. maddesi kapsamında meşru müdafaa sınırları içerisinde işlendiği kabul edilerek CMK 223/2-d maddesi gereği beraat kararı verilmiş bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince sanığın eyleminin TCK'nin 81. maddesi kapsamındaki kasten adam öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek beraat kararı bozulmuş, yerel mahkemece bozma kararına karşı direnilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gelmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunda yapılan müzakereler sonucunda eylemin öncelikle TCK'nin 25. Maddesinde düzenlenen meşru müdafa kapsamında kalıp kalmadığı hususu Ceza Genel Kurulu tarafından oylanmış ve oy birliği ile sanığın TCK'nin 25. maddesi gereği meşru müdafaa hâlinde bulunmadığı karara bağlanmış akabinde yapılan 2. oylamada bu kez eylemin TCK'nin 27/1. maddesi gereği düzenlenen hukuka uygunluk durumlarında sınırın kast olmaksızın aşılıp aşılmadığı hususunda yapılan oylamada ise 19'a karşı 6 oyla sanığın hukuka uygunluk nedenlerinde sınırı kast olmaksızın taksirle aştığı kabul edilerek dosya da bulunan direnme kararı farklı gerekçelerle bozulmuştur. Gerekçesini biraz sonra açıklayacağımız üzere dosya kapsamına göre olay da hukuka uygunluk nedenleri bulunmadığı sanığın eyleminin olası kastla kasten adam öldürme suçunu oluşturduğu, bu yönüyle TCK'nin 87/4. maddesi gereği cezalandırılması gerektiği kanaati ile Ceza Genel Kurulumuzun çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki; Kendi kabulümüzün gerekçelerini izah etmeden önce çoğunluk görüşüne niçin katılmadığımızı izah etmek için mevzuatla ilgili bazı tespitler yapılması gerekmektedir. Türk Ceza Kanun'un 27/1. maddesinin oluşabilmesi için öncelikle Türk Ceza Kanunu'nun 24, 25 veya 26. maddelerinde düzenlenen hukuka uygunluk nedenlerinden herhangi birinin dosyada mevcut olması gereklidir. Bu husus doktrinde Koca, Üzülmez, Hakeri, İçel, Bayraktar Keskin Kiziroğlu, Zafer, Kartal, Artuç, Gökcen gibi birçok ceza hukukçusu tarafından da TCK'nin 27/1. maddesinin var kabul edilebilmesi için öncelikle 'TCK'nin 24, 25 veya 26. maddesinde düzenlenen hukuka uygunluk nedenlerinden birinin dosyada mevcut olması gerekir.' şeklinde açıkça belirtilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulumuzun ilk oylamada Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesindeki meşru müdafaa hâlinin bu dosyada bulunmadığını oy birliği ile kabul etmiş olması tarafımızca da doğru görülmüştür, zira TCK'nin 25. maddesinde düzenlenen meşru savunma hâlinin varlığı için mala veya cana yönelen haksız ve ağır bir saldırının hâlen mevcut olması şarttır, hâlen mevcut bir saldırı durumu dosya kapsamına göre söz konusu değildir, maktul ve arkadaşları iş yerinden çaldıkları sigaraları Kartal marka aracın içerisine koyarak kaçmak isterken sanığın bulunduğu araçla karşılaşmışlar, araçların birbirlerine tamponları dokunmak suretiyle çarptıktan sonra maktulün kullandığı araç durmaksızın yoluna devam etmiş kaçmakta olan bu aracın arkasından sanık olan muhtar kendi aracını durdurup dışarı çıkarak ruhsatlı bulunan silahıyla bir el ateş edip şoförlük yapan maktulün sırt tarafından giren mermiyle ölümüne sebebiyet vermiştir, bu hâliyle sanığa karşı mevcut ve hâlen devam etmekte olan bir saldırı veya böyle bir saldırının tekrar etme durumu objektif olarak dosyada söz konusu olmadığı gibi saldırı ile savunma arasında orantılık dahi bulunmamaktadır. Bu husus Ceza Genel Kurulumuz tarafından da oy birliği ile meşru müdafaa hâli yoktur şeklinde birinci oylamayla karara bağlanmıştır. Türk Ceza Kanunu'nun 27/1. maddesinin uygulanabilmesi için hukuka uygunluk nedenlerinden diğerleri olan TCK'nin 24, 26. maddelerinde düzenlenen hâllerin olayımızda olup olmadığı irdelendiğinde 24. maddesinde düzenlenen kanunun hükmünü yerine getiren, kimse kimseye ceza verilmez ibaresinin burada köy muhtarı olan sanık hakkında uygulanıp uygulanamayacağı tarafımızdan değerlendirilmiştir. Bu hususta hem Köy Kanunu'muzun 36. maddesinde ve hem de Çiftçi Malları Koruma Kanununda hükümler bulunmaktadır. 4081 sayılı Çiftçi Malları Koruma Kanunu'nun 1. maddesinde korunacak Çiftçi Malları sayılırken 2. bentte ziraat'te kullanılan veya ziraatle alakalı olan her nevi menkul ve gayrimenkul malların korunacak mallardan sayıldığı belirtilmiş olup yine bu kanuna göre Çiftçi Malları Koruma Meclisi kendi içerisinde gizli oyla bir Başkan seçeceği belirtilmiştir. Çiftçi Malları Koruma Kanunu 33. maddesinde bekçilerin köy kanunu 77. maddesinde yazılı hâllerde silah kullanmaya yetkili oldukları düzenlenmektedir Bunun dışında bu kanunda silah kullanma yetkileri ile ilgili herhangi bir düzenleme olmadığı gibi muhtarlar hakkında da böyle bir yetki öngörülmemiştir. Köy Kanun'u 77. maddesine bakıldığında da korucuların hangi hâllerde silah kullanabileceği hususunun düzenlendiği Burada da 5 bent hâlinde yapılan tespitten sonra yukarıda sayılan ahvalin dışında köy korucusu silahını kullandığından dolayı ceza görür, korucu silah kullanmaya mecbur olduğu zaman bile mümkün mertebe öldürmeksizin yaralayarak tutmaya dikkat eder şeklinde düzenleme yapılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere ne Köy Kanun'un da ne de Çiftçi Malları Koruma Kanununda köy muhtarına herhangi bir şekilde silah kullanma yetkisi verilmemektedir. Sanığın eylemi TCK'nin 24. maddesinde düzenlenen kanunun emrini icra şeklinde dahi kabul edilemez. (Dosya da bu maddeyi uygulama yeri bulunmamaktadır.) Böylelikle tüm dosya kapsamına bakıldığında sanığın eyleminin yasada belirtilen hiçbir hukuka uygunluk nedeni kapsamında bulunmaması nedeniyle yasal koşulları taşımadığından ne TCK'nin 24, 25, 26. maddeleri ve ne de TCK'nin 27/1. maddesi kapsamında kalmadığı kanaatindeyiz. Kanaatimize göre sanık hırsızlık yapıp kaçtıkları sabit olan maktul ve arkadaşlarına dosyada yapılan keşifte hazır bulunan ve dosyaya rapor sunan bilirkişinin raporuna göre karanlık havada ancak bulunduğu yer itibarıyla sokak lambaları yandığı için aracın görülebildiği ancak içindekilerin görülemediği vaziyetteki araca arkadan bir el ateş etmiş ve karanlık havada aracın sol arka camından giren mermi sonucu şoför mahallindeki maktul ölmüştür kanaatimize göre sanık öldürme kastıyla değil ancak etkili mesafeden etkili bir silahla araçta bulunanların ölebileceğini öngördüğü hâlde maktule doğru ateş etmiş ve öldürme ihtimalini öngördüğü ancak olursa olsun dediği araçtakilerden birinin ölebileceği şeklindeki sonuç bu olayda gerçekleşmiş maktul hayatını kaybetmiştir. Böylelikle sanığın eyleme TCK'nin 87/4. maddesinde düzenlenen olası kastı adam öldürme suçuna sebebiyet vermiş olup yapılan hırsızlık eylemi nedeniyle sanık muhtarın haksız tahrik altında kalarak işlemiş olduğu bu suçtan cezalandırılması gerektiği kanaatiyle Ceza Genel Kurulumuzun çoğunluk görüşüne muhalifim." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ..., Ceza Genel Kurulu Üyesi ...'nin olayın oluşuna, eylemin kabulüne ve ilgili mevzuata dair karşı oy gerekçesiyle aynı yönde başladığı şerhinde; "...Sanığın eylemi, TCK'nin 81, 21/2. maddesinde düzenlenen olası kastı adam öldürme suçuna sebebiyet vermiş olup yapılan hırsızlık eylemi nedeniyle sanık muhtarın haksız tahrik altında kalarak işlemiş olduğu bu suçtan cezalandırılması gerektiği kanaatiyle Ceza Genel Kurulumuzun çoğunluk görüşüne muhalifim..." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer dört Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığın eyleminde ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenlerin şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yerel Mahkemece sanığın eyleminin meşru savunma kapsamında kaldığına dair direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, 2- Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.10.2018 tarihli ve 310-390 sayılı direnme kararına konu hükmünün; sanığın, eyleminde hukuka uygunluk nedeninde sınırın aşıldığı kabul edilerek TCK'nın 27/1. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 85/1. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.09.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (1)

3. Ceza Dairesi, 2022/18088 E., 2022/9765 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
hakkında TCK’nın 317. maddesinde belirtilen ‘’askeri komutanlıkların gaspı’’ suçundan kamu davası açıldığı halde hüküm kurulmadığı görülmüş ise de;
3. Ceza Dairesi         2022/18088 E.  ,  2022/9765 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN; Mahkemesi :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi : Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.06.2019 tarih ve 2017/115 – 2019/306 sayılı kararı Suçlar :Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, askeri komutanlıkların gaspı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, silahlı terör örgütüne üye olma, Suç Tarihleri : 1 -15.07.2016 (Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu yönünden tüm sanıklar hakkında) 2 –16.07.2016 (Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında), 3 -25.07.2016 (Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden sanıklar ..., ..., 4 - 08.12.2016 (Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden sanık ... hakkında), 5 - 30.01.2017 (Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden sanık ... hakkında), 6 -12.06.2017 (Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden sanık ... hakkında), 7 - 26.07.2017 (Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden sanık ... hakkında), 8 - 12.05.2017 (Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden sanık ... hakkında), 9 - 08.09.2017 (Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden sanıklar ..., .. hakkında), 10 - 11.09.2017 (Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden sanık ... hakkında), 11 - 12.09.2017 (Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden sanık ... hakkında), 12 - 27.10.2018 (Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden sanık ... hakkında), 13 – Beraat eden sanıklar hakkında; 5271 sayılı Kanunun 232/2-c maddesi gereğince verilen kararın niteliği dikkate alınarak suç tarihleri yazılmamıştır Hükümler : 1 - Sanıklar hakkında; a) "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme", "Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme", "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme", "silahlı terör örgütüne üye olma" ile "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçlarından dolayı ... vekilinin,b) "Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme", "askeri komutanlıkların gasbı", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" ve "silahlı terör örgütüne üye olma" suçlarından dolayı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı vekilinin, c) "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme", "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme", "askeri komutanlıkların gasbı", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" ve "silahlı terör örgütüne üye olma" suçlarından dolayı ... vekilinin, d) "kendisine karşı işlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu dışındaki suçlardan dolayı katılan ... vekilinin, istinaf taleplerinin 5271 sayılı CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca reddi, 2 – a) Sanık ... hakkında; TCK’nın 314/2, 5271 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun ‘’süresinde kanun yoluna başvurulmadığından’’ CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca reddi kararına yönelik temyiz isteminin CMK’nın 296/1 maddesi gereği reddine dair 26.10.2021 tarihli ek kararı, b) Katılan ... vekilinin istinaf taleplerinin 5271 sayılı CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca reddi kararına yönelik temyiz isteminin CMK’nın 296/1 maddesi gereği reddine dair 20.10.2021 tarihli ek kararı, 3 – a) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, b) Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında; 5237 sayılı TCK’nın 37/1. maddesi delaletiyle TCK’nın 109/2, 109/3,a,b,c, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca ayrı ayrı ikişer kez mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, c) Sanıklar ..., ... ve ... hakkında; 5237 sayılı TCK’nın 37/1. maddesi delaletiyle TCK’nın 109/2, 109/3,a,b,c, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 43/2, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, 4 - Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, 5 - Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,.., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında; 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 39/2-c maddesi delaletiyle 39/1, 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, 6 – a) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., .., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına dair hükümlere yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, b) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, 7 - a) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına dair hükümlere yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, b) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ve ... hakkında; TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, 8 – a) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, b) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., Mikail Ibrık, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, 9 – a) Sanıklar ..., ..., Yıldızhan, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., Karagöz, ..., ... ve ... hakkında; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, b) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, 10 – a) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-b maddesi gereğince beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, b) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi, Temyiz Edenler : Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ..., Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile sanıklar müdafiileri, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafiileri, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Katılanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve ... vekilleri, Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi. Duruşmalı inceleme istemlerinin; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyet hükmü verilen sanıklar açısından ceza süresi yönünden yasal şartları oluşmadığından; anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme ve kişiyi hürriyetinden yoksun bulma suçlarından mahkumiyet hükümleri verilen sanıklar açısından ise silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, ilk derece mahkemesinde savunmaya yeterli süre ve kolaylık sağlanarak bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, istinaf aşaması ve temyiz denetiminde de yazılı savunmanın sınırsız şekilde kullanılabilme olanağının bulunması karşısında, savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında TCK’nın 317. maddesinde belirtilen ‘’askeri komutanlıkların gaspı’’ suçundan kamu davası açıldığı halde hüküm kurulmadığı görülmüş ise de; dava zamanaşımı süresince her zaman bir karar verilmesi mümkün görülmüştür. Temyiz istemlerinin reddine dair 22.10.2021 tarih, 2020/595 esas ve 2021/1175 sayılı ek kararın Katılan ... vekili tarafından, 28.10.2021 tarih ve 2020/595 esas ve 2021/1175 sayılı ek kararın ise sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmediği belirlenrek yapılan incelemede; Bir kısım sanık ve müdafiilerin usule ilişkin olarak: Reddi hakim başvurusunun 04.10.2018 tarihli celsede karara bağlandığı; tutuklama kararı veren hakimin hükme katılmadığı; karar celsesinden bir önceki celse hazır olan sanıklara son sözlerinin sorulmasından sonraki celse ek savunmayı gerektirecek yeni bir delil sunulmadığı; dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2012/3-1391 esas, 2013/407 sayılı ilamında ayrıntıları belirtildiği üzere bazı sanıkların yokluğunda hazır bulunan müdafilerine sanıklar yerine son sözlerinin sorulmamasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı; dairemizin 2021/3760 esas, 2021/10136 sayılı ilamında da ayrıntıları belirtildiği üzere temyiz incelemesine konu dosyanın hacmi, karmaşıklığı, esas hakkında mütalaanın ve esas hakkındaki savunmaların verildiği duruşmaların tarihi ile karar tarihi arasındaki süre dikkate alındığında savunma yapılması için yeterli süre bulunduğu ve dosyada hükmün tefhim edileceğinin bilinmesine rağmen duruşmaya bazı sanık müdafileri gelmeden hükmün tefhim edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı; esas hakkında mütalaanın ve esas hakkındaki savunmaların verildiği duruşmaların tarihi ile karar tarihi arasındaki süre dikkate alındığında savunma yapılması için yeterli süre bulunduğu ve müdafisi bulunmayan sanıklara müdafi ataması yapıldığı anlaşılmakla, bu hususlar sonuca etkili görülmemiştir. I) Sanık ... Baştuhan hakkında bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin incelenmesinde; Sanık hakkında bölge adliye mahkemesinin 28.09.2021 tarih ve 2020/595 esas, 2021/1175 sayılı kararı ile tefrik kararı verilerek ayrı bir esasa kaydedildiği anlaşılmakla; sanık hakkında temyiz incelemesine konu bir istinaf kararı bulunmadığından dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE, II) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ... vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde; Sanıklar hakkında askeri komutanlıkların gaspı suçundan açılmış bir dava veya verilen bir hüküm bulunmadığı anlaşılmakla; sanıklar hakkında askeri komutanlıkların gaspı suçundan temyiz incelemesine konu bir istinaf kararı bulunmadığından dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE, III) Sanıklar ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararlarına yönelik sanıklar müdafiilerinin temyiz taleplerinin incelemesinde; Ankara bölge adliye mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 28.09.2021 tarih 2020/595 esas ve 2021/1175 sayılı kararına karşı sanıklar müdafilerinin yasal süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunduğu, ancak sanık ...’nın 24.11.2021 tarihli ve sanık müdafinin 25.10.2021 tarihli dilekçeleri ile, sanıklar ... ve ... müdafiinin ise 02.11.2021 tarihli dilekçeleri ile temyiz talebinden feragat ettiklerini bildirdikleri anlaşılmakla; sanık ... ve sanıklar müdafiilerince verilen dilekçelerin temyizden vazgeçme iradesini taşıdığı kabul edildiğinden, 5271 sayılı CMK’nın 266/1. maddesi uyarınca vazgeçme nedeniyle dosyanın inceleme yapılmaksızın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, IV) Sanık ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen ceza verilmesine yer olmadığına ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine yönelik kararlara yönelik sanık müdafiinin temyiz talebinin incelemesinde; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 28.09.2021 tarih 2020/595 esas ve 2021/1175 sayılı kararının sanık müdafiine usulüne uygun olarak 10.10.2021 tarihinde tebliğ edildiği, sanık müdafiinin CMK'nın 291/1. maddesinde öngörülen 15 günlük süreden sonra, 20.11.2021 tarihinde temyiz başvurusu yaptığı anlaşılmakla, yasal süresinden sonra yapılan temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, V) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında verilen kararlara yönelik bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz taleplerinin incelenmesinde; Adı geçen sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince verilen hükümlere yönelik ilk derece Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhe istinaf başvurusunda bulunulmadığının anlaşılması karşısında; bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının sanıklarla ilgili verilen mahkumiyet, beraat ve ceza verilmesine yer olmadığına dair bölge adliye mahkemesince verilen esastan reddine dair kararlara yönelik temyiz yoluna başvuru hakkı olmadığından temyiz taleplerinin REDDİNE, VI) Katılanlar ... ve ... vekillerinin temyiz taleplerinin incelenmesinde; a) ... vekilinin, (anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu hariç) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, askeri komutanlıkların gasbı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından; ... vekilinin (askeri komutanlıkların gasbı suçu hariç) Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından sanıklar hakkında verilen bölge adliye mahkemesi kararlarına yönelik temyiz talepleriyle ilgili olarak, Katılanlar ... ve ...’nın nitelikleri itibarıyla suçtan doğrudan zarar görmemeleri nedeniyle davaya katılmalarına imkan bulunmadığından CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca verdiği istinaf başvurusunun reddine dair karar, anılan maddenin son cümlesine göre itiraza tabi olup temyizi mümkün olmadığından, temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE, b) Türkiye Büyük Millet Meclisi vekilinin, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan davaya katılma ve hükmü temyiz hakkı bulunduğundan, temyiz talebinin reddine ilişkin 20.10.2021 tarihli 2020/595 esas ve 2021/1175 sayılı bölge adliye mahkemesinin temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararının KALDIRILMASINA, VII) ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlar yönünden katılan ... vekilinin, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlar yönünden sanıklar müdafilerinin ve katılan ... vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesinde; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna ilişkin olarak İlk Derece Mahkemesince verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlara yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının CMK'nın 286/2-h maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğundan anılan suçlar yönünden temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, Diğer temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; VIII) Sanık ... müdafiinin, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine ilişkin karara karşı istinaf başvurusunun reddi kararına karşı temyiz taleplerinin reddi ile ilgili ek karar yönünden temyiz taleplerinin incelenmesinde; Sanık müdafiinin yasal süreden sonra istinaf başvurusunda bulunduğundan istinaf isteminin reddine dair verilen kararın CMK'nın 279/1-b maddesine göre itiraz yoluna tabi olduğu, bu konuda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi'nin 20.10.2021 tarihli ve 2021/469 Değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği belirtilerek temyiz talebinin reddine dair 26.10.2021 tarih ve 2020/595 Esas ve 2021/1175 Karar sayılı ek kararda hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin 5271 sayılı CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE, redde ilişkin bölge adliye mahkemesi ek kararının ONANMASINA, IX) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar ve müdafiilerinin; sanıklar ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar ve müdafiilerinin; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar müdafiilerinin; sanıklar ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar müdafiilerinin; sanık ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen mahkumiyet hükmü yönünden sanık ve katılan ... vekilinin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar ve müdafiileri ile katılan ... vekilinin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., Mehmet ..., ..., ..., ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar müdafiileri ile katılan ... vekilinin; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar ve müdafiileri ile Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve katılan ... vekilinin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., Mehmet Erkenekli ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar müdafiileri, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve katılan ... vekilinin; sanıklar ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar ve katılan ... vekilinin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar ve müdafiileri ile katılan ... vekilinin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar müdafiileri ve katılan ... vekilinin; sanık ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme suçundan verilen mahkumiyet hükmü yönünden katılan ... vekilinin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükümleri yönünden sanık müdafiilerinin; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükmü yönünden sanık ve müdafiinin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar müdafiilerinin; sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükümleri yönünden katılan ... vekilinin; sanık ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükmü yönünden katılan ... vekilinin; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükmü yönünden sanık ve müdafiinin, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükmü yönünden katılan ... vekilinin; sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar müdafiilerinin, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükümleri yönünden sanıklar müdafiileri ve katılan ... vekilinin; sanıklar ..., , ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden sanıklar müdafiilerinin, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükümleri yönünden katılan ... vekilinin; sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükümleri yönünden sanıklar müdafiilerinin, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükümleri yönünden sanıklar müdafiileri ile katılan ... vekilinin; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükmü yönünden sanık müdafiinin, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükmü yönünden katılan ... vekilinin; sanık ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükmü yönünden Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve katılan ... vekilinin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükümleri yönünden katılan ... vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesinde; Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 22.03.2019 tarih 2018/7103 esas, 2019/1953 sayılı kararında açıklandığı üzere: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik ... bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Bu kalkışmaya iştirak edenlerin eylemlerinin, 5237 sayılı TCK'nın 309, 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağında kuşku yok ise de, aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun (TCK'nın 309. md.) tüm unsurlarıyla gerçekleştiği somut olayda sanıkların ayrıca, Türk Ceza Kanununun 311. ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları imkânı bulunmamaktadır. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Fakat Anayasasının 137/3, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/4 ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B maddeleri, TCK'nın 30. maddesi bağlamında birlikte değerlendirildiğinde, askeri bir hizmete ilişkin olmak kaydıyla mutlak itaat kuralı gereğince konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesi halinde de hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata kurumunun olaysal olarak değerlendirilmesi ve şartları oluştuğunda uygulanması mümkündür. Bölge Adliye ve İlk Derece Mahkemelerince Sübutu Kabul Edilen Somut Olay; 15 Temmuz 2016 günü itibariyle Ankara Kara Harp Okulu K.lığı (KHO) sorumluluğunda ve koordinesinde 28.06.2016 tarihinde başlayan Kara Harp Okulu ve Astsubay Meslek Yüksek Okulları için sivil kaynaktan öğrenci alımlarına devam edildiği, dekanlık personelinin çoğunun bu faaliyetlerde görevli olduğu, Alım Kurullarında toplam 401 (163’ü diğer birliklerden görevlendirilen) personelin görevli olduğu ve günlük 2000-2500 arasında adayın KHO içerisinde sağlık, spor, mülakat gibi testlere tabi tutulduğu, Kara Harp Okulu Komutanı bu faaliyetlere de nezaret ettiği aynı zamanda Kesin Karar Kuruluna Başkanlık yaptığı, Okul Komutanının Kurul’dan ayrıldığı saatlerde yönerge gereği KHO Dekanı Tuğgeneral ...’ın Kesin Karar Kurulu’na başkanlık ettiği, KHO/ANKARA’da Alay Komutanlığına vekalet eden P.Alb. ... ise Alay Komutanı yerine Kesin Karar Kurulunun üyesi olduğu, başka birliğe tayin olan KHO Kurmay Başkanı Kur.Alb. ..., Kurmay Başkanlığına yeni atanan Kur.Yb. Sait Tosun ile; 2’nci Tb.K.lığı görevini devreden Kur.Yb. Ümit Gençer’de Tb.K.lığına yeni atanan Kur.Bnb. ... ile devir teslim işlemlerine devam ettikleri ve öğrenci alımlarında aktif bir görevleri bulunmadığı, Öğrenci Alay Komutanlığının yaz dönemi faaliyetlerinin ‘’Öğr.A.K.lığı 1’inci Anafartalar Taburunda 1’inci sınıftan 2’nci sınıfa geçen 101’i Misafir Askeri Öğrenci (MAP) olmak üzere toplam 836 Harbiyeli öğrenim görmektedir. Taburda öğrenim gören Harbiyeliler yaz tatilindedir. 2’nci Malazgirt Taburunda mezun olacak 39’u MAP toplam 692 Harbiyeli öğrenim görmektedir. Ayrıca 51 hazırlık sınıfı MAP öğrencisi de bu taburda öğrenim görmektedir. Mezun olacak 4’üncü sınıf Harbiyeliler yaz tatilindedir. 3’üncü Sakarya Taburunda 2’nci sınıftan 3’üncü sınıfa geçen 76’sı MAP toplam 831 Harbiyeli öğrenim görmektedir. Sakarya Taburu, Tb.K.Kur.Yb. Akif Açıkgöz’ün emir komutasında 11.07.2016 – 12.08.2016 tarihleri arasında planlanan yaz dönemi tatbiki eğitim için Menteş/İzmir’dedir. İzmir’de aynı zamanda 78 KATAR Harp Okulu öğrencisinin bulunduğu 98 kişilik bir birlik de buradaki eğitime iştirak etmektedir. Alay Komutanı Kur.Alb.... eğitimlere komuta, kontrol ve nezaret etmek için Menteş/İZMİR’de bulunmaktadır. Taburun 16, 17 ve 18’inci Öğrenci Bölükleri üç ... süreli Harp Tarihi Tatbikatı için 15 Temmuz 2016 sabahı Tb.Hrk.Eğt.Ks.A. P.Yzb. Mehmet Akif Ceyhan’ın emir komutasında Çanakkale’ye hareket etmiştir. Bu bölüklerin dönüşünü müteakip geri kalan 13, 14 ve 15’inci Öğrenci Bölüklerinin de 22-24 Temmuz 2016 tarihleri arasında aynı tatbikatı yapmaları planlanmıştır. 4’üncü Dumlupınar Taburunda 3’üncü sınıftan 4’üncü sınıfa geçen 48’i MAP toplam 742 Harbiyeli öğrenim görmektedir. 4’üncü Dumlupınar Taburu Hrk.Eğt.Ks.A. P.Bnb. Gökhan Açıkgöz’ün emir komutasında (Yeni Tabur Komutanı henüz KHO’na katılmadığından Tabur Komutanlığına vekalet etmektedir.) 13.06.2016 – 12.08.2016 tarihleri arasında planlanan komando temel ve mukavemet kazandırma eğitimi için Eğirdir’de bulunmaktadır. 5’inci Akdeniz Kurs Taburunda, üniversite mezunları ile astsubaylardan alınan sözleşmeli/muvazzaf subay adayı 14’ü MAP toplam 401 kursiyer KHO/ANKARA’daki akademik eğitimlerine devam etmektedirler. Kurs (5’inci Akdeniz) Taburuna yeni atanan P.Bnb.... görevi devralmıştır. Bu Taburda eğitim-öğretim gören 401 subay adayı yıllık eğitim programına uygun olarak 16-17 Temmuz 2016 tarihlerinde Afyon-Kocatepe Harp Tarihi Tatbikatını icra edecektir. Bu Taburda ayrıca üniversitelerde eğitim gören 9 öğrenci iaşe ve ibate edilmektedir. Olay günü itibariyle 28’i Misafir Askeri Personel olmak üzere toplam 97 Harbiyeli bütünleme sınavları için KHO/ANKARA’da bulunmaktadırlar. Bunlardan ayrı olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığının talebi üzerine ilk kez yapılacak temel paraşüt eğitimine katılacak öğrencilerden ilk kafile olarak 2 subay, 143 Hava Harp Okulu öğrencisi 11-23 Temmuz 2016 tarihleri arasında KHO’da iaşe ve ibate edilmektedir.‘’ şeklinde olduğu Kara Harp Okulunda darbe girişiminden önce darbeye ilişkin organizasyonlar yapıldığı, bu kapsamda; Kara Harp Okulunda yapılacak atışlar için mühimmatın, atış günü alınıp atış sonrası artan mühimmatın aynı ... Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki depoya ilgilisi tarafından teslim edildiği halde, Kur. Yb. Ümit Gençer'in (başka dosyada sanık olan ve olay gecesi TRT binasına gittiği belirtilen kişi) yeni tabur komutanı sanık ...'e taburu devretmesine rağmen, taburdaki subaylara 18 Temmuz 2016 günü atış yaptırma bahanesiyle 15 Temmuz 2016 günü 2.250 adet 5,56 mm. fişek aldırarak çalışma odasında muhafaza ettiği, yine 2006 yılından itibaren yapılan Afyon-Polatlı Harp Tarihi Tatbikatı gezisinin bu kez 16 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilmesinin planlandığı, kursiyer öğrencilerin eğitim gördüğü taburun üç bölükten, her bölüğün üç takımdan oluştuğu, taburda 402 kursiyer öğrencinin bulunduğu, gezide her bölükten 9 kişi olmak üzere toplam 27 kişinin muhafız olarak görevlendirilmesinin kararlaştırıldığı ve muhafızlara dağıtılmak üzere 4.500 adet 5.56 mm fişek temin edildiği, kursiyer öğrencilere rutin uygulama dışında olmak üzere sabah erken çıkılacağı için eve gitmemelerinin gece okulda kalmalarının ve 21.30'da içtima alınacağının bildirildiği, 15 Temmuz günü daha önceden yapılan planlamada sanık ... ın okul nöbetçi amiri olmadığı, bir kaç ... öncesinde nöbet değişimi yapılarak olay günü sanık ... ın nöbetçi amir konumuna getirildiği, Kurmay Yrb Ümit Gençer' in olaydan bir ... önce (14.07.2016 günü) Malazgirt Taburu whatsapp grubundan Üstteğmen ...’a izinde olanları sorduğu, akabinde özellikle Cuma akşamı izinde olanların sayısını ve eğitim elbiselerinin durumunu öğrenmek istediği, firari olması sebebiyle dosyadan tefrikine karar verilen Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...'ın ülke genelinde darbeye yönelik eylem ve açıklamalar olmadan katılanları derdest ederek darbe açıklaması yaptığı, ...'ın eşi ...'ın hazırlık aşamasında müdafili alınan beyanında, 15 Temmuz 2016 günü öğle saatlerinde eve tanımadığı iki kişinin geldiğini, görüşme sonrası eşinin heyecanlı ve tedirgin olduğunu, 16 Temmuz 2016 günü sabah saatlerinde eşini gördüğünde ‘’kendisini affetmesini, emrin büyük yerden olduğunu, ...'in emir verdiğini, ya teslim olacağını, ya da kendileriyle ilgili başka bir karar verileceğini’’ söylediği, Kara Harp Okulunda darbeye karşı olduğu ve darbe faaliyetlerini engelleyeceğini düşündükleri Kara Harp Okulu Komutanı katılan Tümgeneral ... ve emir astsubayı katılan ...'ın etkisiz hale getirilmeleri amacıyla faaliyetler yürütüldüğü, bu kapsamda; 15 Temmuz 2016 günü 2'nci Tabur Komutanı olan sanık ...'in saat 17.30 sıralarında mesaiden ayrıldığı, saat 19.35 sıralarında Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...tarafından lojmandan aranması üzerine saat 19.47 sıralarında tabur binasına geldiği ve ... ile askeri hattan bir kaç kez telefon görüşmesi yaptığı, sanık ...'in saat 21.12'de tüm bölük ve takım komutanlarını mesaiye çağırdığı, yine bütünleme sınavları için okulda kalan harbiyelilerin ivedi olarak içtimaya alınması ve silahların bulunduğu malzemeliğin açılmasını emrettiği, sanık ...'in Tabur iç bahçesinde toplanan Harbiyeliler arasından seçtiği 20' sine silah ve Kur.Yb. Ümit Gençer tarafından temin ve muhafaza edilen mermilerden bir kısmının dağıtımını yaptığı, Harbiyeli grupla birlikte Okul Karargah binasının kuzey doğu girişi olan A-21 kapısının yakınındaki alana gittiği, çağrı üzerine okula gelen bölük komutanları firari olmaları nedeniyle dosyadan tefrikine karar verilen sanıklar Yzb. Abdullah Beyaztürk ve Yzb. Güven Günindi'n de sanık ...'in bulunduğu yere geldikleri ve bir süre görüştükten sonra yanlarına sanık Ütğm. ...'ı da alarak A-21 kapısına (A-21 kapısından okul karargahına girişteki sağdaki iki oda Ani Müdahale Kuvvetinin kullandığı, okul komutanı ve emir astsubayının derdest edilerek tutuldukları yer) doğru hareket ettikleri, Olay gecesi saat 20.30 sıralarında ..., yeni atanan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay (firari olması nedeniyle dosyadan tefrikine karar verilen sanık) Sait Tosun ve (okuldaki görev süresi biten ve 14 Temmuz 2016 günü ilişiği kesilen, darbe günü Türk Telekomun ele geçirilmesi olayı nedeniyle başka dosya firari sanığı) Yarbay ...'un Okul Karargah Binasının zemin katında bulunan Ani Müdahale Kuvvetinin bulunduğu koridora geldikleri, ...'ın emriyle Ani Müdahale Kuvvetine durum verilerek önce 4 nolu nizamiyeye gönderildiği, ardından olay tarihinde Okl.Nöb.A. Per.Ş.Md.P.Yb. sanık ...’ın da Kur.Bşk.nın bulunduğu AMK bölgesine geldiği, Ani Müdahale Kuvvetinin 15-20 dakika sonra Karargah binasına dönmesi sonrasında yeni durum verilerek 1 Nolu nizamiye bölgesine sevk edildiği, KHO K. Emir Astsubayı Topçu Asb.Kd.Bçvş. Katılan ...’ın saat 21.00 sularında komutan habercisinin “dışarıdan silah sesleri geliyor” demesi üzerine KONMER’i arayarak olay tarihinde Okl.Nöb.Sb. Ütğm. Sanık ...’e 1 No.lu Nizamiye istikametinden birkaç el silah sesinin geldiği ve ne olup bittiğini sorduğu, Okl.Nöb.Sb.’nın ‘’KHO K.nın da KONMER’i arayarak konuyu sorduğunu ve kendilerinin de araştırdıklarını’’ ifade ettiği, Saat 21.00 sıralarında emir astsubayı Ast. Bçvş. katılan ...'ın neler olduğunu araştırmak amacıyla A-21 kapısına doğru giderken ...'ın yönlendirmesiyle kameralara bakmak amacıyla Ani Müdahale Kuvvetinin kullandığı odaya girdiğinde firari olmaları nedeniyle dosyadan tefrik edilen sanıklar Albay ..., Yarbay Sait Tosun, Yarbay Atakan Adaşoğlu ile sanıklar Yüzbaşı ... ve sanık Yarbay ... tarafından derdest edilerek ellerinin ve ağzının bağlandığı, saat 21.30 sıralarında ...ve sanık ...'ın A-21 kapısının yakınında misafirini uğurlayan Okul Komutanı katılan ...'ün yanına giderek "komutanım olaylar var, gelseniz iyi olur" demeleri üzerine birlikte Ani Müdahale Kuvvetinin bulunduğu odaya girmelerini müteakip daha önceden burada gizlenen personelle birlikte katılana saldırıldığı ve rehin alındığı, Albay ... tarafından “siz siyasilerle iş birliği yapıyorsunuz, biz Atatürkçü subaylarız, yönetime el koyduk, işte şimdi uçaklar havada” dediği, katılanların aynı odada iki silahlı nöbetçi oda içerisinde birisi dışarıda kapı önünde olacak şekilde 16 Temmuz 2016 günü saat 10.30'a kadar alıkonuldukları, Okul komutanı ve emir astsubayının etkisiz hale getirilmesi sonrası firari sanıklar ve sanıkların darbe faaliyetini başlattıkları, bu kapsamda; atama görmesi nedeniyle 14 Temmuz 2016 günü ilişiği kesilen Yarbay ...'un hiçbir emir ve komuta yetkisi olmadığı halde 15 Temmuz 2016 günü saat 21.05 sularında olay günkü Kurs Tb.Nöb.Sb.P.Ütğm. sanık ...’a Harp Tarihi Tatbikatı öncesi emniyet tedbirlerini denemek amacıyla bizzat kendisi tarafından tatbikat yaptırılacağı, taburdan muhafız olarak seçilen subay adaylarının silah ve mühimmatlarını alarak derhal içtima ettirilmesi emredilmiş, 27 kursiyer alelacele içtima ettirilmiş, P.Kur.Yb. ...’un talimatıyla Topçu Ütğm. sanık ... tarafından şarjörlere mühimmat doldurtulmuş ve vekili olduğu 2’nci Bl.K.lığı silah deposu açılarak silah ve fişek dolu şarjörler dağıtılmış, akabinde muhafızların Ulaştırma Bölüğü Nöb.Asb.Asb. ...’a Yb.... tarafından bir kursiyer astsubay gönderilerek araç istenmiş, ancak KHO Nöbetçi Amirinin emri olmadan garajdan araç çıkarılamayacağını, araç çıkarma yetkisinin Okl.Nöb.A.nde bulunduğu, onun müsaadesi olmadan araç verilmeyeceğinin iletilmesi üzerine, Okul Nöbetçi Amiri P.Yb. Tolga Sıçrar telefonla arayarak aracın çıkartılmasını sağlamış bu şekilde kursiyerler bir araca bindirilerek Türk Telekom binasına götürüldüğü, bu olaya ilişkin yargılamanın halen başka bir dava dosyasında görülmekte olduğu, Okl.Nöb.A.P.Yb. sanık ...’ın öğrenci alımlarında görevli personeli evlerine götürmek bahanesiyle, saat 21.00 sularında toplam 12 servis aracını şoförleri ve muhafızlarıyla birlikte Bozpark bölgesinde hazır edilmesini Ulş.Bl.K.Yzb. ...’na ilettiği, ancak Ulş.Bl.K.nın bu görevin plan dışı olduğu, şoförlerin sabah saat 04.00’de göreve çıkacağından dolayı talebin karşılanmasının uygun olmadığını, ısrar edilmesi halinde tutanak düzenlenerek araçların göreve sevk edilebileceklerini bildirmesi üzerine, Okl.Nöb.A.P.Yb. sanık ...’ın 21.50 civarlarında bu kez Nöb.Asb. ...’ı arayarak araçların görevlendirilmesinin Kur.Bşk.Alb. İ.Polat’ın bilgisi dahilinde yapıldığını, araçların derhal Bozpark’ta hazır edilmesi emrini verdiği, araçlar, sabah 05.00 sularına kadar Bozpark bölgesinde hazır bekletildiği ayrıca saat 24.00 sularında Dekanın Emir Astsubayı Asb.Bçvş. sanık ...’un, araç sevk amirliğine gelerek, Dekanın emri ile kışla nizamiyelerinin emniyetini artırmak maksadıyla, büyük araç ve kamyonları (toplam 5 araç) aldığı ve bizzat kendisi tarafından 2 ve 4 No.lu nizamiyelerin girişini engelleyecek şekilde yerleştirildiği, 5’inci Akdeniz Kurs Tb. K.lığının dört bölük komutanı bulunduğu, 1’inci Bl.K. Mu.Yzb. sanık ..., 2’nci Bl.K.Vek. Topçu Ütğm. Sanık ..., 3’ncü Bl.K. J.Ütğm sanık ..., 4’üncü Bl.K. (FYO) P.Yzb. Muhammed Vedat Şuvak olduğu, bölük komutanlarından Mu.Yzb. sanık ..., Topçu Ütğm. sanık ... ve J. Ütğm sanık ...’nun ertesi ... 05.30 başlayacak Harp Tarihi Tatbikatı intikal hazırlıkları kapsamında kumanya alınması, mühimmatın şarjörlere dizilmesi ve sırt çantalarının hazırlanması maksadıyla tanık Tabur Komutanı Bnb. ...’ın emri doğrultusunda 22.00 sularında tabura geldikleri, P.Yzb. Muhammed Vedat Şuvak’ın izinde olduğundan dolayı o ... birliğe gelmediği, Saat 22.00 sıralarında uçakların alçak uçuşlara başlamalarına paralel olay tarihinde Kur.Bşk.Kur.Alb. olan firari sanık ...tarafından subay adayı kursiyerlerin eğitim elbiseli, teçhizatlı ve silahlı olarak Bozpark bölgesinde toplanması sağlanmış, ardından bu gruba okulda bütünleme sınavı için kalan Harbiyelilerin de katıldığı, Bozpark bölgesinde toplanan subay adayı kursiyerlere öncelikle astsubay kursiyerler olmak üzere Yb. Ümit Gençer’in temin ettiği, Afyon Harp Tarihi Tatbikat için alınan mühimmattan muhafızlara verilenden geriye kalanı ile K.K.Kh.ndaki depodan beyaz bir Minibüsle getirilen mühimmatın dağıtımının yapıldığı, Kara Harp Okulu Dekanı Tuğgeneral sanık ...'ın, ...tarafından saat 22.47 sıralarında aranarak "komutanım TSK yönetime el koydu, okula gelmeniz gerekiyor, verilen emre göre hareket edeceğiz" denilerek okula çağrıldığı, sanık ...'ın saat 23.00 sıralarında okula geldiği, makamında eğitim elbisesi giyerek Okul Karargah Binasında bulunan ...'ın yanına gittiği, darbeci personelce hazırlanan Sıkıyönetim Direktifinin saat 23.04'te Kara Harp Okulu Kontrol Merkezine ulaştığı, sanık ...'ın bu listede Kara Harp Okul Komutanı olarak gösterildiği, ...ve sanık ...'ın saat 23.00- 23.30 sıralarında Bozpark Bölgesinde geçerek toplanan birliğe "hükümetin bölücü terör örgütü ile anlaştığı için TSK'nın yönetime el koyduğu, sıkıyönetim ilan edildiği ve emre uymayanların şiddetli şekilde cezalandırılacağı" şeklinde konuşmalar yaptıkları, sonrasında Kur.Bşk.Alb. ...’ın emriyle subay adayı kursiyerlerin 10’arlı gruplara ayırılarak kursiyerlere mühimmat dolu birer şarjör verildiği, ...'ın emriyle gruplara ayrılan bir kısım harbiyeli ve kursiyerlerin rütbeli subaylar nezaretinde nizamiyelere gönderilerek Kara Harp Okulunun giriş ve çıkışları darbe faaliyetlerinin yürütülmesinin engellenmemesi için kontrol altına alındığı, geri kalan kursiyerlerin sınıflara ve yemekhaneye gönderildiği, nizamiyelerde görevlendirilen subaylara açıkta kimsenin bulunmaması, izinsiz kimsenin okula alınmaması, nizamiyelere kimsenin yaklaştırılmaması, toplu gösteri ve taşkınlıklarda ateş açılması yönünde gece boyunca emirler verildiği, nizamiye önüne gelen emniyet zırhlı aracına helikopterden ateş açılması nedeniyle olay yerinden ayrılmak zorunda kaldığı, Kara Harp Okulundaki görevine yakın zamanda başlayan Tabur Komutanı ...'ın saat 20.00 civarında mesaiyi terk ettiği, olayların başlaması üzerine 23.30 sularında okula gelmek için teşebbüste bulunduğu ancak Nizamiyede görevli Ütğm. ...’in Kur.Bşk.nın emri olmadan içeri kimseyi alamayacağını ilettiğini, bunun üzerine A.K.Yrdc. Alb. sanık ... ile görüşmesine rağmen Kur.Bşk.Kur.Alb. Firari sanık ...tarafından kışlaya girmesine müsaade edilmediği, sanık ...’e ne yapması gerektiğini sorduğunda ise “geri dön, yapacak bir şey yok” cevabını alması üzerine evine döndüğü, Saat 22.50 sıralarında ...'ın emriyle tüm Savunma Bilimleri Enstitüsü (Savben) personeline okula gelmeleri yönünde yazılı mesaj gönderildiği, Dekanlık İdari Şube Müdürü Öğ.Bnb. ...’un, daha sonra ...'ın emri üzerine whatsapp üzerinden 23.07 de bölüm başkanları ve şube müdürlerine okula gelmeleri talimatını ilettiği, Kara Harp Okulu bünyesinde 6 as birliğin mevcut olduğu, bu as birliklerden Lojistik Destek Komutanlığınca okulun emniyetinin sağlandığı, Lojistik Destek Komutanlığı dahil diğer as birliklerde görevli hiçbir personelin okula çağrılmadığı, Savben Müdürü sanık ...'ın, ...ve sanık ...'la yaptığı görüşmeler neticesi, sıkıyönetim ilan edildiği, değişen durumlara karşı personelin hazır olması, birlik emniyeti için oluşturulan hazır kıtaya takviye gerekebileceği, personelin odalarında beklemesi yönünde talimat aldığı, ...'ın emriyle saat 03.00-04.00 sıralarında Savben ve Dekanlık personeline mühimmatsız silah ve boş hucum yeleği dağıtımının yapıldığı, Saat 23.30 sıralarında sivil giyimli iki askeri personelin beyaz bir minibüsle 2 nolu nizamiyeden ...'ın izni ile okula giriş yaptığı, Bozpark Bölgesine geçen aracın getirdiği mühimmatları burada teslim ettikten sonra okuldan ayrıldığı, sonradan bu mühimmatın Kara Kuvvetleri Komutanlığında bulunan deponun kapısı kırılarak alındığının tespit edildiği, İzmir/Menteş'te geçici görevde bulunan (başka dosya sanığı) Kara Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanı Albay Enver Topal'ın emri ile izinde bulunan 1576 Harbiyelinin en seri vasıta ile Kara Harp Okuluna dönmeleri yönünde saat 00.47'de toplu SMS gönderildiği, yine İzmir/Menteş, Isparta/Eğirdir ve Çanakkale'de eğitim ve tatbikat amacıyla bulunan yaklaşık 1500 Harbiyelinin Ankara'ya dönmek amacıyla harekete geçirildikleri ancak kolluk güçlerince alınan tedbirler sayesinde engellendikleri, Kara Harp Okulunda temel paraşüt eğitimi amacıyla bulunan 142 Hava Harp Okulu öğrencisinin saat 02.30 sıralarında İstanbul'a intikal edecekleri gerekçesiyle ... İçtima alanında toplandığı, 91 öğrencinin alana inen helikopterlerle Etimesgut 11. Hava Ulaştırma Komutanlığına götürüldüğü, geri kalan 51 öğrencinin ise helikopter gelmediği/gelemediği için götürülemediği, Başka dosya sanığı Siirt 3'üncü Komando Tugay Komutanlığı Kurmay Başkanı Albay ...'un saat 01.30 sıralarında sivil aracı ile Kara Harp Okuluna geldiği, daha sonra helikopterle Genelkurmay Başkanlığı'na intikal ettiği, Saat 02.00 sıralarında ...'ın emriyle ... İçtima alanında toplanan 155 subay adayı kursiyerin 16'şarlı gruplara ayrıldığı, her grubun başında bir rütbeli olacak şekilde silahlı, teçhizatlı ve kamuflajlı şekilde önceden kararlaştırılan planlama dahilinde temin edilen helikopterlerle yoğun çatışmaların yaşandığı darbeciler tarafından ele geçirilmeye çalışılan Genelkurmay Başkanlığı'na götürüldüğü, karargah içerisinde çeşitli yer ve bölgelerde darbe teşebbüsüne karşı koyan sivil halkın karargaha girmelerini önlemek amacıyla konuşlandıkları, Başka dosya firari sanığı ...'un Türk Telekom Binasından tekrar okula geldiği, saat 03.00 sıralarında KONMER'de bulunan kamera ve görüntü kayıt cihazlarını sökerek imha etmeye çalıştığı, devam eden aramalar sonucunda görüntü kayıt cihazlarının 18 Temmuz 2016 günü saat 14.00'de ağaçlık alanda bir çukura atılmış vaziyette bulunduğu, Kara Harp Okulunda darbe faaliyetinin sabah saatlerine kadar devam ettiği, sabah saat 08.00 sıralarında ...'ın nizamiyelerdeki personelin istirahate çekilebileceği, alınan tüm ilave emniyet tedbirlerinin kaldırılması emrini verdiği, ...'ın 15-16 Temmuz 2016 günlerinde Genelkurmay Başkanlığı, Akıncılar Üssü, Ulus-Telekom ve İzmir/Menteş'te bulunun ve darbe faaliyetine katılan askeri personelle yoğun telefon irtibatının bulunduğunun tespit edildiği, saat 09.00 sıralarında firari olmaları nedeniyle dosyadan tefrik edilen sanıklar ..., , başka dosya sanığı ... ile sanıklar ... ve ...'ın ...’ın odasında toplandıkları, sanıklar ... ve ... dışındaki diğer kişilerin sivil kıyafetlerini giyerek okuldan ayrıldıkları, anlaşılmıştır. Hukuki Açıklamalar ve Somut Olay Çerçevesinde Hükümlerin İncelenmesi; Sanıklara müsnet suçların unsurları ve özel görünüm şekilleri, savunmalarında ileri sürülen hukuki kurumlar ile ilgili olarak yapılan açıklamalar, 15 Temmuz 2016 günü ülke genelinde yaşanan olaylar, bölge adliye ve ilk derece mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olay çerçevesinde sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesine gelince; Darbe girişiminden önce darbeye yönelik hazırlıkların yapıldığı, darbe bildirisi yayınlanmadan önce okul komutanı derdest edilerek ele geçirilen Kara Harp Okulunda, olay günü rutin uygulama dışında tüm askerlerin okula çağrılarak teçhizatlı içtima edilmeye başlanması, içtima edilen askerlere darbe girişimine yönelik duyuru yapılması, silah ve mühimmat dağıtılması, darbe faaliyetinin yürütülmesinin engellenmemesi amacıyla nizamiyelerde önlemler alınması ve nizamiye önüne gelen emniyet zırhlı aracına helikopterden ateş açılması, Türk Telekom binasına, Genelkurmay Başkanlığına ve İstanbul iline intikal amacıyla sevkiyatların helikopter ve araçlarla Kara Harp Okulundan yapıldığının anlaşılması karşısında; olay gecesi çağrı üzerine veya kendiliğinden Kara Harp Okuluna gelen ya da başka bir nedenle okulda bulunan muvazzaf askerlerin olay gecesi 03.00 sıralarında silah alma emrine uyarak silah alması ve verilecek emirleri beklemesi şeklindeki eylemlerinin TCK’nın 309. maddesinde düzenlenen anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunda fiil üzerinde ortak hakimiyeti olmamakla beraber işlenmekte olan amaç suç yönünden TCK’nın 39. maddesi kapsamında yardım niteliğinde kalacağında tartışma bulunmamakla birlikte icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar oldukları ve suç işleme kararı ile iradesine katıldıkları kanıtlanamayıp darbe girişimine yönelik eylemleri hazırlık hareketi kapsamında kalıp teşebbüs aşamasına ulaşan bir eylemi bulunmayan kişiler açısından ise işlenmekte olan amaç suç yönünden hazırlık hareketini suç sayarak yaptırıma bağlayan TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmaları gerektiği gözetilerek; A) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen mahkumiyet hükümleri; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme suçundan verilen mahkumiyet hükümleri; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., , ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükümleri; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükümleri; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükümleri ile anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükümleri; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükümleri; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından verilen beraat hükümleri; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükümleri yönünden yapılan incelemede; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., Mehmet ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinde TCK’nın 62. maddesi uygulanırken uygulama maddesinin doğru olarak gösterildiği ve sonuç cezanın doğru şekilde belirlendiği anlaşılmakla; hüküm metnindeki ‘’sanıklara verilen cezanın takdiren 1/6 indirilerek’’ şeklindeki maddi hata niteliğindeki ibare mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiştir. Gerekçeli karar içeriğinde bir kısım sanıklar hakkında ‘’takdiri indirimi gerekirir bir neden bulunmadığından TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına’’ şeklinde ibarelere yer verilmiş ise de, hüküm kısmında sanklar hakkında gerekçesi belirtilmek suretiyle TCK’nın 62. maddesinin uygulandığı anlaşılmakla; sonuca etkili olmayan maddi hata niteliğindeki ibareler mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiştir. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ve ... yönünden; oluş, dosya kapsamı ve mahkeme kabulü nazara alındığında, dosya kapsamına göre mahkemenin takdir ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından suçundan mahkumiyet kararı verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... eylemleri; anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkumiyet kararı verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... eylemleri; anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım suçundan mahkumiyet kararı verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... eylemleri; silahlı terör örgütüne üye olma suçudan mahkumiyet kararı verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’nın eylemlerinin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında yüklenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı; ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarının sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı; sanık ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun sanık tarafından işlenmediği sabit olduğu, silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun sanıklar tarafından işlenmediği sabit olduğu gerekçe gösterilerek verilen beraat hükümlerinin karar yerinde gösterilerek kabul ve takdir kılınmış olduğu, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile sanıklar müdafiileri; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafiileri; Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve katılan ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmeyerek CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle beraat ve mahkumiyete ilişkin hükümlerin ayrı ayrı ONANMASINA, B) Sanık ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat hükmü ile sanıklar ..., ..., ..., ...,, ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükümleri yönünden yapılan incelemede; Mahkeme kabulüne göre, sanıkların çağrı üzerine Kara Harp Okuluna geldikleri ancak okul içerisinde yaşanan olayları anlayıp darbe girişiminde kanunsuz bir eyleme karışmamak için silah almayıp, geceyi odalarında, dersliklerde veya sığınak gibi yerlerde geçirdiklerinin kabul edilmesi, yapılan yargılamada da sanıkların darbe girişimine yönelik eylemlerinin tespit edilemediğinden haklarında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan beraatlerine karar verilmesi karşısında; 1) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında yapılan temyiz incelemesinde; Asker bir şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından aranması ve "her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun delil olacağı" nazara alındığında; Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK’dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının, “0” saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda "gerçekleştirilen arama sayısı, aramaların ardışık ya da periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği saatler, konuşma süreleri, sanığın farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadığı, ardışık aramaya dahil olan şahısların aynı kuvvete mensup ve aynı rütbede olup olmadıkları, aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı" hususlarını gösterir analiz raporunun tanzim edilmesi, sanık ile birlikte ardışık arandığı tespit edilen başkaca şahıslar var ise bu şahıslarla ilgili herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığı belirlendikten sonra şahısların tüm aşama ifadelerinin getirtilmesi, ayrıca UYAP'ta bulunan örgütlü suçlar bilgi havuzunda sanıklar hakkında başkaca bir beyan yahut delil bulunup bulunmadığının da araştırılması, yine sanık ... yönünden dosyaya gönderilen Bilal Demirci ifadesi ve teşhisi ile tüm sanıklar hakkında elde edilecek yukarıda izah edilen ve ilgili delillerin CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanıklar ve müdafiilerine okunarak diyeceklerinin sorulması, ayrıca sanıklar hakkında beyanlar bulunması halinde gerektiğinde ilgili şahısların mahkemece dinlenmesi ve sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, 2) Sanıklar Mikail Ibrık ve ... hakkında yapılan temyiz incelemesinde; Sanıkların silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan mahkumiyetine esas alınan tanık beyanlarının tek ve belirleyici delil satüsünde olması nazara alındığında, CMK'nın 210. maddesinin "Olayın, delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez" hükmü karşısında; sanıklar hakkında hükme esas alınan tanıkların mahkemece bizzat dinlenmesi, ayrıca sanık ... Ibrık hakkında dosyaya gönderilen Hasan Murdan ifadesi ve teşhis işleminin CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyeceklerinin sorulması, gerektiğinde mahkeme huzurunda dinlenmesi ve sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, 3) Sanık ... hakkında yapılan temyiz incelemesinde; UYAP'tan alınan nüfus kayıt örneğine göre, sanığın hükümden sonra 09.11.2021 tarihinde öldüğü görülmekle, sanığın öldüğüne ilişkin kayıtların araştırılarak TCK'nın 64/1. maddesi gereğince hukuki durumunun tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş olup, sanık ... ve müdafii, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafiileri ile katılan ... vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı hükümlerin CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE 23.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.