5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 59

Türk Ceza Kanunu 59. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 59- (Değişik: 31/3/2005 – 5328/1 md.) (1) İşlediği suç nedeniyle hapis cezasına mahkûm edilen yabancı, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına veya koşullu salıverilmesine karar verildikten ve her halde cezasının infazı tamamlandıktan sonra, durumu, sınır dışı işlemleriyle ilgili olarak değerlendirilmek üzere derhal İçişleri Bakanlığına bildirilir.[17] Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

134 karar eşleşti
16. Ceza Dairesi, 2018/1333 E., 2018/2309 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Yukarıdaki gerekçelere binaen sanıklar hakkında TCK'nın 59/2 maddesinin tatbiki ile cezalarının 1/6 oranında indirilemesine ve böylece sanıkların bu suçtan ayrı ayrı BİRER YIL SEKİZER AY HAPİS VE (83,333,333) SEKSENÜÇ MİLYON ÜÇYÜZ OTUZÜÇ BİN ÜÇYÜZ OTUZUÇ LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,
16. Ceza Dairesi         2018/1333 E.  ,  2018/2309 K. "İçtihat Metni" TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.02.2018 tarih ve 2018/10880 sayılı yazısı ile, Bölücülük propagandası yapmak ve görevli memura mukavemet suçlarından sanık ...'ın, 3713 sayılı Kanununun 8/1, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 59/2 (iki kez) ve 258/1-3. maddeleri uyarınca 1 yıl sekiz ay hapis, 1 ay 20 gün hapis ve 83.333.333 Türk Lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Diyarbakır (Kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 21.02.1994 tarihli ve 1992/437 esas, 1994/58 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, 3713 sayılı Kanunun 8/1. maddesinde öngörülen cezanın nev'i ve miktarında değişiklik yapıldığından bahisle 3713 sayılı Kanunun 8/1 ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 59/2. maddeleri 10 ay hapis cezasına, 647 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince cezanın ertelenmesine dair Diyarbakır (Kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.11.1995 tarihli ve 1992/437 esas, 1994/58 sayılı ek kararının da kesinleşmesinden sonra hükümlünün memnu hakların iadesi talebi üzerine, memnu hakların iadesi yönünde karar verilmesine yer olmadığına ilişkin Diyarbakır (Kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.09.2016 tarihli ve 2016/80 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Dosya kapsamına göre, yasaklanmış hakların geri verilmesi, belli bir suç veya cezaya mahkûmiyete bağlı olarak gerek Türk Ceza Kanununda, gerekse diğer kanunlarda öngörülen çeşitli hak yoksunluklarının kaldırılmasını sağlayan hukuki bir düzenleme olup, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 121 ve 124. maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usul Kanununun 416 ve 420. maddelerinde yer alan "yasaklanmış hakların geri verilmesi" kurumuna, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yer verilmediği, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 38. maddesiyle 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa 13/A maddesi eklenmek suretiyle tekrar düzenlendiği, bu düzenleme ile ceza mahkûmiyetinden doğan müebbet hak yoksunluklarının giderilmesi amaçlandığı, 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa eklenen 13/A maddesinde, 5237 sayılı Kanun dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebileceği, bunun için, anılan Kanunun 53. maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması gerektiğinin belirtildiği, yasaklanmış hakların geri verilmesi için cezanın infaz edilmiş olması ve kişinin infazın tamamlanmasından itibaren üç yıllık süre içerisinde yeni bir suç işlememesi ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekeceği, bu nedenle, mahkûm olduğu erteli hapis cezası 29.11.1995 tarihinde, hapis cezası da 14.09.1994 kesinleşen hükümlünün talebinin yukarıda izah edilen 5352 sayılı Kanununa eklenen 13/A maddesi kapsamındaki yasaklanmış haklarının iadesi niteliğinde olup, mahkemece her iki suça ilişkin bu yönde araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 24/01/2018 gün ve 94660652-105-21-369-2018-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak, Dairemize gönderilmiştir. TÜRK MİLLETİ ADINA OLAY: Kanun Yararına Bozma istemine dair talepleri içeren Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 24.01.2018 tarihli 94660652-105-21-369-2018-Kyb sayılı yazısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepnamesi ekinde Dairemize gönderilen 10 adet dosya ve 1 adet klasörün fiziki incelenmesinde özetle; 1 adet mavi renkli dosya üzerinde Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/270 esas ve 2009/344 karar, 26.05.2009 tarih, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... isimlerinin sanık olarak yazıldığı, içerisinde adları belirtilen sanıklar ile ilgili olarak uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma sağlama suçu kapsamında düzenlenen ve kolluk tarafından Zorba Operasyonu olarak adlandırılan operasyona yönelik olarak tanzim edilen bir kısım soruşturma ve kovuşturma evraklarının yer aldığı, 1 adet üzerine DMO kaşesi bulunan karton dosya içerisinde yer alan 1 adet yarım kapaklı karton dosya içerisinde ise, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13.10.2010 tarih 2010/351 esas ve 2010/21549 karar sayılı ilamı ile kesinleşen Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin (kapatılan CMK 250. maddesi ile görevli) 2008/270 esas ve 2009/344 karar sayılı ilamına yönelik hazırlanan yerine getirme fişlerinin, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/270 esas, 2009/344 karar sayılı 29.08.2012 tarihli uyarlamaya yönelik ek kararı ile Şanlıurfa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/61 esas ve 2008/112 karar sayılı 25.04.2008 tarihli görevsizlik kararı başta olmak üzere ve bir kısım hükümlüler hakkındaki infaz evrakları ve mahsup kararlarının bulunduğu; 1 Adet üzerinde 2012/132 esas 2012/118 karar 27.09.2012 tarih hak. Ver. Kar. İtr. ... ibareleri yazılı olan karton dosya içerisinde ... hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin, mavi renkli şeffaf dosya içerisinde, ... hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin, ayrıca karton dosya içerisinde, ... hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin ve ... hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin ise mavi renkli şeffaf dosya içerisinde yer alacak şekilde bulunduğu, 1 adet üzerinde ..., para cezası ibarelerinin yazılı olduğu karton dosya içerisinde hükümlü hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin bulunduğu; 1 adet üzerinde ... 2012/131 esas, 2012/113 karar, 27.09.2012 tarih, hak.ver.cez.itr. ibaresinin yazılı olduğu karton dosya içerisinde, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/270 esas ve 2009/344 karar sayılı kesinleşen ilamı kapsamında bir kısım hükümlüler hakkında hükmedilen cezaların infazına yönelik olarak hazırlanan yerine getirme fişleri ile infaz belgelerinin ve çeşitli kararların bulunduğu, 1 adet üzerinde 414, ..., 07.11.2009 ibareleri yazan karton dosya içerisinde ... ile ilgili infaz evraklarının bulunduğu, 1 adet üzerinde ..., -123, vasi istenecek, vasi istendi, vasi vardır ibareleri yazılı bulunan karton dosya içerisinde hükümlü ... ile ilgili infaz evrakları ve şartlı tahliye kararının bulunduğu, 1 adet üzerinde il:2012/443, ..., 15.000TL adli para, 20 Taksit ibarelerinin yazıldığı karton dosya içerisinde, hükümlü ... hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin bulunduğu, 1 adet üzerinde ..., 2012/7-3938, 12/7-3938 ibarelerinin yazılı bulunduğu karton dosya içerisinde hükümlü ... ile ilgili infaz evraklarının, yarım kapaklı üzerine taksit 20, her ayın 15'i 1 taksit 15.03.2012 ibaresi yazılı bulunan karton dosyanın bulunduğu; 1 adet üzerinde 2008/, 2008/270 , gölge dosya ibaresi yazılı bulunan karton dosya içerisinde ... ve ... hakkında tanzim edilen infaz belgelerinin ve bir kısım kararların bulunduğu, Belirtilen dosyaların Kanun Yararına Bozma isteminde bulunulan dosya ile bağlantısının ve ilgisinin bulunmadığı, UYAP sisteminden yapılan inceleme de belirtilen belgelerin bulunmadığı görülmüştür. 1992/437 ibaresinin yazılı bulunduğu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Dosya Gönderme Formuna göre Diyarbakır Kapatılan 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.09.2016 tarihli 2016/80 değişik iş sayılı ... hakkındaki kararı ile ilgili, 1 adet karton dosya içerisinde yer alan olay ile ilgili yargılaması yapılan diğer sanıklar ile ilgili belgelerinde yer aldığı anlaşılmakla yapılan incelemede; 18.07.1992 tarihnde 23:30 sıralarında ... Mahallesi ... Caddesi, ... Yapı Kooperatifi C ve D blok arasındaki boş alanda yapılan ve kanunsuz siyasi gösteriye dönüşen düğünün dağıtılması ve saldırganların durdurulması için yapılan uyarı üzerine başlayan olaylar sonucunda yapılan ikaz atışına silahla karşılık verilmesi, memura saldırı ve mukavemette bulunulması, polis aracına zarar verilmesi akabinde şahısların dağılarak D blok içerisinde yer alan 11 ve 15 nolu dairelere kaçmaları akabinde takip edilerek yakalanmaları üzerine başlatılan soruşturma kapsamında; 19.07.1992 tarihli teşhis tutanağı ile düğünde davetliler arasında olduğu tespit edilen sanığın, yakalamayı müteakip saat 04:20 de yapılan muayenesinde kafa arkasında, kafa sol oxipital bölgede, arka pariatal bölgede künt cisimle oluşturulmuş maddi yaralanmaları, ense ile sağ omuz arkasında ekimoz, sağ skapula üzerinde ise ödem, sol dizkapağı ile sağ diz kapağı altında ekimoz, sağ tibia ortasında erezyon ve sıyrık bulunduğuna ve hayati tehlikesinin bulunduğuna dair geçici rapor tanzim edildiği, 19.07.1992 tarihinde kollukça "sanık ifade tutanağı" olarak tanzim edilen tutanakların incelenmesinde bir kısım şüpheli ifadelerinde BİJİ PKK, BİJİ APO, BİJİ KÜRDİSTAN şeklinde slogan atıldığı, sarı, kırmızı, yeşil renkli bez parçalarının sallandığı, polis ekibinin uyarısı üzerine kalabalığın karşı çıkarak polis ekibine taş, sopa ve sandalyeler ile saldırdığı, polis minibüsünün camlarının kırıldığı, polis tarafından uyarı atışı yapılmasına müteakip kalabalık içerisinden silahla ateş edilerek karşılık verildiğinin belirtildiği, Sanığın 19.07.1992 tarihinde saat 17:45 te müdafii bulunmadığı anlaşılan kolluktaki ifadesinde özetle; arkadaşının düğününde hizmet etmek için bulunduğu esnada polis memurlarının bir kişiyi götürmeleri üzerine düğünün biteceğini, huzurun bozulmaması için müdahale edilmesi amacıyla konuştuğu esnada kardeşinin de yanında bulunduğu sırada, polislerce kendisi ve kardeşinin götürülmek istenildiğini bu sırada yaşanan arbedede tartaklandığını, o anda taşların atıldığını ve polis otosunun camlarının kırıldığını, polis memurlarının havaya ateş açtığını, silah sesleri duyduğunu ancak atılan taşlar nedeni ile yere kapaklandığı için kimin silah kullandığını görmediğini, düğünde yasa dışı slogan atılmadığını ancak tanımadığı kişilerce renkli kumaşların sallandığını gördüğünü özetle beyan ettiği, Olay yakalama, zapt etme tutanağına göre özetle; ...'ya ait olduğu öğrenilen düğün merasiminde bölücü mahiyette sloganlar atıldığının öğrenilmesi üzerine olay yerine giden polis ekiplerince ikaz yapılmak istenildiği sırada ... ve ... tarafından yönlendirilen ellerinde yeşil, sarı, kırmızı renkli bezleri sallayan ve küfürler etmek sureti ile "biji apo, biji pkk, biji kürdistan, şerok apo, kürdistan faşizme mezar olacak, vur gerilla vur,kürdistanı kur" içerikli sloganlar atarak eylemlerini devam ettiren ve bu esnada da apartmanların balkonlarından saksıların atılmasını müteakip yapılan uyarılar üzerine, görevlilere taş ve sopalar ile saldırıldığının, anons yapmaya çalışan ekip amirinin darp edildiğinin, gömleğinin yırtıldığının ve telsiz anteninin kırıldığının, resmi plakalı otoya taşlı sopalı saldırıda bulunarak zarar verdildiğinin, polis memurlarınca bu esnada saldırıların durdurulması amacı ile ateş açılması üzerine saldırgan gurubun içerisinden kimliği belirlenemeyen kişilerin silah kullandıklarının, takviye ekip gelmesine müteakip aralarında ...'ında bulunduğu kişilerin olay yerinde ve kaçan diğer şahısların ise D blok içerisinde saklandıkları dairelerin kapılarının yapılan uyarı ile bazılarının ise zor kullanmak sureti ile açılarak yakalandıklarının, olay yerinde kürsü diye tabir edilen ve polise saldırıda kullanılan kırık masaların, kırmızı sarı yeşil renkli bez parçalarının ve 3 adet MKE yapımı 9 mm çaplı kovan, 2 adet 7.65 mm çaplı geco marka boş kovanın, 12 parça "serxwebun" isimli PKK'nın 10'uncu zafer yılı kutlu olsun konulu döküman parçalarının bulunduğunun belirtildiği, 20.07.1992 tarihinde DGM savcısı huzurunda alınan bir kısım ifadelerde de "biji apo, serok apo, biji kürdistan, biji pkk" gibi sloganların düğünde atıldığı ve kırmızı, sarı, yeşil renklerden oluşan şallar ile oyun oynandığı, silah seslerinin duyulduğuna dair beyanları içerir ifade tespit tutanaklarının bulunduğu, ...'ın ise beyanında düğün yerinde sloganların atılmadığını ancak sarı yeşil, kırmızı renkli şallar ile oynandığını bunun üzerine polislerin düğün yerine gelmeleri damadında polislerin yanına gitmek istemesi üzerine kendisinin damadı göndermeyerek polislerin yanına gittiğini, bu esnada polislerin bir şahsı götürmek istediklerini, kardeşinin de yanına bulunduğunu, polislerin kendisini götürmek istemeleri üzerine kalabalığı uzaklaştırdığını, vücudundaki ekimozların polisler ile olan itişme ve kalkışma nedeni ile olduğunu, polislerin kendisini dövdüğünü beyan ettiği, Kapatılan Diyarbakır 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Üyeliğinin 1992/162 müt no sayılı 20.07.1992 tarihli sorgu tutanağı ile sorgusu yapılan ...'ın ifadesinde özetle; düğün yerinde slogan atılmadığını, sarı yeşil kırmızı renkli bez parçalarının düğün yerinde tanımadığı kişilerce sallandığını gördüğünü, polislerin düğüne müdahale ettiklerini, polisler ile konuşmaları esnasında taşların atıldığını, polislere vurmadığını ancak kendisinin polislerce dövüldüğünü, başından yaralandığını kendisinin polislere vurmadığını beyan ettiği ve düğün yerinde bölücülük propagandası yapmak, görevli memura mukavemet, kamu malına zarar vermek suçlarından tutuklandığı ve hakkında 20.07.1992 tarihli tevkif müzekkeresinin düzenlendiği, Yırtılmış vaziyette bulunan serxwebun dergisine ait parçalar ile sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan 3 adet puşinin 20.07.1992 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiğine dair tutanağın ve emanet makbuzunun ayrıca olay yerinde bulunan puşiler ile zarar verilen polis minübüsü ile anteni kırılan polis telsizine ait resimlerinde dosya içerisinde bulunduğu görülmüştür. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 1992/1819 hazırlık, 1992/791 esas, 1992/755 iddianame numaralı 30.07.1992 tarihli iddianamesi ile sanığın diğer 27 sanık ile birlikte olay tarihinde Bağlar Hatboyu Caddesi Öğretmenler Sokak Yapı koop. C ve D bloklar arasında sanıklardan ...'nın düğün merasiminde "Biji Pkk, Biji Apo, Biji Kürdistan, Serok Apo, Kürdistan Faşizme mezar olacak, vur gerilla vur, kürdistanı kur" şeklinde slogan attıkları, sarı kırmızı, yeşil renkli şalları salladıkları, kendilerine ikaz etmek isteyen güvenlik görevlilerine taş ve sopalar ile saldırıp yaraladıkları, bu arada topluluk içinden silah atıldığı, olay yerinde görevli bir polis memurunun telsizinin anteni ile ekip otosunun camlarını kırdıkları bilahare olaya müdahale eden güvenlik görevlilerince yakalandıkları, iddia, tevilli ikrar, doktor raporları, olay zaptı ve teşhis tutanağı ile tüm evrak kapsamında anlaşılmakla; sanıkların 2845 sayılı yasa hükümlerine göre yargılanarak eylemlerine uyan 3713 sayılı yasanın 8/1, TCK'nın 258/2, 516/3, 517, 522, 3713 sayılı yasanın 5 maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına, bır kısım sanıklar hakkında yaşları nedeni ile TCK 55/3 ile 2253 sayılı yasanın 12/2 maddelerinin tatbikine ,1992/438 sıraya kayıtlı emanetin müsaderesine karar verilerek cezalandırılmalarının talep edildiği görülmüştür. 20.07.1992 tarihli ekspertiz raporu ile olay yerinde bulunduğu belirtilen 4 adet parebellum tipi kovan ile 3 adet 7.65 mm çapındaki kovanlar üzerinde inceleme yapıldığı, inceleme konusu kovanlar ile bilinmeyen olaylar bölümünde kayıtlı bulunan verilerin karşılaştırılmasında irtibat bulunmadığı belirtilmiştir. Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1992/437 esasına kayden yürütülen yargılamada 30.09.1992 tarihinde yapılan duruşmada verilen ara karar ile tutuklu sanıkların bihakkın tahliyelerine karar verilmiştir. İç İşleri Emniyet Genel Müdürlüğünün dosya içerisinde yer alan 20.12.1993 tarih ve 333450 sayılı yazı cevabına göre aselsan telsizinin antenin fiyatının 140.000-TL olduğu bildirilmiştir. 02.09.1992 tarihinde yapılan ilk duruşma zaptındaki beyanına, 10.01.1994 havale tarihli sabıka kaydına göre sanığın adli sicil kaydı bulunmamaktadır. Tutanak mümzilerinin dinlenildiği, olay yerine sonradan gelen polis memurlarının haricinde dinlenen 3 tutanak mümzisi tanığın sanık aleyhine beyanda bulundukları, dinlenen mümzilerin tutanak içeriklerini doğruladıkları duruşma zabıtlarından anlaşılmaktadır. 14.02.1994 tarihli 14 nolu oturumun yapıldığı duruşmada; eylemin bir bütün olarak değerlendirilip ızrar suçunun memura mukavemet suçunun unsurları içerisinde yer aldığından sanık ve kardeşi hakkında 3713 sayılı kanunun 8/1, TCK'nun 258/1-3, 3713 sayılı yasanın 5 maddesi gereğince cezalandırılması, 516/3 maddesinden açılan davada ceza tayinine yer olmadığına karar verilmesi, diğer sanıklar hakkında ise delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesinin iddia makamınca mütalaa olunduğu; Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1992/437 esas, 1994/58 karar sayılı 21.02.1994 tarihli gerekçeli kararında özetle; olay yakalama ve arama tutanağı, olay yeri inceleme ve zapt tutanağı, zabıt mümzisi tanıkların beyanları ve diğer deliller dikkate alınarak, olay günü ...'nın düğün töreninde sanığın düğüne katılan diğer şahıslar ile birlikte ellerindeki sarı kırmızı yeşil renkli bezler ile oyun oynayıp şarkı söylediği sırada topluluk ile birlikte "biji apo, biji pkk, biji kürdistan, serok apo, kürdistan faşizme mezar olacak, vur gerilla vur kürdistanı kur" şeklinde sloganlar söylediği, bu durumun tanık 3 zabıt mümzisince görülüp beyanları ile tespit edildiği, olay yerinde bulunan ekip amirinin düğün sahibini araması esnasında ...'ın kendisini düğün sahibi olarak tanıttığı ve ekip amirine "sen topluluğa müdahale etme ağzımızın tadını bozma kenara çekil" diye cevap verdiği, ekip amirinin sanığı topluluğun dışına çıkarıp konuştuğu sırada orada bulunan iki kişinin ellerini kaldırıp zafer işareti yaptığı, polis memurlarının bu iki şahsı tutup götürdüğü sırada sanığın "bu iki kişiyi bırak sonra kötü olur" dediği, sanığın ekip aracına doğru götürülürken aniden üstünü başını yırtıp bağırmaya başladığı, bu sırada kardeşi sanık ...'in "kardeşimi götüremezsiniz" diyerek ekip amirinin üzerine saldırdığı, arkadan gelen kalabalığın güvenlik görevlilerine taş ve sopa ile saldırdığı, sloganlar söylediği, ekip amirinin merkezden elindeki telsiz ile yardım istediği sırada sanık ...'ın telsize saldırıp anteni kırdığı, atılan taşlar ile ekip aracının camlarının kırıldığı, ekip amirinin ...'i kendisine siper edip taşlardan korumaya çalıştığı sırada sanık ile arasında boğuşma yaşandığı, bu esnada sanığın "saldırın öldürün" diye bağırdığı, ek güvenlik güçleri gelince topluluğun dağıldığının kabulü ile sanığın topluluk ile birlikte "Biji apo, Biji PKK, Biji Kürdistan, Serok Apo, Kürdistan faşizme mezar olacak, vur gerilla vur Kürdistanı kur" şeklinde slogan söyleme eylemlerinin 3713 sayılı Kanunun 8/1'nci maddesi kapsamında Devletin Ülkesi ve Milleti ile Bölünmez Bütünlüğü Aleyhine propaganda yapmak suçunu oluşturduğu, bu suçun maddi ve manevi unsurlarının tamamlandığı, ekip amiri olan komiser yardımcısına karşı saldırı eylemlerinin TCK'nın 258/1'nci maddesi kapsamında görevli memura mukavemet suçunu oluşturduğu, bu suçunda maddi ve manevi unsurlarını tamamladığı, görevli memura mukavemet suçunu sanığın kendisini kurtarmak amacıyla işlediğinden hakkında TCK'nın 258/3. maddesinin tatbik edildiği, telsizin antenini kırması eyleminin komiser yardımcısına mukamevet suçunun unsuru olması, bu suç içerisinde eridiğinden ayrıca kamu malına zarar vermek suçundan ceza tayin edilmediği, aracın camını kırdığının tespit edilememesi nedeniyle delil yetersizliğinden beraat kararı verildiği gerekçesi ile; 1-a-)Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Ülkesi ve Milleti aleyhine bölünmez bütünlüğü aleyhine propaganda yapmak suçunu işledikleri sabit görüldüğünden eylemlerine uyan 3713 S.Knun 8/1 maddesi uyarınca suçun işleniş şekli yeri ağırlığı, sanıkların izlenimleri sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak İKİ ŞER YIL AĞIR HAPİS VE 50.000.000-TL' ER LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA, Ağır Para Cezası 3506 S.K nun ek md. 2 göre iki kat arttırılarak 100.000.000-TL ER LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA, Yukarıdaki gerekçelere binaen sanıklar hakkında TCK'nın 59/2 maddesinin tatbiki ile cezalarının 1/6 oranında indirilemesine ve böylece sanıkların bu suçtan ayrı ayrı BİRER YIL SEKİZER AY HAPİS VE (83,333,333) SEKSENÜÇ MİLYON ÜÇYÜZ OTUZÜÇ BİN ÜÇYÜZ OTUZUÇ LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA, b-)Görevli memura mukavemet suçunu işledikleri sabit görüldüğünden;eylemlerine uyan TCK'nın 258/1 madde ve fıkrası gereğince suçun işleniş şekli, yeri ağırlığı sanıkların izlenimleri, sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak ALTIŞAR AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA, Sanık ...'ın suçu kendisini tehditten kurtarnak amacıyla işlediğinden sanık ...'ında suçu kardeşini tevkiften kurtarmak amacıyla işlediğinden TCK'nın 258/3 madde ve fıkrasının tatbiki ile sanıkların İKİŞER AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA, Yukarıdaki gerekçelere binaen sanıklar hakkında TCK'nun 59/2 maddesinin tatbiki ile verilen cezanın 1/6 oranında indirilmesine ve böylece sanıkların ayrı ayrı BİRER AY YİRMİŞER GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, Suçun işlenmesindeki özellikler sanıkların olaylar sırasındaki tutum ve davranışları dikkate alınarak her iki sanık hakkında 647 S.K nun 4 ve 6 maddelerinin tatbikine yer olmadığına, c-) Sanık ...'ın polis memurunun elindeki telsizin antenini kırmak suçu mukavemet suçu içinde değerlendirildiğinden sanık hakkında bu suçtan dolayı ayrıca ceza tayinine YER OLMADIĞINA, d-) Sanıklar ... ve ...'ın polis aracının camlarını kırmak suretiyle mahkumiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden ayrı ayrı BERAATLERİNE, e-) Sanıklar ... ve ... hk.da tayin edilen yukarıdaki cezalar TCK'nın 72 ve 74 maddeleri uyarınca içtima ettirilerek neticeten ve içtimaen sanıkların ayrı ayrı BİRER YIL SEKİZER AY AĞIR HAPİS, BİRER AY YİRMİŞER GÜN HAPİS VE 83,333,333 TL AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA, Sanıkların gözetim altında ve tutuklulukta geçirdikleri günlerin TCK 40 maddesi gerekince MAHKUMİYETLERİNDEN MAHSUBUNA ... 2-)... 3-)DGM Emanetinin ..sırasına kayıtlı Dergi ve Puşilerin TCK'nun 36 maddesi uyarınca zoralımına, 4-)DGM C Başsavcılığının sanıklar ... ve ... hakkında 3713/ S.K'nun 5 maddesinin uygulanmasına dair talebinin yasal koşulları oluşmadığından REDDİNE, ..... 2000-TL yargılama giderinin ödenmesine dair karar verildiği, gerekçeli kararın 12.04.1994 tarihinde sanık müdafiine tebliğ edildiği, 22.02.1994 tarihinde verilen süre tutum dilekçesi ile kararın temyiz edildiği, 14.04.1994 tarihinde gerekçeli temyiz dilekçesinin sunulduğu, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 1994/4549 esas, 1994/4368 karar sayılı 14.09.1994 tarihli ilamı ile oybirliği ile onanarak kesinleştiği, Ayrıca 11.10.1994 tarihli 1992/437 esas sayılı Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı ile dosyanın Yargıtay'a gidiş geliş masrafı olarak 150.000 TL nin hazine adına sanıklardan tahsiline, önce hükmedilen yargılama masrafına eklenmesine dair karar verildiği görülmüştür. Harcın tahsili içinde İcra Dairesi Hakimliği 1992/432 sayılı Diyarbakır Defterdarlığına yazılan harç tahsil müzekkeresinin de dosya içerisinde bulunduğu görülmüştür. 22.11.1994 tarihinde sanık müdafiince karar düzeltme isteminde bulunulmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.1994 tarih ve 104567 sayılı yazısı ile istem yerinde görülmediğinden dosya iade edilmiştir. 3713 sayılı yasada 4126 sayılı yasa ile değişiklik yapılması nedeni ile hükümlünün durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden Diyarbakır 1 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1992/437 esas ve 01.11.1995 tarihli tensibi ile infazın durdurulmasına ve duruşma açılmasına karar verildiği 01.11.1995 tarihli tensip zaptından anlaşılmıştır. 02.11.1995 tarihli 1992/437 esas numaralı evrak üzerinden sanık hakkındaki ilamın infazında tereddüt oluşması nedeni ile verilen karar ile de; 3713 sayılı Yasanın 8/1 maddesinde yapılan değişiklik nedeni ile infazın durdurulmasına karar verildiği, TCK'nın 258/1 maddesinden verilen cezanın ise aynen infaz edileceğine dair karar verilmiştir. Bu karara karşı sanık müdafiinin 4126 sayılı değişiklik sonucunda cezanın alt sınırdan tayin edilmesi ve sanık hakkında TCK'nın 59. maddesinin uygulanması nedeni ile verilebilecek cezanın ON AY HAPİS cezası olduğu, bu kapsamda 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca paraya çevirme ve tecil durumunun kuvvetle muhtemel olduğu, bu durumda müvekkillerin cezaevinde 7 AY 12 GÜN fazladan yatmış olacaklarını, infazın bir bütün olduğu, aynı ilam ile içtima kararı verildiği nazara alındığında TCK'nın 258/1 maddesinden de tahliye kararı verilmesi gerektiğinden bahisle itirazda bulunulduğu, Diyarbakır 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığının 1995/82 müt.karar nolu 13.11.1995 tarihli kararı ile 3713 sayılı 8/1 maddesinden sanığın aldığı cezaya ilişkin infazın durdurulduğu, bu ilamla içtima ettirilmiş bulunan TCK'nın 258/1 ve 3 maddelerine istinaden almış oldukları mahkumiyet hükmünün ise 3713 sayılı Yasanın 8/1 maddesi dışında bir yasa maddesi olup değişikliğin bu maddeyle ilgili olmadığı anlaşılmakla red kararının usul ve yasaya uygun olduğundan yapılan itirazın oybirliği ile reddine karar verilmiştir. 16.11.1995 tarihli 1992/437 esas, 1994/58 karar sayılı, Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin ek kararı ile; 4126 sayılı yasa kapsamında yapılan değişiklik üzerine resen duruşmalı olarak yapılan yargılama sonucunda; Hükümlüler hakkında mahkememizce verilen 21.02.1999- tarih 1992/9-37 Esas, 1999-/58 Karar sayılı hükmü ile Bir'er yıl Sekiz'er ay ağır hapis 83.333.333.TL lira ağır para cezasının 3713 SY 8. maddesini değiştiren 4126 SY.nın 1. maddesi gereğince ceza miktarında ve nevinde yapılan değişiklik gözönüne alınarak mahkumiyet süresi yeniden belirlenmek suretiyle hükümlüler ... ve ...'ın bir'er yıl hapis 100.000.000' er lira ağır para cezası ile mahkumiyetlerine Hükümlüler hakkında daha önce TCK'nın 59. maddesinin tatbik edilmiş olmakla verilen cezadan TCK 59/2 maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılarak NETİCETEN ON'AR AY HAPİS ve 83.333.333.-'ER LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE MAHKUMİYETLERİNE, Hükümlüler hakkında 647 SY. Kanun 4. maddesinin suçun işleniş şekli işlenen suçun vehameti, kasıtlarındaki yoğunluk, ve sanıkların kişilikleri gözönüne alınarak takdiren uygulanmasına YER OLMADIĞINA, Hükümlülerin geçmişteki hali, suç işleme hususundaki eğilimleri gözönüne alınarak ileride bir daha suç işlemeyecekleri kanaati hasıl olduğundan hükmolunan cezanın 647 SY.nın 6. maddesi gereğince ERTELENMESİNE, Hükümlüler hakkında daha önce verilen mahkumiyet hükmü 21.02.1994 tarih 1992/9-37 Esas, 1999-/58 Karar sayısı ile verilen ve adli sicile işlenen 3713 SY.nın 8/1 maddesi uyarınca verilen mahkumiyet nedeniyle adli sicile işlenen adli sicil kaydının 3862 sayılı kanunun 8/d madde ve 2. fıkrası gereğince adli sicilden çıkarılmasına...... Kanun yolu açık olmak üzere hükümlülerin ve vekillerinin yokluğunda İddia makamı hazır olduğu halde talebe uygun olarak oy birliği ile karar verildiği, kararın 22.12.1995 tarihinde hükümlü müdafiine tebliğ edildiği, temyiz edilmediğinden 29.12.1995 tarihinde mesai bitiminde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhinin bulunduğu görülmüştür. 17.11.1995 tarihli dilekçesi ile hükümlü ... müdafiinin ertelenen ceza kapsamında tutuklu kalınan sürenin TCK'nın 258 maddesi kapsamındaki infaz edilen cezasından mahsubuna karar verilmesini talep ettiği, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1992/437 esas, 1994/58 karar sayılı 21.11.1995 tarihli kararı ile TCK'nın 40. maddesi gereğince 3713 sayılı Yasadan beraat etmediğinden mahsup talebinin gerçekleşmesi mümkün bulunmadığından hükümlüler vekilinin talebinin reddine dair evrak üzerinden oy birliği ile karar verdiği görülmüştür. 06.02.1996 tarih 1992/437 esas sayılı müzekkere ile Cumhuriyet Başsavcılığına tecil evrakının mahkemesince gönderildiği, adli sicil kaydının silinerek gönderilen ceza fişine göre yeniden düzenlenmesinin istenildiği görülmüştür. Hükümlü avukatının istemi üzerine, yasal değişiklik nedeni ile Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda hazırlanan 31.10.1995 tarihli Bismil Kapalı Cezaevi Memurluğunca tanzim edilen belgede 19.07.1992 tarihinde hükümlünün gözaltına alındığı, 20.07.1992 tarihinde tutuklandığı, 30.09.1992 tarihinde tahliye olduğu, 12.06.1995 tarihinde cezalarından dolayı cezaevine giriş yaptığının belirtildiği görülmüştür. 03.11.1995 tarihli müddetnameye göre 01.11.1995 tarihinde cezaevine girdiği, mahkumiyet müddetinin 1 ay 20 gün hapis cezası olduğu, 21.12.1995 tarihinin bihakkın tahliye, 26.11.1995 tarihinin ise 647 sayılı Yasaya göre şartla tahliye tarihi olduğunun, müddetnamenin TCK'nın 258 maddesine yönelik tanzim edilen müddetname olduğunun, infazın 3713 sayılı Yasada yapılan değişiklik nedeni ile durdurulmasına karar verilmesine müteakip hazırlandığının, 09.11.1995 tarihli Bismil Kapalı Cezaevi İdare Memurluğu Disiplin Kurulu kararı ile hükümlünün infaz evrakı incelendiğinde cezasının 1/2 sini iyi halli olarak geçirmiş olduğuna dair karar alındığının, 23.11.1995 tarihli 1995/109 karar sayılı Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı ile de TCK'nın 258 maddesi uyarınca 1 ay 20 gün olarak hükmedilen cezanın 1/2 ni çektiğinden 26.11.1995 tarihinden itibaren şartla tahliyesine karar verilerek, infaz olunan cezaya yönelik infaz fişlerinin 06.12.1995 tarihinde 1 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığına gönderildiği görülmüştür. 03.04.1995 tarihinde hükümlü müdafiince İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvuruda bulunulduğu,dosya içerisinde yer alan Dış İşleri Bakanlığının 8546 sayılı yazısından düğün günü atılan slogan nedeni ile ileri sürülen iddianın iç yargı organları önünde düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında ileri sürülmediğinden reddine ancak işkence iddiası yönünden iddiaları incelemeye değer bulduğunda dair karar verdiği anlaşılmıştır. 20.03.2001 tarihli sabıka kaydında hükümlü hakkındaki cezaların haber özetlerinin içeriklerinde bulunduğu görülmüştür. Hükümlü müdafiinin Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesine sunduğu 26.03.2001 havale tarihli dilekçe ile 3713 sayılı yasa kapsamında hükmedilen 1992/437 esas ve 1994/58 karar sayılı 21.02.1994 tarihli karara konu hapis cezasının 4126 sayılı Yasa kapsamında ON AY hapis cezasına dönüştürülmesi ve teciline karar verilmesi nedeni ile 3682 sayılı yasa kapsamında silinmesi talebinde bulunmuştur. Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi 1992/437 esas sayılı 29.03.2011 tarihli evrak üzerinden verdiği karar ile hükümlü hakkında verilen 21.02.1994 gün 1992/437 esas ve 1994/58 karar sayılı Adli sicil kaydına dair mahkumiyet hükmünün 3682 sayılı yasal koşullar oluştuğundan adli sicil kaydından silinmesine karar vermiş ve verilen karar 29.03.2001 tarihinde Adli Sicil İstatistik Müdürlüğüne gönderilmiştir. 02.07.2003 tarihinde hükümlünün kardeşi olan ...'ında benzer şekilde adli sicil kaydının silinmesi talebinde bulunduğu, Diyarbakır 1 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1992/432 esas ve 1994/58 karar sayılı 03.07.2003 tarihli ilamı ile 1 yıl 8 ay hapis ve 83.333.333-TL ağır para cezasının 16.11.1995 gün 1992/437 esas, 1994/58 karar sayılı ek kararı ile 3713 sayılı Yasada yapılan değişiklik nedeni ile verilen 10 ay hapis ve 83.333.333-TL ağır para cezasının teciline karar verildiğinden belirtilen ilamın adli sicil kaydından silinmesine karar verdiği görülmüştür. 29.08.2016 tarihinde ... vekili tarafından müvekkili hakkında Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince verilen 21.02.1994 tarih ve Esas No: 1992/437 Karar No; 1994/58 sayılı kararı ile 1 YIL 8 AY Ağır Hapis Cezasına yönelik kesinleşen karar doğrultusunda infaz işlemlerinin yerine getirildiğini, ayrıca ceza süresi kadar kamu hizmetlerinden mahrumiyetime karar verildiği, mahkumiyet hükmünün kesinleşip, söz konusu tarihten itibaren yasal deneme süresinin geçtiği belirtilerek hakkında verilen kamu hizmetlerinden yasaklanmaya ilişkin kısıtlılık halinin kaldırılmasına yönelik talebini içeren "Memnu Hakların İadesine İlişkin İstemdir" konulu dilekçe ve ekinde sunduğu sabıka kaydı, nüfus kaydı, iyi durum ilmuhaberi ve vekaletname sureti ile istemde bulunduğu görülmüştür. Diyarbakır (kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesi (cmk 250 ile yetkili) nin 2016/80 değişik iş sayılı 01.09.2016 tarihli 09.09.2016 tarihinde itiraz edilmeden kesinleşen kararı ile; "Hükümlü ...'nın Mahkememizin (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 1992/437 Esas, 1994/58 Karar sayılı dosyasında Bölücülük propagandası yapmak, memura cebir, şiddetle mukavemet, kamu malına zarar verme suçundan yargılandığı, yapılan yargılama sonucu 21/02/1994 tarihinde sanığın terör örgütünün propagandasını yapmak ve görevli memura mukavemet suçu sabit görülerek 3713 sayılı Yasanın 8/1, 3506 sayılı Kanunun ek madde 2, 765 sayılı TCK’nın 59/2, 258/1-3, 72 ve 74 maddeleri gereğince mahkumiyetine karar verildiği verilen kararın 01.04.1994 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Hükümlü hakkında Mahkememizin (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 16.11.1995 tarih 1992/437 Esas, 1994/58 sayılı ek kararı ile mahkememizce (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 21.02.1994 tarih 1992/437 Esas, 1994/58 Karar sayılı hükmü ile verilen 1 yıl 8 ay ağır hapis ve 83.333.333 lira ağır para cezasının 3713 sayılı Kanunun 8. maddesini değiştiren 4126 sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince ceza miktarında ve neviinde yapılan değişiklik gözönüne alınarak mahkumiyet süresi yeniden belirlenmek suretiyle hükümlü hakkında neticeten 647 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince ertelenmesine ve mahkememizce (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 21.02.1994 tarih 1992/437 Esas, 1994/58 sayılı kararı ile verilen ve adli sicile işlenen 3713 sayılı Kanunun 8/1 maddesi uyarınca verilen mahkumiyet nedeniyle adli sicile işlenen adli sicil kaydının 3682 sayılı Kanunun 8/1 maddesi gereğince 2. fıkrası gereğince adli sicil'den çıkartılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla Mahkememizce (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 16.11.1995 tarih 1992/437 Esas, 1994/58 sayılı ek kararı ile hükümlüye daha evvel verilen mahkumiyet kararının ertelenmesine karar verildiği ve hükümlü hakkında mahkememizce kamu hizmetlerinden mahrumiyetine dair herhangi bir karar verilmediği anlaşıldığından, bu konuda karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiş olup, hükümlü ... müdafiinin memnu hakların iadesine ilgili olarak mahkememizce (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 1992/437 Esas 1994/58 sayılı kararında hükümlü hakkında kamu hizmetlerinden yasaklanmasına dair herhangi bir karar verilmediği anlaşılmakla, hükümlü ... müdafii Av. ...'in talebinin reddi ile, bu konuda KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA" dair dosya üzerinden itiraz yolu açık olmak üzere karar verildiği görülmüştür. Uyap ortamında taralı olan belgeler ile fiziki belgeler arasında kararın tebliğ edildiğine dair bir belgeye rastlanılmamıştır. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nün 20.10.2016 tarihli yazısı ile ... hakkında Diyarbakır 4 Ağır Ceza Mahkemesinin 01.09.2016 tarih ve 2016/80 değişik iş sayılı kararı ile her ne kadar, Diyarbakır (Kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 16.11.1995 tarihli ve 437 E. - 58 K. sayılı ilâmında kamu hizmetlerinden yasaklanmasına dair herhangi bir karar verilmediğinden bahisle "memnu haklarının iadesi yönünde talebin reddi ile bu konuda karar verilmesine yer olmadığına" hükmedilmiş ise de; 5352 sayılı Adli Sicil Kanununun 14. ve geçici 2. maddeleri uyarınca adli sicil kaydından çıkartılarak, anılan Kanunun 10. maddesi gereği istenildiğinde verilmek üzere arşive alındığı anlaşılan kaydın arşivden silinme süresi, aynı Kanunun 6290 sayılı Kanunla değişik 12. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ile (2) numaralı alt bentlerinde gösterilen duruma göre hesaplanacağından ve aynı bentte düzenlenen "hak yoksunluğu" kavramına, adli sicil sorgulama sonucunda kayıt bulunması hâli de dahil olduğundan, talebin reddine karar verilmesi suretiyle Kanunun anılan hükmüne muhalefet edildiği düşünce ve sonucuna varıldığı belirtilmiştir. 02.01.2018 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu'nun aynı gerekçe ile kanun yararına bozma istemi içerir fezlekenin hazırlandığı görülmüştür. Yine dosya içerisinde yer alan infaz evrakları incelendiğinde; hükümlü hakkındaki ağır hapis ve ağır para cezası ilamlarının 647 sayılı Kanunun 6 maddesi gereğince tecil edildiği bildirildiğinden ilamların bila infaz mahkemesine 08.02.1996 tarihinde gönderildiği, gönderilen dosya etiketinde 21.02.1994 tarihli ilama yönelik olarak 1 yıl 9 ay 20 gün şeklinde ceza miktarının işlendiği, 19.07.1992 tarihinin nezaret, 20.07.1992 tarihinin tevkif, 30.09.1992 tarihinin ise tahliye tarihi, infaza başlanılan tarihin 12.06.1995 bihakkın tahliye tarihinin 15.01.1997, 3713 sayılı Yasaya göre tahliye tarihinin 04.08.1996, düşünceler kısmında ise 83.333.333 TL ağır para cezası var ibarelerinin el yazısı ile yazılı olduğu, içerisinde yer alan belgelerde 1 yıl 8 ay ağır hapis, 1 ay 20 gün hapis cezasına ilişkin ilamın mahkemesince Cumhuriyet Başsavcılığına 12.10.1994 tarihinde gönderildiği, 13.10.1994 tarihinde mahkumlara mahsus yakalama müzekkeresinin tanzim edildiği, infaz dosyası ve para cezasına ait evrakların 05.07.1995 tarihinde Bismil Kapalı Cezaevine gönderildiği, vasi tayini için hazırlanan 19.07.1995 tarihli yazı içerisindeki bilgilerde 12.06.1995 tarihinde 1 yıl 9 ay 20 gün ağır hapis cezasının infazına başlanıldığı, 15.01.1997 tarihinin bihakkın tahliye tarihi olduğu, 04.08.1996 tarihinin şartla tahliye tarihi olduğu, 21.02.1994 tarih 1992/ 437 esas ve 1994/58 sayılı kararar istinaden infazın yapıldığının belirtildiği, yine 12.06.1995 tarihli müddetname de aynı bilgilerin dosya etiketinde yer alan gözaltı ve tutukluluk süreli ile örtüşecek şekilde yazılı olduğu, 13.07.1995 tarihli müddetnamede 19.07.1992 tarihinde gözaltına alındığı, 20.07.1992 tarihinde tevkif edildiği, 30.09.1992 tarihinde tahliye edildiği, 73 gün evvelce mevkuf kaldığı,12.06.1995 tarihinde cezaevine girdiği, 15.01.1997 tarihinin bihakkın tahliye tarihi olduğu, 02.08.1996 tarihinin ise 3713 sayılı Kanuna göre şartlı tahliye tarihi olduğunun, 2148 sayılı Kanuna göre istifade edeceği sürenin bulunmadığının belirtildiği, 02.11.1995 tarihinde infazın 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suç yönünden durdurulmasına dair karar kapsamında gereğinin yapılmasının istenildiği, 83.333.333-TL ağır para cezasının infazına dair belgelerin yer aldığı, para cezası ödeme emirlerine yönelik ödeme emirlerinin gönderildiğine dair belge ve zarfların bulunduğu,ödenmemesi durumunda beher günü yüz lira üzerinden hapse çevrileceğine dair ihtarın gönderilen ödeme emirlerinde yazılı olduğu görülmüştür. KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Hükümlü hakkında verilen kararın 5352 sayılı Yasanın 13/A maddesi uyarınca hukuka uygunluğu hususunda ihtilafın bulunduğu anlaşılmıştır. YASAL MEVZUAT Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır. Mülga 765 sayılı Kanunun ONUNCU BAP : MEMNU HAKLARIN İADESİ Madde 121 - Müebbeden hidematı ammeden memnuiyet ve ceza mahkumiyetinden mütevellit diğer nevi ademi ehliyet cezaları memnu hakların iadesi tarikiyle izale olunabilir. Madde 122 - (Değişik madde: 11/06/1936 - 3038/1 md.) (Değişik fıkra: 21/11/1990 - 3679/6 md.) Yukarıdaki maddede yazılı ceza, şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu halde, buna mahkum olan ve işlemiş olduğu cürümden dolayı pişmanlık duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen kimse, asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan kalktığı tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra memnu haklarının iadesini talep edebilir. Eğer bu mahrumiyet ve ıskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya ilaveten tertib olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak hüküm ilamının kat'ileştiği tarihten itibaren beş sene sonra istenebilir. Madde 123 - Mükerrirler cezanın tamamen infazından veya af yahut müruru zaman ile sukutundan itibaren bundan evvelki maddede beyan olunan müddetlerin iki katı geçmedikçe memnu haklarının iadesi istidasında bulunamazlar. Madde 124 - Memnu haklar, Usulü Muhakematı Cezaiye Kanununun tayin ettiği suretlerle iade olunur. Memnu hakların iadesine alakadarın talebi üzerine usulü dairesinde karar verilmesi mahkemeye aittir. Mülga 1412 sayılı ceza muhakemeleri usul kanunu DOKUZUNCU KİTAP: MEMNU HAKLARIN İADESİ MERCİ Madde 416 - Memnu hakların iadesi istidası mahkümun ikametgahı olan yerin tabi bulunduğu ağır ceza işlerini gören mahkemeye verilir. İSTİDAYA RAPTOLUNACAK EVRAK Madde 417 - İstidaya aşağıda yazılı evrak raptolunur : 1-Mahkümiyeti gösteren kararın sureti, 2-Müsted'inin mahküm olduğu cezanın infaz edildiğini veya kanuni sebeplerden dolayı düştüğünü ve tarihlerini ve mahkeme masraflariyle hükmolunmuş ise şahsi hakların ödendiğini müsbit evrak, 3-Mahküm olduğu cürümden pişman olduğunu ihsas edecek surette hüsnü hali görüldüğüne dair vesikalar. TETKİK VE KARAR Madde 418 - Mahkeme bu istida üzerine arasından birini raportör tayin eder. Raportör aza mahkümun adli sicil kayıtlarını celp ile beraber lüzum gördüğü malümatı toplar ve Ceza Kanununun 122 ve 123. maddelerinde yazılı müddetlerin geçip geçmediğini hesap ettikten sonra evrakı Cumhuriyet Müddeiumumiliğine verir. Mahkeme Cumhuriyet Müddeiumumisinin delilli mütaleanamesi üzerine duruşma yapmaksızın kararını verir. Bu karar aleyhine temyize müracaat olunabilir. RET KARARI VE TALEBİN TEKRARI Madde 419 - İstida reddedilirse ret kararının kat'ileştiği tarihten itibaren Ceza Kanununun 122 ve 123 üncü maddelerinde yazılı müddetler yeniden geçmedikçe memnu hakların iadesi tekrar istenemez. İstidanın reddi bazı evrakın noksan olmasından yahut yolunda tanzim edilmemesinden ileri gelmiş ise iade her zaman yeniden istenebilir. İADE KARARININ İLANI Madde 420 - Memnu hakların iadesine dair olan karar kat'ileştikten sonra müsted'i isterse Resmi Gazete ile ilan olunur. 5352 sayılı Kanunun Yasaklanmış hakların geri verilmesi Madde 13/A – (Ek: 6/12/2006-5560/38 md.) (1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması, gerekir. (2) Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz. (3) Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir. (4) Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir. (5) Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir. (6) Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir. (7) Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır Adlî sicil ve arşiv bilgilerinin silinmesi Madde 12- (1) (Değişik: 5/4/2012-6290/2 md.) Arşiv bilgileri; a) İlgilinin ölümü üzerine, b) Anayasanın 76'ncı maddesi ile Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda bir hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren; 1. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla onbeş yıl geçmesiyle, 2. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşulu aranmaksızın otuz yıl geçmesiyle, c) Diğer mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle, tamamen silinir. (2) Fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması halinde, bu suçtan mahkûmiyete ilişkin adlî sicil ve arşiv kayıtları, talep aranmaksızın tamamen silinir. (3) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararına ilişkin adlî sicil ve arşiv kaydı tamamen silinir. (4) (Ek: 24.11.2016-6763/40 md.) Akıl hastalığı nedeniyle hükmedilen güvenlik tedbirlerine ilişkin kayıtlar, infazının tamamlanmasıyla tamamen silinir. HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438-2012/141 sy., 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy, 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy, 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9- 30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tesbiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulama kesin hükmün otoritesini sarsmakla kalmaz, hukukun abesle iştigal etmemek kuralını da yıpratır. Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Hakim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi, geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda yasanın aradığı kesinlikten bahsedilemez. Esasen hukuki değer taşımayan kararlar da kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yoluna bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir. Maddi olaya ilişkin olarak tüm delillerin toplanıp değerlendirilmesi yapıldıktan sonra delillerin takdir ve değerlendirilmesinde hataya düşüldüğünden ya da eksik soruşturma yapıldığından bahisle kanun yararına başvurma imkanı bulunmamaktadır (Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 06.10.2010 tarih, 25731-27609 sy., 27.01.2010 tarih 53798-1580 sy. kararları vb.) Kanun yararına bozma talebinde ileri sürülen bozma nedenleri yönünden "isteğe bağlılık kuralı" gereği isteme konu edilmeyen hukuka aykırılıkların ve hükümlerin bozma konusu yapılamayacağı hususu kural olmakla birlikte; Yargıtay Kanunu ve Yargıtay İç Yönetmeliği yönünden Dairece usul incelemesinin yapılmasına müteakip kanun yararına bozma konusu yapılan karar veya hükmün yasa yoluna haiz kılınan koşullarına yönelik olarak; Diyarbakır (kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesi (cmk 250 ile yetkili)'nin 2016/80 değişik iş sayılı, 01.09.2016 tarihli ilamının, 09.09.2016 tarihinde itiraz edilmeden kesinleştiğinin 26.10.2016 tarihli değişik iş kesinleşme şerhi ile belirtildiği görülmüş ise de; kararın usule uygun olarak kesinleşip kesinleşmediğinin denetimine yönelik olarak gerek UYAP sisteminde gerekse fiziki dosya içerisinde yer alan belgeler arasında yapılan incelemede, itiraza tabi kararın 2. fıkrasında hükmolunan şekilde tebliğin yapıldığına dair bir belgenin veya tutanağının bulunmadığı, her ne kadar aksi yönde ilgililerce yapılan bir itirazın bulunduğuna dair bir bilgi veya belgeye de rastlanılmamış ve bu yönde de bir kanun yararına bozma sebebi ileri sürülmediği görülmüş ise de; dosya kapsamında gönderilen ve maddi olay kısmında anlatılan belgeler arasında başkaca dosya evraklarının bulunduğunun görülmesi nedeni ile; Tebligat Kanununun ilgili hükümleri ile usule uygun biçimde kesinleştirme işlemi gerçekleştirilmeyen bir kararın mevcudiyeti halinde kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağı hususunun, itiraza tabi değişik iş kararının 20.07.2016 tarihinden sonra verildiği de gözetilmek suretiyle, usule uygun kesinleşmiş ilamın bulunması şartının denetimine yönelik olarak itiraza tabi kararın tebliğine dair belgelerin gönderilmesi, başkaca şahıslara ait belge ve dosyalarında incelenerek eksik yahut fazladan gönderilen bir klasörün bulunup bulunmadığı hususlarının tetkik edilip gereğine tevessül edilmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar vermek gerekmiştir. SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün kanun yararına bozma talebine konu Diyarbakır (Kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.09.2016 tarihli ve 2016/80 değişik iş sayılı kararının kesinleşmesine esas alınan tebliğ ve tebellüğ belgeleri veya tutanakların gönderilmesi, gönderilen dosyanın eklerinin bulunup bulunmadığı tetkik edilerek gereğine tevessül edilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.07.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Alanya'nın, TCK'nun 240, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 5083 sayılı Yasa hükümleri de nazara alınmak suretiyle 1 YTL.
Ceza Genel Kurulu 2005/11 MD-119 E., 2006/15 K. Ceza Genel Kurulu 2005/11 MD-119 E., 2006/15 K. - 4616 SAYILI YASA HÜKÜMLERİ UYARINCA KESİN HÜKME BAĞLANMASININ ERTELENMESİ KURAL LARININ UYGULANMASI - GÖREVİ İHMAL SUÇU İLE YARGILANAN SAHISLARIN HUKUKİ DURUMLARI - KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNA MUHALİF KALARAK İŞLENEN SUÇLARA DAİR - TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN VERİLEN MAHKUMİYET KARARLARI- 4616 S. 23 NİSAN 1999 TARİHİNE KADAR İŞLENEN SUÇLARDAN ... [ Madde 1 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 257 ] - 647 S. CEZALARIN İNFAZI HAKKINDA KANUN (MÜLGA) [ Madde 6 ] - 647 S. CEZALARIN İNFAZI HAKKINDA KANUN (MÜLGA) [ Madde 4 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 240 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 59 ] "İçtihat Metni" 1-Sanıklar S… …. Adanalı, M… …. Bal ve H… …. Ak haklarında 2863 sayılı Yasaya aykırılık suçundan açılan kamu davasının 4758 sayılı Yasa ile değişik 4616 sayılı Yasanın 1/4 maddesi uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine, 2-Sanıklar H… …. Ak, M… …. Şahin, C… …. Çakaroğulları, Ş… …. Dönmez ve E… … Arslan'ın görevi ihmal suçundan ayrı ayrı beraetlerine, 3-Sanık Y… …. Z… …. Alanya'nın, TCK'nun 240, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 5083 sayılı Yasa hükümleri de nazara alınmak suretiyle 1 YTL. Adli para cezasıyla cezalandırılmasına, 2 ay 15 gün süreyle memuriyetten yoksun bırakılmasına ve cezalarının ertelenmesine, 4-Sanık H… …. Ak'ın TCK'nun 240, 80, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 5083 sayılı Yasa hükümleri de nazara alınmak suretiyle 2 YTL. Adli para cezasıyla cezalandırılmasına, 2 ay 27 gün süreyle memuriyetten yoksun bırakılmasına ve cezalarının ertelenmesine, 5-Sanıklar C… …. Çakaroğulları, Ş… …. Dönmez ve E… …. Arslan'ın, TCK'nun 240, 80, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 5083 sayılı Yasa hükümleri de nazara alınmak suretiyle 1 YTL. Adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, 2 ay 27 gün süreyle memuriyetten yoksun bırakılmalarına ve cezalarının ertelenmesine ilişkin Yargıtay 11. Ceza Dairesince verilen 03.06.2005 gün ve 15292/3164 sayılı hüküm; Sanıklar Ş… … Dönmez, E… …. Arslan, C… …Çakaroğulları, sanık H… …. Ak müdafii ve Y… … Z… … Alanya müdafii ile Katılan vekili tarafından, sanıklar S… ….. Adanalı, M… ….. Bal ve H… …. Ak haklarında 2863 sayılı Yasaya aykırılık suçundan açılan davada, suç tarihinin 23 Nisan 1999 tarihinden sonra olması nedeniyle kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, sanıklar H… …. Ak, M… ….. Şahin, C… …. Çakaroğulları, Ş… …. Dönmez ve E… …. Arslan hakkında görevi ihmal suçundan verilen beraat kararları ile sanıklar Y… …. Z… …. Alanya, H… …. Ak, C… …. Çakaroğulları, Ş… …. Dönmez ve E… ….. Arslan haklarında verilen erteleme kararlarının usul ve yasaya aykırı olduğu ve temyiz sırasında re'sen dikkate alınacak diğer nedenlerle temyiz edilmiş olmakla dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının, "sanıklar S… ….. Adanalı, M… ….. Bal ve H… …. Ak haklarındaki 2863 S. Kanuna muhalefet suçundan verilen kararın, suçun türü ve tarihi itibarıyla temyiz kabiliyeti olmadığından ve ancak itiraz yolu açık bulunduğundan itiraz merciince karar verilmek üzere, dosyanın incelenmeksizin iadesine" diğer hükümler yönünden ise "onama" istekli 11.10.2005 gün ve 11 sayılı tebliğnamesi ile, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. TÜRK MİLLETİ ADINA 1-Sanıklar S… …. Adanalı, M… ….. Bal ve H… …. Ak haklarında 2863 sayılı Yasaya aykırılık suçundan açılan kamu davasının 4758 sayılı Yasa ile değişik 4616 sayılı Yasanın 1/4. maddesi uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine, 2-Sanıklar H… …. Ak, M… …. Şahin, C… …. Çakaroğulları, Ş… …. Dönmez ve E… ….. Arslan'ın görevi ihmal suçundan ayrı ayrı beraetlerine, 3-Sanık Y… …. Z… … Alanya'nın, TCK'nun 240, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 5083 sayılı Yasa hükümleri de nazara alınmak suretiyle 1 YTL. Adli para cezasıyla cezalandırılmasına, 2 ay 15 gün süreyle memuriyetten yoksun bırakılmasına ve cezalarının ertelenmesine, 4-Sanık H… …. Ak'ın TCK'nun 240, 80, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 5083 sayılı Yasa hükümleri de nazara alınmak suretiyle 2 YTL. Adli para cezasıyla cezalandırılmasına, 2 ay 27 gün süreyle memuriyetten yoksun bırakılmasına ve cezalarının ertelenmesine, 5-Sanıklar C… …. Çakaroğulları, Ş… …. Dönmez ve E… …. Arslan'ın, TCK'nun 240, 80, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 5083 sayılı Yasa hükümleri de nazara alınmak suretiyle 1 YTL. Adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, 2 ay 27 gün süreyle memuriyetten yoksun bırakılmalarına ve cezalarının ertelenmesine, Karar verilen somut olayda; Çözülmesi gereken sorunlar; 1- Sanıklar S… …. Adanalı, M… …. Bal ve H… …. Ak haklarında 2863 sayılı Yasaya aykırılık suçundan açılıp 4616 sayılı Yasa hükümleri uyarınca ertelenen kamu davasında, atılı suçun suç tarihi itibariyle 4616 sayılı Yasa kapsamında bulunup bulunmadığı, 2-Sanıklar H… …. Ak, C… …. Çakaroğulları, E… …. Arslan, Ş… …. Dönmez ve M… ….. Şahin hakkında görevi ihmal suçundan verilen beraat, 3-Sanıklar Y… …. Z… …. Alanya, H… …. Ak, C… …. Çakaroğulları, Ş… …. Dönmez ve E… …. Arslan hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmalarına ilişkin, hükümlerin isabetli olup olmadığı, Noktalarında toplanmaktadır. Asıl uyuşmazlık konularının değerlendirilmesine geçmeden önce; Suç tarihinde Sağlık Bakanlığı Müsteşarı S… ….. Adanalı, APK Kurulu Başkanı M… ….. Bal ve İdari ve Mali İşler Daire Başkanı H… …. Ak haklarında, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 65. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle açılıp, 4758 sayılı Yasa ile değişik 4616 sayılı Yasanın 1/4. maddesi uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilen olayda, Katılan vekilince hüküm, suç tarihinin 23 Nisan 1999 tarihinden sonra olması nedeniyle kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle temyiz edilmiş bulunduğundan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.2.2001 gün ve 25/33, 17.9.2003 gün ve 206/310 sayılı kararlarındaki ilkeler uyarınca, 4616 sayılı Yasa uyarınca verilen davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin kararlara karşı başvurunun, ceza miktarı, suç tarihi veya vasıflandırma gibi yargılama konusu suçu 4616 sayılı Yasa'da öngörülen erteleme kapsamı dışına çıkaracak hususlara yönelik olması halinde "temyiz" olarak değerlendirilmesi gerektiği saptanmakla, Yargıtay C.Başsavcılığının " 2863 sayılı Yasa kapsamındaki suçlar açısından, dosyanın itiraz merciince karar verilmek üzere incelenmeksizin iadesi istekli" görüşüne itibar edilmesine olanak bulunmadığına karar verilmek suretiyle uyuşmazlık konularının değerlendirilmesine geçilmiştir. 1-Sanıklar S… ….. Adanalı, M… …. Bal ve H… …. Ak'a yüklenen 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçuna ilişkin olarak yapılan incelemede; Sağlık Bakanlığı hizmet binasının, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu'nun 01.08.1986 gün ve 2524 sayılı kararı ile tescilli olduğu Ankara Kültür ve Tabiat Varlıkların Koruma Kurulu Müdürlüğü'nün 26.07.2004 gün 1845 sayılı cevabi yazısıyla anlaşıldığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulundan izin alınmaksızın, tescilli olan bu binanın A Blok arka cephesindeki giriş kapısının dış kısmına kanopi yapıldığı, aynı girişin çevresinin, yapının özgün malzemesiyle uyuşmayan mermerle kaplandığı, arka cephe ana giriş kapısının üzerindeki pencerelerdeki madeni şebekelik yok edilerek çerçevelerin PVC ile değiştirildiği, özürlü rampasının yapıldığı, B Blok ile E Blok arasındaki boşluk birleştirilerek yine PVC malzemeden giriş kısmı yapılmak suretiyle müdahalede bulunulduğu, Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Müdürlüğü'nün 22.10.1999 tarihli yazısı ile tespit edildiği, Tescilli binada izin alınmaksızın yaptırılan bu tadilatların sanıkların görevde bulundukları dönem içerisinde yapıldığı, ancak tadilatların ne zaman başlayıp ne zaman bitirildiği, bir başka anlatımla suçun hangi tarihte işlendiği konusunda tam bir kesinlik bulunmadığı, tanık M… ….. Y… …. Yorulmaz'ın müfettişe verdiği ifadede, 1999 yılı Şubat ayında A Blok girişinin yapımına başladıklarını ve Nisan ayı başında işlerin tamamını bitirerek teslim ettiklerini belirttiği, Sanık S… …. Adanalı tarafından APK Başkanlığına hitaben yazılan 04.05.1999 tarihli yazıda da, ana bina ve müştemilatının onarımı ile çevre düzenlemesinin Cumhuriyetin 75. yılına yakışır şekilde tamamlandığından söz edildiği, M… …. Y… …. Yorulmaz tarafından müfettişe sunulan, yapılan işlerin başlangıç ve bitiş tarihlerini gösterir listede ise, A Blok girişinin 05.06.1999 tarihinde bitirildiğinin beyan edildiği, mevcut delillere göre; tescilli binaya yapılan izinsiz müdahalenin bitiş tarihi ve dolayısıyla suç tarihini kesin olarak belirlemenin mümkün olmadığı, Özel Dairece de, "kuşku sanık lehine yorumlanır" ilkesi gereğince suç tarihinin 23 Nisan 1999 öncesi olduğu kabul edilerek, yüklenen suçun niteliği ve suça uyan yasa maddesinde öngörülen ceza miktarı itibariyle 4758 sayılı Yasayla değişik 4616 sayılı Yasa kapsamında kaldığının kabulü ile, sanıkların bu yöndeki istemleri de dikkate alınmak suretiyle, haklarındaki kamu davasının 4758 sayılı Yasa ile değişik 4616 sayılı Yasanın 1/4 maddesi gereğince kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verildiği, bu kabul ve uygulamada dosyadaki kanıtlara göre bir isabetsizlik bulunmadığı saptanmakla, katılanın bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi ile Sanıklar S… …. Adanalı, M… ….. Bal ve H… …. Ak haklarında 2863 sayılı Yasaya aykırılık suçundan verilen hükmün onanmasına karar verilmelidir. 2-Görevi ihmal suçuyla ilgili olarak yapılan incelemede; Sanıklar H… …. Ak, M… ….. Şahin, C… ….. Çakaroğulları, Ş… ….. Dönmez ve E… …. Arslan'ın merkez bloklar genel onarımı, genel evrakın daire tabipliğine dönüştürülmesi ve dış cephe tadilatı işlerinde ihale komisyonu başkan ve üyeleri oldukları, müteahhit tarafından onarım işlerinin bitirildiğine ve kabul işlemlerinin yapılmasına dair 28.04.1999, 25.05.1999 ve 06.07.1999 tarihlerinde dilekçeler verildiği halde geçici ve kesin kabullerin yapılmasında gecikme olduğu anlaşılmakta ise de, gecikmenin, sanıkların birden fazla ve yoğun mesai isteyen işleri üstlenmesi ve görevleri gereği sık sık İl dışına çıkmaları nedeniyle bir araya gelip komisyonu oluşturamamalarından kaynaklandığının toplanan kanıtlardan anlaşıldığı, dolayısıyla atılı suçun manevi unsuru itibariyle oluşmadığı, bu itibarla Özel Dairece bu suç yönünden verilen beraat kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, verilen beraat kararlarının onanması gerekmektedir. 3-Sanık Y… …. Ziya Alanya, H… ….Ak, C… …. Çakaroğulları, Ş… …. Dönmez ve E… …. Arslan'ın görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmalarına ilişkin hükümlerle ilgili olarak yapılan incelemede; Yorulmaz Grubu Limited Şirketinin Sağlık Bakanlığından emanet usulü ile merkez B blok genel evrak kısmının daire tabipliğine dönüşümü, merkez bloklar genel onarım ve tadilatı ve D blok dış cephe ve terfi şubesi tadilat ve onarımı işini aldığı, Şirket yöneticileri tanıklar M… ….. Yalım Yorulmaz ile N… … Yorulmaz'ın beyanlarına göre resmi olarak aldıkları bu işler yanında bakanlık üst düzey yöneticileri olan sanıklar S… ….. Adanalı, M… …. Bal ve H… …. Ak'ın şifahi talimatları ile kendilerine, A blok makam giriş kapısı, A blok mescit onarımı, B blok idari ve mali işler tuvaleti tadilat ve onarımı, D blok 3-4 numaralı daireler klima tesisatı, B blok, D blok temiz su bağlantısı, bahçe içerisi sulama tesisatı, A blok APK genel evrakı, A blok APK bilgi işlem, A blok müsteşarlık katı çay ocakları ve Söğütözü lojman tadilatı işlerinin ihalesiz olarak yaptırıldığı, yine bu tanıklardan M… …... Y… …. Yorulmaz'ın anlatımına göre 1999 yılı Şubat ayında yapımına başlanan işlerin Nisan ayı başında bitirildiği, Keza Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulunca soruşturmaya başlanıldığı 04.08.1999 tarihinde Bakanlık merkez bloklarında devam eden hiçbir inşaat ve onarım işinin bulunmadığının müfettişler tarafından düzenlenen tutanakla tespit edildiği, Tanıklar O… …. Köksal ve H… …. Tokuçoğlu'nun göreve başladıkları 1999 yılı Haziran ve Temmuz aylarında Sağlık Bakanlığında devam eden tadilat bulunmadığı, önceden yapılıp bitirilen bu işler için emanet komisyonu kurulmasının istenilmesi üzerine durumun Bakanlık makamına intikal ettirildiği, Sanıklar C… … Çakaroğulları, E… …. Arslan ve Ş… …. Dönmez tarafından düzenlenen "A Blok makam girişi düzenlemesi ve zemin kat tadilatı" işine ait keşif özetinin 28.04.1999, anılan sanıklarla birlikte sanık Y… …. Z… ….Alanya tarafından düzenlenen "bakanlık merkez bloklar onarımı ve B Blok 1. kat ıslak hacim tadilatı" işi keşif özeti 25.04.1999, sanık H… …. Ak tarafından düzenlenen ödenek talep yazısının 03.05.1999 ve ihale onay yazılarının ise 07.07.1999 tarihli olduğu, Her ne kadar Sanıklar, keşif özeti ve ihale onaylarını hazırladıklarında henüz inşaat işlerinin yapılmadığını savunmakta iseler de, tanık M… …. Y… … Yorulmaz'ın işlerin başlama ve bitirilme tarihlerine ilişkin anlatımı, sanık S… …. Adanalı'nın teşekkür yazısının tarihi ve müfettişler tarafından soruşturmaya başlanıldığı tarihte Bakanlık hizmet binalarında devam eden inşaat bulunmadığına ilişkin tespitler ve tanıklar O… …. Köksal ile H… …. Tokçuoğlu'nun beyanları dikkate alındığında savunmaların gerçeği yansıtmadığı, Bu şekilde, sanıklar C… …. Çakaroğulları, Ş… …. Dönmez, E… …. Aslan ve Y… …. Z… …. Alanya'nın şifahi talimatla ihalesiz olarak önceden yaptırılan işler hakkında henüz yapılmamış işlermiş gibi keşif özetleri hazırladıkları, sanık Hasan Ak'ın da A Blok makam girişi düzenlemesi ve zemin kat tadilat işi ile ilgili ödenek talebinde bulunup, her iki iş için ihale onayı hazırladığı, yasa, tüzük ve yönetmelikleri uygulamakla yükümlü olan sanıkların bu şekilde, mevzuatın açık ve kesin hükümlerine aykırı olarak, önceden yapılan bazı onarım işleri için sonradan keşif özeti ve ihale onayları düzenleyip imzalayarak yasa ve nizamlara aykırı davranmak suretiyle memuriyet görevlerini kötüye kullandıkları, ancak suç işlemelerinde şahsi bir menfaatlerinin bulunmadığı, sanıklardan H… …. Ak, C… …. Çakaroğulları, Ş… …. Dönmez ve E… …. Arslan'ın aynı suç işleme kararı altında suçu zincirleme biçimde işledikleri, sanıkların 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun görevi kötüye kullanma suçunu düzenleyen 257. maddesi karşısında hukuki durumlarının değerlendirilmesinde ise sanıkların, ihale kurallarına uymaksızın şifahi talimatlarla yaptırılan işlere sonradan keşif özeti ve ihale onayı hazırlanması sonucu, işin ihale ile yaptırılmış olması halinde ihaleye girenlerce keşif bedeli üzerinden yapılacak eksiltmeden yoksun bırakılmak suretiyle, kamu zararına yol açıldığı şeklindeki gerekçe kamu zararının saptanamaması nedeniyle somut olayla örtüşmemekte ise de, ihale kurallarına uyulmaksızın şifahi talimatlarla yaptırılan işlerde, ihaleye girme olanağı bulunan kişiler bu olanaktan yoksun bırakılmak suretiyle, onların mağduriyetine neden olunduğundan, 5237 sayılı Yasanın 257/1. maddesinde düzenlenen suçun da unsurları itibariyla oluştuğu, ancak 765 sayılı Yasanın 240/2. maddesi uyarınca yapılan uygulamanın sanıklar lehine bulunduğu saptanmakla, görevi kötüye kullanmak suçundan verilen hükümlerin de bu değişik gerekçe ile onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı O.Şirin; "5237 sayılı Yasanın 257. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması ile oluşur. Görüldüğü gibi 765 sayılı Yasanın 240. maddesindeki suçun oluşumu için norma aykırı davranış yeterli iken; 5237 sayılı Yasanın 257. maddesindeki suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte; bu davranış nedeniyle, "kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması" gerekmekte, böylece 765 sayılı Yasanın 240. maddesinde tehlike suçu olarak düzenlenen bu suç, 5237 sayılı Yasada zarar suçu haline dönüştürülmüş bulunmaktadır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de bu husus Artuk-Gökçen-Yenidünya tarafından "TCY'nın 257. maddesindeki suçun oluşması, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesinden, kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanmasına bağlıdır. Bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışlar, suç kapsamında değerlendirilemez." (Ceza Hukuku-Özel Hükümler, 6.Bası, sh.685 vd.) şeklinde açıklanmıştır. Madde gerekçesinde "ekonomik bir zarar olduğu" vurgulanan, 5018 sayılı "Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasası"nın 71. maddesinde ise; mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, hakim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp, miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin reddedilemez düzeyde netlik kazanması halinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir varsayımla da hareket edilmemelidir. Mağduriyet kavramı, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp, bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade eder. Haksız kazanç ise, görev gereklerine aykırı davranılmak suretiyle kişilere haksız bir yarar sağlanmasıdır. Somut olayda, kamu zararına yol açıldığı veya kişilerin mağdur edildiğine ilişkin bir belirleme bulunmadığı gibi kişilere haksız kazanç sağlandığı konusunda da bir saptama, hatta bu yönde bir iddia dahi bulunmamaktadır. Ceza hukukunda, "kuşku sanık lehine yorumlanır" evrensel hukuk ilkesi uyarınca, şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Bu nedenlerle somut olayda, giderilememiş kuşkuyu sanık aleyhine yorumlamak suretiyle suçun oluştuğu sonucuna ulaşan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum" görüşüyle Diğer dört kurul üyesi ise; "olayda kamu zararının doğduğunun kesin olarak saptanamadığı" gerekçesiyle, hükmün bozulması yönünde oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 03.06.2005 gün ve 15292/3164 sayılı hükmünün ONANMASINA, 2- Dosyanın Yargıtay 11.Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 3- 07.02.2006 tarihinde yapılan müzakerede kısmen tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak, a) 2863 sayılı Yasaya aykırı davranmak ve görevi ihmal suçlarından verilen hükümler yönünden oybirliğiyle, b) Görevi kötüye kullanma suçundan verilen hüküm yönünden oyçokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/1032 E., 2022/544 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
(.) ve ...’nin 765 sayılı (mülga) TCK’nın 168/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, 765 sayılı (mülga) TCK’nın 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ...
Ceza Genel Kurulu         2017/1032 E.  ,  2022/544 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Ağır Ceza Ülke topraklarının bir kısmını Devlet egemenliğinden ayırmaya yönelik eylemlerde bulunma ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılamasında sanıklar. (.) ve ...’nin 765 sayılı (mülga) TCK’nın 168/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, 765 sayılı (mülga) TCK’nın 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... (Kapatılan) 4 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesince verilen 22.04.1998 tarihli ve 16-146 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.09.1998 tarih ve 2771-2149 sayı ile; Sanıkların, Hizbullah Örgütünün ‘İlim Cemaati’ adına faaliyet gösterdiği sırada yakalandığı bildirilen .’un beyanları üzerine gözaltına alındıkları ... Emniyet Müdürlüğünün 15.12.1995 günlü fezlekesinden anlaşılmasına göre duruşma tensip tutanağının 7 nci maddesinde verilen karar gereği yerine getirilmeden ve adı geçenin sanıklarla ilgili beyan örnekleri dosya içerisine konulup tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilmeden eksik soruşturmaya dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması...” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan ... (Kapatılan) 4 nuumaralı Devlet Güvenlik Mahkemesince 23.03.2004 tarih ve 217-93 sayı ile; sanıkların Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını ya da bir kısmını tağyir tebdil ve ilgaya teşebbüs suçu uyarınca 765 sayılı (mülga) TCK.’nın146/1, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin verilen hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince üzerine 10.11.2004 tarih ve 5304-5876 sayı ile; Sanıklar ... ve ve . (. ile ilgili yapılan incelemede; a- Katıldıkları kabul edilen eylemlerde talimat verdiği iddia edilen . isimli şahıs yeterince araştırılıp, hakkında açılmış dava bulunup bulunmadığı saptanmadan hüküm tesisi, b- Sanıklarla birlikte eylem yaptıkları iddia ve kabul edilen ... hakkında açılmış bulunan davanın akıbeti araştırılarak, gerektiğinde delillerin birlikte değerlendirilmesi için davaların birleştirilmesi yoluna gidilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, c- Mağdurlar .ve.asına karar verilmiştir. Bozmaya uyan ... (Kapatılan) 6. Ağır Ceza Mahkemesince 19.10.2007 tarih ve 5-375 sayı ile anıkların Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını ya da bir kısmını tağyir, tebdil ve ilgaya teşebbüs suçu uyarınca 765 sayılı (mülga) TCK’nın146/1, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin verilen hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.05.2008 tarih ve 3848-6254 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.11.2016 tarih ve 381441 sayı ile; 1-..) klasör 1 dizi 102-101’deki savcılık beyanında, klasör 1 dizi 103-107’teki sorgu beyanında, 18.03.1996 tarihinde 1996/16 esas sayılı dava dosyasında duruşmada alınan savunmasında, Hizbullah örgütü üyesi olmadığını, kolluk beyanının baskı ve zora dayalı olduğunu, kollukça yapılan yer göstermelerin gerçek olmadığını, kendisinin yer gösterme yapmadığını beyan etmiştir. Sanık ... Kl-1 Dizi 98' deki DGM Cumhuriyet savcılığı, Dizi 103-104' deki DGM Yedek Üyeliği ve Mahkemedeki duruşma ifadelerinde suçlamaları kabul etmediğini, Hizbullah terör örgütü üyesi olmadığını belirterek, kolluk ifadesinin ve yer gösterme işleminin baskıya dayalı olarak gerçekleştirildiğini, bu ifadelerin kendisine gözleri kapalı olarak imzalatıldığını söylemiştir. Turgut Barut tanık sıfatıyla mahkemede 27.10.1998 tarihli celsede alınan beyanında, kendi dosyasında yargılandığı kolluk ve savcılık ve keşif zaptındaki ifadeleri kabul etmediğini, huzurdaki sanıkların hizbullah örgüt üyesi olup olmadığını bilmediğini beyan etmiş, 1998/221 esas sayılı dava dosyasında yargılanan ... Özboğa ve ... yönünden Turgut Barut tanık olarak dinlendiğinde, Turgay ve ...’i tanımadığını, yer göstermeleri kabul etmediğini, polislerce kendisine baskı yapıldığı için Cumhuriyet savcısı huzurunda yer gösterme yaptığını ancak yer göstermenin doğru olmadığını beyan etmiş, sorgu hakimi huzurundaki beyanında ise, kolluk beyanını kabul etmediğini, kimseyi yaralamadığını, kimsenin evine bomba atılması eylemine katılmadığını beyanla suçlamaları reddetmiştir. Baskıya dayalı olduğu bildirilerek sonradan geri alınan, hazırlık soruşturmasında, hakları hatırlatılmadan alınan ikrarların, hükme esas alınarak mahkûmiyet kararı verilmesi usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 2- Sanıklara yükletilen tüm eylemlerin mağdurları ve/veya tanıkları sanıkları teşhis etmemişlerdir. Eylemlerde kullanılan silahlar da sanıklarda ele geçmemiştir. Sanıkların baskıya dayalı olduğunu belirterek kabul etmedikleri ve geri aldıkları kolluk ifadelerindeki çelişkili ikrarlar dışında, isnat olunan eylemleri işlediklerine ilişkin kuşku sınırlarını aşan yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmamaktadır. 3- Şüpheli hakları 1412 sayılı (Mülga) Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nda 135 ve 135/A maddesinde düzenlenmiştir. 135. maddede Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet savcısı tarafından ifade almada ve hakim tarafından sorguya çekilmede, ‘Müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği söylenir. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir’ şeklinde şüpheliye susma hakkı, müdafi tayin hakkı gibi haklarının bildirilmesini amir olmasına rağmen, dosyadaki hükme esas alınan kolluk, savcılık ifade ve yer gösterme tutanakları ile sorgu tutanaklarında emredici bu hususlara riayet edilmemiştir. 4- 1412 sayılı (Mülga) Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nda, CMK'dan farklı olarak soruşturma aşamasında yer gösterme düzenlenmemiştir. Fiilen uygulanan yer gösterme işlemiyle şüphelinin bilgisine başvurulmasına göre, ifade almada olduğu gibi, bu işlemin mutlaka şüphelinin özgür iradeye dayalı rızası ve hakları hatırlatılmak suretiyle var ise, veya zorunlu ise müdafi huzurunda, ifade almadaki usullere uyularak yapılması gerekirken, hükme esas alınan tüm yer gösterme tutanaklarında buna uyulmamıştır. 5-Tüm sanıklar kolluk ifade tutanakları ve ifadeli yer gösterme tutanaklarını kabul etmeyip, işkence ve baskı altında, gözleri kapalı halde imzaladıklarını yargılama aşamasında beyan etmelerine rağmen, kolluk tutanaklarının hukuka aykırı delil mahiyetinde olup olmadıklarının tespiti bakımından tutanak mümzileri görevliler duruşmada tanık sıfatıyla dinlenmeyip, sanık beyanları görmezden gelinerek, kolluk tutanaklarının mahkûmiyet hükmüne esas alınması, usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 6- Gerekçeli kararda hükme esas alınan, sanıkların baskı altında gözleri kapalı hâlde imzalamak zorunda kaldıklarını beyan ettikleri kolluk beyanlarında yer alan; . Mahallesi, .Sokak, 1. . içerisinde bir şahsın kesici aletle yaralanması; . Mahallesi, . Sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması; .a Mahallesi . Sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması; . Caddesi, .Sokak girişinde bir şahsın kesici aletle yaralanması; .Mahallesi, Leylekbahçesi Sokak içerisinde bir şahsın yaralanması; .Camii yanında, . Sokak üzerinde bir şahsın kesici aletle yaralanması; .Caddesi üzerinde, . Apartmanı ile .Apartmanı arasında bir şahsın yaralanması; . Mahallesi, .e Sokak ile 1. . Sokağın kesiştiği yerde bir şahsın kesici aletle yaralanması eylemi’ gibi, çok sayıda silahlı eyleme ilişkin eylem evrakının bulunamadığının kabul edilmesine göre, güvenilirliği kuşkulu kolluk beyanlarının mahkumiyet hükmüne esas alınması usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 7- Yine, Kl-1 dizi 39’daki tanık .’in hazırun olarak imzaladığı yer gösterme tutanağı ile ilgili ‘Tanığın mahkemece 03.03.1996 tarihli celsede alınan beyanında, kendisinin olay yerinde olmadığını, sanıkları görmediğini, görevli polis memuru arkadaşlarla.’da bulunan karakola çağırdıklarını, kendisine bu şahıslar ifadeler verdiler, kendilerinin de bu konuda tutanak tutuklarını bunu imzalayın dediklerini, kendisinin de tutanağı okumadan imzaladığını, yer gösterme tutanağındaki imzanın kendisine ait olduğunu ancak tutanak içeriğini okumadan imzaladığını beyan etmesi’; Klasör 1 Dizi 37’deki yer gösterme tutanağında imzası bulunan esnaf . ile duruşmada dinlenen tutanak hazırunları . ve .'ın mahkeme beyanlarında; yer göstermeye katılmadıklarını, evrakı sonradan polisin isteği üzerine imzaladıkları şeklindeki beyanlar ile sanıkların yer gösterme yapmadıklarına dair beyanlar dikkate alındığında, sanıkların müdafisi huzurunda düzenlenmemiş, güvenilirliği kuşkulu kolluk yer gösterme tutanaklarının mahkumiyet hükmüne esas alınması usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 8- Dosya sanıklarından Sanık ... kolluk beyanı ve Cumhuriyet savcısının katılımıyla yapılan yer göstermede, ‘... ile birlikte .isimli örgüt mensubunun talimatı üzerine, 23.12.1993 tarihinde . Mahallesi,. Sokak içerisindeki.bahçesinde .’ un satırla yaralanması, 25.8.1993 tarihinde.Caddesi, . Caddesinde .in silahla öldürülmesi, 27.2.1994 tarihinde.Caddesi, . Kahvehanesinde .ın silahla öldürülmesi, 17.7.1994 günü . Mahallesi,. Sokak ve . Sokağın kesiştiği yerde . 'ın kesici aletle yaralanması, 18.5.1994 tarihinde . İlköğretim okulu yanında . ın kesici aletler yaralanması, 24.2.1994 günü . Semti . camii yanında.' ün keci aletle yaralanması,. Mahallesi .sokak birinci geçit içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, . mahallesi dabanoğlu sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, .Mahallesi . oğlu sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, melikahmet caddesi .Sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, . Mahallesi . sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, 2.4.1993 günü .Caddesi . Lisesi yanında .in kesici aletle yaralanması, .i yanında . sokak üzerinde bir şahsın kesici aletle yaralanmas.caddesi üzerinde . apt. ve .apt. arasında bir şahsın silahla yaralanması, 1.9.1994 tarihinde .tren yolu kenarında . isimli şahsın kesici aletle yaralanması ve .Mahallesi . Sokak ile . Sokağın kesiştiği yerde bir şahsın kesici aletle yaralanması’ eylemlerine katıldığını söylemesine rağmen, sanığın suçlamaları kabul etmeyerek, kolluk ifadesinin baskı ve işkenceye dayalı olduğunu, bunun etkisinde kalarak katılmadığı eylemleri kendisi yapmışçasına kabullendiğini, C. Savcısına da kafasından uydurmak suretiyle bazı eylemleri açıklamak zorunda kaldığını belirterek suçsuz olduğunu öne sürmesi nedeniyle, yerinde olarak, sanık ...'in anılan eylemlere katıldığı sabit görülmediği halde; aynı konumdaki sanıklar hakkında farklı düşünülerek, baskı ve işkenceye dayalı olduğu beyan edilen kolluk ifadelerinin mahkûmiyet hükmüne esas alınması usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. Ayrıca 25.8.1993 tarihinde . caddesi . caddesinde .in silahla öldürülmesi eyleminin, kolluk ve savcılık beyanında dosya sanıklarından Sanık . tarafından üstlenilmesi nedeniyle,.'in silahla öldürülmesi eylemi sanık ...'e atılı olarak kamu davası açıldığı halde, .'in ölmeyip, olay nedeniyle basit nitelikte yaralandığının sonradan anlaşılması, kolluk beyanları kadar, dosyadaki savcı huzurunda alınan beyanların da ne kadar muteber olduğunu göstermektedir. 9-Kabule göre, bir an için sanıkların atılı eylemleri işlediği sabit kabul edilse bile, Yargıtay uygulamasına göre, atılı basit yaralama ve kundaklama eylemlerinin 765 sayılı (Mülga) TCK'nın 146. maddesi kapsamında vahim eylemler olarak kabul edilemeyeceği hususu göz ardı edilmiştir. CGK, Sorgu savunma vasıtası olup, kanıt elde edilmek üzere kabul edilmiş bir kurum değildir. Ancak maddi gerçeğin hakim tarafından öğrenilmesinde değerlendirilebilir. Bunun için beyanın kendiliğinden olması, yani cebir veya tazyik altında yapılmaması koşuldur. CYUY.nın 247. maddesine göre, duruşma dışındaki ikrarı içeren tutanağın kanıt olabilmesi için ikrarın hakim önünde yapılması zorunludur. Savcılık veya kolluktaki ikrarı içeren tutanaklar duruşmada kanıt olarak okunamaz. Dolayısıyla kanıt olarak hükme esas alınamazlar. Kaldı ki duruşma sırasındaki ikrarın bile tek başına kesin kanıt olduğu kabul edilemez. Zira bir insanın kendisini suçlu kabul etmesi veya bir başkasının suçunu kabullenmesi olanaklıdır. Bu itibarla duruşmadaki ikrarın da başkaca yan kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini belirtmiştir. Ceza hukukunun ve yargılamasının temel amacı, maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeksizin açığa çıkarılmasını sağlamaktır. Ancak ceza muhakemesinin amacı, her ne suretle olursa olsun, maddî gerçeğe ulaşmak değildir. Maddî gerçek, dürüstlük ilkesine ve hukuk devletinin gereklerine uygun bir süreç sonucu ortaya çıkarılmalıdır. Maddî gerçeğin araştırılmasının iki sınırı; sanık hakları ve delil yasaklarıdır. Ceza muhakemesinin amacı, suçlu oluşturmak değil, gerçek suçluyu bulmaktır. Sanığın ifadesi, gerçeği öğrenmek konusunda hakim için delil teşkil edebilir ise de, yan kanıtlarla doğrulanmayan, oluşa ve maddi gerçeğe uygun düşmeyen, bilimsel kanıtlarla doğrulanmayan soyut ikrara dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması, ceza hukukunun ‘maddi gerçekliğe ulaşma’ ilkesine aykırılık teşkil eder. Bu nedenle; Sanıkların baskıya dayalı olduğunu belirterek kabul etmedikleri ve geri aldıkları kolluk ifadelerindeki ikrarlar dışında, isnat olunan suçları işlediklerine ilişkin kuşku sınırlarını aşan yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, kuşku halinin de sanıklar lehine yorumlanması gerektiği gözetilmeden, bazı varsayımları aleyhe yorumlayıp vaki ikrarı yeterli görerek, sanıkların silahlı terör örgütü üyesi olma yerine Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Yukarıda ayrıntısı ile arz ve izah edildiği üzere; ... (Kapatılan) 6. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli) verilen 19.10.2007 tarihli ve 5-375 sayılı kararının bozulmansa karar verilmesi gerektiği...” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesince 11.05.2007 tarih ve 7160-3960 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların eylemlerinin sabit olup olmadığın belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından, Hizbullah Örgütünün, . ve . Bölgesinde İslami-Kürt Devleti kurmak için terör eylemlerine girişen, ilk aşamada bölge hakimiyeti için . terör örgütü mensupları ile silahlı mücadele veren, siyasi ve askeri kanatları mevcut, üyelerinin çoğu silahlı, emir-komite zinciri mevcut, disiplinli ve düzenli bir silahlı çete, aynı zamanda bir terör örgütü olduğu ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 09.10.1995 tarihli ve 4933-5230 sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne dair karar verildiği, 23.11.1993 tarihinde.’in satırlı saldırı sonucu yaralandığı, olayın işlendiği tarihte faili meçhul olarak kaldığı, 08.03.1994 tarihinde .’ün ... ayında çiğ köfte sattığı için saldırıya uğradığı, tedavisinin yapıldığı,sol kolda 3-4 cm’lik, sağ skapular bölgede 3-4 cm kesik olduğu hayati tehlikesinin, olayın işlendiği tarihte faili meçhul olarak kaldığı,20.04.1994 . isimli şahsın satırla yaralandığı, saldıranların üç kişi olduğu ... adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünün raporuna göre şahsın hayati tehlikeye maruz kılmadığı, 25 gün mutad iştigaline engel teşkil edeceğine dair rapor verildiği, olayın işlendiği tarihte faili meçhul olarak kaldığı,19.12.1994 tarihinde . isimli şahsın iki kişinin bıçaklı saldırısına uğradığı ancak dosya kapsamında raporun bulunmadığı, olayın faili meçhul olarak kaldığı, 29.12.1994 tarihinde. isimli şahsın evinin kundaklandığı ancak faillerin yakalanamadığı, Cumhuriyet savcısı huzurundan yapılan 14.12.1995 tarihli yer gösterme tutanağına göre; sanık.'nın (.) .’e ilişkin eylem esnasında, ...’ın gözcülük yaptığını, ... ve kendisinin .isimli şahsı satırla yaraladığını ifade ettiği, İnceleme dışı sanık ...'ın 15.04.1996 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda yaptığı yer göstermede; .’i inceleme dışı sanık ... ile birlikte satırla yaraladıklarını, ... ve sanık. ile .e vurduğunu, kendisinin gözcülük yaptığını,.’ün yaralanmasına ilişkin Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan ifadeli yer gösterme tutanağı ve olay yeri basit krokisine göre; sanıklar ... ve.nın beyanlarında, eylemi . ve ... ile birlikte gerçekleştirdiklerini, ...’nin gözcülük yaptığını ifade ettikleri tutanakta ... .’in hazurun olarak bulunduğunun belirtildiği,İnceleme dışı sanık ... kollukta yer gösterme yaparak . isimli şahsın yaralanması talimatını ... .isimli şahıstan aldığını, . ile birlikte eylemi gerçekleştireceklerini, ...’nin ise gözcülük yapacaklarını ve bu şekilde eylemi gerçekleştirdiğini, Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan 13.12.1995 tarihli ifadeli yer gösterme tutanak ve krokisine göre eylemi inceleme dışı sanıklar.ve ...’ın yaptığını, sanıklar. ve ...’nin birlikte gözcü olduklarını beyan ettikleri, İnceleme dışı sanık ...'ın ifadeli yer gösterme tutanağında; müşteki . isimli şahsın yaralanması talimatını .isimli şahıstan aldığını, eylemi kendisinin gerçekleştirdiğini, sanıklar. ile ...’nin gözcülük yaptıklarını beyan ettiği,Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan 13.12.1995 tarihli sanıklar. ve ... tarafından yapılan ifadeli yer gösterme tutanak ve krokisine göre; eylem talimatını.’in verdiğini ve olay yeri yakınında da bulunduğunu, ...'nin kendisinin gözcülük yaptığını, başka dava dosyasında yargılanan . ve sanık.’nın yaptığını beyan ettikleri,... (Kapatılan) 2 Numaralı DGM’nin 24.09.1998 tarihli ve 669-1154 sayılı dosyasınının incelendiği, buna göre; ... (Kapatılan) DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 20.10.1995 tarihli ve 2090 esas sayılı iddianamesi ile sanık .’un 29.12.1994 tarihinde ... .e ait evin, evde fahişelik icra edildiği gerekçesiyle yakılma eylemine, eylemi icra edenlerin. ve ..(.... gözcünün ise kendisinin olduğu, yine 09.12.1994 tarihinde Hakim Konak isimli şahsa bıçakla saldırı eyleminin eylem sorumlusu ve icra edenin ., korum ve eyleme müdahale edenin kendisi, hedefi gösterenin Hamza kod Turgay’ın olduğu, 29.08.1995 tarihinde. isimli kişinin öldürülmesi eylemini Raif Acan ile birlikte gerçekleştirdikleri, bu suretle sanığın eylemine uyan 765 sayılı (mülga) TCK’nın 125 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi talebiyle kamu davası açıldığı, .un kolluk beyanında; .(.) ve . ile birlikte Hizbullah örgütü askeri kanadında yer aldıklarını… 09.12.1994 tarihinde Hakim konak isimli şahsın işyerinin basılması ve şahsın bıçakla yaralanması eylemine kendisi (bıçaklı),. (bıçaklı), ve ....’ın da gözcü olarak görev aldığını ifade ettiği, 09.12.1994 tarihinde Hakim Konak’ın yaralanma eylemine ilişkin yapılan keşifte kolluk beyanı ile uyumlu ifade verdiği, sorgu hakimi huzurundaki beyanında, kolluk beyanını kabul etmediğini, kimseyi yaralamadığını, kimsenin evine bomba atılması eylemine katılmadığını, suçlamaları reddettiğini, bununla birlikte müşteki Hakim Konak olayında ... isimli arkadaşı ile birlikte şahsın üzerinde parasını çalmak istediğini şahsın hırsız var diye bağırması üzerine elindeki bıçağı çekip sol böğrüne vurduğunu, bu olayın ideolojik ve siyasal bir yönü olmadığını ... isimli kişi ile eylem arkadaşlığı olduğunu, yargılamada alınan beyanında; atılı suçlamaları kabul etmediği, sanık Turgut Barut’un yasadışı hizbullah örgütü ilim cemaatinin mensubu olduğu, örgüt içerisindeki tebliğ ve davet faaliyetlerinde bulunduğu, cihat grubuna seçildiği ve mensubu olduğu yasadışı örgütün amacı doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Anayasal düzenini zor kullanmak suretiyle değiştirmek amacıyla mahkemece sabit kabul edilen, 29.12.1994 tarihinde .in evinin kundaklanması, 09.12.1994 tarihinde .ın bıçakla yaralanması ve 29.08.1995 tarihinde . isimli şahsın öldürülmesi eylemlerine(sanığın bu eylem sonrası elinde kar izleri olan biçağı yere attıktan sonra takih üzeri yakalandığı tespit edilmiştir) silahla katıldığı sabit olduğundan eylemine uyan 765 sayılı (mülga) TCK’nın 146/1. maddesi gereğince neticeten müebbet Ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin verilen kararın sanık müdafisi tarafından temyiz üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 26.10.1999 tarihli ve 1107-3438 karar sayılı ilâmı ile onanarak kesinleştiği, 29.12.1994 tarihinde. isimli şahsın evinin kundaklanmasına ilişkin başka dava dosyasında yargılanan . ve ... Yeşil' in bu eylemlerine sanık ... ile birlikte sanık .a’nın gözcülük yaptıklarını beyan ettikleri,Cumhuriyet savcısı huzurunda kundaklama eylemine ilişkin yapılan ifadeli yer gösterme tutanağı ve olay yeri basit krokisine göre; sanıklar ... ve .’nın beyanlarında, eylemi . ve.’in yaptığını ifade ettikleri,Sanık.’ya (.) ilişkin fotoğraflı özgeçmiş raporuna göre; sıra numarasının 4153, doğum tarihinin 1976/... olduğu, Sanık ...’ye ilişkin fotoğraflı özgeçmiş raporuna göre; sıra numarasının 6441, doğum tarihinin 1976/... olduğu, “Taranmış dökümanlar” başlıklı sayfada “Mahkemeciler var” kısmında sanığın isminin geçtiği, sanık. ve ...’nin 1.5 yıldır zindanda bulunduklarının belirtildiği, “Muhtemelen .. .Grubu Sınav Sonuçlarının Devamı” başlıklı sayfada sanıklar . ve ...’nin tefsir, siyer ve risale sınava katıldıklarının yazılı olduğu, “Arapça/İhtisas Grubu”, “Şehid-Gazi ve Tutuklu Aileleri Ziyaret Raporları”,“Aralık Ayı Ders Ortalamaları Şehit Ata Ders Grubu…”, başlıklı sayfalarda sanık ...’nin isminin yazılı olduğu, “Duruşmacılar Var” başlıklı sayfada her iki sanığın da isminin bulunduğu, “Satırlı işlerini yapanlar” başlıklı sayfada sanık ...’nin isminin yanında “ekip elemanı, 3, Hocaoğlu camisi” yazdığı, sanık.(.) isminin yanında, (..., 1976, TİCL-2, istihbarat, muhasebe, 1993, ekip sorumlusu, 6, H. Hamit Camisi, 487-57, mahkûm) şeklinde ibarelerin yazdığı, Anlaşılmaktadır.Tanıklar. ve. mahkemede alınan beyanlarında, yer göstermeye ilişkin tutanakları okumadan imzaladıklarını, yer gösterme tutanağındaki imzanın kendilerine ait olduğunu ancak tutanak içeriğini okumadan imzaladığını beyan etmişlerdir. Sanık. (.) kollukta; yasadışı Hizbullah terör örgütüyle bağlantısının 1992 yılı içerisinde lisede öğrenim gördüğü sırada başladığını, .Camide tanışmış olduğu. isimli şahsa bağlı olarak .Camisinde bir yıl kadar Kur' an dersi verdiğini, daha sonra. Camisine ders vermek üzere gönderildiğini, bir süre sonra kendisine iletilen talimat sonucu ... (K) ... ve .isimli şahıslarla Melikahmet Camisine gittiklerini, burada üçüne askeri kanatta görevlendirildiklerinin bildirildiğini, askeri kanatta bulundukları süre zarfında .simli .'in kendilerinin üst sorumlusu olarak görevlendirildiğini, yasa dışı Hizbullah terör örgütünün amaçları doğrultusunda 23.11.1993 tarihinde. Lisesinde öğrenci olan .'in PKK yanlısı olması nedeni ile satırla yaralanması eylemine katıldığını, bu eylem talimatının kendilerine . tarafından verildiğini, ...'ın gözcülük yaptığını, kendisi ile ...'ın bizzat eylemi gerçekleştirdiklerini, 08.03.1994 tarihinde yine.in talimatı ile ... ile birlikte . Lisesi önünde köftecilik yapan ve ... ayında da satış yaptığından dolayı örgütün tepkisini çeken .'ün yaralanması eylemine katıldığını bu eylem sırasında ...'nin kendilerine gözcülük yaptığını, 27.04.1994 tarihinde de . Pazarında yine.'in talimatıyla . isimli şahsın yaralanması olayına karıştığını, bu eylemi . ve ...'ın bizzat gerçekleştirdiklerini, kendisiyle ...'nin gözcülük yaptığını, 09.12.1994 tarihinde de yine.'in talimatıyla .isimli örgüt mensubu ile birlikte .da . isimli şahsın yaralanması fiilini gerçekleştirdiklerini, bu eylemde ... ve .'in gözcü olarak yer aldıklarını, son olarakta 29.12.1994 tarihinde .isimli şahsın evinin kundaklanması fiilini gerçekleştiren .ve .'in eylemlerine ... ile birlikte gözcü olarak katıldığını beyan etmiş;Ancak;Cumhuriyet savcılığı, sorgu ve mahkeme aşamalarında suçlamaları kabul etmeyerek kolluk ifadesi ve yer gösterme işleminin baskıya dayalı olduğunu, ifadelerinin gözü kapalı olarak kendisine imzalatıldığını, Sanık ... kollukta; kendisinin Hizbullah terör örgütü ile bağlantısının 1992 yılı içerisinde .isimli örgüt mensubunun propagandası ve telkinleri sonucunda kurulduğunu, bir süre kendisine verilen kitapları okuyarak kendisine yetiştirdiğini,. Camisine giderek bir yıl kadar ders aldığını, burada ticaret lisesinden tanıdığı . ile karşılaştığını, bu örgüt mensubu ve ... ile birlikte kendisinin .....Kod ... .'e bağlı olarak örgütün askeri kanadına alındığını, aradan bir süre geçtikten sonra ... ın başka bir göreve gönderilmesinden sonra yerine.'un kendilerine katıldığını, yasadışı Hizbullah örgütü içerisinde 8.3.1994 tarihinde .l'in talimatıyla .Lisesi civarında köftecilik yapan. isimli şahsın satırla yaralanması eylemini gerçekleştiren ... ve.nın yanında onlara gözcü olarak katıldığını, 20.04.1994 tarihinde yine .l'in talimatıyla bu örgüt mensubunun ... ile birlikte gerçekleştirdikleri ... . isimli şahsın yaraIanması fiiline sanık .ile birlikte gözcü olarak katıldığını, daha sonra 9.12.1994 tarihinde Hakim Konak'ın yaralanması eylemine.ile birlikte gözcü olarak katıldığını, söz konusu eylemin. ve.tarafından gerçekleştirildiğini, en son olarak ta 29.12.1994 tarihinde.in evinin kundaklanması eylemini gerçekleştiren . ve .'in yanında eylem yerine giderek. ile birlikte bu eyleme gözcü olarak katıldığını beyan etmiş, Ancak;Cumhuriyet savcılığı, sorgu ve mahkeme aşamalarında suçlamaları kabul etmeyerek, Hizbullah terör örgütü üyesi olmadığını, kolluk ifadesinin ve yer gösterme işleminin baskıya dayalı olarak gerçekleştirildiğini bu ifadelerin kendisine gözlerinin kapalı olarak imzalatıldığını, Savunmuşlardır.Uyuşmazlığın çözümü için 765 sayılı (mülga) TCK’nın 168. maddesinde düzenlenen örgüte üye olma suçunun açıklanması gerekemektedir.765 sayılı TCK'nın 168. maddesinde yer alan; "Her kim, 125, 131, 146, 147, 149 ve 156 ncı maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa onbeş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahküm olur.Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır" şeklindeki düzenlemenin birinci fıkrasında, Kanun’un 125, 131, 146, 147, 149 ve 156. maddelerinde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete oluşturmak veya böyle bir cemiyet ve çetede amirlik, yöneticilik ve hususi bir vazife üstlenmek eylemleri yaptırıma bağlanmıştır. Silahlı cemiyet ve çetenin sair efradı olmanın cezai müeyyidesi de maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiş olup, birçok yargısal kararda vurgulandığı üzere; silahlı cemiyet ve çetede amirlik, yöneticilik ve hususi bir görev almayan, çeteye basit şekilde katılan, ulaşılmak istenen amaca ait konularda irade birliği içinde olan, çeteye katılırken çetenin niteliğini bilen ve çetenin ulaşmak istediği amacı kendi amacına uygun görenler ise cemiyet ve çetenin sair efradıdır.Gelinen noktada 5237 sayılı TCK’da düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma ve silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun da ifade edilmesi gerekecektir.Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”; aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında; 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. 18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye'nin de taraf olduğu Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu'nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir. TCK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işl
16. Ceza Dairesi, 2019/11749 E., 2020/3651 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
ve ...'in ise eylemlerine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169, 5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6, 3713 sayılı TMK'nın 5, TCK'nın 59, 31, 40 maddeleri gereğince 3'er sene 9'ar ay hapis cezası ile 3'er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına dair verilen kararın, Yargıtay 9.
16. Ceza Dairesi         2019/11749 E.  ,  2020/3651 K. "İçtihat Metni" I-TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2019 tarih ve 2019/123421 sayılı yazısı ile; yasadışı silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 169, 59 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri gereğince 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/05/2006 tarihli ve 2006/7 esas, 2006/35 sayılı kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07/04/2009 tarihli ve 2007/8927 esas, 2009/4018 karar sayılı ilâmı ile onanmak suretiyle kesinleşmesini müteakip, adı geçen hükümlünün memnu haklarının iadesine dair Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/05/2019 tarihli ve 2006/7 esas, 2006/35 sayılı ek kararını kapsayan dosya incelendi. Dosya kapsamına göre, Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince hükümlünün talebinin kabulü ile memnu hakların iadesine karar verilmiş ise de, anılan karara dayanak teşkil eden 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu 13/A maddesinde yer alan, ''5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkumiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkum olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir.'' şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, memnu hakların iadesi kararı verilebilmesi için infazın tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık sürenin geçmiş olmasının gerekmesi karşısında, hükümlünün mahkum olduğu 3 yıl 9 ay hapis cezasının ek karar tarihi itibariyle infaz edilmediği anlaşılmakla, yasaklanmış hakların iadesine karar verilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 03/12/2019 gün ve 94660652-105-44-15949-2019-Kyb sayılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir. II-OLAY: Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/8895 hazırlık sayısına kayden yürütülen, 14.10.2004 tarih 2004/34 esas sayılı görevsizlik kararı ile 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2004/257 hazırlık sayılı soruşturma dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesine müteakip 02.11.2004 tarih, 2004/256 hazırlık sayılı karar ile bir kısım şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen soruşturma kapsamında; yasa dışı terör örgütü PKK/KONGRA-GEL örgütü mensubu olmak ve örgüte yardım, yataklık yapmak ve yasak yayın bulundurmak suçlarından ..., . hakkında 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 02.11.2004 tarihli 2004/250 hazırlık, 2004/61 esas ve 2004/47 numaralı, Malatya 3 no'lu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına tanzim edilen iddianamesi ile şüpheliler ... ve ...'ın yasa dışı PKK/KONGRA-GEL örgütünün sair efradı oldukları, diğer şüphelilerin ise örgüte yardım ve yataklık yaptıkları iddiası ile şüpheliler ... ile ...'in 765 sayılı mülga TCK'nın 168/2, 31, 33, 40 ve 3713 sayılı TMK'nın 5; diğer şüphelilerin ise 765 sayılı mülga TCK'nın 169, 31, 40 ve 3713 sayılı TMK'nın 5 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istenilmiştir. 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/238 esasına kayden yürütülen ve sanıklar ...'in atılı eylemleri bilerek ve isteyerek yaptıklarına dair delil bulunmadığından unsurları nedeni ile oluşmayan müsnet suçtan beraatlerine, sanıklar ... ve ...'in ise eylemlerine uyan TCK'nın 169, 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi, TCK'nın 31, 33, 40 maddeleri gereğince cezalandırılmalarının iddia makamınca mütalaa olunduğu anlaşılan yargılama sonunda, CMK'nın 250. maddesine göre görevli Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2005 tarih, 2004/238 esas, 2005/71 karar sayılı kararı ile özetle; sanıklar ... ..., 'in beraatlerine; sanıklar ... ve ...'in ise eylemlerine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169, 5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6, 3713 sayılı TMK'nın 5, TCK'nın 59, 31, 40 maddeleri gereğince 3'er sene 9'ar ay hapis cezası ile 3'er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına dair verilen kararın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 20.12.2005 tarihli ilamı ile tanıkların beyanlarını içeren ve hükme esas alınan 13.12.2004 tarihli duruşma tutanağının bazı sayfalarında naip hakim imzasının bulunmaması nedeni ile sair yönler incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı 04.05.2006 tarihli kararı ile özetle; beraat eden sanıklar hakkında beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleştiğinden ayrıca karar ittihazına yer olmadığına, sanıklar ... ve ...'in eylemlerine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169 ve 5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6. maddeleri gereğince ağır hapis cezası hapse tahvil olunarak, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59, 31 ve 20. maddeleri gereğince 3'er sene 9'ar ay hapis cezası ile 3’er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına karar verilmiştir. Hükmün ilgili kısmı; "765 sayılı TCK'nun 31 ve 20 ncı maddesi gereğince ve sanıklara tertip olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın tahvil öncesi niteliği süresi ve cezanın nevindeki değişikliği yürürlük yasasından kaynaklandığı göz önü edilerek sanıkların 3’er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına," şeklindedir. Karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2009 tarih 2007/8927 esas ve 2009/4018 karar sayılı onama ilamı ile kesinleşmiştir. Süreçte sanık müdafiinin kanun yararına bozma ve karar düzeltme/itiraz istemlerinin reddedildiği ayrıca emanet eşyaların müsaderesine dair 03.02.2012 tarihli ek kararın verilerek kesinleştiği görülmüştür. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen 24.09.2009 tarihli yerine getirme fişinde hükümlü ... hakkında "3 yıl kamu hizmetlerinden geçici yasaklılık kararının" 17.08.2009 tarihinde yerine getirildiğinin, hükümlüler hakkında tanzim edilen kesinleşme şerhlerinde ise 07.04.2009 tarihi yerine 07.04.2008 tarihinin yazıldığı görülmüştür. Tutanaklarda illegal yollardan yurt dışına çıktığı bilgisinin alındığı belirtilen ve Cumhuriyet Başsavcılığınca çıkartılan 2012/1-101 sayılı yakalama emrinin infaz edilemediği anlaşılan hükümlü hakkında, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının hükmolunan cezanın infaz edilmemesine karar verilmesine yönelik istemi doğrultusunda Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.05.2019 tarih, 2019/577 değişik iş sayılı kararı ile özetle; "Kapatılan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2006 tarih ve 2006/7-35 E-K sayılı kararı ile yasadışı silahlı örgüt mensuplarına hal ve sıfatlarını bilerek yardım etmek suçundan 765 sayılı TCK'nun 169 maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2008 tarih ve 2007/9927 Esas, 2009/4018 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, hükmün infaza verildiği, hükümlünün atılı suç nedeniyle 13.10.2004 ile 13.01.2005 tarihleri arasında tutuklulukta kaldığı, hükmün infaza verilmesi sonrasında hükümlünün bakiye cezasının infazı hakkında yakalama emri çıkartıldığı, 5237 sayılı TCK'nın ceza zamanaşımını düzenleyen 68. maddesine göre ceza zamanaşımının gerçekleşmesi, infaza konu mahkumiyet hükmünü ortadan kaldırmayıp, sadece mahkumiyet hükmünün infaz edilmesini engellemediği, dosya kapsamına göre kesinleşme tarihinden itibaren zamaşımını kesen herhangi bir işlem bulunmadığından, infaz edilemeyen, bakiye ceza miktarı itibariyle (TCK 68) ceza zamanaşımının 10 yıl olduğunu, onama tarihinden itibaren dolduğu görüldüğünden talebin kabulüne" karar verilerek, bakiye cezasının ceza zamanaşımının dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair itiraz yolu açık olmak üzere 23.05.2019 tarihinde kesinleşen karar verilmiştir. Sanık müdafiinin 24.05.2019 tarihli dilekçesi ile memnu hakların iadesine karar verilmesi talebinde bulunulması üzerine; Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli ek kararı ile Cumhuriyet savcısının mütalası doğrultusunda özetle; "hükümlünün cezasının ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair karar verildiği ve kararın kesinleştiği, dolayısıyla hükümlü hakkındaki hak mahrumiyetine neden olan yasaklılıkların da tüm hukuki sonuçları ile birlikte ortadan kalkacağı anlaşılmakla talebin kabulüne karar verildiği" belirtilerek, Kapatılan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2006 tarih ve 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı ilamı ile verilen tüm yasaklanmış hakların geri verilmesine, itiraz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Karar hükümlü müdafiine kalemde tebliğ edilmiş ve 11.06.2019 tarihinde kesinleşmiştir. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün 26.08.2019 tarihli yazısında, 5352 sayılı Kanunun 13/A maddesi uyarınca cezanın infaz edilmemesine yönelik karar verildiği, ceza zamanaşımı süresi hesaplandığında ve infaz tarihinin 07.04.2018 olduğu dikkate alındığında, kanunda öngörülen 3 yıllık sürenin geçmemesi sebebi ile yasaklanmış hakların iadesine karar verilemeyeceğinden ek karar ile ilgili gereğinin yapılması hususunda Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunulmuştur. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 25.09.2019 tarihli görüşü ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne ek kararın kanun yararına bozulması hususunda başvuruda bulunması üzerine, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 03.12.2019 tarihli talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından kesinleşen ek kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır. III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Kesinleşen mahkumiyet hükmüne yönelik ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile bakiye cezasının infaz edilmemesine karar verilen hükümlünün memnu haklarının iadesine dair verilen ek kararda hukuka aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkindir. IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: 01.06.2005 tarihinde ceza adalet sisteminde temel yasalar değiştirilmek suretiyle yeni bir dönem başlatılmıştır. 5352 sayılı Kanunun 13/A maddesinin gerekçesinde de açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğu düşünülmediği için, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 121-124. maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 416-420. maddelerinin yerine ikame olmak üzere yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesine ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Ancak, 5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun geçici 2. maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuş, Anayasanın 76. maddesi ile özel kanunlarda sayılan suç ve mahkûmiyetlerin arşiv bilgilerinin silinmesi kabul edilmemiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açtığından, 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 38. maddesiyle 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa 13/A maddesi eklenmek suretiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi/memnu hakların iadesi müessesesi yeniden Türk ceza adalet sistemindeki yerini almıştır. 5352 sayılı Kanunun "Yasaklanmış hakların geri verilmesi" kenar başlıklı 13/A maddesi şöyledir: "(1)5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a)Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b)Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir. (2)Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz. (3)Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir. (4)Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet Savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir. (5)Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir. (6)Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir. (7)Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır." Kanun maddesinin sarahatine ve gerekçesinde işaret olunan amaç ve kapsamına nazaran, her ne kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğuna yer verilmemiş ise de, Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilecektir. Burada hükümlünün mahkumiyetinin, mülga 765 sayılı ya da mer'i 5237 sayılı Ceza Kanunlarına veya ceza öngören özel kanunlara dayanmasının bir önemi bulunmamaktadır. İadesine karar verilecek yasaklanmış haklar, Anayasanın 76. maddesi gibi, belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı süresiz hak yoksunluklarına ilişkindir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53'üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a)Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b)Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir. Diğer taraftan ceza zamanaşımını düzenleyen mülga 765 sayılı TCK ve mer'i 5237 sayılı TCK'nın ilgili maddeleri ise şu şekildedir: 765 sayılı mülga TCK Madde 112 – Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki müddetlerin müruriyle ortadan kalkar: ... 4-Beş seneye kadar ağır hapis veyahut hapis veya muvakkat sürgün veya muvakkaten hidematı ammeden memnuiyet cezalariyle ağır cezayı nakdi hükümleri on sene... geçmesiyle ortadan kalkar. Madde 115 – (Değişik: 11.6.1936-3038/1 md.) Amme hizmetlerinden muvakkat memnuiyet yahut diğer bir ıskatı ehliyet cezası veya bir meslek ve sanatın tatili icrası sair cezalara zam ve ilave edildiği veyahut bir hüküm neticesi olduğu takdirde ıskatı ehliyet ve tatili meslek ve sanat cezaları, onlar için muayyen olan müddetin iki misline muadil bir müddet geçmedikçe sakıt olmazlar ve işbu müruru zaman aslı mücazatın sakıt olduğu tarihten itibaren cereyana başlar. Madde 122 – (Değişik : 11.6.1936 - 3038/1 md.) (Değişik birinci fıkra : 21.11.1990 - 3679/6 md.) Yukarıdaki maddede yazılı ceza, şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu halde, buna mahkum olan ve işlemiş olduğu cürümden dolayı pişmanlık duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen kimse, asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan kalktığı tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra memnu haklarının iadesini talep edebilir. Eğer bu mahrumiyet ve ıskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya ilaveten tertib olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak hüküm ilamının kat'ileştiği tarihten itibaren beş sene sonra istenebilir. 5237 sayılı TCK Ceza zamanaşımı Madde 68- (1) Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez: ... e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında on yıl. Ceza zamanaşımı ve hak yoksunlukları Madde 69- (1) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresi ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam eder. Silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan hükümlü ...'in, eylemine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59, 31 ve 20. (5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6. maddeleri gereğince ağır hapis cezası hapse tahvil olunarak) maddeleri gereğince 3 sene 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 3 sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına dair 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı 04.05.2006 tarihli kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2009 tarih, 2007/8927 esas ve 2009/4018 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğinin görülmesine, Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında ceza zamanaşımının, gerek 5237 sayılı TCK'nın 68/1-e gerekse 765 sayılı TCK'nın 112/4 maddelerinde on yıl olarak belirlenmiş olmasına ve fakat kamu hizmetlerinden yasaklanma hükmü yönünden, 765 sayılı TCK'nın 122. maddesi gereğince memnu haklarının iadesinin talep edilebilmesi için asıl cezanın zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçmiş olması aranırken 5237 sayılı TCK'nın 69/(1). maddesine göre; cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresinin ceza zamanaşımı dolunca sona ereceğinin hükme bağlanmış bulunmasına, 5252 sayılı Kanunun 9/(3) maddesinde; "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." denilmekle birlikte, uyarlama yargılamasında sonuç cezanın belirlenmesi bakımından ceza zamanaşımına ilişkin hükümlerin tatbik imkanının bulunmaması nedeniyle ceza zamanaşımı ve buna bağlı olarak hak yoksunluklarına dair lehe yasa belirlemesinde, iş bu cezanın tespit edildiği 765 sayılı TCK hükümlerinden bağımsız olarak, bir yönüyle infaz hukukuna taalluk eden 5237 sayılı TCK normlarının uygulanmasının "karma uygulama yasağı" kapsamında değerlendirilemeyeceği, aksi halin sonuç cezayı belirleyecek olan İlk Derece Mahkemesini ceza zamanaşımı ve buna bağlı olarak hak yoksunlukları yönünden daha lehe hüküm içeren ceza kanununa göre bir uygulama yapmaya zorlayarak, TCK'nın 61. maddesinde öngörülen ilkelerin göz ardı edilmesini sonuçlayacağının anlaşılmasına nazaran; Kamu hizmetlerinden yasaklanma hükmü bakımından 5237 sayılı TCK'nın 69/(1). maddesinin, 765 sayılı TCK'nın 122 maddesine göre açıkça lehe düzenleme içermesi ve bu düzenleme ile cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresinin ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam edeceğinin hükme bağlanmış olması, somut olay yönünden, 11.06.2019 tarihinde kesinleşen Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli, "hükümlünün cezasının ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmakla tüm yasaklanmış hakların geri verilmesine," dair kararında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında yerinde görülmeyen talebin reddine karar verilmiştir. V-SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2019 tarih ve 2019/123421 sayılı kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2020/3313 E., 2020/3283 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Kıraathanesinin bombalanması eylemleri ile ilgili cezalandırılması gerektiği gerekçesi ile yasadışı silahlı PKK terör örgütünün sair efradı olmak suçundan kanıtlanan eylemlerine uyan TCK'nın 168/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59/2, 31, 33, maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, müebbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, ceza müddetinde kanuni mahcuriyet altı
16. Ceza Dairesi         2020/3313 E.  ,  2020/3283 K. "İçtihat Metni" I-TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.05.2020 tarih ve 2020/42358 sayılı yazısı ile; PKK terör örgütünün sair efradı olmak ve bomba patlatmak, bomba koymak suçlarından sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 168/2, 59/2, 264/6-8, 59/2, 74, 75/2. maddeleri ile 3713 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca neticeten ve içtimaen 12 yıl 6 ay ağır hapis, 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888 Türk lirası ağır para cezaları ile cezalandırılmasına dair İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02/05/2001 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. İstanbul (Kapatılan) 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02/05/2001 tarihli kararının suç vasfı yönünden kanun yararına bozulması durumunda, bu kararın 5237 sayılı Kanun'a uyarlanmasına ilişkin İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/06/2006 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı ek kararının da hükümsüz hale geleceği düşünülerek yapılan incelemede, Dosya kapsamına göre, sanığın diğer sanıklar ..., ... ve ... ile birlikte PKK terör örgütünün sair efradı olduklarının ve bu kapsamda bir kıraathaneyi bombalamak eylemlerini birlikte planlayıp gerçekleştirdiklerinin Mahkemesince kabul edilerek 765 sayılı Kanun'un 168/2 ve 264/6-8. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verildiği, Anılan kararın diğer sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 31/01/2002 tarihli ve 2001/2407 esas, 2002/192 karar sayılı ilamı ile "Toplanan delillere göre, sanıkların mensubu bulundukları silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarının bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vahamet arz eden olaylara fiilen katıldıklarının anlaşılması karşısında TCK.nun 125. maddesi yerine yazılı şekilde hüküm" kurulmasının kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son uyarınca kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla bozulmasına karar verildiği, Aynı dosyada, adı geçen sanıklarla birlikte yargılanan sanığın da PKK terör örgütü üyesi olduğunun ve bu kapsamda vahamet arz eden kıraathaneye bomba atma eylemini mezkur sanıklarla birlikte planlayıp icra ettiğinin Mahkemesince kabul edildiği, bu itibarla sanığın bomba atma ve PKK terör örgütünün sair üyesi olma suçlarının birbirinden bağımsız olmadığı cihetle, bu suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmasının yerinde olmadığı, sanığın eyleminin bir bütün olarak 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde düzenlenen, "...Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiil..." kapsamında kalacağı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02/05/2001 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı kararının bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 25/03/2020 gün ve 94660652-105-34-6856-2019-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir. II-OLAY; PKK terör örgütü mensuplarına yönelik 04.06.1998/05.06.1998 ve 06.06.1998 tarihlerinde yapılan operasyonlarda, 06.06.1998 tarihinde ...'nun ikametinde ... (kod) ... ile birlikte yanlarında bulundurdukları çuval içerisinde l adet 7.62 mm çaplı seyyar dipçikli kaleşnikof marka otomatik tüfek ile 2 adet şarjör ve 30 adet fişek , l adet 9 mm çaplı 14'lü browning marka tabanca, l adet şarjör ve 7 adet fişek, l adet askeri bot, l adet tabanca harbisi, l adet hücum yeleği, 1 adet kışlık askeri elbise üstü,l adet askeri parka,1 adet palaska, 6 adet elektrikli fünye, l adet camı delinerek raptiye ve elektrik kablosu takılmak suretiyle zaman ayarlı bomba yapımında kullanılmak üzere hazırlanmış kol saati, 1 adet kol saati, l adet plastik bomba kabı, 2 adet düzenekli kalem pil, l adet 9 voltluk düzenekli pil, l adet el bombası ateşleme mekanizması, l adet ateşleme maşası, fünyesi ve yayı, 50 cm uzunluğunda sarı-kırmızı renkli elektrik funyesi kablosu ile yakalandığı, süreçte ... kod ...'nın, birlikte faaliyet göstererek eylemlerde bulunduğunu belirttiği ... (kod) ... (kod) ...'in de yakalandığı, yapılan aramalarda askeri ve örgütsel malzemelerin ele geçirildiği; bu kapsamda 03.06.1998 günü ... Kıraathanesine saat 23.00 sıralarında bomba atılarak yedi vatandaşın yaralanması ve maddi hasara sebebiyet veren eylemin ..., ..., ... ve ...'in firarda bulunan ... kod ... ...'in talimatı ile gerçekleştirdiklerinin; 07.02.1998 günü... ... adlı işyerinin silahla taranarak ... isimli şahısların öldürülmesi, ... isimli şahsın yaralanması eyleminde ... kod ... ...'in ...'e eylemde kullanmak üzere verdiği ve kahvehane eyleminden sonra ... tarafından ... ile ...'e bırakılan ve ele geçirilen kaleşnikof marka tüfek ile 14'lü tabancanın bu olayda kullanıldığının ancak olayın tanığı ...'e yaptırılan teşhiste şahısların bahse konu eylemi gerçekleştirenler arasında bulunmadığının beyan edildiğinin, 03.06.1998 günü Yeşilköy semtinde Banliyö treninin içerisine bırakılan bombanın patlaması sonucu bir vatandaşın ölümü, altı vatandaşın yaralanması ile sonuçlanan eyleme yönelik ...'ın ... ile birlikte eylemi gerçekleştirdiğini yakalandığında beyan ettiği ve akabinde yer gösterdiği ancak sonrasında bunları inkar ettiği, 31.05.1998 tarihinde Bakırköy ilçesinde faaliyet gösteren PTT paketleme servisinde meydana gelen patlama sonrası yapılan incelemeler sonucunda ele geçen bomba parçaları ve 01.06.1998 tarihinde Garanti Bankası Çarşı Şubesinin önüne konularak patlatılan zaman ayarlı bombaların yapımı aşamasında kullanılan cam macun ile ...'in evinde ele geçirilen cam macunun aynı fiziksel özelliklere sahip olduğunun belirlendiği, 24.05.1998 tarihinde ... Turizm'e ait otobüs yazıhanesi peronu tarafında bulunan beton çiçekliğe bomba konulması sonucu bir vatandaşın yaralanması ve maddi hasar meydana gelmesi olayı ile ilgili tanık ... ... isimli şahsın ...'yı teşhis ettiğinin belirlendiği, bu kapsamda yakalanan bir kısım şüphelilerin kolluk ve Cumhuriyet savcılığında alınan ifadelerinde ikrarda bulundukları anlaşılan, aralarında sanığında bulunduğu ..., kod), ... (... kod) hakkında yürütülen tahkikat neticesinde; ... olayına karışmadığına, kırsala çıkmayı düşündüğüne ve kıraathane eylemine katıldığına dair süreçte beyanda bulunan, 06.06.1998 tarihinde gözetim altına alınan ve İstanbul 2 Nolu DGM Yedek Hakimliğinin 1998/39-1242 sayılı sorgusuyla 11.06.1998 tarihinde tutuklanan, ... (kod) adını kullandığı belirtilen sanık hakkında; İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 17.06.1998 tarih ve 1998/840 esas sayılı iddianamesi ile ilgili kısımda özetle belirtildiği şekilde; "... emniyetteki, C.Savcılığındaki, yer gösterme sırasındaki ve hakim önündeki beyanlarında örgütsel sıfatını, konumunu, ... Kıraathanesindeki eylemini açıkça ifade etmiş, iddianamede örgüt üyesi olmakla suçlanan ... isimli şahısla tanıştığını ve bu kişinin kendisine PKK örgütünün propagandasını yaptığını, ihtiyacı olduğu takdirde ...'in kendisine para vermeyi teklif ettiğini, diğer yandan ...'nın da ...'deki HADEP binasında sanık ... ile tanıştığını ve adı geçenin evine gittiklerini PKK hakkında konuşmalar yapıldığını, daha sonra kendisine ..., ...'ya ... Kod adlarını verildiğini, dosya arasında yer göstermesinde de bulunduğu ... Kıraathanesindeki eylemin ne suretle meydana getirildiğini anlatmış yakalanmasa idi dağa çıkarak faaliyetini sürdüreceğini beyan etmiştir. Sanık yasa dışı örgüt üyesi olmak ve bombalama eyleminde bulunmak fiillerinden sorumludur... Dosyada ifadeleri bulunan sanıkların beyanlarına, birbirleri hakkındaki anlatımlarına, ele geçen suç eşyasına göre sanıklardan ...'in örgüt üyesi olduğu, sanık ...'nun yasadışı örgüte yardım ve yataklıkta bulunduğu, diğer sanıkların ise örgüt üyesi olarak bombalama eylemine katıldıkları, sanık ...'nın ayrıca İstanbul otogarında bir çöp bidonuna bomba koyduğu, ancak 07.02.1998 tarihinde... kuyumculuğun silahla taranarak iki kişinin öldürülmesi, 31.09.1998 tarihinde Bakırköy PTT paketleme servisine bomba konulması, 01.06.1998'de Bakırköy Garanti Bankası şubesine bomba bırakılması fillerini bu sanıkların işlediğine dair delil elde edilememiş, İstanbul otagarında ... Turizm firması önünde çöp bidonuna konulan bomba ile ilgili olarak ... dışındaki sanıkların ilgisi kurulamamış, şahıslarca teşhis edilememiş oldukları ve nihayet 06.06.1998 tarihinde Sirkeci-Halkalı istikametinde seyreden banliyö treninde patlayan bomba ile ...'ın ilgileri görülememiş bu kişilerin o sırada inşaat işi ile uğraştıkları dosyadaki tanık beyanlarından anlaşılmıştır... sanığın TCK'nın 168/2, 3713 sayılı Kanunun 5 ve ayrıca TCK'nın 264/6-8 madde uyarınca cezalandırılmalası... TCK'nın 31, 33, 40 maddesinin uygulanması" istenilmiştir. İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1998/221 esasına kayden yürütülen ve iddia makamınca 765 sayılı TCK'nın 168/2, 3713 sayılı TMK'nın 5, TCK'nın 264/6-8, 31, 33, 40 maddeleri uyarınca cezalandırılmalası mütalaa olunan yargılama neticesinde verilen 02.05.2001 tarih, 2001/115 karar nolu ilamda sanık ile ilgili olarak belirtildiği şekilde ilgili kısımlarda özetle; "....sanığın emniyet ifadesinde suçunu ikrar ettiği, Yedek Hakimlik ifadelerinde, ...in evine ... ile birlikte gittiklerini, ...'in kahve bombalamak için talimat verdiğini, kendisinin katılmak istemediğini söylediğini, ailene zarar veririz dedikleri için korkudan dolayı eyleme katıldığını, kıraathaneye bomba atılması eyleminde gözcülük yaptığını, bombayı sanık ...nın attığını, bomba atıldıktan sonra kaçtıklarını beyan etmiş, Mahkememizde tespit edilen savunmasında: Suçlamayı kabul etmediğini, örgüt ile ilgisi olmadığını, ...... isimli şahısla hırsızlık yaptıklarını, ...’ın kendisine ... Kıraathane sahibi ile aralarında bir sorun olduğunu, yanına bir şahıs vereceğim bunun kıraathanesine ses bombalarını atın dediğini, ... ile birlikte kıraathaneye gidip, el bombalarından birini kıraathanenin duvarının dibine diğerini de duvara doğru atıp oradan kaçtıklarını, ...'nın evinde kaldıklarını, ertesi gece polislerin baskın yapıp yakaladıklarını, sanıklar..., ... ve ...’in bu olayla ilgileri olmadığını, Emniyet ifadesini kabul etmediğini, baskı ve işkence altında alındığını, yine savcılık ve yedek hakimlik sırasında da, polisin baskısı devam ettiği için emniyet ifadesine benzer şekilde ifade verdiğim bu ifadeleri kabul etmediğini beyan etmiştir...Üzerlerine atılı yasadışı silahlı terör örgütü PKK’nın sair efradı olmak suçunun ve yine bu sanıkların üzerlerine atılı 3.6.1998 tarihinde ... Kıraathanesinin bombalanması eylemine katılmak ve zaman ayarlı el bombası koymak suçlarının sabit olduğu, Sanık ...'in amcasının oğlu ... ...'in telkinleri ile yasadışı örgüte sempati duyup örgüte katıldığı, ..., ... ve ...'i de ... ile kendisinin tanıştırdığı, ... ...’in kendisine ... kod adını verdiği, ...’in bir adet kaleş, 30 adet fişek, 1 adet tabanca, 7 adet fişek, 2 el bombası, getirip evlerinde sakladığı, bomba yapımını gösterdiği, ...'in talimatı ile diğer sanıklarla ... Kıraathanesinin bombalanmasını kararlaştırdıkları, 2.6.1998 tarihinde keşfini yaptıkları, 3.6.1998 tarihinde de sanık...’in evinde toplanıp buradan olay yerine gittikleri, el bombasının ...'de olduğu ve kahvehanenin yanındaki duvara koyduğu. ...'de de el bombası olduğu, pimini çekerek kahvenin açık olan kapısından içeri attığı, kendisinde kaleşnikof, ...'da da 14'lü tabanca olduğu halde, olay mahallinde bekledikleri ve patlama sonucu olay yerinden ayrıldıkları, sanığın emniyette savcılıkta ve sorgu hakimliğinde suçunu bu şekilde ikrar ettiği, örgütün sair efradı olmak ve ... Kıraathanesinin bombalanması eylemleri ile ilgili cezalandırılması gerektiği... Sanığın örgüt içerisinde ... kod adını kullandığı, emniyette, savcılıkta ve Yedek Hakimlikte üzerine atılı suçları ikrar edip sanıklardan ... ile birlikte ...'nun evinde yakalandığı ve bu evde yukarda belirtilen malzemelerin bulunduğu, dosya kapsamına göre sanığın ... Kıraaathanesi bombalama eylemine de katıldığı..." belirtilerek, örgütün sair efradı olmak ve ... Kıraathanesinin bombalanması eylemleri ile ilgili cezalandırılması gerektiği gerekçesi ile yasadışı silahlı PKK terör örgütünün sair efradı olmak suçundan kanıtlanan eylemlerine uyan TCK'nın 168/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59/2, 31, 33, maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, müebbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, ceza müddetinde kanuni mahcuriyet altında bulundurulmasına, ... Kıraathanesine el bombası atmak ve zaman ayarlı bomba koymak suçundan kanıtlanan eylemlerine uyan TCK'nın 264/6-8, 19, 59/2 maddeleri uyarınca 5 sene 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888-TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına; sanığa verilen cezanın aynı neviden olması nedeniyle TCK'nın 74 ve 75/2 maddeleri uyarınca neticeden ve içtimaen 12 yıl 6 ay ağır hapis 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888 ağır para cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nın 40 maddesi uyarınca tutuklulukta vs nezarette geçirdikleri günlerin cezalarından mahsubuna, yüze karşı tefhim olunan hükümle karar verilmiştir. Süresinde temyiz edilmediğinden, sanık hakkındaki hükmün 10.05.2001 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi görülmüştür. Diğer sanıklar ..., ... ve ... tarafından bahse konu kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 31.01.2002 tarih ve 2001/2407 esas 2002/192 karar sayılı ilamı ile ''... toplanan delillere göre sanıkların mensubu bulundukları silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vehamet arz eden olaylara fiilen katıldıklarının anlaşılması karşısında TCK'nun 125. maddesi yerine yazılı şekilde hüküm tesisi, kabule göre de; sanık ... hakkında 4616 sayılı Kanun hükümlerine gözetilmeden TCK'nın 95/2. maddesi uygulanması'' kanuna aykırı bulunarak 1412 sayılı Kanunun 326 maddesi gereğince sanıkların kazanılmış hakkı saklı tutulmak kaydıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine İstanbul 3. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2002/63 esasına kayden yapılan yargılama sonucunda, sanıklar ..., ..., ... hakkında 30.09.2002 tarih 2002/259 karar sayılı ilam ile sanık ... hakkında verilen kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği, diğer sanıklar hakkındaki hükmün ise Yargıtay 9 Ceza Dairesinin kararı ile bozulduğu da belirtilerek; bozma kararında gösterilen gerektirici nedenlerle, sanıkların mensubu bulundukları silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp bu bölgede bağımsız bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vehamet arzeden olaylara fiilen katıldıkları anlaşılmakla, 4471 sayılı Kanunda nazara alınarak TCK'nın 125, 59/2 maddeleri uyarınca müebbed ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına, bozmadan önceki kararda kazanılmış haklar gözönüne alınarak CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca daha fazla olamayacağından her üç sanığın ayrı ayrı sonuç olarak 12’şer yıl 6'şar ay ağır hapis ve 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888.lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına, ağır hapis cezalarının infazı ile ilgili olarak mübbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına ve hapis halleri sona erdirilinceye kadar kanuni mahcuriyet altında bulundurulmalarına, tutukluluk ve nezarette geçirdikleri günlerin cezalarından mahsubuna hükmedilmiştir. 09.11.2006 tarihli kesinleşme şerhine göre belirtilen karar 17.06.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Cezayı infaz eden sanık ile ilgili olarak, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 12.10.2004 tarihli yazısı ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından 5237 sayılı TCK’nın hükümlü lehine düzenleme içermesi nedeni ile uyarlamasının yapılarak, infazı gereken bakiye süre bulunması halinde infazın durdurularak tahliyesine yönelik hüküm kurulması isteminde bulunulduğu ayrıca 14.10.2004 tarihli dilekçesi ile de sanığın uyarlama isteminde bulunduğu görülmüştür. 5190 sayılı Kanunla yetkili İstanbul 11 nolu Ağır Ceza Mahkemesinin 21.10.2004 tarih, 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı müteferrik kararı ile ilamın infazının durdurularak başka suçtan hükümlü değil ise sanığın tahliyesine karar verilmiştir. 5190 sayılı Kanunla yetkili İstanbul 11 nolu Ağır Ceza Mahkemesinin 09.06.2006 tarih 1998/221 esas 2001/115 kararı kapsamında; sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girmesi nedeni ile duruşma açılarak uyarlama yargılamasının yapıldığı, 10.03.2006 tarihinde yapılacak olan duruşma davetiyesinin sanığın önceki kararda belirtilen adresine gönderildiği ve gönderilen tebligatta gelmemesi durumunda lehe düzenleme nedeni ile yokluğunda karar verileceğinin şerh edildiği, aynı ihtaratı içerir davetiyenin müdafiye gönderildiği, hükümlüye gönderilen davetiyenin belirtilen adreste tanınmaması ve muhtarda ikamet kaydını olmaması nedeni ile 15.02.2006 tarihinde iade edildiği, müdafinin ise 10.03.2006 tarihli dilekçe ile ...'in vekili olmadığını bildirdiği, 09.06.2006 tarihli duruşmaya yönelik yeniden tebligatın çıkartıldığı ve aynı nedenle 27.03.2006 tarihinde iade edildiği, baroya müzekkere yazılarak müdafii tayin edildiği, terör örgütüne üye olduğu ve ... Kıraathanesine zaman ayarlı bomba koyarak yerleştirerek patlatmak eyleminden lehe 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 174/1-2, 170/1-c, 53 ve 63 maddelerince cezalandırılmasının mütalaa olunduğu yargılama neticesinde, sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun lehe olduğu gerekçesi ile TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 62/1 maddelerince 6 yıl 3 ay hapis cezası, TCK'nın 170/1-c, 62/1 maddelerince 5 ay hapis; TCK'nın 174/1-2, 62/1 maddelerince 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve TCK'nın 53/1, 63, 58/9 maddelerinin uygulanmasına yönelik sanık müdafiinin yüzüne karşı, sanığın yokluğunda, mütaalaya uygun olarak temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Kararının temyiz edilmeyerek 17.06.2006 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi görülmüştür. İstanbul 11 Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. maddesi ile görevli) 08.05.2008 tarih 2008/469 değişik iş kararı ile Cumhuriyet Başsavcılığının talebi doğrultusunda CGTİHK'nun 99. maddesi gereği cezalarının toplanmasına karar vererek neticeten 6 yıl 3 ay hapis ve 3 yıl 14 ay hapis cezası olarak cezalarının infazına, 11.10.2004 tarihinden itibaren şartla tahliyesine ve tali karar fişi tanzim edilmesine karar verilmiştir. 31.12.2008 tarihli ilamat bürosu müzekkeresinde sanığın 6 yıl 3 ay hapis, 3 yıl 9 ay hapis ve 5 ay hapis cezalarının infaz edilmekle ilamat kayıtlarının kapatılarak infazen gönderildiği belirtilmiştir. Diğer sanıklar ..., ..., ... hakkında ise mahkemenin 09.06.2006 tarih ve 2002/63 esas 2002/259 karar sayılı ek kararıyla duruşma açılmak sureti ile uyarlama yargılamalarının yapılarak, her ne kadar CMUK'nın 326 maddesi gözetilerek TCK'nın 125 maddesinden cezalandırılmalarına karar verilmiş ise de sanıklar hakkında aleyhe temyiz bulunmadığından mahkumiyetlerine dair ilk hükümlerin temyiz edilmeyerek kesinleşmesi durumunda 5237 sayılı TCK'nın hükümlerinin lehlerine olacağından ve bu durumun kazanılmış hak oluşturduğu gerekçesi ile sanıkların terör örgütü üyeliği suçundan 5237 sayılı Kanunun 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, 5237 sayılı TCK'nın 62/1 maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis, ... ilçesindeki kahvehanenin bombalanması eyleminden ötürü 5237 sayılı Kanunun 170/1-c, 62/1 maddeleri uyarınca 5 ay hapis ve 5237 sayılı Kanunun 174/1-2, 62/1 maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezaları ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Kararın 17.06.2006 tarihinde temyiz edilmeyerek kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi görülmüştür. Ancak ..., ... ve ... hakkındaki 09.06.2006 tarih ve 2002/63 esas 2002/259 karar sayılı ek kararın, sanıklar hakkında devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırma eyleminde bulunma suçundan mahkum olduklarından lehe kanun hükümleri belirlenirken sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanunun 302/1, 3713 sayılı Kanunun 5, 5237 sayılı Kanunun 62/1, yine 5237 sayılı Kanunun 302/2 maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 170/1c, 62/1, 174/1-2, 62/1 maddelerinin uygulanması suretiyle bulunacak toplam ceza miktarının asıl hükme konu toplam ceza miktarı ile karşılaştırılıp sonuca göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden verildiğinden kaldırılmasına yönelik Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ihbara müteakip Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce sanığın da adının yer aldığı talep doğrultusunda kesinleşen kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.09.2017 tarihli istemi doğrultusunda yapılan inceleme sonucunda Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 09.01.2018 tarih ve 2017/2032 esas 2018/338 karar sayılı kararı ile "...765 sayılı TCK'nın 125. maddesinin karşılığı 5237 sayılı Kanunun 302. maddesi olup 765 sayılı TCK'nın 125. maddesi ile aynı cezayı öngörmektedir. Ancak 765 sayılı TCK'nın 125. maddesi tek başına uygulanması gerekirken 5237 sayılı TCK'nın 302/2 maddesi, 302/1 maddesinde yazılı suçların işlenmesi sırasında işlenen diğer suçlardan da ayrıca cezalandırmayı öngörmektedir. Bu durumda 5237 sayılı TCK'nın uygulanması halinde 5237 sayılı TCK'nın 302/1 maddesi yanında elverişli eylem niteliğinde kabul edilen diğer suçlardan da cezalandırma yoluna gidileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Uyarlama yargılamasında lehe kanun bir bütün halinde olaya uygulanarak belirlenmesi gerektiği nazara alındığında 765 sayılı TCK'nın 125. maddesinin her halde hükümlülerin lehine olduğu bu nedenle uyarlama talebinin hükümlüler hakkında suç tarihinde yürürlükte bulunan ve kesinleşen ilk hükümdeki uygulamanın açıkça lehe olduğunun tespiti ile kesinleşen hükümdeki ağır hapis cezasının hapse çevrildiği vurgulanıp tespit edilmesi suretiyle uyarlama talebinin reddine karar verilerek, uyarlama yargılamasında ceza süresi yönünden kazanılmış hak oluşmayacağı da nazara alınarak infazın kesinleşen İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 30.09.2002 tarih ve 2002/63-2002/259 sayılı ilamına göre yapılması gerektiği..." gerekçesi ile kanun yararına bozma talebinin kısmen kabulüne karar verilerek, hükümlüler hakkındaki İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.06.2006 tarih, 2002/632 - 2002/259 ek karar sayılı kararın CMK’nın 309/4-d maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına, hükümlüler hakkında kesinleşen İstanbul 3 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 30.09.2002 tarihli hükmü açıkça lehe olduğundan uyarlama talebinin reddine, hükümlüler hakkında daha önce tayin olunan ağır hapis cezası ile ağır para cezasının 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/1 ve 6. maddeleri uyarınca hapis ve adli para cezalarına dönüştürülmesine, 5083 sayılı Kanunun 2. maddesine eklenen fıkradaki "ilgili kanunlar gereğince uygulanacak adli ve idari para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz" hükmünün dikkate alınmasına, infazın buna göre yapılmasına karar verilmiştir. Süreçte, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250 madde ile görevli) 1998/221 esas ve 2001/115 karar sayılı ilamı uyarınca sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezasının, 06.07.2018 tarihli kesinleştirme şerhine göre Yargıtay 16 Ceza Dairesinin ilamı ile 09.01.2018 tarihinde kesinleştiğinden bahisle tanzim edilerek infaza yönelik Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ancak ceza türünün hatalı belirtildiğinden bahisle yeniden hazırlanması istenildiğinden suç türünün "patlayıcı, yıkıcı, öldürücü alet ve ateşli eczayı meskun yerde ateşlemek, patlatmak veya bırakmak", "yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak", ceza türününde düzeltilmesi sureti ile 11.12.2018 tarihli kesinleşme şerhlerinin hazırlandığı, bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığının 17.12.2018 tarihli müzekkeresi ile Yargıtay 16 Ceza Dairesinin kararı gereğince İstanbul 3 Nolu DGM'nin 30.09.2002 tarih, 2002/63 esas ve 2002/59 karar sayılı kararı ile verilen ilamların infaz edilmek üzere gönderilmesi gerekli iken hatalı olarak 01.01.2001 tarihli 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı karar ile verilen ilamlar gönderildiğinden sanık hakkındaki ilamların bila infaz iade edilmesi üzerine aynı ilam esas alınarak 24.12.2018 tarihli kesinleşme şerhlerinin tanzim edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul 3. Nolu DGM'nin 30.09.2002 tarih, 2002/63 esas ve 2002/59 karar sayılı kararı ile verilen ilamların infaz edilmek üzere gönderilmesinin tekrar istenilmesi üzerine de 04.01.2019, 08.01.2019 tarihli İstanbul (kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250 madde ile görevli) nin 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak suçundan 10.05.2001 tarihinde temyiz edilmeden kesinleştiği şerh edilen kesinleşme şerhlerinin tanzim edilerek gönderildiği, Cumhuriyet Başsavcılığının 06.03.2019 tarihli müzekkeresi ile mahkemenin 30.09.2002 tarih ve 2002/63 esas 2002/259 karar sayılı ilamı ile toplam 17 yıl 12 ay 20 gün hapis cezasından hükümlü olan sanık hakkında 09.06.2006 tarih 2002/63 esas ve 2002/259 karar sayılı ek karar ile kararlaştırılan 9 yıl 17 ay hapis cezası nedeni ile 08.05.2008 tarih 2008/469 değişik iş sayılı karar ile 11.10.2004 tarihinden itibaren şartla tahliyesine karar verilmiş ise de Yargıtay 16 Ceza Dairesinin ilamı ile ek kararın kaldırılması nedeni ile koşullu salıvermeye hak kazanamadığından 08.05.2008 tarihli 2008/469 değişik iş sayılı koşullu salıverme kararının kaldırılmasının ve cezalarının toplanmasının talep edildiği ayrıca 06.03.2019 tarihinde hakkında yakalama emri çıkartıldığı, 13.03.2019 tarihinde sanığın yakalamasının ifa edildiği, 24.04.2018 tarihinde diğer sanıklar hakkındaki kanun yararına bozma istemine konu evrakları içerir dava dosyasının Bakanlık Bürosunca gönderildiği, 14.03.2019 tarihinde sanık hakkında verilen 09.06.2006 tarihli ek karara yönelik kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulacağından hakkında infazın durdurulmasına karar verilmesinin istenilmesine müteakip İstanbul (Kapatılan) 11 Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250 Madde ile görevli)'nin 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı 14.03.2019 tarihli ek kararı ile 02.05.2001 tarih, 1998/221 esas ve 2001/115 karar sayılı dosyasında hükümlü olan sanık hakkındaki ilamların infazının durdurulmasına karar verildiği ve yakalama kararının kaldırıldığı görülmüştür. Cumhuriyet Başsavcılığının, İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.06.2006 tarih ve 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı ek kararının kanun yararına bozulmasına dair ihbar ve görüşünü içerir 16.04.2019 tarihli fezlekesine müteakip, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 25.03.2020 tarihli talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından suç vasfına yönelik olarak İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02.05.2001 tarihli 1998/221 esas ve 2001/115 sayılı kararının kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır. III- KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Örgüt içerisinde ... kod adını kullanan, emniyette, savcılıkta ve yedek hakimlikte üzerine atılı suçları ikrar edip sanıklardan ... ile birlikte emanette kayıtlı malzemelerin ele geçirildiği ...'nun evinde yakalanan, ... Kıraathanesinin bombalanması suretiyle hayati tehlikelerinin olmadığı belirtilen yedi vatandaşın yaralanmasına ve maddi hasara sebebiyet veren sanığın eyleminin, mülga 765 sayılı TCK'nın 125 maddesinde belirtilen suçu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir. IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır. Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Hakim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi, geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda yasanın aradığı kesinlikten bahsedilemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir. Sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların yukarıda sayılan, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur. Yüksek Ceza Genel Kurulu da aynı görüştedir(23.6.2009 t,2009/7-69,176 sy). Somut olayda; İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02.05.2001 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı, sanık yönünden temyiz edilmeksizin 10.05.2001 tarihinde kesinleşen kararı ile özetle; PKK terör örgütünün sair efradı olmak ve bomba patlatmak, bomba koymak suçlarından sanık

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

Sınır dışı edilme tedbiri ne zaman uygulanır?

A) Soruşturma başlar başlamaz.
B) Hapis cezası verilir verilmez.
C) Cezanın infazı tamamlandıktan sonra.
D) Yargılama devam ederken.
E) Tutuklama kararı ile birlikte.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol