Ceza Muhakemesi Kanunu 180. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 180 – (1) Hastalık veya malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle bir tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı bulunmayacağı anlaşılırsa, mahkeme onun bir naiple veya istinabe yoluyla dinlenmesine karar verebilir.
(2) Bu hüküm, konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından dolayı getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin dinlenmesinde de uygulanır.
(3) Davayı görmekte olan mahkeme, zorunluluk olmadıkça, büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan şikâyetçi, katılan, sanık, müdafi veya vekil, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmesine karar veremez.
(4) İstinabe olunan mahkeme, büyükşehir belediye sınırları içerisinde ise, ilgililer kendi yargı çevresinde bulunmasa da büyükşehir belediye sınırları içerisinde yerine getirilmesi gereken istinabe evrakını geri çevirmeksizin gereğini yapar.
(5) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır. Buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına ve kullanılmasına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilir.
Tanık ve bilirkişinin dinleneceği günün bildirilmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
46 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2022/19658 E., 2025/12712 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
" beyan etmesi karşısında, tanığın anlatımlarına dayanak gösterdiği bu şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti ile varsa tüm aşama beyanlarının dosyaya celbi, gerektiğinde tanık sıfatıyla doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı Kanun’un 180/1-2-5. maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenmelerinin sağlanması,
3. Ceza Dairesi 2022/19658 E. , 2025/12712 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2018/2834 E., 2019/1085 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2018/35 E., 2018/538 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1. Sanığın silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına organik bağla katılarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin maddi gerçeğin şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması açısından sanığın örgüt ile bağlantısını gösteren tek delilin etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan tanık delili olması, sanığın da soyut tanık anlatımlarını kabul etmediğini beyan etmesi, mahkûmiyete esas alınan, suçun sübutu ve cezanın kişiselleştirilmesi bakımından belirleyici delil olan tanık ...'ün beyanında; "sanıkla ilgili doğrudan görgüye dayalı bilgisi olmadığını ancak kendisinin katıldığı toplantılarda MEB ünite sorumlusu ... Yel'in, ilçe imamı Şefik Umucu'nun da katıldığı mütevelli toplantısına sanığın katıldığını kendisine söylediğini" beyan etmesi karşısında, tanığın anlatımlarına dayanak gösterdiği bu şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti ile varsa tüm aşama beyanlarının dosyaya celbi, gerektiğinde tanık sıfatıyla doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı Kanun’un 180/1-2-5. maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenmelerinin sağlanması,
2. Mahkûmiyete esas alınan, suçun sübutu ve cezanın kişiselleştirilmesi bakımından belirleyici diğer delil olan ve talimat ile dinlenen tanık ...'in doğrudan aleni duruşmada sanık ve müdafii huzurunda veya 5271 sayılı Kanun’un 180/1-2-5. maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenip AİHS’in 6/3-d ve Anayasa'nın 36. maddeleri ile teminat altına alınan “iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek” hakkı tanınması gerektiği gözetilmeden; sanığın tanığı sorgulama hakkının engellenmesi suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 180/1 ve 181/1. maddelerindeki emredici hükümlere riayet edilmeyerek savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacak şekilde 5271 sayılı Kanun’un 181/1 ve 210. maddelerine muhalefet edilmesi,
3. UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasından araştırma yapılıp sanık hakkında dosya kapsamı dışında herhangi bir beyan olup olmadığının saptanması, bulunması halinde bilgi ve belgelerin onaylı örneklerinin dosya içerisine getirtilmesi sonrasında ilgili şahısların tanık sıfatıyla doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı Kanun’un 180/1-2-5. maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenmelerinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ve yetersiz belgelere dayanarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabul ve uygulamaya göre de;
Sanığın Bank Asya hesabında gerçekleştirdiği rutin bankacılık işlemlerinin, iltisaklı sendika ve dernek üyeliğinin, gazete aboneliğinin sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname'ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Ceza Dairesi, 2021/27039 E., 2025/2696 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
(CMK 83, 180, 198, 68/3-d) CMK'nın 196/2 maddesine göre kovuşturma aşamasında istinabe suretiyle ifade alınması sanık için istisnai olarak alt sınırı 5 yıl ve daha fazla suçlar hariç olmak üzere kabul edilmiştir.
9. Ceza Dairesi 2021/27039 E. , 2025/2696 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2019/1024 E., 2021/931 K.
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz ret, onama
Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Fethiye Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde atılı suçlardan mahkumiyetine dair verilen kararların istinaf edilmesi üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a ve 303/1-h maddeleri uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz İstemi
Özetle, mağdurun beyanlarının çelişkili olduğuna, adli tıp raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması gerektiğine, tanığın her iki çocuğu da çıplak olarak görmediğini beyan ettiğine, olayın üç gün sonra intikal ettirildiğine, çocuğun cinsel istismarı suçu yönünden verilen kararın bozulması talebine ilişkindir.
B. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi
Özetle, suça sürüklenen çocuk hakkında alt sınırdan ve takdiri indirim uygulanarak ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğuna, kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmesi talebine ilişkindir.
III. GEREKÇE
A. Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
İlk Derece Mahkemesince hükmolunan cezanın tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararları nazara alınarak 5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin aynı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
B. Çocuğun Cinsel İstismarı Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Katılan mağdurun aşamalarda birbiriyle çelişen beyanları, mağdurun beyanlarının tanık ... tarafından doğrulanmamış olması, suça sürüklenen çocuğun savunması ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde katılan mağdurun soyut ve çelişkili beyanı dışında her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek, suça sürüklenen çocuğun atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi karşısında istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A. Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenle katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle, REDDİNE,
B. Çocuğun Cinsel İstismarı Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle suça sürüklenen çocuk müdafii ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname aykırı olarak, Sayın Başkan ...'nun mahkumiyet yönünden, Sayın Üye ...'in değişik gerekçe ile karşı oyu ile, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Fethiye Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.04.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Olayın intikal şekli, mağdurun beyanı, tanık ...'in anlatımları göz önüne alındığında mahkumiyet hükmü ile ilgili temyiz talebinin esastan reddi ile hükmün onanması gerektiği görüşüyle sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne muhalifim.
KARŞI OY
Sayın çoğunlukla aramızdaki ihtilaf Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmakta olan olayın tek tanığı durumundaki mağdurun beyanının yine Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinin yetki alanı içerisinde bulunan Ortaca 2. Asliye Ceza Mahkemesince alınıp alınmayacağı, yine tek tanık olan mağdurun ifadesinin istinabe suretiyle alınıp alınamayacağı ve yazılan istinabenin Asliye Ceza Mahkemesine yazılıp yazılamayacağına yöneliktir.
Bilindiği gibi mahkemelerin kuruluş ve görev ve yetkilerine ilişkin hükümler 5235 sayılı Kanunla düzenlenmiştir. 5235 sayılı Kanun'un 8. maddesi "Ceza mahkemeleri, (…) [5] asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleridir. " aynı Kanunun 9. maddesi "Ceza mahkemeleri, her il merkezi ile bölgelerin coğrafî durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur.
(…) [6] asliye ceza mahkemeleri tek hâkimlidir.
Ağır ceza mahkemesinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Bu mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır.
Özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin hükümler saklıdır.
İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. (Ek cümleler: 2/12/2014-6572/39 md.) Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak daireler arasındaki iş dağılımı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmakla yükümlüdür. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca iş dağılımının yapıldığı tarih itibarıyla görülmekte olan davalarda daireler, iş bölümü gerekçesiyle dosyaları diğer bir daireye gönderemez.
Ceza mahkemeleri bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır." şeklindedir.
Bu hükümlerden Asliye Ceza Mahkemelerinin asıl mahkemeler olarak, Ağır Ceza Mahkemelerinin ise en az 3 hakimden oluşan heyet halindeki mahkemeleri şeklinde kuruldukları açıktır. Yine aynı Kanunun 11 ve 12. maddelerinde Asliye Ceza Mahkemelerinin ve Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri belirlenmiştir. Bu hükümlere göre Ağır Ceza Mahkemeleri Asliye Ceza Mahkemelerine göre üst dereceli mahkemeler olup daha ağır ve önemli davaları gören heyetli yani aynı zamanda Asliye Ceza Mahkemesine göre daha güvenceli mahkemelerdir.
Aynı Kanunun 15. maddesi "Ceza mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adlî yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırlarıdır.
Ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki il ve ilçenin adı ile anılan sulh veya asliye ceza mahkemelerinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.
Coğrafî durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir ceza mahkemesinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, özel kanunlarında yargı çevresi belirtilmemiş olan diğer ceza mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine, Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir." şeklindedir.
Bu Hükümlere göre her Ağır Ceza Mahkemesinin ve Asliye Ceza Mahkemesinin yargı çevreleri ayrı ayrı belirlenir. Her adliye teşkilatının bulunduğu yerde Ağır Ceza Mahkemesi bulunma zorunluluğu olmadığından Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri Asliye Ceza Mahkemesine göre daha geniş coğrafi alanları kapsayabilir.
İlk derece mahkemelerinin belirlenen coğrafi sınırlar içerisinde yetkili ve görevli oldukları bu coğrafi sınırlar Asliye Ceza ve Ağır Ceza Mahkemeleri için ayrı ayrı belirlendiği, adliye teşkilatının bulunduğu bir çok ilçede Ağır Ceza Mahkemelerinin bulunmadığı, o ilçede Ağır Cezalık mevattan işlerin ilçenin coğrafi sınırları hangi Ağır Ceza Mahkemesinin görevi içinde ise o işlere o Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bakılacağı izahtan varestedir. Ağır Ceza Mahkemesi kendi çoğrafi sınırları içinde meydana gelen işlerden kaynaklanan davalara kendi bakmak zorundadır. Eğer şartları varsa ancak naip hakim atayabilir. Bunun dışında kendi işini bir başka mahkemeye yaptıramaz. Görevsiz Asliye Ceza Mahkemesine ise hiç yaptıramaz.
Bir hakim ya da heyet ancak işgal ettiği mahkeme makamının görevine (madde yönünden yetkisine) giren davalara bakabilir. Her mahkemenin görevli olduğu davalara bakabilmesi insan haklarını ve kamu düzenini ilgilendiren bir husustur. Kanuni mahkeme önünde yargılanma adil yargılanma hakkıyla bağlantılıdır. Kamu düzeniyle ilgili olduğu için de re'sen ve her aşamada gözetilir. Bu nedenle görevsiz mahkeme her aşamada görevsizlik kararı vererek davayı görevli mahkemeye göndermek zorundadır. Bunun istisnası daha garantili olan üst görevli mahkemenin duruşmada suçun niteliğinin değişmesi halinde görevsizlik kararı verememesi halidir. Bunun dışında üst dereceli mahkemede olsa görevli olmadığı açıkca anlaşılıyorsa görevsizlik kararı verme zorunluluğu vardır. (CMK madde 6)
Görevsizlik kararı üzerine görevli mahkeme görevsiz mahkemece yapılan işleri yenilemek zorundadır. Çünkü görevsiz mahkeme tarafından yapılan ve yenilenmesi mümkün olan işler hükümsüzdür. (CMK madde 7)
Bu kapsamda görevsiz mahkemece alınan tanık beyanı eğer tanık ölmüşse yenilenemeyeceği için geçerli, eğer ölmemişse mutlaka yenilenmesi gereken bir işlem niteliğindedir. Buradan da açıkca anlaşılacağı gibi doğrudan doğruyalık yani vasıtasızlık ilkesi gereği kovuşturma aşamasındaki işlemler mutlaka davayı gören mahkemece yapılmak zorundadır. Kanunun genel mantığı bu ilke üzerine kuruludur.
Bilindiği gibi yargılama işlemlerinin mahkemece yerine getirilmemesi hali istisnai bir haldir. Duruşmanın vasıtasızlık (doğrudan doğruyalık ilkesi) kuralı gereği kanun koyucu tarafından zorunluluk hallerinin varlığı gözetilerek getirilmiş istisnalardır. İstisna olduğu için de kanun koyucunun belirlediği alanın dışına çıkılması kıyasen ya da geniş yorumla genişletilmesi mümkün değildir. Genişletme yargılamanın özüne dokunma anlamı taşır.
Bu istisnalardan ilki naip hakimlik kurumudur. Kanunun bazı maddelerinde naip hakim sözü geçmektedir. (CMK 83, 180) Kanunun izin verdiği yerlerde mahkemenin yapmak zorunda olduğu işlemleri naip hakim yapabilir. Ancak bilindiği gibi bu istisnai bir haldir, ancak zorunluluk varsa böyle bir yol uygulanabilir. (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 258)
Doğrudan doğruyalık ilkesinin ikinci istisnası istinabe kurumudur. İstinabe yetkili bir makamın belli bir işlemin yapılmasi konusunda başka bir yerdeki yetkisiz makama yetkisini devretmesidir. Kanun istinabe müessesini dağınık maddelerde istinabe olunan hakim veya mahkemeden söz etmek suretiyle yani dolaylı olarak düzenlenmiştir. (CMK 83, 180, 198, 68/3-d) CMK'nın 196/2 maddesine göre kovuşturma aşamasında istinabe suretiyle ifade alınması sanık için istisnai olarak alt sınırı 5 yıl ve daha fazla suçlar hariç olmak üzere kabul edilmiştir. İkinci olarak hastalık ya da malullük veya giderilme olanağı bulunmayan bir başka nedenle bir tanık ya da bilirkişinin mahkeme heyeti önüne getirilmesi mümkün olmazsa naip ya da istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilebilecektir. (CMK 180/1)
Duruşmada sujelerin hazır bulunması doğrudan doğruyalık yani vasıtasızlık ilkesi yani yüz yüze duruşma yapılması gereği zorunluluğu bulunduğundan istinabe çok gerekli olmadıkça kullanılmamalıdır. ( Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 715) Burda tanığın vereceği bilginin hüküm için önemi yani sübuta etkisi dikkate alınabilir. İkinci derece önemli tanığın istinabe yoluyla ifadesinin alınması düşünülebilirse de olayın tek tanığın da olduğu gibi vereceği bilginin büyük önem taşıdığı hallerde tanığın hükmü verecek hakim ya da heyet tarafından dinlenmesi gerekir. (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 716) Kanun koyucu Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde istinabe suretiyle ifade alınmasını ya da işlem yapılmasını yasaklamıştır. (CMK 180/4) Yine SEGBİS yoluyla ifade alma imkanı varsa istinabe yoluyla ifade alınamaz. SEGBİS yoluyla ifade alınmalıdır. (CMK 180/4-5)
CMK'nın 210. maddesi gereğince eğer olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Bu hükümden de anlaşılacağı gibi olayın tek tanığı durumundaki mağdurun bizzat duruşmada dinlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
CMK'nın 236. maddesinde mağdurun beyanının alınmasına yönelik özel bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre mağdur ifadesi sadece mağdurun psikolojisinin bozulmuş olması hali dışında mutlaka alınmalı ve bizzat mahkemece alınmalıdır. Eğer mağdurun psikolojisi bozulmuşsa, eğer zorunluluk yoksa mağdurun daha önce alınan ifadesinin CD'sinin seyredilmesinde zorunluluk vardır ki kanun koyucu yargılama yapan makamın bir şekilde mağdurla temas etmesini yüz yüzelik ilkesini gerçekleştirmesini ve buna göre bir karar verilmesini önemsemiş ve zorunlu saymıştır.
Tüm bu hükümlerden anlaşılacağı üzere;
1- Her mahkemenin kendi yargı çevresi vardır, bu yargı çevresi içerisinde meydana gelmiş olaylarla ilgili açılmış davalara mutlaka o mahkemenin bakması gerekir. İstinabe yoluna başvurulamaz. Bu durumda mahkeme ancak yukarıda belirtildiği gibi zaruret hallerinde naip hakim görevlendirebilir. Kanun koyucu Büyükşelir Belediye sınırları içerisinde dahi istinabe yolunu yasaklamışken kendi yetki alanı içerisinde bulunan bir davada istinabe suretiyle görevsiz bir mahkemenin aldığı ifadenin geçerli olması kabul edilemez.
2- Görev kamu düzenine ilişkin ve insan haklarıyla ilgili bir husustur. Görevsiz mahkemece yargılama yapılamaz ve hüküm kurulamaz. Göreviz mahkemenin yaptığı işlemler de geçersiz işlemlerdir ve herhangi bir hüküm ifade etmez. Ağır Ceza Mahkemesi Asliye Ceza Mahkemesine göre üst dereceli bir mahkemedir ve daha güvenceli bir mahkemedir. Dolayısıyla bir davanın görevli mahkemede görülmemesi hele daha güvencesiz bir mahkemede görülmesi ya da daha güvencesiz bir mahkeme hakimine işlemin havale edilmesi o işlemi hükümsüz kılacağı gibi adil yargılanma ilkesine de aykırılık oluşturur. Ağır Ceza Mahkemesi ancak bir başka yerdeki Ağır Ceza Mahkemesinden yardım isteyebilir. Yani kendi işlemini yine aynı işlere bakmakla görevli bir başka mahkemeye tevdii edebilir. Ağır cezalık işlere bakamayacak bir mahkemeye tevdii edemez. Tevdii ettiği takdirde bu hem CMK madde 7 kapsamında hükümsüzdür, hem de yukarıda belirttiğim gibi adil yargılama ilkesine aykırılık oluşturur çünkü güvenceli bir mahkeme yerine daha güvencesiz bir mahkemece işlem yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi tüm Türkiye'de istinabe yapılacak Ağır Ceza Mahkemeleri vardır ve işlem bu Ağır Ceza Mahkemelerince yapılmalıdır.
3- İstinabe yoluyla ifade alma ya da işlem yaptırma istisnai bir yoldur, zorunluluk halinde bu yola başvurulmalıdır, yine eğer delil tek tanıktan ibaretse ya da elde mağdur beyanı dışında herhangi bir delil yoksa artık istinabe yoluyla ifade alma kabul edilemez. Eğer istinabe yoluyla ifade alınıyorsa zorunluluk hali belirlenmeli ve bu açıkca ara kararına yazılmalıdır ve denetlenebilir olmalıdır. Aksi takdirde her zaman, istisnayı kural haline getirecek şekilde istinabe yoluna başvurulması kabul edilemez. Olayda mağdur tek tanık konumundadır ve istinabe suretiyle ifade alınması mümkün değildir.
Yine ifadenin SEGBİS yoluyla alınma imkanı bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi eğer ifadenin SEGBİS yoluyla alınması mümkünse istinabe yoluna başvurulamaz. Bunun yanında mağdur olayın tek tanığıdır ve bu nedenle yukarıda belirttiğimiz CMK'nın 210 ve 236. maddelerinde de belirlendiği gibi mağdurun mutlaka mahkemece dinlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Tüm bu hususlar kapsamında mağdurun istinabe yoluyla Ortaca 2. Asliye Ceza Mahkemesince ifadesinin alınması ve bunun hükme esas alınması, kamu düzenini bozar, adil yargılanma ilkesine dolayısıyla hukuka aykırıdır ve kararın bu nedenlerle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun kararın beraate bozulmasına yönelik görüşüne iştirak etmiyoruz.
3. Ceza Dairesi, 2022/16322 E., 2024/18638 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
lunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa sanık ile ilgili aşama beyanları dosyaya getirtilip, gerekirse doğrudan aleni duruşmada sanık ve müdafinin huzurunda veya 5271 sayılı Kanun'un 180 inci maddesinin birinci, ikinci ve beşinci maddeleri gereğince SEGBİS kullanılmak ya da anılan Kanun'un 181 inci maddesinin birinci fık
3. Ceza Dairesi 2022/16322 E. , 2024/18638 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2019/955 E., 2020/907 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2018/46 E., 2019/125 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne bilerek isteyerek yardım etme
HÜKÜM : TCK'nın 314/3, 220/7 maddeleri delaletiyle TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanun'un 3, 5/1, TCK'nın 62/1, 53/1 maddeleri uyarınca hükmedilen hapis cezasına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Sanık müdafiinin süresinde temyiz başvurusunda bulunduğu, sanığın süresinden sonra sunduğu temyiz dilekçesinin eki niteliğinde olduğu gözetilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının redde ilişkin görüşüne iştirak edilmemiştir.
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16. MD-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı kararı ve Anayasa Mahkemesinin ... başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarih ve 2018/15231 Başvuru numaralı kararında
belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağı dikkate alınarak, Temyiz aşamasında dosyaya gönderilen 48335 ID numaralı detaylı ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafine okunup diyecekleri sorulması, ayrıca savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın savunmasının denetlenmesi bakımından ByLock tespit ve değerlendirme tutanaklarında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa sanık ile ilgili aşama beyanları dosyaya getirtilip, gerekirse doğrudan aleni duruşmada sanık ve müdafinin huzurunda veya 5271 sayılı Kanun'un 180 inci maddesinin birinci, ikinci ve beşinci maddeleri gereğince SEGBİS kullanılmak ya da anılan Kanun'un 181 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen usule riayet edilmek suretiyle istinabe yoluyla tanık olarak dinlenilmelerinin sağlanması, sanık ve müdafiine soru sorma hakkı tanınması ve soruşturma aşamasındaki beyanları ile çelişki olması halinde çelişkinin giderilmesi,
Yine temyiz aşamasında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı 2023/17527 soruşturma sayılı dosyada Emniyet tarafından yapılan araştırma tutanağı içeriğinde sanık ile ilgili anlatımlarda bulunduğu bildirilen ve tanık olarak daha önce beyanları alınmayan ... ve ... ait ifadelerinin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilerek doğrudan aleni duruşmada sanık ve müdafinin huzurunda veya 5271 sayılı Kanun'un 180 inci maddesinin birinci, ikinci ve beşinci maddeleri gereğince SEGBİS kullanılmak ya da anılan Kanun'un 181 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen usule riayet edilmek suretiyle istinabe yoluyla tanık olarak dinlenilmelerinin sağlanması, sanık ve müdafiine soru sorma hakkı tanınması ve soruşturma aşamasındaki beyanları ile çelişki olması halinde çelişkinin giderilmesi, ayrıca UYAP veri havuzundan araştırma yapılarak sanık hakkında başkaca herhangi bir tanık veya itirafçı beyanı olup olmadığının saptanması, bulunması halinde bilgi ve belgelerin onaylı örneklerinin dosya içerisine getirtilmesi, gerekmesi halinde ilgili şahısların tanık olarak dinlenmelerinin sağlanması; tüm bu delillerin 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken yetersiz belgelere dayanarak eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı, sanık ve müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine, gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Ceza Dairesi, 2022/11414 E., 2024/10651 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
(CMK 83, 180, 198, 68/3-d) CMK'nın 196/2 maddesine göre kovuşturma aşamasında istinabe suretiyle ifade alınması sanık için istisnai olarak alt sınırı 5 yıl ve daha fazla suçlar hariç olmak üzere kabul edilmiştir.
9. Ceza Dairesi 2022/11414 E. , 2024/10651 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2020/1566 E., 2020/1849 K.
KATILANLAR : Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ..., ...
SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEMYİZ EDENLER : Katılan Bakanlık vekili, sanık müdafii
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Rize Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde sanığın atılı suçtan mahkumiyetine dair hükmün istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi
Özetle eksik incelemeye ve gerekçeden yoksun karar verildiğine, alt sınırdan hüküm kurulması ve takdiri indirim uygulanmasının hatalı olduğuna, katılan Bakanlık lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
Özetle katılan mağdurenin ağabeyi ile sanık arasında husumet bulunduğuna, ayrıca sanığın ailesinin başkaca olaylar nedeniyle de sanığa husumet beslediklerine, eksik inceleme ile karar verildiğine, katılan mağdure ve tanık beyanlarının çelişkili olduğuna, sanığa ait dijital materyallerde katılan mağdurenin beyanında geçen videoların tespit edilemediğine, sanık lehine olan tanık beyanlarına itibar edilmeden karar verildiğine, katılan mağdure beyanı dışında mahkumiyete yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına ve dilekçesinde belirttiği diğer nedenlere ilişkindir.
III. GEREKÇE
5271 sayılı Kanun'un 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanun'un 289. maddesinde sayılı hukuka kesin aykırılık halleri ve temyiz dilekçelerinde belirtilen nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararında katılan Bakanlık vekili ve sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1 maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Rize Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
09.12.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunlukla aramızdaki ihtilaf Rize Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmakta olan olayın tek tanığı durumundaki mağdurenin beyanının yine Rize Ağır Ceza Mahkemesinin yetki alanı içerisinde bulunan Pazar Asliye Ceza Mahkemesince alınıp alınmayacağı, yine tek tanık olan mağdurenin ifadesinin istinabe suretiyle alınıp alınamayacağı ve yazılan istinabenin Asliye Ceza Mahkemesine yazılıp yazılamayacağına yöneliktir.
Bilindiği gibi mahkemelerin kuruluş ve görev ve yetkilerine ilişkin hükümler 5235 sayılı Kanunla düzenlenmiştir. 5235 sayılı Kanun'un 8. maddesi "Ceza mahkemeleri, (…)[5] asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleridir. " aynı Kanunun 9. maddesi "Ceza mahkemeleri, her il merkezi ile bölgelerin coğrafî durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur.
(…)[6] asliye ceza mahkemeleri tek hâkimlidir.
Ağır ceza mahkemesinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Bu mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır.
Özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin hükümler saklıdır.
İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. (Ek cümleler: 2/12/2014-6572/39 md.) Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak daireler arasındaki iş dağılımı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmakla yükümlüdür. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca iş dağılımının yapıldığı tarih itibarıyla görülmekte olan davalarda daireler, iş bölümü gerekçesiyle dosyaları diğer bir daireye gönderemez.
Ceza mahkemeleri bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır." şeklindedir.
Bu hükümlerden Asliye Ceza Mahkemelerinin asıl mahkemeler olarak, Ağır Ceza Mahkemelerinin ise en az 3 hakimden oluşan heyet halindeki mahkemeleri şeklinde kuruldukları açıktır. Yine aynı Kanunun 11 ve 12. maddelerinde Asliye Ceza Mahkemelerinin ve Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri belirlenmiştir. Bu hükümlere göre Ağır Ceza Mahkemeleri Asliye Ceza Mahkemelerine göre üst dereceli mahkemeler olup daha ağır ve önemli davaları gören heyetli yani aynı zamanda Asliye Ceza Mahkemesine göre daha güvenceli mahkemelerdir.
Aynı Kanunun 15. maddesi "Ceza mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adlî yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırlarıdır.
Ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki il ve ilçenin adı ile anılan sulh veya asliye ceza mahkemelerinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.
Coğrafî durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir ceza mahkemesinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, özel kanunlarında yargı çevresi belirtilmemiş olan diğer ceza mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine, Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir." şeklindedir.
Bu Hükümlere göre her Ağır Ceza Mahkemesinin ve Asliye Ceza Mahkemesinin yargı çevreleri ayrı ayrı belirlenir. Her adliye teşkilatının bulunduğu yerde Ağır Ceza Mahkemesi bulunma zorunluluğu olmadığından Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri Asliye Ceza Mahkemesine göre daha geniş coğrafi alanları kapsayabilir.
İlk derece mahkemelerinin belirlenen coğrafi sınırlar içerisinde yetkili ve görevli oldukları bu coğrafi sınırlar Asliye Ceza ve Ağır Ceza Mahkemeleri için ayrı ayrı belirlendiği, adliye teşkilatının bulunduğu bir çok ilçede Ağır Ceza Mahkemelerinin bulunmadığı, o ilçede Ağır Cezalık mevattan işlerin ilçenin coğrafi sınırları hangi Ağır Ceza Mahkemesinin görevi içinde ise o işlere o Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bakılacağı izahtan varestedir. Ağır Ceza Mahkemesi kendi çoğrafi sınırları içinde meydana gelen işlerden kaynaklanan davalara kendi bakmak zorundadır. Eğer şartları varsa ancak naip hakim atayabilir. Bunun dışında kendi işini bir başka mahkemeye yaptıramaz. Görevsiz Asliye Ceza Mahkemesine ise hiç yaptıramaz.
Bir hakim ya da heyet ancak işgal ettiği mahkeme makamının görevine (madde yönünden yetkisine) giren davalara bakabilir. Her mahkemenin görevli olduğu davalara bakabilmesi insan haklarını ve kamu düzenini ilgilendiren bir husustur. Kanuni mahkeme önünde yargılanma adil yargılanma hakkıyla bağlantılıdır. Kamu düzeniyle ilgili olduğu için de re'sen ve her aşamada gözetilir. Bu nedenle görevsiz mahkeme her aşamada görevsizlik kararı vererek davayı görevli mahkemeye göndermek zorundadır. Bunun istisnası daha garantili olan üst görevli mahkemenin duruşmada suçun niteliğinin değişmesi halinde görevsizlik kararı verememesi halidir. Bunun dışında üst dereceli mahkemede olsa görevli olmadığı açıkca anlaşılıyorsa görevsizlik kararı verme zorunluluğu vardır. (CMK madde 6)
Görevsizlik kararı üzerine görevli mahkeme görevsiz mahkemece yapılan işleri yenilemek zorundadır. Çünkü görevsiz mahkeme tarafından yapılan ve yenilenmesi mümkün olan işler hükümsüzdür. (CMK madde 7)
Bu kapsamda görevsiz mahkemece alınan tanık beyanı eğer tanık ölmüşse yenilenemeyeceği için geçerli, eğer ölmemişse mutlaka yenilenmesi gereken bir işlem niteliğindedir. Buradan da açıkca anlaşılacağı gibi doğrudan doğruyalık yani vasıtasızlık ilkesi gereği kovuşturma aşamasındaki işlemler mutlaka davayı gören mahkemece yapılmak zorundadır. Kanunun genel mantığı bu ilke üzerine kuruludur.
Bilindiği gibi yargılama işlemlerinin mahkemece yerine getirilmemesi hali istisnai bir haldir. Duruşmanın vasıtasızlık (doğrudan doğruyalık ilkesi) kuralı gereği kanun koyucu tarafından zorunluluk hallerinin varlığı gözetilerek getirilmiş istisnalardır. Istisna olduğu için de kanun koyucunun belirlediği alanın dışına çıkılması kıyasen ya da geniş yorumla genişletilmesi mümkün değildir. Genişletme yargılamanın özüne dokunma anlamı taşır.
Bu istisnalardan ilki naip hakimlik kurumudur. Kanunun bazı maddelerinde naip hakim sözü geçmektedir. (CMK 83, 180) Kanunun izin verdiği yerlerde mahkemenin yapmak zorunda olduğu işlemleri naip hakim yapabilir. Ancak bilindiği gibi bu istisnai bir haldir, ancak zorunluluk varsa böyle bir yol uygulanabilir. (Feridun Yenisey, ... ..., Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 258)
Doğrudan doğruyalık ilkesinin ikinci istisnası istinabe kurumudur. Istinabe yetkili bir makamın belli bir işlemin yapılmasi konusunda başka bir yerdeki yetkisiz makama yetkisini devretmesidir. Kanun istinabe müessesini dağınık maddelerde istinabe olunan hakim veya mahkemeden söz etmek suretiyle yani dolaylı olarak düzenlenmiştir. (CMK 83, 180, 198, 68/3-d)
CMK'nın 196/2 maddesine göre kovuşturma aşamasında istinabe suretiyle ifade alınması sanık için istisnai olarak alt sınırı 5 yıl ve daha fazla suçlar hariç olmak üzere kabul edilmiştir. İkinci olarak hastalık ya da malullük veya giderilme olanağı bulunmayan bir başka nedenle bir tanık ya da bilirkişinin mahkeme heyeti önüne getirilmesi mümkün olmazsa naip ya da istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilebilecektir. (CMK 180/1)
Duruşmada sujelerin hazır bulunması doğrudan doğruyalık yani vasıtasızlık ilkesi yani yüz yüze duruşma yapılması gereği zorunluluğu bulunduğundan istinabe çok gerekli olmadıkça kullanılmamalıdır. ( Feridun Yenisey, ... ..., Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 715) Burda tanığın vereceği bilginin hüküm için önemi yani sübuta etkisi dikkate alınabilir. Ikinci derece önemli tanığın istinabe yoluyla ifadesinin alınması düşünülebilirse de olayın tek tanığın da olduğu gibi vereceği bilginin büyük önem taşıdığı hallerde tanığın hükmü verecek hakim ya da heyet tarafından dinlenmesi gerekir. (Feridun Yenisey, ... ..., Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 716) Kanun koyucu Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde istinabe suretiyle ifade alınmasını ya da işlem yapılmasını yasaklamıştır. (CMK 180/4) Yine SEGBİS yoluyla ifade alma imkanı varsa istinabe yoluyla ifade alınamaz. SEGBİS yoluyla ifade alınmalıdır. (CMK 180/4-5)
CMK'nın 210. maddesi gereğince eğer olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Bu hükümden de anlaşılacağı gibi olayın tek tanığı durumundaki mağdurun bizzat duruşmada dinlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
CMK'nın 236. maddesinde mağdurun beyanının alınmasına yönelik özel bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre mağdur ifadesi sadece mağdurun psikolojisinin bozulmuş olması hali dışında mutlaka alınmalı ve bizzat mahkemece alınmalıdır. Eğer mağdurun psikolojisi bozulmuşsa, eğer zorunluluk yoksa mağdurun daha önce alınan ifadesinin CD'sinin seyredilmesinde zorunluluk vardır ki kanun koyucu yargılama yapan makamın bir şekilde mağdurla temas etmesini yüz yüzelik ilkesini gerçekleştirmesini ve buna göre bir karar verilmesini önemsemiş ve zorunlu saymıştır.
Tüm bu hükümlerden anlaşılacağı üzere;
1- Her mahkemenin kendi yargı çevresi vardır, bu yargı çevresi içerisinde meydana gelmiş olaylarla ilgili açılmış davalara mutlaka o mahkemenin bakması gerekir. Istinabe yoluna başvurulamaz. Bu durumda mahkeme ancak yukarıda belirtildiği gibi zaruret hallerinde naip hakim görevlendirebilir. Kanun koyucu Büyükşelir Belediye sınırları içerisinde dahi istinabe yolunu yasaklamışken kendi yetki alanı içerisinde bulunan bir davada istinabe suretiyle görevsiz bir mahkemenin aldığı ifadenin geçerli olması kabul edilemez.
2- Görev kamu düzenine ilişkin ve insan haklarıyla ilgili bir husustur. Görevsiz mahkemece yargılama yapılamaz ve hüküm kurulamaz. Göreviz mahkemenin yaptığı işlemler de geçersiz işlemlerdir ve herhangi bir hüküm ifade etmez. Ağır Ceza Mahkemesi Asliye Ceza Mahkemesine göre üst dereceli bir mahkemedir ve daha güvenceli bir mahkemedir. Dolayısıyla bir davanın görevli mahkemede görülmemesi hele daha güvencesiz bir mahkemede görülmesi ya da daha güvencesiz bir mahkeme hakimine işlemin havale edilmesi o işlemi hükümsüz kılacağı gibi adil yargılanma ilkesine de aykırılık oluşturur. Ağır Ceza Mahkemesi ancak bir başka yerdeki Ağır Ceza Mahkemesinden yardım isteyebilir. Yani kendi işlemini yine aynı işlere bakmakla görevli bir başka mahkemeye tevdii edebilir. Ağır cezalık işlere bakamayacak bir mahkemeye tevdii edemez. Tevdii ettiği takdirde bu hem CMK madde 7 kapsamında hükümsüzdür, hem de yukarıda belirttiğim gibi adil yargılama ilkesine aykırılık oluşturur çünkü güvenceli bir mahkeme yerine daha güvencesiz bir mahkemece işlem yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi tüm Türkiye'de istinabe yapılacak Ağır Ceza Mahkemeleri vardır ve işlem bu Ağır Ceza Mahkemelerince yapılmalıdır.
3- İstinabe yoluyla ifade alma ya da işlem yaptırma istisnai bir yoldur, zorunluluk halinde bu yola başvurulmalıdır, yine eğer delil tek tanıktan ibaretse ya da elde mağdur beyanı dışında herhangi bir delil yoksa artık istinabe yoluyla ifade alma kabul edilemez. Eğer istinabe yoluyla ifade alınıyorsa zorunluluk hali belirlenmeli ve bu açıkca ara kararına yazılmalıdır ve denetlenebilir olmalıdır. Aksi takdirde her zaman, istisnayı kural haline getirecek şekilde istinabe yoluna başvurulması kabul edilemez. Olayda mağdur tek tanık konumundadır ve istinabe suretiyle ifade alınması mümkün değildir.
Yine ifadenin SEGBİS yoluyla alınma imkanı bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi eğer ifadenin SEGBİS yoluyla alınması mümkünse istinabe yoluna başvurulamaz. Bunun yanında mağdur olayın tek tanığıdır ve bu nedenle yukarıda belirttiğimiz CMK'nın 210 ve 236. maddelerinde de belirlendiği gibi mağdurun mutlaka mahkemece dinlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Tüm bu hususlar kapsamında mağdurun istinabe yoluyla Pazar Asliye Ceza Mahkemesince ifadesinin alınması ve bunun hükme esas alınması, kamu düzenini bozar, adil yargılanma ilkesine dolayısıyla hukuka aykırıdır ve kararın bu nedenlerle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararın onanmasına yönelik görüşüne iştirak etmiyorum.
3. Ceza Dairesi, 2022/9374 E., 2024/13591 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
2-Dosya kapsamına göre mahkumiyet hükmüne esas alınan tanık Aysel Ak'ın beyanlarının suçun sübutu açısından ehemmiyet arz eder nitelikte olması karşısında, duruşmaya getirtilerek yahut 5271 sayılı Kanun'un 180 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca SEGBİS ile hazır edilerek beyanlarının tespit edilmesi, sanık müdafilerinin soru sorma hakkı tanındıktan ve soruşturma aşamasındaki beyanları ile çel
3. Ceza Dairesi 2022/9374 E. , 2024/13591 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2019/962 E., 2020/611 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.04.2019 tarihli, 2017/128 Esas - 2019/208 sayılı Kararı
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53.58 ve 63 üncü maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenlerin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi,
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği ceza süresi yönünden yasal koşulları oluşmadığından reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 Esas, 2017/970 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararı ile Anayasa Mahkemesinin ... başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 2018/15231 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte, savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın savunmasının denetlenmesi bakımından dosyada ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak varsa sanık ile ilgili aşama beyanları dosyaya getirtilip ifade ve teşhis tutanakları ile hükümden sonra dosya içerisine geldiği anlaşılan başka dosya şüphelisi ...'ın ifade ve teşhis tutanakları CMK'nın 217 nci maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyecekleri sorulup, ifade/beyan sahiplerinin tanık sıfatıyla beyanları alınmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Dosya kapsamına göre mahkumiyet hükmüne esas alınan tanık Aysel Ak'ın beyanlarının suçun sübutu açısından ehemmiyet arz eder nitelikte olması karşısında, duruşmaya getirtilerek yahut 5271 sayılı Kanun'un 180 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca SEGBİS ile hazır edilerek beyanlarının tespit edilmesi, sanık müdafilerinin soru sorma hakkı tanındıktan ve soruşturma aşamasındaki beyanları ile çelişki olması halinde çelişki giderildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi ve bu delilin hükme esas alınıp alınmayacağının tartışılması gerekirken, 5271 sayılı Kanun'un 180 inci maddesinin birinci fıkrasındaki ve 181 inci maddesinin birinci fıkrasındaki emredici hükümlere riayet edilmeyerek savunma hakkının kısıtlanması,
Kanuna aykırı, sanık müdafiilerinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2 nci maddesi uyarınca BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304 üncü maddesi uyarınca Tekirdağ 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
Büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan bir tanığın istinabe yoluyla dinlenmesi hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Mahkeme iş yoğunluğuna göre takdir yetkisine sahiptir.
B) Zorunluluk olmadıkça istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilemez.
C) Tanığın talebi varsa istinabe yapılabilir.
D) Taraf vekillerinin muvafakati ile her zaman mümkündür.
E) Sadece görüntülü ve sesli iletişim tekniği ile dinlenebilir.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.