5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 199

Ceza Muhakemesi Kanunu 199. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 199 – (1) Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilir. Sorgu sırasında sanığın mahkeme salonundan çıkarılabilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2022/1389 E., 2022/6964 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
maddesi uyarınca beyanı alınıp serbest bırakılmak üzere, CMK'nın 196/2 maddesindeki talimat yasağı da dikkate alınarak, CMK'nın 199-94 maddeleri gereğince yakalama kararı çıkarılmasına karar verilmiştir.
3. Ceza Dairesi         2022/1389 E.  ,  2022/6964 K. "İçtihat Metni" I- TALEP; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.12.2021 tarih ve 2021/144718 sayılı yazısı ile; Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ... hakkındaki kamu davasının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/3 ve 104/2. maddeleri gereğince zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine dair İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/11/2017 tarihli ve 2014/102 esas, 2017/478 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 25/02/2019 tarihli ve 2018/4074 esas, 2019/1939 karar sayılı ilâmında "..suçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli mahkemenin belirlenmesi ya da kovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir özellik taşımaz. Örgüt üyeliği temadi eden suçlardan olması nedeniyle hukuki ve fiili kesintiyle sona erecektir. Kesinti tarihi suç tarihidir. Mütemadi suçlarda iddianame düzenlemekle hukuki kesintinin gerçekleştiğinin kabulü halinde dava zamanaşımı süresi de işlemeye başlayacaktır.." şeklindeki açıklamaların yer aldığı, Somut olayda, sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12/10/2011 tarihli ve 2005/1357 soruşturma, 2011/704 esas, 2011/512 sayılı iddianamesi ile açılan kamu davasında suç tarihinin 2011 ve öncesi olarak yer aldığı, sanık hakkındaki İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/469 değişik iş sayılı yakalama kararının infaz edilemediği nazara alındığında, Sanığın üzerine atılı 5237 sayılı Kanun'un 314/2. maddesinde tanımlanan silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlar kapsamında kaldığı, 765 sayılı Kanunun 102/3 ve 104/2. Maddelerine göre 10 yıl olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12/10/2011 tarihli iddianamesi ile hukuki kesintinin gerçekleşmesi ve sanık hakkındaki yakalama kararının infaz edilememesi karşısında, zaman aşımı süresinin 12/10/2011 tarihli iddianamenin düzenlenmesi ile başlayacağı ve karar tarihi itibariyle anılan sürenin dolmadığı gözetilmeksizin, yazılı şekilde düşme kararı verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 17/11/2021 gün ve 94660652-105-34-14020-2021-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir. II-OLAY; 05.10.1977 doğumlu, adli sicil kayıtlarına göre sabıkası bulunmayan, nüfus kaydında yerleşim yerinin İstanbul'da bulunduğu belirtilen sanık ... hakkında, DHKP/C silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan haklarında işlem yapılan kişilerin ifadelerine istinaden örgüt içerisinde faaliyetlerde bulunduğunun tespiti üzerine atılı suçtan soruşturma işlemlerine başlanılmış, yakalama emrine istinaden kolluğun arama kayıtlarına alınan ancak firari olması nedeni ile temini mümkün olmayan sanık hakkında süreçte, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (5190 sy ile yetkili) 2005/1357 soruşturma sayılı evrakına matuf yakalama kararı infaz edilemediğinden işleyen dava zamanaşımı süresinin kesilmesi için 12.10.2011 tarihli iddianame düzenlenmiş ve atılı suçtan cezalandırılması istenilmiştir. Bu kapsamda, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi adlı örgüte mensup olduğunu, Gazi Mahallesi Devrimci Halk Güçleri yapılanması içerisinde ve Şişli Mahalli alan siyasi sorumlusu olarak faaliyet yürüttüğünü beyan eden .... kod adlı Vedat Düşküner, 09.04.2001 tarihinde kollukta verdiği ifadesinde özetle; 1998 yılı aralık ayında yakalanıp tutuklandığını, 7 ay tutuklu kaldıktan sonra 1999 yılı temmuzunda tahliye edildiğini, tahliyesi sonrasında bir dönem beklemede kaldığı sürede İstanbul Anadolu yakası siyasi sorumlusu olduğunu ve bağlı olduğu ....Kod adlı ....'ın kendisine ulaşamadığı zamanlarda...vasıtası ile ... ile görüşmesini istediğini,....n örgüt içerisinde sorumlu birisi olduğunu bildiğini, beklemede kaldığı dönemde kendisi ile ilgilenen kişiler arasında ...'unda bulunduğunu ve yurt dışında olduğunu duyduğunu beyan etmiştir. Aynı örgüte mensup olmakla, Mustafa Kemal Mahallesinde Devrimci Halk Güçleri biriminde ve Anadolu yakası milis ekibinde yer aldığını beyan eden .... kod adlı ...'nın 09.11.1999 tarihinde kollukta verdiği ifadesinde özetle, 1998 yılında mahalleden tanıdığı ve DHKP/C örgütü içerisinde yer aldığını söyleyen ... aracılığı ile .... ile tanıştırılıp örgüte katıldığını, bu yıl içerisinde dergi dağıtan diğer kişiler arasında ...'unda bulunduğunu....Mahallesinde Devrimci Halk Güçleri birimi üst sorumlularının Sultan Yalçın olduğunu ve bu birimde ...'unda bulunduğunu, bir süre sonra ... tarafından kendisine DGH'ın sorumlusu olması teklifinde bulunulduğunu ancak kabul etmediğini ve bu nedenle öz eleştiri verdiğini, 1999 yılı temmuz ayında ...'un tekrar örgütte bulunmasını istemesi üzerine .... kod ....sorumluluğunda örgütte görev aldığını, ....ile ise kendisini Nihat'ın tanıştırdığını, Anadolu yakasında milis ekibi olarak görev alıp silahlı ve bombalı eylem yapacaklarının...tarafından kendilerine bildirildiğini, bu ekip içerisinde Nihat'ında bulunduğunu ve bomba yapımı ile yerleştirilmesini Zehra Kutlay'ın kendilerine öğrettiğini, 05.09.1999 tarihinde ...nın talimatı ile Mustafa Kemal Mahallesi 3001 sokak no:67 sayılı yerde Atamanlar adlı AEG bayii kepengine "Depremde ölen binlerce insanın katili susurluk devletidir-DHKPC-DHG" şeklinde yazı bulunan pankartı ... ile hazırlayıp bomba süsü vererek astıklarını, eylemde kullandığı tabancayı ...ın kendisine verdiğini, bildirileri dağıttıklarını, sonraki süreçte Nihat ile birlikte Yasemin kod... sorumluluğunda milis ekibinde yer aldığını, ...kod'un ... ile birlikte kendisine silah eğitimi verdiğini, yakalandığında ele geçen silahı kendisine ...'un verdiğini, 1998 yılında Beyoğlu Amerikan konsolosluğu önünde korsan gösteri yapmak için ... ile ....dan aldıkları talimat üzerine gitmişler ise de gösteri iptal edildiğinden dağıldıklarını ve eylemi gerçekleştiremediklerini, ....ın şu an nerede olduğunu bilmediğini, yakalandığı sırada ele geçen tabancayı ...tan aldığını, pişmanlık yasasından faydalanmak istediğini beyan etmiştir. ... ve .... kod, ....sahte kimlikli, ....ın kollukta verdiği, 08.11.1999 tarihli ifadesinde özetle, 1993-1994 yıllarında örgüte katıldığını, örgüt stratejisi doğrultusunda bomba yapımını öğrenip başkaca örgüt mensuplarına da öğrettiğini, süreçte bir kaç defa yakalanıp tutuklandığını, 1999 yılında tahliyesi sonrası Anadolu mahalli sorumlusu ...ye bağlı olarak .... Mahallesi Devrimci Halk Güçleri birimini kurduğunu ve birim sorumlusu olarak örgütte görev aldığını, ...'unda... ile birlikte bu birimde kendisine bağlı olarak görev aldığını, ....'ın kendisine bomba yapmayı öğrettiğini, kendisinin de aralarında ...'unda bulunduğu kişilere bomba yapılmasını öğrettiğini, ....'ın kendisine verdiği dinamitleri ...'a verdiğini ve eylemde kullanmalarını söylediğini, ...'ta bir adet kuru sıkı tabancanın bulunduğunu, bu şekilde silahlı eylemleri yapmak için hazırlıklarda bulunduklarını, ... ve .... ile birlikte yaptıkları toplantıda 05.09.1999 tarihli Atamalar AEG Bayiine pankart asma eyleminin yapılmasını kararlaştırdıklarını, eylemi ....ın gerçekleştirdiğini ancak kimlerle gerçekleştirdiğini bilmediğini, ... ile de kendisini ...'un tanıştırdığını, bu şahıslara örgüt içerisinde bombalı ve silahlı eylemler yapacak milis ekibinde yer aldıklarını bildirerek yemin ettirdiğini, ...'un şu an nerede olduğunu bilmediğini, kendisinden önce ... Kod adlı ....'ye bağlı olarak faaliyet yürüttüğünü beyan etmiştir. 22.12.2002 tarihinde ....nın kollukta verdiği ifadesinde ise özetle; 1999 yılında .... aracılığı ile örgütsel faaliyetlerine başladığını, ...'in kendisini ... ile tanıştırdığını, Nihat'ın 1999 yılında Ümraniye...Mahallesi DHG örgütlenmesi sorumlusu olduğunu ve birlikte dergi dağıttıklarını, ...'un talimatı ile 14.03.2000 tarihinde Kadıköy İski Binası önünde korsan gösteri düzenlediklerini, Nihat'ın kendisini eylem yerine gönderdiğini, orada buluştuklarını, talimatı ile eylemin başladığını, eylem anında pankart asılıp, Pamukbank ve İmar Bankasına molotof atıldığını ve sonrasında kaçtıklarını, Nihat'ın eylem anında havaya silahla ateş ettiğini, 21.03.2000 tarihinde ...'un söylemesi üzerine ...Mahalllesinde toplanıp slogan attıklarını, eyleme polis müdahalesinin olmadığını, slogan atıp dağıldıklarını, ...'un silah taşıdığını bildiğini, faaliyetlerinden pişman olduğunu beyan etmiştir. Fezleke firarisi olarak aranan sanıkla ilgili olarak, 3152 sayılı Kanun kapsamında adli makamlarca aranmaları için müzekkere çıkartılmayan kişilerin kayıtlarının suç duyurusunda bulunulup, kayıtlarının güncellenmesine yönelik yapılan işlemler kapsamında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (5190 sayılı kanun ile yetkili) 2005/290 hazırlık ve 2005/36 karar sayılı, 09.02.2005 tarihli, 1996 ve önceki tarihlerde "DHKP/C silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak suçundan hakkında verilen takipsizlik kararı"nda özetle; "sanıklar ... ve ... haklarında her ne kadar İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün 10.01.2005 tarih ve 2005/523 sayılı yazıları ile gönderilen ve daha önce hakkında dava açılan ...'e ait 21.02.2004 tarihli dört sayfadan ibaret atfı cürüm içeren emniyet ifadesine göre atılı suçtan gereğinin takdiri talep edilmiş ise de, sanıkların atılı suçu işlediklerine dair tek beyanı delil teşkil eden ...in ifadesine göre her iki sanığın 1995-1996 yılları arasında izinsiz ve korsan yürüyüş yaptıkları, afiş ve pankart astıkları, pullama yaptıkları, Susurluk skandalını telin maksadı ile bir dakikalık ışık söndürme eyleminde bulunduklarının belirtilmesi karşısında bir kısmı yasal ve suç teşkil etmeyen bu eylemlerin örgüte yardım ve yataklık seviye ve derecesinde gerçekleşmiş sayılabileceği, isnat edilen fiillerin TCK'nın 169. maddesine mümas olduğu, 5 yıllık dava zamanaşımına tabi işlerden olduğu, sanıkların en aleyhleri itibari ile düşünülse dahi 2001 yılı sonu itibari ile zamanaşımının gerçekleştiği zira o tarihten bu yana zamanaşımını kesici veya durdurucu usulü bir işlemin yapılmadığı anlaşıldığından, atılı suçtan zamanaşımı sebebi ile koğuşturma yapılmasına yer olmadığına CMUK'nun 164 ve TCK 102/4 ile 169 maddeleri uyarınca karar verildiği" belirtilmiştir. 10.02.2005 tarihinde karar Başsavcı vekilince görüldü yapılmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) 27.11.2006 tarih, 2005/1357 soruşturma sayılı yazısı ile İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesinden "isnat olunan suç vasfı, dosyada şüpheli aleyhine olan deliller, 2000 yılından itibaren aranmasına rağmen bulunamaması ve açık adresinin belli olmayışı" dikkate alınarak CMK'nın 98. maddesince sanık ... hakkında yakalama emri düzenlenmesi talep olunmuştur. İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK'nın 250. maddesi ile görevli), 27.11.2006 tarih, 2006/469 değişik iş ve 2005/1357 soruşturma sayılı kararı ile; "üzerine atılı Yasadışı DHKP/C terör örgütüne üye olmak suçunun vasıf ve mahiyetine, dosya kapsamına, 2000 yılından beri tüm aramalara rağmen bulunamamasına, adresinin tespit edilemediğine ve kaçak durumda bulunması nedenleriyle yakalandığında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında bu mümkün olmazsa en yakın Cumhuriyet Başsavcılığında hazır bulundurulmak üzere", CMK'nın 98. maddesi gereğince hakkında yakalama emri çıkarılmasına ve yeteri kadar yakalama emri düzenlenmesine karar verilmiştir. 28.11.2006 tarihli müzekkere ekinde de yakalama kararı ve emri Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. 24.12.2006 tarihli kolluk tutanağında, yapılan araştırma ve soruşturma neticesinde sanığın Kantarma Köyünde ikamet etmediği, İstanbul ili ... Paşa'da bulunan adreste ikamet ettiği, bu adresten sanığa ulaşılabileceğinin tespit edildiği belirtilmiştir. Ancak, güncellenen bilgisi ile 2005/1357 sayılı soruşturmadan aranan sanık hakkında çıkartılan yakalama emri infaz edilememiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) 28.12.2010 tarihli 2005/1357 soruşturma sayılı müzekkeresi ile kolluktan, değişik tarihlerde örgüt lehine bazı eylemlere iştirak ettiği ileri sürülen sanığa ait dosya içeriğinde eylemlerle ilgili ceraim evraklarının bulunmadığından, 05.09.1999 tarihinde Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi 3001. sokak no:67 deki AEG bayii kepengine bomba süsü verilmiş pankart asılması, 14.03.2000 tarihinde Kadıköy İski Binası önünde gerçekleşen korsan gösteri ile ses bombası atılması ile 21.03.2000 tarihinde Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi 3001. cadde üzerinde yapılan korsan gösteriye ilişkin varsa ceraim evraklarının gönderilmesi istenilmiştir. Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğünün 29.03.2011 tarihli üst yazısı ve ekinde bulunan 22.03.2011 tarihli kolluk yazılarında 14.03.2000 tarihinde İski Binası önünde gerçekleştirilen korsan gösteri ve sonrası ses bombası atılması ile ilgili olarak yapılan arşiv araştırmasında tahkikat evraklarına rastlanılmadığı bildirilmiştir. İl Emniyet Müdürlüğünün 09.03.2011 tarihli üst yazısı ve eki evraklar ile de 05.09.1999 tarihinde Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi 3001. sokak no:67 deki AEG bayii kepengine bomba süsü verilmiş pankart asılması olayı ile ilgili tahkikat evrakları gönderilmiş, 21.03.2000 tarihinde Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi 3001 cadde üzerinde yapılan korsan gösteri ile alakalı tahkikat evraklarının ise bulunmadığı bildirilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK'nın 250. maddesi ile görevli), 12.10.2011 tarihli müzekkeresi ile ... hakkında yakalama kararına istinaden aranmasının sürdürülmesi, dava açıldığından işlem akibeti hakkında bundan sonra mahkemeden talimat alınması kolluğa bildirilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK'nın 250. maddesi ile yetkili), 12.10.2011 tarih, 2005/1357 soruşturma, 2011/704 esas ve 2011/512 iddianame nolu iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan, başlık kısmında: suç tarihi "2011 ve öncesi", suç yeri ise "İstanbul" ayrıca "halen firari" bulunduğu belirtilerek, kimlik ve Elbistan'da ikamet ettiğine dair adres bilgilerine yer verilen sanık ...'un, 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı TMK'nın 5 ve TCK'nın 53 maddelerince cezalandırılmasına karar verilmesi istenmiştir. Suçun halen devam etmekte olduğu gözetilip, dava zamanaşımı süresinin kesilmesi için daha fazla aranması beklenmeden ayrıca ifadelerde geçen diğer olaylar konusunda, zamanaşımı gerekçesiyle ayrıca dava açılmadığı belirtilerek düzenlenen iddianamenin ilgili kısımlarında yapılan anlatım, özetle ve belirtildiği şekli ile şöyledir; "Yasadışı DHKP/C terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla yukarıda açık kimliği yazılı olan şüpheli ... hakkında aynı örgüte mensup olduğu iddiasıyla yakalanan diğer bazı şüphelilerin beyanlarına dayalı olarak soruşturma yürütülmekte olduğu, aşamalarda dosyaya eklenen bu ifadeler ışığında şüphelinin örgüt lehine faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmıştır. Bu şekilde şüpheli sıfatıyla ifade veren Ali Koca'nın 22.12.2002 tarihili beyanında özetle... Yakalandığında Hanife Erdoğan sahte kimliğini kullanan Zehra Kurtay adlı şahsın 08.11.1999 tarihli ifadesinde özetle,... bağlı olarak faaliyet yürüttüğünü ifade etmiştir. Benzer şekilde yakalanan ve 09.11.1999 tarihinde ifadesi alınan ...adlı şahıs ise beyanında ...'u... ileri sürmüştür. Aynı konuda ifadesi alınan Vedat Düşküner 09.04.2011 günlü ifadesinde ...'un ... söylediğini beyan ettiği görülmüştür. 06.09.1999 tarihli propaganda suçuna ilişkin olarak tanzim edilen ceraim evrakı üst yazıya bağlı olarak dosyaya eklenmiştir. Ancak bu olay ile ayrıca ifadelerde geçen diğer olaylar konusunda zamanaşımı gerekçesiyle ayrıca bir dava açılmamıştır. Fakat yukarıda belirtilen diğer örgüt mensuplarının anlatımları şüphelinin 1998-2000 yılları arasında DHKP/C terör örgütü lehine faaliyet göstermekte olduğunu gösterdiği, bu anlatımların mahkemece değerlendirilerek sonuçlandırılmasının zaruri olduğu anlaşılmıştır. Şüphelinin firari olması sebebiyle savunmasının alınması mümkün olmamıştır. Hakkında yakalama kararı çıkarılmasına rağmen henüz yakalanamamış olan şüpheli hakkındaki örgüt üyeliği suçundan ötürü işlemekte olan dava zamanaşımı süresinin kesilmesi için daha fazla aranması beklenmemiş, hakkında iddianame düzenlenmesi gerektiğine karar verilmiştir. Yukarıda belirtilen anlatımlara dayalı deliller dikkate alınarak müsnet suçtan şüpheli ...'un yargılanmasının yapılarak, suçun halen devam etmekte olduğu da gözetilerek eylemine uyan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı kanunun 5, TCK'nın 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi, kamu adına talep ve iddia olunur." İddianamenin 17.10.2011 tarihinde İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca kaleme havalesi yapılmıştır. 20.10.2011 tarihli karar ile de iddianamenin kabulüne karar verilmiştir. 24.10.2011 tarihli tensiple, mahkemenin 2011/22 esasa kayıt edilen dosyada firari olan ve zamanaşımının kesilmesi amacı ile davası açılan yakalamalı sanık ...'un yakalama halinin devamına, yakalandığında zorunlu müdafii atanmasına karar verilmiştir. 05.10.2011, 16.01.2012, 26.03.2012, 25.06.2012, 07.11.2012, 26.03.2013, 25.06.2013, 03.10.2013, 13.12.2013 (12.12.2013 tarihinde duruşma bırakılmış ise de dosyanın duruşma kaçağı olduğu anlaşılmakla 13.12.2013 tarihinde duruşması yapılmıştır.), 25.02.2014 tarihli duruşmalarda sanığın yakalama emrinin infazının beklenilmesine karar verilmiştir. İstanbul 15.Ağır Ceza Mahkemesinin 11.03.2014 tarih, 2011/41 esas ve 2014/51 sayılı devir kararı ile 6352 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi ile görevlendirilen mahkemenin 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi uyarınca kaldırıldığı aynı kanun hükmü uyarınca dosyaların görevli mahkemeye devredilmesi hüküm altına alındığından, dosyanın görev ve yetkili İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesine devrine devredilmesine karar verilmiştir. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.03.2014 tarihli kesinleşme şerhinde kararın, kanun yolu kapalı bulunduğundan, 11.03.2014 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir. 10.03.2014 tarihli müzekkere ve eki ile de dosya İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 19.03.2014 tarihli yazısı ile dosya UYAP sisteminden yapılan otomatik tevzii ile 2014/102 esasına kayıt alan mahkeme olan İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Bu yargılama sürecinde ise, yeniden duruşma numarası verilerek 24.06.2014 tarihinde birinci celsenin yapıldığı, 5271 sayılı CMK'nın 94 maddesindeki yasal değişiklik dikkate alınarak sanık hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasına, tüm araştırmalara rağmen adresinin tespit edilememiş, kendisine ulaşılamamış olması nedeniyle savunması ve CMK 231. maddesi uyarınca beyanı alınıp serbest bırakılmak üzere, CMK'nın 196/2 maddesindeki talimat yasağı da dikkate alınarak, CMK'nın 199-94 maddeleri gereğince yakalama kararı çıkarılmasına karar verilmiştir. 16.10.2014, 03.02.2015, 16.04.2015, 14.07.2015, 16.11.2015, 18.02.2016, 24.05.2016 ve 27.10.2016 tarihlerinde yapılan duruşmalarda yakalama emrinin infazı beklenilmiş, 18.02.2016 tarihli 8. duruşmasında sanık hakkında ki yakalama emrinin infaz edilemediği ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 12.02.2016 tarihli yazısı ile Hollanda güvenlik birimleri tarafından Hollanda Göç ve Vatandaşlık Hizmetlerine intikal ettirilen bir rapora istinaden Schengen alanında istenmeyen kişi ilan edildiğinin bildirilmesi nedeni ile yapılan talebin değerlendirilerek, talepte belirtilen usulü hususlara dikkat edilmek suretiyle sanığın iadesinin istenmesine, yakalama emrinin ise devamı ile infazının beklenilmesine karar verilmiş, 24.05.2016 tarihli duruşmada ise sanık hakkında Eminyet Genel Müdürlüğü'nün 16.03.2016 tarihli yazısı uyarınca uluslararası seviyede kırmızı bülten ile aranmasının temini için kırmızı bülten formu doldurularak gönderilmesine karar verilmiş, 26.07.2016 tarihli ara karar ile sanık ... hakkında 2014/102 esas sayılı dosyasından çıkarılan kırmızı bülten formu ile ilgili olarak İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Bakanlık Muhabere Bürosunun 15/07/2016 tarih ve B.M. 2015/1983 sayılı yazısı gereği hakkında 09.04.2014 tarih, 2014/102 esas sayılı CMK'nın 98 maddesine göre çıkartılan yakalama emrinin kaldırılarak, CMK 94. maddesi gereğince yakalama müzekkeresi düzenlenmesine karar verilmiş, 27.10.2016 tarihli 10. duruşmada sanık hakkında çıkarılan yakalama emrinin kaldırılmasına ve Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün yazısı gereği yeniden CMK'nın 100. maddesi uyarınca tutuklamaya yönelik hakkında yakalama emri çıkarılmasına karar verilmiş, 2511.2016 tarihli yakalama emrinde "yoklukta tutuklama (CMK 248)" bilgisinin yazıldığı görülmüştür. 31.01.2017 ve 15.06.2017 tarihli duruşmalarla ise çıkartılan kırmızı bültenin infazı beklenilmiştir. 14.11.2016 tarih ve 2014/102 esas sayılı ara karar ile sanık hakkında çıkarılan kırmızı bülten formu ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 03.08.2016 tarihli, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Bakanlık Muhabere Bürosunun ise 03.08.2016 tarih ve B.M. 2015/1983 sayılı yazıları ile yapılan talebe istinaden sanık hakkında devam eden 2014/102 esas sayılı yakalama emrinin kaldırılmasına ve CMK'nın 100.maddesi uyarınca tutuklanmaya yönelik olarak CMK'nın 199 ve 94 maddeleri gereğince yakalama kararı çıkarılmasına karar verilmiştir. 30.11.2017 tarihli duruşmada kırmızı bültenin infaz edilemediğinden kaldırılmasına karar verilmiş, Cumhuriyet savcısının sanık hakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan kamu davası açılmışsa da üzerine atılı suçun suç tarihi itibariyle 765 sayılı TCK'nın 168/2 maddesine uyan suçu oluşturduğu, bu suçun zaman aşımı süresinin 765 sayılı TCK'nın 102/3, 104/2 maddesinde belirlenen 15 yıl olduğu dolayısıyla atılı suça ilişkin olağan üstü zaman aşımı süresinin dolmuş olduğu anlaşıldığından düşme kararı verilmesine ilişkin mütalaası sonrası tefhim olunan hükümle de davanın CMK'nun 223/8 maddesi gereğince düşürülmesine, Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verilmiştir. Bu kapsamda tefhim olunan hüküm belirtildiği şekli ile; "1- Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davasında suç tarihi itibari ile 765 Sayılı TCK'nın 102/3, 104/2 maddesi anlamında olağanüstü dava zaman aşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle sanık hakkındaki kamu davasının CMK'nın 223/8 maddesi gereğince düşürülmesine. 2- Dosya ile ilgili yapılan yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına Dair, sanığın yokluğunda, iddia makamının huzurunda, kararın tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde... Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olarak talebe uygun ve oy birliğiyle verilen karar..." şeklindedir. Kovuşturma sürecinde verilen ara kararlar doğrultusunda temin edilen belge ve bilgilerde ise özetle; süreçte sanık hakkında beyanda bulundukları belirtilen şahıslar hakkında yapılan araştırma neticesinde; 17.07.2014 tarihli İl Emniyet Müdürlüğü yazısı ile 22.12.2002 tarihli ifadesinden dolayı ...'ya İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2002/394 esasına kayden dava açıldığı; ....'ın 08.11.1999 tarihli ifadesine İstanbul 5 Nolu Güvenlik Mahkemesinin 1999/2497 hazırlık, Murat Kaya'nın 09.11.1999 tarihli ifadesine 5 Nolu Güvenlik Mahkemesinin 1999/2497 soruşturma, Vedat Düşküner 09.04.2001 tarihli ifadesine ise Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2001/879 hazırlık numaralarının verildiği bildirilmiş, Ali Koca ile ilgili İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2000/151 esas sayılı dosyası celp edilip fotokopisi alınmıştır. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 06.04.2009 tarih, 2000/151 esas ve 2009/86 sayılı gerekçeli kararı ile eki belgelerde sanıklar arasında ismi yer almayan ...'un adının bir kısım ifadelerde geçtiği; ayrıca, süreçte Emniyet Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hükümlü Nakil Bürosunca Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazılar ve eklerinde yer alan belge içeriklerinde özetle; sanığın Hollanda'da bulunduğu, Hollanda Göç ve Vatandaşlık Hizmetleri'ne intikal ettirilen bir rapora istinaden Schengen alanında istenmeyen kişi ilan edildiği, 13/01/2016 tarihi itibariyle Schengen Bilgi Sistemine istenmeyen kişi olarak kaydedildiği, daha sonra ki tarihli yazılarda ise sanığın örgüt lideri olan Dursun Karataş'ın 11.08.2008 tarihinde ölümünden dolayı Hollanda'ya gittiği, terör örgütünün halen İngiltere'de sorumluluğunu yürüttüğüne dair istihbari bilgilerin bulunduğunun belirtildiği, İngiltere yetkili makamlarına yönelik tanzim edilen kırmızı bülten formlarında da suç tarihinin 2000 veya 2011 yılı ve öncesi, dava zamanaşımı tarihlerinin ise 2026 yahut 12.10.2031 yılı olarak işlendiği görülmüştür. İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2017 tarih, 2014/102 esas, 2017/478 karar sayılı, başlık kısmında suç tarihinin 2000 yılı olduğu belirtilen kararının gerekçesi özetle ve belirtildiği şekli ile; "...Her ne kadar sanığın iddianamede belirtilen diğer örgüt mensuplarının anlatımları ile sanığın 1998-2000 yılları arasında DHKP/C terör örgütü lehine faaliyet göstermekte olduğunu gösterdiğinden bahisle kamu davası açılmış ise de; dosya kapsamına göre sanığın 2000 yılından sonra terör örgütüne üyeliğinin devam ettiğine ilşikin delil bulunmadığı şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince temadinin 2000 yılında kesildiğinin kabulü gerekmektedir. Sanığın üzerine atılı suç tarihi itibariyle 765 sayılı yasa yürürlükte olup lehe-aleyhe yasa değerlendirmesi yapmak gerekmiştir. 765 sayılı kanun uygulandığında ...Son suç tarihinin 2000 yılının olması nedeniyle olağan üstü zamanaşımı süresi olan 15 yıllık sürenin 2015 yılında dolduğu anlaşılmıştır. 5237 sayılı kanun uygulandığında ...Son suç tarihinin 2000 yılının olması nedeniyle olağan üstü zamanaşımı süresi olan 22 yıl 6 aylık sürenin 2022 yılında dolacağı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle 765 sayılı kanun sanık lehine olduğu anlaşılmakla zamanaşımı süresi dolduğundan sanık hakkında düşürülmesine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklindedir. Karar sanığın nüfus kaydında yerleşim yeri ve 25.11.2017 tarihli adres araştırmasında da mernis adresi olarak belirtilen adresine gönderilmiş; tebliğ imkansızlığı nedeni ile Teb K 21/2 maddesi gereği mahalle muhtarına tebliğ edilip, kapısına 2 nolu haber kağıdı yapıştırılarak 15.12.2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Mahkemenin 27.12.2017 tarihli kesinleşme şerhinde kararın temyiz edilmeden 25.12.2017 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir. HSK Başmüfettişliğinin 25.06.2021 tarihli yazısı ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından, silahlı terör örgütüne katılması nedeni ile 12.10.2011 tarihli iddianame tanzim edilen, kovuşturma aşamasında yakalanamaması nedeni ile savunmasının alınamadığı sanığa atılı suç olan silahlı örgüt üyeliğinin temadi eden suçlardan olduğu, yakalanamayan sanık hakkında kamu davasının açılması ile temadinin kesintiye uğrayacağı ve bu nedenle zamanaşımı süresinin iddianamenin düzenlendiği tarih olan 12.10.2011 tarihinde başlayacağı gözetilmeden, zaman aşımı süresinin 2000 tarihinden başlatılmasının 765 sayılı TCK'nın 104 maddesine aykırı görüldüğünden, kesinleşen kararın bozulması için 5271 sayılı CMK'nın 309 maddesince kanun yararına bozma yoluna gidilmesi ihbar olunmuştur. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 30.06.2021 tarihli yazısı ile; sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiası ve bu eylemine uyan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı TMK'nın 5 ve TCK'nın 53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, sanığın aşamalarda yakalanamadığı, bu nedenle savunmasının alınamadığı, sanığın üzerine atılı suçun temadi eden suçlardan olduğu, yakalanamayan sanık hakkında kamu davası açılması ile birlikte temadinin kesintiye uğradığı, zamanaşımı süresinin iddianamenin tanzim edildiği 12.10.2011 tarihinde başlayacağı ve bu haliyle zamanaşımı yönünden gözetilmesi gereken maddelerin 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d ve 67/4 maddeleri olduğu, anılan yasaya göre de zamanaşımı süresinin dolmadığı, dolayısı ile sanık hakkındaki davanın düşürülmesine dair İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2017 tarih, 2014/102 esas, 2017/478 sayılı kesinleşen kararının kanun yararına bozulması hususunda ihbar ve görüşte bulunulmuştur. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 17.11.2021 tarih ve 94660652- 105-34-14020-2021-Kyb sayılı yazısı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/11/2017 tarihli ve 2014/102 esas, 2017/478 sayılı kararının bozulması istenilmiştir. UYAP sisteminde yapılan sorgulamada; İstanbul 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 05.11.2010 tarih ve 2001/189 esas, 2010/416 karar sayılı ilamı ile resmi belgede sahtecilik suçundan sanık hakkında açılan davanın, sanığın 17.01.2002 tarihinde gıyabında tutuklandığı tarihten bu yana geçen sürede 5237 sayılı yasada atılı suça öngörülen 8 yıllık asli zamanaşımı süresinin dolduğundan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi gereği düşürülmesine karar verildiği görülmüştür. III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında olağanüstü zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile verilen düşme kararında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı hususundadır. IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: İlgili mevzuat şöyledir; A-) 5237 sayılı TCK'nın Dava zamanaşımı Madde 66- (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası; a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl, b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl, c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl, d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl, e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl geçmesiyle düşer. (2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer. (3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur. (4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır. (5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8 md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar. (6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar. (7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz. Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi Madde 67- (1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur. (2) Bir suçla ilgili olarak; a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi, d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, dava zamanaşımı kesilir. (3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar. (4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar. Silahlı örgüt Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. B-) 3713 sayılı TMK'nın Terör suçları Madde 3 – (Değişik: 29/6/2006-5532/2 md.) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır. Cezaların artırılması Madde 5 – (Değişik: 29/6/2006-5532/4 md.) 3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz. (Ek fıkra: 22/7/2010 - 6008/4 md.) Bu madde hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz. C-) 765 sayılı TCK'nın Madde 168 - (Değişik madde RGT: 22.01.1983 RG NO: 17936 Kanun no: 2787/11) Her kim, 125, 131, 146, 147, 149 ve 156. ncı maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa onbeş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum olur. Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır. Madde 102- (Değişik madde:29/06/1938 - 3531/1 md.) Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası: 1- Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis (Değişik ibare Kanun no:5218/1 RGT:21.07.2004 RG no: 25529) ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene, 2- Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene, 3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene, 4- Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene, 5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene, 6- Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar. Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis (Değişik ibare Kanun no:5218/1 RGT:21.07.2004 RG no:25529) veya müebbed yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur. Madde 103. Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mutemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur. Madde 104. (Değişik madde:11/06/1936 - 3038/1 md.) Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir. Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz. Uyuşmazlığa izahında şu bilgilerin belirtilmesinde fayda bulunmaktadır. Dairemizce de benimsenen, öğretide ekseriyetle kabul gören yerleşik yargısal kararlara göre, örgütü yönetmek ya da örgüte üye olmak suçları mütemadi (kesintisiz) suçlardandır. Yani fiilin icrası süreklilik arz eder. Bu suçlarda örgüt hiyerarşisine dahil olup faaliyetlere başlanmakla suç tamamlanmıştır. Ancak fiilin icrası devam ettiği müddetçe fiilin ifade ettiği haksızlık da süreceğinden suç işlenmeye devam edecektir. Failin kendi isteğiyle ya da irade dışı olarak örgütten ayrılması halinde suç bitmiş olacaktır. Mütemadi suçların tamamlanmasıyla bitmesi aynı anlamı taşımamaktadır. Mütemadi suçların ceza ve muhakeme hukuku bakımından önemli sonuçları mevcuttur. Bu bağlamda; Ceza hukuku bakımından suça teşebbüs fiilin bitmesine kadar değil tamamlanmasına kadar mümkündür. İştirak ise bitinceye kadar gerçekleşebilir. Suç işlenmeye devam ettiğinden, koşulları varsa meşru savunma hükümleri uygulanabilir. Uygulanacak ceza hükümleri bakımından temadinin bittiği tarih esas alınmalıdır. Yine kusur yeteneği ve yaş küçüklüğü bitiş tarihine göre tayin edilir. Muhakeme hukuku bakımından ise, zamanaşımı, yetkili mahkeme ve şikayet süresi temadinin bitişine göre değerlendirilecektir. Ancak suçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli mahkemenin belirlenmesi ya da kovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir özellik taşımaz. Örgüt üyeliği temadi eden suçlardan olması nedeniyle hukuki ve fiili kesintiyle sona erecektir. Diğer taraftan, TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının d bendinde beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda, sürenin onbeş yıl olduğu, 3. fıkrasında dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin göz önünde bulundurulacağı, 6. fıkrasında kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği günden itibaren işlemeye başlayacağı, 7. fıkrasında Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmayacağı; TCK'nın 67.maddesinde ise dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlayacağı, zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlayacağı ve kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacağı belirtilmiştir. Benzer düzenleme, 765 sayılı TCK'nın 102/2 maddesinde de bulunmakla birlikte, suçun, 3713 sayılı TMK'nın 3. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak terör suçları arasında yer alması nedeni ile belirlenecek hapis cezasının, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddesi gereğince 1/2 oranında artırılmasında zorunluluk bulunduğu, Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı suçlardan olduğu, yazılı cezanın üst sınırı nazara alındığında yurt içinde mi yoksa yurt dışında mı işlendiğinin de göz önünde bulundurulması gereklidir. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; DHKP/C silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanan ve safahatta yakalanıp ifadesine başvurulamayan sanığın, 1998 - 2000 yılları arasında gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerden sonra yurt içinde bilinen adresinden ulaşılamadığı gibi örgütsel faaliyetlerinin devam edip etmediği hususunda da somut olgulara dayanan bir tespite yer verilmediğine göre suç tarihinin 2000 yılı olarak kabulü ile olağanüstü dava zaman aşımının gerçekleştiğine ilişkin gerekçede bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, kovuşturma aşamasında sanığın İngiltere ve Hollanda ülkelerinde anılan örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu yönündeki istihbari bilgilerle ilgili olarak, bu bilgilerin dayandığı somut olay ve olgulara ilişkin yetkili merciler nezdinde araştırmalar yapıldıktan sonra sanığın yurt dışında örgütsel faaliyetlerine devam ettiğinin belirlenmesi halinde mülga 765 sayılı TCK'nın 102/son ve mer'i 5237 sayılı TCK'nın 66/7 maddeleri gereğince dava hakkında zaman aşımı hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmeden eksik araştırmaya istinaden yazılı şekilde hüküm kurulmasında hukuki isabet bulunmamaktadır. V-SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen 30.12.2021 tarih ve 2021/144718 sayılı tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran sonuç itibari ile yerinde görüldüğünden İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2017 tarihli 2014/102 esas, 2017/478 sayılı kararının CMK'nın 309/4-c maddesi uyarınca, yeniden yargılanmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

Ceza Genel Kurulu, 2014/478 E., 2016/347 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varÇocuk Ağır Ceza
tam metni aç
Ayrıca, CMK'nun 199. maddesine göre mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilecektir.
Ceza Genel Kurulu         2014/478 E.  ,  2016/347 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : Ceza Dairesi Mahkemesi :Çocuk Ağır Ceza Günü : 05.09.2013 Sayısı : 83-168 Yağma suçundan sanık ...'ın beraatine ilişkin, Beyoğlu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.09.2008 gün ve 177-147 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 18.04.2012 gün ve 2345-7937 sayı ile; "Gece sayılan saat 23.00 sıralarında yürümekte olan mağdurun yanına gelen ve yanında arkadaşları olduğu halde elinde bıçak olan sanığın ‘biz sokak çocuğuyuz’ diyerek para istediği, yakınanın 'param yok' demesi üzerine sanığın ‘param yok deme, bıçak anlamaz, sokarız’ diyerek tehdit etmesi nedeniyle korkan mağdurun ‘param yok ama sigaram var’ diyerek cebinden çıkardığı sigara paketini sanığa verdiğinin anlaşılması karşısında, eylemin nitelikli yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde sanık hakkında beraat kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul Çocuk 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 05.09.2013 gün ve 83-168 sayı ile; "Mağdurun ‘sanık ve arkadaşı tarafından bıçak tehdidiyle yarım sigara paketinin yağmalandığı’ iddiası, tutarsız ve tespitsiz kalan şikâyet beyanları dışında, vicdani kanaat oluşmasına yeter kesin, duraksamasız kanıtlarla desteklenerek kanıtlanamamıştır. Bu hâliyle, sanık ve arkadaşının aşamalarda değişmeyen ve birbirini doğrulayan, ‘yolda yürüdükleri sırada sanığın mağdura çarpması üzerine aralarında itişme, tartışma ve karşılıklı küfürleşme yaşandığı’ yolundaki savunmalarının, şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi ilkesi gereği olabileceğinin mümkün görülmesi gerektiği, olayda bıçak kullanıldığının, sigara paketinin alındığının, dolayısıyla açılan kamu davasının konusunu oluşturan ve şikâyete tâbi bulunmayan atılı yağma suçunun işlendiğinin, her türlü kuşkudan uzak biçimde vicdani kanaat oluşacak şekilde sabit olmadığı sonuç ve kanaatini varıldığı" şeklindeki gerekçelerle ilk hükmünde direnmiştir. Direnme hükmünün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.07.2014 gün, 340671 sayı ve "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı yağma suçunu işlediğinin sabit olup olmadığının tespitine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi gereğince öncelikle, 6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi CMK’nun 94. maddesi gereğince yapılan tutuklamanın, 5237 sayılı TCK'nun 67/2-b maddesi uyarınca dava zamanaşımını kesen neden olarak kabul edilip edilmeyeceği, bu bağlamda somut olayda aynı Kanunun 66 ve 67. maddeleri gereğince dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ...'ın, 13.12.2001 tarihinde saat 23.00 sıralarında yanında inceleme dışı sanık Hüseyin Keleş de olduğu halde, karşılaştığı mağdura elindeki bıçak ile yaklaşarak mağdurdan para istediği, mağdurun parasının olmadığını söylemesi üzerine sanığın "param yok deme, bıçak anlamaz, takarız” diyerek mağduru tehdit ettiği, mağdurun korkarak para yerine üzerindeki yarım paket sigarayı sanığa verdiği iddia edilen olayda; Sanık ... ve ..... hakkında teşebbüs aşamasında kalan yağma suçundan 11.01.2002 tarihinde kamu davası açıldığı, yargılamayı yapan Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesince 01.08.2003 tarihinde sanığın sorgusunun yapıldığı, daha sonra 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun gereğince yargılamanın çocuk mahkemesi tarafından yapılması gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verildiği, yargılamaya devam eden Beyoğlu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince sanığın adresinde bulunamaması nedeniyle, savunmasının alınması amacıyla 12.06.2006 tarihinde 5271 sayılı CMK'nun 98. maddesi gereğince yakalama emri düzenlendiği, sanığın 29.11.2007 tarihinde Kütahya'da yakalandığı, aynı tarihte Kütahya 1. Sulh Ceza Mahkemesince sanığın savunmasının yargılamayı yapan mahkeme tarafından alınması gerektiğinden bahisle CMK’nun 94. maddesi gereğince tutuklandığı, Beyoğlu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 07.12.2007 tarihinde savunması alınan sanığın, 17.09.2008 tarihinde atılı suçtan beraatine karar verildiği, Cumhuriyet savcısının temyiz talebi üzerine inceleme yapan Özel Dairece beraat hükmünün bozulduğu, bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda yerel mahkeme, 05.09.2013 tarihinde önceki hükmünde direnerek yeniden sanığın beraatine karar verdiği, sanığın birlikte suç işlediği iddia edilen Hüseyin Keleş hakkında Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada ise, adı geçenin 15.03.2006 tarihinde savunmasının alındığı ve 30.11.2006 tarihinde atılı suçtan beraatine karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için öncelikle "dava zamanaşımını kesen sebepler" üzerinde durulmalıdır. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nun 104. maddesinin birinci fıkrasında dava zamanaşımını kesen nedenler; "Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir" şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, 765 sayılı TCK'nun 104. maddesinde dava zamanaşımını kesen nedenler, mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, sorgu, son soruşturmanın açılması kararı veya iddianame ile dava açılması olarak belirlenmiştir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun “Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi” başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası ise; “Bir suçla ilgili olarak; a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi, d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi, Halinde, dava zamanaşımı kesilir” şeklinde düzenlenmiş olup, dava zamanaşımını kesen nedenler, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir. Dava zamanaşımını kesen sebeplere ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "tutuklama" kavramı ile "CMK'nun 100 vd maddeleri gereğince yapılan tutuklama" ve "6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesinde CMK’nun 94. maddesi gereğince yapılan tutuklama" konuları üzerinde de durulması gerekmektedir. Tutuklama, şüpheli veya sanığın suç işlediğine ilişkin kuvvetli şüphenin varlığını gösteren somut deliller ile birlikte bir tutuklama nedeninin bulunması halinde kaçmasını veya delilleri karartmasını engellemek amacı ile özgürlüğünün kesin hükümden önce, hâkim kararı ile kısıtlanmasıdır. (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 18. Baskı, s.919, Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınları, 4. Baskı, s. 346) Tutuklama, 5271 sayılı CMK'nun "Koruma Tedbirleri"nin yer aldığı dördüncü kısmının ikinci bölümünde düzenlenmiş olup, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK’nun "Tutuklama nedenleri" başlıklı 100. maddesi; "(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir: a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. b) Şüpheli veya sanığın davranışları; 1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir: a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78), 2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83), 3. İşkence (madde 94, 95), 4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102), 5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103), 6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), 7. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220), 8. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308), 9. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315), b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları. c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu. d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar. f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları. (4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı bir yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez." şeklinde iken, 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun ile, maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendinde katalog halinde sayılan suçlara, silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87) ile hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149) suçları da eklenmiş, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile, maddenin dördüncü fıkrası "Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez" şeklinde değiştirilmiş, 06.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun ile, maddenin birinci fıkrasında yer alan “olguların” ibaresi “somut delillerin” şeklinde değiştirilmiş, 04.04.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6638 sayılı Kanun ile ise, maddenin üçüncü fıkrasında katalog halinde sayılan suçlara, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar eklenmek suretiyle madde son halini almıştır. Aynı Kanunun "Tutuklama kararı" başlıklı 101. maddesi ise; "(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçeleri gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir. (3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır. (4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl serbest bırakılır. (5) Bu madde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir." şeklinde iken, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile, maddenin ikinci fıkrası; "Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.” şeklinde değiştirilmek suretiyle madde son halini almıştır. Tutuklama, şüpheli veya sanığın kaçmasını ya da delillerin karartılmasını yahut tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı kurulmasını önlemek amacıyla başvurulan bir koruma tedbiridir. Tutuklama kararı verilebilmesi için, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunmalı, bir tutuklama nedeni olmalı, ölçülülük ilkesine uyulmalı, tutuklama yasağı bulunmamalı, sanığa güvence belgesi verilmemiş olmalı, muhakeme şartı gerçekleşmeli, muhakeme ehliyeti bulunmalıdır. Hâkim veya mahkeme, kanunda yazılı tutuklama nedenleri bulunsa dahi tutuklama kararı vermek zorunda değildir. 5271 sayılı CMK'nun "Koruma Tedbirleri" başlıklı dördüncü kısmının, "Yakalama ve Gözaltı" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen "yakalama" tedbiri ile ilgili olarak ise aynı Kanunun "Yakalama emri ve nedenleri" başlıklı 98. maddesinde; "(1) Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir. Ayrıca, tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde, itiraz mercii tarafından da yakalama emri düzenlenebilir. (2) Yakalanmış iken kolluk görevlisinin elinden kaçan şüpheli veya sanık ya da tutukevi veya ceza infaz kurumundan kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında Cumhuriyet savcıları ve kolluk kuvvetleri de yakalama emri düzenleyebilirler. (3) Kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında yakalama emri re'sen veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim veya mahkeme tarafından düzenlenir. (4) Yakalama emrinde, kişinin açık eşkâli, bilindiğinde kimliği ve yüklenen suç ile yakalandığında nereye gönderileceği gösterilir." hükmü öngörülmüştür. Belirtilen madde uyarınca, soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde, itiraz mercii tarafından yakalama emri düzenlenebilecek, kovuşturma evresinde ise kaçak sanık hakkında re'sen veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim veya mahkeme tarafından yakalama emri düzenlenecektir. Ayrıca, CMK'nun 199. maddesine göre mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilecektir. Yakalama emrinde, kişinin açık eşkâli, bilindiğinde kimliği ve yüklenen suç ile nereye götürüleceği gösterilmelidir. Yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler ise CMK'nun "Yakalanan kişinin mahkemeye götürülmesi" başlıklı 94. maddesinde; "Hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılır; serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hâkim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanır" şeklinde gösterilmişken, 06.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun ile; "(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılır. (2) Yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde yakalandığı yer adliyesinde, mevcut değil ise en yakın adliyede kurulu sesli ve görüntülü iletişim sisteminin kullanılması suretiyle yetkili hâkim veya mahkeme tarafından bu kişinin sorgusu yapılır veya ifadesi alınır" şeklinde değiştirilmiştir. Uyuşmazlığa konu olayda sanık, 6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi CMK'nun 94. maddesine göre tutuklandığından, maddenin değişiklik öncesindeki halinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nun 94. maddesine ilişkin ilk düzenlemede, hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine yakalanan kişinin, en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılacağı; serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hâkim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanmasına karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada sevk tutuklaması da denilen bu tutuklamada, kararı veren hâkimin elinde soruşturma veya dava dosyası olmadığı için, CMK'nun 100. maddesinde aranan tutuklama şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmesine olanak bulunmamaktadır. Sulh ceza hâkimince sadece, yakalama emrindeki bilgilerin yakalanan kişiye uyup uymadığına bakılacak, uyduğu takdirde sevk tutuklaması kararı verilecek ve kişi derhal yetkili hâkim veya mahkemeye gönderilecektir. Bu nedenle sevk tutuklaması, CMK'nun 101. maddesi anlamında bir tutuklama kararı olmayıp, yakalama emri üzerine verilen şekli bir kararıdır. (Öztürk/Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınları, 9. Baskı, s.502) Belirtilen nedenlerle, 6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesinde CMK'nun 94. maddesi gereğince verilen tutuklama kararı, şüpheli veya sanığın yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılmasını sağlamak amacıyla başvurulan bir tedbir olduğundan, CMK'nun 100. maddesinde düzenlenen tutuklamanın şartlarını taşımadığı ve davanın esasıyla ilgisinin bulunmadığı, dolayısıyla zamanaşımını kesici niteliğe sahip olmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, sanık ... hakkında, yargılamayı yapan Beyoğlu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 5271 sayılı CMK'nun 98. maddesi gereğince düzenlenen yakalama emri üzerine, sanığın yakalandığı yerdeki Kütahya 1. Sulh Ceza Mahkemesince 29.11.2007 tarihinde CMK’nun 94. maddesi gereğince verilen tutuklama kararı dava zamanaşımı kesmeyecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığa atılı yağma suçuna ilişkin olarak, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve lehe olan 5237 sayılı TCK'nun 149/1. maddesi uyarınca suçun yaptırımı on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası olup, aynı Kanunun 66/1-d. maddesi gereğince belirtilen suçun asli dava zamanaşımı süresi onbeş yıl, 67/4. maddesi göz önüne alındığında ise kesintili dava zamanaşımı süresi yirmiiki yıl altı aydır. Sanığın suç tarihi itibarıyla onbeş yaşını bitirmiş, ancak onsekiz yaşını tamamlamamış olduğu göz önüne alındığında, TCK'nun 66/2. maddesi uyarınca söz konusu suçta asli dava zamanaşımı süresi on yıl, kesintili dava zamanaşımı süresi ise on beş yıldır. Suç tarihinde 17 yaşında olan sanığın, daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 13.12.2001 tarihinde işlediği iddia olunan eylemle ilgili olarak, TCK'nun 66/1-d, 66/2 ve 67/4. maddelerinde öngörülen on yıllık asli dava zamanaşımı süresinin, sanıkla iştirak halinde suçu işlediği iddia olunan Hüseyin Keleş'in kovuşturma aşamasında sorgusunun yapıldığı 15.03.2006 tarihinde kesilerek yeniden işlemeye başladığı ve 15.03.2016 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK'nun 66/1, 66/2, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Dava zamanaşımının kesilmesi, kanunda açıkça sayılan bazı hukuki fiillerden dolayı, o ana kadar işlemiş olan dava zamanaşımı süresinin işlememiş sayılmasını ve dava zamanaşımı süresinin yeni baştan işlemeye başlamasını ifade etmektedir. Suçun doğurduğu içtimai sarsıntı devam ettiği müddetçe suçlunun cezalandırılmasında kamu faydası olduğu esasından, dava canlı ve harekette iken zamanaşımı olmayacağı, davanın canlı ve hareketli olduğunu gösteren hadiselerin zamanaşımını keseceği sonucu çıkarılmıştır. (Nurullah Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Yayımlanmamış Doçentlik Tezi, s. 92) 5237 sayılı TCK'nun 67. maddesinin ikinci fıkrasında, kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel ölçüt esas alınarak, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde 'Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi' dava zamanaşımını kesen nedenlerden biri olarak gösterilmiştir. Soruşturma veya kovuşturma evresinde, CMK’nun 101. maddesi uyarınca verilen tutuklama kararının dava zamanaşımını kestiği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Yerleşmiş içtihatlara göre, gerek 1412 sayılı CMUK’un 104. maddesi, gerekse sanığın savunmasının alınmasına ilişkin aynı Kanunun 223. maddesi gereğince çıkartılan her türlü tutuklama kararının zamanaşımını kestiği kabul edilmektedir. 5271 sayılı CMK'nda gıyabi tutuklamaya ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak CMK’nun 98. maddesindeki nedenlerin varlığı halinde hakkında verilen yakalama emri gereğince yakalanan kişi, 6526 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesi CMK’nun 94. maddesi gereğince en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılacak; serbest bırakılmadığı takdirde, en kısa zamanda yetkili hâkim veya mahkemeye gönderilmek üzere tutuklanmasına karar verilecektir. 5271 sayılı CMK'nda, tutuklama kararının zamanaşımını keseceği belirtilmiş, ancak tutuklama kararı konusunda herhangi bir ayrıma gidilmediği gibi sadece CMK'nun 101. maddesi uyarınca verilen tutuklama kararının zamanaşımının keseceği şeklinde bir düzenleme de yapılmamıştır. Belirtilen nedenlerle, CMK’nun 94. maddesi gereğince yapılan tutuklamanın da dava zamanaşımının kestiğinin kabulü gerektiğinden, bu bağlamda dava zamanaşımı gerçekleşmemiştir" düşüncesiyle, Diğer Beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle, CMK'nun 94. maddesi gereğince yapılan tutuklamanın dava zamanaşımını kestiği, dolayısıyla dava zamanaşımının gerçekleşmediği ve esasa ilişkin uyuşmazlığın incelenmesine geçilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 05.09.2013 gün ve 83-168 sayılı direnme hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA, Ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK’nun 66/1-d, 66/2, 67/4 ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.10.2016 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 11.10.2016 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. ...
(Kapatılan)14. Ceza Dairesi, 2012/13245 E., 2012/11127 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Sanık hakkında sorgusu yapılmak üzere mahkemesince CMK.nın 199. maddesi uyarınca 03.06.2010 günlü duruşmada çıkarılan yakalama emri üzerine 27.07.2010 günü Pendik ilçesinde yakalanan sanığın CMK.nın 94.
(Kapatılan)14. Ceza Dairesi         2012/13245 E.  ,  2012/11127 K. "İçtihat Metni" Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık ...'ün yapılan yargılaması sonunda; atılı suçtan mahkûmiyetine dair Pendik 1. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 13.10.2010 gün ve 2010/22 Esas, 2010/692 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ve Yüksek 8. Ceza Dairesinden görevsizlik kararı ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü: Sanık hakkında sorgusu yapılmak üzere mahkemesince CMK.nın 199. maddesi uyarınca 03.06.2010 günlü duruşmada çıkarılan yakalama emri üzerine 27.07.2010 günü Pendik ilçesinde yakalanan sanığın CMK.nın 94. maddesi uyarınca mahkemesine çıkarılarak sorgusunun yapılması gerekirken, Pendik 2. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan sorgu işlemine dayanılarak hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.