Ceza Muhakemesi Kanunu 67. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 67 – (1) İncelemeleri sona erdiğinde bilirkişi yaptığı işlemleri ve vardığı sonuçları açıklayan bir raporu, kendisinden istenen incelemeleri yaptığını ayrıca belirterek, imzalayıp ilgili mercie verir veya gönderir. Mühür altındaki şeyler de ilgili mercie verilir veya gönderilir ve bu husus bir tutanağa bağlanır.
(2) Birden çok atanmış bilirkişiler değişik görüşleri yansıtmışlarsa veya bunların ortak sonuçlar üzerinde ayrık görüşleri varsa, bu durumu gerekçeleri ile birlikte rapora yazarlar.
(3) (Değişik: 3/11/2016-6754/45 md.) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.
(4) Bilirkişi tarafından düzenlenen rapor örnekleri, duruşma sırasında Cumhuriyet savcısına, katılana, vekiline, şüpheliye veya sanığa, müdafiine veya kanunî temsilciye doğrudan verilebileceği gibi; kendilerine iadeli taahhütlü mektupla da gönderilebilir.
(5) Bilirkişi incelemeleri tamamlandığında, yeni bilirkişi incelemesi yapılması veya itirazların bildirilmesi için istemde bulunabilmelerini sağlamak üzere Cumhuriyet savcısına, katılana, vekiline, şüpheliye veya sanığa, müdafiine veya kanunî temsilciye süre verilir. Bu kişilerin istemleri reddedildiğinde, üç gün içinde bu hususta gerekçeli bir karar verilir.
(6) Cumhuriyet savcısı, katılan, vekili, şüpheli veya sanık, müdafii veya kanunî temsilci, yargılama konusu olayla ilgili olarak veya bilirkişi raporunun hazırlanmasında değerlendirilmek üzere ya da bilirkişi raporu hakkında, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez.
Duruşmada bilirkişinin açıklaması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
13 karar eşleşti
12. Ceza Dairesi, 2016/5210 E., 2016/12164 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hâkimliği
haiz bulunduğu, bilirkişi tarafından münhasıran hakimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmaması gerekmekle birlikte bu yöndeki bir değerlendirmenin de hakimi bağlayıcı bir yönünün bulunmadığı, ayrıca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 67. maddesinin beşinci fıkrası gereğince ilgililerin itirazlarının bildirilmesi için istemde bulunabilmelerini sağlamak üz
12. Ceza Dairesi 2016/5210 E. , 2016/12164 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Sulh Ceza Hâkimliği
Karar Tarihi : 03/12/2015
Taksirle öldürme suçundan şüpheliler ..., ..., ..., ... ve ... haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16.10.2015 tarihli ve 2015/4534-15 soruşturma, 2015/7232 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... Sulh Ceza Hâkimliğinin 03.12.2015 tarihli ve 2015/3106 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, soruşturma dosyası kapsamına göre, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 26.08.2015 tarihli ve 3696 karar sayılı raporunda ölenin ölümünün aterosklerotik kalp hastalığı-konjestif kalp yetmezliği ve gelişen komplikasyonlar sonucu olduğu ve anılan raporda ölenin tedavisine katılan Dr. ...'e atfedilecek kusur bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,
1- Nefes darlığı şikayeti ile hastaneye yatırılan ölenin mitral kapak onarımı ameliyatı sonrası alındığı yoğun bakımda vefat etmesi nedeniyle Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan alınan raporda ölüm olayı ile ilgisi bulunmayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı üye yer almasına karşın, kardiyoloji veya kalp ve damar cerrahisi alanında uzman üyenin bulunmadığı,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 05.09.2013 tarihli ve 2012/19402 esas, 2013/19286 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere; taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk değerlendirmesinin ancak mahkeme hakimi tarafından yapılabileceği, kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte konunun teknik bilgiyi gerektirmesi, hakimin hukuk bilgisiyle sorunu çözemeyeceği durumlarda, bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğinde dahi, bilirkişinin inceleme yetkisi kusurlulukla ilgili olmayıp, işin tekniği ve norma aykırı davranışın belirlenmesi ile sınırlı olacağı, bilirkişi raporlarının mahkemeyi bağlayıcı değil, delilleri değerlendirme vasıtalarından biri olduğu, mahkemelerin gerekçelerini açıklamak suretiyle bilirkişi raporlarına itibar edip etmeme hususunda takdir ve değerlendirme hakkına haiz bulunduğu, bilirkişi tarafından münhasıran hakimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmaması gerekmekle birlikte bu yöndeki bir değerlendirmenin de hakimi bağlayıcı bir yönünün bulunmadığı, ayrıca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 67. maddesinin beşinci fıkrası gereğince ilgililerin itirazlarının bildirilmesi için istemde bulunabilmelerini sağlamak üzere söz konusu Adli Tıp Raporunun tebliğ edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, ölenin ölümü konusunda Yüksek Sağlık Şurası da dahil olmak üzere üniversitelerin tıp fakülteleri veya eğitim veren devlet hastanelerinden de görüş alınarak soruşturmanın buna göre sonuçlandırılması gerektiği gözetilmeden, itirazın bu yönlerden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığının 26.02.2016 gün ve 94660652-105-33-15369-2015-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.03.2016 gün ve 2016/89978 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve soruşturma evrakı tevdi kılınmakla;
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Şikayetçi ...'un eşi olan kayden 13.01.1958 doğumlu ...'un nefes darlığı şikayeti ile 09.01.2015 tarihinde Özel ... MedicalPark Hastanesine başvurduğu, akciğer ödemi ön tanısı ile yatırılıp, anjıo sonrası cerrahi kararı alındığı ve 13.01.2015 günü mitral kapak onarımı ile CABGx4 yapılan hastanın postop yoğun bakım ünitesinde öldüğü olayın akabinde 13.04.2015 tarihinde vekili aracılığıyla ...Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat eden şikayetçi ...'un, ameliyat öncesinde, ameliyat esnasında ve ameliyat sonrasında yapılan hata ve ihmallerden dolayı eşinin ölümüne neden oldukları iddiasıyla tedavi ve operasyona katılan görevlilerden kalp ve damar cerrahı Dr. ..., kardiyoloji uzmanı Dr. ..., hemşireler ..., ..., perfüzyonist ... ile Özel...MedicalPark Hastanesi yetkilileri hakkında şikayetçi olması üzerine başlatılan adli soruşturma kapsamında,
... Cumhuriyet Başsavcılığınca, Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 26.08.2015 tarihli, “...kişiye konulan tanının doğru olduğu, koroner anjiografi yapılmasının uygun olduğu, angiografi sonrası ameliyat endikasyonu olduğu, ameliyat hazırlıklarının tam yapıldığı, yapılan ameliyatın doğru olduğu, takiplerinin yapıldığı, konsültasyonların istendiği de dikkate alındığında Dr. ...’e atfı kabil kusur bulunmadığı...” şeklinde görüş içeren raporuna dayalı olarak şüpheliler ..., ..., ..., ... ve ... haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 26.08.2015 tarihli raporunu hazırlayanlar arasında şikayete konu ölüm olayı ile ilgili kardiyoloji veya kalp ve damar cerrahisi alanında uzman üyenin bulunmaması nedeniyle raporun yetersiz olduğu dikkate alınmadığı gibi, anılan raporun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 67. maddesinin 5. fıkrası gereğince ilgililerin itirazlarının bildirilmesi için istemde bulunabilmelerini sağlamak üzere tebliğ edilmesi, İstanbul Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan, Yüksek Sağlık Şurasından ya da üniversitelerin ilgili bölümünden rapor alınarak, maddi olayın ve kusur durumunun şüpheye yer bırakmayacak biçimde belirlenmesi ve delillerin etraflıca araştırılıp ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiğinin de gözetilmediği anlaşılmakla,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 173. maddesinin 3. fıkrası hükmü gereğince, şüpheliler ..., ..., ..., ... ve ... haklarında taksirle öldürme suçundan eksik incelemeye dayalı olarak verilen ... Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2015 tarihli ve 2015/4534-15 soruşturma, 2015/7232 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapılan itirazın belirtilen şekilde inceleme yapılmasından sonra sonuçlandırılması yerine doğrudan reddine ilişkin mercii ... Sulh Ceza Hâkimliğinin 03.12.2015 tarihli ve 2015/3106 değişik iş sayılı kararında isabet görülmemiş olup,
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16.10.2015 tarihli ve 2015/4534-15 soruşturma, 2015/7232 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... Sulh Ceza Hâkimliğinin 03.12.2015 tarihli ve 2015/3106 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde Sulh Ceza Hâkimliğince yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
4. Ceza Dairesi, 2021/25738 E., 2024/3579 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Katılan sıfatını alabilecek surette suçtan doğrudan zarar görme ihtimali bulunan Ankara Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'ne duruşma gününe ilişkin davetiyenin açıklama kısmında "Bilirkişinin dikkatine 5271 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi gereğince tayin edilen süre ve engeç iki ay içerisinde mütalaa vermeyen bilirkişi hakkında 5271 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi uyarınc
4. Ceza Dairesi 2021/25738 E. , 2024/3579 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/541 E., 2016/454 K.
SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yerel Mahkemenin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde;
Katılan sıfatını alabilecek surette suçtan doğrudan zarar görme ihtimali bulunan Ankara Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'ne duruşma gününe ilişkin davetiyenin açıklama kısmında "Bilirkişinin dikkatine 5271 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi gereğince tayin edilen süre ve engeç iki ay içerisinde mütalaa vermeyen bilirkişi hakkında 5271 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi uyarınca cezai işlem yapılarak hasıl olacak zararın tazmini ile altı aya kadar hapis cezasına hükmolunabileceği ihtar olunur." biçiminde yanılgı olarak tebliğ edildiği ve yokluğunda verilen kararın ise şikâyetçiye tebliğ edilmediği,
Anlaşıldığından, söz konusu eksikliğin giderilmesi amacıyla inceleme konusu gerekçeli kararın şikâyetçi Ankara Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'ne tebliğ-tebellüğ evrakının ve hükmü temyiz etmesi durumunda temyiz dilekçesinin dava dosyasına eklenmesi ve bu durumda ileri sürülen yeni temyiz istemi hakkında ek Tebliğname düzenlenmesinden sonra dava dosyasının, geri gönderilmek kaydıyla, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
Oy birliğiyle, 19.03.2024 tarihinde karar verildi.
7. Ceza Dairesi, 2021/24763 E., 2023/744 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
5271 sayılı Kanunu'nun 67/5. maddesi gereği bilirkişi raporuna itiraz hakkı bulunmasına rağmen raporların sanığa tebliğ edilmemesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, hukuka aykırı bulunmuştur.
7. Ceza Dairesi 2021/24763 E. , 2023/744 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Orman İdaresi vekilinin temyiz isteği yönünden; duruşmadan usulüne uygun haberdar edilmeyen suçtan zarar gören Orman İdaresinin gerekçeli kararın tebliği üzerine hükmü temyiz ettiği anlaşıldığından, suçtan zarar gören Orman İdaresinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kanun yollarına başvurma hakkı bulunduğu belirlenmiştir.
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Silivri 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.05.2016 tarihli ve 2015/514 Esas, 2016/401 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 6831 sayılı Orman Kanunu'na (6831 sayılı Kanun) muhalefet suçundan aynı Kanun'un 93 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve aynı Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrası ile 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Suçtan Zarar Gören Orman İdaresi Vekilinin Temyiz Sebepleri
Orman İdaresi lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiğine ve re'sen tespit edilecek nedenlere ilişkindir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri
1. Sanığın taraf olmadığı dava dosyası kapsamında yapılan keşif sonucu hazırlanan eksik bilirkişi raporları dikkate alınarak hüküm kurulduğuna,
2. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında keşif sırasındaki fiili duruma yer verilmediğine,
3. Sanığın atılı eylemi gerçekleştirmediğine, Baki Yakışır'ın şirketin fiili işletmecisi olduğuna, eylemin süreklilik arz etmediğine, sanığın mahkumiyetine dair yeterli delil bulunmadığına,
4.Hükmün adli para cezasına hükmedilmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin bölümlerinde çelişki olduğuna,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.26.07.2012 tarihli suç tatanağına göre, Baki Yakışır'ın yetkilisi olduğu işletmenin maden işletme sahasında yapılan kontrolde orman alanında izinli saha içinde ve dışında toplam 127 m2 lik alana inşaat atıkları döküldüğünün tespit edilmesi üzerine Baki Yakışır hakkında suç tutanağı düzenlenmiştir.
2. Silivri 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/97 Esas sayılı dosyasında Baki Yakışır hakkında yapılan yargılama sırasında mahallinde yapılan keşif sonucu orman bilirkişisi tarafından düzenlenen 19.12.2014 tarihli raporda dava konusu yerin kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, orman alanında maden işletme izin sahası sınırları içinde ve dışında 127 m2 lik alana hafriyat döküldüğü, inşaat artığı ve hafriyat atılan sahanın evveliyatında orman örtüsü bulunmadığından örtü zararı oluşmadığı tespit edilmiş, fen bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda da suça konu alanın 127 m2 olduğu tespit edilmiştir.
3. Silivri 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.02.2015 tarihli, 2014/97 Esas, 2015/181 Karar sayılı kararı ile sanık Baki Yakışır'ın beraatine ve suç tarihinde işgale konu alanın Bekirli Kum Çakıl Madencilik Hafriyat Nakliye İnş. San. Tic. Ltd. Şti tarafından kullanıldığı anlaşıldığından gereğinin ifası için suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği ve kararın Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 15.01.2018 tarihli, 2017/6274 Esas, 2018/7 Karar sayılı ilâmıyla sanığın hükümden sonra öldüğünün anlaşılması gerekçesi ile bozulduğu anlaşılmıştır.
4. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün 20.05.2015 tarihli yazısı ekinde Bekirli Kum Çakıl Madencilik Hafriyat Nakliye İnş. San. Tic. Ltd. Şti'nin yetkililerine ilişkin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin adı geçen şirketle ilgili kısımları gönderilmiştir.
5. Bekirli Kum Çakıl Madencilik Hafriyat Nakliye İnş. San. Tic. Ltd. Şti yetkilisinin sanık ... olduğunun tespiti üzerine sanık hakkında açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde temyiz incelemesine konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
6. Sanık şirketin müdürü olduğunu, şirket işlerini yürüten kişinin Baki Yakışır olduğunu beyan etmiştir.
7. Baki Yakışır ile sanığın yetkilisi olduğu şirket arasında, maden ruhsatının imtiyaz hakkının devrine ilişkin düzenlenen noter onaylı 14.09.2011 tarihli rödovans sözleşmesi dava dosyasında mevcuttur.
8. Suç konu yere ilişkin orman kadastro haritası ve orman kadastro sonuçlandırma tutanağı askı mazbatası örneği dava dosyasında mevcuttur.
IV. GEREKÇE
Sanık hakkında kurulan hüküm,
1.Suçtan zarar gören ve davaya katılma hakkı bulunan Orman İdaresi yargılamadan haberdar edilmeksizin yokluğunda hüküm kurulmak suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 233 üncü ve 234 üncü maddelerine aykırı davranılması,
2. Kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilen sanık hakkında, denetim süresi içinde suç işlemesi ve yeniden suç işlemeyeceği kanaati oluşmadığı ve şartlarının bulunmadığı gerekçe olarak gösterilmesine rağmen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilerek hüküm ile gerekçe arasında çelişkiye neden olunması,
3. 6831 sayılı Kanun'un 93 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası gereği hükmedilen 10 ay hapis cezasının aynı Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrası gereği 300 gün yerine 150 gün adli para cezasına çevrilmesine karar verilmesi ve aynı Kanun'un 52 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği günlüğü takdiren 20,00 TL üzerinden hesaplanması neticesinde sanığın 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilerek hükümde çelişkiye neden olunması,
4. 5271 sayılı Kanunu'nun 67/5. maddesi gereği bilirkişi raporuna itiraz hakkı bulunmasına rağmen raporların sanığa tebliğ edilmemesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Silivri 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.05.2016 tarihli ve 2015/514 Esas, 2016/401 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafii ve suçtan zarar gören Orman İdaresi vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
23.01.2023 tarihinde karar verildi.
7. Ceza Dairesi, 2022/3412 E., 2023/738 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
ve yazı incelemesinin, bir yazı veya imzanın, belirli bir kişinin elinden çıkıp çıkmadığının, bu konuda uzman kişi ya da kişiler tarafından tekniğine uygun yöntem ve cihazlarla belirlenmeye çalışılması olduğu ve bu işlem ile ilgili olarak 5271 sayılı CMK’nin birinci kitap üçüncü kısım ikinci bölümündeki bilirkişilik müessesesine yönelik düzenlemelerin uygulanacağının tartışmasız olduğu, CMK’nin 67
7. Ceza Dairesi 2022/3412 E. , 2023/738 K.
"İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ
CEZA DAİRELERİ ARASINDAKİ KARAR UYUŞMAZLIĞININ
GİDERİLMESİNE DAİR KARAR
A-KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR BAŞVURU
İstanbul Bölge adlîye Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nun 07/12/2021 tarihli ve 2021/60 Esas-Karar sayılı kararı ile çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek suçu yönünden yargılama aşamasında imza itirazında bulunulması hâlinde imza incelemesi yaptırtılmasına gerek olup olmadığına ilişkin farklı yer bölge adlîye mahkemeleri ceza daireleri arasında çıkan içtihat farklılığının giderilmesi için dosyanın Yargıtay 19. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verildiği,
B-KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU KARARLAR
- İstanbul Bölge adlîye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2018/4405 Esas 2019/2013 Karar sayılı,
- İstanbul Bölge adlîye Mahkemesi 31. Ceza Dairesinin 2020/303 Esas 2020/444 Karar sayılı,
ilâmları ile sanığın yargılama sırasında kambiyo senedi vasfında, unsurları tam ve geçerli olan çeke yönelik olarak keşideci imzasının kendisine ait olmadığını bildirmesi hâlinde icra dosyasına imza yönünden itirazda bulunmazsa ve hüküm aşaması ile öncesinde bu yönde bir menfi tespit davası açmasa dahi imza itirazının incelenmesi gerektiği görüşünün, buna karşılık;
- Ankara Bölge adlîye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinin 2019/5014 Esas 2020/1838 Karar sayılı,
- Ankara Bölge adlîye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 2019/3687 Esas 2019/4483 Karar sayılı,
- İstanbul Bölge adlîye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 2019/2732 Esas 2019/4562 Karar sayılı,
ilâmları ile 3167 sayılı Kanun çeki tanzim eden ve imzalayan kişinin sorumluluğunun bulunduğu, 5941 sayılı Kanunun ise bu yükümlülüğü değiştirerek çek imzalayan kişinin sorumluluğu yerine ibraz tarihinde çekin karşılığını bankada bulundurma yükümlülüğünü suç olarak tanımladığı, dolayısıyla ibraz tarihinde tüzel kişi çekleri yönünden yetkili temsilcilerin, gerçek kişiler yönünden ise çek hesabı sahibinin sorumluluğu cihetine gidildiği,
Çekin kambiyo senedi olması, alacaklı-borçlu ve 3. kişiler yönünden piyasa işlemlerindeki hızlılık, güven ve istikrar nedeniyle önceden çek hesabı açılırken yetki, imza sirküsü v.b. işlemlerin yapılmış olması nedeniyle imza itirazının somut vakaya dayanması, sanığın kendisine ait olmadığını savunduğu çekteki imzanın hangi sebeple (vekalet ilişkisi, yetki değişikliği hukuki ilişkilerden mi kaynaklı, yoksa yağma, hırsızlık yahut sahtecilik gibi suç teşkil eden fiillerden mi kaynaklı) başkasına ait olduğu ya da irade dışı atıldığı ve çekin ne suretle dolaşıma çıktığı, bu konuda hukuki ve cezai yönden gereğine tevessül edilip edilmediği hususlarında açıklama bulunması gerektiği, çek suretinde yer alan imza ile keşidecinin dosyada bulunan imza sirküsünün yahut sair imza örneklerinin çıplak gözle bakıldığında açıkça benzerlik göstermesi durumunda soyut imza inkarının dinlenilmeyeceği,
5941 sayılı Kanun sistematiği ile karşılıksız çek düzenleme suçu terk edilip, ibraz tarihinde çekin karşılığını bankada bulundurma yükümlülüğü şeklinde yeni düzenleme getirilmiş olması, imza inkarına ilişkin icra dosyasından herhangi bir itirazın bulunmayışı, hüküm tarihi itibariyle bu konuda kesin delil olacak açılmış bir menfi tespit davasının olmaması, suça konu çekin hesap sahibi şirket veya gerçek kişi elinden çıktığına dair bir delil ve iddianın bulunmayışı, ticari teamül gereği ileri tarihli çek düzenlenmesinin mümkün olup düzenlenen tarihte farklı kişinin yetkili olma ve çeki imzalama
olasılığının bulunması karşısında imza incelemesine gerek olmadığı, görüşünün benimsendiği,
C-KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ VE TALEBİ
Çek keşide edeninin, aşamalarda çeşitli nedenlerle imza inkarında bulunmamış olabileceği, ancak bunun yargılama aşamasında imza inkarında bulunmasına engel oluşturmadığı gibi, imza inkarının araştırılmasına engel de kabul edilemeyeceği, zira dava bir ceza davası olup maddi gerçeğin ortaya çıkartılabilmesi muhakemesi olduğu, açıklanan nedenlerle sanığın yargılama sırasında kambiyo senedi vasfında, unsurları tam ve geçerli olan çeke yönelik olarak keşideci imzasının kendisine ait olmadığını bildirmesi hâlinde de icra dosyasına imza yönünden itirazda bulunmazsa ve hüküm aşaması ile öncesinde bu yönde bir menfi tespit davası açmasa dahi imza itirazının incelenmesi gerektiğinin kabulüyle uyuşmazlığın giderilmesi gerektiği kanaatine varıldığı,
D-KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
Karar uyuşmazlığının giderilmesi istemine konu sorun ile ilintili mevzuatımızdaki düzenlemelerin aşağıdaki şekilde olduğu;
5941 sayılı Çek Kanunu'nun ilgili hükümleri;
Madde 5 - (1) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, (…)(1) az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmeder. Yargılama sırasında da re'sen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında uygulanır. Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanunu'nun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır. Bu davalar çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür.
(2) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Birinci fıkra uyarınca hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilenler, yasaklılıkları süresince sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamazlar. Ancak, hakkında yasaklama kararı verilenlerin mevcut organ üyelikleri görev sürelerinin sonuna kadar devam eder.
(3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili hükümleri;
Madde 1 - (1) Bu Kanun, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler.
Madde 63- (1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir….
Madde 67 - (1) İncelemeleri sona erdiğinde bilirkişi yaptığı işlemleri ve vardığı sonuçları açıklayan bir raporu, kendisinden istenen incelemeleri yaptığını ayrıca belirterek, imzalayıp ilgili mercie verir veya gönderir. Mühür altındaki şeyler de ilgili mercie verilir veya gönderilir ve bu husus bir tutanağa bağlanır.
…
Madde 177 – (1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.
(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir.
(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına da bildirilir.
Madde 206 – (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler: 25/5/2005 - 5353/29 md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir.
(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa.
c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa.
(3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.
(4) (Mülga: 25/5/2005 - 5353/29 md.)
Madde 207 – (1) Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun ilgili hükümleri;
Madde 350 – İcra mahkemesi iki tarafı ve delillerini dinler ve gerek tarafların gerek şahitlerin ifadelerini duruşma tutanağına geçirir.
Cumhuriyet savcısı hazır bulundurulmaz.
Madde 351 – Şikâyetçi dilekçe veya beyanında gösterilmiş olduğu delillerle bağlıdır.
Maznun müdafası için tahkikatın tevsiini ancak bir kere isteyebilir.
Madde 352 – İcra mahkemesi iki tarafın ifadelerini ve bütün delillerini ve iddia ve müdafaalarını dinledikten sonra nihayet beş gün içinde kararını verir ve hulasasını Cumhuriyet savcısına bildirir.
E- İNCELEME, DEĞERLENDİRME, GEREKÇE VE SONUÇ
Bölge adlîye Mahkemeleri Ceza Daireleri arasında çıkan karar uyuşmazlığının özünün, 5941 sayılı Çek Kanunun 5/1. maddesinde düzenlenen, çekle ilgili “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun yargılaması sırasında, sanığın imzaya itiraz etmesi hâlinde her halükarda imza incelemesi yaptırılıp yaptırılmayacağı olduğu,
Uyuşmazlığın özünü oluşturan imza incelemesi yaptırılıp yaptırılmayacağı hususu, yargılamanın konusunu oluşturan maddi vakanın çözümüne yönelik bir delil mahiyetinde olduğundan, öncelikle bu delilin serdedilmesi ve tartışılması yönünden hangi usul kurallarının uygulanacağının belirlenmesinin gerekli olduğu,
3167 sayılı Çek Kanununda (Mülga), 16B maddesinin dördüncü fıkrasında soruşturma-kovuşturma usulüne ilişkin olarak 1412 sayılı CMUK’a atıf yapılırken, buna karşılık 5941 sayılı Çek Kanununda yargılama usulüne ilişkin olarak 5/1. maddesindeki “Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanunu'nun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.” şeklindeki düzenleme ile 2004 sayılı İİK’daki yargılama usulüne ilişkin kurallara atıf yapıldığı, İİK’nın bu düzenlemelerinde ise yargılamanın çeşitli yönlerine ilişkin hükümlere yer verildiği, bazı konularda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa atıf yapılmakla birlikte genel bir yollamaya yer verilmediği,
5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/1. maddesinde yer alan “… çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, (…) az olamaz…” ve 5237 sayılı TCK’nun 45. maddesinde yer alan “Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adlî para cezalarıdır.” şeklindeki düzenlemelere nazaran, karar uyuşmazlığına esas olan yargılamanın ceza yargılaması olduğu noktasında bir tereddüt bulunmadığı, 5271 sayılı CMK’nun 1. maddesindeki “Bu Kanun, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler.” şeklinde düzenleme uyarınca, yaptırım olarak adlî para cezası öngörülen, karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun yargılamasında, İİK’nın atıf yapılan 347, 349, 350, 351, 352 ve 353. maddelerinde hüküm bulunmayan hallerde, ceza yargılaması usulü yönünden genel kanun niteliğindeki 5271 sayılı CMK’deki düzenlemelerin uygulanacağı, nitekim 2004 sayılı Yasanın 353/2. maddesindeki atıf ışığında, gerek Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin, gerekse Yargıtay 7. Dairesinin, icra ceza mahkemeleri tarafından, tarafların istinaf istemlerinin gider avansı yatırılmaması nedeniyle verdikleri, istinaf isteminin reddine dair kararlara karşı başvurulduğu hallerde, 5271 sayılı CMK’de bu yönde bir düzenleme olmadığına vurgu yapıldığı,
Uyuşmazlığın çözümü için halledilmesi gereken diğer meselenin ise yukarıda çizilen çerçeve içerisinde, imza incelemesinin delil niteliğinde olduğu gözönünde bulundurularak, delillerin ortaya koyulması ve tartışılması noktasında uygulanması gereken hükümlerin belirlenmesi olduğu,
2004 sayılı İİK’deki düzenlemelere bakıldığında, 350/1. maddesinde “İcra mahkemesi iki tarafı ve delillerini dinler ve gerek tarafların gerek şahitlerin ifadelerini duruşma tutanağına geçirir.” şeklinde, 351. maddesininin birinci fıkrasında “Şikâyetçi dilekçe veya beyanında gösterilmiş olduğu delillerle bağlıdır.” ve aynı maddenin ikinci fıkrasında “Maznun müdafası için tahkikatın tevsiini ancak bir kere isteyebilir.” şeklinde hükümlere yer verildiği, 352/1. maddesinde ise “İcra mahkemesi iki tarafın ifadelerini ve bütün delillerini ve iddia ve müdafaalarını dinledikten sonra nihayet beş gün içinde kararını verir ve hulasasını Cumhuriyet savcısına bildirir.” şeklinde bir düzenleme bulunduğu, görüldüğü üzere burada delillerin sunulma zamanına yönelik bir takım sınırlamalar getirildiği, hatta sanık yönünden bir defa ile sınırlı olarak kovuşturmanın genişletilmesini isteme imkanının tanındığı, ancak nelerin delil olacağı, bu delillerin ne şekilde tartışılacağı, hâkimin kararını verirken hangi delilleri göz önüne alıp nasıl kıymetlendireceği hususlarında bir belirleme olmadığı, bu yönden 5271 sayılı CMK’ye başvurmak gerekeceği,
İmza ve yazı incelemesinin, bir yazı veya imzanın, belirli bir kişinin elinden çıkıp çıkmadığının, bu konuda uzman kişi ya da kişiler tarafından tekniğine uygun yöntem ve cihazlarla belirlenmeye çalışılması olduğu ve bu işlem ile ilgili olarak 5271 sayılı CMK’nin birinci kitap üçüncü kısım ikinci bölümündeki bilirkişilik müessesesine yönelik düzenlemelerin uygulanacağının tartışmasız olduğu, CMK’nin 67. maddesinde bilirkişi ya da bilirkişi kurulunun incelemelerinin neticesini bir rapor olarak mahkemeye sunacağı, 214. maddesinde ise delillerin tartışılması aşamasında mahkemenin gerek görürse bilirkişileri açıklama yapmak üzere 68. madde doğrultusunda duruşmaya çağırabileceğinin düzenlendiği,
Öte yandan; CMK’nun 63/1. maddesinde, bir taraftan Cumhuriyet savcısına, katılan veya vekiline, sanık ya da müdafii veya kanunî temsilcisine bilirkişi deliline başvurulmasını isteme hakkı tanınırken, bir taraftan da “…karar verilebilir” ifadesiyle bu konuda hâkim veya mahkemeye takdir hakkı verildiği, bunun yanında CMK’nun 177. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.” şeklindeki ve ikinci fıkrasındaki “Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir.” şeklindeki düzenlemelerle, bir yandan sanığın toplanmasını istediği bir delilin irtibatlı olduğu maddi olayları göstermesi gerektiğinin altı çizilirken, bir yandan da yine bu konuda hâkim ya da mahkemeye takdir yetkisi tanınarak, delilin toplanıp toplanmayacağına onun karar vereceğine işaret edildiği, ancak CMK’nin 206/2.maddesinde ortaya konulması istenen delilin, kanuna aykırı olarak elde edilmesi, ispat edilmek istenilen olayın karara etkisinin olmaması, istemin sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılması hallerinde reddedilebileceği, 207/1. maddesinde ise sırf delilin ortaya konulması isteminin veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olmasının ret sebebi olamayacağı hüküm altına alınarak hâkim ya da mahkemenin bu konudaki takdir yetkisinin sınırlarının çizildiği,
Bu noktada, meselenin çözümü için çekle ilgili karşılıksızdır işlemine neden olma suçunun failinin kim olduğu hususuna da işaret edilmesinin önem arzettiği, 5941 sayılı Yasanın 5. maddesinin birinci fıkrasında suçun failinin “… çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi …” şeklinde belirlendiği, aynı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında ise failin daha belirli hale getirildiğinin göze çarptığı, gerçekten de öncelikle ikinci fıkradaki “Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür.” şeklindeki ve üçüncü fıkradaki “Çek
hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.” şeklindeki düzenlemelerle gerçek ve tüzel kişiler açısından farklı rejimler öngörüldüğü, buna göre gerçek kişiler yönünden çekteki imza sahibi ile suçun faili aynı kişi bünyesinde birleşirken, tüzel kişilerde ise çekteki imza sahibi ile suçun failinin farklı kişiler olabileceği, bu itibarla da çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun yargılaması sırasında sanık tarafından imza itirazında bulunulması hâlinde, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, suça konu çekin keşide edildiği çek hesabı sahibinin gerçek kişi çeki ya da tüzel kişi olmasına göre sanıkça iddiasını desteklemek üzere ortaya koyması gereken olgu ve delillerin de farklı olması gerekeceği,
Yukarıdaki açıklama ve düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 5941 sayılı Çek Kanunu'nun yargılama usulü yönünden atıf yaptığı 2004 sayılı İİK’nın 350, 351 ve 352. maddelerinde sanığın delil sunma hakkının ve zamanının gösterildiği ve sanığın bir defaya mahsus olarak tevsii tahkikat isteminde bulunabileceğinin hüküm altına alındığı, 5941 sayılı Kanunda yer alan karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun yargılamasının bir ceza yargılaması olduğu hususunda bir tereddüt bulunmadığı, bu itibarla özel kanunlarda bir düzenleme bulunmayan uyuşmazlık konusunun, ceza yargılaması usulü yönünden genel kanun niteliğindeki 5271 sayılı CMK hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerektiği, imzaya itiraz üzerine yapılacak imza incelemesinin mahiyeti itibariyle bilirkişi delili olduğu, CMK’nun yukarıda belirtilen maddeleri uyarınca, kural olarak, yargılama aşamasında sanığın bilirkişi deliline başvurabileceği, sanığın daha önce böyle bir istemde bulunmamasının istemin reddi nedeni olmayacağı, ancak sanığın bu istemini maddi olgularla desteklemesi gerektiği ve hâkim veya mahkemenin ancak ispat edilmek istenilen olayın karara etkisinin olmaması ya da istemin sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılması hallerinde bu istemi reddedebileceği, bu itibarla, çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun yargılaması sırasında, sanığın maddi olgularla desteklenen, sonucu nihai karara tesir edebilecek nitelikteki ve davayı uzatmaya matuf olmadığı anlaşılan imza itirazı üzerine bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekeceği, ancak sanığın gerekçesi ortaya konulmamış, olgularla desteklenmeyen soyut imza inkarında bulunması, ya da suçun niteliği gereği sonuca müessir olmayacak, ya da davayı uzatmaya matuf olduğu kanısına varılan imza inkarı hâlinde, sanığın istemi reddedilerek hüküm kurulabileceğine, 24.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2018/3672 E., 2019/1063 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hakimliği
tam metni aç
İhtisas Kurulundan alınan raporun uyuşmazlığa ışık tutacak nitelikte bulunmadığı ve Adlî Tıp Genel Kurulu'ndan rapor alınması gerektiği gibi, 5271 sayılı Kanunun 67. maddesinin beşinci fıkrası gereğince ilgililerin itirazlarının bildirilmesi için istemde bulunabilmelerini sağlamak üzere söz konusu Adli Tıp Raporunun tebliğ edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, müteveffanın ölümü ko
12. Ceza Dairesi 2018/3672 E. , 2019/1063 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Sulh Ceza Hakimliği
Taksirle öldürme suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 31/05/2017 tarihli ve 2016/56354 soruşturma, 2017/52059 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 21/11/2017 tarihli ve 2017/4229 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, soruşturma dosyası kapsamına göre Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 26/04/2017 tarihli ve 2178 karar sayılı raporunda müteveffanın ölüm sebebinin mide yırtılmasına bağlı gelişen peritonit sonucu olduğunun belirtildiği, her ne kadar anılan raporda şüpheli doktorun kusuru bulunmadığının bildirildiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmışsa da, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 05/09/2013 tarihli ve 2012/19402, esas, 2013/19286 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk değerlendirmesinin ancak mahkeme hakimi tarafından yapılabileceği, kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, konunun teknik bilgiyi gerektirmesi, hakimin hukuk bilgisiyle sorunu çözemeyeceği durumlarda, bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğinde dahi, bilirkişinin inceleme yetkisi kusurlulukla ilgili olmayıp, işin tekniği ve norma aykırı davranışın belirlenmesi ile sınırlı olacağı, bilirkişi raporlarının mahkemeyi bağlayıcı değil, delilleri değerlendirme vasıtalarından biri olduğu, mahkemelerin gerekçelerini açıklamak suretiyle bilirkişi raporlarına itibar edip etmeme hususunda takdir ve değerlendirme hakkına haiz bulunduğu, bilirkişi tarafından münhasıran hakimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmaması gerekmekle birlikte, bu yöndeki bir değerlendirmenin de hakimi bağlayıcı bir yönünün bulunmadığı, kaldı ki 31/07/2004 tarihli ve 25539 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin 15. maddesi uyarınca, tahkikat dosyaları üzerinde incelemeler yaparak kusur oranı tespit etme yetkisinin sadece Trafik İhtisas Dairesine ait olduğu, somut olayda Adli Tıp 1. İhtisas Kurulundan alınan raporun uyuşmazlığa ışık tutacak nitelikte bulunmadığı ve Adlî Tıp Genel Kurulu'ndan rapor alınması gerektiği gibi, 5271 sayılı Kanunun 67. maddesinin beşinci fıkrası gereğince ilgililerin itirazlarının bildirilmesi için istemde bulunabilmelerini sağlamak üzere söz konusu Adli Tıp Raporunun tebliğ edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, müteveffanın ölümü konusunda Yüksek Sağlık Şurası da dahil olmak üzere üniversitelerin tıp fakülteleri veya eğitim veren devlet hastanelerinden de görüş alınarak soruşturmanın buna göre sonuçlandırılması gerektiği gözetilmeden, yapılan eksik soruşturma sonucu verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı'nın 08/05/2018 gün ve 94660652-105-34-1490-2018 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 16/05/2018 gün ve 2018/41312 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Oluş ve dosya kapsamına göre, sanığın dahiliye-iç hastalıkları uzmanı olduğu, kendisine ait özel kliniğinde 14/05/2015 tarihinde ölen...'e Gastroskopi ve Biyoenterik İntragastrik Balon Yerleştirilmesi işleminin yapıldığı, 14.05.2015, 16.05.2015, 18.05.2015, 21.05.2015, 29.05.2015 tarihlerinde sanık tarafından gerekli muayene ve kontrollerinin yapıldığı, patolojik bulgu saptanmadığı, medikal tedavisinin düzenlendiği, bu tarihten sonra ...'e gitmesine izin verdiği, sanığın kendi beyanına göre...'in birkaç kez rahatsızlanarak kendisini aradığını ve bulunduğu yerde iç hastalıkları ve gastroentoloji doktoruna gitmesi gerektiğini belirttiği, netice olarak ...'in 03/06/2015 tarihinde rahatsızlanarak mide kanaması sebebiyle vefat ettiği, 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 26/04/2017 tarihli raporuna göre "sanık tarafından yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, mevcut kayıtlara göre kişinin bu tarihten sonra İzmir’e gittiği, rahatsızlanması üzerine Uz. Dr. ...’e telefonla ulaştığı, Uz. Dr. ...’ün “Ben de kendisine iç hastalıkları ve gastroentoloji doktoruna gitmesine ve neticesini beni bilgilendirmesini söyledim. Doktora gitmiş, hiç bir sorun çıkmadığını söyledi” dediği, mevcut kayıtlarda kişinin resmi bir sağlık kuruluşuna başvurduğuna dair kayıdın bulunmadığı dikkate alındığında; ölümde Uz. Dr. ...’e kusur atfedilemeyeceğinin" belirtildiği, bunun üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 31/05/2017 tarihli ve 2017/52059 sayılı kararı ile sanık hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve ölenin dayısı müşteki ...'in vekili tarafından yapılan itiraz üzerine İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 21/11/2017 tarihli ve 2017/4229 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği olayda, müştekinin beyanı ve itiraz dilekçesi içeriğine göre ölenin bir kronik rahatsızlığının bulunmadığı ve ameliyat ile ölüm olayı arasında kısa bir süre bulunduğu dikkate alındığında, meydana gelen mide kanaması sonucu ölüm olayı ile sanığın yaptığı ameliyat arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı, meydana gelen ölüm olayında sanığın kusurunun bulunup bulunmadığı hususlarının tereddüte yer verilmeyecek şekilde belirlenmesi amacıyla dosyanın bir bütün olarak bir kez de Adli Tıp Genel Kuruluna gönderilerek rapor alınması ile neticesine göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği değerlendirildiğinden,
Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 21/11/2017 tarihli ve 2017/4229 değişik iş sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23/01/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
Bilirkişi raporunda hâkim tarafından yapılması gereken hangi değerlendirmelerde bulunamaz?
A) Teknik değerlendirme.
B) Bilimsel değerlendirme.
C) Hukuki nitelendirme ve değerlendirme.
D) Olasılık hesapları.
E) İnceleme yöntemleri.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.