6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 281

Türk Borçlar Kanunu 281. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 281- Hukuka veya ahlaka aykırı yollara başvurularak ihalenin gerçekleştirilmesi sağlanmışsa her ilgili, iptal sebebini öğrendiği günden başlayarak on gün ve her hâlde ihale tarihini izleyen bir yıl içinde ihalenin iptalini mahkemeden isteyebilir. Cebrî artırmalar hakkında özel hükümler saklıdır. İKİNCİ BÖLÜM Mal Değişim Sözleşmesi A. Tanımı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2022/11726 E., 2023/1753 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
134,134/2 maddesi, TBK 281. maddesi
12. Hukuk Dairesi         2022/11726 E.  ,  2023/1753 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki ihalenin feshi şikayeti nedeniyle yapılan incelme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikayetin reddi ile şikayetçi aleyhine ihale bedeli üzerinden %10 oranında para cezasına hükmedilmiştir. Kararın şikayetçi taşınmaz maliki tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı şikayetçi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Şikayetçi taşınmaz maliki şikayet dilekçesinde; ihale konusu taşınmazı 13.01.2020 tarihinde satın aldığını, taşınmaz satın alınırken şerhler hanesinde haciz miktarının 11.935,30 TL olarak belirtildiğini, tapu siciline güvenerek taşınmaz alındığını, bu konuya ilişkin olarak açtıkları davanın davanın derdest olduğunu, borçlunun eski eşi tarafından ihale gününden bir gün önce tedbir talepli açılan davada taşınmaz üzerine tedbir şerhi konulduğunu, mahkemece tedbirin icra satışına engel olmadığına dair yazı yazıldığını, mahkemenin tedbirin satışa engel olmadığına dair kararına ve ihale şartnamesinde yer almamasına rağmen tellal tarafından tapuda tedbir şerhi olduğu hususunun bildirildiği bu nedenle ihaleye alacaklı dışında kimsenin katılmadığını ve taşınmazın değerinin çok altında satıldığını, kendisine ve ihale alıcılarına hiçbir açıklama yapılmadığını, pey sürme haklarının hatırlatılmadığını, satış ilanının tirajı yüksek bir gazetede ilan edilmediğini, belediye panosunda ilan yapıldığına dair evrakın dosyada mevcut olmadığını, ihale bedelinin düşük olduğunu, satış süreçlerine riayet edilmediği, ihale saatinde ihale yerine satış memurlarının gidip gitmediğinin denetlenmesi gerektiğini, ihale bedelinin satış masraflarının ve rüçhanlı alacakların altında kaldığını belirterek ihalenin feshini talep etmiştir. II. CEVAP Alacaklı, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; müdürlükçe ... ... 9. Aile Mahkemesince verilen tedbir kararının icrai satışa engel olup olmayacağı hususunda görüş sorulduğu ve anılan mahkemenin aynı tarihli cevabında 28.05.2021 tarihli tedbirin icraen satışa engel olmadığı hususu bildirildiği, bu doğrultuda müdürlükçe satış yapıldığı, satış ilanının şikayetçiye usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, ihale şartlarından şikayetçinin haberdar olduğu, ihale anında hiçbir şeyden haberdar edilmediği iddiasının soyut olduğu, satış ilanının satış kararına uygun olarak tirajı yüksek gazetede ilan edildiği, 1. açık artırma tutanağı incelendiğinde tellalın ve icra satış memurunun ihale salonunda bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine, davacının ihale bedelinin %10'u oranında para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikayetçi tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Şikayetçi malik şikayet dilekçesindeki fesih iddialarını tekrar ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ihalenin feshi nedenlerinin İİK'nın 134 ve devamı maddelerinde tahdidi olarak sayılmış olduğu, şikayetçinin dilekçesinde belirttiği haciz şerhindeki alacak miktarının tapuya yanlış derc edilmiş olmasının ihalenin feshi nedeni olmadığı, satış aşamasında tellal tarafından taşınmaz üzerinde tedbir olduğunun bildirildiğine dair ihale tutanağında herhangi bir ibareye rastlanmadığı, İİK'nın 8. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli tutanağın hilafına delil ileri sürülmediği, satış ilanının Türkiye çapında tirajı elli bini aşan gazetede ihale gününden 1 ay önce yayınlanmış olduğu gerekçeleriyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikayetçi taşınmaz maliki temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Şikayetçi temyiz dilekçesinde; ihale şartnamesinde yer almamasına ve mahkemece tedbirin cebri icra satışına engel olmadığına dair kararına rağmen tellal tarafından taşınmaz kaydında tedbir olduğuna dair duyuru yapıldığı, tellalın duyurusu nedeniyle ihaleye katılım olmadığını ve taşınmazın çok ucuza ihale edildiğini, bu hususta kamera kayıtlarının delil olarak sunulduğunu ancak mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmadan karar verildiğini, istinaf mahkemesince resmi tutanağın geçerli olduğunu gerekçesi ile bu iddialarını incelemediğini, alacaklının da bu hususu duruşmadaki beyanında tevil yoluyla kabul ettiğini, taşınmazın tapu kaydında ipotek ve haciz olmasına rağmen alacaklının teminat yatırmadan ihaleye katıldığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ihalenin feshi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk İİK md. 134,134/2 maddesi, TBK 281. maddesi 3. Değerlendirme Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; İİK'nın 134/2. maddesi göndermesi ile uygulanması gereken Türk Borçlar Kanunu'nun 281. maddesi uyarınca kanuna veya ahlâka (adaba) aykırı şekilde ihaleye fesat karıştırılmış olması ihalenin feshi sebebidir. İhalenin amacına ulaşmasını ve malın gerçek değerine satılmasını, ihalenin sağlıklı ve normal şartlarda yapılmasını engelleyici, dürüstlük kuralları ile bağdaşmayan davranışlarda bulunulması ve ihaleye katılıma engel olunması ihaleye fesat niteliğindedir. Taraflar fesat nedeni olarak ileri sürdükleri maddi vakıaları, tanık dahil her türlü kanıtla ispat edebilir. Somut olayın incelenmesinde; davacının, dava dilekçesinde; ihale gün ve saatinde, tellal tarafından satışa konu taşınmaza ilişkin ... ... 9. Aile Mahkemesinin 2021/357 Esas sayılı dosyasında verilen ihtiyati tedbir kararı olduğunun belirtildiğini, tellalın ihale sırasında yaptığı bu beyanın ihaleye katılımı engellediği bu nedenle alacaklı dışında kimsenin ihaleye katılmadığını iddia ettiği ve dava dilekçesinde 28.5.2021 tarihli kamera kayıtlarının celbini istediği, ancak davacı tarafından sunulan deliller toplanmadan sonuca gidildiği anlaşılmıştır. Hal böyle olunca; davacının bildirdiği kamera kayıtları toplandıktan ve ihaleyi gerçekleştiren satış memuru ve tellal da dinlendikten sonra fesat iddiası konusunda bir değerlendirme yapılıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, bu hususta hiç bir delil toplanmadan ve tutanakta imzası bulunan tüm zabıt mümzileri dinlenmeden, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Şikayetçinin temyiz isteminin kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 02.06.2022 tarih ve 2022/1683 E. - 2022/1773 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, ... ... 20. İcra Hukuk Mahkemesinin 28.12.2021 tarih ve 2021/293 E. - 2021/584 K. sayılı kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 16.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

7. Hukuk Dairesi, 2022/4978 E., 2023/5942 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
etirmesini engelleyen hükmün ve sonucunda oluşan tapunun iptali gerektiğini, tapu sicilindeki ilgili vasfını taşımakta olan idarenin taşınmaz üzerinde mülkiyet veya ayni hak sahibi olmadığı halde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 281 inci maddesi uyarınca ihalenin feshini dava etme hakkına sahip kılındığını, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun
7. Hukuk Dairesi         2022/4978 E.  ,  2023/5942 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/815 E., 2021/951 K. KARAR : Usulden ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ürgüp Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/233 E., 2021/220 K. Taraflar arasındaki yargılamanın iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın, yargılamanın iadesini talep eden davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, yargılamanın iadesini talep eden davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; iptali istenen hükmün davalısı adına kayıtlı iken dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırı olarak kanun hükümlerine dolanmak maksadıyla, 6100 sayılı Kanun'un 375/1-H hükmü hilafına hileli davranışlarla tescili sağlanan dava konusu taşınmazların tapu kaydının iptalini gerektiği, 5403 sayılı Kanun'un 8/Ç maddesi uyarınca aktif husumet ehliyetine sahip olduğunu, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu'nun amacının belirtildiği 1. madde kapsamında tarım arazilerinin parçalanmasının ve küçülmesinin önlenmesinin amaçlandığı 2 ve 6. maddelerinde bu önlemin ne şekilde alınacağının açıkça belirtildiği, iptali istenen hükümde dayanılan hükümsüz inançlı işlem sözleşmesinin Türk Medeni Kanunu'nun 706 ıncı maddesine aykırı olduğu, 3083 ve 5403 sayılı Kanunlar kapsamında mülkiyet ilişkisi bulunmadığı halde tarım arazilerinin bütünlüğünün korunmasına müteallik dava açma zaruriyeti doğduğundan bahisle Ürgüp Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/977 Esas, 2018/19 Karar sayılı hükmünün iptalini talep ettikleri ve hüküm ile tapu kaydı iptal edilip yeniden tescil edilen taşınmazın eski maliki üzerine tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde, davacının aktif dava açma ehliyeti olmadığını ve yargılamanın iadesi sebeplerinin bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 376 ıncı madde düzenlemesi dikkate alındında, yargılamanın iadesinin (hükmün iptalini) ancak ilgili iptali isteyen davanın tarafları ile taraflardan birisinin alacaklıları, aleyhine hüküm verilen tarafın yerine geçenler, borçluları veya yerine geçmiş oldukları kimselerce istenebileceği, davacının iş bu dosyanın tarafı ya da taraflardan birinin alacaklısı ve ya aleyhine hüküm verilen tarafın yerine geçen olmadığı, yine hükmün iptali talep gerekçelerinin de Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 375 inci maddesinde tahditi olarak sayılan hiç bir sebebe dayanmadığı, bu durumda hükmün iptalini isteyenin davada aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde yargılamanın yenilenmesini talep eden davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, davalı idarenin kanun gereği taraf sıfatını, dolayısıyla da hükmün iptalini isteme yetkisine haiz olduğunu, idarenin, görevini yerine getirmesini engelleyen hükmün ve sonucunda oluşan tapunun iptali gerektiğini, tapu sicilindeki ilgili vasfını taşımakta olan idarenin taşınmaz üzerinde mülkiyet veya ayni hak sahibi olmadığı halde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 281 inci maddesi uyarınca ihalenin feshini dava etme hakkına sahip kılındığını, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 731 inci maddesine göre, taşınmaz mülkiyetinin kanundan doğan kısıtlamaları, tapu siciline tescil edilmeksizin etkili olacağını, bu nedenle tapuda şerh bulunmasa dahi İdarenin, toprağın korunmasına yönelik dava ehliyetine sahip olduğu hususu tartışmasız olduğunu, bölünemez büyüklükte bir tarım arazisinin dava konusu edildiğini belirterek, İlk Derece Mahkemesinin, 28.05.2021 tarihli, 2018/233 Esas, 2021/220 Karar sayılı kararının kaldırılması ve 23.01.2018 tarihli, 2017/397 Esas 2018/19 Karar sayılı eski hükmünün iptaline karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılamanın iadesini talep eden davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde yargılamanın iadesini talep eden davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesindeki nedenler ile temyiz isteminde bulunularak kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, tapu iptal ve tescil istemli davada davanın kabulüne dair verilen hükmün yargılamanın iadesi yoluyla iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 03.07.2005 tarihli ve 19.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5403 sayılı yasasının amacı; toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek olup anılan yasada 30.04.2014 tarihli 6537 sayılı Kanunun 4. maddesi ile yapılan ve 15.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle bazı yeni düzenlemeler yapılmıştır. (30.4.2014-6537/1. m) Kanunun “Tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi” başlıklı 8. maddesi gereğince tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre, nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmıştır. (31.01.2007-5578/2. m) Yapılan düzenlemelerle, asgari tarımsal arazi büyüklüğüne erişmiş tarımsal arazilerin bölünemez eşya niteliği kazanmış olacağı, asgari tarımsal arazi büyüklüğünün mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemeyeceği, ifraz edilemeyeceği, hisselendirilemeyeceği, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedinin artırılamayacağı hüküm altına alınmıştır. (30/4/2014-6537/4.m) Kanunun 3. maddesinde; mutlak tarım arazisi, özel ürün arazisi, dikili tarım arazisi, marjinal tarım arazisi, asgari tarımsal arazi büyüklüğü ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğü ayrı ayrı tanımlanmıştır. (30.4.2014-6537/3.m) Tarımsal açıdan gelişmiş ülkelerde yıllara göre tarımsal işletmelerin sayısı azalıp büyüklükleri artarken, ülkemizdeki süreç bunun tam tersi bir şekilde işlemekte, tarımsal işletme sayısı artarken büyüklükleri azalmaktadır. Modern ülkelerde olduğu üzere tarımsal işletmelerin büyümesinin sağlanması yolunda düzenleme yapılmasının kamu yararına aykırı bir yönü olmadığı gibi Anayasanın 44. maddesiyle Devlete yüklenen ödevle de uyumlu bulunmaktadır. 2. Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 376.maddesi uyarınca "Davanın taraflarından birisinin alacaklıları veya aleyhine hüküm verilen tarafın yerine geçenler, borçluları veya yerine geçmiş oldukları kimselerin aralarında anlaşarak, kendilerine karşı hile yapmaları nedeniyle hükmün iptalini isteyebilirler". Bu hükümle kanun koyucu, hükmün taraflarının muvazaa yaparak üçüncü kişiler aleyhine kesin hüküm elde etmelerini önlemeyi amaçlamıştır. 3. Değerlendirme Somut olaya gelince; iptali istenen hükme esas dava dosyasında 35 adet davacı dava konu taşınmazlarda inanç sözleşmesi yapıldığından bahisle tapu iptali ile davacılar adına tescili talep edilmiştir. Dava konusu taşınmazlar tarla ve bahçe vasfında olup davalı adına tam hisse ile kayıtlıdır. İptali istenen yargılamada, davalı tapu kayıt maliki davayı kabul ettiğini bildirmiş, mahkemece davalının kabul beyanı nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, tarafların kararı istinaf etmemesi üzerine kesinleşmiştir. Hükmün kesinleşmesi üzerine ... vekili, bölünemez büyüklük kuralına aykırı olarak dava konusu tarım arazisinin davacılar adına tesciline dair hükmün iptali ile davalı ilk kayıt maliki adına tescilini talep etmiştir. Hal böyle olunca mahkemece 5403 sayılı Kanunun ilgili maddeleri üzerinde durulmaksızın davalının davayı kabulü hükme esas alınarak tapu iptali ve tescil talebinin kabulü ile davacılar adına tescile karar verilmesi halinde kamu yararı amacıyla getirilen ve kamu düzenine ilişkin olan "bölünemez büyüklük" kuralı ihlal edilmiş olmakta, davacılar ve davalı iyiniyet kuralına aykırı olarak kanun maddesini dolanmak suretiyle tarım arazilerinin bölünmesine sebebiyet vermektedir. Her ne kadar davalının davayı kabulü ve hükmü istinaf etmemesi üzerine tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne dair hüküm kesinleştirilmiş olsa da; davacılar ve davalı arasında bu danışıklı durumu yasanın koruması söz konusu olmayacağından ...'nın yargılamanın yenilenmesini kamu yararı adına talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle İlk Derece Mahkemesinin yargılanmasının yenilenmesi talep eden davacının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 376. maddesinde yer alan "aleyhine hüküm verilen tarafın yerine geçen" olmadığı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesini isteme hakkı bulunmadığından aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesi hükmünün bu sebeple bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi Kararının KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2019/631 E., 2022/987 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
tam metni aç
sayılı kararı ile; ihalenin feshi için ihale öncesi ve ihale sırasındaki işlemlerde açıkça İİK'nın ilgili hükümlerine aykırılığın ya da Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 281. maddesinde öngörülen hâllerin gerçekleşmesinin gerektiği veya açıkça teamül ve usullere aykırılığın bulunmasının gerektiği ve bu yanlışlıkların bazı istisnalar haricinde ilgililerin menfaatinin zedelenmesine sebep olacak nitelikt
Hukuk Genel Kurulu         2019/631 E.  ,  2022/987 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki "ihalenin feshi" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesince verilen istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, şikâyetin kabulü ile ihalenin feshine ilişkin karar, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Borçlular İstemi: 4. Borçlular vekili şikâyet dilekçesinde; ödeme emri tebligatlarının müvekkillerine usulüne uygun tebliğ edilmediğini, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 102. maddesine aykırı olarak taşınmazın içi görülmeden haciz işleminin yapıldığını, imar planında belirtilen hususların kıymet takdiri raporunda tam olarak tespit edilip değerlendirmeye alınmadığını, tespit ve değerlendirmelerin meskenin içine girilerek heyetle birlikte yapılmadığını, kıymet takdir raporunda icra müdürlüğünün numarasının yanlış yazıldığını bu nedenle müvekkillerinin yasal haklarını kullanamadığını, taşınmazın 575 ada 1 parselde bulunmasına rağmen kıymet takdir raporunda 570 ada 1 parselin değerlendirilmesinin yapıldığını, kıymet takdiri raporlarının da müvekkillerine usulüne uygun tebliğ edilmediğini bu nedenle şikâyet yoluna başvuramadıklarını, müvekkillerine satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmediğini, satış ilanının haciz alacaklılarının hepsine tebliğ edilmediğini, satış ilanının sadece ulusal gazetede ilan edildiğini, yerel gazetede ilan edilmediğini, satış ilanında elektronik ortamda verilen satış günü ve saatinin belirtilmediğini, sadece icra müdürlüğünün yapacağı fiziki satış günü ve saatlerinin belirtildiğini ileri sürerek taşınmazın ihalesinin feshine karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı Cevabı: 5. Alacaklı vekili cevap dilekçesinde; satış ilanının icra müdürlüğü tarafından elektronik ortamda usulüne uygun yapılmadığı iddiasının yerinde olmadığını, yapılmış olan elektronik ilanda satış gün, saati ve teklif sürelerinin bulunduğunu, borçlulara usulüne uygun tebligatlar yapıldığını, borçluların şikâyetlerinin yerinde olmadığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. 6. İhale alıcısı cevap dilekçesinde; borçluların iddialarının ihalenin feshini gerektirmediğini belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Kocaeli 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 03.10.2017 tarihli ve 2017/359 E., 2017/689 K. sayılı kararı ile; ihalenin feshi için ihale öncesi ve ihale sırasındaki işlemlerde açıkça İİK'nın ilgili hükümlerine aykırılığın ya da Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 281. maddesinde öngörülen hâllerin gerçekleşmesinin gerektiği veya açıkça teamül ve usullere aykırılığın bulunmasının gerektiği ve bu yanlışlıkların bazı istisnalar haricinde ilgililerin menfaatinin zedelenmesine sebep olacak nitelikte bulunmasının zorunlu olduğu, somut olayda satış ilanının borçlulardan ...’e 28.04.2017, ...’e ise 06.04.2017 tarihinde tebliğ edildiği, borçluların kıymet takdirine itiraz etmedikleri, taşınmazın satış ilanının yurt çapında dağıtımı yapılan tirajı 50.000'in üzerindeki bir ulusal gazetede yayınlandığı, satış ilanı ve zorunlu diğer işlemlerin elektronik ortamda da gerçekleştirildiği, borçluların ihalenin feshi sebebi olarak ileri sürdüğü hususların hiç birinin gerçekleşmediği, gerek ihale öncesinde gerekse ihale esnasındaki işlemlerin hukuka uygun olduğu gerekçesi ile şikâyetin reddine, yasal şartları oluştuğundan ihale bedelinin %10'u oranında 15.500TL para cezasının hazine yararına borçlulardan tahsiline karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 8. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlular vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. 9. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 07.03.2018 tarihli ve 2017/2573 E., 2018/498 K. sayılı kararı ile; borçlular tarafından verilen vekâletnamenin icra dosyasına 11.04.2017 tarihinde ibraz edildiği, borçlular vekiline 28.04.2017 tarihinde yapılan satış ilanı tebliğinin usulüne uygun olduğu, taşınmazın açık artırma şartnamesi ve tutanağında elektronik ortamda yapılacak birinci ve ikinci artırma ilanlarının tarihlerinin yazıldığı, ancak saatinin yazılmadığı, taşınmazın açık artırma ilanında da elektronik ortamdaki ilan tarihinin yazmadığı, gazetede yapılan ilanda da elektronik ortamda ihalenin yapılacağı gün ve saatinin belirtilmediği, satış ilanının borçlular vekiline usulüne uygun olarak tebliğ edildiği ancak icra müdürlüğünce elektronik ortamda yapılacak ihalenin tarihini ilan etmesi gerekmekte iken bu husus yerine getirilmeden yapılan ihalenin usulüne uygun olmadığı gerekçesi ile istinaf talebinin kabulü ile, ilk derece mahkemesinin kararının ortadan kaldırılmasına, şikâyetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 10. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 06.02.2019 tarihli ve 2018/10762 E., 2019/1428 K. sayılı kararı ile; “…Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takipte, borçlunun sair sebepler yanında satış ilanında elektronik ortamda yapılacak ihaleye ilişkin gün ve saatin yazılmadığını ileri sürerek ihalenin feshi talebi ile icra mahkemesine başvurduğu, Kocaeli 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 03.10.2017 tarih ve 2017/359 E.-2017/689 K. sayılı ilâmı ile şikayetin reddine karar verildiği, borçlunun istinaf yoluna başvurması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 07.03.2018 tarih 2017/2573 E. 2018/498 K sayılı kararı ile taşınmazın açık artırma şartnamesi ve tutanağında, elektronik ortamda yapılacak 1. ve 2. artırma ilanlarının tarihlerinin yazdığı, ancak saatinin yazmadığı, açık artırma ilanında da elektronik ortamdaki ilan tarihinin yazmadığından bahisle istinaf başvurusunun esastan kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, borçlunun şikayetinin kabulü ile, ihalenin feshine karar verildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar ihalenin geçerliliği için elektronik ilan zorunlu ise de somut olayda icra dosyası arasında E-Satış Portal İhale Yayın Bilgisi Raporunun mevcut olduğu, üzerinde tarih ve saatin yer aldığı, yayına girme ve yayından kalkma tarih ve saatlerinin açıkça yazılı olduğu, kaldı ki elektronik ortamda onbir kişinin pey sürdüğü, bilgilerinin açık olduğu, tutanağın usul ve yasaya uygun oduğu ve yine bunun dışında da ihalenin feshini gerektirecek başka bir hususun da bulunmadığı görülmüştür. O halde ilk derece mahkemesince ihalenin feshi isteminin reddine dair verilen karar yerinde olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması cihetine gidilmiştir...” gerekçesiyle karar bozularak, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Direnme Kararı: 12. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 25.04.2019 tarihli ve 2019/601 E., 2019/818 K. sayılı kararı ile; İİK’nın 129. maddesinde; "Birinci ve ikinci ihale icra memuru tarafından ilamda belirlenen yer, gün ve saatte, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden başlatılır. Taşınmaz üç defa bağırıldıktan sonra, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif de değerlendirilerek, en çok artırana ihale edilir." hükmü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin kamu düzeni ile ilgili olduğu, 17.05.2017 tarihli ihale tutanağında elektronik ortamda teklif verilip verilmediği hususunun belirtilmediği gibi, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden de ihalenin başlatılmadığı, Özel Dairenin bozma kararında, icra dosyası arasında E-satış portal ihale yayın bilgisi raporunun mevcut olduğu, üzerinde tarih ve saatin yer aldığı, yayına girme ve yayından kalkma tarih ve saatlerinin yazılı olduğu, elektronik ortamda onbir kişinin pey sürdüğü ve bilgilerinin açık olduğu, tutanağın usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmiş ise de, ihale tutanağının İİK’nın 129. maddesine uygun olarak düzenlenmediği gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; elektronik ortamda ilan zorunluluğunun yerine getirilip getirilmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Uyuşmazlığın çözümü için yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. 16. Hacizli veya ipotekli taşınmazlar, satış talebi üzerine yalnız açık artırma yolu ile satılır. Burada söz konusu olan İcra ve İflas Kanunu’na göre yapılan cebri açık artırma ile satıştır. Açık artırma yolu satış, yeri, zamanı ve koşulları önceden belirlenerek, hazır olanlar arasından en yüksek bedeli öneren ile yapılan satıştır (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 642). 17. Cebri açık artırma hazırlık dönemi içinde satış (artırma) için gerekli bütün hazırlık işlemleri yapılır. Bu işlemler artırmanın ilanı, artırma şartnamesinin düzenlenmesi ve mükellefiyetlerin tespitidir. Satış talebini alan icra dairesi, bir taraftan artırmanın şartlarını tespit ederken, diğer taraftan artırmayı ilân eder (İİK m. 126-127) (Kuru, s. 644). 18. Satış istemi üzerine, icra memuru artırmanın açık ve genel olmasını sağlamak, artırma şartnamesinin hazırlanmasında gerekli olabilecek bilgileri elde edebilmek için artırma gününden en az bir ay önce satış (artırma) ilanı yapar (İİK m. 126/1) (Arslan, Ramazan: İcra İflas Hukukunda İhale ve İhalenin feshi, Ankara 1984, s. 45-46). 19. İcra ve İflas Kanunu’nun şikâyete konu ihalenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 126. maddesinin 1. fıkrası “Satış, açık artırma ile yapılır. Birinci ve ikinci ihalenin yapılacağı yer, gün ve saat önceden ilan edilir.” düzenlemesini, 4. fıkrası “Açık artırmaya elektronik ortamda teklif verme yoluyla başlanır. Elektronik ortamda teklif verme, birinci ihale tarihinden yirmi gün önce başlar, ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer; ikinci ihalede ise elektronik ortamda teklif verme birinci ihaleden sonraki beşinci gün başlar, en az yirmi gün sonrası için belirlenecek ikinci ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer. Elektronik ortamda verilecek teklifler haczedilen malın tahmin edilen kıymetinin yüzde ellisinden az olamaz; teklif vermeden önce, haczedilen malın tahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde teminat gösterilmesi zorunludur.” düzenlemesini içermektedir. 20. İcra ve İflas Kanunu’nun şikâyete konu ihalenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 126. maddesinin son fıkrasının atfı ile taşınmazın satış ilanı hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun’un 114. maddesinin 2. fıkrası “İlanın şekli, artırmanın tarzı, yer ve günü ve gazete ile yapılıp yapılmıyacağı icra memurluğunca alakadarların menfaatlerine en muvafık geleni nazarı dikkate alınarak tayin olunur…” şeklinde, 3. fıkrası ise; “…satış ilanı elektronik ortamda da yapılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Satış ilanının elektronik ortamda yapılması ilkesi, Kanun’un emredici hükmü olup, bu hususun ihlal edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebi olduğundan mahkemece re’sen dikkate alınmalıdır. Satış ilanının elektronik ortamda yapılması icra müdürlüğünün takdirine bırakılmış bir husus olmayıp yasal bir zorunluluktur. 21. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin şikâyete konu ihalenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan “Taşınmazın açık artırma şartnamesi ve tutanağı” başlıklı 49. maddesi “…şartnamenin açık bulundurulduğu ilk gün, birinci ve ikinci artırma gün ve saatleri ile her iki artırma için elektronik ortamda teklif vermenin başlayacağı ve sona ereceği gün, …ve diğer gerekli bilgiler yazılır. Şartname, icra müdürü tarafından tarih atılarak imzalanır ve mühürlenir. Elektronik ortamda verilen en yüksek teklif, ihalede artırılan miktar, artıranların ad ve soyadı, ihalenin sonucu, ihalenin kime ve ne suretle yapıldığı tutanağa yazılır. Tutanak, satışı yapan memur ile tellâl ve alıcı tarafından imzalanır ve mühürlenir. İhalenin elektronik ortamda verilen en yüksek teklifte kalması durumunda tutanakta alıcının imzası aranmaz.” şeklinde, “Taşınmazın açık artırma ilanı” başlıklı 50. maddesi ise; “İlânda; …b) Artırmanın yapılacağı yer, gün ve saat, her iki artırma için elektronik ortamda teklif vermenin başlayacağı gün, c) Artırma şartnamesinin hangi tarihten itibaren herkes tarafından görülebileceği, d) Kararlaştırılan zamanda artırma bedeli takdir edilen kıymetin yüzde ellisini bulmadığında, artırmanın en az yirmi gün sonrası aynı yer ve saatte taşınmazın en çok artırana ihale edileceği, e) İkinci artırmanın yapılacağı yer, gün ve saat, …yazılır. Taşınmazın açık artırma ilânı, icra müdürü tarafından imzalanır ve mühürlenir. Bu ilan elektronik ortamda da yapılır, ancak elektronik ortamda yapılan ilanda imza ve mühür aranmaz. Birinci fıkranın (f) bendindeki ihtar irtifak hakkı sahiplerine de yapılır. Ayrıca 48 inci maddedeki satış ilânına ilişkin kayıtlar burada da uygulanır…” şeklindedir. 22. İcra ve İflas Kanunu’nun şikâyete konu ihalenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 129. maddesi ise; “Birinci ve ikinci ihale icra memuru tarafından, ilanda belirlenen yer, gün ve saatte, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden başlatılır. Taşınmaz üç defa bağırıldıktan sonra, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif de değerlendirilerek, en çok artırana ihale edilir. Şu kadar ki, artırma bedelinin malın tahmin edilen bedelinin yüzde ellisini bulması ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan diğer alacaklar o malla temin edilmişse bu suretle rüçhanı olan alacakların mecmuundan fazla olması ve bundan başka paraya çevirme ve paraların paylaştırılması masraflarını aşması gerekir. Birinci ihalede, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı miktara ulaşılmazsa satış icra memuru tarafından geri bırakılır. İkinci ihalede, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı şartlar gerçekleşmezse satış talebi düşer.” hükmünü içermektedir. 23. Bu düzenlemelere göre birinci ve ikinci açık artırmanın yapılacağı yer, gün ve saat önceden ilan edilir. Ayrıca satış ilanı elektronik ortamda da ilan edilir. Ancak satış elektronik ortamda değil, açık artırma ile yapılır. Satış ilanında açık artırmanın yapılacağı yer, gün ve saat, her iki artırma için elektronik ortamda teklif vermenin başlayacağı ve sona ereceği gün yazılır. Elektronik ortamda teklif verme, birinci açık artırma tarihinden yirmi gün önce başlar, ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer; ikinci açık artırma ise elektronik ortamda teklif verme birinci ihaleden sonraki beşinci gün başlar, en az yirmi gün sonrası için belirlenecek ikinci ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer. Elektronik ortamda verilecek teklifler taşınmazın tahmin edilen kıymetinin yüzde ellisinden az olamaz. Birinci ve ikinci açık artırma icra memuru tarafından, ilanda belirlenen yer, gün ve saatte, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden başlatılır. 24. Kanun ve Yönetmelik açık artırma şartnamesi ve tutanağı ile açık artırma ilanında açık artırmanın yapılacağı yer, gün ve saatin yazılması, elektronik ortamda teklif vermenin başlayacağı ve sona ereceği günün yazılması gerektiğini düzenlenmiştir. Elektronik ortamda teklif vermenin başlayacağı ve sona ereceği saatin ilan edilmesi gerektiğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. 25. İcra ve İflas Kanunu’nun 126. maddesinin 4. fıkrası uyarınca elektronik ortamda teklif verme, birinci ihale tarihinden yirmi gün önce başlar ve ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer; ikinci ihalede ise elektronik ortamda teklif verme birinci ihaleden sonraki beşinci gün başlar ve en az yirmi gün sonrası için belirlenecek ikinci ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer. Aynı Kanun’un 8/a maddesi uyarınca elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter. Elektronik işlemlerin Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi vasıtasıyla yapılmasına dair usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenlenir. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 16. maddesi uyarınca taraf veya vekilleri tarafından elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter. Elektronik ortamda yapılacak işlemlerin, ertesi güne sarkmaması açısından saat 00:00'a kadar tamamlanması zorunludur. “Tatil saati veya çalışma saati” kavramından farklı olarak yedi gün yirmi dört saat esasına göre çalışan UYAP sisteminin kullanılması hâlinde “gün sonu” kavramı ile sürenin gün sonunda biteceği kabul edilmiştir. Bu nedenle gün sonu saat 00.00 olup, elektronik ortamda gün sonuna kadar teklif verilebilir. 26. Somut olayda; icra müdürlüğünce Kocaeli ili, Başiskele ilçesi, Yeniköy Mah., 575 ada 1 parselde tapuya kayıtlı 1 nolu bağımsız bölümün açık artırma ile satışı için 17.03.2017 tarihinde satış kararı alınmıştır. Taşınmazın açık artırma şartnamesi ve tutanağında artırmanın yapılacağı yer, gün ve saat kısmında; “Birinci artırma 17.05.2017 günü saat 14:00-14:05, İkinci artırma 12.06.2017 günü saat 14:00-14:05, Elektronik ortamda teklif başlangıç ve bitiş tarihi kısmında; “Birinci artırma için 27.04.2017- 16.05.2017, İkinci artırma için 22.05.2017- 11.06.2017” olarak belirtilmiştir. Artırma şartları kısmının (C) bendi; “Tayin edin edilen zamanda artırmaya, elektronik ortamda esatis.uyap....tr adresinden verilen en yüksek teklif üzerinden başlanır. Üç defa bağrıldıktan sonra teklif olunan en yüksek bedel 110.851TL’yi geçmek şartıyla en çok artırılana ihale edilir…” (D) bendi de; “…Teklifler şifahen veya elektronik ortamda olur. Elektronik teklif verme birinci artırma gününden yirmi gün öncesinde başlar, birinci artırma gününden önceki gün sonunda sona erer. İkinci artırmaya elektronik ortamda teklif verme, birinci artırmadan sonraki beşinci gün başlar ve ikinci artırma gününden önceki gün sonunda biter…” şeklindedir. 27. Taşınmazın açık artırma ilanında ise; “1. Satış günü: 17.05.2017 günü 14:00-14:05 arası, 2. Satış günü: 12.06.2017 günü 14:00-14:05 arası” olarak yazılmıştır. Satış şartları kısmının (1) nolu bendi; “İhale açık artırma suretiyle yapılacaktır. Birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar esatis.uyap....tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada tahmin edilen değerin %50 sini ve rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmek şartı ile ihale olunur. Birinci artırmada istekli bulunmadığı takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan sonraki beşinci günden, ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verilebilecektir...” şeklinde (8) nolu bendi ise; “Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları, başkaca bilgi almak isteyenlerin 2016/7590 Esas sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları ilan olunur.” şeklindedir. 28. Dosya kapsamında bulunan E-satış portal ihale yayın bilgisi raporuna göre ilanın yayına girme tarihi 28.03.2017 saat 16:19:51, yayından kalkma tarihi ise 17.05.2017 saat 15:20:37’dir. İnternet üzerinden verilen teklifleri gösteren raporun incelenmesinde; üç farklı kişinin elektronik ortamda toplamda onbir kez teklif verdiği, ilk kez 16.05.2017 tarihinde saat 18:32:38’de 111.000TL teklif verildiği, 16.05.2017 tarihinde saat 23:59:56’da 155.000TL miktarlı en yüksek teklifin verildiği görülmüştür. İcra müdürü tarafından elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden, 17.05.2017 tarihinde saat 14:00’da başlatılan birinci açık artırma 155.200TL teklif ile başlatılmıştır. 205.702TL muhammen bedelli taşınmaz birinci artırmada saat 14:06’da 155.500TL bedelle en çok artıran üçüncü kişi ...’na ihale edilmiştir. 29. Şu hâle göre, taşınmazın açık artırma ilanının satış şartları kısmının (1) nolu bendinde elektronik ortamda teklif vermenin şartları belirtilmiş olup, (8) nolu bendinde ise taşınmazın açık artırma şartnamesine atıf yapılmıştır. Taşınmazın açık artırma şartnamesi ve tutanağında ise elektronik ortamda teklif başlangıç ve bitiş tarihleri açıkça belirtilerek, artırma şartları kısmında birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar esatis.uyap....tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebileceği belirtilmiştir. Elektronik ortamda teklif verme başlangıç tarihinin gün olarak belirlenmiş olması tekliflerin gün başı verilebileceği anlamını taşır. Somut olayda elektronik ortamda ilk gün teklif verme hususunda bir sorun yaşandığı da iddia edilmemiştir. Elektronik ortamda ilan zorunluluğu İİK’ya göre usulüne uygun olarak yerine getirilmiştir. Nitekim bu ilan üzerine elektronik ortamda ihaleye katılanların olduğu ve teklif verdikleri de görülmektedir. 30. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/2. maddesi uyarınca kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 22.06.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1279 E., 2019/1070 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu itiraz cebri müzayedelerde icra ve iflas muamelelerine nezaret eden makamlara ve diğer hallerde mahkemeye arz olunur." hükmünü taşımakta olup, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 281. maddesinde de benzer düzenlemeye yer verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1279 E.  ,  2019/1070 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.06.2012 tarih ve 2011/516 E., 2012/258 K. sayılı karar, davalı şirket vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 05.11.2013 tarih ve 2013/12031 E., 2013/15161 K. sayılı kararı ile; "...Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacı, kayden maliki olduğu 311 ada 3 parsel sayılı taşınmazın iflas idaresince ihâleye fesat karıştırılmak suretiyle davalıya satışının yapıldığını, satış kararının alınması ve ihâlenin hazırlanması aşamasında davalı ile işbirliği yapan iflâs idaresi görevlilerinin yolsuz işlemler ve belgelerde tahrifatlar yaptıklarını, satış bedelinin düşük olduğunu ileri sürüp, yolsuz tescil nedeniyle tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacı şirketin İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1982/1317 -1131 esas- karar sayılı ilâmı ile iflâsına ve iflasın aynı gün açılmasına karar verildiği, kararın 08.04.1983 tarihinde kesinleştiği, İstanbul 1. İflâs Dairesinin 1983/2 sayılı satış dosyası ile, davacı şirketin mallarının belirlenmesi ve alacaklıların kayıt işlemlerinin yapıldığı, çekişme konusu 311 ada 3 parsel sayılı taşınmazın alacaklı İş Bankasınca satışının talep edilmesi üzerine kıymet takdirleri yapılıp ilk iki satış işleminin İstanbul 3. ve 10. İcra Tetkik mercilerince ‘ihâleye fesat karıştırıldığı’, ‘ihâlenin usulüne uygun yapılmadığı’ gerekçesiyle iptaline karar verildiği, son olarak verilen satış kararı üzerine taşınmazın İstanbul 1. İflâs Dairesince ilk satış günü olan 17.07.2001 tarihinde davalı Tifaş Şirketine satıldığı, ihâlenin feshine dair davaların reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davanın reddine ilişkin olarak verilen karar; Dairece, "yolsuz tescil iddiasına dayalı olarak tarafların iddiaları ve savunmaları doğrultusunda tüm delillerin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, satış dosyasının incelenmesi ile davacı iddialarında yer alan, iflâs zabıt defterinde yapılan tahrifatın hileli davranış olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği üzerinde durulması, sıra cetveline itiraz davası devam ederken satış kararı alınmasının ihaleye katılımı azaltacağı, rekabetin sağlanmasının engelleneceği hususları göz önünde tutularak, tanık beyanlarının ve diğer iddiaların da irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi " gereğine değinen bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, Mahkemece, iflâs zabıt defterinde yapılan tahrifatın hileli davranış olarak kabulü gerektiği, ihâle neticesi davalıya yapılan tescilin yolsuz tescil olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, davacı tanıklarının, dava konusu taşınmazın satışını iflâs dairesinin iflas zabıt defterinden takip ettiklerini, ihale gününün iflâs zabıt defterinde değiştirilmiş olması nedeniyle ihâleye katılamadıklarını beyan etmişler ise de, ihâlenin yapıldığı 17.7.2001 tarihinin ve taşınmazın niteliklerinin gazetede ilân edildiği ve iflâs müdürlüğü divanhanesine asıldığı gözetildiğinde, ihâle alıcılarının, ihâle tarihinden, ihâle konusu taşınmazın nitelikleri ve muhammen değerinden haberdar olacakları açıktır. Öte yandan, iflâs idaresi görevlilerin haklarında açılan ceza ve disiplin soruşturmalarından aklandıklarına göre, kim tarafından ve ne zaman yapıldığı belli olmayan iflâs zabıt defterinde yapılan tahrifatın hileli davranış olarak değerlendirilemeyeceği, dava konusu taşınmazın davalı Şirket adına tescilini yolsuz hâle getirmeyeceği açıktır. Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir..." gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2494 sayılı Kanun ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip, dosyadaki bilgi ve belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Davacı vekili; 3 parsel sayılı taşınmazın davacı müflis şirkete aitken iflas idaresi tarafından davalıya ihale edildiğini, ancak ihaleye fesat karıştırılmak suretiyle gerçek değerinin 1/10'u oranındaki bedelle satıldığını, şirket ortaklarının ihalenin feshi için açtıkları davanın yetkili yönetim kurulunun olmaması ve süre nedenleriyle reddedildiğini, yetkili yönetim kurulu oluşturulduğundan tapu iptali ve tescil davası açma imkânının doğduğunu, diğer yandan dava konusu taşınmazın II. Abdülhamit tarafından İtalyan mimar ve mühendislerine inşa ettirildiğini, Beyoğlu'nda "Sanat ve Kültür Merkezi" olarak ilan edilen yerin 190 m2'lik 12 daireli ve altında 360 m2 bodrum ile 85 m2'lik panoramik manzarası olan, etrafı turistik ve kültürel kafelerle çevrili bir bina olduğunu, binanın tüm bu özelliklerine karşın satış ilanında "harap ve bakımsız" olduğunun belirtilerek talep kırıcı ifadelere yer verildiğini, iflas dosyasında müflis şirketin masa borcunun tespitinin yapılması üzerine masa alacaklarından olan T.C. Ziraat Bankasının aynı alacağının mükerrer yazıldığının anlaşıldığını ve İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesine müracaat edildiğini, bankanın kabulü ile 25 Milyar TL borcun silindiğini, adı geçen mahkeme kararının iflas idaresine 11.07.2001 tarihinde tebliğ edildiğini, müflis şirket ortaklarının masa borcunu ödeyip iflasın kaldırılması için kararın kesinleşmesini beklerken iflas idaresinin taşınmazın satışı için karar aldıklarını, fesat tertibinin de iflas idaresi, ihale alıcısı ve iflas dairesi müdüründen müteşekkil olup satışın bir plan dairesinde yapıldığını, iflas zabıt defterinin ilgililerden saklandığını, bu denli özellikleri olan taşınmazın satış ilanının magazin- bulmaca- spor içerikli gazete yerine büyük şehirlerde en az iki kez yapılması gerektiğini, ayrıca satış tarihleri üzerinde tahrifat yapılarak tarihlerin değiştirildiğini, ilk ihalenin 24.07.2001, ikincisinin ise 03.08.2001 tarihinde yapılmasına karar verildiği halde ilk ihale günü giden alıcıların taşınmazın 17.07.2001 tarihli ihalede satıldığını öğrendiklerini, iflas zabıt defterini incelediklerinde daha önce yazılmış olan tarihlerin tahrif edildiğini gördüklerini, olayın ihale tarihinin öne alınması niteliğinde olduğunu, yine ihalenin peşin para ile yapılmasına karar verildiği halde bunun da üzerinin çizilerek uzun taksitlerle davalıya ihalesinin amaçlandığını, taşınmazın en son ve kesin imar durumu sorulmadığı gibi sit alanı içinde olmasına rağmen sözde 12.50 m irtifa tanındığı ve arsanın bölünerek iki ayrı inşaata izin verilmiş gibi gösterildiğini, hem tarihi hem de muhkem olan taşınmazın yıkıma meyyalmiş gibi gösterilerek taliplilerin kaçırıldığını, yıllar önce Beyoğlu Belediyesince verilen ve üzerinde "tehlikeli bina" ibaresi bulunan yazının anılan yazıdaki tamir ve tadilatlar yapıldığı halde talipleri korkutmak amacıyla iyi giyimli kişiler tarafından ihaleden hemen önce dağıtıldığını, bu durumun iflas idaresince örtbas edildiğini ve sonuçta iflas idaresi, iflas dairesi müdürü ve ihale alıcısının iş ve el birliğiyle taşınmazın çok düşük bir bedelle ele geçirildiğini, fesadı geç öğrenen ilgililer tarafından açılan ihalenin feshi davalarının tamamının da esasa girilmeden süre yönünden reddedildiğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile davacı adına tescilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; taşınmazın iflas masasından satın alındığını, cebri icranın bir tescilsiz iktisap hali olduğunu, yolsuz tescil iddiasında bulunabilmek için tescilsiz iktisap sebebinin ortadan kalkması yani ihalenin feshedilmesi gerektiğini, oysa ki hem davacı hemdi üçüncü kişiler tarafından açılan ihalenin feshi davalarının reddedildiğini, artık bu dava kapsamında ihalenin usul ve yasaya uygun olup olmadığını tetkik etme imkanının bulunmadığını, neticede tescilsiz iktisap sebebi hukuken ayakta iken bu davanın dinlenmesinin mümkün olmadığını, davacı şirket ortaklarının bu güne kadar hukuki ve cezai yönden yaptıkları tüm itirazların da reddedildiğini, iflasın kapanmasını 22 yıl boyunca sürüncemede bırakan davacı tarafın yıllardır dava konusu taşınmazdan haksız bir gelir elde ettiğini, bu durumun sona ermesi üzerine kötü niyetli olarak eldeki davanın açıldığını, iddiaların tamamının da mesnetsiz olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Ferî müdahiller (iflas idaresi memurları) Av. ..., Av. ... ve Av. ... birlikte sundukları dilekçede; davacının kişilik haklarını zedeler nitelikteki iddialarının gerçek dışı olduğunu, müflis şirketin 31.03.2000 tarihinde iflasın kaldırılacağına dair talepte bulunması üzerine masaya kayıtlı alacakların tespiti için bilirkişiden rapor alındığını, tespit edilen alacakların ödenmesi için yapılan tebligata rağmen müflis şirketin hiçbir işlem yapmadığını, böyle olunca taşınmazın pazarlıkla ve vadeli olarak satışına dair 1983 yılında alınan karara göre yapılacak satışın masanın zararına olacağı düşünüldüğünden bu konuda bir karar vermek üzere alacaklıların fevkalade toplantıya çağrıldığını ve satışın ihale ile yapılmasına karar verildiğini, davacı şirketin asıl olarak 1983 yılından bu yana alacakların ekonomik sebeplerle erimesini amaçladığını ve bu amaç doğrultusunda tasfiyeyi sürüncemede bıraktığını, bu amacına büyük oranda ulaştığı gibi bunca yıldır taşınmazı kullanıp semerelerinden de yararlandığını, iflas idaresi tarafından yapılan tüm işlemlerin usul ve kanuna uygun olduğunu, bu hususun icra mahkemelerince verilen kararlarla kesinleştiğini, ihalenin feshi davalarının da reddedilerek kesinleştiğini, ihale gününün değiştirildiği iddiası yönünden ise ihale gününün tespitinden sonra çeşitli ilan ve tebligatların yapıldığını, yapılan bu işlemlerde hiçbir çelişki bulunmadığı gibi davacının bu iddiasını açtığı ihalenin feshi davalarında ileri sürmediğini, şimdi ise iflas idare memurlarınca tespit edilen satış günlerinin aynı gün içinde ve takip eden hiçbir işlem yapılmadan İflas Müdürlüğünün iş takvimine uygun hâle getirilmek için yapılan değişikliği kullanmaya çalıştığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir. Yerel mahkemece, davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen ilk karar, Özel Dairece; eldeki davanın açıldığı tarihte davayı açan yönetim kurulu usulüne uygun biçimde oluşturulmamış ise de yargılama devam ederken açılan 2005/1050 E. sayılı dosyada verilen genel kurul toplantısına izin kararının kesinleştiği ve bu karara dayanılarak oluşturulan yönetim kurulunun davaya icazet verdiği belirtilerek, davanın esasına ilişkin bir karar verilmek üzere bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda; dava konusu taşınmazın İstanbul 1. İflas Müdürlüğünün 1983/2 E. sayılı dosyasında yapılan ihale ile satışa çıkarıldığı, satış ilanının usulüne uygun olarak gazete ile yapıldığı, ilanda birinci açık artırmanın 17.07.2001 Salı günü, ikinci açık artırmanın ise 27.07.2001 Cuma günü yapılacağının belirtildiği,17.07.2001 günü yapılan açık artırmada taşınmazın 265.000.000.000TL bedelle davalı şirkete ihale olunduğu, ihalenin kesinleşmesi üzerine de taşınmazın davalı şirket adına tescil edildiği, ihaleden sonra davacı müflis şirket ve diğer ilgililer tarafından açılan ihalenin feshi davalarının reddedildiği ve kararların kesinleştiği, ihale bedelinin süresinde iflas dosyasına depo edildiği, dinlenen tanık beyanlarının da davalının kötü niyetini göstermeye yeterli olmadığı ve dosyada yolsuz tescile ilişkin yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince temyizi üzerine Özel Dairece; ihalenin feshi isteklerinin reddedilmiş olmasının temelde yolsuz tescil nedenini ortadan kaldırmayacağı, davadaki iddianın da yolsuz tescil hukuksal nedenine ilişkin olduğu ve bu tür davaların mülkiyet hakkına dayalı olarak her zaman açılabileceği belirtildikten sonra, mahkemece tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tüm delillerin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, satış dosyasının incelenmesi ile davacı iddialarında yer alan iflas zabıt defterinde yapılan tahrifatın hileli davranış olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği üzerinde durulması, sıra cetveline itiraz davası devam ederken satış kararı alınmasının da ihaleye katılımı azaltacağı, rekabetin sağlanmasını engelleyeceği göz önünde tutularak, tanık beyanları ve diğer iddiaların irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi için karar bozulmuştur. Yerel mahkemece; bu ikinci bozma kararına da uyulmuş ve iflas zabıt defteri ile tüm dosya kapsamının incelenip değerlendirilmesi sonucunda, bozma ilamında belirtilen gerekçelerle iflas zabıt defterinde yapılan tahrifatın hileli davranış olarak kabul edildiği ve davalı adına yapılan tescilin yolsuz tescil niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davalı vekilince temyiz edilmiş, Özel Dairece; yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 24.03.2011 tarihli ve 2011/401 E.,2011/3428 K. sayılı bozma ilamında belirtilen hususların yeniden yapılan yargılama sonucunda tekrar değerlendirildiği ve davanın kabulüne karar verildiği, tanık beyanları da dikkate alındığında iflas zabıt defterindeki satış tarihlerinde tahrifat ile değiştirilen yeni tarihte satış yapılmasının hileli davranış olduğu, sıra cetveline itiraz davası devam ederken satış kararı alınmasının da ihaleye katılımı azaltacağı, rekabetin sağlanmasını engelleyeceği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekilince temyize getirilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iflas zabıt defterinde yapılan tahrifatın hileli davranış olarak kabul edilip edilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre dava konusu taşınmazın davalı şirket adına tescilinin yolsuz tescil niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde bir kısım üyeler tarafından, somut olayda gerek davacı şirket, gerek şirket ortağı ve gerekse ilgili üçüncü kişiler tarafından yapılan çok sayıdaki ihalenin feshi istemlerinin reddedilerek kesinleşmesi ve böylece tescilin illetini oluşturan ihalenin hâlen ayakta olması, dava dilekçesinde de 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134. maddesinde sayılan ihalenin feshi sebepleri dışında başkaca bir yolsuz tescil sebebinin ileri sürülmemiş olması karşısında, işlem temeli ortadan kalkmadıkça tapu iptal ve tescil davası açmak suretiyle hak düşürücü süreye bağlı olan ihalenin feshi sebeplerinin yeniden yargı önüne getirilemeyeceği, böyle bir durumun hem görev kurallarına hem de kesin hükme aykırı olacağı ve salt bu nedenle davanın reddi gerekeceğinden direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürüldüğünden, öncelikle süre yönünden reddedilen ve kesinleşmiş olan ihalenin feshi istemlerinin eldeki yolsuz tescile dayalı tapu iptali ve tescil davası bakımından maddi anlamda kesin hüküm teşkil edip etmeyeceği, dolayısıyla bu davada ileri sürülen nedenlerin incelenmesine engel olup olmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun (İİK) 134. maddesi; "İcra dairesi tarafından taşınmaz kendisine ihale edilen alıcı o taşınmazın mülkiyetini iktisap etmiş olur. İhale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği icra dairesi tarafından kararlaştırılır. İhalenin feshini, Borçlar Kanununun 226 ncı maddesinde yazılı sebepler de dâhil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikâyet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler.İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir. İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesi talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapar ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı verir. Talebin reddine karar verilmesi hâlinde icra mahkemesi davacıyı feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Ancak işin esasına girilmemesi nedeniyle talebin reddi hâlinde para cezasına hükmolunamaz. 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan konut finansmanından kaynaklanan alacaklar ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının rehinle temin edilmiş alacaklarının takibinde, ikinci fıkrada yer alan oran yüzde yirmi olarak uygulanır. İhalenin feshine ilişkin şikâyet görevsiz veya yetkisiz icra mahkemesi veya mahkemeye yapılırsa, icra mahkemesi veya mahkeme evrak üzerinde inceleme yaparak başvuru tarihinden itibaren en geç on gün içinde görevsizlik veya yetkisizlik kararı verir. Bu kararlar kesindir. Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağına mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130 uncu maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar. İcra müdürü, ödenen ihale bedeli ile ilgili olarak, ihalenin feshine yönelik şikayet sonucunda verilecek karar kesinleşinceye kadar para bankalarda nemalandırılır. İhalenin feshine ilişkin şikayetin kabulüne veya reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine, ihale bedeli nemaları ile birlikte hak sahiplerine ödenir. İhale kesinleşmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmez. Satış ilanı tebliğ edilmemiş veya satılan malın esaslı vasıflarındaki hataya veya ihalede fesada bilahare vakıf olunmuşsa şikayet müddeti ıttıla tarihinden başlar. Şu kadar ki, bu müddet ihaleden itibaren bir seneyi geçemez. İhalenin feshini şikayet yolu ile talep eden ilgili, vaki yolsuzluk neticesinde kendi menfaatlerinin muhtel olduğunu ispata mecburdur. Tescil için tapu idaresine yapılacak tebligat, şikayet için muayyen müddetin geçmesinden veya şikayet edilmişse şikayeti neticelendiren kararın kesinleşmesinden sonra yapılır." hükmünü taşımaktadır. İhalenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun (BK) "Müzayedenin Butlanı" başlıklı 226. maddesi ise; "Kanuna veya ahlaka (adaba) mugayir tertibatla müzayedeye fesat karıştırılmış ise her alakadar tarafından on gün zarfında itiraz edilebilir. Bu itiraz cebri müzayedelerde icra ve iflas muamelelerine nezaret eden makamlara ve diğer hallerde mahkemeye arz olunur." hükmünü taşımakta olup, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 281. maddesinde de benzer düzenlemeye yer verilmiştir. Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere, 818 sayılı BK'nın 226. maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere ihalenin feshi, yalnız icra mahkemesinden şikayet yoluyla ve ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde istenebilir. Diğer yandan, icra mahkemelerinde uygulanacak yargılama usulü İİK'nın 18. maddesinde düzenlenmiş ve birinci fıkrasında icra mahkemesine arz edilen hususların ivedi işlerden sayılacağı ve bu işlerde basit yargılama usulünün uygulanacağı belirtilmiştir. İcra mahkemeleri dar yetkili yargı yerleri olup, genel olarak icra ve iflas takibi sırasında doğan uyuşmazlıkları biçimsel olarak incelemeye ve karar vermeye yetkilidir. Genel mahkemeler gibi geniş yetkili bir mahkeme değildir. Bu sınırlandırılmış yetkisinden ötürü icra mahkemelerinin kararları kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Mahkemenin takip hukukuna ilişkin kararları sadece yürütülen takip konusu bakımından tarafları bağlamakta ve sadece takip hukuku bakımından kesin hüküm yaratmaktadır. Öğretide, ihalenin feshine ilişkin icra mahkemesi kararlarının bunun istisnasını oluşturduğu ve maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceği yönünde görüşler olduğu gibi farklı görüşler de bulunmaktadır. Davaya konu taşınmazla ilgili olarak yapılan ihalenin feshi istemleri icra mahkemesince taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlık irdelenmeksizin, süre yönünden değerlendirme yapılıp karara bağlanmıştır. Yukarıya aynen aktarılan hükümlerde açıklandığı gibi ihalenin feshi ancak satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler tarafından şikâyet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde istenebilmekte; ilgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilmekte; ayrıca "Kanuna veya ahlaka (adaba) mugayir tertibatla müzayedeye fesat karıştırılması" da bu şikâyete konu olabilmektedir. Bu talepler tümüyle ihalenin hazırlık ve gerçekleşme aşamasındaki işlemlere yönelik olup, diğer iradi ve şekli sakatlıkların incelenmesini kapsamamaktadır. Buradaki talep hukuki nitelikçe şikâyettir; şikâyet de bir dava olmadığına göre diğer davalar yönünden kesin hüküm teşkil etmesi düşünülemez. Hemen belirtilmelidir ki, taşınmazının usulsüz takip ve buna bağlı olarak yapılan ihale ile elinden çıktığını iddia eden tarafın başvuracağı yollardan birisi yukarıda açıklanan şekilde ihalenin feshi şikâyetini yapmaktır. Ancak, bunun yanında ihale sonucu edinilen mülkiyete dayalı tescilin yolsuz olduğunu ileri sürerek, tapu iptal ve tescil davası açmasına da yasal bir engel bulunmamaktadır Bu iki talep ve davanın nitelikleri, açılma zamanları, amaçları, hukuki dayanakları, yargılama yöntemleri ve kurulacak hükümleri birbirinden farklıdır. İhalenin feshi, daha çok icra hukuku prensipleri ve şikâyet prosedürü içinde, daha şekle dayalı, inceleme ve araştırma alanı daha kısıtlı ve ihalenin şeklen denetimi şeklinde gerçekleşmekte iken; yolsuz tescile dayalı iptal ve tescil davasında izlenecek yol bu kadar sınırlı olmayacak; takibe esas teşkil eden borç ilişkisinin doğru olup olmadığı, buna dayalı takibin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı, ihale hazırlığı ve ihale anına kadar ve ayrıca ihale aşamasındaki tüm işlemlerde davalıların usul ve yasaya aykırı bir katkılarının bulunup bulunmadığı da araştırılacaktır. Açıklanan bu düzenlemeler, icra hukuku ile sınırlı ve basit yargılamayı ve ihalenin hazırlanış ve ifası ile sonuçlandırması sırasında vuku bulan icra mahkemesinden şikâyet yolu ile istenebilen fesihleri tanımlamaktadır. Bu çerçevede kalan bir soruşturma ve değerlendirmenin, mülkiyet hakkının illetini teşkil eden nedenin varlığına ya da yokluğuna delalet edemeyeceği kuşkusuzdur. Türk hukuk sisteminde, tapu kayıtlarının oluşumunda illilik prensibi esastır. İhalenin feshi isteğinin reddedilmiş olması keyfiyeti, temelde yolsuz tescil nedenini ortadan kaldırmaz. Bu tür davaların mülkiyet hakkına dayalı olarak her zaman açılabileceği kuşkusuzdur. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 01.06.2011 tarih ve 2011/1-321 E., 2011/382 K. sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmış olup, yapılan görüşmeler sırasında tüm bu olgular gözetilmiş ve aynı sonuca oy çokluğu ile varılmıştır. Uyuşmazlık konusuna gelindiğinde ise "yolsuz tescil" kavramının açıklanmasında yarar vardır. Uygulama ve öğretide, eşya üzerinde en geniş yetkiler sağlayan "ayni hak" şeklinde tanımlanan mülkiyet hakkının kazanılması, kural olarak tapu kütüğüne tescil ile mümkündür. Nitekim, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) "Taşınmaz Mülkiyetinin Kazanılması" kenar başlıklı 705. maddesinin birinci fıkrasında "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur" hükmüne yer verilmiş, tescilin sonuçlarının düzenlendiği 1022. maddesinde de ayni hakların tescille doğacağı hüküm altına alınmıştır. Taşınmaz mülkiyeti kural olarak tescille kazanılmakta ise de mülkiyetin tescilden önce kazanıldığı hâller TMK'nın 705. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiş ve bu durumlar arasında cebri icra da sayılmıştır. Anılan hüküm ve İİK'nın 134. maddesi uyarınca cebri icrada taşınmaz mülkiyeti tescille değil, ihale anında kazanılmaktadır (Tescilsiz kazanma). Ayni haklar tescille doğmakta beraber, tescilin ayni bir hüküm ve sonuç meydana getirmesi için geçerli bir hukuki sebebe dayanması gerekir. Çünkü, az yukarıda belirtildiği gibi hukuk sistemimizde tapu kayıtlarının oluşumunda "illilik" diğer bir anlatımla "sebebe bağlılık" prensibi esas alındığından bu prensip uyarınca tescilin geçerli ve haklı bir sebebe dayanması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu husus TMK'nın 1024. maddesinin ikinci fıkrasında "Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur" şeklinde açıklanmıştır. Yasa maddesindeki bu tanımdan anlaşılacağı üzere gerçek hak durumuna uymayan tescil, yolsuz tescildir. Yolsuz tescil durumu, tescilin kurucu unsurlarından biri veya bir kaçının eksik olması nedeniyle başlangıçtan itibaren söz konusu olabileceği gibi sakat bir terkin veya tadil yüzünden sonradan da oluşabilir. Belirtilmelidir ki yolsuz tescil bir üst kavramdır. Tapu kütüğünde yapılan tescil veya terkin işlemleri geçerli bir hukuki sebebe dayanmıyorsa veya tasarrufta bulunan kişi tasarruf yetkisine sahip değilse ya da bir ayni hak sicil dışı (tescilden önce) kazanılmış ve fakat tapuda açıklayıcı tescil yapılmamışsa, taşınmaz üzerindeki ayni hakların gerçek durumu ile tapu sicilindeki kayıtlar birbirine uymaz. İşte bu gibi durumlarda tescil işlemi gerçek malik ve gerçek hakkın kapsamını göstermez. Bu tür bir tescil yolsuzluğu nedeniyle sonuç doğurmaz ve ayni hakkı zedelenen kişi TMK'nın 1025. maddesine dayanarak tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. Somut olayda, davalı adına oluşan sicil kaydının hukuki dayanağı cebri icra ihalesidir. Davacı şirketin kendi başvurusu üzerine İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 31.12.1982 tarih ve 1982/1317 E., 1982/1131 K. sayılı hükümle iflasına karar verilmiş ve İstanbul 1. İflas Dairesinin 1983/2 sayılı dosyasında iflas açılarak tasfiye işlemlerine başlanılmış, dava konusu taşınmaz da 17.07.2001 tarihinde yapılan açık artırmada davalı şirkete ihale edilmiştir. Dava dilekçesinde, İİK'nın 134. maddesindeki ihalenin feshi nedenleri yanında ilgili iflas müdürü ile iflas idaresi memurlarının görevlerini kötüye kullanarak iflas zabıt defterindeki ihale tarihlerini değiştirdikleri, böyle olunca ihale günlerini zabıt defterinden takip eden alıcıların ihaleye katılamadığı, tek alıcı olarak fesat tertibi içerisinde yer aldığı iddia edilen davalının katıldığı ileri sürülmüştür. İİK'nın 223. maddesindeki düzenleme uyarınca iflasın tasfiyesi, iflas dairesince iflas idaresine havale olunur. İflas idaresi ise üç kişiden oluşur ve iflas dairesinin denetimi altındadır. İflas idaresinin görevi, iflas masasını idare ve tasfiye etmektir. Dolayısıyla, görevi iflasın kapanmasına kadar devam eder. Masanın kanuni mümessili iflas idaresidir. İdare masanın menfaatlerini gözetmek ve tasfiyeyi yapmakla mükelleftir (İİK. m. 226/1). İflas idaresi kararlarını çoğunlukla alır ve yaptığı bütün işlemler ile kendisine yapılan talep ve beyanlar hakkında tutanak düzenlemek zorundadır. Ayrıca, iflas idaresini teşkil edenler kusurlarından ileri gelen zarardan sorumlu oldukları gibi Türk Ceza Kanunu uygulanmasında da memur sayılırlar. Masaya ait mallar iflas idaresi marifetiyle açık artırma yahut alacaklılar karar verirlerse pazarlık suretiyle satılır (İİK. m. 241/1). Satış ilanında artırmanın yapılacağı yer, gün ve saat yazılır. Satılan taşınmaz ise ilan en aşağı bir ay evvel yapılır (İİK. m. 242). İcra ve İflas Kanunundaki bu yasal düzenlemeler kapsamında somut olay değerlendirildiğinde; iflas idaresi tarafından 22.05.2001 tarihinde masaya ait 3 parsel sayılı taşınmazın açık artırma ile satışı yönünde karar alınmış, ancak kararda ilk ihale tarihi 24.07.2001 iken 17.07.2001 olarak, ikinci ihale tarihi de 03.08.2001 iken 27.07.2001 olarak değiştirilmiştir. İflas idare memurları ise dosyaya sundukları dilekçede, bahsi geçen değişikliğin aynı gün içerisinde ve takip eden hiçbir işlem yapılmadan iflas dairesinin iş takvimine uygun hâle getirmek amacıyla yapıldığını belirtmişlerdir. Gerçekten de iflas zabıt defteri incelendiğinde, 22.05.2001 tarihli satış kararından çok kısa bir süre sonra iflas müdürünün imzası ile 28.05.2001 tarihli satış ilanının düzenlendiği ve aynı gün herkesin görebilmesi için divanhaneye asıldığı anlaşılmaktadır. Satış ilanı da 06.06.2001 tarihli gazetede yayımlanmış olup, ilanda yazılı satış tarihleri ile düzeltilen satış tarihleri aynıdır. O hâlde, Kanunun öngördüğü asgari süreye uygun olarak yapılan ilanlar ile birinci ve ikinci satış tarihlerinin tüm alıcılar tarafından, bu arada satış tarihlerini iflas dosyasından takip etmekte olan kişiler varsa onlar tarafından da öğrenileceği açıktır. Bunun gibi taşınmazın bilirkişi raporuyla tespit edilen nitelikleri ve muhammen bedelini de öğrenmiş olacaklardır. Diğer taraftan, tescile esas ihale işlemleri nedeniyle iflas dairesi müdürü ve iflas idare memurları hakkında davacı şirket tarafından çeşitli tarihlerde suç duyurusunda bulunulmuş olup, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/67871 Hz. sayılı dosyasında iflas idare memurlarından Av. ... hakkında 24.01.2001 tarihli dilekçe ile yapılan suç duyurusu nedeniyle adı geçenin suç teşkil edecek bir eylemine rastlanmadığı gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı yapılan itiraz da Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir. Yine, adı geçen memurun görevinden alınması yönünde icra mahkemesine yapılan şikâyette, şikâyetçinin taşınmazın satışını önlemek amacıyla yoğun bir çaba içerisinde olduğu, şikâyetinin de kişisel çekişmeden kaynaklanan zan ve şüpheye dayalı olduğu gerekçesiyle 11.12.2001 tarihli kararla reddedilmiştir. İstanbul Cum
12. Hukuk Dairesi, 2015/12658 E., 2015/18606 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 281.) maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikayet yolu ile ihale tari
12. Hukuk Dairesi         2015/12658 E.  ,  2015/18606 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Borçlu 15.07.2014 tarihinde icra mahkemesine başvurusunda sair iddialarının yanı sıra, kendisine yapılan satış ilanı tebliğ işleminin usulüne uygun olmadığını ileri sürerek 30.06.2014 tarihinde yapılan ihalenin feshini talep etmiş, mahkemece istemin reddi ile borçlu aleyhine para cezasına hükmedilmiştir. İİK'nun 134/2. maddesi uyarınca; "ihalenin feshini, Borçlar Kanunu'nun 226. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 281.) maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikayet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler." Aynı maddenin 6. fıkrasına göre ise; "satış ilanı tebliğ edilmemiş veya satılan malın esaslı vasıflarındaki hataya veya ihalede fesada bilahare vakıf olunmuşsa şikayet müddeti ıttıla tarihinden başlar. Şu kadar ki, bu müddet ihaleden itibaren bir seneyi geçemez." Somut olayda taşınmazın ihalesi 30.06.2014 tarihinde yapılmış olup, ihalenin feshi istemi 7 günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra, 15.07.2014 tarihinde ileri sürülmüştür. Mahkemece borçluya satış ilanı tebligatının usulüne uygun olarak yapıldığı kabul edildiğine ve şikayetçinin ihalenin feshi talebinde fesat iddiası da bulunmadığına göre istemin süreden reddi gerekir. Bu durumda işin esasına girilmediğinden %10 para cezasına hükmedilmesi isabetsiz ise de, anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm düzeltilerek onanmalıdır. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 24.12.2014 tarih ve 2014/590 E., 2014/895 K. sayılı kararının hüküm bölümünün 2. paragrafında yer alan “Taşınmazın 30/06/2014 tarihli satışta 107.100 TL'ye ihale edildiği anlaşıldığından %10'u olan 10.710 TL para cezasının davacı yandan tahsiline” cümlesinin silinerek karar metninden çıkarılmasına, kararın düzeltilmiş bu şekliyle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), mahkeme kararı düzeltilerek onandığından harç alınmasına yer olmadığına, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/06/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.