Türk Borçlar Kanunu 371. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 371- Kiracının ölümü hâlinde, onun mirasçıları ve kiraya veren, altı aylık yasal fesih bildirim sürelerine uymak koşuluyla, sözleşmeyi feshedebilirler.
II. Sona ermenin sonuçları
1. Geri verme
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
11 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2023/1650 E., 2024/2091 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
Mirastan feragat sözleşmesi, feragat eden açısından sağlar arası bir işlem sayıldığından; feragat edenin irade sakatlığı sebebiyle iptal hakkı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 30 ve devamı hükümlerine tâbidir. 3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
7. Hukuk Dairesi 2023/1650 E. , 2024/2091 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/603 E., 2022/2632 K.
DAVA TARİHİ : 16.10.2018
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/561 E., 2020/300 K.
Taraflar arasındaki ivazlı mirastan feragat sözleşmesinin hata ve hile nedenleriyle iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 25.10.2017 tarihinde ölen tarafların ortak murisi ile davacının 20.10.2015'te noterde mirastan ivazlı feragat sözleşmesi akdettiklerini, müvekkilinin sözleşmede ivaz olarak gösterilen 760.000TL'yi almadığını, murisin farklı tarih ve miktarlarda "mirastan feragat karşılığında" açıklamasıyla bankadan müvekkiline paralar gönderdiğini, murisin geri istemesi üzerine müvekkilinin davalı ...'a paraları iade ettiğini, havale açıklamalarındaki "mirastan feragat karşılığında" ibarelerine hiç dikkat etmediğini, bu ibareleri ancak ayrıntılı hesap dökümünü temin ettiği tarih olan 04.10.2018'de fark ettiğini, davalı ve murisin bu şekilde müvekkilini kandırdıklarını, bu hususta davalı ...'a yemin teklif etmek istediklerini, ayrıca davacının murisin işlerinin kötü gitmesi nedeniyle kendisini koruduğunu zannederek hataya düştüğünü ve bu hata sonucunda mirastan feragat sözleşmesini akdettiğini, murisin ölümünden sonra ise terekenin düşündüğünden çok daha fazla olduğunu öğrendiğini, ivazlar arasında aşırı oransızlık olduğunu, müvekkilinin çeşitli söz ve işlemlerle kandırılarak mirastan çıkarıldığını, açıklandığı üzere ivazı alma hususunda ve terekenin miktarına ilişkin olarak müvekkilinin hem kandırıldığını, hem de hataya düşürüldüğünü, mirasçılık hakkının olmadığını ve kandırıldığı hususlara ilişkin gerçekleri murisin ölümünden sonra öğrendiğini ileri sürerek mirastan feragat sözleşmesinin hata ve hile nedenleriyle iptalini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın esastan ve hak düşürücü süreden reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki belge ve banka hesapları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde mirastan feragat sözleşmesi nedeniyle davacıya 1.041.427,20 TL ödendiğinin anlaşıldığı, davacının paraları davalı ...'a özgür iradesiyle gönderdiği, sözleşmenin tarafı olmayan davalı ...'a yemin teklifinin kabul edilemeyeceği, sonuç olarak hata ve hilenin ispatlanamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili, mirastan feragat sözleşmesinden önce murisin hediye maksadıyla davacıya bir ev ve bir araba aldığını, bunların dışında davacıya başka hiçbir kazandırma yapılmadığını, davacının banka havalelerindeki "mirastan feragat bedeli" açıklamalarına hiç dikkat etmediğini, zaten gönderilen paraların elden/banka aracılığıyla murise/ davalı ...'a iade edildiğini, kararda iadelerin özgür iradeye dayandığına değinilmişse de davacının kardeşine ve babasına güvenerek dekonta açıklama yazmayı düşünmemesinin aleyhe yorumlanamayacağını, davalı ...'un sözleşmenin imzalandığı noterde, davacıya alınan araba için gidilen galericide, davacıya imzalattırılan dekontta bizzat hazır olduğunu, ayrıca yaşlılığı nedeniyle internet bankacılığı kullanamayan murisin hesabından davacıya gönderilen paraların aslında davalı tarafından gönderildiğini, sonuç olarak tüm işlemlerin davalı ...'un kontrolünde yapıldığını, buna karşın sözleşmenin tarafı olmadığı gerekçesiyle davalı ...'a yemin tekliflerinin Mahkemece reddinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, istinaf başvurusundaki gerekçeleri ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hata ve hile nedenleriyle mirastan feragat sözleşmesinin iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369, 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ve 528 inci maddeleri.
2. Mirastan feragat sözleşmesi, feragat eden açısından sağlar arası bir işlem sayıldığından; feragat edenin irade sakatlığı sebebiyle iptal hakkı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 30 ve devamı hükümlerine tâbidir.
3. Değerlendirme
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.04.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
2. Hukuk Dairesi, 2023/3252 E., 2023/5313 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun'un 145 inci maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı ve 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Hukuk Dairesi 2023/3252 E. , 2023/5313 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/870 E., 2022/1983 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm
kurma
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2019/525 E., 2021/189 K.
Taraflar arasındaki evliliğin mutlak butlan nedeni ile iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kısmen kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ...'n 01.04.2010 tarihinde Amerike Birleşik Devletleri, San Fransisco şehrinde evlendiklerini, hem Amerika hem Türk vatandaşı olan müvekkilinin Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletlerine ait çifte pasaportunun bulunduğunu, Amerikan pasaportunda müvekkilinin ikinci adı olarak babasına ait Tahsin isminin yazılı olduğunu, her iki pasaportun da müvekkiline ait olduğunu, Amerika Birleşik Devletlerinde erkek eşin de kadın eşin soyadını alabilmesi nedeniyle davalı ...'in tercihini bu yönde kullandığını ve Amerikan Birleşik Devletleri nüfus kaydına evlilikten sonraki ismini ... olarak işlettiğini, evliliğin, yoğunluk ve meşguliyetler, müvekkilinin davalıya güveni nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Müdürlüğüne tescil edilmediğini, evlilik devam ederken davalı ...'in müvekkilinin mal varlığını kendisinin üzerine geçirmesi için baskı yapmaya başlayınca müvekkilinin durumdan şüphelendiğini, talebini reddettiğinde davalının müvekkiline hakaret ettiğini, baskılarını sürdürdüğünü, müvekkili araştırmaya başlayınca davalı ...'in başka kadınlarla ilişkisi olduğunun ortaya çıktığını, müvekkilinin davalı ... ile diğer davalı ... isimli bir kadınla ikinci bir evlilik yaptığını ve bunu da nüfus kayıtlarına işlettiğini öğrendiğini, müvekkili ile evli olan davalı ...'in, diğer davalı ile yapmış olduğu evliliğin mutlak butlan ile hükümsüz olduğunu iddia ederek davalıların ikinci evliliğin butlan ile malul olduğunun tespitine karar verilerek, nüfus kaydından terkini ile müvekkilinin davalılardan ... ile olan evliliğinin nüfus kaydına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ... ile davacının 04.01.2010 tarihinde San Fransisco Eyaletinde evlendiklerini, müvekkilinin yurt dışında evlilik yaptığı kişinin aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti uyruklu olması nedeniyle yurt dışında yapılan akdin Türkiye'de de yasal olması için uğraştığını ancak sonuç alamadığını, müvekkilinin ABD makamlarından aldığı evlilik sertifikasını Türkiye Nüfus Müdürlüğüne sunduğunu, evlilik yaptığı kişinin kimlik bilgilerinin birbirini tutmaması nedeniyle evliliği tescil ettirmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin Türkiye'deki resmi makamlarda karşılaştığı olumsuzluklar ve almış olduğu cevaplar karşısında, gerek San Fransisco eyaletinde evlilik yaptığı kişinin Türkiye kayıtlarında olmaması, gerekse yurt dışında davacının gayri ahlaki yaşantısını tespit etmiş olması nedeniyle kandırıldığını anladığını, evliliği sonlandırma çabasına girmişse de bu konuda başarılı olamadığını, davalı ... ...'nin Ürdün vatandaşı olduğunu, davalıların Lübnan'da evlilik yaptıklarını, Ürdün'de ve Lübnan Cumhuriyeti'nde Müslüman erkeklerin birden fazla evlilik yapmalarının kanunen mümkün olduğunu, bu nedenle hukuksuz bir işlem yapmadıklarını ileri sürerek, açılan davanın öncelikle usulden, aksi takdirde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Los Angeles Başkonsolosluğu' na yazılan müzekkereye 13.08.2021 tarihli yazı cevabı ile, davacı ... (...) ile davalı ...' ın 4 Ocak 2010 tarihinde görev bölgeleri olan San Francisco' da evlendiklerinin belirtildiği, yine davalı ...' ın Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığında 12.10.2020 tarihinde alınan ifadesinde davacı ile Amerika'da yapmış olduğu evliliği kabul ettiğinin görüldüğü, tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde, davacı ... ile ...' ın aynı kişi olduğu ve davalı ... ile San Francisco' da 04.01.2010 tarihinde evlendiklerinin anlaşıldığı, yine davalı ...'ın davacı ile evli olduğunu bilmesine rağmen 04.08.2017 tarihinde Ürdün Haşimi Krallığı uyruklu diğer davalı ...... ile evlendiğinin anlaşıldığı, davalıların yapmış olduğu bu ikinci evliliğin mutlak butlanla batıl olması nedeniyle davacının evliliğin iptaline ilişkin davasının kabulüne karar verildiği, davacının davalı ... ile yapmış olduğu evliliğin nüfus kaydına tescili talebinin ise tescil işleminin idari bir işlem olması nedeniyle reddine karar verildiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davalı ... ile aynı yerde nüfusa kayıtlı, ... (...) arasındaki evliliğin mutlak butlan sebebiyle iptaline, davacının, davalı ... ile yapmış olduğu evliliğin nüfus kaydına tescili talebinin tescil işleminin idari bir işlem olması nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1-Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ... ile yaptığı evliliğin dosya kapsamı ile sabit olduğunu, bu evliliğin nüfusa tescili talebinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, evliliğin nüfusa tescili talebinin reddi yönünden İlk Derece Mahkemesinin kararının lehine kaldırılmasını talep ederek istinaf yoluna başvurmuştur.
2-Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükmün gerekçesi olmadığını, Mahkemeye sundukları delil ve beyanların dikkate alınmadığını, davacı tarafça sunulan evlilik sertifikasında yazan kimlik bilgilerinde tutarsızlık olduğunu, davacının yapılan evliliği 9 yıl boyunca Türkiye'deki resmi makamlara bildirmediğini, müvekkili ile birlikte yaşamadığını, boşanma başvurusu da yapmadığını, kötü niyetli olarak eldeki davayı açtığını, iki ayrı isimli kişinin aynı kişi olduğunun davacı taraça ispat edilemediğini, müvekkilinin evliliği tescil ettirmek için Türkiye'de yıllarca çaba sarf ettiğini ancak kimlik bilgilerinin birbirini tutmaması nedeni ile evliliğin tescil edilemediğini belirterek hükmün tamamı yönünden İlk Derece Mahkemesinin kararının lehine kaldırılmasını talep ederek istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, olayların gelişimi, tüm dosya kapsamı ile kararın dayandığı deliller ve gerekçeye göre, davalı erkeğin diğer davalı kadınla ikinci evliliğinin mutlak butlan nedeniyle iptaline karar verilmesinde usule ve esasa aykırılık görülmediği, eksik incelemenin söz konusu olmadığı, davalıların dilekçelerindeki açıklamalara, tüm dosyadaki bilgi ve belegelere göre, karar gerekçesinin yeterli olduğu, davacının davalı erkekle kendi evliliğinin tescili talebi idari işlem ise de, davacı ile davalı erkeğin evliliğinin, kayıtlardaki farklılık nedeniyle Türkiye'de nüfusa işlenemediği gözetildiğinde, bu konudaki mağduriyetin giderilmesi için, tescil talebinin, tespiti de içerdiği nazara alınarak, Amerikan Birleşik Devletleri ve Türkiye Cumhuriyeti kayıtlarındaki kişinin davacı ile aynı kişi olduğu ve davacı ile davalı Hasan Sait Özcan'ın evli olduklarının tespitine de karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davacının tescile ilişkin istinaf talebinin, istem tespiti de içerdiğinden kısmen kabulüne, kararın 2 numaralı hüküm fıkrasının devamına, "Davacıya ait TC pasaportu ile Amerikan pasaportu kayıtlarındaki kişinin aynı kişi olduğu ve davacı ile davalı erkeğin 01.04.2010 tarihinde evlenmiş olduğunun tespitine" şeklinde tespit hükmü eklenmesine, davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde yer verilen hukuka aykırı hususların incelenmediğini, dikkate alınmadığını, İlk Derece Mahkemesince sundukları belge ve delillerin hükme esas alınmadığını, en başından beridir davacının iki ayrı kimlik ve isimli kişiler olduğunu, kimliklerdeki kişinin aynı kişiler olması durumunda kandırılan ve güveni sarsılan kişinin müvekkili ... olduğunu, müvekkili ...'in 9 yıl boyunca Türkiye'de evliliğin tescili için uğraştığını, eldeki davanın kötü niyeti açıldığını, davacı tarafından sunulan evlilik sertifikasında kimlik bilgilerinin tutarsız olduğunu, buna rağmen kabul kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Los Angeles Kosolosluğundan gelen cevabi yazının yanılgılı değerlendirildiğini belirterek, hükmün tamamı yönünden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir.
C.Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; mutlak butlan davasının kabulü için gerekli şartların gerçekleşip gerçekleşmediği, davalılar arasında evlenme engeli bulunup bulunmadığı, kararın eksik inceleme ile verilip verilmediği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 145 inci maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı ve 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/6048 E., 2023/6720 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 357 ila 376 ncı maddelerinde hasılat kirası düzenlenmiş olup, hasılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir.
10. Hukuk Dairesi 2023/6048 E. , 2023/6720 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/266 E., 2023/93 K.
HÜKÜM/KARAR : Ret
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılardan ... vekili ile davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ...'ın 27.11.2007-25.06.2012 tarihleri arasında davalı işverene ait iş yerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
Davalı ... ve ... vekili; davacı ile davalılar arasında kira ilişkisi bulunduğunu, davacı ...'ın davalılara ait dolmuşu kiralayarak kendi adına çalıştırdığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacı adına tespite konu sürede başka araçlarda kesilmiş trafik cezaları da bulunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 08.04.2014 tarihli ve 2012/1348 Esas 2014/368 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulüne, davacının davalılara ait 1144737,06 ve 121813,06 nolu işyerlerinde kısmi süreli olarak toplam 350 gün süre ile (27.11.2007-30.04.2010 arası 291 gün, 01.07.2010-05.09.2010 arası 21 gün ve 01.03.2012-25.06.2012 arası 38 gün olmak üzere) hizmet akdine dayalı ve asgari ücret üzerinden çalıştığının tespitine fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Daire kararında; hüküm altına alınan dönem yönünden tanıkların anlatımlarının hüküm vermeye elverişsiz olduğu, bu bakımdan; özellikle, farklı kişilerin araçlarında da şoförlük yapıldığı yönündeki anlatımlar ve bu konudaki tutanaklar ile işverenlere ait aracın başkalarınca da kullanıldığını gösteren tutanaklar dikkate alınmak suretiyle, kendisine husumet yöneltilenlerin işverenliği altındaki çalışma olgusunu aydınlatmaya yönelik olarak, hizmetin geçtiği ileri sürülen hatta/bölgedeki araç sahipleri ve şoförler saptanarak dinlenilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve çalıştırdığı kişiler yöntemince belirlenerek bilgi ve görgülerine başvurulmalı, tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmeli, 4857 sayılı Kanunun 13 üncü ve 63 üncü maddeleri ile 01.03.2011 gününden itibaren süregelen dönem bakımından da ayrıca 5510 sayılı Kanunun ek 6 ncı maddesi kapsamında çalışma ilişkisi irdelemeye tabi tutulmalı, hizmetin kısmi zamanlı olduğunun kabul edildiği anlaşıldığından nasıl ve ne şekilde gerçekleşip günde kaç saate karşılık geldiği ortaya konularak öngörülen yöntemle saat/gün dönüştürme işlemi yapılmalı ve toplanan kanıtlardan elde edilecek sonuca göre infaza elverişli şekilde hüküm kurulmalı gerekçesi ile karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 15.01.2019 tarihli 2015/870 Esas 2019/20 Karar sayılı kararı ile, davacının bahsi geçen münibüste kendi nam ve hesabına çalıştığı, davalılar ile arasında hizmet akdinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
C. 2'nci Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Daire kararında; aynı işverenler aleyhine açtığı hizmet tespiti davası 10.Hukuk Dairesinin 2019/3397 Esas sayılı ilamı ile onanarak kesinleşen ...’ı tanık olarak dinlemek,ilgili dava dosyasını mahkemesinden isteyerek incelenmek üzere dosya arasına almak, özellikle, farklı kişilerin araçlarında da şoförlük yapıldığı yönündeki anlatımlar ve bu konudaki tutanaklar ile işverenlere ait aracın başkalarınca da kullanıldığını gösteren tutanaklar dikkate alınmak suretiyle, hizmetin geçtiği ileri sürülen hatta/bölgedeki araç sahipleri ve şoförleri saptayarak dinlemek, aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve çalıştırdığı kişiler yöntemince belirlenerek bilgi ve görgülerine başvurmak, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini ortaya koymak bakımından tanıkları özellikle bu yönde dinleyerek, hizmet akdi bulunduğu sonucuna varılırsa, davacı tarafça temyiz edilmeyen ilk hükümde hizmetin kısmi zamanlı olduğu kabul edildiğinden nasıl ve ne şekilde gerçekleşip günde kaç saate karşılık geldiği ortaya konularak öngörülen yöntemle saat/gün dönüştürme işlemi yapmak ve toplanan kanıtlardan elde edilecek sonuca göre infaza elverişli şekilde hüküm kurmak gereklerine işaret edilerek karar bozulmuştur.
D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kamu tanıklarının kiralama yönündeki beyanları, davacı tanığı ... 'nun dolmuşta çalıştığında kazancı davacıya verdiği yönündeki beyanı, davacının başka araçlarda çalışmasının varlığı ve davalı tanıklarının beyanları dikkate alındığında taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirası olduğu sonucuna varıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılardan ... vekili, davalı Kurum vekili ve davalılar ... ile ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
... vekili, dosyaya taraflara arasında yapılmış bir kira sözleşmesi sunulmadığını, hizmet akdi ile çalıştığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
Davalı Kurum vekili, kararı vekalet ücreti yönünden temyiz etmiştir.
Davalılar vekili, kararı vekalet ücreti yönünden temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacıların murisi ...'ın 27.11.2007 ile 25.06.2012 tarihleri arasında davalılara ait dolmuşta şoför olarak hizmet akdi ile çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 357 ila 376 ncı maddelerinde hasılat kirası düzenlenmiş olup, hasılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir. Bir başka ifadeyle, hasılat kirasında kiralayan hasılat getiren bir malı ya da hakkı, kiracının bu malın semeresinden yararlanmasını da içerecek şekilde kiralamaktadır. Hasılat kirasının konusunu, hasılat getiren bir taşınır veya taşınmaz, yahut bir ticari işletme veya hak oluşturabilir. (Doç. Dr. Hüseyin Altaş, Hasılat ve şirket kirası, Yetkin Yayınları 2009, sayfa:73) Hasılat kirasında kiracı, kiralanan şeyi işletmekle yükümlüdür.
Anılan kanunda, hasılat kirasının geçerliliği herhangi bir biçim koşuluna bağlanmamış, yine süresi ile ilgili bir düzenleme yer almamıştır.
Öte yandan 506 Sayılı Kanun anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) işin işverene ait yerde yapılması, c) çalışanın 506 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.
Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1 maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı yeni İş Kanununda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.
Hizmet sözleşmesi her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır.
Ücret, BK m. 313 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekalet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır.
506 sayılı Kanuna göre sigortalılık niteliği için ücret zorunlu unsur değildir. Bu husus, anılan Kanunun 3-I-B, 6 ve 78/2 nci maddeleri hükmünde açıkça görülmektedir.
Bilindiği gibi çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla sigortalı olurlar (506 SK. m. 6). maddenin “çalıştırılanlar” sözüne yer verip, aksine, hizmet akdi ile çalıştırılanlar ifadesine yer vermemesi karşısında, zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmiş ise ücret koşulu gerçekleşmese de, kişi, sigortalı sayılmalıdır.
Bir diğer düzenleme olan 506 sayılı Kanunun 78/2 nci maddesinde günlük kazanç sınırları düzenlenirken “ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden hesaplanır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemenin gerekçesinde, maddenin, ücretsiz çalışanların prim kesintilerinin belirlenmesi amacıyla kaleme alınmış olduğu belirtilmektedir.
506 sayılı Kanunda hizmet akdine dayalı çalışmanın ücretsiz de olabileceğinden söz edilmesinin nedenine gelince, 506 sayılı Kanunun sistematiği dikkate alındığında, yasa koyucunun, Sosyal Sigortalar Kanunu bakımından ücreti hizmet akdinin zorunlu bir unsuru olarak öngörmediği, bu anlamda, 506 sayılı Kanunda anılan hizmet akdinin, Borçlar Kanununda tanımlanan şekliyle hizmet akdine göre özellikler gösteren bir (hizmet) sözleşme biçiminde olduğu söylenebilir.
Konu doktrinde de ele alınmış ve ücret almadan yapılan çalışmalarında sigorta kapsamına alınması gerektiği genel olarak kabul görmüştür.
Diğer unsur olan bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir.
Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede varolan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle iş akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.
Uygulamada ticari taksi/minübüs sahiplerinin plakalarını altı ay veya bir yıllığına kiraya verdikleri, ticari taksi/minübüsün işletilmesinin tamamen aracı kiralayan kişiye bıraktıkları görülmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirası olduğunda kuşku yoktur. Bir diğer uygulama ise, taksi/minibüs sahibi esas olarak kendisi çalışmakta, günün belli bir diliminde (12 saatliğine veya 24 saatliğine) aracı başka bir şoföre tahsis etmektedir. Bunun karşılığında, elde edilen gelir ne olursa olsun sabit bir miktar taksi/minübüs sahibine ödenmekte veya taraflar arasındaki güven ilişkisinin niteliğine göre elde edilen gelirin belli bir oranı ticari taksi/minübüs sahibine verilmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirası mı, yoksa bağımlılık, zaman ve ücret unsurunu içerecek şekilde hizmet akdi mi olduğu hususu uyuşmazlık konusudur. Dairemizin içtihatlarına göre, ikinci uygulamadaki gibi çalışan şoförlerin çalışmaları, hizmet akdine dayalı çalışma olarak nitelendirilmiştir. Zira, hasılat kirasının unsurlarını taşıyacak nitelikte taksi/minübüsün işletilmesi tamamen şoföre bırakılmamakta, zorunlu nedenlerle taksi sahibinin devamlı olarak çalışmasının fiilen imkansız olması nedeniyle kısa bir süre için tahsis edilmektedir. İşverenin vardiyalı çalışmayı düzenleme yetkisinin bulunması ve yazılı bir kira sözleşmesinin bulunmaması nedeniyle taraflar arasında bağımlılık ilişkisinin varlığı kabul edilmekte, aksinin bunu iddia eden tarafından yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir.
3. Değerlendirme
Somut olayda, Mahkemece taraflar arasındaki ilişki yukarıda yapılan açıklamalar ışığında irdelenmeli, ayrıca önceki bozma ilamında belirtilen şekilde Yargıtay 10 Hukuk Dairesinin 2019/3397 Esas, 2020/ 1694 Karar sayılı onama ilamı ile kesinleşen ... 7.İş Mahkemesi 2014/1260 Esas, 2017/131 Karar sayılı dosyası mahkemesinden istenerek bu dosya arasına alınmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akdi niteliğinde olup olmadığı irdelenerek, sonucuna göre karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,12.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/15683 E., 2022/15457 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk (...) Mahkemesi
tam metni aç
Kanunu'nun ve 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri. 3. Değerlendirme 1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
9. Hukuk Dairesi 2022/15683 E. , 2022/15457 K.
"İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (...) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 2001 yılında Ürgüp'de bulunan Taşsaray Otel'de genel müdür olarak çalışmaya başladığını, işyerinin 2009 yılında davalı Şirkete geçtiğini, müvekkilinin de çalışmaya genel müdür olarak devam ettiğini, davalı Şirkette müvekkilinin 09.00-24.00 saatleri arasında çalıştığını, çalışmanın hafta sonları ve bayram günlerinde de aynı şekilde devam ettiğini, müvekkilinin en son aldığı aylık ücretinin 8.000,00 TL olduğunu, yıllık izinlerinin bazen kullandırılmadığını, ücretinin ödenmediğini, ... sözleşmesinin haksız olarak davalı tarafından feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili, ... bayram ve genel tatil ücretleri ile ödenmeyen ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının son ücretinin brüt 7.976,97 TL olduğunu, müvekkilinin işyerini 01.01.2011 tarihinde devraldığını, davacının 2011 tarihinden önce çalışmalarının Tentur Turizm AŞ nezdinde olduğunu, Tentur AŞ'nin davacının ... sözleşmesini 04.11.2010 tarihinde feshettiğini ve davacının işçilik alacaklarını aldığını, çalışma gün ve saatlerini kendisi belirleyen davacının bu nedenle fazla çalışma, hafta tatili, ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarını talep edemeyeceğini, davacının ... sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davacıya fazladan 23.492,00 TL ödeme yapıldığını, bu miktarın takas mahsubunu talep ettiklerini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin ....11.2018 tarihli ve 2014/386 Esas, 2018/337 Karar sayılı kararı ile toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti taleplerinin kabulüne, ispatlanamayan fazla çalışma, ... bayram ve genel tatil ücretleri ile ödenmeyen ücret alacağı taleplerinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. Gerekçe ve Sonuç
... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 26.01.2021 tarihli ve 2019/987 Esas, 2021/176 Karar sayılı kararı ile davacının hizmet süresi açısından dava dışı Tentur AŞ ile davalı Şirket arasında organik bağ bulunduğu, işçilik alacaklarından sorumlu bulundukları, çalışmanın devamı sırasında alınan ibranameye değer verilmemesinin yerinde olduğu, davacının iddia ettiği ücreti ispatlayamadığından ücret bordrosundaki ücretin kabulünün ve buna bağlı olarak fark ücret talebinin reddinin doğru olduğu, sözleşmenin devamı sırasında yapılan ödemelerin ücret ödemesi olması sebebiyle fesihle birlikte muaccel hâle gelen kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarından mahsubunun yapılmayacağı, davacının genel müdür olarak şirketin üst düzey yöneticisi olduğu, çalışma düzenini kendisinin belirlediği fazla çalışma ile ... bayram ve genel tatil çalışmaları için ayrı ücret talep edemeyeceği kabulünün yargısal içtihatlara uygun olduğu, son ücret bordrosunda yıllık izin ücreti tahakkuku varsa da banka kaydında ödendiğine dair kayıt olmadığı gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 14.....2021 tarihli ilâmı ile davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, davacının kullandığı 45 gün izin süresinin yıllık izin ücreti alacağından mahsup edilmesi gerektiği, cevap dilekçesinde davacıya fazladan yapılan 23.492,00 TL ödemenin takas mahsubunun talep edildiği, davacı asıl isticvap edilip alanında uzman bir bilirkişi tarafından avans ödemesi yapıldığına dair sunulan belgeler, banka dekontları ve işveren kayıtları incelenerek davacının davalıya borcu olup olmadığının tespitine göre davalının takas mahsup talebinin değerlendirilmesi gerektiği gerekçeleriyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilâmı doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; dava dışı Tentur Turizm AŞ ile davalı Şirket arasında organik bağ bulunmadığını, davacının hizmet süresinin yanlış değerlendirildiğini, davacının işyerinin devri sırasında verdiği ibranamenin geçerli olduğunu, yıllık izin ücreti hesabının hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıya yapılan avans ödemeleri nedeniyle davacının davalıya borcu bulunup bulunmadığı ile yıllık izin ücreti alacağının hesap yöntemi hususlarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4857 sayılı ... Kanunu'nun ve 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri.
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesinin hukukça mümkün olmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2015/24948 E., 2016/10306 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Tespite konu dönemde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 357 ila 376. Maddelerinde hâsılat kirası düzenlenmiş olup, hâsılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir.
10. Hukuk Dairesi 2015/24948 E. , 2016/10306 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, davalıya ait ... plakalı ticari takside şoför olarak 20.04.2011-23.01.2013 tarihleri arasında aralıksız çalıştığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, davacı ile davalı arasındaki hukuki ilişkinin hâsılat kirası olduğu sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş olup, bu kararın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Bu tür sigortalı saptanmasına ilişkin davaların kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu bulunduğu açıktır.
Tespite konu dönemde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 357 ila 376. Maddelerinde hâsılat kirası düzenlenmiş olup, hâsılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir. Bir başka ifadeyle, hâsılat kirasında kiralayan hâsılat getiren bir malı ya da hakkı, kiracının bu malın semeresinden yararlanmasını da içerecek şekilde kiralamaktadır. Hâsılat kirasının konusunu, hâsılat getiren bir taşınır veya taşınmaz yahut bir ticari işletme veya hak oluşturabilir. (... Hasılat ve şirket kirası, Yetkin Yayınları 2009, sayfa:73) Hasılat kirasında kiracı, kiralanan şeyi işletmekle yükümlüdür.
Anılan kanunda, hâsılat kirasının geçerliliği herhangi bir biçim koşuluna bağlanmamış, yine süresi ile ilgili bir düzenleme yer almamıştır. Ancak anılan Yasanın 368. maddesine göre, süre konusunda sözleşme veya mahalli adette aksine
./....
bir hüküm belirlenmemişse iki taraftan her biri en aşağı altı aylık bir ihbar sürecine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Bu hükmün mefhumu muhalifinden hasılat kiralarının minimum altı aylık sürelerle yapılabileceğini söylemek yanlış olmaz. Yine Borçlar Kanununun 367. maddesinde düzenlenen zımni yenilemenin hâsılat kirasında bir yıl olması nedeniyle, bu sözleşmelerin bir yıllık sürelere tabi olduğu da söylenebilir. Ancak günün sosyolojik ve teknolojik gelişimine göre daha kısa süreli hâsılat kiraları da mümkün olabilecektir.
Öte yandan 506 Sayılı Kanun anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) işin işverene ait yerde yapılması, c) çalışanın 506 sayılı Kanunun 3. maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.
Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1 maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı yeni İş Kanununda, daha önce ... Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.
Hizmet sözleşmesi her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır.
Ücret, BK m. 313 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekâlet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır.
506 sayılı Kanuna göre sigortalılık niteliği için ücret zorunlu unsur değildir. Bu husus, anılan Kanunun 3-I-B, 6 ve 78/2. maddeleri hükmünde açıkça görülmektedir.
Bilindiği gibi çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla sigortalı olurlar (506 SK. m. 6). Maddenin “çalıştırılanlar” sözüne yer verip, aksine, hizmet akdi ile çalıştırılanlar ifadesine yer vermemesi karşısında, zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmiş ise ücret koşulu gerçekleşmese de, kişi, sigortalı sayılmalıdır.
Bir diğer düzenleme olan 506 sayılı Kanunun 78/2. maddesinde günlük kazanç sınırları düzenlenirken “ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden hesaplanır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemenin gerekçesinde, maddenin, ücretsiz çalışanların prim kesintilerinin belirlenmesi amacıyla kaleme alınmış olduğu belirtilmektedir.
506 sayılı Kanunda hizmet akdine dayalı çalışmanın ücretsiz de olabileceğinden söz edilmesinin nedenine gelince, 506 sayılı Kanunun sistematiği dikkate alındığında, yasa koyucunun, ... Kanunu bakımından ücreti hizmet akdinin zorunlu bir unsuru olarak öngörmediği, bu anlamda, 506 sayılı Kanunda anılan hizmet akdinin, Borçlar Kanununda tanımlanan şekliyle hizmet akdine göre özellikler gösteren bir (hizmet) sözleşme biçiminde olduğu söylenebilir.
../....
Konu doktrinde de ele alınmış ve ücret almadan yapılan çalışmalarında sigorta kapsamına alınması gerektiği genel olarak kabul görmüştür.
Diğer unsur olan bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir.
Bağımlılık, iş ve ... güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede var olan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle iş akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.
Uygulamada ticari taksi/minübüs sahiplerinin taksi plakalarını altı ay veya bir yıllığına kiraya verdikleri, ticari taksi/minübüsün işletilmesinin tamamen aracı kiralayan kişiye bıraktıkları görülmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin hâsılat kirası olduğunda kuşku yoktur. Bir diğer uygulama ise, taksi sahibi esas olarak kendisi çalışmakta, günün belli bir diliminde (12 saatliğine veya 24 saatliğine) aracı başka bir şoföre tahsis etmektedir. Bunun karşılığında, elde edilen gelir ne olursa olsun sabit bir miktar taksi/minübüs sahibine ödenmekte veya taraflar arasındaki güven ilişkisinin niteliğine göre elde edilen gelirin belli bir oranı ticari taksi/minübüs sahibine verilmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirası mı, yoksa bağımlılık, zaman ve ücret unsurunu içerecek şekilde hizmet akdi mi olduğu hususu uyuşmazlık konusudur. Dairemizin ve 9. Hukuk Dairesi (19.06.2006 tarih ve 2006/13004 E. 2006/17679 K.)'nin içtihatlarına göre, ikinci uygulamadaki gibi çalışan şoförlerin çalışmaları, hizmet akdine dayalı çalışma olarak nitelendirilmiştir. Zira, hasılat kirasının unsurlarını taşıyacak nitelikte taksi/minübüsün işletilmesi tamamen şoföre bırakılmamakta, zorunlu nedenlerle taksi sahibinin devamlı olarak çalışmasının fiilen imkansız olması nedeniyle kısa bir süre için tahsis edilmektedir. İşverenin vardiyalı çalışmayı düzenleme yetkisinin bulunması ve yazılı bir kira sözleşmesinin bulunmaması nedeniyle taraflar arasında bağımlılık ilişkisinin varlığı kabul edilmekte, aksinin bunu iddia eden tarafından yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir.
Bütün bu açıklamalar ışığında, mahkemece; somut olayın özelliklerinin irdelenmesi, taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirasına mı, yoksa, hizmet akdine mi
.../....
dayalı olduğunun belirlenmeli, davacının 2000 yılında ... girişinin devam edip etmediği belirlenerek elde edilecek sonuca karar verilmelidir.
Mahkemece, sıralanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.06.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Özel Hükümler
Kiracı (A)'nın ölümü üzerine, kira sözleşmesinin akıbeti hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Sözleşme ölümle birlikte kendiliğinden sona erer.
B) Sözleşme, kiraya verenin mirasçıları tarafından feshedilebilir.
C) Sözleşme, kiracının mirasçıları tarafından yasal fesih bildirim süresine uyarak en yakın fesih dönemi sonu için feshedilebilir.
D) Sözleşme, mirasçılar adına aynı koşullarla devam etmek zorundadır.