Türk Borçlar Kanunu 408. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 408- İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir.
b. İşçinin çalışmayı durdurması hâlinde
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
10 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2024/2220 E., 2025/1983 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi
uğundaki yola asfalt kırığı kaplama malzeme döküm işinin şirketin kurulma tarihinden önce ve sözleşme tarihinden önce yapıldığı, bu nedenle davacı şirketin aktif husumet ehliyetinin olmadığı, davacının diğer talebi kar mahrumiyeti yönünden TBK'nın 408 ve 438. maddelerine göre kesinti yöntemi uyarınca hesaplama yapıldığı, yapılan hesaplama sonucu davacının talep edebileceği kâr mahrumiyetinin 503.1
6. Hukuk Dairesi 2024/2220 E. , 2025/1983 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/345 E., 2024/508 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2023/118 E., 2023/883 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince duruşmalı, davacı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davalı vekili Avukat ... ile davacı vekili Avukat ...’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında İstanbul ili, ... ilçesi, ... Kent arazisi içinde bulunan Oyak A.Ş. mülkiyetindeki arazi içindeki "Arpalı 1, Arpalı 2 ve Küçük Kartal Derelerinin Islahı" işinin yapımı konusunda 07.02.2013 tarihinde yazılı anlaşma yapıldığını, sözleşmenin belli bir oranda gerçekleştirildikten sonra davalı tarafından tek taraflı olarak haksız şekilde fesih edildiğini, feshin kendileri tarafından kabul edilmediğini, sözleşmenin haksız feshi sebebiyle müvekkilinin davalıdan alacağı ve kâr mahrumiyetinin olduğunu, yapılan imalatlar için de herhangi bir ödeme yapılmadığını, müvekkilinin bu işlerin yapılabilmesi için bu işe özgü 234.000,00 € karşılığı, 640.000,00 TL tutarında özel iş makineleri aldığını, müvekkilinin davalı tarafça iş kapsamında verilen vekaletnamelerle vekil sıfatı ile ilgili dairelerde iş kapsamında proje yapılması ve gerekli izinlerin alınması çalışmalarını yürüttüğünü, bu çalışmalar kapsamında muhtelif defalar toplantılar yapıldığını, sonrasında iş yapımı konusunda 07.02.2013 tarihinde sözleşmenin imzalandığını, müvekkili şirket tarafından sözleşme kapsamında 08.04.2010, 11.11.2010, 11.04.2011, 20.06.2012 ve 01.07.2013 tarihlerinde 5 kez proje çalışması yapıldığını ve onayları ile ilgili süreçlerin takip edildiğini, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin talepleri doğrultusunda üç defa proje değişikliğine gittiğini, projenin son hali belirlendikten sonra müvekkilinin işe başladığını, dere ıslahı çalışmalarının yapılabilmesi için 2.140 metre yol kazısı yapıldığını, asfalt kırığı nakledilmiş 30 cm kalınlığında asfalt kırığının sıkıştırılmak sureti ile yola serildiğini, şantiye için 650 metre kanalın kazılarak elektrik, su, telefon hattı döşendiğini, şantiye için konteyner ve aydınlatma projektörlerinin kurulduğunu, dere boyu ulaşımı için 650 metre grovak malzemeden yol yapıldığını, dere tabanı ıslahı için 15 metre genişliğinde 1 metre derinlikte balçık çamurun temizlendiğini, projede belirtilen, dere tabanı kodlarına göre, 50 cm'lik dolgu yapılıp sıkıştırılıp tekrar 50 cm dolgu yapılıp toplam üç kat döşeme silindirle sıkıştırılma yapıldığını, projeye uygun demir işçiliği yapıldığını, kalıpların çakılarak 5,5 metre eninde 10 cm kalınlığında C35 beton dere tabanına beton döküldüğünü, sonuç olarak yaklaşık %8 oranında taş bere hariç dere ıslahı ve kolektör projesinin tamamlandığını, ancak yapılan bu işlere dair herhangi bir ödemenin yapılmadığını ileri sürerek, müvekkili şirketin bakiye iş bedeli ve sözleşme dışı imalat bedeli alacağının şimdilik 45.000,00 TL'sinin sözleşmenin haksız feshi tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, şimdilik 15.000,00 TL kâr mahrumiyetinin haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, 06.02.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile, bakiye iş bedeli ve sözleşme dışı imalat bedeli alacak tutarını 297.500,00 TL'ye, kâr mahrumiyeti talebini 633.084,66 TL'ye çıkarmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; işin İSKİ tarafından durdurulduğu 26.04.2013 tarihi itibariyle sözleşmenin 35, 49 ve 52. maddeleri uyarınca tasfiyesinin ve davacı şirketin hakedişinin tespitinin müvekkili şirket tarafından yapıldığını, davacı firmanın bu tarihe kadar ki hakediş tutarının KDV dahil 62.651,55 TL olduğunu, bunun dışında hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını, müvekkili şirkete olan borçlarının düşülmesinden sonra kalan alacaklarının 1.310,98 TL olduğunu, davacı firmanın dava dilekçesinde taleplerine dayanak olarak gösterdiği iddiaların haksız ve dayanaksız olduğunu, proje çalışmaları hakkındaki iddia ve taleplerinin tümüyle gerçek dışı olduğunu, taraflar arasındaki sözleşme tarihi olan 07.02.2013 tarihinden önceki tarihleri içeren projelerin dava ile ilgisinin olmasının fiilen de imkansız olduğunu, yapı firmasının şantiye sahasına 2.140 metre yol yapma iddiasının haksız ve mesnetsiz olduğunu, 07.02.2013 tarihli sözleşme ile işi üstlenen davacı firmanın, 20.02.2013 tarihinde yer teslimi ile işe başlamasından başlayarak, 26.04.2013 tarihinde işin İSKİ tarafından durdurulmasına kadar toplam 65 gün faaliyet gösterdiğini, o nedenle davacının iş bu davasının ve taleplerinin haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında akdedilen 07.03.2013 tarihli eser sözleşmesi uyarınca davacı yüklenicinin iş bedeli olarak talep ettiği 297.500,00 TL'lik kısmın sözleşme öncesi yani 2011 yılına ilişkin olarak yapıldığı, oysa davacı şirketin kurulma tarihinin 15.06.2012 olduğu, bu haliyle 2.140 metre uzunluğundaki yola asfalt kırığı kaplama malzeme döküm işinin şirketin kurulma tarihinden önce ve sözleşme tarihinden önce yapıldığı, bu nedenle davacı şirketin aktif husumet ehliyetinin olmadığı, davacının diğer talebi kar mahrumiyeti yönünden TBK'nın 408 ve 438. maddelerine göre kesinti yöntemi uyarınca hesaplama yapıldığı, yapılan hesaplama sonucu davacının talep edebileceği kâr mahrumiyetinin 503.130,00 TL olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 503.130,00 TL kâr kaybı talebinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 297.500,00 TL alacak talebi için aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu 297.500,00 TL'lik meblağa ilişkin "2.140 metre uzunluğundaki yola asfalt kırığı kaplama malzemesi dökülmesi" işi davaya konu sözleşme ve davacı şirketin kurulma tarihinden önceki bir döneme ilişkin olduğundan, davacı tarafça söz konusu işin sonradan davacı şirketin kurucusu ve yetkilisine verilen vekaletnameler kapsamında onun tarafından yapıldığı ileri sürüldüğünden, davacı şirketin bu iş kalemi yönünden davaya konu sözleşme kapsamında veya sözleşme harici olarak davalıya dava açmakta aktif dava ehliyeti bulunmadığı, davalı iş sahibi tarafından yapılan tek taraflı feshin haksız olduğu anlaşıldığından davacı yüklenicinin davalı iş sahibinden kâr kaybı talep etme hakkı bulunduğu, 6098 sayılı TBK'nın 408 ve 438. maddeleri hükmünde öngörülen “kesinti yöntemine göre” yapılan hesaplama sonucu davacının talep edebileceği kâr mahrumiyeti bedelinin 503.130,00 TL olarak belirlendiği, yapılan işlere ilişkin davalı tarafça hazırlanan hakedişteki bedel 53.094,53 TL ise de sözleşme öncesi yapılan 297.500,00 TL'lik imalat bedelinin sözleşme bedelinden düşülerek hesaplama yapılmasına karşı davacı vekilince bir istinaf itirazında bulunulmadığından ve davacı şirketin o dönem başka iş yaptığı veya başka bir iş bulmaktan kasten kaçına dair bir delil dosyaya sunulmadığından, yapılan bu hesaplamanın dosya kapsamına ve kesinti yöntemi usulüne uygun olduğu, ancak, açılan davanın kısmi dava olduğu göz önünde bulundurularak, hükmedilen toplam 503.130,00 TL kâr mahrumiyeti bedelinin, 15.000,00 TL'sine dava tarihinden, ıslahla arttırılan 488.130,00 TL'sine ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken, hükmedilen alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, dava ve ıslah dilekçelerinde ticari faiz talep edilmiş olmakla avans faizine hükmedilmiş olmasında ise bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair istinaf taleplerinin esastan reddine, davalı vekilinin faiz işletim tarihine ilişkin istinaf talebinin kısmen kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, davanın kısmen kabulü ile, toplam 503.130,00 TL kâr kaybı bedelinin 15.000,00 TL'sinin dava tarihinden, 488.130,00 TL'sinin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 297.500,00 TL alacak talebinin aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Davacı şirket yetkilisi adına davalı şirket tarafından tanzim edilen vekaletname ile işin 2010 yılında başlandığını, işin kapsamı ve büyüklüğü nedeniyle projelerin onaylanması ile şirket kuruluşunun beklenmesinin zaman alacağı ve işi geciktireceğinden davalı talebi doğrultusunda işe fiili olarak başlandığını,
b. Mahkemece hakedişlerde yapılan damga vergisi, yemek bedeli vs. için mahsupların dikkate alınmadığını,
c. Davalının iş bedellerini ödemediğini, şirket kurulmadan önce yapılan işler yönünden ret kararı verilecekse dahi şirket kurulduktan sonra yapılan işlerin belirlenerek buna göre sonuca gidilmesi gerektiğini,
d. Tek ortaklı şirketin yetkilisi olan tarafça işlerin yapılmasının iş bedelinin ödenmeyeceği anlamına gelmeyeceğini, şahsın yaptığı işlerin davacı şirket adına icra edildiğinin açık olduğunu beyan etmektedir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Sözleşme konusu işin yapımının İSKİ tarafından durdurulmuş olup, işin durdurulmasında müvekkil şirketin hiçbir kusurunun bulunmadığını, işin durdurulmasının müvekkilden gizlendiğini,
b. Gerek maliyet gerekse süreç itibariyle ek maliyet ve külfet getirdiği anlaşılan revize projenin uygulanma imkanının kalmadığını,
c. Davacının kendi alt taşeronu ile 25.07.2013 tarihinde fesih protokolü düzenlediğini, bu protokolün idarenin işi durdurması ve proje değişikliklerine giderek işin ifasının imkansızlaşmasında müvekkilinin kusuru olmadığı konusunun davacının da kabulünde olduğunun kanıtı olduğunu,
d. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu,
e. Kâr kaybı talebinin müspet zarar niteliğinde olduğunu, sözleşmenin feshi halinde sözleşmede açıkça bir düzenleme bulunmadığında talep edilemeyeceğini, sözleşmede kar mahrumiyeti talep edilebileceğini ilişkin düzenlemenin bulunmadığını,
f. Kâr kaybı hesaplama yönteminin haksız ve dayanaksız olduğunu,
g. Davacı şirketin dava dilekçesinde "ticari faiz "talep etmiş olup, mahkemenin taleple bağlılık kuralına aykırı olarak "avans faizi ile tahsiline "hükmettiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı iş sahibi tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasıyla uğranılan kâr mahrumiyeti bedelinin tahsili ile sözleşmeye hazırlık ve sözleşmenin ifası kapsamında yapılan bir takım işlere ilişkin imalat ve hizmet bedellerinden kaynaklı bakiye iş bedeli alacağı istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemeleri'nin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA,
Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunduğundan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz eden taraflardan karşılıklı alınarak birbirlerine verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden taraflara yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2025 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2020/11026 E., 2021/1590 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
(TBK 408.) maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönetiminin uygulanması gerekir.
3. Hukuk Dairesi 2020/11026 E. , 2021/1590 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasında yapılan yargılama sonucunda, davanın reddine dair verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edilmesi üzerine; adli yardım talebi kabul edilerek temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, 11/05/2013 tarihinden itibaren ... plakalı aracın şoförlüğünü yaparak işçi olarak çalıştığını, 24/02/2015 tarihinde davalının borcundan dolayı aracın haczedildiğini, yediemine çekildiğini, aracın bir kaç gün sonra yeniden çalışmaya başladığını, haciz işleminin aracın kendisinden alınması için gerçekleştirildiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 10.000,00 TL maaş alacağı, 1.000,00 TL kıdem tazminatı, 1.000,00 TL fazla çalışma ücreti, 1.500,00 TL hafta tatili, resmi tatil ve yıllık izin ücreti alacağının 24/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; yurtdışında çalışmakta iken yatırım amaçlı olarak davacı ile taksi kira sözleşmesi imzaladıklarını, taraflar arasında hiç bir şekilde işçi, işveren, alt işveren ilişkisinin bulunmadığını, kira sözleşmesinde kiracının kiralayanın işçisi olmadığı hususunun açıkça belirtildiğini, davacının kira bedelini ödemediğini, davalının kendisine borçlu bulunduğunu belirterek davanın reddini dilemiştir.
Denizli 2. İş Mahkemesi nezdinde yapılan yargılama neticesinde, uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, verilen görevsizlik kararı Yargıtay 22. Hukuk Dairesince onanarak kesinleşmiş ve sulh hukuk mahkemesince yargılamaya devam edilmiştir.
Mahkemece; kira sözleşmesine dayalı bir davada işçi alacaklarının talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Türk Borçlar Kanununun (TBK) 357 ve devamı hükümlerinde ürün kirası düzenlenmiştir. Buna göre, ürün kirası, kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. TBK 367. maddede de belirli süreli kira sözleşmesinin sürenin bitiminde kendiliğinden sona ereceği, ancak, tarafların örtülü olarak sözleşmeyi sürdürmeleri hâlinde, aksi kararlaştırılmadıkça, kira sözleşmesinin birer yıl için yenilenmiş sayılacağı, yenilenen kira sözleşmesinin yasal bildirim süresine uyularak, her kira yılının sonu için feshedilebileceği düzenlenmiştir.
Taraflar arasında 15/05/2013 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli taksi kiralama sözleşmesinin varlığı hususunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Buna göre uyuşmazlık, ürün kirasına ilişkin olup her ne kadar dava açılırken iş hukuku alanına mahsus birtakım tazminat ve alacaklar talep edilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkim, tarafların hukuki nitelendirmeleriyle bağlı olmayıp, Türk Hukukunu resen uygular. Bu nedenle davacının talebinin kira sözleşmesinin haksız feshi dolayısıyla tazminat talebine ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Buna göre, davacı kiracının aynı nitelikte bir taksinin benzer koşullarla kiralanabileceği makul süre kadar kazanç kaybına dair tazminat isteyebileceği gözetilmelidir. Burada kârdan yoksun kalan kiracının zararı, haksız fesih sebebiyle malvarlığında ortaya çıkacak çoğalmadan mahrum kalmasıdır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 106. ve 108. (TBK md. 125.) maddeleri hükümleri gereğince kazanç kaybı (kar kaybı) zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. (TBK 408.) maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönetiminin uygulanması gerekir. Bu yönteme göre kar kaybı, sözleşme ifa ile bitse idi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden yapması gereken bilcümle zorunlu harcama kalemleri ile sözleşme süresinden evvel feshedildiğinden süresinden evvel fesih nedeniyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içerisinde başka işten sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarları toplamı indirilerek bulunur. Elde edilecek fark miktara da net kar denilir. Bu yönteme uygun kar kaybı zararı hesaplanırken davacının davalıya ödemesi gereken kira paraları da elbette davacının yapması zorunlu giderler içinde dikkate alınmalıdır. Bu nedenle mahkemece; kazanç kaybının belirlenmesi, kazanç kaybı hesabı yapılırken davacı kiracının dava konusu kiralanan taksi ile aynı vasıf ve özelliklere sahip başka bir aracı aynı şartlarda ne kadar sürede kiralayabileceğinin ve taksinin işletildiği dönem ile fesih tarihi arasında sosyo-ekonomik yönden aynı çevrede işletilen benzer taksinin muhtemel kârının esnaf odaları gibi ilgili yerlerden elde edilebilecek verilerle birlikte değerlendirilip bilirkişi aracılığıyla tespit edilerek TBK 408. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması ve hakim tarafından, belirlenen kar üzerinden, hakkaniyete uygun bir indirim yapılarak hüküm verilmesi gerekirken yazılı şekilde, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA hükmü temyiz eden davacı adli müzaharet kararı almış olduğundan harç alınmasına yer olmadığına
6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/843 E., 2021/1169 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 408. maddesine göre ise “İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez”.
Hukuk Genel Kurulu 2018/843 E. , 2021/1169 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 8. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Vakfına (Vakıf) ait Özel Bilkent Erzurum Laboratuvar Lisesi’nde 01.08.2008-01.09.2011 tarihleri arasında İngilizce öğretmeni, 01.09.2011 tarihinden 24.01.2012 tarihli ihtarname ile iş sözleşmesini alacaklarının ödenmemesi sebebiyle haklı nedenle feshettiği tarihe kadar ise okul müdürü olarak çalıştığını, sosyal yardım kapsamındaki ödemelerin, seminer ve yaz okulu ek ders ücreti alacaklarının, öğretim yılına hazırlık tazminatının ve egzersiz görev ücretinin ödenmediğini, ocak ve temmuz aylarında ücret artışlarının yapılmadığını, ayrıca ücretlerin geç ödenmesinden kaynaklanan %1 fazlası alacaklarının da bulunduğunu ileri sürerek, belirtilen alacakların yanı sıra kıdem tazminatı, bakiye süre ücreti alacağı ve sözleşmede belirtilen tazminat alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; belirli süreli iş sözleşmelerinde bakiye süre ücreti talep edilemeyeceğini, davacı istifa ettiğinden sözleşmede belirlenen tazminata hak kazanamadığını, hak ettiği tüm ücretlerin ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 8. İş Mahkemesinin 21.02.2014 tarihli ve 2012/35 E., 2014/243 K. sayılı kararı ile; davacı haklı nedenle iş sözleşmesini feshettiğinden kıdem tazminatına hak kazandığı, sözleşmenin kalan süresine ilişkin ücretin hesaplandığı, davacı vekilinin dosya ibraz ettiği 02.02.2014 tarihli dilekçe içeriğinden davacının sözleşme süresinin bitmesinden önce 01.08.2012-01.09.2012 tarihleri arasında İzmir İleri Teknoloji Enstitüsünde okutman olarak çalıştığı ve 2012 yılı Ağustos ayında 2.139,20TL ücret aldığının anlaşıldığı, bu miktarın bilirkişi raporunda hesaplanan miktardan mahsup edildikten sonra %30 indirim yapılarak bakiye süre ücretinin belirlendiği, iş sözleşmesinin davacı tarafından feshedilmiş olması karşısında tazminata hak kazanmanın koşulu olarak öngörülen "işçinin süresi dolmadan işverence işten çıkarılması" koşulunun gerçekleşmediği, davacının sözleşmeden doğan tazminat alacağına hak kazanamadığı, eğitim işlerini yürütme ve planlama görevinin kurucu temsilciye ait olduğu, davacının da bu nitelikte bir görevlendirmesi bulunmadığından öğretime hazırlık tazminatı talebinin de reddinin gerektiği, 625 sayılı Özel Öğretim Kanunu’nda öğretmenin ücretinin ödenmesi geciktiği takdirde, gecikilen her gün için %1 fazlası ile ödeneceği öngörülmüş olup, 14.02.2007 tarihi itibari ile bu Kanun yürürlükten kaldırarak aynı tarih itibari ile yürürlüğe giren 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda bu yönde bir hüküm bulunmadığı, ek ders ücretinin de geniş anlamda bir ücret olması sebebi ile 625 sayılı Kanun’un yürürlükten kalktığı tarihe kadar ödenmeyen ek ders ücretine günlük %1 gecikme fazlası ödenmesi gerektiği, diğer yandan yeni yasanın yürürlüğünden sonra taraflar arasında yapılan sözleşmede de günlük %1 gecikme fazlası ödenmesi öngörüldüğünden hak edilen ücretlere günlük %1 gecikme fazlası hesaplanması gerektiği, davacının müdür olarak görev yaptığı döneme ilişkin ek ders ücreti talep ettiği, ilgili Bakanlar Kurulu Kararının 6. maddesinde müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarına haftada 6 saate kadar alanlarında ek ders görevi verilebileceğinin belirtildiği, anılan düzenlemenin müdürün belirlenen maaşına ilaveten 20 saat ek ders ücreti ödenmesini öngören bir düzenleme olduğu, haftada 20 saat derse girmiş gibi sayılacağı, davacının müdürlük döneminde 6 saat derse girmesi gerekirken 10 saat girmek sureti ile haftada 4 saat fazladan ek ders yapmış bulunduğundan, bu dönem için haftalık 4 saat ek ders ücreti ile 1 günlük gecikme fazlası hesaplandığı, davacının ücret artış farkı talep ettiği, iş sözleşmesinde 1 yıl terfi süresi gözetilerek her yeni dönemde %4 zam yapılacağı öngörüldüğü, davacının almakta olduğu ücret ek ödemeler dahil kamuda çalışan öğretmelerin almakta olduğu ücretten daha fazla olduğu tespit edildiğinden ve sözleşmeden ayrıca sosyal yardım ücreti ödeneceği hükme bağlanmadığından ayrıca eş yardımı hesabı yapılmadığı, dosyada davacının her yıl sömestr tatilinde seminer çalışmalarına katıldığı yönünde belge ve bilgi bulunmadığından bu talebin reddinin gerektiği, davacı tarafın 2011 yılı yaz okulu ek ders ücreti talebinde bulunduğu, dosyadaki belgelerden 2011 yılı yaz okulunda davacının toplam 148 saat derse girdiğinin belirlendiği, bununla birlikte 2011 yılı Temmuz ve 2011 yılı Ağustos aylarına ait bordrolarda ücret dışında 3.260,00’şar TL ek ödeme yapıldığı, bordrolarda davacının ihtirazı kaydının bulunulmadığı, buna göre davacının girmiş olduğu dersler karşılığında müstahak olduğu ders ücretleri hesaplandıktan sonra davacıya ödenen miktarın mahsup edilerek hesaplama yapıldığı, 26.06.2013 ve 05.12.2013 tarihli bilirkişi raporlarının benimsendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Ankara 8. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 23.12.2015 tarihli ve 2015/27848 E., 2015/35587 K. sayılı kararı ile; taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…2-Davacının egzersiz ve ek ders ücretlerine, kamu görevlilerine önceleri Bakanlar Kurulu kararıyla, sonraları ise toplu sözleşme kapsamında verilen zamlara hak kazanıp kazanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davacı 5580 sayılı Kanun gereğince özel okullarda çalışan öğretmenlere Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak çalışan öğretmenlerden daha az ücret ödenemeyeceğini ileri sürerek ilgili Bakanlar Kurulu kararları uyarınca ek ders ve egzersiz ücretleri talebinde bulunmuştur.
5580 sayılı Kanun'un dava tarihinde yürürlükte bulunan 9. maddesinin 2. fıkrasına göre; “Okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez.” denilmiştir.
Diğer taraftan aynı maddenin 5. fıkrasına göre kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere; Sosyal güvenlik ve özlük hakları yönünden; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu'na; Yetki, sorumluluk, ödül ve cezalar ile bunların uygulanması bakımından ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi tutulmuşlardır.
Öncelikle davacı 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında çalışan işçi sıfatına sahip bir kişidir. 5580 sayılı Kanun'un dava tarihinde yürürlükte bulunan 9. maddesinin 2. fıkrasında bu kanun kapsamında olan kişilere ödenecek ücretin dengi okullarda ödenen aylık ve sosyal yardım toplamından az olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden davacının Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak çalışan kamu görevlisi statüsündeki öğretmen ve müdürlere kanuni mevzuat ve başta yönetmelik ile Bakanlar Kurulu kararı gibi idari işlemlerle verilen tüm hakları talep edebileceği sonucuna ulaşılamaz. Nitekim aynı maddenin 5. fıkrasında özlük hakları yönünden 5580 sayılı Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde 4857 sayılı İş Kanunu'nun uygulanacaği belirtilerek bu sonuç desteklenmiştir.
Bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; davacının aldığı ücretin miktarının yüksekliği ve davacının kendisine 9. maddenin 2. fıkrası uyarınca resmi kurumlarda çalışan dengi kamu görevlisine ödenen aylık ve sosyal yardıma nazaran eksik ücret ödendiğini ileri sürmediği de dikkate alınarak davacının kamu görevlilerine verilen zam talebinin reddine, Bakanlar Kurulu kararına dayalı müdürlük görevi sırasındaki ek ders ücret talebinin reddine karar verilmesi ve eğitime hazırlık ödeneği, kıdem tazminatı ile bakiye süre ücreti dışındaki diğer taleplerinin de yukarıda yapılan açıklamaya göre 5580 sayılı Kanun ile 4857 sayılı İş Kanunu ve bu kanunlara göre çıkarılan yönetmelikler ile iş sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
3-Davacının %1 fazlası alacaklara hak kazanıp kazanmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulumaktadır.
Öncelikle ücretin ödenmesinde gecikilmesi halinde söz konusu olan ücretin %1 fazlası alacağa 625 sayılı Kanun'da yer verilirken, 5580 sayılı Kanun'da yer verilmemiştir. Bununla beraber sözleşme özgürlüğü gereğince emredici kurallara aykırı olmamak üzere bu tarz edimlerin taraflarca kararlaştırılması mümkün ve geçerlidir.
Davacı ile davalı arasındaki sözleşmelerin 6. maddesinde aylık ücretin bordro ile ay sonunda ödeneceği, aylık ücretlerin zamanında ödenmemesi durumunda ise bu ücret için her geçen gün için %1 fazlasıyla ödenmesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 2. maddesinde ise davacıya yapılacak ödemeler aylık ücret, ders saati ücreti, iş güçlüğü zammı ve sosyal yardım olarak ayrı ayrı belirlenmiştir.
Görüldüğü gibi ücretin %1 fazlası alacak sadece aylık ücretin geç ödenmesi durumunda söz konusu olan bir alacaktır. Bu sebeple aylık ücret dışındaki talepler yönünden %1 fazlası alacağa hükmedilmesi isabetsizdir.
4-Diğer taraftan davacı ile davalı arasında 5580 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca yapılan belirli süreli iş sözleşmeleri geçerlidir. Belirli süreli iş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshi halinde dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 344. ve 345. maddesinin uygulanmasında ise bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak davacının bakiye süre ücreti şeklindeki tazminatı hesaplanırken yapılacak indirime esas olmak üzere gerekli araştırmanın yapılmadığı görülmektedir. Bu noktada davacının güncel hizmet döküm cetveli getirtilerek sözleşme sona ermeseydi devam edeceği süre içinde davacının gelir elde edip etmediği araştırılarak sonucuna göre bakiye süre ücreti talebi hakkında hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olmamıştır.
5-Davacının öğretim yılına hazırlık ödeneğine hak kazanıp kazanmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
5580 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 3. fıkrasında; “Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemeler, bütçe kanunlarıyla resmî okul öğretmen ve personeline sağlanan haklara denk olarak okul öğretmenlerine ve personeline de ödenir. Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemelerden gelir vergisi kesilmez.” denilmiştir.
Eğitime hazırlık ödeneği de bu kapsamda resmi kurumlarda görev yapan kamu görevlisi öğretmenlere yapılan sosyal yardım niteliğindeki bir ek ödeme olduğundan davacıya da bu ödemenin yapılması gerekmektedir. Davacının eğitime hazırlık ödeneği talebinin kabulü gerekirken reddi doğru değildir…” gerekçeleriyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Ankara 8. İş Mahkemesinin 20.06.2017 tarihli ve 2016/240 E., 2017/302 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten, bozma kararı ile çelişen aynı Dairenin emsal kararlarının dosyaya sunulduğu, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 9. maddesinin 4. fıkrasına göre kurumlardaki ek ders ücreti ve miktarının resmî okullar için tespit edilenlerden az olamayacağı, buna göre kamuda çalışan öğretmenlerin ek ders ücretlerini ve ek ders ücretlerinden sayılan çalışmalarını düzenleyen Bakanlar Kurulu Kararında tespit edilen ek ders ücretlerinin davacıya ödenmesi gerektiği, davacı ile aynı sürelerde çalışan Yasemin Demir isimli işçinin davalı işverene karşı açtığı davada davacının istemlerinin tümünün hüküm altına alındığı ve kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2014/15646 E., 2015/26565 K. sayılı kararı ile ek ders ücreti, ek ücretinin %1 fazlası, hazırlık planlama ücreti, hazırlık planlama ücretinin %1 fazlası, seminer ücreti, seminer ücretinin %1 fazlası, görevlendirme ücreti, görevlendirme ücretinin %1 fazlası yönünden onandığı, yalnızca fark ücret yönünden eksik inceleme nedeniyle bozulduğu, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çalışan kamu görevlisi statüsündeki öğretmen ve müdürlere mevzuat ve Bakanlar Kurulu kararı gibi idari işlemlerle verilen tüm hakların talep edileceği, söz konusu hakların insan hakları ve İLO (Uluslararası Çalışma Örgütü) sözleşmelerine göre istenebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda,
1-Davacının kamu görevlilerine verilen ücret artışı ile müdürlük görevi sırasındaki ek ders ücretine hak kazanıp kazanmadığı,
2-Eğitime hazırlık ödeneği, kıdem tazminatı ve bakiye süre ücreti dışındaki taleplerin 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu ve bu kanunlara göre çıkartılan yönetmelikler ile iş sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği,
3-Taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca ücretin %1 fazlası alacak istemine aylık ücret dışındaki talepler yönünden hükmedilmesinin isabetli olup olmadığı,
4-Mahkemece bakiye süre ücreti tazminatı hesaplanırken davacının güncel hizmet döküm cetveli getirtilerek sözleşme sona ermeseydi devam edeceği süre içinde davacının gelir elde edip etmediği yönünde araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
(1) numaralı uyuşmazlık yönünden;
12. Öncelikle uyuşmazlığın davacının kamu görevlilerine verilen ücret artışına hak kazanıp kazanmayacağına ilişkin kısmı değerlendirilmelidir.
13. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun (5580 sayılı Kanun/Özel Öğretim Kurumları Kanunu) 2. maddesinde, Kanun kapsamında yer alan özel öğretim kurumları tanımlanmıştır. Buna göre; kurum; okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim, özel eğitim okulları ile çeşitli kursları, özel öğretim kurslarını, uzaktan öğretim yapan kuruluşları, motorlu taşıt sürücüleri kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, sosyal etkinlik merkezleri, mesleki eğitim merkezleri ile benzeri özel öğretim kurumlarını ifade etmektedir.
14. Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 8. maddesinde ise kurumlarda çalıştırılacak personelin özellikleri sıralanmış olup, kurumların eğitim-öğretim ve yönetim hizmetlerinin, asıl görevinin bu kurumlarda olan yönetici ve eğitim-öğretim elemanları ile yürütülmesinin esas olduğu, kurumların müdürlerinin, kurucu/kurucu temsilcisi tarafından; diğer yönetici ve öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticilerin ise müdürlerince seçileceği ve çalışma izinlerinin valiliğin iznine sunulacağı, valiliğin izni alınmadan müdür ile diğer yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticilerin işe başlatılamayacağı, gerekli şartları taşıyan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler için valilikçe çalışma izni düzenleneceği, çalışma izninin iptalinin yine valilikçe yapılacağı düzenlenmiştir.
15. Somut olayda davacı, 5580 sayılı Kanun kapsamında davalı işverene ait özel öğretim kurumunda 01.08.2008-01.09.2011 tarihleri arasında İngilizce öğretmeni, 01.09.2011-24.01.2012 tarihleri arasında okul müdürü olarak çalışmıştır.
16. Davacı vekili, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çalışan öğretmenlerin ücretlerine her yılın ocak ve temmuz aylarında zam yapıldığını, müvekkilinin ücretine söz konusu zamların uygulanmadığını belirterek, kamu görevlilerine verilen ücret artış alacakları ile bunun günlük % 1 fazlasının faizleri ile birlikte hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
17. Dosya içeriğinde bulunan iş sözleşmelerinde zam oranının % 4 olarak belirlendiği, ücret artış farkı alacağına ilişkin hükme esas alındığı anlaşılan bilirkişi raporunda da iş sözleşmelerinde yer alan % 4 zam oranı değerlendirilerek bir sonraki dönemde alınması gereken ücrete göre ücret artış farkı alacağının hesaplandığı görülmüştür.
18. Bu anlamda olmak üzere, mahkemece Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çalışan öğretmenlerin ücretlerine uygulanan zam oranları yerine iş sözleşmelerinde yer alan zam oranına göre ücret artış farkı alacağının hüküm altına alındığı anlaşılmıştır.
19. Şu hâlde Özel Dairece kamu görevlilerine verilen zam talebinin reddine karar verilmesi gerektiğine dair bozma kararının bu yönüyle dosya içeriğine uygun olmayıp maddi hataya dayalı olarak belirtilen şekilde yazıldığı kabul edilmiş ve bu hususa işaret etmekle yetinilmiştir.
20. Bu aşamada (1) numaralı uyuşmazlığın, davacının müdürlük görevi sırasındaki ek ders ücretine hak kazanıp kazanmadığına ilişkin kısmıyla ilgili açıklama yapmak gerekmektedir.
21. 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nu yürürlükten kaldıran ve 14.02.2007 tarihli, 26434 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun amaç ve kapsamını düzenleyen 1. maddesi “Bu Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişiler tarafından açılacak özel öğretim kurumlarına kurum açma izni verilmesi, kurumun nakli, devri, personel çalıştırılması, kurumlara yapılacak mali destek ve bu kurumların eğitim-öğretim, yönetim, denetim ve gözetimi ile yabancılar tarafından açılmış bulunan özel öğretim kurumlarının; eğitim-öğretim, yönetim, denetim, gözetim ve personel çalıştırılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Bu Kanun, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişilerce açılan özel öğretim kurumları ile yabancılar tarafından açılmış bulunan özel öğretim kurumlarını kapsar.” şeklindedir.
22. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na tabi olarak çalışan personelin özlük hakları ve sorumluluklarını düzenleyen 9. maddesinin 1. fıkrasında, kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesinin en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikte belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılacağı; mazeretleri nedeniyle kurumdan ayrılan öğretmen ve öğreticilerin yerine alınacak olanlar ile devredilen kurumların yönetici, öğretmen ve öğreticileri ile bir yıldan daha az bir süre için de iş sözleşmesi yapılabileceği belirtilmiştir.
23. Aynı maddenin 14.03.2014 tarihli ve 28941 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6528 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılan ancak dava tarihinde yürürlükte bulunan 2. fıkrasında ise “Okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez” hükmü mevcuttur.
24. Bununla birlikte, 5580 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 5. fıkrasında;
“Kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere;
a) Sosyal güvenlik ve özlük hakları yönünden; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu,
b) Yetki, sorumluluk, ödül ve cezalar ile bunların uygulanması bakımından; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 1702 sayılı İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun, 4357 sayılı Hususi İdarelerden Maaş Alan İlkokul Öğretmenlerinin Kadrolarına Terfi, Taltif ve Cezalandırılmalarına ve Bu Öğretmenler İçin Teşkil Edilecek Sağlık ve İçtimaî Yardım Sandığı ile Yapı Sandığına ve Öğretmenlerin Alacaklarına Dair Kanun ile 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun,
hükümlerine tâbidir” düzenlemesine yer verilmiştir.
25. Ayrıca, 5580 sayılı Kanun’un 14. maddesinin son fıkrasına göre “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda, resmî öğretim kurumlarında uygulanan mevzuat hükümleri uygulanır”.
26. Diğer taraftan, dosya kapsamında bulunan Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin 01.12.2006 tarihli ve 2006/11350 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının (Bakanlar Kurulu Kararı) “Ek ders görevi” başlıklı 6. maddesinde kapsama dahil örgün ve yaygın eğitim kurumlarında görevli olup, aylık karşılığı ders görevini tamamlayan müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarına haftada 6 saate kadar alanlarında, alanlarında ek ders görevi verilemeyen veya kısmen verilebilenlere, ihtiyaç hâlinde ve istekleri üzerine alanları dışında da ek ders görevi verilebileceği; “Ders niteliğinde yönetim görevi” başlıklı 10. maddesinde ise diğer örgün ve yaygın eğitim kurumları ile azınlık okullarının müdür ve müdür başyardımcılarının haftada 20 saati ders niteliğinde yönetim görevi sayılacağı ve fiilen görev yapma karşılığında ek ders ödeneceği düzenlenmiştir.
27. Dava dilekçesi ekinde sunulan ve davacının müdürlük yaptığı döneme ait olduğu anlaşılan 01.09.2011 başlangıç, 31.08.2012 bitiş tarihli iş sözleşmesinde “Asıl görevli aylık ücretli ise” kısmında davacının aylık ücret miktarının brüt 6.983,24TL olarak belirtildiği, ders saati ücreti ile yöneticilik aylık ücreti kısımlarının boş bırakıldığı; “Özel şartlar” başlıklı 7. maddenin “c” bendinde ise; “Öğretmen haftalık toplam 30 ders saatlik görevi dışında rehberlik, eğitsel çalışmalar ve okulun öngöreceği ders dışı faaliyetlerle birlikte haftada 45 saat çalışmakla yükümlüdür” hükmüne yer verildiği görülmüştür.
28. Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin Bakanlar Kurulu Kararının 6. maddesine göre müdürlük yaptığı dönemde aldığı ücretin karşılığı çalışmasının 6 saat olduğunu, bu dönemde haftada 10 saat derse girdiğini, müdürlük görevine özgü olarak haftada 20 saat ek ders ücreti ile 6 saati aşan 4 saatlik ek ders ücretinin ödenmediğini belirterek toplam 24 saat üzerinden ek ders ücreti talebinde bulunmuştur.
29. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, davanın açıldığı 03.02.2012 tarihinde yürürlükte olan 5580 sayılı Kanunun 9/2. fıkrasında yer alan okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre dengi resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyeceğine dair hükümden, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çalışan öğretmen ve müdürlere mevzuat ile Bakanlar Kurulu kararı gibi idari işlemlerle verilen tüm hakları talep edebileceği sonucuna ulaşılmamaktadır.
30. 5580 sayılı Kanunun 9. maddesinin 5. fıkrasına göre kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere; sosyal güvenlik ve özlük hakları yönünden 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun (İş Kanunu) uygulanacağına dair hükmü ile de bu sonucun desteklendiği anlaşılmaktadır.
31. Bundan başka, davacının müdürlük yaptığı döneme ait iş sözleşmesinde ücretinin aylık olarak brüt 6.983,24TL olarak belirlenmesi, haftalık çalışma saatlerine ilişkin düzenleme ve davacının talep ettiği müdürlük görevi sırasındaki ek ders ücretinin sosyal yardım mahiyetli bir ödeme olmaması ile dengi resmî okullarda ödenen aylığa nazaran eksik ücret ödendiğinin ileri sürülmemesine göre müdürlük görevi sırasındaki ek ders ücreti talebinin reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
32. Hâl böyle olunca (1) numaralı uyuşmazlık bakımından Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.
(2) numaralı uyuşmazlık yönünden;
33. Özel Dairenin eğitime hazırlık ödeneği, kıdem tazminatı ve bakiye süre ücreti dışındaki taleplerin 5580 sayılı Kanun, İş Kanunu ve bu Kanunlara göre çıkartılan yönetmelikler ile iş sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine yönelik bozma kararı da yukarıda yapılan genel açıklamalara göre neticelendirilmelidir.
34. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, 5580 sayılı Kanunun 14. maddesinin 3. fıkrasında Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda, resmî öğretim kurumlarında uygulanan mevzuat hükümlerinin uygulanacağı düzenlemesine yer verilmiş ise de, 5580 sayılı Kanunun 9. maddesinde özlük hakları düzenlenmiş, maddenin 5. fıkrasında da Kanun hükümleri saklı kalmak üzere özlük hakları yönünden İş Kanunu hükümlerine tabi olunacağı belirtilmiştir.
35. Diğer taraftan, dava tarihinde yürürlükte bulunan 5580 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 2. fıkrası hükmü, dengi resmî okullarda ödenen aylık ve sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyeceğine ilişkin olup, ödenen aylıkların dengi resmî okullarda ödenenden az olması hâlinde uygulanabilecektir. Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemelere ilişkin olarak ise aynı maddenin 3. fıkrasında ayrıca düzenleme bulunmaktadır.
36. Bu itibarla, Özel Dairece eğitime hazırlık ödeneği, kıdem tazminatı ve bakiye süre ücreti dışındaki talepler yönünden ayrıca değerlendirme yapılmadığından, bu aşamada mahkemece ilgili mevzuat hükümleri ayrıntılı şekilde incelenerek, 5580 sayılı Kanun, İş Kanunu ve anılan Kanunlar uyarınca çıkarılan yönetmelikler ve taraflar arasında imzalanan iş sözleşmeleri doğrultusunda talep konusu alacaklarının yukarıda açıklanan esaslara göre değerlendirilmesi gerekmektedir.
37. Buna göre, (2) numaralı uyuşmazlık bakımından Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi hatalıdır.
(3) numaralı uyuşmazlık yönünden;
38. Bilindiği üzere, 14.02.2007 tarihli ve 26434 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 14. maddesi ile 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
39. Mülga 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 35. maddesinde “Yazılı sözleşmede kararlaştırılan ücret, bordro ile her ay sonunda verilir. Yönetici ve öğretmenlere ücretlerini zamanında ödemeyen kurumlar, bu ücretleri gün başına aylık ücretin % 1 fazlasıyla ödemek zorundadırlar. Yönetici ve öğretmenlerin aylık ücretleri, yönetmeliklere göre yükümlü bulundukları görevleri yapmaları şartıyla, ders yılı içindeki tatil günlerinde imtihan ve tatil aylarında da ödenir” hükmü bulunmakta iken, benzer düzenlemeye 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda yer verilmemiştir.
40. Bununla birlikte, sözleşme özgürlüğü çevresinde taraflar, işverence ücretin zamanında ödenmemesi durumunda ödenmeyen gün için işçinin aylık ücretinin % 1 fazlası ile ödenmesini sözleşmede kararlaştırabilirler.
41. Nitekim somut olayda, dosya içerisinde bulunan sözleşmelerde aylık ücretin bordro ile her ay sonunda olmak üzere ve aylık ücretler zamanında ödenmediği takdirde bu ücretlerin geçen her gün için % 1 fazlası ile ödeneceği hükmü mevcuttur.
42. Diğer taraftan, sözleşmelerin bir kısmında aylık ücret, ders saati ücreti, iş güçlüğü zammı, sosyal yardım kapsamındaki ek ödemeler ayrı ayrı belirlenmiş olup, diğer ödemelerin aylık ücretten farklı değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, % 1 fazlası alacağın yalnızca aylık ücretin geç ödenmesi hâlinde talep edilebileceği, diğer alacaklar yönünden %1 fazlası alacağa hükmedilmesi isabetsizdir.
43. O hâlde, (3) numaralı uyuşmazlık yönünden Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
(4) numaralı uyuşmazlık yönünden;
44. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesine göre belirli süreli iş sözleşmesi, “belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi” olarak tanımlanmıştır.
45. Söz konusu tanım dikkate alındığında, İş Kanunu’nun 11. maddesinin muhatabının işçi ve işveren olduğu, işçi ve işverenin belirli süreli iş sözleşmesi yapma serbestîsinin Kanun ile sınırlandırıldığı ve bu tür sözleşmelerin kurulabilmesi için ancak anılan objektif koşulların bulunması gerektiği açıktır. Dolayısıyla tarafların (işçi-işveren) salt belirli bir süre belirterek yaptıkları iş sözleşmesini, belirli süreli olarak nitelendirmeleri sözleşmenin belirli süreli iş sözleşmesi olduğunun kabulüne yeterli değildir. Maddede belirtilen işin belirli süreli olması veya belli bir işin tamamlanmasına yönelik olması ya da belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullar bulunmaması hâlinde, bu sözleşme belirsiz süreli iş sözleşmesi sayılır.
46. Diğer taraftan, mevzuatta belirli süreli iş sözleşmelerinin kurulmasını zorunlu kılan veya buna olanak tanıyan bir düzenleme yer alıyorsa, belirli süreli sözleşmenin kurulabilmesi için ayrıca objektif nedenlerin bulunması gerekli değildir. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 9. maddesinin 1. fıkrası uyarınca “Kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesi, en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikle belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılır” düzenlemesi de bu açıklamaya örnek teşkil edilmektedir.
47. Belirtmek gerekir ki, bu hüküm uyarınca söz konusu kişilerle akdedilen sözleşmeler, eğitimin ve öğretimin aksamadan yürütülmesi ve en az bir öğretim yılı devam etmesi amacıyla belirli süreli yapılacak ve bir yıldan az veya belirsiz süreli olamayacaktır. Bunun gibi, yine anılan fıkraya göre, mazeretleri nedeniyle kurumdan ayrılan öğretmen ve öğreticilerin yerine alınacak olanlar ile devredilen kurumların yönetici, öğretmen ve öğreticileri ile bir yıldan daha az bir süre için de iş sözleşmesi yapılabilir (Süzek, Sarper: İş Hukuku, 19. Baskı, İstanbul 2020, s. 244).
48. Bilindiği üzere İş Kanunu’nun 26. maddesinin 2. fıkrasında yer alan hüküm uyarınca, iş sözleşmesinin işçi veya işveren tarafından ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hâllere dayanılarak feshedilmesi durumunda, sözleşmeyi fesheden tarafın karşı taraftan tazminat talep edebilecektir.
49. Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 344. maddesinde “Muhik sebeplerden dolayı gerek işçi gerek iş sahibi, bir ihbara lüzum olmaksızın her vakit akdi feshedebilir. Ezcümle ahlaka müteallik sebeplerden dolayı yahut hüsnü niyet kaideleri noktasından iki taraftan birini artık akdi icra etmemekte haklı gösteren her hal, muhik bir sebep teşkil eder.
Bu gibi hallerin mevcudiyetini hakim takdir eder. Fakat işçinin kendi kusuru olmaksızın düçar olduğu nispeten kısa bir hastalığı yahut kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa etmesi, muhik sebep olarak kabul edilemez” hükmüne; 345. maddesinde ise “Muhik sebepler bir tarafın akte riayet etmemesinden ibaret olduğu takdirde bu taraf diğer tarafa, onun akit ile müstahak iken mahrum kaldığı fer'i menfaatlerde nazara alınmak üzere tam bir tazminat itasiyle mükellef olur.
Bundan başka hakim vaktinden evvel feshin mali neticelerini, hali ve mahalli adeti göz önünde tutarak takdir eder” düzenlemesine yer verilmiştir.
50. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 344. maddesindeki düzenleme uyarınca, belirli süreli iş sözleşmesini haklı nedenle fesheden işçi, bakiye süreye ait ücreti tazminat olarak talep edebilecektir. Bu hükmün altında yatan, işçi ya da işverenin kusurlu davranışı ile belirli süreli sözleşmenin süresinden önce sona ermesine neden olarak, sözleşmenin öngörülen süreyle sınırlı olarak işçi açısından iş (ücret) güvencesi ve işveren bakımından da işçinin hizmetini temin etme işlevlerini ortadan kaldırmasıdır (Kabakcı, Mahmut:“Belirli Süreli İş Sözleşmesi Haklı Nedenle Fesheden İşçinin Bakiye Süre Ücreti Talebi”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı:21, Mart 2011, s.136).
51. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 408. maddesine göre ise “İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez”.
52. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 408. maddesinin gerekçesinde ise;
“Maddeye göre, hizmet sözleşmesinde işverenin temerrüdü, alacaklının temerrüdünün özel bir hâlidir. İşverenin, işçinin işgörme ediminin ifasının engellendiği şu iki durumda da ücret ödemekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir:
1. İşverenin, işçisinin gereği gibi önerdiği işgörme edimini kabulde temerrüde düşmesi,
2. İşverenin, işçinin işgörme edimini ifasını kusuruyla engellemesi. İşverenin işin görülmesini kusuruyla engellemesi, o işin yapılmasından vazgeçmesi, işçinin yerine başkasını çalıştırması gibi sebeplere dayanabilir.
Yukarıdaki iki durumdan biri gerçekleştiği takdirde işveren, kabulden kaçındığı ya da ifasını kusuruyla engellediği iş görülmediği hâlde, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olacak ve daha sonra, aynı işin görülmesini ondan isteyemeyecektir.” hususları belirtilmiştir.
53. Belirtmek gerekir ki, haklı nedenle sözleşmeyi fesheden işçinin zararı, hiç kuşkusuz sözleşmenin süre sonuna kadar devam etmemesinden kaynaklanan ücret kaybıdır. Borçlar Kanunu’nun 345/2. fıkrası uyarınca hâkim, tazminatın belirlenmesinde takdir yetkisini kullanırken Borçlar Kanunu’nun 325. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeyi mahsup ettirmeğe mecburdur” hükmünü indirim ölçütü olarak nazara alabilecektir (Kabakcı, s. 137).
54. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 325. maddesinin 2. fıkrasında yer alan mahsuba ilişkin bu hükmün getiriliş amacı, işçinin sözleşmenin feshi sebebiyle kaybettiği kazancın giderilmesi amaçlanırken işçinin haksız bir kazanç sağlamasının önlenmesidir. Bir başka ifade ile işçinin sözleşmenin kalan süresinde çalışmaması sebebiyle söz konusu olan zararı tazmin edilirken, işçinin bu çalışmama sebebiyle tasarruf ettiği değerlerin tazminat miktarından düşülmesiyle, işçinin çalışsaydı elde edeceğinden daha yüksek bir gelire sahip olmasının önlenmesidir. Bir başka ifade ile işçinin sözleşmenin kalan süresinde çalışmaması sebebiyle söz konusu olan zararı tazmin edilirken, işçinin bu çalışmama sebebiyle tasarruf ettiği değerlerin düşülmesiyle, işçinin çalışsaydı elde edeceğinden daha yüksek bir gelire sahip olmasının önlenmesidir (Bozkurt Gümrükçüoğlu, Yeliz: Türk İş Hukukunda Belirli Süreli İş Sözleşmesi, İstanbul 2012, s.350-351).
55. Somut olayda, 5580 sayılı Kanun gereği taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmeleri imzalanmış olup, davacı iş sözleşmesini 24.01.2012 tarihinde haklı nedenle feshettiğini, son sözleşmenin sona erme tarihinin 31.08.2012 tarihi olmasına göre bakiye süre ücretinin hüküm altına alınmasını talep emiştir.
56. Mahkemece davacı vekili tarafından dosyaya sunulan davacının 01.08.2012 tarihinde dava dışı İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünde işe başladığı ve ücretinin aylık net 2.139,20TL olduğuna dair belge örneklerine itibarla, bilirkişi raporunda hesaplanan bakiye süre ücreti alacağından 2.139,20TL’nin mahsubu sonrası % 30 oranında indirim yapılarak anılan alacak hüküm altına alınmış ise de, bakiye süre ücreti alacağından yapılacak indirime esas olmak üzere gerekli araştırma yapılmayıp davacı vekilinin beyanı ve sunduğu belgeler ile yetinilerek sonuca gidilmiştir.
57. Bu itibarla mahkemece, davacının güncel hizmet döküm cetveli dosya kapsamına alınarak, sözleşme sona ermeseydi çalışmaya devam edeceği süre içerisinde gelir elde edip etmediği araştırılmalı ve oluşacak sonuca göre bakiye süre ücreti alacağı hakkında hüküm kurulmalıdır.
58. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
59. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle,
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.10.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/491 E., 2023/439 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112, 125, 408 ve 438 inci maddeleri.
11. Hukuk Dairesi 2022/491 E. , 2023/439 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
HÜKÜM : Kısmen kabul
Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, ihbar olunan hariç temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile dava dışı ... İşletmeleri Genel Müdürlüğü arasında SLİ Müessesesi Müdürlüğü'ne ait değişik pano ve stamplardan üretilecek ve idarece doğrudan bunkere dökülecek 9.000.000 ton tüvenan kömürün, yüklenici tarafından kurulacak 300 ton/saat kapasiteli lavvar tesislerinde 5 yıl süreyle yıkattırılması hizmet alımı sözleşmesinin yapıldığını, işbu sözleşmenin Yüksek Planlama Kurulu kararı gereği 01.11.2012 tarihi itibariyle davalı tarafa devir olunduğunu, yaklaşık 8.000.000,00 TL yatırım yapılarak tesis kurduğunu ve bu miktar üzerinden sözleşmeden doğan tüm masrafları üstlendiğini, davacının 02.05.2011 tarihinde çalışmaya başlayarak 26 aylık hak ediş sonucu toplam 5.542.354 ton kömür yıkadığını ve sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davalı tarafın ise öncelikle 12.06.2013 tarihli yazısı ile piyasaya yönelik lavvar torbalama tesisinin bakıma alınması sebebiyle ikinci bir yazıya kadar lavvar tesisinde çalışmanın durdurulduğunun bildirdiğini, davalı tarafın 19.06.2013 tarihli ikinci yazısıyla ise Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı çerçevesinde ... Elektrik Üretim A.Ş. arasında devir sözleşmesi imzalandığı ve tüm yükümlülüklerin 17.06.2013 tarihinde imzalanan devir sözleşmesi gereği ... Elektrik Üretim A.Ş.'ye ait olduğunu bildirdiğini, müvekkilinin sözleşme sebebiyle 1.161.000,00 TL kesin teminat mektubu verdiğini, 146.476,28 TL nakit teminatın hak edişlerden kesildiğini belirterek ıslah dilekçesi ile 145.000,00 TL yatırım bedelinin, 296.000,00 TL işçilik ve tesis giderinin, 65.000,00 TL sözleşme harcının, 13.02.2015 tarihinde vermiş olduğu ıslah dilekçesiyle 316.017,41 TL yoksun kalınan kârının tahsili ile müvekkili şirket tarafından verilen 1.161.000,00 TL bedelli teminat mektubunun iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Seyitömer Linyitleri İşletmesi ve Seyitömer Termik Santrali'nin 17.06.2013 tarihli satış ve işletme hakkı devir sözleşmesi ile ... Elektrik Üretim A.Ş.'ye devredildiğini, devir sözleşmesinin 8.4. maddesine göre santral ve işletme faaliyetleri ile ilgili olarak devir tarihi öncesinde imzalanmış olan sözleşmelerin listesinin satış ve işletme hakkı devir sözleşmesine eklendiğini, sözleşmelerden kaynaklanan tüm hak ve yükümlülüklerin listede belirtilen yazılı hususlar çerçevesinde devir tarihi ve sonrasında alıcıya ait olacağını, sözleşmelerin devir tarihine müteakip 90 gün içinde alıcıya devredilmesi için gerekli işlemlerin EÜAŞ tarafından yapılacağını, EÜAŞ'ın bu sözleşmelerden devir yapılamayanların tarafı olarak kalmaya devam edeceğini ve bu sözleşmelere ilişkin her türlü hak ve yükümlülüklerin alıcı şirkete ait olacağı hususlarının yer aldığını, bu nedenle dava dilekçesinde belirtilen taleplerin ... Elektrik Üretim A.Ş.'ye yöneltilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemenin 11.02.2016 tarihli, 2014/3 E. ve 2016/60 K. sayılı kararı ile davacının sözleşme ilişkisinin sona ermesi nedeniyle uğradığı zarardan işletmeyi devir alan ve sözleşmeye taraf hâline gelen EÜAŞ'ın sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 392.660,18 TL mahrum kalınan kâr ve ihbar tazminatı ile 146.476,28 TL nakti teminatın dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 1.161.000,00 TL bedelli teminat mektubunun davacıya iadesine karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 07.05.2018 tarihli, 2016/7975 E. ve 2018/3256 K. sayılı kararı ile davacının tüm, davalının sair temyiz itirazları reddedilerek somut olayda, öncelikle işin yapılmayacağının anlaşıldığı tarihteki kalan iş bedeli bu tarih itibarı ile hesaplanarak bu bedelden kesinti yöntemine göre bulunacak davacının işi tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar düşülmek suretiyle yüklenicinin olumlu zararı kapsamındaki kâr kaybının bulunması için bilirkişi kurulundan ek rapor veya yeni bir kuruldan rapor alınması gerekirken kalan iş bedelinin sözleşmenin sona ereceği tarihteki fiyat farkı göz önüne alınarak hesaplanması, başka bir iş yaparak ve yapmaya devam ederek kazanacağı veya kazanmadan bilerek kaçındığı iş bedelinin bulunup bulunmadığının raporda değerlendirilmemesi yanında, Mahkemece kararda bu konuda yapılan hesaplamanın da denetime imkan vermemesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı yararına bozulmuş, Mahkemece bozmaya uyularak verilen 04.07.2019 tarihli, 2018/657 E. ve 2019/664 K. sayılı karar taraf vekillerince temyiz edilmiş, Dairemizin 23.02.2021 tarihli, 2020/152 E. ve 2021/1571 K. sayılı kararı ile gerekçe ile hüküm fıkrasında çelişki olduğundan, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şu aşamada incelenmesine gerek görülmediği belirtilerek bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile işin yapılamayacağının anlaşıldığı tarihteki kalan iş bedelinin 1.058.711,17 TL olduğu, davacı şirketin mevcut işi tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu giderler toplamı olan 764.027,61 TL'nin mahsubu ve davacı şirketin başka bir iş yaparak kazandığı net kârının ilavesi sonucu davacının mahrum kalınan kâr bedelinin 292.788,52 TL olduğu, (bozma ilamı kapsamı dışında kalan 88.848,86 TL ihbar tazminatı, 146.476,28 TL nakdi teminat kesintisi ve 09.08.2010 tarihli 1.161.000,00 TL bedelli teminat mektubunun iade hususları gözetilerek) gerekçesiyle (bozma kapsamı dışında kalan) 146.476,28 TL nakdi teminat kesintisinin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, Garanti Bankası ...Şubesi tarafından 09.08.2010 tarihinde düzenlenen, 669763 numaralı, 1.161.000,00 TL bedelli teminat mektubunun davacıya iadesine, 88.848,86 TL ihbar tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, yatırım bedeli, işçilik ve tesis gideri ile sözleşme harçlarına yönelik taleplerin reddine, (bozma kapsamında değerlendirilen) 292.788,52 TL kâr mahrumiyetinin 03.01.2014 dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, kâr mahrumiyetine ilişkin fazla istemin reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri ve ihbar olunan vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozma sonrası alınan bilirkişi raporunda hak ediş tarihindeki fiyat farkı esas alınarak hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, bozma öncesi raporda taraflar arasındaki sözleşmede öngörülen fiyat farkına ilişkin düzenleme dikkate alındığı hâlde, bozma sonrası alınan raporda sözleşme hükümlerinin yok sayıldığını, fiyat farkının sözleşmenin sonuna kadar aynı kaldığının kabulünün mümkün olmadığını, kâr mahrumiyetine ilişkin bozma öncesi raporda hesaplama yapılırken davacının yapmaktan kurtulduğu giderin faaliyet gideri adı altında hesaplandığını, bozma öncesi alınan raporda belirlenen miktara göre karar verilmesi gerektiğini, sözleşmenin feshine karar verilmesine rağmen tazminat taleplerinin bir kısmının reddine karar verilmesinin doğru olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; husumet itirazlarının dikkate alınmadığını, davacı tarafın taleplerinin muhatabının ihbar olunan şirket olduğunu, işçilik alacaklarına davacının katlanması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
3.İhbar olunan vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacı tarafından kurulacak lavvar tesislerinde 5 yıl süreyle kömür yıkattırılması sözleşmesinin süresinden önce sona erdirilmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112, 125, 408 ve 438 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.İhbar olunan olarak temyiz isteminde bulunan ...Elektrik Üretim A.Ş. vekilinin temyiz dilekçesinin, temyize konu kararda ihbar olunan aleyhine hüküm kurulmamış olması ve temyiz harç ve masraflarının yatırılmamış olması sebebi ile reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre taraf vekillerinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.İhbar olunan vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
2.Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz eden taraflara yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
23.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2021/1387 E., 2021/2140 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Gerçek eksilmenin belirlenmesi konusunda hizmet sözleşmeleriyle ilgili olarak TBK'da düzenlenen 408 ve 438. maddelerdeki kesinti yöntemi esas alınmalıdır. 408. maddede iş sahibinin temerrüdü nedeniyle istenebilecek ücret hesabı, 438.
6. Hukuk Dairesi 2021/1387 E. , 2021/2140 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
İLK DRC. MHK. : Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın esastan reddine yönelik verilen hüküm davalı-karşı davacı vekilince duruşmalı, davacı-karşı davalı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı-karşı davacı vekili Avukat ... ile davacı-karşı davalı vekili Avukat.....'nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı yüklenici vekili asıl dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan 12/08/2014 tarihli sözleşme ile davalı-karşı davacı iş sahibine ait inşaatın temel kazıkları, fore kazıkları, ankraj, kuşak, başlık kiriş imalatları ile inklinometre işlerinin belirlenen birim fiyatlar üzerinden yapılması işini üstlendiğini, işin süresinin yer teslim tarihinden itibaren 110 takvim günü olarak belirlendiğini, iş yerinin 15/09/2014 tarihinde teslim edildiğini, sözleşmenin 9/1.maddesinde gerekli topoğrafik hizmetlerin işveren tarafından verileceğinin belirtildiğini, proje çalışmaları sırasında davalı şirket tarafından iletilen kotların yüksek olduğunu, bu nedenle projenin revize edilmesinden sonra davalı tarafından davacı müvekkiline alt kotun aşağıya alındığı bilgisi verildiğini, bunun yanısıra yapılacak olan kazının da derinleştirildiğini, bu nedenle işin metrajında da artış olduğunu, yine bu artıştan dolayı da yeni ve farklı imalat kalemlerinin oluştuğunu, müvekkilinin davalının talimatı doğrultusunda hazırladığı projeye uygun olarak imalat yaptığını, imalat artışı nedeniyle verilmesi gereken süre ile bedelinin teknik raporda belirlenmesine rağmen süre verilmediği gibi iş artış bedelinin de ödenmediğini, belirlenen 110 günlük süreye göre işin bitiş tarihinin 02/01/2015 tarihi olup, iş artışı nedeni ile 81 gün daha ilave edilmesi gerektiğini, buna göre işin bitim tarihinin 14/03/2015 tarihi olduğunu, tüm uyarı ve ikazlara rağmen davalının sözleşme ile ayrıca üstlendiği iş sahasında aydınlatma yapma, hafriyat alma, JCB bulundurma ve müvekkili şirkete ait makinelerin önünü açarak çalışma yapmasını sağlayacak şartları yerine getirmediğini, projedeki imalat artışlarından kaynaklanan süre uzatımlarının verilmediğini, yapılan uyarılara ve gönderilen ihtarnamelere rağmen iş bedeli ödemesi yapılmadığını, davalının bu kusurlu davranışları nedeniyle müvekkilinin Ankara ...... Noterliği’nin 27/11/2014 tarih ve ..... yevmiyeli ihtarnamesi ile taraflar arasındaki sözleşmeyi haklı olarak feshettiğini belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 300.000,00 TL bakiye iş bedeli, 677.500,00 TL haksız olarak nakde çevrilen teminat mektupları bedeli, 30.000,00 TL kâr mahrumiyeti ile 500.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş; 23/05/2016 tarihli ıslah dilekçesi ile hak ediş bedeli olarak 508.989,44 TL, davalı tarafça nakde çevrilen teminat mektupları bedeli 677.500,00 TL, kar kaybı 477.952,71 TL ile manevi tazminat olarak 500.000,00 TL’nin avans faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davalı iş sahibi vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; sözleşme tarihinin aynı zamanda yer teslim tarihi olduğunu, davacı - karşı davalının işin başından itibaren eksik ekipman ve işçiler ile faaliyet gösterdiğini, işin süresinin 110 takvim günü olmasına rağmen eksik işçi ve ekipman nedeniyle süresinde işin bitiremeyecek hale geldiğini, son olarak da 27/11/2014 tarihinde sözleşmeyi feshederek şantiyeyi terk ettiğini, davacı-karşı davalının ankraj hesaplamalarını yanlış yaptığını, bunun da tespit raporu ile anlaşıldığını, projeleri yanlış ve daha fazla maliyet gerektirecek şekilde hazırladığını, davacının teklif vermeden önce yeri gezdiğini, basiretli bir tacirin imza attığı sözleşmenin şartlarını önceden görüp eksiklikleri varsa çekincesini imza atmadan önce bildirmesi gerektiğini, bu nedenle fiyat artışı talep edemeyeceğini, gece çalışma şartlarının sağlandığını belirterek asıl davanın reddine karar verilmesini talep etmiş; karşı davada ise taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesi uyarınca davacı-karşı davalının gecikilen her gün için 5.000,00 TL gecikme cezası ödemesinin kararlaştırıldığını, davalı iş sahibinin fesihten sonra yeni bir firma ile sözleşme imzalayarak işin 90 günde tamamlanmasının kararlaştırıldığını, bu durumda işin davacı-karşı davalıdan dolayı 90 gün gecikmesi nedeniyle müvekkilinin 450.000,00 TL gecikme cezası alacağı doğduğunu, yine projenin geç bitmesi nedeniyle müvekkilinin kira gelirlerinden mahrum kaldığını belirterek şimdilik 550.000,00 TL’nin ve uğranılan manevi zarara karşılık da 400.000,00 TL'nin karşı davalıdan tahsilini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; iş artışından dolayı davacı-karşı davalı yükleniciye ek süre verilmesi gerekirken verilmediği, davalının malzeme ve ekipman temin yükümlülüğünü yerine getirmediği, sahada gece aydınlatması yapmadığı, davacı-karşı davalının sözleşmeyi belirtilen nedenlerle haklı olarak feshettiğinin kabulü ile asıl davada 508.990,30 TL bakiye iş bedeli ile 677.500,00 TL haksız olarak nakde çevrilen teminat mektupları bedelinin davalıdan tahsiline, kâr mahrumiyeti ile manevi tazminat taleplerinin reddine, karşı davanın da reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi sonucunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Taraf vekillerince karar temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddedeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davalı-karşı davacının tüm, davacı-karşı davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- İlk derece mahkemesinin ve bölge adliye mahkemesinin kabullerinde olduğu gibi davacı yükleniciye sözleşme tarihinden bir gün sonra gönderilen yeni zemin kotlarına göre yapılan iksa projesine göre iş artışı meydana geldiği, davacı yüklenicinin bu iş artışından dolayı davalıdan süre uzatımı ve iş artışı bedeli ödemesi talep edilmesine rağmen davalı tarafından açıkça kabul edilmediği, davalının malzeme ve ekipman temin yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi sahada gece aydınlatması yapmadığı, davacı yüklenicinin belirtilen bu nedenlerle sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği anlaşılmıştır.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 112. maddesine göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. Düzenleme kapsamına göre tazminat istenebilmesi için alacaklının zarara uğramış olması gerektiğinden, uğranılmış bir zarar karşılığı olmayan miktara tazminat olarak hükmedilemez. Burada zarar kapsamı net ve gerçek zarar olarak düzenlenmiştir. Net ve gerçek zarar, mal varlığındaki gerçek eksilmeyi ifade eder. Bu nedenle müspet zararın tazmini halinde malvarlığının ulaşacağı değerin, sözleşmenin ifası halinde malvarlığının ulaşacağı değeri geçmemesi gerektiği gözetilerek hesaplama yapılmalıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi, sözleşmelerde; borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: Bunlar; her zaman için ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zararını isteyebilmedir.
"Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar: Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüde düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrüdü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde ihlalinde, müspet zararın giderimi söz konusu olur (Prof. Dr. H. Tandoğan Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s. 426 vd.).
Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur. Sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu gözardı edilmemelidir." (Örnek:Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.07.2006 tarihli 2006/13-499 Esas, 2006/507 Karar sayılı kararı).
Müspet zarar olan kâr kaybı, yukarıdaki hükümlerin de sonucu olarak kâr elde edememek nedeniyle malvarlığındaki gerçek eksilme esas alınarak belirlenmelidir. Gerçek eksilmenin belirlenmesi konusunda hizmet sözleşmeleriyle ilgili olarak TBK'da düzenlenen 408 ve 438. maddelerdeki kesinti yöntemi esas alınmalıdır. 408. maddede iş sahibinin temerrüdü nedeniyle istenebilecek ücret hesabı, 438. maddede ise iş sahibinin sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle istenebilecek zarar hesabı düzenlenmiştir. 408. madde işverenin engellemesi sebebiyle yapmaktan kurtulunulan giderler ile başka bir iş yaparak kazanılan veya kazanmaktan bilerek kaçınılan yararların indirilmesini, 438. madde ise sözleşmenin sona ermesi yüzünden tasarruf edilen miktar ile başka bir işten elde edilen veya bilerek elde etmekten kaçınılan gelirin indirileceğini düzenlemiştir. Her ikisi de indirim unsurları olarak benzer düzenleme içermekte olup öğreti ve uygulamada bu hesaplama, kesinti yöntemi olarak adlandırılmaktadır. TBK'daki kesinti yöntemi hizmet sözleşmelerine ilişkin olmasına rağmen diğer sözleşmelerin haksız ve haklı nedenle feshi halinde de kıyasen uygulanması gerekir. Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.2010 tarih, 2010/14-244 esas, 2010/260 karar sayılı kararında da iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haklı feshedildiği hallerde kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanunundaki kesinti yönteminin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.
Kesinti yöntemine göre; yüklenicinin işi tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu giderler (malzeme ve işçilik giderlerinden yaptığı tasarruf) ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar, sözleşme bedelinden düşülmek suretiyle yüklenicinin olumlu zarar kapsamındaki kâr kaybı bulunmalıdır (Kapatılan 15. Hukuk Dairesinin 11.4.2007 gün ve 4955-2372 sayılı, 9.5.2013 gün ve 7521-3029 sayılı, 27.03.2017 gün ve 2016/1750 – 1330 sayılı kararları.).
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde, ilk derece ve bölge adliye mahkemesince davacı – karşı davalı yüklenicinin sözleşmeyi haklı olarak feshettiği kabul edilmesine rağmen, kâr kaybı isteyemeyeceği yönündeki tespitleri az yukarıda bahsedilen yerleşik içtihatlara uygun değildir. Yargılama aşamasında alınan 15.11.2017 tarihli üçüncü ve hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporu incelendiğinde, davacı-karşı davalı yüklenicinin kâr kaybı talebinin az yukarıda açıklanan kesinti yöntemine uygun olarak yapıldığı, bilirkişi kurulu tarafından davacı yüklenicinin 100.850,15 TL kâr kaybı alacağı olduğu hesap edilmiş olup, mahkemece kâr kaybı yönünden ıslah da dikkate alınarak bu miktar üzerinden talebin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanlış hukuki değerlendirme ile reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın belirtilen nedenlerle bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacının tüm, davacı-karşı davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca davacı-karşı davalının temyiz itirazlarının kabulü ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesinin 25/12/2020 tarih ve 2020/1158 Esas, 2020/1332 Karar sayılı kararın kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalı-karşı davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacı-karşı davalıya verilmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalı-karşı davacıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı-karşı davalıya iadesine,
6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, 09.12.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.