Türk Borçlar Kanunu 620. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 620- Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılır.
B. Ortaklar arasındaki ilişki
I. Katılım payı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
16 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2022/920 E., 2023/806 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620 ve 638 inci maddeleri.
Hukuk Genel Kurulu 2022/920 E. , 2023/806 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/117 E., 2022/367 K.
KARAR : Davanın reddine
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.11.2021 tarihli ve
2020/4386 Esas ve 2021/6220 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince anılan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; taraflar arasında ticari ilişki bulunduğunu, davalı ortaklığa, sipariş edilen iplikler karşılığında toplam 2.312.556,56 TL ödeme yapıldığını ancak davalının sadece 1.939.157,28 TL tutarında iplik gönderdiğini, bakiye 373.399,28 TL’nin tahsili için başlattıkları takibin davalı yanın itirazı üzerine durduğunu, itirazın haksız ve kötüniyetli olduğunu ileri sürerek icra takibine vaki itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... ... vekili; müvekkilinin sözü edilen adi ortaklığın ortağı olmadığını, bu nedenle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı ... usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.06.2018 tarihli ve 2016/93 Esas. 2018/268 Karar sayılı kararı ile; adi ortaklığın taraf ehliyeti olmadığından ortak oldukları iddia olunan ... ve ... ...’in davalı olarak davaya dahil edilmesiyle yargılamaya devam edildiği, her iki davalının da adi ortaklıkta ortak oldukları, davacının 2015 yılı içerisinde sekiz adet fatura karşılığı 1.939.157,28 TL mal alışı karşılığında davalıya 2.312.556,56 TL ödeme yaptığı, yapılan ödemelerin tarih sırasına göre mal alış faturalarından mahsup edildiğinde kalan bakiyesinin 373.399,28 TL olduğu, davacının davalıya 373.399,28 TL fazla ödemesinin bulunduğu, bu nedenle davacının bu miktar kadar davalılardan alacaklı olduğu, davacının davalıların ortağı olduğu şirketi temerrüde düşürdüğüne ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıların Kahramanmaraş 1. İcra Müdürlüğünün 2015/7877 Esas sayılı takibe vaki itirazlarının 373.399,28 TL yönünden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden yasal faiz işletilmesine, 74.679,85 TL icra inkâr tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... ... vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi 07.11.2019 tarihli ve 2019/12 Esas. 2019/1330 Karar sayılı kararı ile; icra takibinde borçlunun Dilgen ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı şeklinde gösterildiği, adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmadığı, adi ortaklığın borcu sebebiyle adi ortaklık aleyhine dava açılmasının veya icra takibi yapılmasının mümkün olmadığı, taraf ehliyeti kamu düzeninden olup mahkemece kendiliğinden göz önüne alınacağı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (6100 sayılı Kanun) dava açıldıktan sonra diğer kişilerin davaya dahil edilmek suretiyle davalı sıfatını kazanması ve husumetin bu kişilere yöneltilmesi konusunda bir düzenleme yer almadığı, bu nedenle alacak davalarında davaya zorunlu dava arkadaşlığı dışında dahili dava yolu ile davalı olarak taraf eklenmesinin mümkün olmadığı, öte yandan itirazın iptali davasının görülebilmesinin geçerli bir icra takibinin varlığına bağlı olduğu, ortada geçerli takip yoksa itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen olanak bulunmadığı, davacı tarafça adi ortaklık aleyhine girişilen icra takibinin geçerli bir takip olarak kabul edilemeyeceği, bu sebeple dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı ... ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA KARARI
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup, Bölge Adliye Mahkemesince, yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Davacı yan, takip talebinde, borçluyu, “Dilgen ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı” olarak göstermiş olup, davayı da husumet yönelttiği davalı tarafı bu şekilde göstererek açmıştır. Bu gösterimde adi ortaklığın adı yanında davalı ...’in ismi de açıkça zikredilmiş ve adi ortaklığın diğer ortağı olan davalı ... ...’den de “ortağı” sıfatıyla bahsedilmiştir. Belirtilen adi ortaklığın ortaklarının davalılar olduğu ve başka bir ortak bulunmadığı konusunda tereddüt bulunmadığı gibi, davalı ... de takibe itiraz dilekçesiyle, husumetin kendisine yöneltildiğini kabul etmiştir. Bu hale göre, husumetin adi ortaklığın ortağı olan iki ayrı kişiye yöneltilmiş olduğu kabul edilerek, işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davalı ... hakkındaki davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülememiş, bölge adliye mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
VI. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNCE VERİLEN DİRENME KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VII. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili Av. ...; davalılara husumetin doğru şekilde yöneltildiği, davalı ... ...’in de icra takibindeki itirazıyla husumetin kendisine yöneltildiğini kabul ettiğini, davalıların usule uygun olarak davaya dahil edildiğini, ortaklar arası husumetin iç ilişkileriyle alakalı olduğunu, bu hususta müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, taraf teşkilinin sağlandığını belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
2. Davacı vekili Av. ... Aslı Güney; adi ortaklığın ortakları tarafından icra takibine gerçekleştirilen itiraz ile taraf teşkilinin sağlandığını, davalıların kendilerine husumet tevcih edildiğini kabul ettiklerini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu icra takibinin usulüne uygun olarak başlatılıp başlatılmadığı, eldeki davada taraf teşkilinin sağlanıp sağlanmadığı, buradan varılacak sonuca göre Bölge Adliye Mahkemesince verilen davanın usulden reddine ilişkin kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620 ve 638 inci maddeleri.
6100 sayılı Kanun'un 50, 59, 114, 115 ve 124 üncü maddeleri.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 46, 47, 48, 49 ve 702 nci maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Adi ortaklık, belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen kimselerin bir araya gelerek oluşturdukları, ayrı bir tüzel kişiliği bulunmayan, kuruluş ve işleyişlerinde sıkı şekil kurallarına tabi olmamaları ve basit bir yapıya sahip bulunmaları nedeniyle uygulamada sıkça karşılaşılan özel borç ilişkisi mahiyetindeki birlikteliklerdir. 6098 sayılı Kanun'un 620/1 inci maddesinde adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda bir ortaklık kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, adi ortaklık sayılır (6098 sayılı Kanun md. 620/2).
3. Adi ortaklığın 4721 sayılı Kanun'un 47 ve devamında düzenlenen hükümler çerçevesinde tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Bu sebeple adi ortaklığın 4721 sayılı Kanun'un 48 ve 49 uncu maddeleri anlamında hak ve fiil ehliyeti mevcut değildir. Adi ortaklığın taraf ehliyetinin mevcut olup olmadığı ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenecektir. Zira taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usuli hukuki ilişkinin sujesi olabilme yeteneği olup maddi hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin medeni usul hukukundaki görünümüdür. Buna göre medeni haklardan istifade ehliyeti bulunan her tüzel kişi (4721 sayılı Kanun md. 46) davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir (6100 sayılı Kanun md. 50). Gerçek veya tüzel kişiliği olmayan kuruluş yahut toplulukların taraf ehliyeti de bulunmadığından adi ortaklığın da davalarda taraf ehliyetleri bulunmamaktadır.
4. Bu durum icra takipleri için de geçerlidir. Zira icra takiplerinde de alacaklı veya borçlu taraf olarak yer alabilmenin ilk koşulu; taraf ehliyetinin mevcudiyetidir. Dolayısıyla adi ortaklığın taraf ehliyeti mevcut olmadığından, icra takiplerinde de alacaklı veya borçlu olarak yer alamazlar. Bu nedenle, adi ortaklık için yahut ortaklığa karşı dava açılacak ise adi ortaklığı oluşturan her bir gerçek veya tüzel kişiye dava dilekçesinde veya icra takip talebinde yer verilmesi zorunludur ve adi ortaklık tarafından açılacak davaların yahut icra takiplerinin de el birliği mülkiyeti kuralları gereğince (6098 sayılı Kanun md. 638., 4721 sayılı Kanun md. 702) bütün ortaklar tarafından mecburi dava arkadaşı olarak (6100 sayılı Kanun md. 59) birlikte hareket edilmesi gerekir.
5. Taraf ehliyeti 6100 sayılı Kanun'un 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarından biri olup aynı zamanda icra takipleri bakımında da bir takip şartıdır. Bu sebeple hem davalarda hem de icra takiplerinde taraf ehliyeti, davalarda mahkemece, icra takiplerinde ise takip hukukunun doğasına uygun ölçüde icra memurunca/mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Aynı zamanda bu durum, taraflarca takibin/davanın her aşamasında ileri sürülebilen bir takip şartı olarak değerlendirilmelidir (6100 sayılı Kanun md. 115/1). Zira bu husus aynı zamanda kamu düzenine ilişkindir.
6. 6100 sayılı Kanun'un 115/2 nci maddesi gereğince Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. Maddenin üçüncü fıkrası gereğince ise dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.
7. 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi, davalardaki iradi değişikliği hüküm altına almış olup buna göre diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklı kalmak kaydıyla ve karşı tarafın açık rızası ile davada taraf değişikliği mümkündür. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilebileceği gibi dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı durumlarda, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir.
8. İradi taraf değişikliği takip hukukunda açıkça düzenlenmemiştir. Ancak icra takiplerinde de icra takip taraflarının da yanlış yahut eksik olarak gösterilme durumları söz konusu olabilmektedir. Bu durumlar maddi hatadan yahut temsilcide yanılma nedeniyle yanlış gösterme gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Böyle bir durumda icra takibinin iptali ve tekrar ikâmesi hakkaniyete aykırı sonuçlara neden olabilir. Bunu önlemek için, maddî hata ve temsilcide yanılma halleriyle sınırlı olarak istisnaî bazı hallerde icra takibi esnasında da taraf değişikliği yapılabileceğinin kabulü gereklidir.
9. Buradan hareketle davada olduğu gibi icra takibinde de tarafların yanlış gösterilmesi, bu hareketin maddi hatadan yahut dürüstlük kuralına aykırı olmayan bir durumdan veyahut kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmasından ileri geldiği durumlarda 6100 sayılı Kanun'un iradî taraf değişikliğine ilişkin hükümlerinin -niteliği uygun düştüğü ölçüde kıyasen- uygulanması mümkün olmalıdır.
10. Bu çerçevede başlatılan bir icra takibinde dürüstlük kuralına aykırı olmayan veya kabul edilebilir bir yanılgıya dayalı olarak adi ortaklığa karşı husumet yönetilmesi sonrasında adi ortaklığın ortaklarının tamamının icra takip dosyasına itirazlarını sunmak suretiyle kendilerine husumetin yöneltildiğini kabul ettiği durumlarda 6100 sayılı Kanun'un 115/3 maddesi hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde kıyasen uygulanarak eksik olan takip şartının giderildiği kabul edilmelidir. Yine adi ortaklığa husumet yöneltilerek açılan bir davanın yargılaması sırasında ortakların davaya dahili neticesinde taraf sıfatına ilişkin dava şartı eksikliğinin tamamlanmış olması durumunda taraf teşkilinin sağlandığı kabul edilerek yargılamaya devam edilmelidir.
11. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu icra takip dosyasında yer alan takip talebi ve ödeme emirlerinde borçlunun "Dilgen ... ve ... Fabriskası Adi Ortaklığı ... ve Ortağı" olarak gösterildiği, Bakırköy 5. İcra Müdürülüğünün 2015/7733 Esas sayılı dosyasında ödeme emrine dair tebligatın borçlu olarak belirtilen adi ortaklığa gönderildiği, sonrasında anılan ödeme emrine davalılar ... ve ... ... vekili tarafından borca ve icra müdürlüğünün yetkisine itiraz edildiği, Bakırköy 5. İcra Müdürlüğünce verilen yetkisizlik kararını müteakip dosyanın gönderildiği Kahramanmaraş 1. İcra Müdürlüğünün 2015/7877 Esas sayılı dosyası kapsamında yine adi ortaklık adına ödeme emrinin tebliğ edildiği, anılan ödeme emrine davalı ... ... vekilince süresi içerisinde itiraz edildiği anlaşılmaktadır.
12. Dava konusu icra takibinde borçlu olarak kaydedilen adi ortaklığın tüm ortakları davalılar ... ve ... ...'dir. Dava konusu icra takiplerinde borçlu olarak gösterilen adi ortaklık yanında davalı ...'in ismi de belirtilmiş olup diğer ortak olan ... ...'den de "ortağı" ifadesiyle bahsedilmiştir. Bunun yanında davalı ... ... de her iki ödeme emrinin tebliğine itiraz ederek husumetin kendisine yöneltildiğini kabul etmiştir.
13. Bunun yanında işbu itirazın iptali davasında da adi ortaklığın tüm ortaklarının yargılamaya katılımları sağlandığına göre husumetin adi ortaklığın her iki ortağına da yöneltildiği kabul edilerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekmekle, Bölge Adliye Mahkemesince verilen davalı ... ... vekilinin istinaf başvurusunun kabul ile İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak davalı ... ... yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
14. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; taraf ehliyetine ilişkin hususun icra takiplerinde de kamu düzenine ilişkin olup süresiz süresiz şikayete tabi olduğu, davalı ... ...'in itirazında kendisi aleyhine açıkça bir icra takibi yapılmadığını belirttiği, takip talebinde yer almayan kimseye ödeme emrinin gönderilmeyeceği, adi ortaklığın borçlarından tüm ortaklarının müteselsilen sorumlu olduğu, bu sebeple alacaklının alacağını hangi ortaktan tahsil etmek istiyor ise takip talebinde bu kişileri açıkça belirtmesi gerektiği, aksi durumda ihtiyari takip arkadaşı olarak ve "ortağı" ibaresinden yola çıkılarak borçlu olarak gösterilmeyen ortağın takibe eklenemeyeceği, bu haliyle somut olayda husumetin adi ortaklığın ortaklarına yöneltildiğinin kabul edilemeyeceği, bu itibarla takip talebi ve dava dilekçesinde ismi geçmeyen davalı ... ... yönünden usulden ret kararı verilmesi gerektiği, 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü madde koşullarının mevcut olmadığı, bu sebeple direnme kararının onanması gerektiği görüşü ile adi ortaklık aleyhine icra takibi yapılamayacağı, davalı ...'in takip talebinde isminin yer aldığı ancak diğer davalı ... ... hakkında icra takibinin söz konusu olmadığı, icra takibinin davalı ... bakımından geçerli olduğu, bu itibarla anılan davalı bakımından direnme kararı hatalı olup diğer davalı bakımından verilen direnme kararının yerinde olduğu, bu sebeple direnme kararının belirtilen değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler, Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
15. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VIII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.09.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
K A R Ş I O Y
Taraf ehliyeti HMK. md. 114,1-d gereğince dava şartıdır. Hukuk davalarında taraf ehliyetinde olduğu gibi icra takibinin taraflarının (alacaklının ve borçlunun) da taraf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Gerçek ve tüzel kişilerin hak ehliyeti (MK. md.8 ve md.48 ) ve dolayısı ile taraf ehliyeti vardır. Adi ortaklık gibi tüzel kişiliği olmayan toplulukların taraf ehliyeti yoktur (TBK.md.620). Taraf ehliyeti olmayanların talebi üzerine (veya taraf ehliyeti olmayanlara karşı) başlamış ve devam edilmiş icra takipleri ve işlemleri geçersizdir. İcra müdürü ve icra mahkemesi bu işlemlerin geçersizliğini kendiliğinden gözetir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayet yolu ile icra mahkemesinden takibin iptali istenebilir. İtirazın iptali davasının görülebilmesi geçerli bir icra takibine bağlı olduğundan ve icra takibi ile sıkı sıkıya bağlı olduğundan itirazın iptali davasında icra takibinin geçersizliği, mahkemece kendiliğinden gözetilip dava şartı yokluğundan davanın usul yönünden reddine karar verilmesi gerekir.
Somut olayda genel haciz yolu ile ilâmsız icra takibinde alacaklı takip talebinde borçlu olarak “... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı”nı göstermiş ... ve ... ... takipte borçlu sıfatı ile gösterilmemiş ve ödeme emri bu şahıs işletmesine hitaben düzenlenerek aynı adreste daimi çalıştığını beyan eden ... ... imzasına fabrika adresinde tebliğ edilmiştir. Hakan ve ... ... vekili icra dosyasında yetki ve borca itiraz sonrasında icra dosyası yetkisizlik kararı ile yetkili Kahramanmaraş İcra Müdürlüğüne gönderilmiştir. Yetkili icra müdürlüğünce “... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı” ibaresini borçlu kısımda yazılarak ödeme emri düzenlenmiş bu ödeme emrinin aynı adrese tebliği üzerine ... ... vekili icra dosyasına yaptığı itirazında, dosya borçlusu olarak gösterilen ... ... ve Perese Fabrikasının tüzel kişiliği bulunmadığını hukuken geçersiz olduğunu, kendisinin adi ortaklığın ortağı olduğunu, alacağın dayanağının ödeme emrinde gösterilmediğini, borçlu olmadığını beyan etmiştir. Açıkça kendisi aleyhinde bir takip olmadığını vurgulamıştır. İİK 58 inci maddesi takip talebinde yer alacak hususları düzenlemiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasının ikinci bendinde “ Borçlunun ve varsa kanunî temsilcinin adı, soyadı, alacaklı tarafından bilinmiyor ise Türkiye Cumhuriyeti Kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yerinin” yazılması yazılacağı düzenlenmiştir.
İcra hukukuna özgü durumları haricinde takip talebi dava dilekçesine benzetilebilir. Takip talebinde kişinin hakkında takip yapıldığı yazılı değil ise geçerli olmayan bu takibe dayanarak ödeme emri çıkarılamaz. Ödeme emri çıksa dahi bu husus alacaklıya bir hak bahşetmez.
İcra takibi takipte borçlu olarak gösterilmeyen ihtiyari takip arkadaşlarına teşmil edilemez. TBK’nın 638 inci maddesinin son fıkrası “ Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile bir üçüncü kişiye karşı ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamış ise müteselsilsen sorumludurlar.” Bu hükme göre adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için adi ortaklık ilişkisi içinde ... borçların alacaklıları borcun tamamını bir ortaktan alabileceği gibi tüm ortaklardan da alabilir. Bunun için hangi ortağı veya ortakları takip etmek istiyor ise takip talebinde isim ve adreslerini açıkça borçlu tarafta göstermelidir.
Aksi halde ortakların ihtiyari takip arkadaşı olmaları dikkate alınarak icra takibi takip talebinde borçlu gösterilmeyen adi ortaklık ortağına “ort” ibaresinden yola çıkılarak takibe eklenemez.
Takip alacaklısı, “... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı”nı davalı göstererek itirazın iptalini talep ettiği, ... ... vekilini cevap dilekçesinde adi ortaklığın ortağı ya da yetkilisi olmadığını, davanın tarafı olmadığını bu nedenle husumet itirazında bulunduklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Şu hale göre adi ortaklığı oluşturan kişiler takip talebinde borçlu tarafta gösterilmemiş kendilerine ödeme emri çıkarılmamıştır. Takip talebinde tüzel kişiliği olmayan adi ortaklığın ismi olan ‘ ... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı’ isminin yazılmasından hareketle, adi ortaklık ismi içinde geçen ...’in ve “Ort.” İbaresi ile ... ...’in de takipte borçlu olarak gösterildiği sonucuna varılamaz. Yetkili icra dairesinde icrada itiraz eden ... ... vekili itirazında öncelikle tüzel kişiliği olmayan fabrika isminin borçlu olarak yazılması nedeniyle takibin geçersiz olduğunu beyan ettikten sonra borcun olmadığı itirazının ileri sürmesi karşısında husumetin adi ortaklığın ortaklarına yöneltildiği kabul ettiği görüşü isabetli değildir. Takip talebinde ve itirazın iptali dava dilekçesinde borçlu olarak hiç adı geçmeyen ... ... yönünden itiraz iptali isteminin usulden reddine karar verilmesi gereklidir. Aksi halde bu şekilde verilen itirazın iptali kararı ile ... ... aleyhinde icra takibinin devamı söz konusu olamaz. Nitekim 19. Hukuk Dairesi 18.03.2003 tarih, 2003/2293 Karar sayılı kararında “ Özetle takip talebi ve ödeme emrinde borçlu adi ortaklık gösterilerek tek bir ödeme çıktığı, adi ortaklığı oluşturan şirketlerin takip talebinde ayrı ayrı borçlu gösterilmediğine göre tüzel kişiliği olmayan adi topluluk aleyhine icra takibi geçersizdir. İtirazın iptali dava koşulları oluşmadığı için reddi gerekir” şeklinde bir görüş benimsenmiştir.
Takip talebinde borçlu olarak yer almayan bir kişinin itirazın iptal davasına eklenmesi de mümkün değildir. HMK’nın 124 üncü maddesinin olayda uygulanma şartları bulunmamaktadır.
Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının onanması görüşünde olduğumdan Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2015/9468 E., 2015/14079 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varORDU 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Türk Borçlar Kanunu'nun 620. Maddesinde;
3. Hukuk Dairesi 2015/9468 E. , 2015/14079 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ORDU 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 28/11/2013
NUMARASI : 2010/66-2013/575
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, davalılar ile aralarında .... Ltd.Şti adına kurulu bulunan .... Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Özel Dal Merkezinin İşletilmesi amacıyla 06.06.2007 tarihli sözleşme düzenlendiğini, sözleşmeye göre ortaklıktaki hissesinin % 15 olduğunu, ortaklıktaki tüm yönetim gelir-gider işlemlerinin kontrolünün davalılarda olduğu halde kendisine bilgi verilmediği gibi kar payı da ödenmediğini ileri sürerek, adi ortaklığın feshine, ödenmeyen kar payı olarak 10.000,00 TL'nin hak kazanma tarihlerinden itibaren uygulanacak ticari temerrüt faizi ile, ortaklığın parasal değerinin hissesine karşılık da 10.000,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren uygulanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte davalılardan alınmasını, fazlaya ilişkin hakkının saklı tutulmasını istemiş, yargılama sırasında davasını ıslah ederek 97.526,69 TL artırarak 117.526,69 TL'nin ödetilmesini istemiştir.
Davalılar, davacının şirketteki hissesini Ordu 1. Noterliğinin 09.11.2009 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devrettiğini, devir işleminin Ticaret Sicil Gazetesinde de ilan edildiğini, sözleşme de ayrılan ortağın ortaklık payının ne şekilde ödeneceğinin belirlendiğini, dolayısıyla da davacının hissesine düşen ortaklık payının geri ödenmesinde sözleşmede belirlenen bu kuralın uygulanmasının asıl olduğunu bildirerek, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece; davanın kabulü ile davalıların 10.000,00 TL'yi hak kazanma tarihinden itibaren uygulanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte, 10.000.00 TL'de temerrüt tarihinden itibaren uygulanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte, 97.526,69 TL'yi de ıslah tarihinden itibaren uygulanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıların davacı tarafa ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Bir dava da ileri sürülen maddi olguları kanıtlamak taraflara, bu maddi olgulara dayalı olarak uyuşmazlığı nitelemek ve uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve uygulamak hakime ait bir görevdir. (HUMK 76. HMK.33.md.)
Taraflar arasında düzenlenen 06.06.2007 tarihli sözleşmede ..... Ltd.Şti.'nin, özel fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezinde sınırlı olmak üzere davacı İ.. K..'in % 15 hissesi olduğu, hissesine düşen karşılığı nakit olarak ödeyeceği ve şirkete ait bankadan kullanılacak kredi vb. borçlanmalar için bir taahhüt altına girmeyeceği, davalı doktorların şirkette çalışma karşılığı olarak aylık 10.000 TL ücret alacakları, davacı doktorun şirketin 3 hekime ihtiyaç duyması halinde aynı şartlarla çalışacağı, davacının çalışmayı istememesi halinde 3.hekim giderleri şirket tarafından ödenmek üzere işe alınacağı şirketten ayrılmak isteyen ortağın katılım bedeli yıllık % 3 üzerinden hesaplanan bedelle şirketin mali durumuna göre 3, 6, 9. aylarda ve üç eşit taksitle ödeneceği kararlaştırılmıştır.
Türk Borçlar Kanunu'nun 620. Maddesinde; "Adi Ortaklık Sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme " denilerek sözleşme unsuru açıkça belirtilmiştir.
Ortaklar, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere bir sözleşme etrafında birleşirler. Sözleşmenin kurulması için tarafların karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarını açıklamaları gerekir. Adi ortaklık, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulur. Ortak amaçtan bahsedebilmek için, sözleşme ile ulaşılmak istenen hedefin bütün ortaklar için müşterek olması gerekir.
TBK'nun 620. maddesinde; “ortak bir amaca erişmek üzere” ifadesiyle açıkça belirtilen ortak amaç unsuru, sözleşmenin temel unsurudur. Ortakların, ortak bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelmeleri de yeterli değildir. Bu nedenle, ortakların ayrıca bu amacı gerçekleştirmek üzere çalışmalara katılmayı ve bu amaçla işbirliği yaparak birlikte çaba göstermeyi de taahhüt etmeleri ve bu hususta üzerlerine düşeni yapmaları gerekir. Yani ortaklar, ortak amacın gerçekleşmesi için eşit durumda gayret ve özen gösterme yükümlülüğü altındadırlar. Sözleşme de ortaklar için sermaye payı koyma yükümlülüğünün öngörülmüş olması, birlikte çaba gösterme yükümlülüğüne de yer verildiği anlamına gelmez. Bu unsurun sözleşmenin içeriğinde yer alması gerekir. (N.Barlas 38, O.H.Ş.117.sy)
Diğer bir deyimle, taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık olarak kabul edilebilmesi için sözleşme, sözleşmeyi yapacak kişiler, sermaye payı, ortak amaç ve işbirliği unsurları bulunmalıdır.
Taraflar arasında düzenlenen sözleşme; bu açıklamalar ışığında incelendiğinde; TBK.620. maddesinde tanımını bulan adi ortaklığın unsurları bulunmamaktadır. Bu nedenle, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek taraflar arasında sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi olarak kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Hal böyle olunca, mahkemece yapılacak iş; 06.06.2007 tarihli sözleşme hükümlerine göre davacının alacağı miktar, uzman bilirkişi kurulundan Yargıtay denetimine uygun rapor alınarak belirlenmeli ve sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2016/10029 E., 2018/1119 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Bu duruma göre, taraflar arasındaki ilişki, 6098 sayılı TBK'nun 620. maddesi ve devamı maddeleri kapsamında, bir adi ortaklık ilişkisidir.
3. Hukuk Dairesi 2016/10029 E. , 2018/1119 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalı ile ... 2. Noterliğinin 03/01/2014 tarih ve 00197 yevmiye nolu adi ortaklık sözleşmesi ile ... Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi ... Şubesi adındaki işletme için ortaklık kurduklarını, kendisine idari, temsili ve mali haklar tanındığını, işletmenin % 40 oranındaki hissesini sahip olduğunu, bu işletmede fiilen çalıştığını ve emek sarfettiğini, ancak herhangi bir ücret ya da kâr payı ödenmediğini, davalının bu işletmeyi haberi ve onayı olmadan başka bir şahsa devir ve teslim ettiğini, sözleşmeden kaynaklı alacağının mevcut olduğunu, davalı tarafça buna itibar edilmeden işletmenin satıldığını, davalının kendi kredilerine kefalet ve borç altına soktuğunu, bu borçların ödenmemesi üzerine takip başlatılarak mallarına haciz konulduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000 TL’nin ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı; davacının sermeye ödeme borcunu yerine getirmediğini, işletmede herhangi bir hakkı olmadığını, sözleşmenin fiilen yürürlüğe girmediğini, adi ortaklığa konu ... Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi ... Şubesi işlerinin bağlı olduğu merkez ... ... İstihdam İklimlendirme Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Ltd. Şti. tarafından yürütüldüğünü, limited şirket ortaklığı hisse devrinin TTK belirtilen usullerle olabileceğini, taraflar arsında geçerli bir hisse devri olmadığını, davacının işletme içinde birtakım usulsüzlükleri ve kasa açığı tespit edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; Özel Kocasinan ... Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ... Şubesinin kurucusunun ... .. İstihdam İklimlendirme Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Limited Şirketi olduğu, davalı ...'nun bu şirketin temsilcisi olduğu, bu durumda adi ortaklık sözleşmesini ...'nun şirket adına imzaladığı, bu nedenle husumetin şirkete yöneltilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Dosyadaki bulunan ... 2. Noterliğinin 03/01/2014 tarih ve 00197 yevmiye nolu "Adi Ortaklık Sözleşmesi" ile davacı ... ve davalı ... arasında çocuk ve gençlere yönelik rehabilitasyon hizmetleri işi ile ilgili olarak 6098 sayılı TBK'nun 620 vd. maddelerinde düzenlenen bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, taraflar arasındaki ilişki, 6098 sayılı TBK'nun 620. maddesi ve devamı maddeleri kapsamında, bir adi ortaklık ilişkisidir.
Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.)
Adi ortaklık ilişkisinde; bir ortak tarafından açılan alacak talepli dava, ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemini de kapsar. Bu noktada tasfiyenin mahkemece bizzat yapılması gerekir.
Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nın 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir.
Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleriyle alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır.
Tasfiye usulünü düzenleyen TBK'nın 644.maddesi gereğince; ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oy birliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesi gereğince; ortaklığın borçları ödendikten, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazancın ortaklar arasında paylaştırılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.
Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.)
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.
Hal böyle olunca mahkemece; ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde tasfiye işlemini gerçekleştirecek, ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir kişiyi tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nın 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Bütün bu açıklamalar ışığında, taraflar arasında geçerli bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu belirlendiğine göre uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi ve açıklanan hususların adi ortaklık kapsamında değerlendirilmesi gerekirken bu şekilde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan, yanılgılı ve eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı taraf yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2024/667 E., 2025/478 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Adi ortaklık ilişkisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620. maddesinde de tanımlandığı gibi sözleşme temeline dayanmakta olup, aynı zamanda bir hukuki işlemdir.
3. Hukuk Dairesi 2024/667 E. , 2025/478 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/3724 E., 2023/3939 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 25. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/331 E., 2023/532 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalılardan Halil İbrahim arasında Çekmeköy'de kat karşılığı yapılacak binanın maliyetlerinin %50'şer oranda karşılanacağı hususunda adi yazılı sözleşme akdedildiğini, sözleşmede 2B ödemesi, proje ve harçlar, yapı denetim, belediye masrafları, inşaat maliyeti, çevre düzenlemesi, inşaat bitirimi, iskan, çalışacak elemanların maaşı ve doğacak hakları, vergileri ve binanın satışından çıkacak KDV vergilerinin eşit şekilde paylaşılacağının kararlaştırıldığını, müvekkili şirket ile dava dışı arsa sahipleri arasında 17.09.2014 tarihli Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi imzalandığı ve sözleşme kapsamında müvekkili şirkete inşaat karşılığı 10 adet dairenin (3, 4, 6, 11, 12, 13, 14, 15, 16 ve 17) numaralı bağımsız bölümlerin verilmesinin kararlaştırıldığını, anlaşma ve ortaklık ilişkisinin devamı olarak davalılardan Halim İbrahim'in annesi olan diğer davalı ... ile 15.06.2016 tarihli Düzenleme Şeklinde Ek Tadil Sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşme ile %50'sinin bütün hak ve borçları ile birlikte davalı ... tarafından devranılarak müvekkili şirketle birlikte arsa sahiplerine karşı sözleşmede resmi ortak olduğunu, söz konusu ortaklık evrakında davalı ...'nin tanzim edilen sözleşmeyi aynı şartlarla yeni müteahhit sıfatı ile kabul edip taşınmaz üzerine bir binayı plan ve projesine uygun olarak yapmayı vaat ve taahhüt ettiğini, dava dışı arsa sahiplerinin de bu %50'lik devri aynen kabul ettiklerini, 15.06.2016 tarihli sözleşmeye göre müvekkili şirket tarafından inşaat yapımına başlandığını, o tarihte inşaatın 3. katın betonunun atıldığını ve inşaatın kaba inşaat sürecinde olduğunu, inşaatın her türlü ödemesinin müvekkili şirket tarafından yapıldığını, kat irtifakı kurulma aşamasında 3, 4, 6, 11, 12 13, 14, ve 15 nolu dairelerin tapularının müvekkili şirket ile davalı ... arasında ortaklık anlaşmasına göre %50'şer olarak yapıldığını, 16 nolu dairenin tapusunun müvekkili şirket, 17 nolu dairenin tapusunun da davalı ... adına çıkartıldığını, bu tapulardan 3, 6 ve 15 nolu bağımsız bölümlerin taraflarca satılıp bedellerinin alındığını, geriye 4, 11, 12, 13, ve 14 numaralı dairelerin kaldığını, müvekkili şirketin ortaklık tarihinden itibaren yaptığı ödemelerin yarı bedelini talep etmesine rağmen davalıların söz konusu ödemeleri yapmadıklarını, yaptığı inşaat harcamalarının yarı bedeline ilişkin davalılar hakkında icra takibi başlatıldığını, haksız itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek; itirazın iptaline, takibin devamına, müvekkili şirket lehine inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili; davacının iddia ettiği ortaklık sözleşmesini kabul etmediklerini, müvekkili Halil İbrahim ile davacı şirket arasında imzalanan sözleşmenin adi ortaklık kurulmasına haiz nitelik ve geçerlilik şartlarında olmadığını, tarafların ileride kat karşılığı inşaat yapmayı hedeflediklerini gösterir niyetlerini ortaya koymak için adi yazılı belge niteliğinde olduğunu, davacı şirket tarafından ortaklık payı talep edilen davaya konu inşaata ilişkin arsa sahipleri ile sadece davacı arasında tanzim edilen 17.09.2014 tarihli Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesindeki alacak hak ve hissesinin %50'sini iddia edildiği gibi adi ortaklık sözleşmesi ya da ilişkisine dayalı olarak değil, 15.06.2016 tarihli Düzenleme Şeklinde Devir Sözleşmesi ve bu devir sözleşmesinin 31.08.2016 tarihli Düzeltme Beyannamesine dayalı olarak müvekkili Saime'nin kendisi tarafından ödenmiş olan bir bedel karşılığı devir ve temlik işlemi olduğunu, davacı şirket ile müvekkili Saime arasında devir ve temlik ilişkisinin diğer müvekkili Halil İbrahim ile ilgisi olmadığını, müvekkili Saime'ye yargılama konusu ortaklık ilişkisine dayalı bir devir ve temlik ilişkisi söz konusu olmayıp kendisi tarafından ödenmiş bir bedel karşılığı alacağın temliki hükmünde satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesindeki müteahhide düşen alacak hak ve hissesinin %50 bedel karşılığı devir ve temlikinin söz konusu olduğunu, 31.08.2016 tarihli Düzeltme Beyannamesi ile dava dışı arsa sahiplerinin davacı müteahhit şirketin kendi hak ve hisselerinin %50'sini müvekkili Saime'ye devrine arsa sahipleri olarak rıza ve muvafakat ettiklerini beyanla düzeltme yapıldığını ve müvekkili Saime'yi taahhüt altına sokabilecek olan müteahhitlik yapacağına yönelik ibarenin sözleşmeden kaldırıldığını, davacı şirketin müvekkili Saime 'ye yapılan sözleşmeden dolayı müteahhitlik yükümlülüğünün yüklenemeyeceğini, davacının dosyaya sunduğu giderlerin önemli bir bölümünün devir sözleşmesinden önce alınmış belgeler olduğunu ve dava konusu inşaat için kullanılıp kullanılmadığının belli olmadığını savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı sonrasında davacı tarafa yemin teklif hakkının hatırlatılmasına rağmen davacı vekili tarafından 12.09.2023 tarihli duruşmada yemin deliline dayanmadıklarının belirtildiği, taraflar arasında unsurları taşıyan adi ortaklık sözleşmesi bulunduğu iddiasının davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının inşaat yapım işini davalı ...'ye ek tadil sözleşmesi kapsamında yarı bedel karşılığında devrettiği, bu sözleşmenin davacı ile davalı ... arasında adi ortaklık olarak kabul edilemeyeceği, açık bir adi ortaklık sözleşmesi olmadığı, diğer davalı ... ile yapılan sözleşmede ise inşaatın yapılacağı açık tapu kaydı ve açık adresin belirtilmediği, davacıya Mahkemece yemin teklif hakkının hatırlatılmasına rağmen davacı vekilince yemin delilline dayanmadıklarının bildirildiği, davacı davasını ispat edemediğinden Mahkemece verilen kararda isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; müvekkili ile davalılar arasında ortaklık ilişkisinin bulunduğunu, davalıların yapılan dairelerin tapularını üzerlerine alıp kazanım sağlamalarına rağmen kötü niyetli olarak yapılan inşaatın maliyetinin yarısını üstlenmemek için ortaklık ilişkisini inkar ettiklerini, somut olayda adi ortaklığın tüm unsurlarının bulunduğunu, Derece Mahkemelerinin değerlendirmelerinin hatalı olduğunu, dosya kapsamındaki delillerin taraflar arasındaki ortaklık ilişkisi ispat etmesi nedeniyle yemin delilline başvurmadıklarını, dosyaya sundukları delillerin değerlendirilmediğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasında dava dışı arsa sahipleri ile akdedilen Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesine istinaden inşa edilecek yapının maliyetlerinin yarı yarıya üstlenilmesinden kaynaklı itirazın iptali istemine ilişkindir.
1. Adi ortaklık sözleşmelerinde "şekil serbestisi" ilkesi uygulanmakta olup, ortaklık ilişkisinin sözlü olarak da kurulabilmesi mümkündür. Adi ortaklık sözleşmesinde şekil, ispat açısından önem arz etmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Taraflar arasında ortaklık ilişkisinin varlığına dair ihtilaf çıktığında, ispat yükü, ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer.
Adi ortaklık ilişkisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620. maddesinde de tanımlandığı gibi sözleşme temeline dayanmakta olup, aynı zamanda bir hukuki işlemdir. Bu nedenle, 6100 sayılı Kanun'un 200. maddesinde düzenlenen parasal sınırın üzerindeki ortaklık ilişkisinin varlığının ispatında, kural olarak senetle ispat zorunluluğu geçerlidir.
2. Temyiz olunan kararda; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa yukarıda yer verilen hukuk kurallarının doğru şekilde uygulandığı, ispat yükü üzerinde olan davacı tarafça dosya kapsamındaki deliller itibariyle davalılar ile varlığını iddia ettiği ortaklık ilişkisinin ispat edilmediği, özellikle 15.06.2016 tarihli düzenleme şeklinde devir sözleşmesi incelendiğinde davacı şirketin Düzenleme Şeklindeki Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi ve bu sözleşmeden sonra yine noterde tanzim ve tasdik edilen 15.06.2016 tarihli Düzenleme Şeklindeki Ek Tadil Sözleşmesinin teknik ve hususi şartları aynı kalmak koşulu ile müteahhit davalı ...'ye 26.002,00 TL bedel karşılığında hak ve hisselerinin %50'sini devir ve temlik edip devir bedelini davalı ...'den nakten aldığını, sözleşme ve devir nedeniyle hiç bir alacağının kalmadığını ve birbirlerini ibra ettiklerinin belirtildiği, bu devir sözleşmesi de nazara alındığında davacı ile davalı ... arasında ortaklık ilişkisinin varlığının ispat edilemediği, diğer davalı ... ile akdedilen 25.06.2014 tarihli sözleşmede inşaatın yapılacağı açık tapu kaydı ve açık adres belirtilmemekle bu davalı yönünden de ortaklık ilişkisinin ispat edilemediği, davacı tarafça yemin teklif hakkının ise hatırlatılmasına rağmen kullanılmayacağının belirtildiği anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2024/3716 E., 2025/306 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK 620/1. madde) Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle alınır.
6. Hukuk Dairesi 2024/3716 E. , 2025/306 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1621 E., 2024/970 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/347 E., 2024/50 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...Yapı İnş. Ener. Turz. Tic. Ltd. Şti. ve ...İnş. Tic. Ltd. Şti. arasında kurulan iş ortaklığı tarafından "İstanbul ili,...Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ve Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Sağlık Meslek Lisesi Yapılması" ihalesinin üstlenildiğini, müvekkili şirket tarafından Türkiye Finans Katılım A.Ş.ye ait 03.09.2014 tarih 198-VT.002581 numaralı ve 7.040.000,00 TL bedelli teminat mektubunun davalı idareye verildiğini, işin tamamlanmasına rağmen davalı tarafça hukuka aykırı olarak teminat mektuplarının gelir kaydedildiğini belirtilerek, davaya konu teminat mektubunun 4.478.400,00 TL'lik kısmının şimdilik 50.000,00 TL'sinin nakde çevrilme tarihinde itibaren işlemiş reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın kısmi alacak davası şeklinde açılamayacağını, dava konusu İstanbul ili...Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ve Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Sağlık Meslek Lisesi Yapım işi ihalesi sözleşmesinin davacınında yer aldığı iş ortaklığı tarafından imzalandığını, ancak davanın sadece ...Yapı İnş. Enerji Tur. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından açıldığını, taraf teşkilinin sağlanmadığını, öncelikle davanın usulden reddi gerektiği, davacının sözleşmeden kaynaklı edimini yerine getirmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın aktif husumet ve dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davaya konu teminat mektubunun adi ortaklığın üstlendiği iş için verildiğini, teminat mektubunun müvekkili şirkete ait olduğunu, davanın iş ortaklığı davası olmayıp, müvekkil şirketin tek başına açabileceği bir dava olduğunu, mahkemece diğer iş ortağı şirketi davaya dahil etmek için süre verilmeden davanın usulden reddi kararının hatalı olduğunu beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki eser sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir.
1. Davacı taraf İstanbul ili,...Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ve Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Sağlık Meslek Lisesi yapılması ihalesini için verdiği teminat mekubunun, işin tamamlanmasına rağmen davalı tarafça hukuka aykırı olarak gelir kaydedildiğini ileri sürerek alacak davası açmıştır.
2.Taraf ehliyeti, bir davada veya talepte taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişi taraf ehliyetine sahip kabul edilmelidir. TBK'nın 620. maddesindeki tanıma göre; adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. 6098 sayılı TBK'nın 620 vd. maddelerinde düzenlenen adi ortaklığın, tüzel kişiliği bulunmadığından taraf ehliyeti de yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin dava ve taleplerde, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak birlikte hareket etmeleri gerekir.
3. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda; adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklardan sadece birinin dava açma ehliyetinin bulunmadığı gözetilerek, taraf teşkili sağlanmaksızın davaya devam edilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
4. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacıya, diğer adi ortağın davaya muvafakatini temin etmesi için makul süre vermek, muvafakatının sağlanması halinde yargılamaya devam etmek, aksi halde davanın usulden reddine karar vermekten ibarettir.
5. Bozma nedenine göre, davacı vekilinin temyiz sebeplerinin şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
(Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır (HMK 59/1).
Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. Ancak, duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış oldukları usul işlemleri, usulüne uygun olarak davet edildiği hâlde duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından da hüküm ifade eder (HMK 60/1).
4721 sayılı TMK’da; Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti (TMK 701/1) olarak tanımlanan elbirliği mülkiyetinde; ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır (TMK 701/2). Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir (TMK 702/1). Bunun istisnası TMK 702/4. maddede yer alan, ortaklardan her birinin, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanacağı hükmüne dayanılarak bu kapsamda olmak üzere bazı ortakların dava açabilecek olmasıdır.
Mecburi dava arkadaşlığının uygulamadaki en yaygın örneğı elbirliği mülkiyeti hükümlerinden kaynaklanan mecburi dava arkadaşlığı halidir. Elbirliği mülkiyetinin en yaygın örnekleri ise adi ortaklık ve miras ortaklığıdır.
Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler (640/2). Bu hüküm gereğince mirasçıların birlikte hareket etme zorunluluğu nedeniyle tereke adına açılacak davalarda mirasçılar birlikte dava açmak zorundadır.
Bu zorunluluğa rağmen mirasçılardan bazılarının dava açmış olması halinde bu davanın sürdürülebilmesi için davada yer almayan mirasçıların açılan davaya muvafakat etmesinin yeterli olduğu yerleşik yargısal uygulamada kabul edilmekte ve bu nedenle diğer mirasçıların muvafakatını sağlaması için süre verme yoluna gidilmektedir.
Adi ortaklık sözleşmesine dayalı ortaklık da elbirliği mülkiyetine tabi olup kaynağını şu hükümlerden almaktadır:
Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK 620/1. madde) Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle alınır. Sözleşmede kararların oy çokluğuyla alınacağı belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir (TBK 624. madde). Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur (TBK 638. madde).
Belirtilen bu hükümlerin sonucu olarak dava açan adi ortaklar da elbirliği mülkiyeti hükümlerine göre davada mecburi dava arkadaşı durumunda olup davanın tüm ortaklar tarafından açılması gereklidir. Bu zorunluluğa rağmen adi ortaklardan bazılarının dava açmış olması halinde bu davanın sürdürülebilmesi için davada yer almayan adi ortakların açılan davaya muvafakat etmesinin yeterli olduğu yerleşik yargısal uygulamada kabul edilmekte ve bu nedenle diğer adi ortakların muvafakatını sağlaması için davacıya süre verme yoluna gidilmektedir.
Mirasçıların veya adi ortakların elbirliği mülkiyetinde verilen süreye rağmen muvafakat sağlanamamış ise bunun davanın reddini gerektirip gerektirmediği üzerinde de durulmalıdır.
Mirasçıların elbirliği mülkiyetinde verilen süreye rağmen mirasçıların muvafakat vermemesi halinde ise "Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir (TMK 640/3)" hükmüne dayanılarak tereke temsilcisi atanmak suretiyle davanın görülebileceği kabul edilmektedir.
Adi ortakların elbirliği mülkiyetinde ise bu şekilde temsilci atanacağına dair bir hüküm TMK'da yer almamaktadır. Dairemizin önceki kararlarında bu durumda davaya muvafakat vermeyen ortak hakkında birleştirme talepli dava açmak üzere süre verilmesi, dava açılması halinde birleştirilerek görülmesi gerektiği aksi halde açılan davanın dinlenemeyeceği şeklinde bir çözüm geliştirilmiştir.
Mirasçıların elbirliği mülkiyetinde davaya muvafakat etmeyen mirasçı hakkında birleştirme talepli dava açmak için süre verilmesini gerektiren ihtiyaç bulunmasa da adi ortakların elbirliği mülkiyetinde böyle bir ihtiyaç bulunduğuna göre bir çözümün de geliştirilmesi zorunludur. Anayasaya uygun yorum ilkesi temel bir yorum ilkesidir. Anayasanın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesi hükmüne göre; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Öte yandan mülkiyet hakkı da anayasa ile korunan temel bir haktır.
Adi ortaklık kapsamında korunması gerekli bir mülkiyet değerine ilişkin bir hakkın varlığı iddia ediliyor ancak diğer adi ortak buna uygun hareket etmiyorsa bu hakkın gerek üçüncü kişilere gerekse diğer adi ortağa karşı da korunması için davacının dava açabileceği açıktır. Davacının sahip olduğu bir hakkın kendisine hatırlatılarak üçüncü kişi hakkındaki davanın görülebilmesi için diğer adi ortak hakkında birleştirme talepli dava açılması için süre verilmesinin usule veya maddi hukuka aykırı bir yönü olmadığı gibi anayasada düzenlenen hak arama hürriyeti ve müllkiyet hakkının korunmasına hizmet eden anayasaya uygun bir yorum ve uygulama olacağı da açıktır.
Dairemizin önceki bazı kararlarda da bu çözüme gerekçe olarak; "...Açılan davaya muvafakatın sağlanması, olmadığı takdirde taraf teşkili için diğer adi ortağın davalı olarak davada yer almasının sağlanması yoluyla davanın görülebilir hale gelmesi şeklinde bir uygulamanın benimsenmesi, Anayasa'nın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36. maddesine uygun yorumla, hukukun ve adaletin amacını sağlamaya yönelik olan temel hukuk ilkeleri yönünden de bir zorunluluktur. Muvafakat etmeyen adi ortak aleyhine husumet yöneltilmesine imkân tanınmaksızın davanın reddi gerektiğinin kabulü; ortaklardan bir kısmının hak arama özgürlüğünün, diğer bazı ortakların inisiyatif ve vicdanına bırakılması yanında, ortaklığın ve bu kapsamda ortaklardan bir kısmının haklarının hukuk önünde korunamayarak, uyuşmazlığın çözümsüz ve ortada bırakılabileceği anlamına gelir ki, bu da hukukun adaleti sağlama amacıyla hiç bir şekilde bağdaşmaz...” açıklamaları yapılmıştır. Örnek: Yargıtay 6. HD. 01.03.2022 T. 2021/3455 E. 2022/1085 K. ve Yargıtay 15. HD. 16.06.2016 T. 2016/1366 E. 2016/3472 K.).
Mirasçıların elbirliği mülkiyetinde davaya muvafakat etmeyen mirasçı hakkında birleştirme talepli dava açmak için süre verilmesini gerektiren bir ihtiyaç olmasa da açılan davada davacı ve davalı olarak tüm mirasçıların yer almış olması halinde terekeye temsilci tayinine gerek olmayacağı ve açılan davanın görülmesi gerektiği yargısal uygulamada kabul edilmektedir. Adi ortaklıkta birleştirme talepli olarak açılacak dava ile taraf teşkili sağlanarak davanın görülebilecek olması aynı çözümün adi ortaklıkta da benimsenmiş olmasından farklı bir anlam taşımamaktadır.
Mirasçılar bakımından davaya muvafakat etmeyen mirasçılar olmasına rağmen davanın görülebilirliğini sağlayan yollar mevcut ve uygulanabilir iken, adi ortaklıkta muvafakat etmeyen ortaklar bulunması halinde davanın görülebilmesini mümkün görmeyen bir sonucun benimsenmesi anayasaya uygun yorum ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.
Somut olayda adi ortağın tek başına açtığı davanın dinlenmesi mümkün olmadığından davacıya diğer adi ortağın davaya muvafakatini sağlaması, sağlayamaması halinde diğer adi ortak hakkında birleştirme talepli dava açılmak üzere süre verilmesi verilen bu sürelerin yerine getirilmemesi halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, bu gerekliliklere uyulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle bölge adliye adliye mahkemesi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, muvafakatın sağlanamaması halinde birleştirme talepli süre verilmesi yolu kabul edilmeyerek sadece muvafakın sağlanması için süre verilmesi ve yerine getirilmemesi halinde davanın usulden reddine karar verilmesi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
(A) ve (B), ortak bir kantin işletmek amacıyla el sıkışmışlardır. (A) sadece kantinin fiziksel alanını ve ekipmanını sağlamış, (B) ise sadece her gün orada bizzat çalışarak emeğini koymayı taahhüt etmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre bu ortaklık hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) (B), ortaklığa sermaye olarak nakit para koymadığı için hukuken "ortak" sıfatını kazanamaz.
B) İki veya daha çok kişinin emeklerini veya mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlenmeleri ile adi ortaklık kurulmuştur.
C) (A), ekipman sağladığı için ortaklığın tek yöneticisi sayılır; (B) sadece çalışan statüsündedir.
D) Bu ortaklık, ticaret siciline tescil edilmedikçe (A) ve (B) arasında hiçbir borç ilişkisi doğurmaz.
E) (A) ve (B) arasındaki bu ilişki, (B) ücret almadığı sürece bir "hizmet sözleşmesi" sayılır.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.